Tag

şartlı destek arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Yürüteceği Çalışmaları Konuştuk

By | Şartlı Hibe

İzmir’de faaliyet yürüten Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği, mümkün olduğu kadar fazla çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız dernek sağladığımız hibe desteğini enstrümanların bakımı, yeni enstrüman alımı ve insan kaynağı giderlerini karşılamak için kullanacak.

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği kurucusu Selmin Günöz ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin yürüttüğü faaliyetler, dünyaca ünlü sanatçılar ile verilen konserlerin çocuklar ve aileler için önemi, müziğin birlikte çalışma yürüttükleri çocuklar üzerindeki etkisi, çalışma yürüttükleri bölgenin özellikleri ve hibe kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Barış Çocuk Orkestrası projesi, kurulduğu semtin dokusuyla birleşerek sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldırmayı hedefler. Derneğin kurulum amacı da bu projeyi desteklemektir. 

Projenin temel hedefi mümkün olan en fazla sayıda çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamak ve bu çocukları sokaktaki tehlikelerden korumaktır. Bu projede” MÜZİK”, gücüne çok inandığımız, barış, özgürlük ve adaleti en iyi şekilde ifade eden araçtır. Çok etkili bir araç. Müzik, barışçıl bir yaşam biçimi yaratmakta en büyük destektir.  Bu inançla ve bu hedefle, bize başvuran her çocuğu hiçbir yetenek sınavına tabi tutmaksızın kabul ederiz. Bazısı çabuk öğrenir, bazısı da yıllarca aynı seviyelerde kalır; fakat asla çocuklara bu işe uygun olmadıkları söylenmez, hissettirilmez. Dernek merkezimizde çocukların seviyelerine göre belirlediğimiz gruplara yönelik nitelikli eğitmenler eşliğinde müzik eğitimi veriyoruz. 7-17 yaş arası çocuklardan oluşan bu gruplar haftanın 2 günü bu eğitimlerden yararlanabiliyor. Cumartesi günleri ise tüm orkestra bir araya gelerek prova yapıyor. Yılda 1 veya 2 defa çocuklarımızın sahne üzerinde eşlik edebileceği uluslararası bir sanatçıyı davet ediyoruz ve hep beraber bir konser veriyoruz. 

İzmir’de suça sürüklenen çocuk oranının yüksek olduğu mahallelerde faaliyetlerinizi yürütüyorsunuz. Birlikte çalıştığınız çocukların durumundan ve bu grupla çalışmayı tercih etmenizin nedenlerinden bahseder misiniz?

Çalıştığımız bölge İzmir’in alkol, sigara, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelerinin en fazla tüketildiği, en fazla göç almış bölgelerinden birisidir. Özgüven eksikliği fazlasıyla fark edilir durumda. Günün her saatinde bir sokak çatışmasına tanık olabilirsiniz. Aileler, hava kararmaya başladığında sokağa çıkmaya çekiniyorlar. Tüm bu nedenlerden dolayı bu bölgeyi özellikle seçtik. Buradaki amaç çocukları bu tehlikelerden müzik aracılığıyla korumak. Bölgedeki uyuşturucu kullanımı çok küçük yaşlara kadar inmiş durumda. Yoksulluk gözle görülebilecek durumdadır. Kısacası, bu proje için en ideal yer burası. 

Yaptığınız çalışmaların çocuklar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz? Geçmiş yıllarda birlikte çalıştığınız çocuklar özelinde düşündüğünüzde, müzik çocukların iyi olma hallerini nasıl etkiliyor? 

Öncelikle özgüvenlerinin artması konusunda son derece başarılı bir sonuç gözlemlemekteyiz. Müzik eğitimi dışında dernek amacımızı destekleyen farklı faaliyetler de yürütüyoruz. Örneğin; çocuklar için felsefe atölyeleri düzenleyen bir gönüllü öğretmen, İngilizce dersi veren bir gönüllü öğretmen, sorunlarını rahatlıkla görüşebilecekleri gönüllü bir psikolog var. Anneler de psikolog desteğinden yararlanabiliyor. Bu bağlamda hem müzik eğitimi hem destekleyici çalışmalar sayesinde başlangıçta kavga, gürültü, küfür gibi sıkıntılı durumlarla çok iç içe olan çocuklar – hatta ceplerinde çakı, bıçak gibi tehdit edici aletlerle dolaşırlarken (Bu aletleri kendilerini korumak amacıyla taşıdıklarını ifade ediyorlardı.) – şimdi çok daha huzurlu ve sakinler. 

Vakıf olarak geliştirdiğiniz işbirlikleri ile Barış Çocuk Orkestrası’nın dünyaca ünlü sanatçılarla konserler vermesine olanak sağlıyorsunuz. Bu konserlerin Vakıfınız, orkestrada yer alan çocuklar ve aileleri açısından öneminden bahseder misiniz?

İzmir’in en mükemmel, Avrupai standartlarındaki salonunda Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne almak birlikte faaliyet yürüttüğümüz çocukların en büyük mutluluğu. İzleyici tarafından ayakta alkışlanmanın getirdiği mutluluk, ”BAŞARDIM” duygusu, bu işi nitelikli müzikle yapıyor olmanın verdiği keyif, sözcüklerle anlatılır gibi değil. Çocuklarla beraber aileler de süreç içerisinde dönüştü. Aileler zamanla kendilerine yabancı gelen bu müzik türüne alıştı. Ailelere yönelik çok sesli müziğin ne olduğunu ve çocuklarının beyinsel ve kişilik gelişimine nasıl katkı koyduğunu anlatan programlar yaptık. Pandemi boyunca zoom platformu üzerinden çevrimiçi devam ettiğimiz çalışmalarımızda sadece çocuklara yönelik değil anneler için de eğlence içerikli çalışmalar yaptık. Şimdi anneler çocuklarını izlerken yaşadıkları gururu bizlerle paylaşıyor. 

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz

Öncelikle bir adet korno satın aldık. Öğretmen giderimiz bir hayli fazla. Sağladığınız hibe desteği öğretmenlere yaptığımız ödemelerin karşılanmasına katkı sağlıyor. Desteğiniz için teşekkür ederiz!

 

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Köy Öğretmenleri El Ele Projesine Başladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan KODA, sağladığımız hibe desteği ile Köy Öğretmenleri El Ele projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek mesleğe yeni başlayan köy öğretmenlerinin deneyimli köy öğretmenleri tarafından birebir görüşmeler ve eğitimlerle desteklenmesini sağlayacak. Bu amaç doğrultusunda, 26 mentor öğretmen mesleğe yeni başlayan 64 meslektaşının kişisel ve mesleki olarak güçlenmesine katkı sağlayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği İletişim ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Menekşe Canatan ve Araştırma ve Proje Geliştirme Uzmanı Dilara Avdagiç ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; köy okullarında okumanın öğrencilere sunduğu fırsatlar, yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarının değişen ihtiyaçları, Destekle Değiştir etkinliğindeki deneyimleri ve Köy Öğretmenleri El eEe projesi hakkında konuştuk.

Vakfımızı takip edenler KODA’nın çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?

KODA olarak 2016 yılından bu yana köylerde eğitimin niteliğini sürdürülebilir biçimde artırmak için çalışan bir derneğiz. Dünya Bankası’nın 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de bir çocuğun nitelikli eği̇tim alabilmesi gelir farkından sonra kentte ya da kırda doğmasına bağlı olarak şekilleniyor. Bizler köylerdeki çocukların kendilerini gerçekleştirebilecekleri, kendi potansiyellerine ulaşabilecekleri, sadece akademik değil bütünsel gelişimi önceliklendiren bir eği̇ti̇m almalarını sağlamak için çalışıyoruz. Köyde eği̇tim deyince yola çıkış noktamız köy öğretmenlerini güçlendirmek oldu. Şehirde doğmuş, şehirde büyümüş ve şehirdeki bir üniversitede okumuş bir öğretmen adayı olarak bir anda Harran’ın bir köyüne atandığınızı düşünün. Hem okulda köyde öğretmenliğe dair uygulamalı bir eği̇tim almadan mezun oluyorsunuz hem de müfredat dahil elinizdeki çoğu materyal kentte öğretime yönelik oluyor. Öte yandan nüfus dağılımından dolayı köy okullarında çoğunlukla bir ya da iki öğretmen oluyor. Bu da hem mesleki olarak paylaşımda bulunabileceğiniz birilerine erişmenizi zorlaştırıyor hem de ciddi bir sosyal izolasyonla başbaşa kalıyorsunuz. KODA’da bu sorunun çözümüne yönelik olarak Öğretmen Toplulukları Programımız bulunuyor. Köy öğretmenlerini düzenli olarak bir araya getiriyor ve mesleki olarak birbirlerinden öğrenebilecekleri bir alan açıyoruz, bir yandan da ihtiyaç duydukları konulara dair uzman eğitmenlerden eğitimler almalarını sağlıyoruz. Şu anda Türkiye’nin farklı kırsal bölgelerini kapsayan 16 tane topluluğumuz var.

Öğretmenlerin mezun olmadan önce köyde öğretmenlik süreçlerine hazır olabilmeleri için üniversiteler ile işbirliği halinde yürüttüğümüz, öğretmen adaylarına yönelik olan Köye İlk Adım Programımız bulunuyor.

Köyde eğitimi bütünsel olarak güçlendirmek için yereldeki aktörleri de sürece dahil etmenin önemli olduğunu biliyoruz. Köy muhtarları, köylerdeki gençler gibi yerel paydaşları sürece dahil etmeye yönelik çalışmalar da yürütüyoruz. Bir yandan da yerel ihtiyaçlara cevap veren eği̇tim materyalleri ve ders içerikleri geliştirmek stratejimizde önemli bir yer tutuyor.

Türkiye’de köy okulları genellikle eksikler ve imkansızlıklar üzerinden anılıyor. Oysa, KODA olarak köy okullarında okumanın öğrenciler için birçok fırsat sunduğunu söylüyorsunuz. Bu fırsatlardan ve bu fırsatların ortaya çıkmasında öğretmenlerin oynadığı rolden bahseder misiniz?

Köylerdeki fiziksel yoksunlukları görmezden gelmeden köy okullarında var olan fırsatlara odaklandığımızda hayalimizdeki eği̇tim için büyük bir potansiyel bulunuyor. Sınıf mevcudunun azlığı, öğretmenin daha kolay inisiyatif alabilmesi, okulların doğa ile iç içe olması, öğretmenin çocukları tüm çevresi ile birlikte bir tanıyabilmesi bu fırsatlardan bazıları. Köylerde görev alan öğretmenleri bu fırsatları değerlendirebilecek şekilde güçlendirdiğimizde ve bütünsel eğitim süreçlerine uygun araçlar ile desteklediğimizde köyde nitelikli eğitime dair değişimi başlatabiliriz. Yereldeki ihtiyaçlar çok değişken ve farklı olduğundan köy öğretmenlerinin özellikle sorun tespiti, yaratıcı çözümler ve sorumlu karar verme gibi konularda kişisel olarak gelişmelerine olanak sağlamak gerekiyor. Aynı zamanda yerele özgü sorunlar karşısında öğretim, yöntem ve tekniklerini geliştirebilmeleri için öğretmenlerin mesleki kapasitelerinin artırılması da önemli konulardan biri. Köyde bir öğretmenden çok daha fazlası olan köy öğretmenlerini okul-aile ilişkileri, yerel yöneticiler ile ilişkiler gibi konularda da destekleyerek kırsalın koşullarına hazır hale gelebilmeleri için üniversite eğitimlerinden başlayarak uygulamalı çalışmalar yapmaları da köyde eğitimin niteliğine dair önemli bir yatırım.

Uzun bir aradan sonra Eylül 2021’de Türkiye genelinde yüz yüze eğitim yeniden başladı. Bu geçiş süreci köy okullarında nasıl gerçekleşti? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 Eylül ayında yüz yüze eğitimin başlamasını öğretmenler büyük bir heyecanla bekledi. Aslında pandemi döneminde de birçok öğretmen sağlık tedbirlerini alarak köydeki öğrencilerinin yanına gitmeye ve uzaktan da olsa ödev ve oyunlaştırma ile destek olmaya devam etti. Okulların açılmasıyla da öğretmen ve öğrenciler için okula hızlı bir adaptasyon süreci yaşandı.

KODA olarak bizler için de yüz yüze faaliyetlere dönmek büyük bir heyecan kaynağı oldu. Pandemi döneminde çevrimiçi faaliyetlerimize devam etmenin getirdiği avantajlar oldu (Örneğin; farklı bölgelerden öğretmenlere ulaşma, daha fazla öğretmene ulaşma, vb.). Buradaki öğrenimlerimizi Türkiye genelinden öğretmenlere ulaştırmanın bir fırsatı ve yöntemi olarak görüyoruz. Bu nedenle de KODA olarak bu faaliyet dönemimizde de çevrimiçi buluşmalarımızı sürdürerek yine kırsalda görev yapan öğretmenlerden gelen ihtiyaçlara göre içeriklerimizi revize etmeye ve güncel tutmaya devam ediyoruz.

Ancak yüz yüze faaliyetlerle yeniden sahada öğretmenlerle bir araya gelmenin de avantajlarını yadırgamamak gerekiyor. Bizler de aslında bu iki yöntemi birleştirerek 2021-2022 faaliyet döneminde Öğretmen Toplulukları Programımız dahilinde hem çevrimiçi hem de yerel 16 toplulukla çalışıyoruz.  16 topluluğumuz kurulup, katılımcı öğretmenlerimiz kendi yerel bölgelerinde bir araya gelmeye başladıklarında gördük ki öğretmenlerin birbirlerinden alıp verebileceği, birbirlerine katabileceği çok şey var. Birbirlerini duymak, ortak sorunlardan geçtiklerine şahit olmak ve bir de üzerine sorunlara birlikte çözüm düşünmenin katkısının yüz yüze eğitime geçişte ve hatta kırsal eğitimin niteliğini iyileştirmede çok büyük bir ihtiyacı karşıladığını görüyoruz.

Öğretmenlerin yanı sıra, Eylül ayından beri süregelen dönemde gönüllü faaliyetlerimiz kapsamında okulların ve ailelerin ihtiyaçlarını tespit etmek adına odak grup görüşmeleri gerçekleştirdik ve bir grup gönüllü öğretmen ile ebeveynlerin eğitime dair değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında nasıl destek olabileceğimizi tasarlıyoruz.

Tüm bahsettiğimiz faaliyetler ile aslında çocuğun ve eğitim yolculuğunda ona eşlik eden yetişkinlerin ihtiyaçlarını temele alarak çalışmalarımıza güçlenerek devam etmeyi hedefliyoruz.

2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alarak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatına sahip oldunuz. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil toplumun gücüne ve değişime inanan bir toplulukla bir araya gelmek bizler için eşsiz bir deneyimdi. Türkiye’de kırsalda eği̇ti̇m meselesi çoğunlukla büyük ve çözülemez bir sorun olarak algılanabiliyor. Oysa biz KODA’da köyde eğitimi sistematik biçimde güçlendirmek için çocuğun etrafındaki yetişkileri güçlendirme ve yerele özgü içerikler üretme odağındaki stratejimizle bir çok çalışma yürütüyoruz. Tüm faaliyetlerimizi izleme değerlendirme çalışmaları ile destekleyip her yıl gereken revizyonları yaparak yaygınlaştırma sürecimizi sürdürüyoruz. Bizlere Destekle Değiştir katılımcıları gibi değişimin gücüne inanan bir topluluğa sesimizi duyuruma ve çalışmalarımızı paylaşma fırsatını verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Özellikle son zamanlarda Türkiye’de neredeyse hergün bir acil gündem meselesi oluyor. Bu acil meselelerin birçoğu aslında geçmişte önleyici çözümler ve sistematik dönüşümler sağlamadığımız konulardan oluşuyor. Kırsalda eği̇ti̇m meselesi de her ne kadar bugünün “acil” meselesi gibi görünmese de aslında geleceğin en kritik konularından biri. Geleceğimizden vazgeçmeyerek bugünden kırsalda eğitimin niteliğine yatırım yapmanın, kırsal bölgelerdeki çocukların önce kendilerine sonra da topluma değer katacak bireyler olarak yetişebilecekleri bir eğitim alabilmelerinin önemini paylaşmak bizler için çok önemli. Verdikleri katkı ile KODA’ya ve KODA’nın kırsalda eğitime dair attığı adımlara inandığını gösteren tüm Destekle Değiştir katılımcılarına da bu vesile ile bir kez daha çok teşekkür ederiz. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine devam edebilmeleri için aldıkları desteğin boyutunun yanında sürekliliği de çok kritik bir konu. Umarız Destekle Değiştir katılımcıları ile köyde daha iyi eği̇ti̇m için çıktığımız yolculuğumuzda birlikte olmaya devam edebiliriz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Köy Öğretmenleri El Ele projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Köy Öğretmenleri El Ele, mesleğin ilk yıllarında olan köy öğretmenlerinin, köy öğretmenliği alanında deneyimli rehberler tarafından birebirde çalışarak güçlendirilmelerini amaçlayan bir program. Mesleğe yeni başlayan köy öğretmenleri için mesleklerinin ilk üç yılı hayatlarında büyük önem taşır. Okula ilk adımlarını attıklarında onları heyecanlı koca bir sınıf dolusu öğrenci, okul kadrosu, aileler, kitaplar ve bir müfredat bekler. Öğretmen öğrencilerle çalışırken bir fark yaratabilme arzusu içerisinde hem müfredata odaklanır hem de sınıfta disipline enerji harcar. Bu iş yükünde, kendini yıllarca köyde geliştirme fırsatı edinmiş öğretmenlerden birebir destek alan öğretmenler ise; kırsalın şartlarına uygun şekilde problemleri çözebilir ve alternatif öğretim stratejilerini öğrenebilir. Meslekte en az 8 yıldır emek vermiş öğretmenler (rehber öğretmenler), bu geçen sürede edindikleri bilgi ve becerileri aktarırken en büyük hayallerini de gerçekleştiriyorlar: Başka bir öğretmenin gelişimine destek olmak. Rehber öğretmenler, meslekte yeni olan köy öğretmenlerini samimiyetle dinleyip, kendi deneyimlerini paylaşırken aslında onlara bir rol model, bir yol arkadaşı oluyor. Bu yolculukta, rehber öğretmenler de kendi iletişim ve liderlik becerilerini geliştirir. Bu sayede köylerimizde öğretmen açığı azalırken, verimli ve motivasyonu yüksek öğretmen ve öğrenciler ile etkili bir eğitim deneyimine kavuşabiliriz. Bu programdaki amacımız; göreve yeni başlayan ve köylerde görev yapan öğretmenlerin, deneyimli rehberler tarafından hem mesleki hem de kişisel olarak desteklenmesi ve güçlendirilmesi. Güçlenen köy öğretmeninin öğrencilerine ve onların ailelerine daha iyi destek olabileceğine inanıyoruz. Bu amaçla deneyimli, eğitimlerle kendini geliştirmiş rehber öğretmenlerle, göreve yeni başlayan köy öğretmenlerini buluşturuyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda, yol gösterici içeriklerden oluşan rehberimizi paylaşarak göreve yeni başlayan köy öğretmenleri ile deneyimli rehber öğretmenlerin en az ayda iki defa bir araya gelmesini sağlıyoruz. Programa katılan öğretmenlerimizden gelen geribildirimlerden bazılarını aşağıda paylaşmak isteriz:

“Okul içinde günlük olarak karşılaştığım sorunlar ya da ihtiyaç duyduğum her konuda ulaşabildiğim, çekinmeden aradığım biri var.” (Hatay, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yalnız olmadığımı hissetmek beni çok rahatlattı.” (Gaziantep, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni atanan bir öğretmen olduğum için sınıf yönetimi sorunum az da olsa düzene girdi. Öğrencilerin öğrenme güçlükleri nedeniyle kendimi yetersiz hissetmemin benden kaynaklanmadığını, çocukların okul öncesi eğitimi almamaları ve evde veli ilgisi olmaması olduğunu anladım ve bu düşünceden vazgeçip mücadeleme devam etme kararı aldım.” (Erzurum, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yepyeni bir yol arkadaşı edindiğim için çok mutluyum. Her konu hakkında fikir alışverişinde bulunduğum bir arkadaşım oldu.”

(Siirt, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni göreve başlayan öğretmenlerin hem heyecanına tanık olmak hem de karşılaştıkları sorunları çözmelerine yardımcı olmak güzel bir duygu. He görüşmede göreve ilk başladığım yıllara gidiyorum. Birlikte ilerlemek güzel.” (Diyarbakır, Mentor öğretmen)

“Bir köy öğretmeni öğretmenliğinin ilk yıllarında çok zorlanır. Bir yandan yönetmelikler acemilikler bir yandan sosyal şartlar. Hepimiz bu zorlukları yaşadık. Bizim yaşadığımız zorlukları daha kolay atlatsınlar biraz da olsa faydam olsun yeni atanmış öğretmen arkadaşlarımıza diye bu programın bir parçası oldum. İyi ki olmuşum çünkü bu program sayesinde bu arkadaşlarımızla buluşup yaşadığımız sorunları paylaşıyor bunları aşmalarında yardımcı oluyorum.” (Şanlıurfa, Mentor Öğretmen)

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Öğretmen Toplulukları Programı Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe verdiğimiz KODA, Öğretmen Toplulukları Programı projesi kapsamında 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır ve Şanlıurfa-Birecik’de gerçekleşen faaliyetlerini tamamladı. Proje kapsamında dernek, kırsal bölgede çalışan ve/veya çalışma deneyimi olan öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırmak, birbirlerinden öğrenme pratiklerini çoğaltmak ve ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak mesleki ve kişisel gelişimlerini sağlanmak amacıyla çalışmalar yaptı.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Araştırma ve Proje Geliştirme Uzmanı Dilara Avdagiç, Topluluk Koordinatörü Esra Yıldırmış ve Genel Koordinatör Mine Ekinci ile yaptığımız röportajda; köy öğretmenlerini desteklerken yerelin ihtiyaçlarını anlamanın önemi, yüz yüze eğitime geçiş ile köy okullarının ve öğretmenlerin değişen ihtiyaçları, KODA’nın 2022 planları ve proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk.

Öğretmen Toplulukları Programı’nın hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Diyarbakır ve Şanlıurfa-Birecik’de gerçekleşen faaliyetlerini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

KODA olarak Öğretmen Toplulukları Programı ile amacımız; kırsal bölgelerde çalışan veya çalışma deneyimi olan sınıf öğretmenlerinin mesleki motivasyonlarını artırmak, sosyal-duygusal becerilerini geliştirmek, köy okulları ile ilgili sorun ve fırsatlara dair nasıl yöntemler izleyebileceklerini öğrenmelerini ve ihtiyaç duyduklarında kolaylıkla farklı kişi ve kurumlardan destek alabilmelerini sağlamak.

Öğretmen Toplulukları Programı uygulamasına 2020-2021 eğitim öğretim yılında 10 bölgede, en az 300 öğretmenin katılımıyla devam etmeyi planladık. Pandemi önlemleri dahilinde, Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık Çevrimiçi Öğretmen Buluşmaları düzenledik. Çevrimiçi Öğretmen Buluşmaları dahilinde 2020 Ekim ve 2021 Mayıs ayları arasında her ay 4 farklı temada (mesleki gelişim, kişisel gelişim, sanatsal beceriler ve öğretmenler arası deneyim paylaşımları), genele açık toplam 29 çevrimiçi buluşma düzenledik. Bu faaliyetlerimize 889 öğretmen dahil oldu.  Bu öğretmenlerden 27’si Diyarbakır’dan ve 17’si Şanlıurfa-Birecik’tendi.

Programa sorumlu öğretmenlerin de dahil edilmesiyle 10 bölge özelinde yüz yüze buluşmalar, sorumlu öğretmenlerin çevrimiçi ve yüz yüz kamplarıyla oryantasyonu, genele açık çevrimiçi buluşmalar, KODA tarafından üretilen içeriklerin ve Öğretmen Toplulukları Programı’nın yaygınlaşması için İl Milli Eğitim Müdürlükleri ile ortak etkinlikler program faaliyetlerimiz dahilindeydi. Ancak pandeminin yarattığı belirsiz koşullar nedeniyle, faaliyetlerimizi sürdürmenin en güvenilir ve yapılabilir yolunun programımıza çevrimiçi olarak devam etmek olduğuna karar verdik.

Bu değişiklik ile Temel Eğitim Programı da sürece dahil edildi. Temel Eğitim Programı dahilinde 28, 29, 30 Temmuz 2021 ve 2, 3, 4, 5 Ağustos 2021 tarihlerinde 44 saatlik bir eğitim programı gerçekleştirdik. Bu programda kırsalda görev yapan sınıf öğretmenlerinin görev yaptığı sürede temel olarak ihtiyaç duyduğu temalara odaklandık. Aynı zamanda, teorik ve pratik bilgiler ile sınıf içi örnek uygulamalara yer verdik. Bu programa 101 öğretmen katıldı. Ayrıca, daha önce Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü işbirliği ile düzenlediğimiz “Birleştirilmiş Sınıflarda Görev Yapan Köy Öğretmenlerinin Mesleki Kapasitelerini Geliştirme Eğitici Eğitimi Kursu” programına katılan öğretmenlerimiz için 6 Ağustos 2021 tarihinde ayrı bir oturum düzenledik. Bu oturumda, daha önce yüz yüze eğitimde yer vermediğimiz fakat Temel Eğitimde Programı’nda yer verdiğimiz 3 konuya odaklandık. Bu oturuma toplam 60 öğretmen katıldı.

Proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz öğretmen buluşmalarının konularını belirlerken sadece öğretmenlerin ihtiyaçları değil yerel ihtiyaçları da göz önüne aldığınızı biliyoruz. Bu yaklaşımınızın nedenini paylaşır mısınız?

Türkiye’de Kırsal ve kentsel alandaki eğitim olanaklarını karşılaştırdığımızda ne yazık ki fırsat eşitliğinin yakalandığını söylemek hala mümkün değil. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan 2023 Eğitim Vizyonu’nda da bu fırsat eşitliğini sağlamanın öncelikli hedeflerden birisi olduğunu görüyoruz. KODA olarak ana odağımız kırsal bölgeler ve köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek. Bu hedef doğrultusunda da öğretmenler, aileler, gönüllüler gibi farklı paydaşlarla  çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Çoğu zaman yoksunluklarıyla gündeme gelen köy okullarının, aslında hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar sunabileceği inancıyla yola devam ediyoruz.

Kırsalda eğitimin niteliğini düşüren bazı faktörler; örgün eğitimin planlanması ve öğretmenlerle bağlantılı sorunlar, aileler, yoksulluk ve hayat koşulları ile bağlantılı sorunlar ve altyapısal sorunlar olarak sıralanabilir. Diğer taraftan, tüm bu sorunlara rağmen kırsal bölgelerdeki okullarda daha bütünsel ve nitelikli bir eğitim için önemli fırsatlar da bulunuyor: Köy okullarındaki sınıf mevcutlarının azlığı, okul-aile-köy halkı arasındaki fiziksel yakınlık, okulların doğa içinde olması, küçük okullarda öğretmenin ve köy halkının eğitime dair inisiyatif almasının daha kolay olması. Dolayısıyla kırsalda eğitimin niteliğinin artırılmasının yolu sadece yukarıdaki sorunlarla baş edilmesinden değil, aynı zamanda bu fırsatlardan da en iyi şekilde faydalanılmasından geçiyor. Bu sebeple de programlarımızı, örneğin Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Öğretmen Toplulukları Programımızı kırsal bölgelerdeki yerelin ihtiyaç ve fırsatlarını odağa alarak yürütmeye büyük bir özen gösteriyoruz.

Öğretmen Toplulukları Programımızın çıkış noktası da aslında tam burada, öğretmenlerle yürüttüğümüz saha çalışmalarında topladığımız geri bildirimleri analiz etmemiz sonucunda ortaya çıktı. Hem programın ilk geliştirme sürecinde hem de program devam ederken programı iyileştirmek ve güçlendirmek adına, katılımcı öğretmenlerimizle iletişimde olmaya, onların yorum ve önerilerini duymaya çok önem veriyoruz. Böylece hem kırsalda görev yapan öğretmenlerin ihtiyaçlarını hem de bölgesel olarak Öğretmen Toplulukları Programımızın faaliyet gösterdiği toplulukların özel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak aktivitelerimizi düzenliyoruz.

Örneğin bu hibe programı dahilinde çevrimiçi yürüttüğümüz buluşmalarda, her buluşma sonrasında ve dönem sonlarında öğretmenlerimizden anketler ve değerlendirme buluşmaları yoluyla geri bildirimlerini topladık. Toplanan geri bildirimler sonucunda belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda birlikte yeni eğitim başlıkları oluşturduk. Birlikte çalıştığımız Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığıyla kırsalda görev yapan öğretmenlere ulaşarak, yerelde ortaklaşan ihtiyaçlara odaklandık. Buluşma konularını öğretmenlerin mesleki gelişimlerini destekleyecek alanlar çerçevesinde yerel ihtiyaçları da gözeterek şu şekilde belirledik:

1) Pedagojik Açıdan Bütünsel Öğrenme, 2) Uzaktan Eğitimde Oyun, 3) Pozitif Bir Okul İklimi, 4) Duygusal Dayanıklılık, 5) Öğretmenler Günümüz Kutlu Olsun! 6) Eğitim Yaklaşımı İçerisinde Müzik ve Hareket Eğitimi, 7) Öğretmenlikte Rutinlerin Önemi, 8) Özel Eğitimde Sınırları Kaldırmak: Eğitimsel ve Sosyal Adaptasyon, 9) Her Alanda Sanat, 10) Öğretmenler Anlatıyor! -1-, 11) Pandemiye Duyarlı Öğretmen Olmak I: Öz bakım, 12) Yaratıcı Drama Yöntemiyle Doğaçlama, 13) Öğretmenler Anlatıyor! -2-, 14) Uzaktan Eğitimde Okuma Yazma Öğretimi, 15) Pandemiye Duyarlı Öğretmen Olmak-2: Pandemide Çocuklar, 16) Hareket ile Beyin Eğitimi, 17) Pandemiye Duyarlı Öğretmen Olmak-3: Okulda Krizle Baş Etmek, 18) Kendimle Randevu: Duygusal Çeviklik, 19) Öğretmenler Anlatıyor! -3-, 20) Doğada Öğrenme: Benim Ağacım, 21) Zor İnsanlar ve Zor Durumlarla Baş Etmek, 22) Orman6 ile Permakültür ve Onarıcı Bir Yaşam, 23) Eğitimde Tiyatro, 24) Öğretmenler Anlatıyor! -4-, 25) Farklı Düşünmek ve Çözüm Üretmek, 26) Masallarla Yolculuk, 27) Dijital Ortamda Ölçme Değerlendirme Süreci ve Rubrikler, 28) Zaman Yönetimi, 29) “Öğretmenler Anlatıyor! -5-.

Benzer şekilde Temel Eğitim Programı da bu sene Öğretmen Toplulukları Programı’mıza dahil edilen bir faaliyetti.  Temel Eğitim Programını da öğretmenlerden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda geliştirdik. Bu programda kırsalda görev yapan sınıf öğretmenlerinin görev yaptığı sürede temel olarak ihtiyaç duyduğu temalara odaklandık.  Aynı zamanda Temel Eğitim Programı’nda teorik bilgiler, pratik bilgiler ve sınıf içi örnek uygulamalara yer verdik. Bu programa 101 öğretmen katıldı. Program konuları sırasıyla şu şekilde gerçekleşti: 1) Çocuk Gelişimi, 2) Eğitimde Bütünsel Yaklaşım, 3) Özel Gereksinimli Öğrenciler, 4) Özsel Öğretmen, 5) Dans, Hareket ve Ritim, 6) İletişim Bir Sanattır, 7) Müzik ve Hareket, 8) Okul ve Aidiyet, 9) Kırsal Kalkınmada Öğretmenin Rolü, 10) Öğretimin Planlanması, 11) Rutinler ve Sınıf Yönetimi, 12) Dijital Okuryazarlık ve Dijital Materyal Üretimi, 13) Ölçme Değerlendirme, 14) Hikaye Anlatımı, 15) Yaratıcı Drama, 16) Okul-Aile-Köy İlişkisinde Zorluklar, Fırsatlar ve Çözümler, 17) Görsel Sanatlar, 18) Doğa Farkındalığı ve Doğada Öğrenme.

Uzun bir aradan sonra Eylül 2021’de Türkiye genelinde yüz yüze eğitim yeniden başladı. Bu geçiş süreci köy okullarında nasıl yaşandı? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 Eylül ayında yüz yüze eğitimin başlamasını öğretmenler büyük bir heyecanla bekliyordu. Aslında pandemi döneminde de birçok öğretmen COVID-19 tedbirlerini alarak köydeki öğrencilerinin yanına gitmeye ve uzaktan da olsa ödev ve oyunlaştırma ile destek olmaya devam etti. Okulların açılmasıyla da öğretmen ve öğrenciler için okula hızlı bir adaptasyon süreci yaşandı.

KODA olarak bizler için de yüz yüze faaliyetlere dönmek büyük bir heyecan kaynağı oldu. Pandemi döneminde çevrimiçi faaliyetlerimize devam etmenin farklı bölgelerden öğretmenlere ulaşma, daha fazla öğretmene ulaşma gibi getirdiği avantajlar oldu. Buradaki öğrenimlerimizi Türkiye genelinden öğretmenlere ulaşmanın bir fırsatı ve yöntemi olarak da görüyoruz. Bu nedenle de, bu faaliyet dönemimizde de çevrimiçi buluşmalarımızı sürdürerek yine kırsalda görev yapan öğretmenlerden gelen ihtiyaçlara göre içeriği güncel tutarak gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

Ancak yüz yüze faaliyetlerle yeniden sahada öğretmenlerle bir araya gelmenin de avantajlarını yadırgamamak gerekiyor. Bizler de aslında bu iki yöntemi birleştirerek 2021-2022 faaliyet döneminde Öğretmen Toplulukları Programı dahilinde hem çevrimiçi hem de yerel 16 toplulukla çalışıyoruz. 16 topluluğumuz kurulup katılımcı öğretmenlerimiz kendi yerel bölgelerinde bir araya gelmeye başladıklarında gördük ki öğretmenin öğretmenden alıp verebileceği, birbirlerine katabilecekleri çok şey var. Birbirlerini duymanın, ortak sorunlardan geçtiklerine şahit olmanın ve bu sorunlara çözüm üretebilmek için birlikte düşünmenin yüz yüze eğitime geçişte ve hatta kırsal eğitimin niteliğini iyileştirmede çok büyük bir ihtiyacı karşıladığını görüyoruz.

Öğretmenlerin yanı sıra, Eylül ayı ile birlikte gönüllü faaliyetlerimiz kapsamında okul ve aile ihtiyaçlarını tespit etmek için odak grup görüşmeleri gerçekleştirdik.  Bir grup gönüllü öğretmen ile ebeveynlerin eğitime dair değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında nasıl destek olabileceğimizin yollarını arıyoruz.

Tüm bahsettiğimiz faaliyetlerde çocuğun ve ona eğitim yolculuğunda eşlik eden yetişkinlerin ihtiyaçlarını temele alıyoruz. Bu amaç doğrultusunda, çalışmalarımıza güçlenerek devam etmeyi hedefliyoruz.

Vakfımızın sağladığı hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

STDV ve Turkey Mozaik Vakfı desteğiyle, KODA’nın ilk faaliyetlerinden olan Öğretmen Toplulukları Programı’nın bu sene 4. yılını tamamladık. Programın güçlenerek ve yaygınlaşarak devam etmesi, katılımcı öğretmenler üzerindeki olumlu etkileri ve sürdürülebilir bir şekilde yaygınlaşması KODA’nın kırsalda eğitim alanında önemli bir aktör olarak var olmasını mümkün kılıyor.

Öğretmenlerle çalışmalarımızın temelini oluşturan Öğretmen Toplulukları Programımız ile ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda KODA olarak, kırsalda yaşayan bir çocuğun eğitim yolculuğunu iyileştirme yolunda yeni programlar geliştirerek faaliyetlerimize devam ediyoruz. Köye İlk Adım Programı, Öğrenme Yolculukları Programı, Köy Öğretmenleri El Ele (Mentorluk) Programı ve Köyde İlk Yılım Programı bu sürece örnek olarak gösterilebilir. Benzer şekilde farklı paydaşlarla geliştirilen programlarımızda da çoğunlukla Öğretmen Topluluklarımızın kurulu olduğu bölgelere odaklanmaya ve bütünsel olarak çocuğun ekosistemindeki yetişkinleri (Örneğin; Aile Çalışmaları Programı, Gönüllü Toplulukları, Yerel Gönüllü Toplulukları) güçlendirmeyi hedefliyoruz.

Bağışçılarımıza amacımıza ulaşırken bizlere destek oldukları için kucak dolusu teşekkürlerimizi iletiyoruz. Burada sözü program katılımcısı öğretmenlerimize bırakarak onların geri dönüşlerden birkaçını sizlerle paylaşmak isteriz:

Çevrimiçi Öğretmen Buluşmaları katılımcısı öğretmenler:

“Buluşmalar akademik gelişim yönünden bana çok katkı sağladı…” (Kilis)

“Hem mesleki hem de kişisel yaşamımdaki çalışmalara ve varoluş çabama destek veren bir eğitimdi kesinlikle.” (Diyarbakır)

“Bazı değişimler zaman gerektirdiği için hemen uygulamaya dökmek zor. Bazı eğitimleri kendime yatırım ve aynı zamanda farklı bakabilmek, farklı düşünebilmek için bir kazanç olarak olarak görüyorum,” (İstanbul)

“Kişisel olarak motivasyonu artırdı. İçimde çiçekler açtırdı bu eğitim çok teşekkür ederim.” (Diyarbakır)

“Öğrendiklerimi uygulayabildim ama köy şartları, pandemi beni kısıtladı.” (Şanlıurfa)

“Farklı çözüm üretmek, zaman yönetimi, doğada öğrenme eğitimlerini birebir uygulayıp alışkanlık haline getirmeye çalıştım.” (Balıkesir)

“Bazen daha önce hiç karşılaşmadığım bazen ise aşina olduğum ve buluşmalar sayesinde ileriye taşıdığımı düşündüğüm bilgiler çok çok fazla.” (Muş)

“Eğitimin başında deniz gibi uçsuz bucaksız hissediyordum. Fakat eğitim ile beraber köy okulunda görev yapan bir öğretmen olarak, özellikle hocamı dinledikten sonra yaptığımız işin ne kadar özverili ve kutsal olduğunu bir kere daha anladım. Buluşma sonunda gökyüzünde salıncakta sallanan bir çocuk edasıyla çok mutlu hissetim. Çok teşekkür ederim.” (Şanlıurfa)

“Öğretmen arkadaşlarla pandemi zamanında beraber olmak ve sizin seçtiğiniz konuları öğrenmek adına güzel vakit geçirdik. Öğrendiklerimi günlük hayatta da uygulamaya çalıştım. Teşekkür ederim.” (Çorum)

“Aldığımız eğitimler sayesinde pandemi sürecinin olumsuz etkilerini hiç yaşamadım. Ayrıca, okullar açıldığında öğrencilerimizin okula uyumları çok çabuk gerçekleşti.” (Hatay)

“Odalara ayrıldığımızda farklı illerden arkadaşlarla tanıştık. Onlar deneyimlerini bizlerle paylaştı. Her eğitime katıldığımızda sanki kırk yıllık dostlarla sohbet edecekmiş gibi heyecan ve mutluluk duyduk.” (Hatay)

“Aynı durumda olan, aynı şeyleri paylaştığım meslektaşlarımı görmek kesinlikle güzel bir sinerji oluşturuyor.” (Muş)

“Türkiye’nin her tarafından öğretmenlerle tanışma fırsatım oldu. ‘Öğretmenler Anlatıyor!’ en verimli bulduğum çalışmalardandı.” (Muğla)

“Teşekkür ederiz, sayenizde pandemi dönemini iyi olma halimi koruyarak, dirençle, keyifle geçiriyorum. Katıldıkça kendime özgüvenim geldi. Kamerayı, mikrofonu açıp katılma isteğim arttı. Umarım daha daha güzel başlıklar altında buluşuruz.”  (İstanbul)

“Psikolojik olarak farklı insanlarla tanışmak, dertleşmek iyi geldi. Yalnız değilim duygusunu hissetmeye ihtiyacım varmış :)” (Şanlıurfa)

Temel Eğitim Programı katılımcısı öğretmenler:

“Mesleğini gerçekten seven insanları görmek umut verici.”

“Başlarken hiç bitmeyen bir eğitim yapmışlar dedim, iyi ki katıldım.”

“Eğitimi reklamla gördüm ama bana bu kadar dokunabileceğini hiç tahmin etmezdim.”

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar
neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

KODA olarak 2021 Ağustos ayı itibarıyla yeni faaliyet dönemimize giriş yaptık. Bu süreçte geçtiğimiz yıl tohumlarını attığımız Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge projemiz için de son derece heyecanlı bir döneme girdik. Geçen sene tüm pandemi koşullarına rağmen Bursa, Orhaneli’nde 5 dönümlük bir arazi satın almış ve yine Orhaneli’de geçici bir ofis açmıştık. Bu faaliyet döneminde hedefimiz, bu arazi üzerinde Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge Merkezi fikrini hayata geçirmeye başlamak. Sonrasındaysa tüm ürettiğimiz yeni eğitim programlarının pilot uygulamalarını artık Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge Merkezi’nde ve çevre köylerde hayata geçirmek. 50 kişi kapasiteli konaklama alanı, eğitim salonları ve dışarıda oluşturacağımız öğrenme alanları ile tüm merkezi eğitici eğitimlerimizi ve toplantılarımızı bu kampüste gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Mimar ekibimiz çalışmaya başladı bile. Onlarla beraber Orhaneli’nin kültürel ve tarihi dokusuna uyumlu, ekolojik, tasarımı ile sadece Türkiye’de değil uluslararası alanda ses getirecek bir merkez oluşturmayı hayal ediyoruz. Mimari projemizin ilk taslakları elimize geçti ve artık projeyi her kanaldan duyurmaya başladık. Projemizi destekleyecek değişim öncülerimizi bulmak için çalışmalar yapıyoruz.  Her şey yolunda giderse umuyoruz ki bu eğitim-öğretim yılı bitmeden inşaatımızın temelini atacağız.

Geçtiğimiz pandemi sürecinde birçok etkili çalışmayı hayata geçirebilmenin motivasyonuyla önümüzdeki yıl için her alanda hedeflerimizi daha da yükselttik. Pandemi döneminde hazırlıklarını yaptığımız yeni programların pilot uygulamalarını hayata geçirmeye karar verdik.

Bir kısmı il, ilçe bazlı yüz yüze bir kısmı ise çevrimiçi farklı illerden öğretmenlerden oluşan öğretmen topluluğu sayımızı önümüzdeki yıl için 16’ya çıkarttık. Önceki yıllardan farklı olarak Öğretmen Toplulukları Programımızda, bölgelerdeki sorumlu öğretmenlerimizin çok daha fazla sorumluluk ve inisiyatif aldığı bir yapı oluşturduk. Bu şekilde ileriki yıllarda da topluluklarımızın sayısını çok daha kolay bir şekilde artırabileceğimizi düşünüyoruz.

Köye İlk Adım Programı ile öğretmen adaylarını köy okullarında çalışmaya hazırlamaya devam ediyoruz. Yeni faaliyet yılımızda 10 eğitim fakültesi ile beraber çalışmaya başladık. Bir yandan da program içeriklerinin bir kısmını, akademisyenlerin KODA’dan bağımsız bir şekilde uygulayabileceği bir formata taşıdık. Bu içerikler sayesinde 5 eğitim fakültesinde bu içeriklerin bağımsız uygulanmasını deneyimliyoruz. Ayrıca 4. yılına girecek olan Köye İlk Adım Programı mezunları ile beraber, hem eğitim fakültelerinde daha fazla öğrenciye ulaşmak ve kırsalda eğitime yönelik farkındalık yaratmak hem de mezunlarımızı daha iyi takip etmek ve desteklemek için çalışmalarımıza başladık. Ayrıca ister Köye İlk Adım Programı’na katılmış olsun ister olmasın, yeni atanan köy öğretmenlerimize yönelik dört oturumdan oluşan Köyde İlk Yılım Programı’nın bir grup yeni atanan öğretmenle beraber bu faaliyet dönemimizde ilk denemesini yapıyoruz.

Yine öğretmenleri güçlendirme amacıyla Bursa, Orhaneli’nde 3 köyde yüz yüze mentorluk yapıp bu köylerden örnek uygulamalar çıkarmayı hedeflerken bir yandan da Köy Öğretmenleri El Ele (Mentorluk) Programı ile hepsi birbirinden donanımlı 40 mentor öğretmenimiz ile mesleğine yeni başlayan köy öğretmenlerine çevrimiçi mentorluk desteği sunuyoruz. Ayrıca bu faaliyet döneminde, daha önce KODA’nın Temel Eğitimi Programı’nı tamamlamış öğretmenlerimizden 20’si Öğrenme Yolculukları Programı aracılığı ile yepyeni bir “öğrenme yolculuğuna” başladı. İki yıl sürecek bu yolculuğun sonunda 10 öğretmenimiz pedagoji ve öğrenme, diğer 10 öğretmenimiz ise müzik ve hareket alanlarında eğitmen olacak. Temel Eğitim Programı’na önümüzdeki yaz yine devam edeceğiz. Hatta bu sefer sadece sınıf öğretmenlerine yönelik değil kırsalda çalışan okul öncesi öğretmenlerine yönelik bir eğitim sunabilmek için Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği ile hummalı bir araştırma ve içerik geliştirme sürecine başladık.

Kırsalda çalışan öğretmenlere yönelik yürüttüğümüz faaliyetlerin çeşitliği ve kırsalda ulaştığımız öğretmen sayısı her geçen gün artıyor. Bu çeşitliliklerin yanı sıra bu faaliyet dönemindeki bir diğer hedefimiz kırsaldaki eğitimin niteliğinin arttırılmasında önemli bir rol oynadığını düşündüğümüz aile ve gönüllülere yönelik programlarımızı geliştirmek. Bu kapsamda bir yandan uzaktan aile eğitimlerine devam ederken bir yandan da yüz yüze aile eğitimlerinin ilk pilot çalışmalarına başladık (Aile Çalışmaları Programı). Gönüllü kısmında ise hem yerelde hem de uzaktan çalışabilecek yeni gönüllü toplulukları oluşturma çalışmalarımız devam ediyor (Gönüllü Toplulukları ve Yerel Gönüllü Toplulukları programları). Daha yaygın, güçlü bir gönüllü yapısını oturtabilirsek bunun KODA’nın çalışmalarına büyük güç katacağına inanıyoruz. Ayrıca büyük özverilerle çalışan gönüllülerimizin ortaya çıkardığı Paydaşlar Arası Sosyal Ağ’ı, uygulamaya koymayı planlıyoruz. Çevrimiçinde kurulacak bu ağ sayesinde KODA’nın içinde bulunan tüm paydaşların, öncelikle de öğretmen ve gönüllülerin, daha kolay ve hızlı bilgiye erişebilmelerini, birbirileriyle ilişki kurabilmelerini ve beraber üretebilmelerini hedefliyoruz.

Tüm eğitim faaliyetlerimizin sosyal etkisini daha sistematik ve bütünsel ölçebilmek için Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu ile beraber, KODA için bir sosyal etki yönetim sistemi oluşturacağız. Bu şekilde tüm çalışmalarımızın, maksimum sosyal etkiyi yaratıp yaratmadığı konusunda da kendimizi kontrol edebileceğimiz bir altyapımız olmasını arzuluyoruz.

5 Aralık 2021’de 5. yılımızı doldurduk. 5 yılda var oluş amacımızı ve değerlerimizi yaşatarak büyük adımlarla büyüyebilmemizi ve hayallerimizi de gitgide büyütebilmemizi mümkün kılan herkese çok teşekkür ediyoruz! Beraber olduğumuz sürece bir sonraki 5 yılda Türkiye’nin kırsalında yaşayan çocuklar için bir değişim hikayesini yazabileceğimize, eğitimde fırsat eşitsizliğinin terazisini onların lehine oynatabileceğimize dair inancımız tam. Şimdi hedef ve hayallerimizin çok büyüdüğü, heyecanlı bir eğitim-öğretim yılı daha bizi bekliyor.

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi ile Mino’nun Şarkısı Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation mali desteği ile Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibi tarafından hayata geçirilen Mino’nun Şarkısı projesi çocuk odaklı ve hak temelli bir yaklaşımla çocuklara haklarını, yetişkinlere ise sınırlarını ve sorumluluklarını “uygun içerik ve araçlarla” hatırlatarak, çocukların bedensel söz haklarının ihlal edilmesini ve cinsel istismara maruz bırakılmalarını önlemeye katkıda bulunmayı amaçlıyor. 

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; çocukların haklarını bilmesinin ve kişisel sınırlarını belirleyebilmesinin önemini, COVID-19 salgınının ve kısıtlamalarının çocukları nasıl etkilediğini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları  konuştuk. 

Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibinin nasıl bir araya geldiğinden ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi, Çocuklar için daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan yedi kadından oluşuyor. Ben (Nilüfer Numanoğlu Atalay) ve Emine İngiltere’de yaşıyoruz. Yolculuğumuz, kızlarımızın okullarında yürütülen “bedensel hak” eğitimlerinden etkilenmemizle başladı. Bir şarkı eşliğinde, eğlenceli, korkutmayan bu koruyucu-önleyici çalışmanın çocuklarımız üzerindeki etkisini fark edince keşke Türkiye’de de böyle çalışmalar yapılsadedik ve çocuk hakları alanında çalışmalar yürüten kişilerle bağlantıya geçtik.

Bu bağlantılar sonucunda, Türkiye’de çocuğun insan hakları ve cinsellik eğitimi alanlarında çalışmalar yürüten, en önemlisi çocuklar için daha iyi bir dünyayı mümkün kılma sorumluluğunu hisseden bir danışman ekibiyle bir araya geldik. Mimoza’nın danışman ekibinde; Efsun Sertoğlu, Emrah Kırımsoy, Gözde Durmuş, Hatice Kapusuz ve Melda Akbaş bulunuyor.

Ekip olarak, 2020’nin Ekim ayından başlayarak öncelikle dilde, kavramlarda ve yaklaşımda ortaklaşmak için kendi aramızda uzun soluklu çalışmalar ve tartışmalar yaptık. Ekip içinde yürüttüğümüz bu çalışmalarda özellikle; çocukların bedensel söz haklarına, çocuklar için onay kavramına, yetişkin ve çocuk arasındaki güç ilişkisine, istismar ve şiddet biçimleri ile ilgili yanlış inançlara, Türkiye’deki çocuk koruma sistemine ve yetişkinlerin sorumluluklarına odaklandık, bu konularla ilgili üretilen materyalleri ve çocuk kitaplarını inceledik. 

Üreteceğimiz içeriklerin çerçevesini, bu çalışmalardan sonra oluşturduk. 5-8 yaş arasındaki çocukları, bu yaş grubundaki çocuklarla temas ve iletişim halinde bulunan temel yetişkin gruplarından ebeveynleri/ bakımverenleri  ve yine bu yaş grubuyla çalışan eğitimcileri ve okul psikolojik danışmanlarını hedef kitlemiz olarak belirledik. Hem çocuklar hem de yetişkinler için materyal ve içerikler üretmeye karar verdik. Çalışmalarımızın temel amacını; hak sahibi özneler olan çocukların özellikle bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerini, onların çevrelerindeki yetişkinlerin ise bu konuyla ilgili sorumluluklarını fark etmelerini sağlamak olarak belirledik. 

Çocukların bedensel söz haklarının ihlal edilmesinin ve cinsel istismara maruz bırakılmalarının önlenmesine katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirdiğiniz Mino’nun Şarkısı kapsamında ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mino’nun Şarkısı’nın nihai kullanıcısı hiç şüphesiz çocuklar ancak yaş grubumuzun 5-8 yaş olduğunu düşünerek, bu yaş grubuna bakımveren ve rehberlik eden ebeveynleri, okul öncesi öğretmenlerini, sınıf öğretmenlerini ve okul psikolojik danışmanlarını da hedeflediğimiz içerikler üretiyoruz. Dolayısıyla çalışmanın etrafına örüleceği temel çıktımız çocuklar için üretilecek şarkı ve video, diğer gruplara da bu şarkı ve video üzerine çevrelerindeki çocuklarla rahat ve güvenli bir ortamda konuşabilmeleri için destekleyici materyaller ve içerikler üretmeyi amaçlıyoruz. Hazırladığımız içeriklerin olabildiğince yaygınlaşması için, tüm çıktılarının ‘telifsiz’ olması sürecin en başından bu yana önemsediğimiz noktalardan biri.

Çocukların haklarını bilmesi ve kişisel sınırlarını belirleyebilmesi neden önemli? Çocukları bu alanlarda güçlendirmek için yapılan çalışmalarda nelere dikkat edilmesi gerekiyor?

Çocukların haklarını bilmeleri; bu hakları koruma ve geliştirme sorumluluğuna sahip yetişkinlerden ve devletten haklarını talep etmeleri, yanı sıra maruz bırakıldıkları bir hak ihlalini tanımlayabilmeleri, bu tür durumlarda destek talep edebilmeleri bakımından önemli. Çocuğa doğumundan itibaren, kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmesi yönünde rehberlik ve destek vermek ise aslında bir anlamda çocuğun kendi içini dinlemesini, ihtiyaçlarını fark edip anlamasını ve bunları dile getirebilmesini sağlıyor. Kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmek çocuğun kendilik algısını, özgüvenini, öz saygısını güçlendiriyor, başkalarının sınırlarını fark etmesini kolaylaştırıyor, sağlıklı ve güvenli ilişkiler kurmasını destekliyor, aynı zamanda kendisini koruma ve savunma becerileri geliştirebilmesini ve ihtiyaç duyduğunda bu becerileri kullanabilmesini sağlıyor. 

Çocuklarla bedensel söz hakkı, onay kavramı, kişisel sınırlar, duygularını/ihtiyaçlarını/sınırlarını  ifade edebilme, hayır deme hakkı, sınır ihlalleri fark etme, öz koruma ve öz savunma hakkı, yetişkinlerin çocuklarla kurdukları ilişkinin nasıl olabileceği/olamayacağı, destek talep etmenin önemi gibi konuları konuşmak/çalışmak çok önemli ve gerekli. Ancak bu konuları çocukları korkutmadan, onların hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan, cinsiyete dayalı ayrımcılık yapmadan; eşitlikçi, hak temelli, güçlendirici bir dil ve yaklaşımla ele almak gerekiyor. Kendini koru, hayır de gibi mesajlarla sorumluluğu bütünüyle çocuğa yükleyen, ahlaki ve çoğu zaman cinsiyetçi bir yaklaşımla verilen, özel bölgelerine kimse dokunamaz, böyle bir şey olursa çığlık at ve oradan kaç, güvendiğin bir yetişkine anlattan öteye gitmeyen eğitimler çocuklar açısından korkutucu ve kafa karıştırıcı. Üstelik bu mesajlar çocukların yaşamları boyunca maruz bırakıldıkları sınır ihlallerinin ve istismar biçimlerinin tümünü kapsamıyor, bu nedenle “çocukları koruma” amacıyla yapılan bu tür çalışmaların aslında “riskli” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira bu yaklaşım çocuğun dikkatini sadece belirli noktalara çekiyor, bir anlamda riskin sadece burada olduğunu söylüyor. Bu da çocuğu karşılaşabileceği diğer sınır ihlallerini normalleştirmesine, buralarda savunmasız kalmasına neden olabiliyor. Ebeveynlerin/ bakımverenlerin, eğitimcilerin, psikolojik danışmanların, sosyal çalışmacıların… öncelikle bu tür yaklaşımlardan kaçınmaları gerekiyor. 

Çalışma kapsamında çocuklar, yetişkinler, öğretmenler ve rehber öğretmenlerine yönelik olarak faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz. Çalışmalarınıza çocuklarla birebir ilişki içinde olan farklı paydaşları da dahil etmenizin nedeni nedir? Bu alanda farklı paydaşlarla çalışmanın nasıl bir önemi olduğunu düşünüyorsunuz? 

Bu sorunun cevabı bir önceki soruda gizli aslında. Çocukların haklarını bilmeleri ve sınırlarını tanımlayabilmeleri için güçlenmeleri önemli, ancak bu hakları hayata geçirmekten ve çocukların bedensel söz haklarına, sınırlarına saygı göstermekten sorumlu kişiler yetişkinler. Çocuğa yönelik cinsel istismar konusunda çalışmalar yapılırken sadece ya da çoğunlukla çocuğa yönelik faaliyetler üstünde duruluyor. Aslında çocuğun etrafındaki yetişkinlerin değişimine ve dönüşümüne ihtiyaç var. Çocukların hayır diyebilmeleri, sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmeleri oldukça kıymetli ama çoğu zaman özellikle en yakınlarındaki kişiler çocukların özel alanına ve sınırlarına müdahale ediyor, verilerin de gösterdiği üzere, çocuklar ağırlıkla en yakınlarındaki, güven ilişkisi kurdukları yetişkinler tarafından istismar ediliyor. Tüm bu nedenlerle çocuğun bakımından sorumlu yetişkinler, öğretmenler ve okul psikolojik danışmanları çocuğun etrafındaki en yakın halka olarak hem çocukların hem de kendileri ile beraber diğer yetişkinlerin bu konuda bilgi ve farkındalık kazanmalarında önemli bir rol oynayabilirler. 

Çocuk kendini güvende hissetmediğinde, rahatsız edici bir durum ile karşılaştığında anlatır, kendini sözel olmasa da farklı biçimlerde ifade eder. Burada kilit rol çocuğun çevresindeki yetişkinlerde; çocuğu gözlemlemek ve dinlemek, çocuğun ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, ona destek olmak yetişkinlere ait sorumluluklar. Cinsel istismarı önleyici çalışmalarda çocukla birebir ilişki içindeki paydaşların güçlenmesine yönelik çalışmalar bu nedenle çok önemlidir. Özetle; hem çocuğu anlama, dinleme, ihtiyaç duyduğu desteği sunma konularında sorumluluklarını hatırlatmak, hem de çocukların bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerine katkıda bulunmaları için yetişkinlerle çalışacağız.

Çocuklardan önce kendimizle, yetişkin akranlarımızla çalışmamız gerekiyor. Kendimizle, ebeveynlerle, eğitimcilerle, toplumun her kesiminden yetişkinle bu konuları konuşmadan, sadece çocuğu odağa alan bir eğitim yaklaşımı koruyucu-önleyicilikten oldukça uzak. Çocuk ve yetişkin arasında bu kadar belirgin bir güç ilişkisi varken, söz hakkı her daim yetişkindeyken, toplumda çocuklar hak sahibi özneler olarak görülmezken çocuklara hayır diyebilirsin, kimse senin sınırlarını ihlal edemez demek büyük çelişki. Çocuklar bebeklik döneminden itibaren sınırlarını çok çeşitli biçimlerde ifade ederler aslında. Bu sınırları tanımayan, sistematik olarak ihlal eden ve çocuklar için onlar adına yeni sınırlar belirleyenler çoğunlukla yetişkinlerdir. Yetişkinlerin çocuklara istedikleri zamanda ve şekilde fiziksel temasta bulunmaları, çocuk kendisini öptürmez/sevdirmezse küsmeleri ve hatta cezalandırmaları, çocukları katılmak istemedikleri sohbetlere zorlamaları, çocuklara yönelik rahatsız edici şakalar yapmaları… bu durumun örnekleridir. Listeyi uzatabiliriz elbette. Diğer yandan, içinde yaşadığımız toplumda çocuklardan, yetişkinlere koşulsuz saygı duymaları ve itaat etmeleri beklenir. Hepimiz böyle büyütüldük maalesef. Çocuklardan “söylenenleri yapmasını”, koşulsuz itaat etmesini bekleyen yetişkinlerin çocuğun karşısına geçip hayır diyebilirsin demesi çok kafa karıştırıcı değil mi? İstismarın herhangi bir biçim karşısında çocuğun hayır demediğini ya da diyemediğini düşünelim; bu durum istismar gerçeğini değiştiriyor mu? Hayır değiştirmiyor. Dolayısıyla istismardan korunmak çocuğun sorumluluğu değil, hem istismar etmemek hem de istismarı önlemek yetişkinin sorumluluğu. Tüm bu nedenlerle, öncelikle yetişkinlerin çocuk algısı ve çocukla ilişkilenme pratikleri değişmeli. 

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler bir seneden uzun süredir hayatımızı etkiliyor ve çocuklar bu kısıtlamalardan en fazla etkilenen gruplar arasında yer aldı. Çocuk hakları konusunda uzman bir ekip olarak, sizce içinde bulunduğumuz ve bundan sonraki süreçte çocukları en çok etkileyecek meseleler neler olacak?

Mart 2020’den bu yana olağanüstü bir halk sağlığı krizini atlatmaya çalışıyoruz ve evet bu krizin en çok etkilediği grupların başında çocuklar geliyor. Pandemi öncesi dönemi hatırlayalım: toplumdaki çocuk ve çocukluk algısı malum, devletin kurum ve kuruluşlarında, eğitim sisteminde, medyada, yetişkinlerde… çocuk hak temelli bir yaklaşım yerleşmiş değil, çocuk koruma politikası ve mekanizmaları işlemiyor.Mevcut tablo böyleyken pandemiyle birlikte, virüsün yayılımını kontrol altına almaya yönelik tedbirler varolan çocuk koruma risklerini artırdı, hali hazırda ülkemizde çocukların yaşadığı sorunları ve eşitsizlikleri daha da derinleştirdi, diğer yandan da yeni çocuk koruma riskleri ortaya çıkardı. 

Sürecin başından beri, bilim insanları fiziksel sağlık bakımından çocukların risk altında olmadıklarını ifade ettiler. Ancak pandemi nedeniyle okulların kapatılması, uzaktan eğitime başlanması, hareketin kısıtlanması gibi karantina işlemleri başlangıçta sağlık açısından gerekli olmakla birlikte, çocukların rutin yaşantılarını, sosyalleşmelerini, yaşları gereği ihtiyaç duydukları hareketliliği ve destek mekanizmalarını bozan etkilere sahipti. Çocukların hızla okula dönmesini sağlamak ve okulları açık tutmak üzere planlar yapılması ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi gereği gerekli iken Türkiye’de süreç maalesef tam tersi yönde işledi. 

Pandeminin başında sloganlaştırılan ve uzun süre gündemde tutulanevde kal çağrıları çocuk hakları alanında çalışan bizler için düşündürücüydü. Zira, ülkemizde bakımverenlerin büyük kısmı çocukları baskı ve şiddet içeren disiplin yöntemlerine maruz bırakıyor; şiddet uygulamayı çocuğu yetiştirmenin meşru bir yöntemi olarak görüyor. Hak ve sınır ihlalleri, ihmal, istismar ve şiddet biçimleri düşünüldüğünde; evin her çocuk için “güvenli bir alan” olmadığını biliyoruz. Çocukların haklarının, özel alanlarının, sınırlarının en çok “ev” ve “aile” içinde ihlal edildiğini de… Çocuklar evden çıkamadıklarında; öğretmenlerinden, psikolojik danışmanlarından, arkadaşlarından, güvendikleri yetişkinlerden ya da sosyal hizmetlerden uzak kaldıklarında, aile dışındaki yetişkinler/uzmanlar tarafından gözlemlenip takip edilmediklerinde neler olacağına dair yoğun endişe hissettik, hissetmeye devam ediyoruz. 

Halk sağlığı ile ilgili daha önce yaşanan acil durumlardan bildiğimiz üzere; okulların kapandığı, sosyal hizmetlerin kesintiye uğradığı ve hareketin kısıtlandığı durumlarda çocuklar daha fazla hak ihlali, kötü muamele, toplumsal cinsiyet temelli şiddet, sömürü, istismar ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor. Örneğin, 2014-2016 yılları arasında Batı Afrika’da yaşanan Ebola virüsü salgını sırasında okulların kapanması çocuk işçiliği, ihmal, cinsel istismar ve erken yaş hamileliklerinde büyük artışlara neden olmuştu. 

Veriler, pandemi koşullarıyla birlikte Türkiye’de kadına yönelik ev içi şiddetin arttığını gösteriyor. Elimizde çocuklarla ilgili net veriler yok. Pandemi koşullarında devletin çocuklar için bir acil eylem planının olmadığını da gördük. Tüm bu süreç çocukların hepsini etkilemekle birlikte bazı çocukları daha derinden etkiledi ve etkilemeye devam ediyor: Kronik hastalığı olan çocuklar, özgürlüğünden yoksun bırakılan (hapishanedeki) çocuklar, kapalı kurumlarda kalan çocuklar, yoksulluk yaşayan çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar, çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, yerinden edilmiş (sığınmacı, mülteci) çocuklar, özel gereksinimi olan; özel bakım ve eğitime ihtiyaç duyan çocuklar, engelli çocuklar, kız çocukları, toplumsal cinsiyet normlarının ötesindeki çocuklar, pandemi nedeniyle ebeveynlerinin geliri düşen ya da tamamen kesilen çocuklar, ebeveynleri sağlık personeli olan çocuklar, ebeveynleri COVID-19 nedeniyle yatarak tedavi gören ya da vefat eden çocuklar… 

Diğer yandan, evde kalmak zorunda olan milyonlarca çocuktan internete ve cihaza erişim imkanı olanlar; sosyalleşmenin, eğlenmenin, oyun ihtiyacını karşılamanın ve dış dünyaya erişmenin bir yolu olarak dijital teknolojileri daha fazla kullanmaya başladı. Çocukların dijital alan kullanımın arttığı bu dönemde onları çevrimiçi ortamlardaki risklerden koruma noktasında yapılması gerekenler de “çocukların iyi ve güvende hissetme hakkı” kapsamında gündemimizde olmalı. İnternete erişim imkanı olan çocukların istismara ve şiddete maruz kalmaması için önlemler almak sorumluluğumuz. 

Bundan sonra başka pandemiler yaşamayacağımızın garantisi yok. Devletin, böyle zamanlarda artan çocuk koruma ihtiyacına yönelik çalışmalar yapması, acil eylem planları hazırlaması şart.

 

Zeytin Çekirdekleri Derneği Renkli Saatler Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Her çocuğunun, insanın gelişimdeki en önemli dönem olan çocukluk çağlarını verimli bir şekilde yaşaması amacıyla Ayvalık’ta faaliyet gösteren Zeytin Çekirdekleri Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla verdiğimiz hibe ile gerçekleştirdiği Renkli Saatler projesini tamamladı.  Zeytin Çekirdekleri Derneği’nden Nuray Serttürk ile resim, müzik, görsel sanatlar gibi konularda atölyelerden oluşan Renkli Saatler programını, derneğin COVID-19 sürecinde çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Renkli Saatlar projesinin çalışmalarını yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz? Renkli Saatler’in birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu gözlemliyorsunuz?

Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin programlarımdan biri olan Renkli Saatler, 7-11 yaş grubu çocukların yaptıkları her çalışmada onlar için özgür düşünce ve ifade özgürlüğünü esas alıyor. Program kapsamında yapılan çalışmaların benzerleri ev ödevi olarak evde ailelerle devam ediyor. Bu şekilde çocukların becerilerinde özgürleşme; yaratıcılıklarında ise artış ve özgünleşme gözlemleniyor. Özellikle resim ve müzik alanında sanatsal kavramlarla erken yaşta tanışıyorlar.

Evde yapılması için verdiğimiz ödevler ve özellikle salgın döneminde çevrimiçi yaptığımız faaliyetlerde aile bireyleri ile ortaklaşa çalışmalar yaptık, çeşitli dernek etkinliklerine kırsal kesimde annelerden gönüllü katılımlar oldu.

2019-2020 hibe döneminde toplam 280 çocuğa ulaştık, ayrıca salgın dönemindeki çalışmalara katılan 70 çocuğun ailesi de Renkli Saatler’in ayrılmaz bir parçası oldu. Böylece aile boyu atölyelerle hedef sayımız olan 300’ün üstünde bir etki alanı kendiliğinden gelişti.

Yüz yüze yaptığımız atölyelerde, atölye yöneticileri çocuklara yapılacak çalışmaları aktarırken, salgın döneminde çocuklar çeşitli fikirleriyle atölyelere yön vermeye başladı. Bu gelişimi görmek bizi çok mutlu etti, bu sayede iki yönlü iletişim ve çalışma yapısı kurulmuş oldu. Onlar bizi yönlendirmeye başladılar. Bundan güzel daha ne olabilir hissi ise bizim ileriye dönük daha çok çalışmamız için en güzel motivasyon oldu.

Renkli Saatler programı 2. yılı bu dönemle birlikte tamamlandı. Programın amacını ve bu süreç içindeki gelişimini değerlendirir misiniz?

Renkli Saatler programları ile 7-11 yaş grubu çocuklarının erken yaşta sanatsal aktivitelerin içinde olmalarını, kendilerini ifade edebilmelerini, yaratıcılıklarının artmasını, başarıyı deneyimleyip özgüvenlerinin gelişmesini ve bu sayede ileriki yıllara daha donanımlı girmelerini amaçlıyoruz. Ayrıca Renkli Saatler gruplarının içinden özellikle sanatsal yetenekleri olan çocukları erkenden fark edip müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi ilgi alanlarına göre bir an evvel doğru zamanlarda doğru ortamlara yönlendirmeyi de hedefliyoruz. Renkli Saatler programından Zeytin Çekirdekleri’nin diğer programlarına seçilen ve konservatuar düzeyinde eğitim almaya başlayan çocuklarımızın sayısı artıyor.

Bugün ise salgın sürecinin el verdiği ölçüde çalışmalarımız çevrimiçi olarak devam edecek. Yetenekli çocuklarımız kendi alanlarında bireysel çalışmalara ya da çevrimiçi grup çalışmalarına katılacaklar. Dezavantajlı bölgelerdeki çocuklar ve aileleri ile çalıştığımızdan dolayı çocukların çevrimiçi çalışmalara katılabilmeleri için evlerine internet, modem ve tabletler temin etme gayretlerimiz de hızla devam ediyor.

COVID-19 salgınının birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız? Bu süreçte ortaya çıkan olumsuz etkilerin en aza indirilmesi için dernek olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

COVID-19 salgının birlikte çalıştığımız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımaları Mart’tan itibaren her ay değişime uğradı. Mart dönemine çocuklara ve ailelere bu salgının ne olduğunu ve neler yapmaları gerektiğini anlatmak ile başladık, Nisan döneminde çevrimiçi atölyeler kapsamında yaptığımız çalışmalara çocuklar, evde kalma tedbirlerini ve televizyondan duyduklarını yansıtmaya başladı.

Salgın, tüm atölyelerin bir parçası oldu ve zaman ilerledikçe hem çocuklarda hem de velilerde endişe ve korku artmaya başladı. Bu dönemde çocukları ve aileleri, bu ruh halinden biraz olsun uzaklaştırmak, yaratıcılığa ve öğrenmeye açık tutabilmek için değişik konular ve çalışmalar denemeye başladık; zaten aileler evde olduğu için atölyelerimiz aileye hitap eder hale geldi. İnternet bağlantısı bitenlere destek olmak için ek çalışmalar da yapmaya başladık. Çocukların atölyeler için gerekli malzeme ihtiyaçlarını sağlamak adına muhtarlar ve bazı veliler ile iş birliği yaptık, malzemeleri dernek olarak temin edip evlere dağıttık. Dernek olarak atölyelerin başarı ile devam etmesi için çok daha yoğun çalıştık. Normal şartlarda Mayıs sonunda bitirmeyi planladığımız atölyeleri çocukların ve velilerin isteği ile Temmuz ayı sonuna kadar uzattık.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Renkli Saatler programının 7 Mart’ta başlayan iki yeni grubu ile sadece bir kere yüz yüze atölye yapma imkanımız oldu ve bu atölyeler sadece tanışma amacıyla gerçekleştirildi. Hemen ardından salgın nedeni ile çalışma merkezimiz kapatıldı. Çalışmalarımıza ara vermemek için atölyelerimizi çevrimiçi olarak devam ettirme kararını hızlıca aldık.

Çevrimiçi platformlar olarak velilerden oluşan Whatsapp grupları ve sadece velilerin kayıt olduğu kapalı Facebook grupları kurduk, bu altyapıları çok zorlanmadan oluşturduk. Veliler ile yoğun bir iletişim yürüttük, çok fazla telefon görüşmesi yaptık ve kısa sürede 70 çocukla çalışmalarımıza başladık. Bu yeni yapının veliler tarafından benimsenmesi sağlamak ve katılımlarını sürdürülebilir kılmak için çocukların her paylaşımlarına geri bildirimde bulunduk. Bu durum dernek gönüllülerinin çalışma sürelerini çok artırdı, Renkli Saatler atölyeleri haftada bir kere iki saatlik bir atölye iken çevrimiçi olunca her gün yapılmaya başladı.

Bu çalışmaların başarılı olmasının nedenlerinden biri de Milli Eğitim Bakanlığı henüz çevrimiçi eğitime geçmeden dernek olarak çalışmalarımızı çevrimiçi platformlara taşımamız. Bu sayede çocuklar ve veliler ile iletişimimiz hiç kopmamış oldu. Ayrıca bu süreçte bazı veliler ve çocuklar komşularını da ilave ederek çalışma gruplarımızın genişlemesine destek oldular.

Salgın sürecinde yaşadığımız en önemli gelişmelerden biri Renkli Saatler’in zaman ve mekan kavramlarının aşarak evlere köylere ve mahallelere girmesi oldu. Örneğin veliler kendi aralarında organize olarak 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları yaptılar. Şiirler ve şarkılarla bahçelerinde sokaklarında “Renkli Saatler 23 Nisan Kutlamaları” yaparak bizleri çok duygulandırdılar. Sosyal medya üzerinden yaptığımız çalışmaları resim şarkı ve şiirleri yarışmaya dönüştürdüler. En çok katılanlara yıldız dağıtmaya başladık. Her akşam 21.00’de yıldızlarını dağıtıyorduk. Dağıtmakta geciktik mi telefonlar yağıyor, çocuklar yıldızlarını soruyordu. Gece yarısı bile resim yapıp göndermeye devam eden çocuklarımız oldu.

Zeytin Çekirdekleri Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyor? COVID-19 salgını sürecindeki deneyimlerinizi de düşündüğünüzde, çalışma alanlarınız ve yöntemlerinize ilgili değişiklikler yapmayı düşünüyor musunuz?

Renkli Saatler atölyelerini resim, müzik, görsel sanatlar gibi sanatsal araçlar kullanılarak Ayvalık ilçesi’nde çocuklarımızın kendilerini özgürce ifade etmelerini ve interaktif katılımlarını sağlamak amacıyla gerçekleştiriyoruz. Başlangıç tarihi olan 2018 sonbaharından beri atölyelerimizin hem kapsamını geliştirdik hem de değişik çocuk gruplarına ulaştık. Bütün bu deneyimler salgın sürecinde yeni bir boyut kazandı. Uzaktan internet üzerinden erişim ile Renkli Saatler’in interaktif katılımı sadece çocuk boyutundan çıkarak aileleri de kapsamaya başladı. İkinci önemli değişim ise, atölyeler haftada 2 saat yerine her gün yapılan, saat ve zaman kısıtlaması olmayan sınırsız çalışmalara dönüştü.

Dolayısıyla belirlenen merkezlerde yapılan atölye deneyimlerini ve kazanımlarını, uzaktan erişim ile evde yapılabilen sınırsız atölyelerle birleştirerek hibrit bir atölye yapısı ile Ayvalık ilçesine kısıtlı kalmadan ulusal boyutta yapılması olanak sağlanabilir. Örneğin Ayvalık’ın bir köyü, Manisa’nın köyü, Gaziantep’in bir köyü ve Kars’ın bir köyü eşzamanlı olarak aynı eğitmenlerin hibrit atölyelerine katılabilir. Bu yapının kazanımları sonsuz olacaktır. 2020 -2021 dönemi için hem hibrit yapıda atölyeler düzenlemek hem de ulusal düzeyde çocuklara erişim sağlayabilmek için çalışmalarımıza başladık. Bu dönemde karşılaştığımız önemli zorluklardan birisi internet erişimine sahip olmayan çocuklara bu imkanı sağlamak oldu.

Atölyelerin kapsamına okuma alışkanlığını kazandıracak ‘kitap kurdu’ okuma grupları ve ‘minik hesap makinaları’ adında eğlenceli matematik grupları eklemeyi de planlıyoruz. Ayrıca çocukların sağlıklı bir beden ile daha iyi bir gelişim içinde olacaklarına inancımız ile çalışmalarımıza uzaktan da çevrimiçi spor ve sağlık programları eklemeyi planlıyoruz. ‘Arkadaşım spor’ ismiyle gerçekleştireceğimiz bu atölyelerin yaşamlarının düzenli bir parçası olmasını hayal ediyoruz. Salgın döneminin bilinmezliği karşısında, bir merkezde veya evde yaratıcılık ve üretmeye yönelik bu atölyelerin hem çocuklara hem de ailelere değerli kazanımlar katacağına inancımız sonsuz.

Barış İçin Müzik Vakfı, Gülümseten İşler Projesini Tamamladı

By | Röportaj, Şartlı Hibe

Barış İçin Müzik Vakfı, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu finansmanıyla şartlı hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesini tamamladı. Ocak-Mayıs 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen proje kapsamında çalışmalar yapan akordeon sınıfı ve gençlik korosu derslerini tamamladı, programa katılan çocuk ve gençler sahne tecrübesi kazandı. Vakfın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda Gülümseten İşler’i, vakfın uluslararası iş birliklerini ve COVID-19 salgını sürecinde vakfın deneyimlerini konuştuk.

Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin faaliyetlerini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında hangi yaş aralığındaki çocuklarla, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz?

Öncelikle Barış İçin Müzik Vakfı’na verdiğiniz bu destek için çok teşekkür ederiz. Turkey Mozaik Foundation bünyesinde oluşturulan Meltem Göçer Fonu bize moral ve güç verdi. Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesi vakfın yarar ekonomisi içindeki rolünde kapasitesinin ve birikiminin harekete geçmesini sağladı. Bu proje ile Vakfın kuruluş hikayesinde önemli rolü olan akordeon sınıfını yeniden kurgulayabildik. Böylece, hem akordeon gibi bir orkestranın gücünü bünyesinde taşıyabilen bir enstrümanı 22 çocukla buluşturabildik hem de programı içinde yer alan Gençlik Korosu’nu 35 üyesi ile devam ettirebilecek olanağı bulduk.

Akordeon sınıfında yer alan öğrenciler 7-12 yaş, koro sınıfı öğrencileri ise 15+ yaş grubu çocuklar ve gençler oluşturuldu. Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın kuruluş yıllarında öğrenci olan Aytekin Kumcuoğlu eğitmenlik yaptı. Böylece daha önce vakıfta eğitim alan öğrencilerin, yeni yetişen öğrencilere öğretmenlik yapma ve rol model olma hedefi de hayata geçirildi.

Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın enstrümanları arasında yer alan akordeonlar bakımdan geçirilerek teslim edildi. Her çocuk kendisine ait akordeonla haftada 2 gün 4 saat ders aldı. Koroda ise haftada iki gün 5 saat; ses, diyafram, nota, koronun tarihsel gelişim süreci üzerine çeşitli dersler verildi.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Salgın ve bu kapsamda alınan önlemler Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin uygulamasında ne tür değişikliklere sebep oldu? Bu süreçte karşılaştığımız zorluklardan ve projede yer alan faaliyetleri gerçekleştirebilmek için kullandığımız yöntemlerden bahseder misiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulların kapanması kararına uyumlu olarak biz de bu süreçte evlerimize kapandık. İlk hafta çok düşünmeden refleks ile program hedeflerimizi sürdürmeye yöneldik. Her iki sınıf için Whatsapp grupları oluşturduk ve dersleri uzaktan sürdürdük. Evlerimize kapanmadan önce akordeon sınıfı öğrencilerinin akordeonlarını yanlarında eve götürmelerini sağlamıştık.

Koro sınıfı için uzaktan derslere devam etmek yaşları ve teknoloji ile uyumları açısından sorun oluşturmadı. Akordeon sınıfının daha küçük yaş grubu olmasının ortaya çıkardığı zorluklar ise velilerinin desteği ile bertaraf edilebilir oldu.

Bununla birlikte müziğin, yan yana gelip üretilerek öğrenimi kolaylaştıran yanını bu süreçte kullanamadık. Ev koşullarının niteliği, teknolojik imkanlarının farklılığının getirdiği zorluklarla tanıştık. Birbirimizi yeniden tanıdık, dayanışmanın nasıl olabileceğini yeniden öğrendik. Aslında fiziksel olanaklara izin veren bir mekanın kolaylaştırıcılığını yeniden idrak ettik. Süreç ilerledikçe, kullandığımız yöntemlerle ilgili bilgimiz geliştikçe, çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz çalışmaların verimliliği arttı. Teknolojik imkanlarla yan yana gelmeyi başardığımız uzaktan eğitim platformlarını kullanmaya başladık. Bu, hem birbirimizden etkilenmemizi kolaylaştırdı hem de takip ve değerlendirmemize yardımcı oldu. Bir açıdan iş yükümüzü de hafifletti.

Proje kapsamında çocukların sahnede olma deneyimini yaşamaları için de farklı fırsatlar sundunuz. Bu kapsamda Leipzig Operası Çocuk Korosu ile Barış İçin Müzik Gençlik Orkestrası ve Korosu’nun ortak projesi Don’t Stop Me Now kapsamında bir performans da gerçekleştirildi. Bu projenin amacını, Leipzig Operası Çocuk Korosu ile olan iş birliğinizi ve sahne performanslarının birlikte çalıştığınız çocuklar ve gençler açısından önemini bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı’nın akordeon, orkestra ve koro programlarında yer alan çocuk ve genç müzisyenlerin kendileri gibi ya da farklı şartlarda ama benzer yollarda olan genç müzisyenlerle yan yana gelmeleri, karşılıklı öğrenme sürecini deneyimlemeleri programımızın öncelik ve önem verdiği bir unsurdur. Yan yana ya da tekil olarak sahne deneyimi de öğrendiklerini aileleri, çevreleri ya da hiç tanımadıkları izleyiciler ile paylaşmak açısından öğrenimine katkı sunar.

Leipzig Operası Çocuk Korosu ile vakıf çocukları ilk defa 2016 yılında Leipzig’de buluşmuştu. Bu buluşma hayatın içinde tekrar tekrar buluşabilmeleri ve birbirlerinden öğrenebilmeleri için de bir potansiyel sağladı. 2020 yılı Leipzig Operası Çocuk Korosu’nun 30.yılı. Bu özel yılda hedefleri, dünyanın gündeminde olan küresel iklim krizini odağına alan bir performans sergilemekti. 2019 yaz mevsiminde bir araya geldik ve birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk. 2020 yılı için biri İstanbul’da biri Leipzig’de olacak iki performans ile yan yana gelmeyi planladık. İlk performansı Enka Kültür Sanat’ın ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirdik. İkinci performansı ise 2020’nin sonbahar-güz döneminde Leipzig’de gerçekleştirme planımız var.

Farklı olanaklara sahip çocuk ve gençlerin bir araya gelmesi ile karşılıklı öğrenme ve hayat boyu devam edebilecek dostluklar her açıdan kıymetli ve sihirli oluyor.

COVID-19 ile ilgili alınan tedbirler doğrultusunda çalışmalarınızın önemli bir bölümünü dijital platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başladığınızı paylaştınız. Çalışmalarınızı dijital platformlara taşıma süreci Vakfınız için nasıl bir öğrenim ve deneyim oldu? Vakfınızın çalışma alanı ve birlikte çalıştığı gruplar açısından düşündüğünüzde, faaliyetlerinizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler?

Farklı platformları deneyimledikten sonra vakfın çalışmalarına ve faydalananların kullanımına uygun olduğunu düşündüğümüz bir platform olan Google Classroom üzerinden çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Bu uygulama ile sadece COVID-19 süreci boyunca değil, fiziksel derslerimiz başladığında da sınıf arşivleme, Yaz Okulu gibi farklı programlar üretebileceğimizi gördük.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu yanlarını müzik eğitimlerimizden faydalananların vakıfla iletişiminin devam etmesi, çocuk ve gençlere karantina sürecinde evde katılım gösterdikleri düzenli bir aktivite sağlanması, vakıf eğitmenlerinin aktif çalışmalarını devam ettirebilmemiz, dijital projeler gerçekleştirme üzerine düşünmeye başlama fırsatı olarak ifade edebiliriz.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumsuz yanlarını ise vakfın amaçladığı topluluk derslerinin dijital ortamda eşzamanlı olarak gerçekleştirilememesi, teknik ve kişisel sebeplerden düzenli devam etmeyen öğrenciler olması, dijital ortamda lütiye (müzik aleti üretimi) işlerinin sağlanamaması olarak sıralayabiliriz.

COVID-19 sürecinde yaşanan gelişmelerin sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişikliklere neden olması bekleniyor. Barış için Müzik Vakfı’nın gelecek dönemdeki çalışmalarında öncelikleri neler olacak? Önümüzdeki dönemde çalışma alanlarınız ve kullandığınız yöntemleri ile ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz?

Bunun üzerine düşünüyoruz. Bu sürecin olumlu yanı olarak şunları söyleyebiliriz. Barış İçin Müzik Vakfı şuna inanıyor: Siz çocukların sanata ve araçlarına erişiminde sosyo-ekonomik koşulları, yetenek vb. başarı kriterlerini kaldırdığınızda her çocuk bundan yararlanabilir. Vakfın çocuklarının müziğin sağladığı imkanlarla buluşmasında erişim engeli yaratan faktörlerden biri olan sosyo-ekonomik koşulları çözümleyen her çocuğa yetenek aramadan enstrüman ve öğrenim imkanını ücretsiz sağlaması bunun mümkün olabileceğini de kanıtlıyor.

Çocuk ve genç müzisyenlerin çok sesli müzik öğrenimi için ne gerekiyorsa sağlayan bir vakıf merkezinin olması epey kolaylaştırıcı bir faktör olarak yeniden karşımıza çıktı. Diğer yandan bu olağanüstü süreçte müzik eğitimini sağlayan ekibin çocuk ve genç müzisyenlerle, evden eve, yarar üretmesine tanıklık ettik. Bunun, vakfın mümkün olduğunca daha fazla çocuğa erişme hedefi için imkan oluşturduğunu fark ettik.

Uzağımızda olan tüm çocukların programdan yararlanabileceğini, bunun için gereklilikleri yeniden öğrenebileceğimizi gördük. Örneğin; Adana’nın Yüreğir ilçesinden bize ulaşan “Ben de burada büyüyen çocukları müziğin imkanları ile buluşturmak istiyorum” diyen bir aktiviste uzaktan nasıl destek verebileceğimize yönelik geliştirebileceğimiz fikirlerimiz oluştu.

Barış için Müzik Vakfı ile Gülümseten İşler Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation’nın Meltem Göçer Fonu kapsamında şartlı hibe desteği sağladığımız Barış için Müzik Vakfı, “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesine başladı. Barış için Müzik Vakfı’ndan Nilgün Öztunalı ile vakfın son dönemde yaptığı çalışmaları, Orkestralar ve Koro programını ve Gülümseten İşler projesini konuştuk.

Sosyoekonomik imkanları sınırlı çocuk ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldıran ve barışın sesini müzikle duyurmayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı çalışmalarına 2011 yılından beri devam ediyor. Başta İstanbul’daki Edirnekapı bölgesi olmak üzere, Türkiye’nin farklı illerinde yaptığınız çalışmaları Sivil Toplum için Destek Vakfı bağışçıları da yakından tanıyor. Son dönemde Vakfınız ne tür çalışmalara öncelik veriyor?

Dünyada ve Türkiye’de yönetişime bağlı ekonomik ve ekolojik krizler bizi de etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Amacımız ve hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam edebilmek, ekonomik zorlukların üstesinden gelebilmek üzere iş birliği yaptığımız kişi ve kurumları genişlettik. Bunun için paydaşlarımızı ve hali hazırda bize destek olan dostlarımızı düzenli iş birliğine davet ederek bir Danışma Kurulu oluşturduk. Diğer yandan onların danışmanlığında iç kaynaklarımızı daha iyi yönetebilmek üzere takip sistemimizi gözden geçirdik. 2020 yılında ölçme ve değerlendirme araçlarını geliştirebilmek üzere Barış İçin Müzik Akademi Kurulu’nu oluşturduk.

2020 yılında kuruluşunun 15. yılını kutlayacak olan Barış İçin Müzik Vakfı, ortaya çıkardığı Orkestralar ve Koro programının yaygınlaşarak mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefini canlı tutuyor, bunun üzerine politika ve strateji geliştiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek için yerel yönetim ve sivil toplum temsilcileri ile görüş alışverişinde bulunuyoruz. Bu yıl, Orkestralar ve Koro programının yanı sıra bir Akordeon sınıfı oluşturduk ve 22 çocuğun derslere başlamasını sağladık. 2020 yılını daha iyi yönetebilmek üzere ajanda, bütçe ve mali yönetim, iletişim stratejisi ile kaynak geliştirme, veriden bilgiye karar süreçlerini inşa etmeyi hedefliyoruz.

Vakfımız, geçtiğimiz yıllarda da Barış için Müzik Vakfı’na hem proje hem de kurumsal destekler verdi. Bu hibelerin projelerinizi uygulamanızda ve kurumsal gelişiminizde nasıl bir katkı sağladığını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’na sağladığı destekler için teşekkür ederiz. Vakfınız tarafından sağlanan proje ve kurumsal destek çalışmalarımızın sürekliliğini sağladı. Ayrıca bu süreklilik içinde kalmak iş süreçlerinin iyileştirilmesini de mümkün kıldı. İş süreçlerinin analizi ve iyileştirme planları verimliliğe yansıdı, kararların düşük risk ile alınmasına katkı sundu diyebiliriz.

Barış için Müzik Vakfı bünyesinde farklı korolar ve enstrüman grupları bulunuyor. Bu gruplardan bahseder misiniz? Çocukların ve gençlerin bu çalışmalara katılımında devamlılığı sağlamak için kullandığınız farklı yöntemler var mı?

Barış İçin Müzik Vakfı; müzik eğitimi alma olanağı olmayan, ekonomik imkânları sınırlı çocuklara, yaşadıkları mahallelerde, yetenek sınavlarıyla hiçbir çocuğu elemeden, ayrımcılık yapmadan, rekabetçi olmayan, birlikte öğrenmeyi amaçlayan, sürdürülebilir, edinilen deneyimlerin paylaşıldığı, başka mahallelerde, okullarda, şehirlerde de tekrarlanabilen, tamamen ücretsiz, kaliteli ve çok sesli bir müzik programıdır.

Barış İçin Müzik Orkestralar ve Korolar Programı içinde 5 farklı gruba nota, solfej ve enstrüman kullanım deneyimi sağlanıyor. Gruplar, İlk Adım Orkestrası (Başlangıç Düzey), Çocuk Orkestrası (Orta Düzey), Gençlik Orkestrası (İleri Düzey), Akordeon Sınıfı ve Koro olarak ayrılıyor. Dersler, haftada 6 gün, günde 4-6 saat okuldan sonra katılabilecekleri zaman aralığında devam ediyor. Yaylılar, Üflemeliler, Vurmalılar olarak ayrılan enstrümanlar yararlanıcıya zimmetleniyor. Bu şekilde, programa devam ettiği sürece enstrümanın sorumluluğu çocuğa ait oluyor. Eğitim yapısı içinde atölyeler, grup eğitimleri, provalar, birebir dersler yer alıyor. Müzikal aktiviteler içinde performanslar, konserler, Edirnekapı vakıf konserleri, diğer orkestralar ile “Yan Yana” konserleri, okulların salonlarında öğrencilere yönelik okul konserleri, ulusal ve uluslararası kamplar, turneler, özel etkinlikler yer alıyor.

Barış İçin Müzik Vakfı program modeli ile çocuklar bir topluluğun üyesi olmayı, birbirini dinlemeyi ve ortak bir amaç etrafında toplanmanın anlamını öğreniyorlar. Vakıftaki öğrenme sürecini takiben öğrencilerin “öğretme” rolünü üstlenmesi ve deneyimlerini yeni başlayanlarla paylaşması da modelin bir diğer yapı taşını oluşturuyor.

Barış İçin Müzik Vakfı çatısı altında gerçekleştirilen faaliyetlerden bir diğeri de enstrüman yapım atölyesinde verilen lutiye (müzik enstrümanları yapım ve onarımını yapan kişi) eğitimidir. Müzik yapmanın yanı sıra enstrüman yapmanın da öneminin altını çizen bu faaliyet, çocuklara müzik alanında kariyer yapmanın yanı sıra başka bir meslek edindirme imkânını da sunuyor.

Vakfınıza, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu aracılığıyla sağladığımız hibe desteği ile “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında birlikte çalışacağınız gruplardan ve gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Meltem Göçer Fonu ile bu yıl Akordeon sınıfı açıldı. Yaşları 7-9 yaş arası 22 çocuk haftada 2 gün günde 2 saat süre ile ders almaya başladı. Akordeon sınıfı öğrencilerinin diğer müzik toplulukları ile birlikte sahne performansı deneyimlemesini hedefliyoruz. Vakıf bünyesinde genellikle her ayın üçüncü cumartesi günü Açık Prova Günleri gerçekleştiriliyor. Ocak 2020 Açık Prova günü üçüncü cumartesi günü gerçekleştirildi ve Akordeon Sınıfı, İlk Adım, Çocuk, Gençlik Orkestraları ve Koro ortak bir performans sundu. İzleyiciler arasında, kurucular, danışma kurulu üyeleri, basın, kurum temsilcileri, bağışçılar ve veliler vardı. Bu sene henüz ilk derslerini tamamlayan Akordeon sınıfının mini performansı izleyicilerin yüzünügülümsetti.

Gençlik Korosu’nda ise 15 yaş üstü 35 genç derslere devam ediyor. Haftada 2 gün toplam 4 saat ders alan koro üyeleri arasındaki uyum ve ahenk izleyiciyi etkiliyor. Barış İçin Müzik Gençlik Korosu Programı, kendi içinde gelişerek kendi ses gruplarına liderlik edecek seviyeye gelen öğrencilerin, akapella müzik yapma deneyimini bir ileri seviyede gerçekleştirebilecekleri bir alan da sunuyor. Topluluklar, Barış İçin Müzik Korolar Sistemi’nin bir parçası olarak faaliyet gösteriyor ve zengin bir akapella repertuvarı ile yer alacakları performanslar için hazırlık yapıyor.

Projenin sonunda Ev Konserleri adını verdiğiniz konserler düzenleniyor ve bu konserlere ailelerin, bağışçılarınızın ve diğer paydaşların katılımını da teşvik ediyorsunuz. Bu konserlerin, başta faaliyetlerinize katılan çocuklar ve gençler olmak üzere daha geniş anlamda bir topluluk oluşturma konusunda nasıl etkileri oluyor?

Edirnekapı merkezinde gerçekleştirilen Ev Konseri ve Açık Prova Günü etkinlikleri farklı kesimlerden izleyicinin bir araya gelmesini sağlıyor. Bağışçılar, veliler,danışma kurulu üyeleri yan yana gelebiliyor. Böylece her kesimden kişi ve temsilcinin çocuklar için ortaklaşması, iyiliğin takipçisi olması mümkün oluyor. Bu izleyicileri bir araya getiren çocuklar ise birlikte üretmeyi deneyimlemenin dışında farklı kesimlerin ortak performanslarına verdikleri tepkiyi gözlüyor, çabalarının sonucunu almış oluyor.

uçan süpürge derneği benim steam agim

Uçan Süpürge Derneği ile Benim STEAM Ağım Projesi’ni Konuştuk

By | Röportaj

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği (Uçan Süpürge Derneği) ile Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle sağladığımız şartlı hibe kapsamında gerçekleştirilen Benim STEAM Ağım projesini, kadının ve kız çocuklarının insan hakları alanındaki çalışmaları ve 2020 yılı için önceliklerini konuştuk.

Kadınların ve kız çocuklarının insan hakları alanında çalışan Uçan Süpürge Derneği nasıl kuruldu ve ne gibi çalışmalar yapıyor?

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği 2008 yılında Ankara’da kuruldu. Derneğin temelde kuruluş amacı feminist ilke ve politikaları yaygınlaştırmak, kadının ve kız çocuklarının insan hakları alanında savunuculuk faaliyetleri yürütmek ve hak temelli çalışma yürüten sivil toplum kuruluşları arasında kadının insan haklarına duyarlı bir diyalog zemini oluşturmaktır. Dernek 2008 ve 2010 yılları arasında İstanbul Sözleşmesi savunuculuk grubunda ve CEDAW sözleşmesi tanıtma grubunda sekretarya faaliyeti yürüttü.

Kurumumuz, kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında yürüttüğü çalışmaların bir parçası ve geleceği olarak kız çocuklarının insan haklarını iyileştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. Bu bağlamda kız çocuklarının erken/zorla evlendirilmesinin önlenmesi, kız çocuklarının toplumsal cinsiyet eşitliği ilkeleri temelinde eşit ve ayrımcılıktan uzak bir eğitime ulaşması öncelikli konularımız arasında.

Kız çocuklarının güçlenmesi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelik çabaların, savunuculuk faaliyetlerinin sürdürülebilir bir zemin oluşturulmasını sağlaması sebebiyle de kadın hareketinin bugünü ve yarını için çok önemli bir noktada duruyor.

2009 yılında Sabancı Vakfı’nın desteğiyle başlayan ve ulusal-uluslararası değerli ortaklıklarla devam eden erken/zorla evlilikleri önlemeye yönelik faaliyetlerimiz şimdi Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ortaklığında mülteci kız çocuklarını da kapsayacak şekilde devam ediyor. Derneğimiz kız çocuklarına yönelik erken/zorla evlilikler ile ilgili Türkiye haritasının çıkarılması ve savunuculuk materyalleri geliştirilmesi, kamu-sivil toplum arasında diyalog zemininin oluşturulması, sağlığa erişimin iyileştirilmesi, gölge raporlar oluşturulması, ulusal-uluslararası ortaklıklar kurulması gibi çalışmalar yürüttü. Derneğimiz alandaki mevcut bilgi birikimi ve deneyimlerini mülteci ve göçmen kadınları da içerecek şekilde revize ederek çalışmalarına devam ediyor.

Kadının insan hakları alanında yürütülen çalışmalar zamanla değişen savunuculuk ve yayıncılık biçimleriyle birlikte -bir fırsat olarak değerlendirilerek- internet yayıncılığına taşındı. 2009’dan beri devam eden “Uçan Haber” zamanla kendini kadın muhabirlerin doğrudan kendi haberlerini kendilerinin yazdığı, editör olarak yine kadınların görev aldığı bir çalışmamızdı. “Kırmızı Kalem Medya İzleme” çalışması özellikle medyadaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair haberlerin tarandığı ve toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilerek, barış haberciliği formatında tekrar oluşturulduğu bir platformdu. Derneğimiz akabinde “Kadınların Postası” web projesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yaygınlaştırmak için medyayı etkin bir araç olarak kullanmayı, medyanın da bu bakış açısıyla içerik üretmesini; kadın dostu bir medya anlayışının teşvik edilmesi amacıyla 2015-2016 yılları arasında Free Press Unlimited desteğiyle bu çalışmayı uyguladı. Free Press gibi kurumlarla iş birliği yapmak alternatif bir yayıncılık anlayışının kurumumuz içinde gelişmesine ciddi bir katkı sağladı. Kurumun bu çalışmalarda amacı günümüzde hızla tüketilen bir şey haline gelen habercilik anlayışının eşitlikçi ve ayrımcılıktan uzak bir örneğinin mümkün olduğunu göstermekti.

Kız çocuklarının insan hakları alanında hali hazırda yürütülen projelerimizde erken/zorla evliliklerin önlenmesi için eğitimin önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Ancak özellikle okullarda cinsiyet eşitsizliğine dayalı köklü bir ataerkil kültürle bezenmiş müfredatın ve uygulamaların da kız çocukların geleceğinde, meslek seçiminde ve kariyer planlarında hala eşit fırsatlara ulaşmasının önünde bir engel oluşturduğu aşikâr. 2010 itibariyle başlayan kız çocukların eğitim hakları ile ilgili faaliyetlerde kurumumuz temelde kız çocuklarının STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanına yönlendirilmesi için faaliyet yürüttü. Çalışmalarda çocukların bu alana meraklarının, isteklerinin artması; bu alanda kadın görünürlüğünün öne çıkarılması ve eşitsizliklere dayalı normların azaltması temel hedeflerdi. “Benim Madame Curie’m” projesi ile başlayan çalışmalar şu sıralar “Benim STEAM Ağım” eğitim girişimiyle devam ediyor.

Dernek bünyesinde kurulan Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi’nin (GEN-DER) misyonu nedir? Ne gibi hedefler doğrultusunda çalışıyor?

Dernek bünyesinde 2017’de doğan “GEN-DER Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi”, dernek kendi faaliyetlerine bir yandan devam ederken, öte yandan özelleşmiş bir kol olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılması için çalışacak kolektif bir ekibin kendini sürdürmesi için oluşturulan bir çalışma grubu. Kolektifin misyonu toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ortaklıklar kurarak eşitsizliklere dayalı sorunlara birlikte çözüm üretmek. Bu anlamda kolektifin ilk çalışması o dönem kendini sürdüremeyen pek çok paydaşla bir araya gelerek, birlikte çözüm yolları aradığı “Alternatif Karşılaşmalar Festivali” oldu. Öte yandan toplumsal cinsiyet alanında bir bellek oluşturmak ve tüzel kişiliği olmayan ve olmayacak bir oluşum olarak deneyimlerini sürekli kılan örnek bir model olarakkalmak kolektifin amaçları arasında.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Turkey Mozaik Foundation ile iş birliği kapsamında desteklenen Benim STEAM Ağım projesinin amacı nedir? Proje kapsamında neler yapmayı planlıyorsunuz?

“Benim STEAM Ağım” eğitim ağı girişimi ile toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan bir eğitim, meslek seçiminde kız çocukları Bilim (Science), Teknoloji (Technology), Eğitim (Education), Tasarım (Art) ve Matematik (Math) alanlarının birleşiminden oluşan kesişimsel bir eğitim modeline yönlendirme ve meslek seçiminde eşitlikçi bir kariyer anlayışının ilk adımlarını atmayı amaçlıyoruz.

Aslında ağımızı bir proje olarak değil; pek çok paydaşın rol aldığı bir eğitim girişimi olarak görüyoruz artık. Sürecin başlangıcında zaman planlaması ve kız çocuklara ulaşmakla ilgili bir sıkıntımız oldu; dolayısıyla çalışma öngördüğümüz takvimle ilerlemedi. Örneğin, MEB müfredatından ve politikaları arasından ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ ilkesinin çıkarılması ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının protokollerinin iptali/yenilenmemesi, eğitim alanında çalışanlar (eğitimciler ve okullar) ile sivil toplum alanında çalışanlar arasında bir iletişim problemini ortaya çıkardı. Yöntem olarak projeyi bir sivil toplum örgütünün başı-sonu belli bir projesi olarak konumlandırmak ve yapılacak işten önce sivil toplum örgütünü anlatmak yerine yapılan işi özerk bir yerde tutmak, o işin marka değerini ön planda tutmak bizim için süreci hızlandırdı. Yani bu bir projeden ziyade bir ortaklık ağı girişimi ve pek çok bileşenin söz hakkı olan kendini sürdürmek isteyen bir eğitim platformu.

Çocuklara ulaşmak için başta veliler ve eğitimcileri referans alan ekolojik bir model ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu modelin içinde yer alan eğitim alanında çalışan farklı bileşenleri ağın içinde bir destekçi olarak konumlandırarak hem ağın görünürlüğü hem de çalışmaların etkisinin sürdürülebilirliği için çalışıyoruz. Girişimin dışardan bir göz olarak bu gibi çeşitli bileşenleri izlemesi, desteklemesi ve üretilen işlerde bir yönlendirici olması ağın gücünü ve etki alanını genişletiyor!

Girişime dair daha fazla bilgi için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz: www.benimsteamagim.com

Uçan Süpürge Derneği’nin daha önce de kız çocuklarının bilim ve teknoloji eğitimi alarak güçlendirilmesi ile ilgili projeler gerçekleştirdiğini biliyoruz. Bu projelerden ve alandaki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?

Eğitim alanında kız çocukları STEM alanlarına yönlendirme çalışmalarımız 2010’dan bu yana devam ediyor. İlk olarak ilkokul 4. sınıfa devam eden çocuklarla başlayan toplumsal cinsiyet eşitliği (o yaş grubu toplumsal cinsiyetin şekillenmeye başladığı yaş grubu olduğu için seçildi) ve meslek seçiminde ön yargıları kırmak üzere başlayan “Benim Madame Curie’m” projesi Türkiye’de yaşayan rol model kadınlarla okulları buluşturdu. Ankara’nın merkez dışındaki ilçelerinden dezavantajlı 10 okulda gerçekleşen buluşmalarda öğretmenler, rehberlik servisleri, okul içi eğitim personelleri ve saha ziyaretlerine davet edilen velilerin toplumsal cinsiyet eşitliği ve meslek seçimine dair bakış açılarının değiştirilmesi ve iyileştirilmesi hedeflendi. Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) ile iş birliği içinde gerçekleşen bu çalışmanın sonunda Türkiye’den 4 kadın bilim insanının filmi hazırlanarak proje esnasında gidilmeyen ve daha sonradan seçilen okullarda fen bilimleri derslerinde izletilmesi üzere okullarla paylaşıldı. Bu projenin sonrasında gerçekleşen çalışmalardan biri de periyodik olarak 4 eğitim-öğretim dönemini kapsayan ve Ford Otosan Türkiye iş birliğinde 2015-2017’de gerçekleşen “Bal Arıları Mühendis Oluyor” projesiydi. Proje kapsamında 81 ilde ortaokullarda (mesleki bilginin şekillenmeye başladığı bir yaş grubu olduğu için bu grup seçildi) 9000’i aşkın kız çocukla buluşuldu. Bu buluşmalarda toplumsal cinsiyet eşitliğinin meslek seçimine etkisine dair yapılan atölye çalışmalarında Ford Otosan Türkiye’de hali hazırda çalışan mühendisler de saha ziyaretlerine katılarak; çocukların ve eğitimcilerin sorularını yanıtladı. Projenin ana amacı kız çocukları mühendislik alanına yönlendirmek ve var olan kalıpları dönüştürmekti. Projenin özel amacı ise Ford Otosan ile yapılan protokol sonucunda çocukların eğitim takibi yapılarak, ilerleyen zamanda mühendislik alanından mezun olan kız çocukların Ford Otosan bünyesinde istihdamını sağlamaktı.

2017’de literatürde STEM olarak tanımlanan kesişimsel alanda yaşanan eşitsizlikler ve bu eşitsizliklere dair çözüm odaklı çalışmaların yapılmaması sonucu eşitsizliklerin çözülemeyecek kadar artacak olması bizi ilk olarak ABD eğitim sisteminde ortaya çıkan STEM çalışmalarına yönlendirdi. ABD Büyükelçiliği iş birliğinde 2017-2019 yılları arasında sürdürülen “Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar/Girls Can STEM” projesi, 9. sınıf kız çocukları (alan seçiminden önceki son yıl olduğu için bu grupla çalışıldı) endüstriyelleşmiş toplumlarda cinsiyetlendirilmiş olan bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında eşitsizliği ortadan kaldırmayı ve özellikle kız çocukları pozitif bilimlere yönlendirmeyi hedefledi. Proje, kız çocuklarını bu alanlarda üretim yapmaya teşvik ederken, onları yenilikçi düşünmeye sevk ediyordu. Toplam 42 ilde gerçekleşen saha ziyaretine dâhil ettiğimiz ve gidilen ilde çalışmalarına devam eden rol model kadınlar, kız çocukları için hayallerini gerçekleştirmiş ve güçlendirici bir örnek oluşturuyordu. Bunun yanı sıra bu isimler okullardaki eğitimcilerin iletişimde kalacağı ve iş birliğine gideceği kişiler de oluyordu. Bu ziyaretlerde kız çocuklarından elde ettiğimiz ihtiyaçlar ve test sonuçları şu sıralar bir yayın olarak alanda çalışanlara kılavuz olması açısından hazırlanıyor.

Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik eğitimi STEM (Science, Technology, Engineering ve Math) uluslararası alanda çok kullanılan bir kavram. Sizin projenizde STEAM kavramı kullanılıyor ve sanat (Arts/Tasarım) da dahil ediliyor. Bunun nedeninden bahsedebilir misiniz?

STEAM kavramı Türkiye’de yeni olmasının yanı sıra Dünya’da da çok yeni bir kavram. 2017-2018 yıllarında eğitimde ve literatürde çok yaygınlaştığını biliyoruz. Aslında bizim bu sıralarda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar STEM üzerine olsa da çocuklarla ve eğitimcilerle çalışmalarımız esnasında A (Arts-Sanat/Tasarım) sürecine de hep değindik. Yapılan çalışmalarda tasarım ve sanat kısmının üretilen işler ve çalışmalar esnasında biricikliğin oluşması ve empatiye dayalı bir anlayışın gelişmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Tamamen mekanik olarak tasarlanan bir iş, alanında ne kadar öncü olursa olsun türler arasında sürdürülebilirliği önemsemiyorsa, çevreye ve insanlara duyarlı değilse o işin tartışmaya açılması gerektiğine inanıyoruz. Üretilen bir işin sosyal alanı, sosyal bilimleri yok saydığı bir anlayışla üretildiği takdirde kapsayıcı bir STEM alanından bahsedebilir miyiz? STEM eğitimlerinde kız çocuklara ve eğitimcilere aktardığımız grup çalışması, birlikte üretim pratiğiyle bu süreç kendi içinde çok çelişiyordu. Örneğin, bir ürün ürettiğimizde ya da fikir aşamasındayken söz gelimi engelli bir bireyin de o üründen faydalanmasını sağlamamız, buna dair düşünmemiz aslında fark yaratacaktır. O kişiyi ve ihtiyaçlarını tanımak, doğanın ihtiyacını tanımak ancak karşılıklı bir anlayışın gelişmesi ile mümkün olabilir. Örneğin bilimi ele alırsak temelde iki türlü bir bilim anlayışından bahsedebiliriz: İlki savaş araçlarını üreten, bunun için bütün sermayesini kullanan bir bilim anlayışı; ikincisi ise türler arasındaki işleyişe duyarlı, ürettiği işlerde insan ve doğa dostu daha onarıcı, rehabilite edici bir bilim anlayışı. Yaptığımız çalışmalarda ikinci anlayışın benimsenmesi için bir motivasyon geliştiriyoruz. Bu nedenle tasarımın yapılacak işlerde benimsenmesi, üreten kişinin çevresini tanıması, ihtiyaçlara cevap vermesi ve tasarım boyutunun diğer alanları içerecek şekilde kurgulanmasının, üretilen işleri/fikirleri besleyecek bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.

Uçan Süpürge Derneği’nin 2020 yılı için planları neler? Özellikle savunuculuk alanında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kadınlar ve çocukların insan hakları alanındaki faaliyetlerimiz 2020 yılında da devam edecek. Kadının insan hakları alanında CEDAW, İstanbul Sözleşmesi’nin izleme ekibindeyiz; Pekin 25 ortaklığında ise raporlama ekibindeyiz ve bu sözleşmelerin uygulanması için izleme faaliyetlerine, gölge raporlama sürecine katkı vermeye devam edeceğiz. Sözleşmeleri ve özellikle 6284’ün uygulanması esasında yaşanan problemleri ve sözleşmeyi takiben kadınları koruyan mevcut yasaları riske atabilecek süreçlerde ortağı olduğumuz ağlar üzerinden katılım sağlamaya ve kampanya süreçlerinde etkin olmaya ve yine aynı şekilde tartışma grubunda yer aldığımız yoksulluk nafakasına dair kazanımları korumaya, savunuculuğunu yapmaya devam edeceğiz.

Küresel iklim krizinde de pek çok eylemlilik alanında olduğu gibi kadınların ve çocukların en önde yer aldığını görüyoruz. Türkiye’de bu alanda yapılan çalışmaları yakından takip ediyoruz; mümkün olduğunca katılım sağlamaya ve karşılıklı iş birliği geliştirmeye, medya kanallarımızda konuya destek olmaya ve bir kampanya varsa etkisini büyütmeye gayret ediyoruz. Dünyanın çeşitli bölgelerinden iklim kriziyle mücadele eden kadın aktivistlerle yaptığımız iyi örneklerden oluşan bir yayın hazırlığı içindeyiz.

Son yirmi yılda kadının insan hakları alanında Türkiye’de ve Dünyada yaşanan önemli adımları görmek ve bir bellek çalışması oluşturmak için 2020 yılının ilk çeyreğinde dijital bir adım sayar oluşturmak istiyoruz: 20 yılda kadın alanında yaşanan gelişmeler, fırsatlar ve engeller sürekli kendini güncelleyen bir dijital bellek olarak konumlanacak.

2016’da Uçan Süpürge Derneği’nin kurumsal değişiminin bir parçası olarak yönetim, üye ve çalışan pozisyonlarına ilişkin bir düzenlemeye giderek dernek içinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği özelinde bir iyileştirme süreci başlattık. Bunun sonucu olarak LGBTİ+ aidiyetlerin dernek içinde temsilinin sağlanması, karar alma mekanizmalarında yer alması ve kurumsal politika gereği belli oranların sağlanmasını sağladık. Son aylarda tüm Dünyada olduğu gibi Türkiye’de süregelen ve özellikle trans kadınları hedef alan radikal feminist oluşumların trans kadınların gerçek kadın olmadığı yönündeki trans dışlayıcı söylem ve politikalarına karşı şimdi olduğu gibi 2020’de de savunuculuk faaliyeti yürüteceğiz. Özellikle bu alanda özelleşen, bilgi üreten ve ayrımcılığa karşı farkındalık oluşturan sivil toplum kuruluşlarıyla ortak politika geliştirmeye ve çalışmalarına destek olmaya devam edeceğiz. Kurumumuz şu sıralar Batı Balkanlar ve Türkiye için LGBTİ Eşit Haklar Derneği (ERA) ile üyelik konusunda yazışmalarını sürdürüyor. Amacımız kadının insan hakları alanında faaliyet yürüten kurumlar arasında konuya dair ortak bir diyalog zemini oluşturmak.

Çocuk hakları bağlamında 2021 yılına kadar yürütme kurulunda olacağımız Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı’nda çeşitli kurumlarla birlikte şu sıralar şiddet durum raporu üzerinde çalışıyoruz. Bu raporun çeşitli başlıklarının çalışması 2020 yılının ilk çeyreğinde de devam edecek. Ağ içinde üyelerle belirli periyotlarda bir araya geliyoruz; bu buluşmalar yine 2020’de de sürecek. Kamu kurumlarıyla, yasa koyucularla ve küresel ortaklarla belli dönemlerde buluşarak, çocuğa yönelik şiddete karşı iş birliğine gitmeye, bilgi ve deneyimlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Erken/zorla evliliklerle mücadele alanında Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ile 2020’de de çalışmalarımız sürecek. Şu an devam eden ve odağında Suriyeli kız çocukların erken/zorla evlendirilmesinin önlenmesi olan çalışmamızdan 3 bilgi notu hazırladık. Çocukların eğitimde kalması için Suriyeli veliler, Türkiyeli öğretmenler ve Suriyeli öğretmenlerle yaptığımız odak görüşmeler sonrasında ortaya çıkan raporu 2020 yılının ilk periyodunda yayınlayacağız. Bu rapor ve 3 bilgi notunun (Eğitimciler için eşitlikçi sınıf rehberi, hukuk rehberi ve bilgi seti) 2020 yılında dağıtımı yapılacak. Ayrıca medya kanallarımız üzerinden yaygınlaştırılmasını sağlayacağız.

STEM&STEAM alanında çocuklarla uzun zamandır gerçekleşen çalışmaların bizden sonra da sürdürülebilir ve etkin bir şekilde devam etmesi için kadın eğitimcilere yönelik 7 bölgede 8 noktaya yayılan bir STEM elçileri programı yürüteceğiz. Benim STEAM Ağım eğitim girişiminin sürdürülebilirliğini sağlamak ve etkisini büyütmek için çalışmalara devam edeceğiz.

2019 yılı ortalarında Ankara’da konuk ettiğimiz Uluslararası Kadın Sağlığı Koalisyonu (IWHC) ile bir görüşme gerçekleştirdik. Yaptığımız görüşmeden elde ettiğimiz veriler ışığında geride bıraktığımız 1 Aralık Dünya HIV Farkındalık Günü’nü fırsat bilerek Çankaya Belediyesi Halk Sağlığı Merkezi, Kaos GL Derneği, Kırmızı Şemsiye Derneği ve Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği ortaklığında bir atölye çalışması gerçekleştirdik. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Türkiye HIV/AIDS Kontrol Programı 2019-2024” raporunu incelediğimiz çalışmada, aralarında hiv ve sağlık alanında çalışan sivil toplum örgütü temsilcileri ve sağlık hukukçuların da olduğu bir grupla raporun avantajı ve risklerine ilişkin alternatif bir rapor hazırladık. Rapor şu sıralar hazırlık aşamasında. Odağımız olan kadınlar ve kız çocukların insan hakları bağlamında sağlığa erişim ve HIV (korunma yöntemleri, tanı öncesi-tanı sonrası süreç, başvuru süreçleri) başlıklarında 2020 yılında savunuculuk faaliyetleri yürüteceğiz.

Renkli Saatler, Ayvalık’ta başlıyor

By | Proje Destek Fonu, Röportaj

Zeytin Çekirdekleri Derneği, Turkey Mozaik Foundation‘ın şartlı bağışı kapsamında desteklenmeye başlandı. Aşağıda dernek ve desteklenen çalışmalarla ilgili yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Ayvalık’ta faaliyet gösteren Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin kurulma sürecinden, çalışma alanlarından ve yürüttüğünüz temel faaliyetlerden kısaca bahseder misiniz?
Renkli Saatler, Ayvalık Belediyesi, Ayvalık Kaymakamlığı ve Ayvalık Milli eğitim Müdürlüğü ile Zeytin Çekirdekleri Derneği gönüllülerinin işbirliği ile hayata geçirilmiş, dezavantajlı ilçe çocuklarının sosyal gelişimlerini güçlendirmeye yönelik ücretsiz müzik, sanat ve spor eğitim sunan bir program. Sivil toplum, dernekler ve özel sektör işbiriliği de projenin ayrılmaz birer parçası. Bu projede pek çok gönüllü hem eğitimde hem de operasyonda görev alarak tam bir imece yapısı oluşturmakta ki bu yapı şu an 5. yılının içinde olan projenin hızlı bir şekilde yol almasında ve gelişmesinde önemli rol oynamakta.

Derneğimiz projemizin mali açıdan desteklenmesi, gönüllü eğitmenler ve sponsor ilişkilerinin kurulması ve sürdürülmesi ve diğer kurum ve kuruluşlarla olan ilişkilerin yürütülmesi amacıyla gönüllüler tarafından 2015 yılında kuruldu.

Derneğin çocuklara yönelik olarak uyguladığı eğitim programlarında müzik ve orkestra eğitimleri ve kültür-sanat faaliyetlerinin yanı sıra farklı destekler de sağlıyorsunuz. Bu yaklaşımınızın nedenlerinden ve birlikte çalıştığınız çocuklara katkılarından bahseder misiniz?
Derneğimizin ana amacı; sanat aracılığı ile çocuk >aile>toplum etkileşiminin olumlu anlamda gelişmesidir. Bu nedenle çocuklarımızın gelişimine katkısı olan destekler de veriyoruz. Çocuklarımızın pozitif ortamlara aidiyet duygusu gelişmekte sosyal ilişkileri de olumlu anlam kazanmaktadır.

Çocuklara verdiğimiz keyifli ev ödevleri (şarkı, resim ) ile ebeveynin ve kardeşlerin de interaktif katılımı sağlamakta bu da – eğer evde olumsuz bir atmosfer var ise – bireylerin kaliteli bir zaman dilimi geçirmelerini sağlamakta. Ayrıca çocukların akademik olarak bireysel ihtiyaçlarını karşılamak için programlar geliştiriyoruz. Örneğin müzik çalışmalarındaki gözlemlerimiz sonucunda müzik için matematik programı gerçekleştiriyoruz.

Yerel bir örgütlenme olan Zeytin Çekirdekleri Derneği, çalışmalarını başta Ayvalık Belediyesi olmak üzere farklı kurum ve kuruluşlarla iş birlikleri kurarak gerçekleştiriyor. Bu iş birliklerinin kapsamını ve derneğinizin çalışmalarında nasıl bir etkisi olduğunu paylaşır mısınız?
Ayvalık Belediyesinin yanısıra İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Kaymakamlık ve Boğaziçi Üniversitesi İle Zeytin Çekirdekleri Sosyal Sorumluluk Projelerinde işbirliği içindeyiz. Bu kurum ve kuruluşlar dezavantajlı bölgelere okullara ve dezavantajlı çocuk ve ailelerine ulaşabilmemizde olumlu katkılar sağlamakta. Projelerimizde eğitim alan çocukların eğitimsel ya da psikolojik sorunlarının çözülmesinde ciddi katkıları olmakta. Üniversitelerin bu projeye katılmasını çok önemli buluyoruz. Boğaziçi Üniversitesi bu anlamda çok güzel bir örnektir. Tiyatro ve yaz okulları ayağında önemli işlevler üstlenmiş durumdalar. Ayrıca devlet senfoni orkestraları, opera ve baleleri, ve konservatuarları ile işbirliğimiz, çocukların vizyonlarına ve toplumsal gelişimlerine önemli katkı sağlıyor, dünyalarını genişletiyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Şartlı Hibe Programı kapsamında, Turkey Mozaik Foundation tarafından sağlanan hibe desteği ile gerçekleştireceğiniz Renkli Saatler Programı’ndan bahseder misiniz? Bu hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Renkli Saatler Programı 7-12 yaş ilköğretim seviyesindeki çocuklarla yaptığımız bir proje.
Erken yaşta ulaştığımız dezavantajlı çocukların yoksun oldukları ama gelişimleri için temel ihtiyaçları olan özgür sosyokültürel ve sosyopsikolojik ortamlar yaratarak aidiyet, yaratıcılık ve hayal güçlerini geliştirmelerine dinleme>anlama>düşünme>ifade etme zincirini kurmalarına fırsat verilmekte.

Somut bir örnek vermek gerekirse bir şarkının sözlerini kendilerinin yaratarak ve ritim katkıları sağlanarak bestelenen şarkıları var. Renkli Saatler ve Dodo Kuşu şarkıları bu şekilde oluştu.

Özellikle 2019-2020 döneminde kendilerinin yaptığı şarkılardan repertuar oluşturma hedeflerimiz var. Ayrıca Renkli Saatler Programını ve felsefesini kırsal kesimlerde geliştirmek amacı ile 14 köy mahallesi ve merkezden 300 çocuğa ulaşmayı hedefledik. Tüm bunlar dışında bir de Renkli Saatler Cdsi yapmayı planlıyoruz. Sekizer haftalık programlara katılan çocuklara 2 kültür gezisi yapma çabamız var. Müzik çalışmalarına interaktif katılımları için eğitim materyalleri ve orff çalgıları setlerimizi geliştirmek istemekteyiz.

Hibe desteğinin bu alanlarda çok önemli katkısı olacağını inanıyoruz.

Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin 2019-2020 döneminde gerçekleştirmeyi planladığı diğer çalışmalardan bahseder misiniz? Derneğin çalışma modelini farklı yerlerde de uygulamayı düşünüyor musunuz?
2019-2020 döneminde orkestra, çalgı eğitimi, koro, tiyatro eğitimlerimizi geliştirme, yeni çocukların katılımını sağlama yönünde çalışmalarımız devam etmekte. Ayrıca bu yıl ilk defa mandolin orkestrası kurma hedefimiz var. Tiyatro grubumuz ise Romeo Jüliet oyunun sahneleyecek. ‘’El sistema Avusturya‘’ ile Beethoven’ın 250. doğum yılı konulu ortak konser hedefimiz için çalışmalar başlıyor. Gerekli fonu sağlamak için çalışmalarımız ve kampanyamız 2020 de devam edecek. İkinci beş yıl stratejimiz olan Türkiye genelinde faaliyet göstermek ve genişlemek için Ayvalık dışında bu yıl iki pilot bölgede; Kars ve Balıkesir de proje yapma hedeflerimiz var.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği ile çalışmalarını konuştuk

By | Röportaj

Sivil Toplum için Destek Vakfı bağışçıların ihtiyaçları çerçevesinde ilgili kuruluşlara zaten yapılacak bağışların izlemesi ve etkisi ile ilgili kolaylaştırıcılık yapıyor. Türk Üniversitesi Kadınlar Derneği (TÜKD) bu çerçevede desteklenen kuruluşlardan biri. Kasım ayında TÜKD’ye vermeye başladığımız 9.750 TL’lık kurumsal katkıya istinaden aşağıda kurum yetkilileriyle yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) sivil toplum açısından çok eski bir kurum. Ne zaman ve neden kuruldu?

Derneğimiz; Türkiye’nin ilk kadın hukukçularından Av.Süreyya Ağaoğlu (1903-1989) ve Beraat Zeki Üngör, ilk kadın profesörlerimizden Sara Akdik (1897-1982), Şevket Fazıla Giz (1903-1981), Fatma Müfide Küley (1904-1995), ilk kadın astronom, ilk kadın dekan ve ilk kadın senatör olan Nüzhet Toydemir Gökdoğan (1910-2003), ilk kadın kimyagerimiz Remziye Hisar (1902-1992) , Çapa Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’nde pedagoji ve ruh sağlığı öğretim üyesi Nebahat Karaorman (?-1986) , ilk kadın hukuk profesörü ve aynı zamanda dünyanın ilk kadın Roma Hukuku Profesörü Türkan Rado (1915-2007) ve ilk jinekoloğumuz, ülkemizdeki ilk kadın doğum kliniğinin kurusucu ve İstanbul Boğazı’nı da yüzerek geçen ilk kadın unvanına sahip Pakize Tarzi (1910-2004) hanımefendiler tarafından  19 Aralık 1949 yılında kurulmuş.

Cumhuriyet sonrası, kadın haklarının yeni yeni anlaşılmaya başladığı Türkiye’de ilk nesil kadın yüksek okul mezunları veriliyor. Bu başarılı bir avuç üniversite mezunu kadın, alanlarında hevesle ve tutkuyla çalışıyorlar. İçlerinden biri Prof. Sara Akdik bir Londra seyahati sırasında tesadüfen Uluslararası Üniversiteli Kadınlar Derneği (International Federation of University Women – IFUW) çalışanları ile tanışıyor, dernek hakkında detaylı bilgi alıyor. İstanbul’a döndüğünde dernek hakkında öğrendiklerini arkadaşlarına anlatıyor ve arkadaşlarının da onayı ve desteği ile 19 Aralık 1949 tarihinde Üniversiteli Kadınlar Derneği’ni kuruyor. Yıllar süren özverili çalışmaları ile dernek bu günlere geliyor.

Bakanlar Kurulu Kararı ile 1953 yılında uluslararası faaliyet izni alan dernek, 1955 yılında Uluslararası Üniversiteli Kadınlar Federasyonu( GWI)  asil üyeliğine kabul ediliyor. Yine Bakanlar Kurulu Kararları ile 1970 yılında kamu yararına dernek statüsüne sahip oluyor.

2002 yılında Avrupa Üniversiteli Kadınlar Birliği’ne de (UWE) üye olan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) bugün Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur’un Genel Başkanlığı’nda yoluna devam ediyor.

Oldukça geniş bir yapılanması var. Bugün TÜKD’nin kaç şubesi var ?

Türkiye genelinde 27 şubemiz var.

TÜKD’nin İstanbul şubesinin yaptığı çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

TÜKD İstanbul şubesi olarak Dostluk Köprüsü, Aile İçi Şiddetin Önlenmesi, Kadın ve Kentleşme, Armağanınız Kitap Olsun, Çocuk Gelinler Geleceğe Umut Köprüsü, Mina’nın Çocukları projelerini yürütmekteyiz. 

‘Dostluk Köprüsü Burs Projesi ‘çerçevesinde Devlet Üniversitelerinde okuyan, ihtiyaç sahibi,  akademik başarısı yüksek olan üniversiteli genç kızları destekliyoruz. Sadece İstanbul Şubemiz ile 300’e yakın başarılı kız öğrenciye burs vermekteyiz. Onlarla burs verenler arasında dostluk köprüleri kurarak, üniversiteli kızlarımızın başarılı ve güçlü kadın bireyler olarak yetişmeleri için bir nevi mentorluk yapmaya çalışmaktayız. 

Burs verenler ile öğrenciler arasında bir dostluk kurulmasını, burs verenin öğrencimizle deneyimlerini paylaşıp bu zorlu yolculuklarında onlara destek olmalarını amaçlıyoruz.  Geleceğin güçlü ve başarılı kadınlarını yetiştirebilmek amacıyla, İstanbul Şube Akademi adı altında deneyimli eğitmenlerle çok çeşitli eğitim programları ve lisan kursları düzenliyoruz. Erasmus’a giden öğrencilerimize maddi destek sağlıyoruz. Sektörün ileri gelen firmalarıyla görüşerek öğrencilerimize staj,  mezunlarımıza iş konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Öğrencilerimizin kültürel alanda kendini geliştirmesi, İstanbul’u tanımaları, dernek üyeleri ve diğer bursiyer öğrencilerle zaman geçirebilmesi için tiyatrolara, operalara, dünyaca ünlü sanatçıların sergilerine ve müzelere ziyaretler düzenliyoruz. Her yıl boğazda tekne gezileriyle baharı karşılıyoruz. Her ay Derneğimizde  sinema etkinlikleri düzenliyoruz. O alanda uzman bir konuğumuz öğrencilerimizle birlikte filmi izliyor ve sonrasında birlikte yorumluyorlar.

Ayrıca her yıl, iyi not ortalamasına sahip olan öğrencilere Başarı Ödülleri takdim ediliyor. Tablet, bilgisayar, cep telefonu gibi öğrencinin eğitimi süresince ihtiyacı olabilecek ödüller vermeye gayret ediyoruz.

Aile içi şiddet konusunda hukuk okuryazarlığı eğitimi veriyoruz. Çünkü mağduriyetler karşısında hakkını hukukunu bilerek arayan nesiller ile toplumu daha hukuki bir zemine taşıyabileceğimize inanıyoruz. Bursiyerlerimizi bu alanda bilinçlendiriyoruz. Onlarda çevrelerini bu konuda aydınlatıyorlar.

Okumayan bir toplumun kaliteli bir gelişim sağlayacağına inanmıyoruz. O sebepledir ki kitap okumayı teşvik ediyoruz ve daha okuryazar bir toplum olma hedefinde “Armağanınız Kitap Olsun” projesini gerçekleştiriyoruz.

Bir diğer projemiz kapsamında kadın ve kentleşme; çeşitli kadın topluluklarına sağlık,hukuk, beslenme, ergen ilişkileri konusunda uzman dost ve üyelerimiz tarafından sohbet toplantıları düzenliyoruz

Vakfımızdan aldığınız hibe desteğini hangi ihtiyacınız için kullanacaksınız?

Vakfınızdan aldığımız desteği, Dernek çalışmalarımızda bizimle çalışan, haftanın değişik günlerinde, bilgisayar, dosyalama, etkinlik organizasyonlarında bize yardımcı olan, toplantılarımıza katılıp not tutan  4 öğrencimize 9 ay boyunca kitap yardımı olarak cep harçlığı biçiminde kullanacağız.

Önümüzdeki dönem hangi faaliyetleri yapmayı hedefliyorsunuz? Bunlara değinebilir misiniz?

Bütün bu faaliyetlerimiz önümüzdeki dönem de devam ediyor olacak. Bunlara ek yeni bir çalışmaya başlıyoruz, adı “Mina’nın Çocukları”. Bu proje kapsamında gençlerin klasik eğitim biçimleri dışında kendilerini tanımalarına yönelik bir süreçle tanışmalarını sağlamayı umuyoruz.