Tag

şartlı destek fonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Yürüteceği Çalışmaları Konuştuk

By | Şartlı Hibe

İzmir’de faaliyet yürüten Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği, mümkün olduğu kadar fazla çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız dernek sağladığımız hibe desteğini enstrümanların bakımı, yeni enstrüman alımı ve insan kaynağı giderlerini karşılamak için kullanacak.

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği kurucusu Selmin Günöz ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin yürüttüğü faaliyetler, dünyaca ünlü sanatçılar ile verilen konserlerin çocuklar ve aileler için önemi, müziğin birlikte çalışma yürüttükleri çocuklar üzerindeki etkisi, çalışma yürüttükleri bölgenin özellikleri ve hibe kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Barış Çocuk Orkestrası projesi, kurulduğu semtin dokusuyla birleşerek sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldırmayı hedefler. Derneğin kurulum amacı da bu projeyi desteklemektir. 

Projenin temel hedefi mümkün olan en fazla sayıda çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamak ve bu çocukları sokaktaki tehlikelerden korumaktır. Bu projede” MÜZİK”, gücüne çok inandığımız, barış, özgürlük ve adaleti en iyi şekilde ifade eden araçtır. Çok etkili bir araç. Müzik, barışçıl bir yaşam biçimi yaratmakta en büyük destektir.  Bu inançla ve bu hedefle, bize başvuran her çocuğu hiçbir yetenek sınavına tabi tutmaksızın kabul ederiz. Bazısı çabuk öğrenir, bazısı da yıllarca aynı seviyelerde kalır; fakat asla çocuklara bu işe uygun olmadıkları söylenmez, hissettirilmez. Dernek merkezimizde çocukların seviyelerine göre belirlediğimiz gruplara yönelik nitelikli eğitmenler eşliğinde müzik eğitimi veriyoruz. 7-17 yaş arası çocuklardan oluşan bu gruplar haftanın 2 günü bu eğitimlerden yararlanabiliyor. Cumartesi günleri ise tüm orkestra bir araya gelerek prova yapıyor. Yılda 1 veya 2 defa çocuklarımızın sahne üzerinde eşlik edebileceği uluslararası bir sanatçıyı davet ediyoruz ve hep beraber bir konser veriyoruz. 

İzmir’de suça sürüklenen çocuk oranının yüksek olduğu mahallelerde faaliyetlerinizi yürütüyorsunuz. Birlikte çalıştığınız çocukların durumundan ve bu grupla çalışmayı tercih etmenizin nedenlerinden bahseder misiniz?

Çalıştığımız bölge İzmir’in alkol, sigara, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelerinin en fazla tüketildiği, en fazla göç almış bölgelerinden birisidir. Özgüven eksikliği fazlasıyla fark edilir durumda. Günün her saatinde bir sokak çatışmasına tanık olabilirsiniz. Aileler, hava kararmaya başladığında sokağa çıkmaya çekiniyorlar. Tüm bu nedenlerden dolayı bu bölgeyi özellikle seçtik. Buradaki amaç çocukları bu tehlikelerden müzik aracılığıyla korumak. Bölgedeki uyuşturucu kullanımı çok küçük yaşlara kadar inmiş durumda. Yoksulluk gözle görülebilecek durumdadır. Kısacası, bu proje için en ideal yer burası. 

Yaptığınız çalışmaların çocuklar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz? Geçmiş yıllarda birlikte çalıştığınız çocuklar özelinde düşündüğünüzde, müzik çocukların iyi olma hallerini nasıl etkiliyor? 

Öncelikle özgüvenlerinin artması konusunda son derece başarılı bir sonuç gözlemlemekteyiz. Müzik eğitimi dışında dernek amacımızı destekleyen farklı faaliyetler de yürütüyoruz. Örneğin; çocuklar için felsefe atölyeleri düzenleyen bir gönüllü öğretmen, İngilizce dersi veren bir gönüllü öğretmen, sorunlarını rahatlıkla görüşebilecekleri gönüllü bir psikolog var. Anneler de psikolog desteğinden yararlanabiliyor. Bu bağlamda hem müzik eğitimi hem destekleyici çalışmalar sayesinde başlangıçta kavga, gürültü, küfür gibi sıkıntılı durumlarla çok iç içe olan çocuklar – hatta ceplerinde çakı, bıçak gibi tehdit edici aletlerle dolaşırlarken (Bu aletleri kendilerini korumak amacıyla taşıdıklarını ifade ediyorlardı.) – şimdi çok daha huzurlu ve sakinler. 

Vakıf olarak geliştirdiğiniz işbirlikleri ile Barış Çocuk Orkestrası’nın dünyaca ünlü sanatçılarla konserler vermesine olanak sağlıyorsunuz. Bu konserlerin Vakıfınız, orkestrada yer alan çocuklar ve aileleri açısından öneminden bahseder misiniz?

İzmir’in en mükemmel, Avrupai standartlarındaki salonunda Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne almak birlikte faaliyet yürüttüğümüz çocukların en büyük mutluluğu. İzleyici tarafından ayakta alkışlanmanın getirdiği mutluluk, ”BAŞARDIM” duygusu, bu işi nitelikli müzikle yapıyor olmanın verdiği keyif, sözcüklerle anlatılır gibi değil. Çocuklarla beraber aileler de süreç içerisinde dönüştü. Aileler zamanla kendilerine yabancı gelen bu müzik türüne alıştı. Ailelere yönelik çok sesli müziğin ne olduğunu ve çocuklarının beyinsel ve kişilik gelişimine nasıl katkı koyduğunu anlatan programlar yaptık. Pandemi boyunca zoom platformu üzerinden çevrimiçi devam ettiğimiz çalışmalarımızda sadece çocuklara yönelik değil anneler için de eğlence içerikli çalışmalar yaptık. Şimdi anneler çocuklarını izlerken yaşadıkları gururu bizlerle paylaşıyor. 

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz

Öncelikle bir adet korno satın aldık. Öğretmen giderimiz bir hayli fazla. Sağladığınız hibe desteği öğretmenlere yaptığımız ödemelerin karşılanmasına katkı sağlıyor. Desteğiniz için teşekkür ederiz!

 

Rengarenk Umutlar Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), Diyarbakır’da dezavantajlı hale getirilen mahallelerde yaşayan, risk altındaki, ayrımcılığa maruz kalmış çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla hak temelli faaliyetler yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, hibe kapsamında Temmuz 2021’de hazırladığı İletişim Strateji Belgesi’ni uygulayacak tam zamanlı İletişim Uzmanı istihdam edecek ve ofis giderlerini karşılayacak. 

Rengarenk Umutlar Derneği Genel Koordinatörü Yeter Erel Tuma ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; ekonomik krizin birlikte faaliyet yürüttükleri gruplar üzerindeki etkisi, Diyarbakır’da yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla yürütülen çalışmalar, çocukların çevreye ve çevre sorunlarına dair farkındalıklarını arttırmak amacıyla yürüttükleri faaliyetler, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Rengarenk Umutlar Derneği’nin 2022 yılı için planlarından ve öncelik vereceği çalışmalardan bahseder misiniz?

RUMUD olarak, 2022-2024 Yılı için stratejik planımızı oluşturduk. Stratejik planımız doğrultusunda toplam 8 ana hedefimiz bulunuyor: 

  1. Kurumsal kapasitenin geliştirilmesi,
  2. İnsan ve doğal kaynaklı krizlerin yönetiminde çocuk hakları odaklı bir ağ oluşturulması,
  3. Barış köyü kurulması,
  4. Erken Çocukluk Eğitim merkezinin oluşturulması (Geliştirilen programa uygun olarak),
  5. Çocuk hakları akademisinin geliştirilmesi,
  6. Çocuk hakları izleme merkezinin oluşturulması,
  7. İzleme çalışmalarının yapılması,
  8. Uluslararası ortaklıklar

Bu ana başlıklar aracılığıyla gelmek istediğimiz noktayı ise şöyle tanımlayabiliriz: Çocuk hakları alanında kurumsal kapasitemizi daha fazla geliştirerek yerel işbirlikleri ve ortaklıklar kurmak ve çocuk hakları meselesini bölgenin gündemine sokmak. Erken çocukluk eğitim merkezi, barış köyü ve çocuk hakları akademisi gibi çalışmalar yürüterek çocuk hakları ihlallerine karşı etkili savunuculuk geliştirmek ve bu bağlamda izleme, raporlama ve belgeleme çalışmalarını sürdürmek.

Salgın koşullarının yanı sıra yaşanan ekonomik kriz de hali hazırda kırılgan olan grupları daha savunmasız bir hale getirdi. Bu durum faaliyet yürüttüğünüz bölgedeki çocukları ve ailelerini nasıl etkiledi? Bu çerçevede birlikte çalıştığınız grupların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden v bahseder misiniz?

Pandemi, mevcut çocuk ihlallerinin yanı sıra yeni ihlal alanları yarattı. Dijital fırsat eşitsizliğinin daha fazla görünür olduğu süreçte çocukların farklı ve niteliksiz işgücüne informal bir şekilde eklemlendiğini söyleyebiliriz. Pandemide Artan Çocuk İşçiliği Araştırma Raporu Diyarbakır Örneği raporumuzda da açıkça görüleceği üzere eğitime erişememe çocukların çalıştırılmasının önünü açtı. Yeteri kadar işletilmeyen denetim mekanizmaları salgın sürecinde çocuk işçi sayısını artmasına neden oldu. Bir yandan salgının çocuk işçiliği üzerindeki etkisi öte yandan ortaya çıkan ekonomik kriz, çocukların okullarını  terk etmesine ve çalışmaya devam etmesine neden oldu. Her geçen gün artan çocuk yoksulluğu meselesi ile ilgili etkili savunu araçları geliştirmeye ve yerel aktörler ile işbirliği içerisinde olmaya devam ediyoruz.

COVID-19 salgının etkisi ile risk altında yaşayan çocuklar tanımlamasına uyan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Diyarbakır’da yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Her ne kadar çocuklar COVID-19 salgınının mağdurları arasında görünmese de aslında salgının en büyük mağdurlarından birisidir. En azından bugüne kadar COVID-19’un çocukların fiziksel sağlığı üzerinde önemli bir etki yaratmadığı gözlense de salgının çocukların iyi oluş hali üzerinde ciddi etkileri olduğu biliniyor. Her yaştan ve tüm ülkelerden çocuklar, krizin sosyo-ekonomik etkilerine maruz kalıyor. Bazı durumlarda da çocuklar yarardan çok zarar veren, hafifletici tedbirlerden etkilenmektedir ve ne yazık ki bu etkiler çok uzun yıllar sürecek gibi görünüyor.

Maalesef ki, COVID-19 salgının zararlı etkileri eşit bir şekilde dağılmıyor. Yoksul ülkelerde, yoksul mahallerde yaşayan ya da hali hazırda dezavantajlı durumda olan çocuklar üzerinde salgının çok daha zararlı etkileri olduğundan bahsetmek mümkün. 

Çocuklar bu krizden üç şekilde etkileniyor: Doğrudan virüsün bulaşması, salgını durdurmaya yönelik tedbirlerin kısa vadeli sosyo-ekonomik etkilerinin hissedilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni uygulama sürecindeki gecikmenin uzun vadedeki olası sonuçları.

RUMUD olarak çalışma sahamız olan Diyarbakır’ın Sur ilçesinde eşitsizliğin ve yetersiz tedbirlerin çocuklar üzerinde ki etkilerini görünür kılmak için çeşitli çalışmalar yürütüyoruz: Raporlar,basın açıklamaları ve  kampanya. Aynı zamanda, dernek merkezinde yürüttüğümüz atölyelere katılım sağlayan çocuklar ve bakım verenleri için bilinç yükseltme, çocukların akademik devamlılığı ve güçlendirme çalışmalarımız devam ediyor.

Çocuklarla beraber geri dönüşüm malzemelerini farklı şekillerde kullandığınız birçok çalışma yürütüyorsunuz. Gerçekleştirdiğiniz bu çalışmaların amaçlarından bahsedebilir misiniz?  Bu faaliyetler çocukların çevreye ve çevre sorunlarına bakış açısında nasıl bir dönüşüme neden oldu? 

Sürdürülebilir bir çevre için politika belgemizi hazırladık. Bu belgede aldığımız tüm kararlar derneğin tüm çalışma alanlarına entegre edilmiş durumda. Ancak bu farkındalığı geliştirmek ve çocukların çevreye duyarlılığını arttırmak için çeşitli faaliyetler de yürütmeye devam ediyoruz. Bunlardan biri de “İleri Dönüşüm Atölyesi”dir. Düzenlediğimiz atölye ile geri dönüşüm bir malzemeyi hammaddesine dönüştürmek, artık kullanılmayan bir malzemeyi başka bir şeye dönüştürmek gibi faaliyetler yürütüyoruz. Bu atölye aracılığı ile çocuklar evlerinde artık kullanılmaya, çöp olarak tanımlanabilecek malzemeleri oyuncağa dönüştürüyor. Temel hedefimiz elbetteki çocukların farkındalığını arttırmak ama bu yöntemle aynı zamanda çocukların yaratıcıkları, el becerileri ve hayal dünyaları da gelişiyor.

Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız Şartlı Destek Fonu kapsamında Temmuz 2021’de hazırladığınız İletişim Strateji belgenizi uygulamayı hedefliyorsunuz. Çocuk hakları alanında faaliyet yürüten bir dernek olarak iletişim stratejinizi belirlerken nelere öncelik verdiniz? Hibe desteğimizle bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bir sivil toplum örgütü olarak görünürlülüğün çok önemli olduğunun farkındayız. Son dönemlerde yürüttüğümüz savunuculuk ve kampanya çalışmaları bir kez daha gösterdi ki dijital platformlar bu faaliyetlerin oluşturduğu etkide çok önemli bir rol oynuyor. Fakat bizim için önemli olan bu iletişim faaliyetlerini yürütürken çocuk güvenliğini sağlayabilmek. Bu nedenle stratejimizi; çocuk hakları odaklı, çocukları ajite etmeyen, tüm çocukların eşit haklara sahip olduğu ve olması gerektiği söylemi üzerine kurguladık. 

Turkey Mozaik Foundationdan aldığımız destekle istihdam ettiğimiz İletişim Uzmanı; başta çocuk koruma politakımız olmak üzere, RUMUD’un tüm ilkeleri ile harmanlanmış olan iletişim stratejimizi uygulayacak. Çocuk güvenliği odağa alınmış iletişim modelimiz ile çocuk hakları alanında çalışan diğer örgütlere örnek olmayı hedefliyoruz.

 

Türkiye Alzheimer Derneği ile Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Türkiye Alzheimer Derneği kişilerin, Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve bu hastalıktan muzdarip kişi ve ailelerin yaşam kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalar yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız dernek, Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Şişli Gündüz Yaşam Evinde; 16 kişilik gruplar halinde toplam 32 hastaya, gruplar için belirlenen günlerde 8 saat rehabilitasyon ve sanat terapisi sağlayacak. Sanat terapisi kapsamında haftada iki kez ikişer saatlik müzik dinleme, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri gerçekleştirecek olan dernek; bir yandan da resim, ebru, kil, mandala, seramik gibi hastaların ince kaslarını çalıştırmalarına ve zihinsel becerilerini korumalarına destek olmayı amaçladığı atölyeler gerçekleştirecek.

Türkiye Alzheimer Derneği Genel Sekreteri Füsun Kocaman, Sosyal Hizmet Uzmanı/Gündüz Yaşam Evi Sorumlu Müdürü Gizem Akpınar, Prof. Dr. Başar Bilgiç Başkan ve dernek Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nil Tekin ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; her yıl daha da yaşlanan Türkiye nüfusunu sağlık hizmetlerine erişim açısından bekleyen riskler, hava kirliliğinin bunama hastalığına etkileri, Türkiye’de demans hastalarını desteklemek amacıyla geliştirilen stratejiler ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yakın zamanda yayımladığı rapora göre, Türkiye’de yaşlı nüfusu son 5 yılda %24 arttı. Her geçen gün artan yaşlı nüfus göz önüne alındığında yaşlanmakta olan nüfusu özellikle sağlık hizmetlerine erişim açısından ne tür riskler bekliyor? 

Yaşlanmakta olan nüfusu sağlık hizmetlerine erişim açısından bekleyen riskler şu başlıklar altında özetlenebilir:

  • Kapasite yetersizliği nedeniyle tedavi için uzun süre beklemek zorunda kalınması, 
  • Yoksulluk sebebiyle sağlık hizmetlerine (hastane, ameliyat, ilaç vs) erişilememesi,
  • Çok yaşlı olan ve/veya yalnız yaşayan hastaların sağlık kuruluşlarına gidememesi.

Yaşlı nüfusun artması kamusal sağlık hizmetlerinin yetersiz kalma ihtimalini doğurmaktadır. Nüfus yoğunluğu sağlık hizmetlerin yavaşlamasına ve imkanların yetersiz kalmasına neden olabilir. Yatak kapasiteleri ya da bakım evlerinin kapasitesi yaşlı nüfusa yetmeyebilir. Bu sebeple yaşlı nüfus aktif yaşlanma sürecini tamamlayacak sağlık hizmetlerinden yoksun kalabilir. 

Bir diğer sorun ise yoksulluk sebebiyle sağlık hizmetlerine (Hastane, ameliyat, ilaç vs) erişememe. Ülkemizde kayıt dışı çalışanların ve sigorta kapsamı dışında kalanların oranı bir hayli fazla. 

65 yaş üstü 851 bin kişinin %92’si kayıt dışı çalışıyor. Türkiye’de bakımı üstlenenlerin yarısından fazlası da kadınlardan oluşuyor. Evde bakım vb. devlet destekleri ancak belirli bir gelir düzeyinin altında kalan kişilere veriliyor. Bu nedenle bakım sağlayan kesim bu görevi ücretsiz olarak yerine getiriyor ve çalışma imkanına erişemiyor. Bu da yaşlanmayla birlikte yoksulluğun giderek artacağını gösteriyor. Yoksullukla birlikte öz bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında karşılaşılacak sorunlar ve kısıtlar, sağlığa ihtiyacı daha da artıracak. Bu da sağlığa erişim sorunu daha da büyüyecek. 

Çok yaşlı olan ve/veya yalnız yaşayan hastaların sağlık kuruluşlarına erişimi çok zor hatta kimi durumlarda imkânsız. Bu da evde sağlık uygulamalarını gündeme getiriyor. Yaşlıların sağlığa erişimini sağlamak için sağlık ve sosyal hizmet uygulamaları bir arada düşünülmeli.

Türkiye’de Alzheimer hastalarını desteklemek amacıyla geliştirilmiş ulusal düzeyde bir stratejik plan veya politika bulunuyor mu? Bu tür bir çalışmanın hayata geçirilmesi için hangi paydaşlar tarafından neler yapılması gerekiyor?

Demans, en sık görülen formuyla Alzheimer Hastalığı (AH) yaşla birlikte görülme riski artan, hastada oluşturduğu engellilik durumu, mortalite oranları, bakıcı yükü ve bakım maliyeti ile toplumu etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Demans dünya genelinde 50 milyon kişiyi etkilemektedir ve her 3 saniyede yeni bir demans olgusu ortaya çıkmaktadır. Bu artış hızıyla 2030 yılında 82 milyona, 2050 yılında ise yaklaşık 152 milyona ulaşacağı öngörülmektedir.  Son zamanlarda Türkiye’de 800.000 kişinin bu hastalıkla mücadele ettiği düşünülmektedir.  Her geçen yıl daha da artan ve şu anda nüfusun %9.1’ini oluşturan yaşlı nüfusu ile beraber düşünüldüğünde demansın Türkiye’de görülme oranı da artacaktır. 

Yaşlanan Türkiye’de demans hastalığı hakkında daha fazla farkındalık ve bilgi sahibi olmak büyük önem taşımaktadır. Demans hastalığında korunma, erken tanı, bilgilendirme, kaliteli bakımın sağlanması, hastanın ve ailelerinin yaşam kalitesinin arttırılması için verilecek destek hizmetlerini içeren planlamalara gereksinim giderek artmaktadır.  Kesin tedavisi olmayan, ilerleyici, kronik bir hastalık olarak tanımlanan demans hastalığına yönelik olarak özellikle gelişmiş ülkelerde stratejik planlar oluşturulmasıyla tüm dünyada ülkelerin kendilerine has planların yapılma gereksinimi ortaya konmuştur. Alzheimer’s Disease International (ADI) küresel bir eylem planı oluşturmaya, bu eylem planına daha fazla ülke ve bölgeyi dâhil etmeye çalışmaktadır.

Hızla yaşlanan Türkiye’de giderek daha sık görülmeyen başlayan Alzheimer ve diğer demans tiplerine yönelik bir ulusal stratejik planın oluşturulması önem taşımaktadır. Koordinasyon, bilgi paylaşımı ve işbirlikleri, kaynakların etkin kullanımı, finansman modelleri, sürdürülebilirlik, değişen gereksinimlerin doğru şekilde değerlendirilmesi ve bütünleşik bakımın sağlanması için tüm Dünya’da Alzheimer derneklerine önemli görevler düşmektedir.  ADI üyesi de olan Türkiye Alzheimer Derneği bünyesinde Ulusal Demans Stratejik Plan Çalışma Grubu tarafından Ulusal Demans Stratejik Planı (2020-2025) oluşturulmuştur. Oluşturulan plan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na sunulmuştur.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı öncülüğünde yaşlılara yönelik ulusal eylem planları yapılıyor olsa da Alzheimer özelinde ulusal bir plan mevcut değildir. 

Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı(2007 Kalkınma Ba- kanlığı Devlet Planlama Teşkilat)

Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı Uygulama Programı(2013-2015-2016 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı) 

Bakım Hizmetleri Stratejisi ve Eylem Planı(2011-2013 Aile ve SosyalPolitikalarBakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü) 

Türkiye Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı ve Uygulama Programı(2015-T.C. Sağlık Ba- kanlığı)

Hava kirliliğinin bunama hastalığı üzerinde ciddi etkileri olduğu biliniyor. Hava kirliliği bunama hastalığını nasıl tetikliyor? Bunun önüne geçmek için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Hava kirliliği görülme oranı artan küresel bir sorundur. Kalp hastalığı, felç ve kanser dahil olmak üzere birçok bulaşıcı olmayan hastalıkta bilinen bir nedensel faktördür. Demans (bunama) da ilerleyici, engellik yaratan, bulaşıcı olmayan bir hastalık olarak hızla büyüyen küresel bir sorundur. Hava kirliliği ile bunama veya bilişsel bozulma arasında ilişki olduğunu düşündüren çalışmalar mevcuttur. 

Temel olarak hava kirliliğine, özellikle de havada yer alan ince partiküllü maddelere maruz kalmanın, hipertansiyon, hiperlipidemi, ateroskleroz, oksidatif stres, insülin direnci, endotelyal disfonksiyon, pıhtılaşma eğiliminde artış, iltihaplanma ve inme riskini artırdığı ve bunların hepsinin aynı zamanda zihinsel işlevleri de bozduğu düşünülmektedir. 

Genel olarak, uzunlamasına kohort çalışmalarından elde edilen kanıtlar, hava kirliliğinde, özellikle küçük partiküller olan PM2.5, NO2/NOx ve O3 kirleticilerine maruz kalmanın, bunama riskini arttırdığını ve zihinsel işlevleri bozduğunu göstermektedir. Solunduğunda, partikül yüzeyinden desorbe edilen gaz, partiküller veya materyalin inflamatuar yanıtları, mikroglial aktivasyonu, reaktif oksijen türlerinin üretimini ve Aβ peptitlerinin artan üretimini ve birikimini indüklemek üzere hareket ettiği varsayılmaktadır. Bir çalışmada ikamet yeri ile en yakın ana yola olan mesafe arasındaki ilişkiye bakarak kirliliğe maruz kalmanın bir temsili ölçüsü kullanılmış, sonuçlarda konut ana yola ne kadar yakınsa demans riski o kadar yüksek bulunmuştur.

“2017 yılında “Lancet Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Komisyonu” demans için potansiyel risk faktörleri listesine hava kirliliğini de dahil etmiştir. 2018 yılında da özellikle yaşlılarda havada asılı küçük partiküller ve bunama için nedensellik kanıtlarının arttığını belirtmiş ve ortaya çıkan nedensel bağlantıların araştırılması için daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulunmuştur. Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğu bilinirken, bilişsel işlev üzerindeki etkisini değerlendirmek için gereken uzunlukta klinik çalışmalar yapmak gerekmektedir.”

Demans için belirlenmiş risk faktörlerinin çoğunda olduğu gibi hava kirliliği, tek başına zihinsel işlevleri etkilemez. Aksine, biri demans olan birden fazla bulaşıcı olmayan hastalık riskini artırır. Bununla birlikte, yerleşik bunama risk faktörlerinin çoğunun aksine, hava kirliliğinden kaynaklanan risklere maruz kalma üzerinde kişisel kontrol imkânı düşüktür. Hava kirliliği yaygın, küresel, yaşam boyu sürer ve sağlığa zararlıdır. Maruziyetin azaltılması, potansiyel olarak demans riskini azaltmak da dahil olmak üzere sağlık yararı ve maliyet tasarrufu için büyük bir potansiyele sahiptir.

Bunama için risk yaratan havadaki bu küçük zararlı partiküllerin ana kaynağı petrol türevlerini kullanan içten yanmalı motorlar, termik santraller ve ağır sanayidir. Bu nedenle bunama açısından hava kirliliği kaynaklı riski azaltmak için ülke politikası olarak çevreci bir yaklaşım benimsenmeli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmelidir. Ayrıca içten yanmalı motorların yerine elektrikli araçların yaygınlaşması, ikamet edilen yerlerin otoyol, termik santral ve ağır sanayi alanlarından uzak yapılandırılması da özellikle yaşlı nüfusta hava kirliliği kaynaklı bunama riski azaltacak yaklaşımlardır.  

Türkiye Alzheimer Derneği olarak COVID-19 salgını döneminde; Dijital Torunum, Dijital Çay Saati, Bana Bir Hikâye Anlat gibi faaliyetler yürüttünüz. Pandemi kısıtlamalarının kalkması ile yüz yüze faaliyetler yeniden başladı. Dernek olarak bu dönemde edindiğiniz tecrübeleri ilerleyen dönemlerde nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Dijital etkinlikler yapmaya devam edecek misiniz? 

Hem hastalarımızın – hatta birçok hasta yakınımız – riskli yaş grubu içerisinde yer alması hem de Gündüz Bakım Evi, Evde Bakım ve Eğitim hizmetlerimize uzun süre ara vermiş olmamız,  pandemi koşullarının yarattığı olumsuz etkileri çok ciddi bir şekilde hissetmemize neden oldu. Gündüz Yaşam Evimizde faaliyetleri yaklaşık 18 ay aradan sonra 1 Eylül 2021 itibari ile tekrar başladık. Ancak, bazı aksaklıklar nedeniyle ve pandemi koşullarında henüz yeterli serbesti sağlanamadığı için şu anda hastalarımızı “üçer kişi-yarımşar gün” kabul edebiliyoruz. 1 Mart 2022 tarihinden itibaren tekrar eski düzende çalışabilmenin ilk adımlarını attık. Buna göre dünya standartlarına göre üst sınır kabul edilen 16 hastayı pazartesi, çarşamba ve cuma, diğer 16 hastadan oluşan ikinci grubu da salı ve perşembe günleri kabul ediyoruz. Yani, toplam 32 hastaya günde 8 saat rehabilitasyon ve terapi sağlayacak şekilde pandemi öncesi hizmet modelimize geri dönmek için gerekli planlamaları yapıyoruz. 

Gündüz Yaşam Evimizde sunduğumuz yüz yüze danışmanlık, aylık bilgilendirme seminerleri, aylık grup psiko-terapi seansları, hasta ve hasta yakınlarına canlı müzik eşliğinde birlikte eğlenme imkânı sunan Çay Saati programlarımızı pandemi döneminde telefon üzerinden ve dijital platformlar aracılığı ile devam ettirdik. Böylece, hastalarımıza ve ailelerine sağladığımız destekleri hiç aksatmamış olduk. Aynı zamanda pandemi döneminde, tüm danışma hatlarımızı evlerimize yönlendirerek telefon, görüntülü görüşme ve sosyal medya platformları aracılığı ile hasta yakınlarına psiko-sosyal destek vermeye devam ettik. Mayıs 2021’den itibaren her perşembe saat 15:00’da çevrimiçi bilgilendirme toplantıları yapmayı ve acil ihtiyaç duyan ailelere evde bakım hizmeti sağlanmayı sürdürdük. Ayrıca pandemi döneminde hayata geçen Dijital Torun projesiyle gençler, kendileriyle eşleştirilen hastalarla belirlenen gün ve saatlerde görüntülü görüşerek moral vermeye ve iletişim becerilerini kaybetmelerini önlemeye çalıştılar ve bu görüşmeler halen devam etmekte.

Pandemi hepimize dijitalleşmenin önemini ve kolaylaştırıcılığını gösterdi. Mekandan bağımsız olarak dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir ulaşım sorunu ve masrafı yaşamadan ve özellikle hasta yakınları için hastalarını yalnız bırakmak ya da birine emanet etmek zorunda kalmadan her türlü bilgilendirme, dayanışma, eğlence, vb. etkinliğe katılma imkanı sundu. Dijitalleşme iletişimi yaygınlaştırdı. Ayrıca pandemi dönemi hem bizim hem hizmet sunduğumuz hasta yakınlarımız dijital becerilerini geliştirdi.

Bu dönemde hizmet verdiğimiz hedef kitlemizden aldığımız geri dönüşlere dayanarak, yüz yüze faaliyetlerimizin yanında dijitalde de çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Örneğin ABKOSE – Alzheimer Hastalarına Bakımveren Kadınlar için Online Sertifikalı Eğitim Programı Geliştirme projesini hayata geçirdik. ABKOSE projesiyle, Alzheimer hastalarının, ailelerinin ve profesyonellerin doğrudan katılımı ve eğitimi üzerine biricik ve yenilikçi bir dijital eğitim programını tasarlıyoruz. Projeyle gayri resmi bakımveren kadınların akrabalarına bakarken edindikleri becerilerin yapılandırılmasını, eksiklerinin tamamlanmasını ve belgelendirilmesini, kadınların sosyal ve ekonomik dışlanmanın üstesinden gelebilmesi için güçlendirilmesini amaçlıyoruz. Eğitimle Türkiye’de artan paramedikal ve bakım personeli açığına cevap verileceği ve yalnızca nihai yararlanıcıların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına değil, aynı zamanda ülkenin işgücü piyasası talebi için de fayda sağlayacağı öngörülmektedir. Eğitim, Alzheimer ve demans hastalarına bakımveren kadınlara bakım teknikleri ve teknolojilerini sunarak kişisel güçlenmelerini destekleme ve meslek sahibi yapma noktasında katkı sağlayacak.

Özetle, bundan böyle yüz yüze etkinliklerimizi dijital kanallar aracılığıyla sunacağımız etkinliklerle destekliyor olacağız.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirmeyi planladığınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesi ile hastalarımıza canlı, dinamik, keyifli ve saygın bir yaşam sunmayı ve onlara moral, motivasyon desteği vermeyi amaçlıyoruz. Özellikle pandemi sürecinin hasta ve yakınlarında yarattığı zihinsel durgunluğu ve psikolojik yorgunluğu atmak için bu tarz aktivitelere geçmişe oranla çok daha fazla ihtiyaç duyulmakta. Bu amaçla haftada iki kez ikişer saat müzik ve sanat terapistleri gerçekleştiriyoruz. Projemiz 1 Mart 2022 tarihinde başladı. Önceki dönemlerde de beraber çalıştığımız ve hastalarımızla çok güzel diyaloglar kuran müzik terapisti eşliğinde; dinleme, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Tüm bu faaliyetler hastalara hem zihinsel hem ruhsal hem fiziksel olarak iyi geliyor. Proje kapsamında yürüttüğümüz bir diğer faaliyet ise Psikolog ve Sanat Terapisti uzmanımız eşliğinde gerçekleşen resim, ebru, kil, mandala, seramik gibi hastaların hem ince kaslarını çalıştırmalarına hem zihinsel becerilerini korumalarına yarayan çalışmalar. Aynı zamanda bu çalışmalar sayesinde yeniden üretmeye başlayan hastalar hem moralman daha da güçleniyor hem de bakımverenleri ile birlikte çalışma yaparak aralarındaki iletişim sağlamlaşıyor. 

Hibe desteğiniz sayesinde pandemi döneminde yaşanan tüm maddi sıkıntılara rağmen Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projemizi yeniden hayata geçirebildik. Proje ile beraber 24 hafta boyunca hastalara yönelik atölye çalışmaları (Atölyeler 1 ile 3 haftada tamamlanabilemektedir.), canlı müzik ve dans terapisi sunma imkânı elde ettik.

 

Genç LGBTİ+ Derneği ile LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

İzmir’de faaliyet gösteren Genç Lezbiyen Gey Biseksüel Trans Interseks Gençlik Çalışmaları ve Dayanışma Derneği (Genç LGBTİ+ Derneği), LGBTİ+ gençlerin sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve LGBTİ+ gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan Genç LGBTİ+ Derneği, sağladığımız hibe desteği ile LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi projesini hayata geçiriyor. Proje kapsamında sosyal medya hesapları, e-posta ve danışmanlık hattı üzerinden 12 ay süreyle toplam 1.200 kişiye hukuksal, psikolojik, hizmetlere erişim, cinsiyet uyum süreci gibi konularda danışmanlık ve yönlendirme desteği sağlayacak.

Genç LGBTİ+ Derneği’nden Rıfat Can Yiğit ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin amacı ve yürüttüğü faaliyetler, LGBTİ+ gençlerin öne çıkan ihtiyaçları, 5.yılını kutlayan derneğin alan ile ilgili tecrübeleri, Destekle Değiştir etkinliği ve proje kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Genç LGBTİ+ Derneği’nin çalışmalarını önceki hibelerimizden tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Genç LGBTİ+’nin kuruluş amacından ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Genç LGBTİ+ Derneği, 2016 yılında, “LGBTİ+ gençler için LGBTİ+ gençler tarafından” mottosuyla, LGBTİ+ gençlerin sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve LGBTİ+ gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak amacıyla İzmir’de kuruldu. 

Barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişim hakkı için çalışmalar, gençlik hakkı, cinsel haklar, sosyal faaliyetler, hak savunuculuğu, nefret suçlarıyla mücadele ve akran desteği derneğin temel faaliyet alanlarını tanımlar.

Genç LGBTİ+ Derneği, gönüllülerden oluşan bir dernektir. LGBTİ+ gençler derneğin öncelikli çalışma alanını oluştursa da LGBTİ+ hareketi ilgilendiren konular da çalışma alanı içinde yer alır. Her yaş grubundan insanlar dernek çalışmalarında yer alabilir, dernek hizmetlerinden faydalanabilir.

Dernek, üyeleri, gönüllüleri, etkinlik katılımcıları gibi dernek ile temas edecek kişilerin ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, dini inanç, felsefi görüş, sağlık durumu, yaş ya da statüsü üzerinden ayrım yapmaz ve herkese eşitlikçi bir yaklaşım sergiler.

Genç LGBTİ+ Derneği olarak birden fazla kanal aracılığıyla LGBTİ+ gençlere danışmanlık hizmeti veriyorsunuz. Danışmanlık hizmeti verdiğiniz alanlar üzerinden karşılaştığınız talepleri de göz önüne aldığınızda LGBTİ+ gençlerin öne çıkan ihtiyaçları hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu alanlarda danışmanlık hizmeti sağlamak neden önemli?

Dernek, hukuki danışmanlık, psikososyal destek danışmanlığı, akademik danışmanlık, uzman yönlendirmesi ve akran danışmanlığı desteği sağlamaktadır. Yüz yüze, çevrimiçi, sosyal medya yoluyla ve danışma hattı aracılığı ile danışanlara hizmet verilmektedir. 

Danışmanlık hizmetimiz; dernek ve dernek etkinlikleri hakkında bilgi alma, temel kavramlar hakkında bilgi alma, açılma, aile içi şiddet, nefret suçu ve nefret söylemine dair hak temelli talepler, mülteci ve sığınmacıların hak ve sorunları, diğer LGBTİ+ derneklerinin hizmetleri, akademik danışmanlık, cinsel sağlık, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair genel bilgi alma, translara dair süreçler, psikososyal destek danışmanlığı, kondom hizmetine erişim, yurtdışında yaşam, taciz/ifşa süreçleri hakkında bilgi alma, sosyalleşme, dayanışma, yayın talebi, örgütlenme hakkı, eğitim hakkı, taşıyıcı annelik, LGBTİ+ dostu mekanlar ve güzellik merkezleri, askerlikten muafiyet süreci, barınma ve istihdam, hukuki danışmanlık, sosyal yardımlar gibi konulardan oluşmaktadır. LGBTİ+ olduğu için ayrımcılığa uğrayan, doğru bilgiye erişemeyen, haksızlığa maruz bırakılan, yalnız hisseden gençlerin ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyetlerimizi yürütmekteyiz. Hukuki danışmanlık hizmeti ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden doğan hak temelli taleplere yönelik hukuki danışmanlık vermekteyiz. Gönüllü avukat ağımızla verdiğimiz danışmanlık kapsamında doğrudan bir avukatlık hizmetimiz bulunmuyor. Daha çok hukuki olarak kapasite güçlendirmeyi ve bilgi edinmeyi sağlayan bir danışmanlık hizmetidir. Hukuk alan danışmanlıkları hak ihlali yaşayan, yaşama ihtimali olan LGBTİ+’lar için doğru ve eşit bir imkan yaratılması için önemlidir. Eşit haklara erişim konusunda LGBTİ+’ları desteklemek amaçlanmaktadır. Akran danışmanlığı, akranların birbirlerinin ihtiyaç duyduğu konularda danıştığı, daha rahat ve özgür hissettiği alanlar yaratmayı hedeflemektir. Psikososyal destek danışmanlığı, kendini LGBTİ+ olarak tanımlayan herkesin cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi, cinsel yönelim ve psikolojik sağlıkla ilişkili alanlarda ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakılmadan psikolojik desteğe erişebilmesini amaçlamaktadır. LGBTİ+’ların ruhsal sağlıklarına ve iyilik hallerine destek olmayı amaçlar. Direkt olarak bir terapi şeklinde gerçekleşmemektedir. Ön görüşmeler sonrası, danışan için uygun uzmana yönlendirme yapılmaktadır. Bu yönlendirmeler için uzman ağımız vardır ve bu ağı geliştirmek temel hedefimizdir.

Genç LGBTİ+ yakın zamanda 5.yaşını kutladı. Aradan geçen 5 yılı değerlendirdiğinizde, çalışma alanınızda karşılaştığınız koşullar ve derneğin yaşadığı değişime dair öne çıkan noktalardan bahsedebilir misiniz?

Öncelikle, gönüllüleriyle birlikte örgütlenen bir dernek olduğumuzu söyleyebilirim. Örgütlenme gücünü tabandan alan bir derneğiz. Kurulduğumuz günden bugüne gönüllü grubu ve ofis personeli kapasitemizin artması, verdiğimiz hizmetlerin kapsamının da genişlemesini ve organizasyon çeşitliliğimizin artmasını sağlamıştır. Dernek ofisimizde bulunan kütüphanedeki yayın sayısı ve çeşitliliği de günden güne artış gösteriyor. Aynı zamanda Genç LGBTİ+ Derneği olarak çıkardığımız yayınlarımızla kendi arşivimizi de LGBTİ+ hareketinin arşivini de günden güne güçlendiriyoruz. Her ne kadar LGBTİ+ savunuculuğu yaparken hedef göstermelerle, türlü baskılarla karşılaşsak da kurumsal işbirliklerimizi arttırdığımızı da eklemeliyiz. İzmir’deki hak temelli çeşitli sivil toplum örgütleriyle ilişkilerimizi her geçen gün daha da güçlendirdiğimizi söyleyebiliriz.   

Genç LGBTİ+ Derneği, 30 Kasım 2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alan STK’lar arasındaydı. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize katkılarını bizimle paylaşır mısınız?

Hazırlık aşamasından etkinlik gününe kadar geçen süreç bizim için oldukça heyecanlıydı. Çalışmalarımızı bağışçılara anlatmak için gerçekleşen toplantılarda Sivil toplum için Destek Vakfı (STDV) ekibi hem oldukça destekleyici bir tavır içerisindeydi hem de heyecanımıza ortak oldu. Bağışçılarla buluşup danışmanlık hizmetlerimizi anlatmak, LGBTİ+ gençlerin ihtiyaçlarını görünür kılacak bir alan bulmak ve bağışçılara kurumumuzu tanıtmak bu süreçte en önemsediğimiz konuydu. Daha önce bireysel bağışçılara yönelik bir deneyimimiz olmamıştı. Bu açıdan da bizim için heyecanımızı artıran bir süreç oldu. Etkinlik günü katılımcı sayısını görmek ve etkinlik sonucunda toplanan miktarın hedeflediğimizin üstünde olması bizi çok mutlu etti. Bu vesileyle hem destekleri için STDV ekibine hem de Destekle Değiştir etkinliğine katılan tüm destekçilere bir kez daha teşekkür ederiz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğin danışmanlık hizmetinin sürekliliğinin sağlanması ve kapsamının genişletilmesi temel planlarımızdan birisi. Daha fazla kişinin danışmanlık hizmetine erişmesini sağlamayı hedefliyoruz. En sık kullanılan danışmanlık kanalı olan sosyal medya üzerinden, genç LGBTİ+’lara daha kolay ulaşmayı, danışmanlık hizmetlerimizinden ücretsiz olarak faydalanabileceklerini duyurmayı amaçlıyoruz. 

 

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Köy Öğretmenleri El Ele Projesine Başladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan KODA, sağladığımız hibe desteği ile Köy Öğretmenleri El Ele projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek mesleğe yeni başlayan köy öğretmenlerinin deneyimli köy öğretmenleri tarafından birebir görüşmeler ve eğitimlerle desteklenmesini sağlayacak. Bu amaç doğrultusunda, 26 mentor öğretmen mesleğe yeni başlayan 64 meslektaşının kişisel ve mesleki olarak güçlenmesine katkı sağlayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği İletişim ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Menekşe Canatan ve Araştırma ve Proje Geliştirme Uzmanı Dilara Avdagiç ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; köy okullarında okumanın öğrencilere sunduğu fırsatlar, yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarının değişen ihtiyaçları, Destekle Değiştir etkinliğindeki deneyimleri ve Köy Öğretmenleri El eEe projesi hakkında konuştuk.

Vakfımızı takip edenler KODA’nın çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?

KODA olarak 2016 yılından bu yana köylerde eğitimin niteliğini sürdürülebilir biçimde artırmak için çalışan bir derneğiz. Dünya Bankası’nın 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de bir çocuğun nitelikli eği̇tim alabilmesi gelir farkından sonra kentte ya da kırda doğmasına bağlı olarak şekilleniyor. Bizler köylerdeki çocukların kendilerini gerçekleştirebilecekleri, kendi potansiyellerine ulaşabilecekleri, sadece akademik değil bütünsel gelişimi önceliklendiren bir eği̇ti̇m almalarını sağlamak için çalışıyoruz. Köyde eği̇tim deyince yola çıkış noktamız köy öğretmenlerini güçlendirmek oldu. Şehirde doğmuş, şehirde büyümüş ve şehirdeki bir üniversitede okumuş bir öğretmen adayı olarak bir anda Harran’ın bir köyüne atandığınızı düşünün. Hem okulda köyde öğretmenliğe dair uygulamalı bir eği̇tim almadan mezun oluyorsunuz hem de müfredat dahil elinizdeki çoğu materyal kentte öğretime yönelik oluyor. Öte yandan nüfus dağılımından dolayı köy okullarında çoğunlukla bir ya da iki öğretmen oluyor. Bu da hem mesleki olarak paylaşımda bulunabileceğiniz birilerine erişmenizi zorlaştırıyor hem de ciddi bir sosyal izolasyonla başbaşa kalıyorsunuz. KODA’da bu sorunun çözümüne yönelik olarak Öğretmen Toplulukları Programımız bulunuyor. Köy öğretmenlerini düzenli olarak bir araya getiriyor ve mesleki olarak birbirlerinden öğrenebilecekleri bir alan açıyoruz, bir yandan da ihtiyaç duydukları konulara dair uzman eğitmenlerden eğitimler almalarını sağlıyoruz. Şu anda Türkiye’nin farklı kırsal bölgelerini kapsayan 16 tane topluluğumuz var.

Öğretmenlerin mezun olmadan önce köyde öğretmenlik süreçlerine hazır olabilmeleri için üniversiteler ile işbirliği halinde yürüttüğümüz, öğretmen adaylarına yönelik olan Köye İlk Adım Programımız bulunuyor.

Köyde eğitimi bütünsel olarak güçlendirmek için yereldeki aktörleri de sürece dahil etmenin önemli olduğunu biliyoruz. Köy muhtarları, köylerdeki gençler gibi yerel paydaşları sürece dahil etmeye yönelik çalışmalar da yürütüyoruz. Bir yandan da yerel ihtiyaçlara cevap veren eği̇tim materyalleri ve ders içerikleri geliştirmek stratejimizde önemli bir yer tutuyor.

Türkiye’de köy okulları genellikle eksikler ve imkansızlıklar üzerinden anılıyor. Oysa, KODA olarak köy okullarında okumanın öğrenciler için birçok fırsat sunduğunu söylüyorsunuz. Bu fırsatlardan ve bu fırsatların ortaya çıkmasında öğretmenlerin oynadığı rolden bahseder misiniz?

Köylerdeki fiziksel yoksunlukları görmezden gelmeden köy okullarında var olan fırsatlara odaklandığımızda hayalimizdeki eği̇tim için büyük bir potansiyel bulunuyor. Sınıf mevcudunun azlığı, öğretmenin daha kolay inisiyatif alabilmesi, okulların doğa ile iç içe olması, öğretmenin çocukları tüm çevresi ile birlikte bir tanıyabilmesi bu fırsatlardan bazıları. Köylerde görev alan öğretmenleri bu fırsatları değerlendirebilecek şekilde güçlendirdiğimizde ve bütünsel eğitim süreçlerine uygun araçlar ile desteklediğimizde köyde nitelikli eğitime dair değişimi başlatabiliriz. Yereldeki ihtiyaçlar çok değişken ve farklı olduğundan köy öğretmenlerinin özellikle sorun tespiti, yaratıcı çözümler ve sorumlu karar verme gibi konularda kişisel olarak gelişmelerine olanak sağlamak gerekiyor. Aynı zamanda yerele özgü sorunlar karşısında öğretim, yöntem ve tekniklerini geliştirebilmeleri için öğretmenlerin mesleki kapasitelerinin artırılması da önemli konulardan biri. Köyde bir öğretmenden çok daha fazlası olan köy öğretmenlerini okul-aile ilişkileri, yerel yöneticiler ile ilişkiler gibi konularda da destekleyerek kırsalın koşullarına hazır hale gelebilmeleri için üniversite eğitimlerinden başlayarak uygulamalı çalışmalar yapmaları da köyde eğitimin niteliğine dair önemli bir yatırım.

Uzun bir aradan sonra Eylül 2021’de Türkiye genelinde yüz yüze eğitim yeniden başladı. Bu geçiş süreci köy okullarında nasıl gerçekleşti? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 Eylül ayında yüz yüze eğitimin başlamasını öğretmenler büyük bir heyecanla bekledi. Aslında pandemi döneminde de birçok öğretmen sağlık tedbirlerini alarak köydeki öğrencilerinin yanına gitmeye ve uzaktan da olsa ödev ve oyunlaştırma ile destek olmaya devam etti. Okulların açılmasıyla da öğretmen ve öğrenciler için okula hızlı bir adaptasyon süreci yaşandı.

KODA olarak bizler için de yüz yüze faaliyetlere dönmek büyük bir heyecan kaynağı oldu. Pandemi döneminde çevrimiçi faaliyetlerimize devam etmenin getirdiği avantajlar oldu (Örneğin; farklı bölgelerden öğretmenlere ulaşma, daha fazla öğretmene ulaşma, vb.). Buradaki öğrenimlerimizi Türkiye genelinden öğretmenlere ulaştırmanın bir fırsatı ve yöntemi olarak görüyoruz. Bu nedenle de KODA olarak bu faaliyet dönemimizde de çevrimiçi buluşmalarımızı sürdürerek yine kırsalda görev yapan öğretmenlerden gelen ihtiyaçlara göre içeriklerimizi revize etmeye ve güncel tutmaya devam ediyoruz.

Ancak yüz yüze faaliyetlerle yeniden sahada öğretmenlerle bir araya gelmenin de avantajlarını yadırgamamak gerekiyor. Bizler de aslında bu iki yöntemi birleştirerek 2021-2022 faaliyet döneminde Öğretmen Toplulukları Programımız dahilinde hem çevrimiçi hem de yerel 16 toplulukla çalışıyoruz.  16 topluluğumuz kurulup, katılımcı öğretmenlerimiz kendi yerel bölgelerinde bir araya gelmeye başladıklarında gördük ki öğretmenlerin birbirlerinden alıp verebileceği, birbirlerine katabileceği çok şey var. Birbirlerini duymak, ortak sorunlardan geçtiklerine şahit olmak ve bir de üzerine sorunlara birlikte çözüm düşünmenin katkısının yüz yüze eğitime geçişte ve hatta kırsal eğitimin niteliğini iyileştirmede çok büyük bir ihtiyacı karşıladığını görüyoruz.

Öğretmenlerin yanı sıra, Eylül ayından beri süregelen dönemde gönüllü faaliyetlerimiz kapsamında okulların ve ailelerin ihtiyaçlarını tespit etmek adına odak grup görüşmeleri gerçekleştirdik ve bir grup gönüllü öğretmen ile ebeveynlerin eğitime dair değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında nasıl destek olabileceğimizi tasarlıyoruz.

Tüm bahsettiğimiz faaliyetler ile aslında çocuğun ve eğitim yolculuğunda ona eşlik eden yetişkinlerin ihtiyaçlarını temele alarak çalışmalarımıza güçlenerek devam etmeyi hedefliyoruz.

2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alarak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatına sahip oldunuz. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil toplumun gücüne ve değişime inanan bir toplulukla bir araya gelmek bizler için eşsiz bir deneyimdi. Türkiye’de kırsalda eği̇ti̇m meselesi çoğunlukla büyük ve çözülemez bir sorun olarak algılanabiliyor. Oysa biz KODA’da köyde eğitimi sistematik biçimde güçlendirmek için çocuğun etrafındaki yetişkileri güçlendirme ve yerele özgü içerikler üretme odağındaki stratejimizle bir çok çalışma yürütüyoruz. Tüm faaliyetlerimizi izleme değerlendirme çalışmaları ile destekleyip her yıl gereken revizyonları yaparak yaygınlaştırma sürecimizi sürdürüyoruz. Bizlere Destekle Değiştir katılımcıları gibi değişimin gücüne inanan bir topluluğa sesimizi duyuruma ve çalışmalarımızı paylaşma fırsatını verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Özellikle son zamanlarda Türkiye’de neredeyse hergün bir acil gündem meselesi oluyor. Bu acil meselelerin birçoğu aslında geçmişte önleyici çözümler ve sistematik dönüşümler sağlamadığımız konulardan oluşuyor. Kırsalda eği̇ti̇m meselesi de her ne kadar bugünün “acil” meselesi gibi görünmese de aslında geleceğin en kritik konularından biri. Geleceğimizden vazgeçmeyerek bugünden kırsalda eğitimin niteliğine yatırım yapmanın, kırsal bölgelerdeki çocukların önce kendilerine sonra da topluma değer katacak bireyler olarak yetişebilecekleri bir eğitim alabilmelerinin önemini paylaşmak bizler için çok önemli. Verdikleri katkı ile KODA’ya ve KODA’nın kırsalda eğitime dair attığı adımlara inandığını gösteren tüm Destekle Değiştir katılımcılarına da bu vesile ile bir kez daha çok teşekkür ederiz. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine devam edebilmeleri için aldıkları desteğin boyutunun yanında sürekliliği de çok kritik bir konu. Umarız Destekle Değiştir katılımcıları ile köyde daha iyi eği̇ti̇m için çıktığımız yolculuğumuzda birlikte olmaya devam edebiliriz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Köy Öğretmenleri El Ele projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Köy Öğretmenleri El Ele, mesleğin ilk yıllarında olan köy öğretmenlerinin, köy öğretmenliği alanında deneyimli rehberler tarafından birebirde çalışarak güçlendirilmelerini amaçlayan bir program. Mesleğe yeni başlayan köy öğretmenleri için mesleklerinin ilk üç yılı hayatlarında büyük önem taşır. Okula ilk adımlarını attıklarında onları heyecanlı koca bir sınıf dolusu öğrenci, okul kadrosu, aileler, kitaplar ve bir müfredat bekler. Öğretmen öğrencilerle çalışırken bir fark yaratabilme arzusu içerisinde hem müfredata odaklanır hem de sınıfta disipline enerji harcar. Bu iş yükünde, kendini yıllarca köyde geliştirme fırsatı edinmiş öğretmenlerden birebir destek alan öğretmenler ise; kırsalın şartlarına uygun şekilde problemleri çözebilir ve alternatif öğretim stratejilerini öğrenebilir. Meslekte en az 8 yıldır emek vermiş öğretmenler (rehber öğretmenler), bu geçen sürede edindikleri bilgi ve becerileri aktarırken en büyük hayallerini de gerçekleştiriyorlar: Başka bir öğretmenin gelişimine destek olmak. Rehber öğretmenler, meslekte yeni olan köy öğretmenlerini samimiyetle dinleyip, kendi deneyimlerini paylaşırken aslında onlara bir rol model, bir yol arkadaşı oluyor. Bu yolculukta, rehber öğretmenler de kendi iletişim ve liderlik becerilerini geliştirir. Bu sayede köylerimizde öğretmen açığı azalırken, verimli ve motivasyonu yüksek öğretmen ve öğrenciler ile etkili bir eğitim deneyimine kavuşabiliriz. Bu programdaki amacımız; göreve yeni başlayan ve köylerde görev yapan öğretmenlerin, deneyimli rehberler tarafından hem mesleki hem de kişisel olarak desteklenmesi ve güçlendirilmesi. Güçlenen köy öğretmeninin öğrencilerine ve onların ailelerine daha iyi destek olabileceğine inanıyoruz. Bu amaçla deneyimli, eğitimlerle kendini geliştirmiş rehber öğretmenlerle, göreve yeni başlayan köy öğretmenlerini buluşturuyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda, yol gösterici içeriklerden oluşan rehberimizi paylaşarak göreve yeni başlayan köy öğretmenleri ile deneyimli rehber öğretmenlerin en az ayda iki defa bir araya gelmesini sağlıyoruz. Programa katılan öğretmenlerimizden gelen geribildirimlerden bazılarını aşağıda paylaşmak isteriz:

“Okul içinde günlük olarak karşılaştığım sorunlar ya da ihtiyaç duyduğum her konuda ulaşabildiğim, çekinmeden aradığım biri var.” (Hatay, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yalnız olmadığımı hissetmek beni çok rahatlattı.” (Gaziantep, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni atanan bir öğretmen olduğum için sınıf yönetimi sorunum az da olsa düzene girdi. Öğrencilerin öğrenme güçlükleri nedeniyle kendimi yetersiz hissetmemin benden kaynaklanmadığını, çocukların okul öncesi eğitimi almamaları ve evde veli ilgisi olmaması olduğunu anladım ve bu düşünceden vazgeçip mücadeleme devam etme kararı aldım.” (Erzurum, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yepyeni bir yol arkadaşı edindiğim için çok mutluyum. Her konu hakkında fikir alışverişinde bulunduğum bir arkadaşım oldu.”

(Siirt, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni göreve başlayan öğretmenlerin hem heyecanına tanık olmak hem de karşılaştıkları sorunları çözmelerine yardımcı olmak güzel bir duygu. He görüşmede göreve ilk başladığım yıllara gidiyorum. Birlikte ilerlemek güzel.” (Diyarbakır, Mentor öğretmen)

“Bir köy öğretmeni öğretmenliğinin ilk yıllarında çok zorlanır. Bir yandan yönetmelikler acemilikler bir yandan sosyal şartlar. Hepimiz bu zorlukları yaşadık. Bizim yaşadığımız zorlukları daha kolay atlatsınlar biraz da olsa faydam olsun yeni atanmış öğretmen arkadaşlarımıza diye bu programın bir parçası oldum. İyi ki olmuşum çünkü bu program sayesinde bu arkadaşlarımızla buluşup yaşadığımız sorunları paylaşıyor bunları aşmalarında yardımcı oluyorum.” (Şanlıurfa, Mentor Öğretmen)

Gelecek Daha Net Platformu ile Gençliğin Kimyası Projesi’ni Konuştuk

By | Şartlı Hibe

18-25 yaş arası gençlerin hayatları ile ilgili bilinçli kararlar alabilmelerine ve kendi hayatlarının hakimi olmalarına destek olmak amacıyla  Sürdürülebilir Kalkınma için Yenilikçi Çözümler Derneği bünyesinde çalışmalarını yürüten Gelecek Daha Net Gençlik Platformu (GDN), profesyonel hayatta yer alan kişiler ile gençleri çevrimiçi ve çevrimdışı rehberlik, mentorluk, eğitimler, buluşmalar, videolar, kariyer koçluğu gibi fırsatlarla buluşturarak, gençlerin meslek seçimlerine destek sağlıyor. Organik Kimya işbirliği ve mali desteği ile Vakfımızın koordinasyonunda hayata geçirilen Gençliğin Kimyası Projesi ile GDN, kimya ve ilişkili bölümlerde okuyan lise ve üniversite öğrencilerinin kimya sektörü ile ilgili birinci elden bilgi edinebilmesi ve kariyer yolculuklarında okudukları bölümler üzerinden meslek seçimi yapmalarını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yürütecek. Proje kapsamında, katılımcı gençlerin kimya sektöründeki farklı meslekleri tanımaları amacıyla video içerikleri, webinarlar ve e-mentorluk buluşmaları gerçekleştirilecek. Aynı zamanda, projeye katılan 10 genç Organik Kimya’nın 5 farklı departmanında birer günlük staj programına katılacak. 

GDN Proje Koordinatörü Genar Ersoy ile yaptığımız röportajda Gençliğin Kimyası projesini, Türkiye’de gençlerin meslek seçimini etkileyen faktörleri, gençlerin ve profesyonellerin iş yaşamında birbirlerinden beklentilerini konuştuk. 

Gelecek Daha Net Platformu (GDN) vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın GDN’yi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

GDN, gençlerin kendilerine uygun meslek alanlarını erken yaşta bulmalarına yardımcı olan ve Türkiye’de yetersiz kalan rehberlik sistemine alternatif çözüm getiren bir sosyal girişim. GDN, gençlerin toplumun proaktif üyeleri olmasını teşvik ediyor; eğitim, kariyer ve hayatta bilgiye dayalı kararlar alabilme kabiliyetiyle gençleri güçlendiriyor ve kendi kaderlerini tayin edebilmelerini teşvik ediyor. Onları 21. yüzyılın hayat becerileriyle donatıyor. GDN çalışmalarında yüzlerce gönüllü profesyonelin rol aldığı çevrimiçi ve çevrimdışı mentorluk, koçluk ve yetenek geliştirme yaklaşımlarını birleştiriyor. Bu doğrultuda insanların tatminkâr hayatlar yaşamasını; liseyi, üniversiteyi ve işini bırakan genç sayısının azalmasını, iş bulma şanslarının artmasını, kariyerde başarı oranlarının artmasını, ekonominin güçlenmesini ve genel anlamda daha proaktif ve üretken bir toplumun ortaya çıkmasını hedefliyor.

Bu doğrultuda çevrimiçi mentorluk, Türkiye Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF Türkiye) işbirliği ile kariyer koçluğu, EMBARK Programı ile tersine mentorluk, webinarlar, meslek tanıtım ve ilham veren videolar, yüz yüze kişisel gelişim eğitimleri ve gençlik kampları gerçekleştiriyoruz.

GDN olarak gençlerin doğru meslek seçebilmeleri için birçok farklı proje geliştirdiğinizi biliyoruz. Türkiye’de gençlerin meslek seçimini etkileyen faktörler nelerdir?

Türkiye’de maalesef meslekten önce üniversite ve bölüm seçimi yapılıyor. Bu seçim için de en önemli kriter üniversiteye giriş sınavlarında alınan puan. Fakat birçok bölümde mezun olduğunuzda yapabileceğiniz farklı meslekler, işler var. Gençlerin üniversite yıllarında buna karar vererek ilerlemesi çok önemli. Gençler okuduğu bölümün, aldığı eğitimin çok dışında mesleklere yöneldiğinde yetenek uyumsuzluğu söz konusu oluyor. Bu da gençlerin mutsuz olmasına, işsizliğin artmasına ve ekonomik verimsizliğe sebep oluyor. Bu sebeple gençlerin yapmak istedikleri mesleklerin içeriğini, o mesleği yapan kişilerin iş günlerinin nasıl geçtiğini, o mesleği yapmak için hangi yeterlilikleri sağladıklarını bilmeleri çok önemli. Gençlerin doğrudan meslekleri yapan profesyonellerle görüşerek, kendi değerleri ve güçlü yönleri doğrultusunda mesleklerini seçmeleri ve iş hayatına girmeden önce o alanlarda kendilerini geliştirmeleri çok değerli.

Projelerinizde özel sektörden kurumlar ve profesyonellerle gençleri bir araya getiriyorsunuz. Genel hatlarıyla incelediğinizde, farklı sektörlerde faaliyet gösteren bu şirketlerin gençlerden ne tür beklentileri var? Kullandığınız yöntemler bu iki grubun ihtiyaçları ve beklentilerini karşılamakta ne kadar etkili oluyor?

GDN olarak, gençlerin sektörlerden ve şirketlerden beklentilerinin neler olduğunu göz önünde bulunduran çalışmalar yürütüyoruz. 2017 yılında bu bağlamda Genç Dostu Şirketler Araştırması’nı gerçekleştirdik. Farklı sektörlerde şirketler, gençlerin ne yapmak istediklerinin bilincinde ve kişisel gelişim açısından kendilerini geliştirmiş bireyler olmalarını bekliyor. Gençler ise şirketlerin yeni kuşaklara uyum sağlamalarını, dinamik, dijital çalışmalara uyumlu, sosyal sorumluluk bilinçlerinin yüksek ve sürekli yeniliklere, teknolojiye ayak uydurmalarını istiyor. Bu anlamda mentorluk, tersine mentorluk, webinarlar, meslek videoları ile karşılıklı iletişimi gençler iş hayatına girmeden başlatmış oluyoruz. Çeşitli eğitimler ve kamplar ile gençlerin kendilerini geliştirmelerini, 21. Yüzyıl becerilerini edinmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Birçok farklı faaliyetle bu iki grubun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz.

Vakfımızın koordinasyonunu yürüttüğü, Organik Kimya’nın işbirliği ve mali desteğiyle gerçekleştirdiğiniz Gençliğin Kimyası projesi amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu proje ile kimya sektöründe kariyer hedefleyen gençlerin; Organik Kimya Gönüllüler Topluluğu ile etkileşim kurmaları, kariyer hedeflerini planlamalarına destek olunması, güçlü yönlerinin ve kişisel gelişim alanlarının desteklenmesi, toplumsal farkındalık ve duyarlılıklarının artırılması, kimya sektöründe çalışmaya motive edilmesi ve yönlendirilmesi amaçlanıyor.

Gençliğin Kimyası Projesi kapsamında; 

  • Organik Kimya gönüllülerinin, gençlere kariyer planlamalarında yol haritası belirlemeye yardımcı olmaları ve hem sektörel hem kişisel gelişim alanlarında onları desteklemeleri amacıyla bir Mentorluk Programı gerçekleştirilecek. Yapılandırılmış mentorluk görüşmeleri birebir ve çevrimiçi olarak düzenlenecek. Mentorluk görüşmelerine 25 mentor ve 25 genç katılacak.Hem Organik Kimya, hem sektör, hem de iş-özel hayat dengesine yönelik bilgilendirici ve interaktif 10 webinar gerçekleştirilecek. Bu webinarlarda Organik Kimya’nın farklı departmanlarında rol alan profesyoneller, gençlerle bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacaklar ve gençlerin sorularını yanıtlayacaklar. 
  • Organik Kimya’nın farklı departmanlarından meslek profesyonelleri ile Meslek Tanıtım Videoları hazırlanacak. Gençlerin sektördeki farklı birimler hakkında merak ettikleri ve sektör profesyonellerinin kariyer yolculukları bu videolarda yer alacak. Organik Kimya bünyesinde İstanbul’da çalışan profesyonellerle 5, Rotterdam’da çalışan profesyonellerle de 2 meslek tanıtım videosu hazırlanacak.
  • Gelecekten Bir Gün Staj Programı ise, gençlerin Organik Kimya’nın farklı birimlerinden profesyonellerle birebir zaman geçirerek, sektörün ve mesleklerin çalışmalarına dair bilgi edinmelerini sağlayacak kısa süreli bir staj programı. Program kapsamında gençler 1 ile 5 iş günü arasında süreyi Organik Kimya’da farklı pozisyonlarda çalışan profesyonellerle birlikte geçirecek.
  • İnteraktif oturumları ve sürdürülebilir yaşam tarzlarına katkıda bulunması amacıyla tasarlanan materyalleri ile Goals for Good Programı, çevrimiçi olarak gerçekleştirilen 4 modülden oluşuyor. Goals for Good Programı, kimya sektöründe çalışmak isteyen gençleri, kendi refahlarının yanı sıra diğer insanların ve dünyanın refahı için de iyi olan hedefler belirlemeleri ve bu hedeflere ulaşmaları konusunda desteklemeyi amaçlıyor.

Proje kapsamında da uygulayacağınız Goals for Good programı ile gençlerin başarı ve sürdürülebilirlik gibi kavramlara bakışında bir farklılık yaratmayı hedefliyorsunuz. Bu programın kapsamından ve daha önce katılan gençler üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?

Goals for Good programı uluslararası bir program. GDN olarak programın Türkiye ayağını yürütüyoruz. Program, gençlerle yapılandırılmış 4 seans olarak gerçekleşiyor. Program modülleri, Küresel Amaçlar doğrultusunda geliştirilmiş. Pandemi koşullarında çevrimiçi olarak gerçekleşen programı şimdiye dek 95 gençle beraber uyguladık. Katılımcı gençlere program öncesi ön-test, sonrası son-test ve değerlendirme anketi uyguluyoruz. Programa katılan gençlerin geri bildirimleri doğrultusunda; bilgilerinin ve farkındalıklarının arttığını, kendileri için kısa, orta ve uzun vadede hedefleri ve başarı tanımlarını belirlediklerini ve iyi olma hallerini arttırmak için günlük hayatlarında değişiklikler yaptıklarını gördük. Program sırasında uygulanan metotları ve araçları gençler gündelik hayatlarına da adapte ediyorlar.

 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Çocukların Gözünden Okul ve Oyun Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocuklarla Fatih, Karagümrük’te hak temelli çalışmalar yapıyor. Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Dalyan Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile SGD, İstanbul Fatih ilçesinde yaşayan çocukların içinde bulundukları eğitim ortamına dair beklentilerini; öğretmenlerin, ailelerin ve eğitim ortamının çocukların okul ile kurdukları bağı nasıl etkilediğini ve derneğin okul terkini önlemeye yönelik yürüttüğü çalışmaların etkilerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirdiği bir araştırma projesi olan Çocukların Gözünden Okul ve Oyun projesini tamamladı. Bu kapsamda Çocukların Gözünden Okul ve Oyun raporunu yayınlayan dernek, raporun öne çıkan bulgularını alandaki paydaşlarıyla paylaşmak üzere çevrimiçi bir panel de düzenledi. 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Proje Koordinatörü ve İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile yaptığımız röportajda raporun öne çıkan bulgularını, COVID-19 salgının projeye ve çalışma alanlarına etkilerini ve salgının okul terki açısından ne tür sonuçlar doğurduğunu konuştuk. 

Fatih Bölgesi’ndeki okul terkini önlemeye yönelik yürüttüğünüz faaliyetlerin etkilerini ölçmek amacıyla gerçekleştirdiğiniz araştırma projesini yakın zamanda tamamladınız. Çocukların Gözünden Okul ve Oyun raporunun amacından ve öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Çocukların okulla kurdukları bağı ve SGD okul atölyelerinin bu bağa katkısını analiz etmek amacıyla yürüttüğümüz araştırmayı, COVID-19 salgını nedeniyle okulların kapalı olduğu, eğitimin uzaktan sürdürüldüğü ve SGD’nin uzaktan çalıştığı bir dönemde yürüttük. Araştırmanın amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

  • Çocukların içinde bulundukları eğitim ortamlarına dair beklentilerinin belirlenmesi,
  • Öğretmenlerin çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • Ailelerin çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • Eğitim ortamlarının çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • SGD’nin doğrudan çalışma yürüttüğü bölgede yarattığı değişimlerin verilerle ortaya konulması, böylece yapılan çalışmaların model haline getirilmesinin desteklenmesi

Araştırma, İstanbul içinde SGD’nin doğrudan atölyelerini gerçekleştirdiği Karagümrük ve Balat’ta yer alan okullardaki çocukları, onların bakımverenlerini ve öğretmenlerini kapsıyor. Araştırma sürecinde 9 ile 17 yaş aralığında 45 çocuk, 12 bakımveren ve 26 öğretmenle görüştük. 

Görüşülen çocukların % 38’i uzaktan eğitime düzenli olarak erişemediğini, % 40’ı ise ara sıra düzenli erişim sağladığını söyledi. Görüşülen çocukların %89’u okulu özlediğini söyledi. Okula dair en fazla özlenenler ise % 61 ile arkadaşlar, % 14 ile dersler, % 11 ile de atölyeler oldu. 

Görüşme yaptığımız çocuklardan bazılarının atölyeler ile ilgili geribildirimlerini paylaşacak olursak; 

Dönüm noktası gibi bir şey oldu çünkü çok eğlendim. Fotoğrafçılık atölyesinde net olarak hatırladığım bize bir fotoğraf makinesi vermişlerdi. İşte onlarla fotoğraf çekmiştik, anılarımızı anlatmıştık. Fotoğrafta ne anlatmak istedik ne çektik gibi. Teknikler öğrenmiştik o teknikleri ben hala kullanıyorum.” (15 yaş)

Mesela dersler uzun ama atölyeler çok kısa. Ve haftada bir gün bu birazcık kötü benim için.” (12 yaş)

20 günden fazla devamsızlık yapan çocukların, okulların toplam öğrenci sayısına oranı % 14 olarak karşımıza çıktı.

Öğretmenlere göre çocukların devamsızlık nedenleri ise;

  • Ailelerin/bakımverenlerin ekonomik olarak okul masraflarını karşılayamıyor oluşu
  • Çocukların çalışma hayatına katılması
  • Okul ortamının engelli öğrencilere göre düzenlenmemiş olması
  • Uzaklaştırma cezalarının çocukların okulla bağını zayıflatması
  • Çocuklarda ders ve sınavlarda başarısız olma kaygısı
  • Çocukların anneye/aileye ev ve bakım işlerinde yardım etmek zorunda kalması
  • Göçmen çocukların yeterli düzeyde Türkçe bilmemesi
  • Çocuklar arası yaşanan akran zorbalığı
  • İlgisiz aileler/bakımverenler
  • Öğrenme bozukluklarının teşhis edilememesi
  • Çocukların yaşadığı dürtü-davranış kontrol zorlukları ve diğer psikolojik zorluklar

Okula kayıtlı olduğu halde hiç okula gelmeyen çocukların, okulların toplam öğrenci sayısına oranı da % 8 olarak tespit edildi.

Öğretmenlere göre okul terki göstergeleri;

  • Sık devamsızlık yapma
  • Derslerde ilginin azalması
  • Ailenin ilgisinin azalması ve
  • Arkadaşlarıyla iletişimde azalma oldu.

Görüşülen çocuklar 2015 yılından bu yana SGD atölyelerine katılan çocukların da olduğu bir gruptu. Bu vesile ile atölyelerin uzun süreli etkisini anlama imkânı da bulduk.

Atölye katılımcısı çocukların devamsızlık oranlarındaki düşüş SGD’nin temel hedeflerinden biri olan çocukların okulla kurdukları bağın güçlendirilmesine olumlu katkı sunulduğunun göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak, çocuklar birden fazla dönem aynı atölyeye katıldıklarında isteklerini kaybedebildiklerini ve çocuklar ile bakımverenlerinin atölyelere katıldıklarında derslerini kaçırma endişesi yaşadıklarını gördük.

Çocukların uzun süredir okula gidemediği bir dönemde okul ile bağlarını ve SGD okul atölyelerinin bu bağa etkilerini analiz ettiniz. Bu durum araştırma sırasında nasıl zorluklara neden oldu? Bu zorlukları aşabilmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Pandemi kaçınılmaz olarak bu araştırmayı da etkiledi. Sahaya çıkacağımız zaman, hepimizin evlere kapandığı, karantinalarla tanıştığımız bir döneme denk geldi. Çalışmayı tamamen durdurmak yerine araştırma tasarımını, görüşme yöntemlerini güncelleyerek ve duruma adapte ederek ilerlemeyi tercih ettik. Bu durum da belirlediğimiz takvimde sarkmalara neden oldu.

Salgın koşullarının araştırmaya en önemli etkisi, hiç kuşkusuz, çocukların uzun bir süredir okuldan uzak oldukları bir süreçte yapılmış olmasıdır. Bu durum, uzun zamandır evde kapalı olan ve en önemli sosyalleşme alanı olan okul ve atölyelerden uzak kalan çocukların bu ortamlara dair anlatılarını da oldukça etkiledi. Çocukların okul ve atölye ortamına dair anılarını hatırlamakta güçlük çektiğini gördük. Bu sebeple, araştırma çerçevesi ve hazırladığımız sorular araştırma boyunca birden çok kez değişikliğe uğradı. Gelinen noktada çocukların okuldan ve atölyelerden uzak kalmalarının anlatılarını etkileyeceğinin farkında olan ve bu etkiyi analizin bir parçasına dönüştürmeye izin veren bir araştırma çerçevesi oluşturduk ve uyguladık.

Ayrıca, araştırma kapsamında, SGD’nin atölye modelinin uygulanmadığı okullarda da saha çalışması yapmayı ve atölyelere katılan ve katılmayan öğrenciler için okulla kurulan bağın nasıl farklılaştığını karşılaştırmayı da hedeflemiştiki. Ancak salgın koşulları nedeniyle atölyelerin uygulanmadığı okullara erişim mümkün olamadı, saha çalışmasını sınırlı tutmak durumunda kaldık.

Araştırma sonucunda elde ettiğiniz bulguları çalışma alanınız ve yöntemleriniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Araştırma doğrultusunda çalışmalarınızda yapmayı planladığınız bir değişiklik var mı?

Araştırma raporunu referans alarak, kurumsal stratejik planımızı güncellemeyi ve rapor bulgularını saha çalışmaları içinde kullanmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda raporun sonuç ve önerileri ışığında, SGD’nin geliştirdiği model üzerine revizyonlar yapmayı planladık. Yaz döneminde yaptığımız ve yapmaya devam ettiğimiz ekip toplantıları ile yeni okul döneminde modelin büyük bir kısmını yenileyerek denemeyi hedefliyoruz.

İlk somut çalışma ise, okulda kaydı olan fakat fiziksel olarak okulda olmayan, okul sisteminden uzaklaşmış çocuklara okul içinde uygulanan atölyelerle ulaşmanın mümkün olmadığı sonucuna ilişkin oldu. Pandemi döneminde başladığımız bir başka projenin saha sonuçlarını da dahil ederek, bu soruna ilişkin yeni bir proje başvurusu yaptık ve bu dönem okul dışı kalmış çocuklara yönelik bir uygulama gerçekleştireceğiz.

Pandemi döneminde dönüştürdüğümüz atölye içerikleri de bize gösterdi ki, ihtiyaçlara, değişen koşullara göre çalışmanın temel çekirdeğini bozmadan uyarlanabilir, esnetilebilir içerikler üretebilme kapasitesine sahibiz. Bu da modelin güçlü yanını oluşturan unsurlardan birisi olarak görülebilir.

Birlikte çalıştığınız hedef kitle üzerinden düşündüğünüzde salgın sürecinin okul terki açısından nasıl sonuçları oldu? Bu zorlu dönemde okulu terkini engellemek için yapılabilecekler neler?

Salgının, eğitim alanı ile ilgili zaten var olan eşitsizlikleri derinleştirdiğini söylemek hiç yanlış olmaz. Okul terki SGD’nin kurulduğundan bu yana mücadele ettiği bir sorun iken, pandemi ile beraber bu sorunun çalıştığımız bölgede gözle görülür bir biçimde derinleştiğini söyleyebiliriz. 

Bu derinleşme, Tarlabaşı Toplum Merkezi, Başak Sanat Vakfı ve Small Project İstanbul ile beraber eşgüdümlü bir şekilde yürüttüğümüz COVID-19 sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması-Eğitim Hakkı odağındaki raporun bulgularında da izlenebilir.

Sözünü ettiğimiz izleme raporunun bulgularından da görülebileceği gibi halen öğretmeniyle hiç iletişim kuramamış çocuklar bulunuyor. Bir önceki izleme aşamalarına kıyasla ekonomik koşullar nedeniyle çocukların ev içi ve ev dışı sorumluluk ve yüklerinde artış olduğunu izledik. Okul öncesi eğitim çağı yaşında olan çocukların okula erişim sağlayamadığını gördük.

Önümüzdeki dönem de uzaktan eğitim devam edecekse eğitime erişimin tam donanımlı bir şekilde sağlanması ve hiçbir çocuğun uzaktan eğitimin dışında kalmaması önem taşıyor. Uzaktan eğitim sürecinde ortaya çıkabilen ekstra maliyetler karşılanmalı. Çocukların sosyal-duygusal öğrenme becerilerini destekleyebilecek ve COVID-19 sürecini anlamlandırmalarını sağlayacak programlar ve içerikler geliştirilmeli. Bakımverenlerin çocukları evde nasıl destekleyebileceklerine yönelik erişilebilir eğitimler geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalı. Okul psikolojik danışmanlarının hem çocuklar hem de çocukların bakımverenleriyle etkileşimi daha düzenli olmalı. 

Yüz yüze eğitime dönüş için hazırlıkların başladığı bu dönemde birlikte çalıştığınız çocukların bu sürece hazırlanması ve adaptasyonu için neler yapılması gerekiyor? Sulukule Gönüllüleri Derneği olarak bu süreçte bir destek sağlanmayı planlıyor musunuz?

Yukarıda sözünü ettiğimiz izleme raporunun öneriler kısmında detaylı bir şekilde ele aldığımız gibi uzaktan eğitim sonrası yüz yüze eğitime geçişte öğrenciler arası farklılıkların giderilmesi için öğretmenleri ve öğrencileri destekleyici uygulamalar başlatılmalıdır. İhtiyaç tespiti yapılarak telafi sınıfları veya yetiştirici sınıflar oluşturulmalıdır. Çocukların okula dönüş ve COVID-19 sürecinde yaşadıkları psikolojik zorlukları azaltmak, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle etkileşimlerini artırmak için psikososyal destek alması sağlanmalıdır. Okul terkleri ve uzun süreli devamsızlıklar takip edilmeli, erken müdahale programları geliştirilmelidir.

SGD olarak ise yeni başlayacak okul dönemi için, bulunduğumuz bölgede okul terkine yönelik bir saha çalışması yapmayı, çocuklarla bu araştırmadan elde ettiğimiz bilgileri derinleştirecek görüşmeler yapmayı ve onları eğitim sistemine dahil edecek programlar geliştirmeyi, benzer şekilde bakımverenleri de uzun bir aradan sonra okula dönen çocuklarını nasıl destekleyebilecekleri konularında psikososyal açıdan desteklemeyi hedefliyoruz.

 

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği ile Öğretmen Toplulukları Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Kırsaldaki okullarda bütünsel ve kaliteli eğitim sağlamak için öğretmenleri ve diğer paydaşları güçlendirmek ve bu konudaki iyi uygulamaları yaygınlaştırmak amacıyla çalışan Köy Okulları Değişim Ağı’na (KODA) Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağlıyoruz. Öğretmen Toplulukları projesinin 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalarını desteklediğimiz projede, öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırması, birbirlerinden öğrenme pratiklerinin çoğalması ve ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak mesleki ve kişisel gelişimlerinin sağlanması için çalışmalar yapılacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Topluluk Koordinatörü Esra Yıldırmış ve Akış ve Proje Yazım Asistanı Dilara Avdagiç ile öğretmen adaylarını kırsaldaki eğitim hayatına hazırlamak üzere hayata geçirdikleri Köye İlk Adım programını, 2017’den beri yürüttükleri Öğretmen Toplulukları projesinin öğretmenler üzerindeki etkilerini ve Öğretmen Toplulukları projesi kapsamında Diyarbakır’da yapacakları çalışmaları konuştuk.

KODA ile Ekim ayında yaptığımız son röportajdan bu yana 2020-2021 eğitim öğretim döneminde kademeli ve yarı zamanlı olarak yüz yüze eğitime başlanma kararı alındı. Bu uygulama, birlikte çalıştığınız köy okulları ve bu okullarda öğrenim gören çocuklar için ne ifade ediyor?

Salgın ile birlikte gelen uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerimiz hem kendi olanakları hem de öğrencilerinin olanakları dahilinde çok çaba gösterdiler ve yaratıcı çözümler buldular. Biz de KODA olarak uzaktan eğitim boyunca yalnız bırakmadığımız öğretmenleri okula dönüş sürecinde de desteklemeye devam ettik ve çeşitli faaliyetler gerçekleştirdik.

Bu faaliyetlerimizden ilki, Temmuz ayında düzenlediğimiz Kırsalda Eğitim Konferansı oldu. Bu konferans ile amacımız yaratıcı fikirlerle uzaktan eğitim sürecini yürüten öğretmenlerimize deneyimlerini meslektaşlarıyla paylaşmaları için bir alan açmak ve hep birlikte uzaktan eğitim sürecini değerlendirirken okula dönüş sürecine dair fikir alışverişi yaparak çözüm önerileri üretmekti. Yüz yüze eğitime odaklanan çalıştay grubu, okulların açıldığı durumda ailelerin çocuklarını okula göndermekteki çekincelerinden, bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyaçtan, okul-aile-öğrenci arasında açık iletişim ve güven ortamı kurmanın öneminden, okuldaki fiziksel alanların (ör. masa, sandalye, bahçe) sosyal mesafeye uygun kurgulanması gerektiğinden ve öğrencilerin uyum sürecinde sosyal ve duygusal becerilerinin desteklenmesinin gerekliliğinden bahsettiler. Bu ihtiyaçların tespitini takiben öğretmenler hem kendi sorumluklarının neler olduğunu ele aldılar hem de aileler, kamu kurumları, STK’lar, özel sektör gibi eğitimin diğer paydaşlarından neler beklediklerine dair bir çerçeve çizdiler. Çok yakında, öğretmenlerle yeniden bir araya geleceğiz ve okula dönüş sürecinin nasıl geçtiğini onlardan duyacağımız bir buluşma düzenleyeceğiz. Böylece öğretmenlerin gözünden köy okulları ve öğrencileri için yüz yüze eğitimin ne ifade ettiğini daha yakından inceleyebileceğiz.

Yeni eğitim öğretim yılında yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarındaki öğretmenler, önlemler dahilinde öğrencileriyle bir araya geldi. Önceki okula dönüş süreçlerinden farklı olarak öğretmenlerin salgın önlemleri dahilinde eğitimi yeniden planlaması gerekiyordu. Burada hem öğretmenlerin hem de ailelerin ve öğrencilerin birçok sorusu oluştu ve ihtiyaçları değişiklik gösterdi. Örneğin okullarda maske kullanımı, sosyal mesafe ile etkinliklerin planlaması, öğrencilerin duygu durumundaki olası değişiklikleri anlama, sınıfta güven ortamını oluşturma, çocuklarla iletişim ve sorularını yanıtlama gibi konularda daha çok kaynağa ihtiyaç duydular.

Bu sorulara cevap aradığımız ve yüz yüze eğitim sürecine dair önerilerimizi içeren Okula Dönüş Kitapçığı’nı hazırladık. Kitapçığımıza ek olarak ise yüz yüze eğitim sürecinde çocukların gelişimsel süreçlerini destekleyen, sosyal mesafe kurallarına uygun etkinlikleri içeren Etkinlik Önerileri Kitapçığımızı geliştirdik. Aynı zamanda öğretmenlerin okula dönüş sürecini kolaylaştırmak ve öğretmenler arası dayanışma ve motivasyonu güçlendirmek amacıyla çevrim içi ortamda Okula Dönüş Buluşmaları düzenledik. Bu faaliyetlere dair alınan geri bildirimlere bakıldığında çoğunlunun olumlu olduğunu, öğretmenlerin hem kişisel hem de mesleki ihtiyaçlarına yanıtlar aranıp bulunduğunu ve öğretmenlerde yeni ufuklar açtığını görüyoruz.

KODA olarak köyde yaşayan bir çocuğun eğitim yolculuğunu güçlendirmenin yolunun, çocuğun içinde bulunduğu eğitim ekosistemini güçlendirmekten geçtiğine ve köy öğretmenlerinin yanında aileler, muhtarlar, köydeki gençler gibi paydaşların aktif rol almaları gerektiğine inanıyoruz. COVID-19 Bilgi İletişim Ağı projemizde, 81 ilden muhtarlar ve aileler başta olmak üzere tüm paydaşlarla telefon görüşmeleri yaparak başta eğitim olmak üzere salgınla bağlantılı konularda doğrudan ihtiyaçlarını tespit ediyoruz ve bu bilgilerden yola çıkarak köy halkını destekleyici içerikleri WhatsApp grupları üzerinden kendileriyle paylaşıyoruz. Böylece, kırsal bölgelerdeki çocukların salgın ve alınması gereken önlemler hakkında doğru bilgiye ulaşmalarını sağlamayı, aynı zamanda her çocuğun okula dönüş sürecinde nitelikli eğitim hakkına erişebilmesini sağlamak için hem çocukları hem de yetişkinleri destekliyoruz.

*Bu röportaj salgın önlemleri kapsamında okulların uzaktan eğitime geçmesinden önce tamamlanmıştır.

KODA, köy öğretmeni adayı olan eğitim fakültesi öğrencilerine yönelik de çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda hayata geçirdiğiniz Köye İlk Adım Programı’nı hangi ihtiyaçlara cevap vermek için oluşturdunuz?

Üniversitelerin eğitim fakültelerinde, köyde öğretmenliğe ve özellikle birleştirilmiş sınıflarda eğitime dair bir çalışma bulunmuyor. Üniversiteden mezun olan öğretmenler, özellikle mesleklerinin ilk yıllarında köye atandıklarında birçok problemle ilk kez karşılaşıyorlar. Sınıf içinde yaşanan zorlukların yanı sıra köy yaşamının kendine özgü kültürel ve fiziksel dinamiklerinden kaynaklanan problemlere de tek başına çözüm aramak durumunda kalıyorlar. İlk görev yeri olarak köylere atanmış olan öğretmenlerimizden çok sık duyduğumuz bir söz vardı: “Köye ilk gittiğimde ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.” KODA olarak yarının öğretmenlerinin köydeki ilk zamanlarına daha hazır olması için Köye İlk Adım Programını geliştirdik. Amacımız öğretmen adaylarını eğitim fakültesindeyken destekleyerek köyde öğretmenliğe ve özellikle birleştirilmiş sınıflarda eğitime dair bilgi ve deneyim edinmelerini sağlamak. Böylece öğretmen adayları hem köyde öğretmenlik yapmaya dair mesleki hazırlıklarını artırıyor hem de deneyimli eğitmenler, köy öğretmenleri ve akranları ile ilişkiler geliştirerek destekleyici bir sosyal ağın parçası oluyorlar.

Akademisyenler, köy öğretmenleri ve eğitim fakültesi öğrencilerinin iş birliği ile devam eden program, yüz yüze eğitim yoluyla iki senedir üniversitede yapılan teorik dersler ve köy okullarında gerçekleştirilen altı atölye uygulamasından oluşuyordu. Uzaktan eğitim ile birlikte programımızın önemli unsurlarından biri olan köy okullarında deneyim kazanmaya yönelik atölye uygulamalarını, salgın önlemleri kapsamında gerçekleştirmek ne yazık ki mümkün değil. Buna karşılık programımız haftalık çevrim içi buluşmalar, program kapsamında hazırladığımız videolar ve yazılı dokümanlar gibi farklı araçlar yoluyla öğretmen adaylarıyla buluşuyor. Deneyimli köy öğretmenleri ve akademisyenlerin paylaşımlarına yer verdiğimiz oturumlarda, kırsalda eğitime dair genel çerçeve çiziliyor ve öğretmen adaylarının köyde öğretmen olma hazırlığında yararlanabileceği çeşitli konulara yer veriliyor. 13 hafta boyunca devam edecek programımızda bu dönem Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Ege Üniversitesi,Muş Alparslan Üniversitesi, Kastamonu Üniversitesi,  Siirt Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi olmak üzere 8 üniversiteden ortalama 150 öğretmen adayıyla haftalık çevrim içi oturumlarla bir araya geliyoruz. İkinci dönem ise koşulların izin vermesi halinde programı yüz yüze devam ettirmeyi planlıyoruz.

2017 yılından beri yürüttüğünüz Öğretmen Toplulukları projesi, KODA’nın öncelikli çalışmaları arasında yer alıyor. Bu projenin nasıl ortaya çıktığından ve amaçlarından bahseder misiniz?

Nüfusu az olan köy okullarında bir veya iki öğretmen bulunuyor. Öğretmenlerin hem mesleki anlamda hem de kişisel ve sosyal anlamda paylaşımda bulunabilmeleri, meslektaşları ile etkileşim halinde kalmaları neredeyse imkansız hale geliyor. Bu durum, yıl boyunca öğretmenlerin motivasyonlarında önemli bir düşüşe yol açarken farklı deneyimlerden beslenerek ilerlemelerine de engel oluyor. KODA olarak, köyde yaşamın getirdiği zorlukları aşmalarına destek olmak için yerel topluluklar oluşturmanın gerekli olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırarak iletişim halinde kalabilecekleri, birbirlerinden öğrenme pratiklerinin çoğalacağı, ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak gelişebilecekleri Öğretmen Toplulukları Projemizi hayata geçirdik. Çalıştığımız bölgelerde yer alan köy ilkokullarındaki öğretmenler ile ayda bir kez öğretmen buluşmaları düzenleyerek bir araya geldik ve ihtiyaç duydukları öncelikli konularda eğitimler düzenledik. Salgın sebebiyle uzaktan eğitime geçildiği 2019-2020 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde, öğretmenleri ihtiyaçları doğrultusunda desteklemek adına buluşmalarımızı çevrim içi ortamda sürdürdük. Eğitim buluşmalarının içerikleri hem öğrenme yöntemlerine yönelik konulardan hem de öğretmenlerin kişisel gelişimlerine katkı sunabilecek konulardan oluşuyor.

Amacımız köylerde çalışan öğretmenleri güçlendirme yoluyla köy ilkokullarında okuyan çocukların daha nitelikli bir eğitim almasını sağlamak. Hem kırsalda hem de kentte, hem Türkiye’de hem de dünyada yapılan birçok akademik araştırma tartışmasız biçimde öğretmen niteliğinin eğitim niteliğini belirleyen başlıca faktör olduğunu ortaya koyuyor. Biz de benzer şekilde saha çalışmalarımızdan biliyoruz ki öğretmenlerin motivasyonları, bilgi, yaklaşım ve tecrübeleri o okuldaki öğrencilerin hatta tüm köy halkının üzerinde çok büyük farklar yaratabiliyor. Özellikle küçük köy okullarında öğretmenin inisiyatif alabilmesi şehirlerdeki okullara göre çok daha kolay olduğundan öğretmenlerin üzerindeki olumlu etkiler büyüyerek hızlıca öğrencileri ve köy halkını etkileyebiliyor.

Öğretmen Toplulukları Projesi ile köylerde çalışan öğretmenleri motivasyon, kişisel gelişim, mesleki gelişim ve destek mekanizmalarını artırmak bakımından bütünsel olarak desteklemeyi, onların mesleklerini daha motive bir şekilde icra etmelerini, genel olarak pedagojik bakımdan ve kırsala özgü sorun ve fırsatlar karşısında doğru tutum ve metotları izlemelerini ve diğer öğretmenlerden, gönüllülerden ve kurumlardan daha kolay destek almalarını hedefliyoruz. Böylece köylerde yaşayan çocukların da benzer şekilde sosyal, duygusal ve bilişsel becerilerinin gelişmesini, bu şekilde Türkiye’de var olan eğitimde fırsat eşitsizliğinin azaltılmasını ve kırsal kalkınma çabalarını destekleyebileceğimizi düşünüyoruz. Toplumsal adalete, yani toplum tarafından her bireye kendini gerçekleştirmek için eşit imkanların verilmesi idealimize, sürdürülebilir biçimde kırsalda eğitimi iyileştirebildiğimizde yaklaşabileceğimize inanıyoruz.

Öğretmen Toplulukları projesi kapsamında bu zamana kadar yaptığınız çalışmaların ne tür katkıları oldu ve katılan öğretmenlerden nasıl geri bildirimler aldınız? Bu geri bildirimler ve salgının getirdiği değişiklikler yeni dönemde yaptığınız çalışmaları ne şekilde etkiledi?

Proje süresince alınan geri bildirimlerde, öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimlerine yönelik olumlu yönde etkilendiklerini gördük. Öğretmenlerimiz, dönem sonunda; farklı bakış açıları geliştirdiklerini, kendileri ve etraflarındaki birçok konuya yönelik farkındalıklarının arttığını, çocukların bireysel gereksinimlerinin artık daha fazla farkında olduklarını ve buna göre davrandıklarını, özgüvenlerinin geliştiğini, şiddetsiz bir iletişim ortamı kurabilmeyi öğrendiklerini, bir şeyleri başarma ve değiştirme konusunda daha motive olduklarını, sanatı günlük hayatlarına dahil etmeye ve kendilerini daha iyi ifade etmeye başladıklarını belirttiler. Projenin okul-aile-köy ilişkilerine olan katkısı çerçevesinde, öğretmenler ve öğrencilerin okula bağlılıkları güçlenirken, öğretmenlerin velilerle daha sık iletişim kurma çalışmaları hem öğrencilerin başarı oranlarına yansıdı hem de öğretmenlerin köy halkı ile olan ilişkilerini güçlendirdi. Bir aile gibi olduğumuz öğretmenlerimizden aldığımız geri bildirimler, yürümekte olduğumuz yola olan inancımızı daha da arttırdı.

2019-2020 eğitim öğretim yılına baktığımızda ise öğrendiklerini uygulama fırsatı bulan öğretmenlerin, uygulamaları sonucunda öğrencileri üzerindeki etkileri gördükçe motivasyonlarının arttığını ve buluşmalarının devam etmesine yönelik temennilerini yinelediklerini gördük. Öğretmenlerin hem yüz yüze hem de çevrim içi buluşmalar çerçevesinde en çok dile getirdikleri konulardan biri de yaşadıkları sorunları yalnızca kendilerinin yaşamadıklarını görmelerinin ve aynı şeyleri yaşayan kişilerin bu durumlarla nasıl başa çıktıklarına dair yol göstermelerinin onlara umut ve destek vermesi oldu. Proje hedeflerinin ötesinde, salgın dönemi her ne kadar faaliyetlerin yürütülmesini engellemiş gibi görünse de zorunlu hale gelen çevrim içi eğitim buluşmaları ile 41 ilden öğretmenlerle bir araya gelerek daha geniş kitlelere ulaştık ve projeden daha fazla sayıda öğretmen yararlanma fırsatı bulabildi.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda bakım yükümlülüğü olan kişilerin (genelde evli ve çocuklu kadın öğretmenler) yüz yüze buluşmalara katılım oranı düşükken çevrim içi buluşmalara katılım oranlarının oldukça yüksek olduğunu gördük. Bu durum yüz yüze buluşmalara katılamayacak durumdaki öğretmenlerin ve illerinde Öğretmen Topluluğu bulunmayan öğretmenlerin de yararlanabilmesi açısından çevrim içi buluşmaların devam etmesinin hem etkisini hem de gerekliliğini gösterdi. Bunun dahilinde 2020-2021 eğitim öğretim yılı için salgın önlemleri kapsamında, ilk dönem Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık haftalık çevrim içi eğitimler yapmaya başladık. İkinci dönem çevrim içi buluşmaların sıklığı ayda bire indirilecek ve saha faaliyetleri düzenlenebilirse projemiz hem yüz yüze hem de çevrim içi şekilde öğretmenlerle buluşmayla devam edecek.

Aynı zamanda bu sene sonunda, Öğretmen Toplulukları projemizi yaygınlaştırmak için farklı öğretmen gruplarından talepler aldık ve bu yıl yapılan açık çağrıda 33 yeni ilden başvuru aldık. Hem daha fazla bölgeye ulaşmak hem de proje faaliyetlerinin daha sürdürülebilir olmasını sağlamak adına bu yıl, yüz yüze eğitim çalışmalarına geçebilirsek proje ekibinin üzerindeki sorumlulukları Öğretmen Topluluklarındaki öğretmenler ile paylaşmayı planlıyoruz. Bu sürecin sorunsuzca ilerleyebilmesi için bu sorumlu öğretmenleri bir seçim süreci ile belirledik. Çevrim içi oryantasyon buluşmaları ve şartlar uygun olursa gerçekleşecek yüz yüze kamp ile sorumlu öğretmenlerin, saha faaliyetleri için hazırlanarak bu faaliyetlerin yereldeki koordinasyonundan sorumlu olmaları planlanıyor.

*Belirtilen geri bildirimler, KODA İzleme ve Değerlendirme Uzmanı tarafından çalışmalarımız kapsamında toplanan verilerin analiz edilmesi ile raporlanmıştır. Önümüzdeki süreçte izleme-değerlendirme sonuçlarımızı, 2019-2020 Faaliyet Raporu dahilinde kamuoyu ile paylaşacağız.

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibeyle Öğretmen Toplulukları projesinin 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalarını gerçekleştireceksiniz. Bu kapsamda yürüteceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Öğretmen Toplulukları Projesi, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında 10 il/ilçede uygulanıyor. Diyarbakır’daki faaliyetlerimizi ise Turkey Mozaik Foundation desteği ile gerçekleştireceğiz, bu yolculuğumuza bizlere ortak olduğunuz ve bizi desteklediğiniz için KODA Ailesi olarak sizlere yeniden teşekkür ederiz.

Bu faaliyetler kapsamında projenin ilk döneminde, salgın önlemleri dahilinde Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık çevrim içi eğitimlere başladık. Diyarbakır Öğretmen Topluluklarıyla, bu bölgede görev yapan köy öğretmenlerine ulaşıyoruz ve onları çevrim içi eğitimlerle destekliyoruz. Haftalık düzenlenen bu eğitimleri, öğretmenlerden gelen geri bildirimler doğrultusunda planlıyoruz ve ihtiyaçları olduğunu belirttikleri konuları ele almaya özen gösteriyoruz. Eğitimlerimiz zaman yönetimi ve öz farkındalık gibi kişisel gelişim; sınıf yönetimi, planlama ve okul-aile-köy ilişkileri gibi mesleki gelişim; öğretmenlerin birbirleriyle paylaşım yapacakları tematik buluşmalar olan birbirimizden öğrenme; müzik ve hareket, hikaye anlatıcılığı gibi konuları işlediğimiz sanat ve eğitim başlıklarından oluşuyor. İkinci dönemde ise çevrim içi eğitimlerimizi ayda bir olmak üzere Diyarbakır’daki öğretmenlerimizle yüz yüze gelerek sürdürmeyi planlıyoruz.

Aynı zamanda ilk dönem, Diyarbakır’daki 5 sorumlu öğretmenin katılımıyla çevrim içi oryantasyon çalışmamıza başladık. Ayda bir gerçekleşen buluşmalarda sorumlu öğretmenlerle birlikte topluluk olma dinamikleri, KODA değerleri ve  sorumluluklarını netleştirme gibi konuları ele alıyoruz. Sonrasında, Diyarbakır’daki 5 sorumlu öğretmen ve diğer il/ilçelerdeki 38 sorumlu öğretmenin de katılımıyla sömestr tatilinde bir yüz yüze eğitim kampı düzenleyeceğiz. Oryantasyonu tamamlayıcı nitelikteki bu kamp süresince öğretmenlerin birbirleriyle ve eğitmenleriyle yüz yüze tanışmasına ve ilişkiler geliştirmesine, grup çalışmalarına, olası sorularının ve ihtiyaçlarının cevaplanmasına ve çocuk hakları, ekoloji, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli konularda eğitimlere odaklanacağız. Böylece sorumlu öğretmenlerimizin oryantasyon konularını içselleştirmeleri hedeflenecek, olası ihtiyaçlarına çözümler üretilecek ve Diyarbakır’da topluluk kurma ve yürütmeleri için gerekli bilgi ve becerileri (ör. program planlama, öğretmenlerin seçimi) kazanacaklar.

İkinci döneme geldiğimizde sorumlu öğretmenlerin dahil edilmesiyle KODA, Diyarbakır’daki yüz yüze buluşmaların düzenlenmesi ve yürütülmesindeki sorumluluğu onlarla paylaşacak. Diyarbakır topluluğumuzda, 5 sorumlu öğretmenin yanı sıra yereldeki 50 öğretmen ile birlikte çalışacağız ve ayda bir kez olmak üzere 5 ay süreyle topluluk buluşmaları ve eğitimleri düzenleyeceğiz. İlk buluşmada topluluk birbiriyle tanışacak, takibindeki 3 eğitim buluşmasında Diyarbakır bölgesindeki ihtiyaçlar doğrultusunda eğitimler gerçekleştirilecek ve son olarak da değerlendirme toplantısı yapılacak. Yüz yüze buluşmaları tamamladığımızda ise bu seneki faaliyetlerimizin sonuna geleceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği Şartlı Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Şartlı Hibe

Mültecilere yönelik başta eğitim ve sağlık alanlarında olmak üzere çeşitli güçlendirme çalışmaları gerçekleştiren ve faaliyetlerini İzmir Tepecik’teki toplum merkezinde yürüten Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği’ne (Team International Assistance for Integration-TIAFI) Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladık.  Bu hibeyi egzersiz ve esneklik programına katılan engelli çocukların ve ailelerinin programdan yararlanmak üzere merkeze ulaşımlarını sağlamak için kullanan TIAFI’nin kurucusu ve başkanı Anne O’Rorke ile derneğin mültecilere yönelik çalışmalarını, Şartlı Destek Fonu kapsamındaki faaliyetlerini ve gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladıkları çalışmaları konuştuk

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği’nin (Team International Assistance for Integration-TIAFI) kuruluş hikayesini ve amacını bizimle paylaşır mısınız? Bu amaçlar doğrultusunda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Merhaba ismim Anne O’Rorke, İrlanda’nın güneyinde yer alan Waterford şehrindenim. TIAFI derneğini 2017 yılında savaş sebebiyle eşlerini ya da yakınlarını yitiren kadınlar ve kimsesiz kalan çocuklara destek olmak için kurdum. Kurulduğumuz yer olan Tepecik, genel olarak sosyo-ekonomik olarak daha zorlu koşullarda olan mültecilerin yaşadıkları bir bölge. Tepecik, sahada doğrudan yüz yüze erişim imkanı bulabildiğimiz faydalanıcılarımız olması ve mülteciler ile Türklerin entegrasyonunu doğrudan destekleyebildiğimiz bir konum olması sebebiyle önem arz ediyor.

İzmir’deki merkezinizde mültecilere yönelik birçok faaliyetin yanı sıra Suriye’deki savaş sebebiyle yararlanan ve engelli olan çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon çalışmaları da yapıyorsunuz. Bu çalışmaların kapsamından ve engelli mülteci çocuklarla çalışırken dikkat edilmesi gereken noktalardan bahseder misiniz?

TIAFI Toplum Merkezi kapsamında farklı alanlarda çalışmalar yapıyoruz. Pek çok mülteci çocuk Türkiye’ye savaş sebebiyle yaralı ve engelli olarak ya da ciddi hastalıklar geçirerek sığınıyor. Bu çocukların tedavilerine yönelik sistemsel eksiklikler mevcut, bunlardan biri de fizyoterapi alanı. Kurumumuzda fizyoterapi desteği verilmemesine karşın, çocukların spor salonunda egzersiz ve esneklik programı yardımıyla gelişimlerini destekliyoruz. Çocukların esneklik gelişimlerinin ve günlük egzersizlerden faydalanmalarının onlar için çok değerli olduğu kanısındayız. Bu alanda hibe desteğine ihtiyacımız sürüyor. Destek verdiğimiz çocuklar arasında yürüme engelliler de var. Ebeveynlerinin de eşlik ettiği çalışmalara haftada 69 çocuk katılıyor ve program başarılı şekilde devam ediyor.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini ve bu gruplarla çalışan STK’ların bu dönemde artan ihtiyaçlara cevap verebilmek için çalışmalarını yoğunlaştırdığını görüyoruz. Bu durum birlikte çalıştığınız mülteci toplulukları ve çalışmalarınızı ne şekilde etkiledi?

COVID-19 salgını herkes için yeni bir süreç ve salgının yarattığı yeni bir yoksul kesim söz konusu. Bu kesimin mülteci olanlarının çoğu geçmişte tezgâhta, mutfakta ya da karaborsada 14 saatten fazla çalıştırıldı. Fakat salgın süresinde birçok iş yeri kapandı. Mutfaklarda ve temizlik işlerinde çalışanlar da dahil olmak üzere mültecilerin hayat şartları ağırlaştı. Özellikle yasal şartlar içinde iş bulmaları zorlaştı. Bu söylediğim sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, çoğu ülkede benzer bir durum yaşanıyor. İş olanakları neredeyse yok oldu diyebiliriz. İlave olarak, Türkiye’de bu duruma karşı çok çocuklu aileleri destekleyen bir sistem yok, Avrupa Birliği’nin de bu konuda yeterli desteği sağladığını söyleyemeyiz. Yani yeni yoksul dediğimiz bu kesimin mevcut koşullarda bir kuruş bile geliri yok. Bu kesim için oluşturulacak bir sistem, zaman alacağa benziyor. Bu süreçte çocukların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair endişeler var. TIAFI’ye son 7 ayda WhatsApp ve telefon üzerinden 8.000’in üzerinde kişi müracatta bulundu. Arayanların çoğu yiyecek yardımına ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Bu durum bizim için de yeni, geçen sene yiyecek yardımı konusunda bir taleple karşılaşmamıştık. Bu durum bize salgınla birlikte temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir kesimin oluştuğunu gösteriyor. Ayrıca kiralarını ödeyemeyenler de var. Bu sebeplerden ötürü yakın dönemde 2.500’ün üzerinde erzak yardımı gerçekleştirdik. Hibeler aracılığıyla bu programlarımıza devam etmek istiyoruz çünkü acil yardıma ihtiyacı olan yeni bir kesim var.

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe ile gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Hibe kapsamında egzersiz ve esneklik programına katılan engelli çocuklara ve ailelerine ulaşım desteği sağladık. Ulaşım desteği sayesinde daha çok çocuğa erişebildik ve daha çok aile de bu destekten faydalanmış oldu.

TIAFI’nin gelecek dönem planlarını ve öncelik vermeyi düşündüğü çalışmaları anlatır mısınız?

TIAFI olarak farklı alanlarda faaliyet gösteriyoruz ve bu alanlara yönelik gelecek planlarımız bulunuyor. Örneğin çocuklar için oyun alanı faaliyetlerimiz devam ediyor çünkü ebeveynleri iş arayışındalar ve bu sebepten ötürü çocuklarını güvenli bir ortamda bırakarak iş aramak için zamana ihtiyaçları oluyor. Günde 230 porsiyon yemek çıkartıyoruz. Suriyeli aşçılar Türk faydalanıcılarımız için yemek hazırlıyor ve dağıtıyor. Bu sayede hem yerel halkı destekliyoruz hem de entegrasyona hizmet ediyoruz. Bunun yanı sıra, erzak paketleri de dağıtıyoruz.

Egzersiz ve esneklik programını geliştirmek istiyoruz. Bunların yanında, merkezimizde bir travma terapisti istihdam etmek ve travma odası kurmak için de çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmaları devam ettirmek için hibe ve diğer desteklere ihtiyaç duyuyoruz.

Eğitim faaliyetlerimiz devam ediyor. Merkezimizde 3 yıldır mülteci çocuklara Türkçe eğitimi veriliyor. Suriyeli öğrencilerin okullaşmalarını destekliyoruz ve onları Türk sınıf arkadaşlarıyla bir araya getirmeye gayret ediyoruz. Okul sonrası derslerimizin, eğitim konusunda ek desteklere ihtiyaç duyan Suriyeli çocuklar açısından çok önemli olduğunu gözlemliyoruz. Geçen sene Türk öğrencilerle Suriyeli öğrencileri bir araya getirdik ve aldığımız sonuçlar çok mutluluk vericiydi. Birlikte çalıştığımız Suriyeli çocuklar öğrenmek istiyor ve ailelerinin tek umudu da çocukların eğitimlerini tamamlaması. Aileleri genel olarak yorgun ve yıkılmış vaziyetteler, tüm hayalleri de çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olması. Bunun için de tek çözümün eğitim olduğunu söyleyebiliriz.

KuzeyDoğa Derneği Göçmen Kuşların Peşinde Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerinin doğa alanlarında biyolojik çeşitliliğin korunmasını amaçlayan KuzeyDoğa Derneği, bölgedeki canlı çeşitliliğini ortaya çıkarma ve etkin koruma konularında çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor. KuzeyDoğa Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe verdiğimiz Göçmen Kuşların Peşinde projesini tamamladı. Aras Nehri vadisinde kuşların göç yolu üzerinde yer alan Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde kuş halkalama ve uydu vericisi ile takip çalışması yapan KuzeyDoğa Derneği’nin Bilim Koordinatörü Uzman Biyolog Emrah Çoban ile kuş halkalama çalışmalarını, derneğin ulusal ve uluslararası alandaki iş birliklerini ve COVID-19 salgını ile başlayan sürecin çevre koruma çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile gerçekleştirdiğiniz Göçmen Kuşların Peşinde projesini yakın zamanda tamamladınız. Bu projenin amacı ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Aras Kuş Halkalama ve Araştırma Merkezi’miz, Iğdır’ın Tuzluca ilçesine bağlı Yukarı Çıyrıklı köyünde, Aras Nehri kıyısında. Afrika-Avrasya kuş göç yolu üzerinde ve göçmen kuşların beslenmek, dinlenmek ve üremek için kullandıkları çok önemli bir sulak alanda yer alıyor.

Merkezimizde her yıl ilkbahar ve sonbahar sezonlarında toplam 6-7 ay kuş halkalama çalışması yürütülüyor. Bu çalışma ile alandaki kuş varlığı tespit ediliyor, yıllara göre değişimi izlenebiliyor ve kuş göç yolları hakkında bilgi ediniliyor.

Kuş halkalama, kuşlara zarar vermeyen çok ince ağlarla kuşları yakalayıp, her birinde özgün bir numara olan ve kimlik niteliği taşıyan, hafif, paslanmaz, alüminyum halkaları kuşların bacağına takarak kuş göçlerini ve kuş sayılarındaki değişiklikleri takip etmek anlamına gelir. 100 yıldan fazla bir süredir birçok ülkede milyonlarca kuş bu yöntemle araştırılıyor. Üzerinde kuşun halkalandığı ülkenin adını ve ülke halkalama merkezinin adresini taşıyan bu halkalar, halkalı bir kuş tekrar yakalanırsa veya ölüsü bulunursa, kuşun nereden geldiğini göstermiş oluyor. Halkalama istasyonlarında tür tanımı, kuşları halkalama (kimlik), cinsiyet ve yaş belirleme, kanat ve kuyruk ölçümleri, ağırlık ve yaş oranı, tüy değişme durumu ve yön bulma deneyleri yapılıyor ve başta okul çocukları olmak üzere ziyaretçi eğitimleri gerçekleştiriliyor.

Kuş halkalama çalışmalarının yanı sıra merkezimizde, bazı kuşlara uydu vericisi de takıp göçlerini daha detaylı olarak takip ediyoruz. Ayrıca bölgedeki sulak alanlarda düzenli kuş gözlemi ve sayımı yaparak, kuş varlığını düzenli olarak izliyor ve takip ediyoruz.

Kuşlar doğal dengenin devamlılığı için çok önemli canlılar ve çok sayıda ekolojik işlevi yerine getiriyorlar. Ayrıca kuşların göç davranışları, bizlere iklim değişikliği ile ilgili önemli veriler sunuyor. Yürüttüğümüz bu faaliyetlerin ancak düzenli olarak tekrarlanması sonucunda yıllar içinde anlamlı analizler yapabilecek veriler elde ediyoruz.

Dernek başkanımız Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu’nun 2005 yılında keşfettiği Aras Nehri Kuş Cenneti’nde 15 yıldır aralıksız her sezon yaptığımız kuş halkalama ve takip araştırmalarında şimdiye kadar 120.000’den fazla kuş halkaladık ve 300 kuş türü kaydettik. Türkiye’deki tüm kuş türlerinin %62’sini oluşturan bu sayı, Aras Nehri Kuş Cenneti’nin Türkiye sınırları içinde ve Samsun-Adana hattının doğusunda en çok kuş türüne sahip olan yer olduğunu gösterdi. Doğu Anadolu’nun en zengin kuş cenneti olan Iğdır Aras Nehri Kuş Cenneti, 2013’de verdiğimiz dilekçeye cevaben Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Doğu Anadolu’nun ilk Tabiatı Koruma Alanı olmaya layık görüldü. Ancak tüm çabalarımıza rağmen bu statü halen resmiyete kavuşmadı.

KuzeyDoğa Derneği çalışmalarını Türkiye’de ve uluslararası alanda faaliyet gösteren birçok kurum ve kuruluşla iş birliği halinde gerçekleştiriyor. Bu iş birliklerinin kapsamı ve çalışmalarınıza katkıları hakkında bilgi verebilir misiniz?

KuzeyDoğa Derneği olarak çalışmalarımızı Tarım ve Orman Bakanlığı , Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü izni ile yürütüyoruz. Bu yıl derneğimiz SEO/BIRDLIFE İspanya ile Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi çalışmalarını ortak yürütmüştür. Hem “Bozayı (Ursus Arctos), Kurt (Canis Lupus), Vaşak (Lynx lynx) Yakalama ve Takip” projemiz hem de “Göçmen Kuşların Peşinde” projemiz kapsamında yurtiçi ve yurtdışı üniversiteler ve alanında uzman kişilerle iş birliği içindeyiz. Şu an aktif olarak Utah Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Zagreb Üniversitesi ve Iğdır Üniversitesi ile hem sahada hem de analiz aşamasında iş birliklerimiz sürüyor.

Farklı konularda alanında uluslararası tanınırlığa sahip uzmanların ayrı ayrı katkıları çalışmalarımız için çok önemli ve çok değerli. Bu iş birlikleri, çalışmaya katılanlar arasında bilgi ve deneyim aktarımı için de çok değerli imkanlar sunuyor.

COVID-19 salgınıyla başlayan süreçte alınan tedbirlerin çevreye olumlu etkilerine dair haberler son zamanlarda çok fazla gündeme geldi. KuzeyDoğa Derneği’nin çalışma alanları açısından değerlendirdiğinizde bu tür olumlu bir tablodan bahsetmek mümkün mü? Bu olumlu etkinin devam edebilmesi için neler yapılmalı?

İklimsel ve çevresel değişimleri kısa vadede değerlendirmek bizi gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Bu nedenle bu değerlendirmeyi yapmak için daha uzun zaman aralığına ait verilerin olması gerekli. Küresel çapta yapılan analizler, bu olumlu etkilerin genellikle geçici olduğunu, birçok şehirde hava kirliği miktarının COVID-19 öncesi seviyelere ulaştığını ve tüm kısıtlamalara rağmen dünya çapında sera gazı emisyonlarının bu sene 2019’a göre sadece %6 düşeceğini gösteriyor. Yayınlanmaya başlayan bilimsel makaleler, kamuoyunun gözlemlediği birçok “olumlu etkinin” esasında insanların daha önce de bölgede yaşayan yaban hayatını yeni yeni fark etmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Ne yazık ki KuzeyDoğa Derneği’nin de tecrübe ettiği gibi COVID-19 salgını sebebiyle uygulanan sivil toplum, araştırma, ekoturizm ve doğa koruma faaliyetlerinin durdurulmaları ve kısıtlanmaları; zaten kanuna uymayan kaçak avcılık, kaçak inşaat ve diğer doğaya zarar veren faaliyetlerin daha da rahatlıkla yapılmasına imkan verdi, uzun süreli yaban hayatı takip ve koruma çalışmalarını durdurdu ve bu kritik süreçte yaban hayatının tepkilerinin bilimsel çalışmalarla ölçülmesini büyük ölçüde engelledi. Ayrıca COVID-19’un yarattığı ekonomik kriz, doğa koruma örgütlerini oldukça olumsuz şekilde etkiledi ve acil desteklere gerek doğurdu. Science dergisinde yayınlanan makaleden konunun ayrıntılarına dair bilgi edinilebilir.

Derneğimizin görüşü, COVID-19 salgını kaynaklı kısıtlamalarının uzun vadede doğaya net etkisinin negatif olacağı ve uzun süreli doğa koruma ve araştırma çalışmalarına zarar verdiği yönünde. Bu süreçteki tek tesellimiz; fotokapan, uydu takip ve kuş halkalama çalışmalarıyla bölgedeki yaban hayatını 15 yıldır takip eden derneğimizin, bu verilerle COVID-19 sebebiyle insan faaliyeti kısıtlamalarının yaban hayatına etkisini ölçen uluslararası bilimsel çalışmalara davet ediliyor ve katkı sunuyor olması.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum KuzeyDoğa Derneği’nin çalışmalarını ne şekilde etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını önlemleri kapsamında dernek olarak 2020 ilkbahar-yaz dönemindeki çalışmalarımıza gönüllü alımını durdurmuştuk. “Kontrollü sosyal hayat” olarak adlandırılan dönem ile beraber sonbahar kuş halkalama çalışmamız için gönüllü alımına başlamakla beraber, devam eden riski azaltmak adına 15 günlük gönüllü çalışma süresini 21 güne çıkararak, gönüllü sirkülasyonunu azaltma yoluna gittik.

Ayrıca yöredeki okullarda yürütmekte olduğumuz eğitim çalışmalarımızı da yine şartlar dolayısıyla gerçekleştiremedik. Eğitim yerine, bir fon desteği ile daha önce bastırıp eğitimlerde dağıttığımız doğal hayat üzerine bilgiler içeren “Birbirimize İhtiyacımız Var” çocuk kitabını tekrar bastırıyoruz. Kitabı çocuklara ulaştırarak, doğa eğitimi açığını bir nebze kapatmayı hedefliyoruz.

Bunun yanında, bölge halkının doğadan sürdürülebilir gelir kazanması için yürüttüğümüz köy tabanlı ekoturizm faaliyetleri de 2020’de durma noktasına geldi. Arazi çalışmalarımızın başlama ve bitiş zamanları da COVID-19 döneminde ulusal ve uluslararası kısıtlamalardan dolayı değişiklik gösterdi.

KuzeyDoğa Derneği’nin gelecek dönemdeki öncelikleri neler olacak ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Çalışmalarımızı düzenli olarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Doğa koruma çalışmalarında alanın ve dolayısıyla alandaki değişikliklerin yıllar bazında izlenebilmesi çalışmanın sürekliliği ile mümkündür. Hem bilimsel çalışmalarda hem de eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarında etkili yöntemlerle çalışmalarımızı sürdürmeyi ve etkin lobicilik ve savunuculuk çalışmaları yürütmeyi hedefliyoruz.

En önemli önceliğimiz ise dilekçeler, çevresel komisyon toplantıları ve diğer resmi girişimlerle Kuzeydoğu Anadolu’da daha fazla doğal alanın resmi koruma altına alınması ve hali hazırda koruma statüsüne sahip alanların da daha etkin koruma sağlayan statülerine terfi ettirilmesi olacak.