Tag

toplumsal cinsiyet eşitliği arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Günebakan Kadın Derneği Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın Projesini Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Mersin’de faaliyet gösteren Günebakan Kadın Derneği (GKD), kadınların güçlenmesine ve kadın örgütlülüğün gelişmesine katkı sağlamak, toplumdaki cinsiyet eşitsizliği algısının farkındalığının arttırılmasına ve eşitsizliğin giderilmesine katkı sunmak, kişi ve kurumların gündeminde kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun yer almasını ve konunun dikkate alınmasını sağlamak amacıyla çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz dernek, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesini hayata geçirdi. GKD proje kapsamında, Mersin’deki kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınma evlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve yeni kadın sığınma evlerinin açılması için çalışmalar yaptı.

Günebakan Kadın Derneği Başkanı Zübeyde Akpınar ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Türkiye’de hala devam eden sığınma evi sorununu, proje kapsamında gerçekleştirdikleri işbirliklerini ve proje kapsamında yaptıları çalışmaları konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın koşulları nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı da biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Projemizin amacı, belediyelerin yasal sorumluluğu olan kadın sığınma evleri ve kadın danışma merkezlerini açmaları, var olanlarını da işlevli hale getirmektir. Ulusal ve uluslararası yasa, sözleşme ve genelgeler belediyeleri kadın ve kız çocuklarını şiddetten korumak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamakla görevlendiriyor. Hazırladığımız ve yürüttüğümüz projenin amacı da bu görevi ve sorumluluğu belediyelere hatırlatarak, uygulamalarını sağlamak. Aynı zamanda, Mersin halkıyla ve özellikle kadınlarla bu bilgileri paylaşarak yasal haklarını talep etme konusunda cesaretlendirmeyi amaçladık. Öte yandan diğer ilgili sivil toplum kuruluşları (STK) ile işbirliği oluşturarak hem proje sırasında hem de sonrasında güçlü ve etkili bir baskı grubu oluşturmayı hedefledik.

Salgın nedeniyle faaliyetlerimizde bazı değişiklikler oldu. Örneğin bazı toplantıları ve çalıştayı çevrimiçi yapmak zorunda kaldık. Belediyelere yapılan ikişer ziyaret dışında temaslarımız çevrimiçi veya telefonla gerçekleşti. Çevrimiçi toplantılar ve çalıştay umduğumuzdan daha fazla ilgi ve katılımla gerçekleşti. Bu da motivasyonumuzun yükselmesini sağladı. Aynı zamanda bu dönemde, çevrimiçi iletişim becerimizin arttığını gözlemledik. İmza kampanyasına katılımı arttırmak için de alanlardaki fiili çalışmamıza çevrimiçi bir imza kampanyası ekledik. Projedeki amacımıza destek olacağını ve sürdürülebilirliğini sağlayacağını düşündüğümüz Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) İzleme Projesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği izleme eğitimlerine katıldık. Hazırlıkları devam eden, yerelde toplumsal cinsiyet eşitliği izleme platformunun çalışmalarında yer alarak, izleme planları oluşturma süreçlerine devam ediyoruz. 

Proje kapsamında STK’lar ve yerel yönetimlerle geliştirdiğiniz işbirliklerinden bahseder misiniz? Bu işbirliklerinin kadına yönelik şiddetin önlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi mücadele alanlarında yapılan çalışmalara ne tür bir katkısı var?

Yerel yönetimler ile daha fazla iletişim ve işbirliği içerisine girdik. Şiddet mağduru kadınların ihtiyaçları ile ilgili belediyelerin ilgili birimleri ile doğrudan iletişim kurabiliyoruz. Bu dönemde Akdeniz Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’ni açtı. Ayrıca sığınma evi açılması için de hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mersin’de bizim de dahil olduğumuz bir kadın platformu var ve yıllardır oldukça başarılı ortak çalışmalar yürütüyoruz. Proje kapsamında biz özellikle toplumsal cinsiyet temelli çalışan ve yereli önceleyen STK’ları davet ederek bir toplantı düzenledik ve projemizi anlattık. Toplantı sırasında, proje kapsamındaki taleplerimize ve öne çıkması gerektiğini düşündüğümüz konulara karar verdik. Yaptığımız iki toplantı nerelerde ortak hareket edebileceğimizi gösterdi. İki LGBTIQ+ STK’nın da katılımı ile toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili yereldeki taleplerimizi genişlettik. Bu işbirlikleri ile özellikle LGBTIQ+ derneklerin kendilerini ifade edebilecekleri ve taleplerini dile getirebilecekleri bir alan açılmış oldu. Bu işbirlikleri taleplerimizi daha güçlü ifade etmemize ve savunuculuk çalışmalarının daha güçlü bir şekilde devam edebilmemize olanak sağlıyor. Proje döneminde edindiğimiz deneyimler ve yaptığımız araştırmaların sonuçlarını ilgili kurum ve STK’lar ile yaptığımız toplantı ve etkinliklerde paylaşarak bu alana dikkat çekiyoruz. Proje sonuç kitapçığımız Mersin’in mevcut durumu açısından bazı eğitim ve atölye çalışmalarında kaynak olarak gösteriliyor. Mersin’de kadına yönelik şiddet ile mücadele alanında çalışan STK’lar için bu kitapçık önemli bir kaynak oldu.

Proje kapsamında Mayıs ayında Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadelede Yerel Yönetimler çalıştayını düzenlediniz. Bu çalıştay sonucunda ne tür öneriler ortaya çıktı? Bu önerilerin hayata geçirilmesi için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bu çalıştayda iki önemli öneri ortaya çıktı. Bunlar Belediye ve STK’ların zaman zaman birlikte toplantılar gerçekleştirmesi ve belediyelerin kadınlar için sunacağı şiddet ile mücadele alanındaki hizmetlerinin STK’lar ile birlikte uzman eşliğinde konuşulması oldu. Aslında ikisi bir arada sürdürülebilir öneriler oldu. Öncelikle, Kadın Danışma Merkezleri ile ilgili bir toplantı düzenleme hazırlığı içerisindeyiz. Bu toplantının amacı, çalıştay sırasında da konuştuğumuz ve genel çerçevesini çizdiğimiz Kadın Danışma Merkezleri’nin çalışma alanları ile etkin faaliyet yürütebilmelerinin yol ve yöntemlerini tartışmak. Belirlenecek yöntemlerin amacı, bu alanda çalışan STK’lar ile yerel yönetimler arasındaki işbirliğinin sürdürülmesini sağlamak olacak.

Türkiye’de sığınma evleri ve kapasite yetersizliği ne yazık ki hala devam eden bir sorun. Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın Projesi sonucunda edindiğiniz deneyimlerle beraber düşündüğünüzde gelecek dönemde bu alan ile ilgili yapmayı planladığınız çalışmalar neler?

Kadın sığınma evlerin sayısal yetersizliği bir süre daha ne yazık ki devam edecek. Ancak bu konuda bazı yerel yönetimlerde hareketlenmeler olduğu da bir gerçek. Proje esnasında sığınma evlerinin sayısal kapasitenin yanında nitelikle ilgili kapasitenin de ne kadar önemli olduğu görüldü. Sığınma evlerinin sorumluluğu sadece kadınlara güvenli barınak sağlamak değil. Aynı zamanda, sığınma evlerinde kalan kadınların bu merkezlerden güçlenerek ayrılması ve şiddet döngüsünün kırılmasında çok önemli bir yere sahip. Bu güçlenme psikolojik, ekonomik olmasının yanı sıra kendisi ile ilgili kararları alabilme, yasal hak ve sorumluluklarından haberdar olma, şiddeti fark etme ve şiddetten korunma vb. gibi alanları da kapsıyor. Bu noktada merkezi ve yerel yönetimlerin kadını güçlendirme çalışmalarının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yönelik çalışmalarına dahız vermesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Mersin’de bu alanda yol alabileceğimizi düşünüyoruz. Proje sonrasında, bir belediyenin Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (Council of European Municipalities and Regions – CEMR) Sözleşmesini imzalaması, bir belediyenin Kadın Danışma Merkezi açması ve ayrıca, kadınlar ve çocuklar için sığınma evi yapma kararı alması, iki belediyenin eşitlik birimi kurma kararı alıp, çalışmalarına başlamış olması önemli gelişmeler. Günebakan Kadın Derneği olarak Mersin yerel izleme platformunda yer alarak savunuculuk çalışmalarımızı güçlendirmeyi, derneğimizde kadınlarla beraber toplumsal cinsiyet eşitliği atölyeleri düzenlemeyi ve kadınların taleplerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca çalıştaylar veya farklı nitelikte toplantılarla belediye ve STK’ların birlikte tartışacağı mecralar oluşturma gayretinde olacağız. Önümüzdeki dönem kadınları güçlendirmek için belediyelerin Kadın Danışma Merkezlerinin niteliği ile ilgili proje sürecinde gelişen bir toplantı düzenlemek için görüşmeler yapıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Proje sayesinde ilk kez oldukça bütünlüklü bir izleme ve raporlama çalışması yapmış olduk. Bu bizim için geliştirici oldu. Proje kitapçığında da görüleceği gibi Mersin’e ait belediyelerin var olan toplumsal cinsiyet çalışmalarına dair bir arşiv de oluşturduk. Bu arşiv, hem bizim için hem de alanda çalışan diğer STK’lar için belediyelerin bundan sonraki çalışmalarında ne gibi farklar ve değişimler yarattığını takip edebilmemiz için bir kaynak niteliği taşıyor.

Kitapçığımız, proje çalışmalarımızı, yöntemlerimizi açık bir şekilde yansıttığından benzeri çalışma yapmak isteyen iller için de yol gösterici olabilir. STK’lar ile gelişen işbirliğinin de Mersin’e güçlü yansımaları olacağını düşünüyoruz. Projenin gerçekleştiği zaman, raporda detaylı olarak bahsettiğimiz bir çok avantajı beraberinde getirdi. Örneğin şimdilerde CEİD İzleme Projesi ile yerel izleme platformu oluşturuldu.Aynı zamanda, yerel eşitlik eylem planı hazırlıyoruz. STK’ların yanı sıra bazı belediyeler de bu platformda yer alıyor. Projemiz sırasında kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında birçok kurumla bir araya gelmiş olmanın hali hazırda yürüttüğümüz çalışmaya kolaylaştırıcı etki sağladığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda, projemizin bu alanda çalışan kurum temsilcilerinde farkındalık yarattığını gözlemliyoruz.

Proje süresince yaptığımız görüşmelerle birçok kurumla ilişkimiz tazelenirken yeni ilişkiler de geliştirdik. Bazı durumlarda çevrimiçi toplanmanın avantajları olduğunu keşfettik. Belediyelerle iletişimimiz sıklaştı. Proje süresince görünürlüğümüz arttığından derneğimize olan bağışlarda büyük oranda artış oldu. Bu durum kira gibi bizi çok zorlayan giderlerimiz için uzun soluklu rahatlama getirecek. Projenin belediyelerden ayni destekler istemek ve almak konusunda da olumlu bir yansıması oldu. Benzer şekilde, üyeler arası iletişim ve işbirliğinde de bir artış oldu. Daha önce çok aktif olmayan üyelerimizin proje faaliyetlerine katılımlarında bir artış yaşandı. 

Özellikle bağışçılarımıza iletmek istediğimiz mesaj şu olur: Bağışlarının, Günebakan Kadın Derneği’ne maddi yararının katlanarak gerçekleştiğini ayrıca proje içeriği ve anlamının etkisini de katlayarak arttırdığını söyleyebiliriz. Daha da önemlisi her bir üyemizin devam etme heyecanı ve geleceği değiştirebilme umudunu tazelediğini heyecanla belirtmek isteriz.

 

Katre Kadın Derneği ile Kadın ve Sağlık Hakkı Projesini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Erzincan’da kurulan Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği (Katre Kadın Derneği), toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların eşit bir yaşam sürdürmeleri amacıyla barınma, sağlık, hukuk, cinsel ve sosyal haklar gibi alanlarda çalışıyor. Aynı zamanda saha çalışmaları ile bilinçlendirme faaliyetleri yürüten dernek, şiddete maruz kalmış LGBTİ+’lara, kadınlara, çocuklara ve engelli kadınlara destek veriyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Katre Kadın Derneği, bu hibeyle Kadın ve Sağlık Hakkı projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı konulardaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak amacıyla Erzincan’ın belirli mahallerinde toplam 60 kadın ile 12 hafta süreyle devam edecek çevrimiçi ve yüz yüze atölyeler düzenlenecek. Dernek, proje sürecindeki deneyimlerini ilgili kurum ve kuruluşlar ile paylaşmak üzere bir rapor hazırlayacak.

Katre Kadın Derneği Kadın ve Sağlık Hakkı Proje Koordinatörü İlknur Akbaba ile yaptığımız röportajda Erzincan’da bir kadın derneği olarak deneyimlerini, yerel işbirliklerini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Katre Kadın Derneği vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Katre Kadın olarak Erzincan’da başta kadın platformu olarak çalışmaya, faaliyet yürütmeye başladık. Platform olarak varlığını sürdürdüğü zamanlarda fark ettik ki çalışmalarımızı daha geniş çaplı yürütebileceğimiz, hareket edebileceğimiz bir alana ihtiyacımız var. Bu nedenle de Katre Kadın Derneği’ni açmaya karar verdik ve Ocak 2019’da gerekli başvurularımızı yerine getirerek derneği kurduk. Kapasite güçlendirme, kira desteği vb. ihtiyaçlar için çeşitli fon kuruluşlarından da destek alarak bugüne kadar geldik. Çalışmalarımızdan söz etmek gerekirse platform halindeyken yaptığımız atölye, farkındalık çalışmalarına dernek olduktan sonra da devam ettik. Aynı zamanda daha profesyonel hareket edeceğimiz konularda eğitimler aldık. Bunun için de yine fon destekli projeler yazarak, başvuru alma ve psikolojik destek konularında dernek gönüllülerine yönelik bir çalışma yaptık. Erzincan’ın dezavantajlı mahallerinde ve köylerinde kadınlarla farkındalık ve bilinç yükseltme çalışmalarına devam ettik. Bu kapsamda pek çok kadın derneğe üye olmakla birlikte çalışmalarımıza da katıldı. Saha çalışmalarıyla kadınların yaşadıkları sorunlara, şiddeti tanımlama biçimlerine, ayrımcılığa, yaşadığı yerdeki baskıya karşı nasıl bir pratik geliştirdiklerine yönelik kendi hikayelerini anlatabilecekleri farkındalık çalışmaları yaptık. Erzincan’da pek çok konuda sokağa çıkabilen ve sesini duyurabilecek konuma gelen bir dernek haline geldik. Kısaca toparlamak gerekirse başta kadın, çocuk ve LGBTİ+ olmak üzere her konuda baskı, şiddet ve ayrımcılığa karşı geliştirdiğimiz yol ve yöntemlerle yerelde pek çok sendika, dernek, lokal vb. oluşumlara nazaran daima sesini çıkaran, şehrin nabzını tutabilen, toplumsal alanda sorumluluk alabilen bir dernek olarak çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

Dernek olarak kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların haklarını korumak ve bu alanda farkındalık artırmak amacıyla çalışmalar yapıyorsunuz. Erzincan’ın demografik ve sosyo-politik yapısını düşündüğünüzde bu grupların en sık karşılaştıkları sorunların neler olduğundan bahseder misiniz? Sizce, bu sorunların çözümü için ne tür önlemler alınması gerekiyor?

Öncelikle Erzincan gibi farklı etnik grupların keskin bir şekilde ayrıldığı bir şehirde hem kadın, hem çocuk hem de LGBTİ+’lara yönelik çalışma yapmak başlangıçta “Nasıl olacak?”, “Bu gruplara ulaşabilecek miyiz?”, “Ulaştıklarımızla doğru bağlantı kurabilecek miyiz?” gibi kaygılar yarattı. Fakat sahaya çıktıkça ve biz değil onlar bizi tanıdıkça aslında karşılıklı bir güven ortamı oluştu ve bu şekilde kendilerini ifade etmeye, açmaya başladılar. Bununla birlikte karşılıklı iletişime geçince aslında en büyük sorunun toplumsal yargıların dayatmış olduğu kapalı kalma, ses çıkarmama, susma ve önyargılarla baş edememe olduğunu gördük. Tabi bu biraz da psikolojik olarak toplumsal bir refleksle karşılaşmamak adına geliştirilen bir savunma mekanizması. Temelde en büyük sorun kadın, çocuk ve LGBTİ+’ların kendilerine yönelik şiddet, baskı vb. pek çok şeyle karşılaştıklarında kişiler, kurumlar ve toplum tarafından dışlanıp reddedilmeleri. Bu konuda çok fazla sıkıntı yaşayan LGBTİ+ olan gönüllülerimiz şehirde ev tutamamak, ev sahiplerinin psikolojik baskısı ya da boşanmış, boşanmakta olan kadınların kendilerine ait bir düzen kuramamaları, iş bulamamaları vb. pek çok şey sayılabilir. Bütün bu sorunlar kısaca bahsedebileceğimiz sorunlar fakat asla küçük değiller. Bütün bu sorunlara karşı öncelikli olarak alınması gereken önlem can güvenliği, kadınlar için, çocuklar için ve LGBTİ+’lar için çünkü can güvenliği sağlanmadığı için bu sorunların büyüyerek insanı nasıl yok ettiğine her gün şahit oluyoruz.  Bunu önlemek için daha güvenli sığınaklar oluşturulması ya da adres, kimlik vb. özel bilgilerin titizlikle saklanması gerekiyor. Aynı zamanda, başta resmi kurumlar olmak üzere bütün kurumların sosyal hizmet alanındaki çalışmalarının daha iyi ve etkin şekilde yürütülmesi gerek. Devlet politikalarının nefret söylemi ve şiddet içeren tutumlarının bütün bir toplumun algısını nasıl değiştirdiğinin farkında olunması ve belki en başta bunun için de bir önlem alınması lazım.

COVID-19 salgını sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde çeşitli değişikliklere neden oldu. Katre Kadın Derneği olarak bu süreçte çalışma alanınızda yaşanan değişiklikler oldu mu? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için kullandığımız yöntemlerden bahseder misiniz?

Elbette herkes gibi bizim çalışmalarımız da bu süreçte değişikliğe uğradı. Başta yüz yüze yaptığımız toplantıları artık çevrimiçi olarak yapmaya başladık. Saha çalışmalarımızı yapamadık fakat yine çevrimiçi araçlar üzerinden bu süreçte nasıl hareket ederiz, çalışmalara nasıl devam ederiz gibi önemli konularda iletişimi koparmamaya gayret ettik. Eğitimlerimizin çoğunu da çevrimiçi olarak tamamladık. Toplanma, gösteri, eylem yasaklarına rağmen basın açıklamalarında fiziksel mesafeye dikkat ederek daima sokakta olmaya devam ettik. Hatta bütün yasaklara rağmen her gün onlarca kadın öldürülürken bizi evlerimizde kalmaya ikna edenlere karşı sokakta sözümüzü söylemeye, ses çıkartmaya devam ettik. Bu süreçte dernek binası kapalı olduğundan ofisimizin telefonunu kendi telefonlarımıza yönlendirerek başvurulara cevap vermeye her zamankinden daha çok başvuru almaya ve destek olmaya devam ettik.

Yerelde çalışmalarınızı hayata geçirirken kamu kurumları, yerel yöntemler ve sivil toplum kuruluşlarıyla ne tür işbirlikleri geliştiriyorsunuz? Bu işbirliklerinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oluyor?

Sosyal hizmet başvurularını yapan kadınlar için sürecin daha hızlı olması noktasında valilik ve belediye ile daima temas halinde olmaya çalışıyoruz. Çünkü bu süreçte acil ihtiyacı olan ve korunması gereken kadınların ve çocukların ihtiyaçları için yetkili birinin süreci hızlandırması gerekebiliyor. Adli yardım, avukat, psikolog gibi desteğe ihtiyaç duyulan durumlarda gönüllü avukatlarımız konu ile ilgilenip barodan avukat talebini ve bilgisini bizlere ulaştırdıklarında, bizler de rahatlıkla yardımcı olabiliyoruz. Erzincan Barosu, valilik, sosyal hizmetler vb. pek çok kamu kurumları tarafından tanındığımız için bu konulardaki çalışmalarımızdan haberdar ettiğimizde sürecin takipçisi olduğumuzu da bildikleri için iletişimi rahatlıkla sağlayabiliyoruz. Tabii aksi olan durumlar da var. Her zaman kapıların sonuna kadar açılmadığı ve bizleri bildikleri için uzun süre randevu vermeyen, eylem gibi faaliyetlerimize yasak uygulanan durumlar da var.

Sivil toplum kuruluşu olarak yerelde aktif olan pek fazla kurum bulunmuyor. Yereldeki kuruluşlara çalışmalarımızdan bahsedip destek olabilecekleri noktalarda gerekli çağrılarımızı daima yapıyoruz.

Bunların çalışmalarımıza en büyük katkısı yerelde söz hakkımızın olması ve kadınların bizlere gelirken bir şekilde bizi bir yerlerden duymalarına, ya da duyanların bize yönlendirmesi noktasında büyük kolaylık sağlıyor. Kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin sivil toplumun varlığını hissettiği bir noktada da daha fazla kaygı duymasına ve işlerini yaparken bazı noktalarda hassas olmaları da bizim için önemli bir kazanım oluyor.

Hibe desteğimizle Kadın ve Sağlık Hakkı projesini hayata geçireceksiniz. Bu proje fikri nasıl ortaya çıktı? Proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yaptığımız saha çalışmalarında, aldığımız başvurularda, atölye çalışmalarında, farkındalık gruplarında her birimizin konuşmaktan çekindiği, dillendirmekten geri durduğu konular üzerine ne yapılabilir diye düşündük. Çoğunlukla aldığımız başvuruların yaş ortalaması ve çocuk sahibi olmalarına baktığımızda aslında ne kadar acı bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu ve deyim yerindeyse daha kendisi çocuk olan birinin çocuk sahibi olmasının arkasındaki o ciddi boşluğu irdelemeye başladık. Sonrasında bu konularda kadınların farkındalığının artırılması gerektiğini fark ederek böyle bir proje yazmaya karar verdik. Proje kapsamında başta kadın sağlığı olmak üzere üreme ve cinsellik konusunda neyi ne kadar bilip bilmediğimizin ya da çalışma yapacağımız kitlenin doğru bildiklerinin ve yanlış bildiklerinin ne ile sonuçlandığına yöneldik. Bu alanlar başta olmak üzere proje kapsamında cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklar, çocuk yaşta evlilikler, evlilikte cinsel şiddet, taciz, tecavüz, doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış diye konuşmadığımız doğrular hakkında da çalışmalar yapacağız.. Erzincan’da yaşayan kadınların sağlık sorunları, kaç kadının sağlık, kürtaj vb. gibi hizmetlerden faydalanabildiği ya da bu hizmetlerden ne kadar haberdar olduğu, kendi bedenimizi tanımakta güçlük çektiğimiz ve dayatılan yargılar başlıklarında başta kendimiz eğitim alarak sahaya çıkıp belirlediğimiz mahallelerde kadınlara ulaşıp çalışma yapmaya karar verdik.

 

YUKADER ile Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor Projesini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Yüksekova Kadınları Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER), kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanın her kademesinde eşit ve etkin olarak yer almasını sağlamak amacıyla çalışıyor. Dernek, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularında yerel kamuoyunu etkilemek, hane ziyaretleri ile kadınların ihtiyaçları hakkında bilgi edinmek ve cinsiyet eşitliliği ile ilgili farkındalığı artırmak amacıyla çalışmalar yapıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız YUKADER, bu hibeyle Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında bir acil destek hattı kurarak şiddet mağduru kadınlara telefon üzerinden destek verecek olan dernek, kadına şiddet konusunda farkındalık yaratmak amacıyla şiddeti ve türlerini tanımlamak, kadınların şiddete maruz kaldıklarında ya da risk altında olduklarında başvurabilecekleri kurum ve kuruluşların listesini oluşturmak ve şiddet mağduru kadınlara haklarını anlatmak amacıyla bir rehber de hazırlayacak.

YUKADER’in kurucusu Hatice Temir ile yaptığımız röportajda Yüksekova’daki ilk kadın derneği olarak deneyimlerini, yürüttükleri çalışmalarıYüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini konuştuk.

YUKADER vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yüksekova Kadınları Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER) olarak 2018 yılının Mayıs ayında üniversite mezunu gençlerden oluşan 7 kişilik karma bir ekiple Hakkâri, Yüksekova’da kurulduk. Yüksekova’da kurulan ilk kadın derneğiyiz. Bu bağlamda yerelde tüm dikkatleri üzerimize çektik. Daha önce sürekli siyasetin ve yapısal hiyerarşinin konuşulduğu Yüksekova’da bu defa bir kadın hareketinin konuşulmaya başlanmasını istedik. Yerel yönetimlerde ve kamu kuruluşlarında kadınların karar mercilerinde yer almasını, söz sahibi olmasını ve kendini ifade edebilmesinin temellerini oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra haklarından mahrum kalan tüm kadınların da sesi olmak istiyoruz.

YUKADER’i özellikle kurmak istememizdeki diğer bir temel unsur, sokağa çıkma yasaklarının ardında halkın uğradığı ağır tahribatı biraz olsun iyileştirmekti. Kadınların zaten ev dışında aktif bir sosyal yaşantıları yoktu. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemde de iyice evlere kapandılar. Kadın ve çocukların bu süreçte haklarından mahrum bırakılması, çoğu ailenin işsizlik ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kalması başka sorunların da ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Elbette bu sorunların maddi boyutu düzeltilebilir; fakat manevi boyutunun düzeltilebilmesi için zamana ihtiyaç var. Biz bu süreci hızlandırmak adına da birçok çalışma gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye de devam edeceğiz.

Kuruluşumuzun ilk yılında başvuruda bulunduğumuz Sabancı Vakfı Hibe Programı’ndan destek almak ve proje ortağımız olan KAMER Vakfı’ndan aldığımız toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı bu bağlamda bize güç verdi.

2020 yılında yayınladığınız Yüksekova’da Kadın Olmak başlıklı raporda yüz yüze görüşme yaptığınız Yüksekovalı kadınların %89’unun çeşitli şiddet türlerine maruz kaldığını ortaya koydunuz. Bu raporun kapsamından ve öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Hane ziyaretlerinden önce elbette karşılaşacağımız sorunları öngörüyorduk. Şiddettin her yerde olduğu gibi burada da olduğunu biliyorduk. Fakat, ülke geneli istatistiklerine baktığımızda kadına yönelik şiddet oranının diğer şehirlere kıyasla daha az çıkmasının temelinde başka sorunlar olduğunu biliyorduk (yapısal hiyerarşi, eğitim durumu, geniş aile vs.). Fakat elimizde somut bilgilerin olmaması, yapmak istediğimiz çalışmaların önüne set çekiyordu. Kurum ziyaretlerimiz sırasında elimizde veri olmadığı için istediğimiz destekleri neye dayandıracağımızı bilmiyorduk, çünkü bahsettiğimiz sorunlar ütopik geliyordu. Bizden önce de başka kurumlar veya sivil toplum kuruluşları tarafından benzer bir çalışma yapılmamıştı.

Sabancı Vakfı Hibe Programı desteği ile iki yıldır yürüttüğümüz Yüksekova’da Kadın Olmak projesinin ilk yılında gerçekleştirdiğimiz hane ziyaretleriyle, kadınlar olarak sorunlarımızı ve taleplerimizi net ifade edebileceğimiz verileri elde ettik. Bu veriler doğrultusunda yol haritamızı da net olarak belirlemiş olduk. Raporda özet olarak şunları gördük: Görüştüğümüz kadınların %39’u okuryazar değil, yüzde 10’u ise sadece okuryazar olup eğitim hayatına hiç dahil olmamış kadınlar. Bu durum bizi ilk olarak okuma yazma kursları açmaya yöneltti. Kurduğumuz Renkli Eller Sanat Atölyesi’nde okuma yazma kursu vererek, 50 kadının ilkokuldan mezun olmasına katkı sağladık.

Araştırmadaki en çarpıcı bulgulardan biri ise 607 kadın görüşmecimizin yüzde 89’unun şiddete uğradığını ifade etmesiydi. Öte yandan her dört kadından sadece biri şiddetten kurtulmak için çaba harcadığını belirtti. Bu konuda herhangi bir girişimde bulunmayan kadınların nedenlerinin başında “korku” geliyor. Ayrıca kadınlar hangi kurumlara başvuru yapmaları gerektiğini ve sahip oldukları haklarını bilmiyorlar. Bu nedenle Yüksekova’da Kadın Olmak projemizin ikinci yılında kamu-STK işbirliğinin önemini göstermek için Yüksekova Kaymakamlığının yanı sıra Hakkari ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi), Hakkari Baro Başkanlığı, Yüksekova Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü gibi önemli kamu kurumlarını da projemize dahil ettik ve mahalle bazlı bilgilendirme toplantıları düzenlemeyi planladık.

Ev işleri dışında gelir getiren herhangi bir faaliyeti olduğunu söyleyen kadınların oranı yalnızca %16 iken, herhangi bir geliri olmayan kadınların oranı %84 olarak belirlendi. Çalışmayan kadınların %52’si iş bulamadığını vurguladı. Buna yönelik olarak Demeter Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifi’ni 13 ortakla 2019 yılında kurduk. Kadınların ekonomik özgürlüklerini elde edebilmeleri için çalışmalarımıza başladık.

Özetle bu veriler bize Yüksekova’da bağımsız bir kadın kuruluşunun var olması ve derneğin dayanışma için kapılarını çalmış olmasının kadınlar açısından çok büyük önem taşıdığını gösterdi. Biz de bu veriler ışığında Yüksekovalı kadınlarla birlikte güçlenmek için çalışmalarımıza hızla devam edeceğiz.

Yüksekovalı kadınların ekonomik özgürlüklerini elde etmelerine katkı sağlamak amacıyla 2019 yılında Demeter Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifini kurdunuz. Kooperatifin kuruluş sürecinden ve ne tür faaliyetler yürüttüğünüzden bahsedebilir misiniz?

Demeter Kadın Kooperatifi; 2019 yılında 13 kadın ortakla kuruldu. Bugün gönüllüleriyle birlikte 20 kadına ulaştı. Kadın hak ve özgürlükleri temelinde, ilçede saha çalışması yapmış bir grup kadın öncülüğünde kurulan kooperatif; dezavantajlı mahallelerde ve köylerde yaşayan, risk altında bulunan ve ayrımcılığa maruz kalmış kadınların sosyal ve ekonomik haklar kapsamında insana yaraşır iş olanaklarına erişimleri için çalışmalar yürütüyor.

Kooperatif, Hakkari /Yüksekova ilçesinde kırsal alanda yaşayan kadınların yoksulluk döngüsü içerisindeki konumlarının azaltılmasına katkıda bulunmak, sürdürülebilir kalkınma amaçları içerisinde yer alan nitelikli istihdam ve ekonomik büyüme hedefini kırsal alanda yaratmak amacı ile kuruldu. Kadınların kendileri ve bölgedeki diğer kadınlar için hak temelli istihdam alanı yaratmasına imkan sağlayan kooperatif, kadınların alternatif üretim alanlarında kaynak yaratmasına yönelik kapasite geliştirme çalışmalarında yer almayı hedefliyor.

Kooperatifimiz, iklim şartlarının kısıtlı olması ve coğrafi konumun da etkisiyle, hayvancılık ve tarıma elverişli olan ilçede neler yapılması gerektiği konusunda kamu kurum ve kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bölgenin şartlarına uygun hayvansal ürünlerin üretimi ve satışı konusunda desteklenmesi için Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak kuruldu. Kooperatif bölgedeki organik ürünlerin üretimi ve tanıtımı için öncelikle kadınların eğitilmesi ve kadınların ekonomik hakları konusunda farkındalık oluşması amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bu bağlamda kooperatif, kadınları ekonomik anlamda güçlendirmek için ev eksenli çalışan kadınların içli köfte, sarma gibi ürünlerinin satışını yapmaya başladı. Köylerde manda yoğurdu ve sütü üreten kadınlarla iletişime geçilerek bu ürünler için yeni satış kanalları yaratıldı. Ayrıca dışarıya bağımlılığı azaltmak için nohut ve fasulye üreten kadınlara yönelik eğitimler verilmeye ve farkındalık yaratılmaya başlandı. Kadınları güçlendirmek için kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan çalışmalara örnekler aşağıdaki gibidir:

Hakkari Valiliği ve İl Tarım Müdürlüğü ortaklığında Organik Saklı Şehirler projesi için protokol imzalandı. Proje ile kadın çiftçilerin üretmiş oldukları organik ürünlerin Türkiye tarımına kazandırılması ve bölgenin yöresel lezzetlerini tanıtılması amaçlanıyor.Projenin en önemli amaçlarından birisi ekonomik anlamda dezavantajlı kadınların desteklenmesi. Çalışma 15 kadın ile yürütülüyor. Mekan temininde Yüksekova Belediyesi destek sağladı. Ayrıca 2021 yılında Hayata Destek Derneği’nin açmış olduğu hibe programına başvurularak, işletme için makine desteği ve Genç İşi Kooperatifi’nden de 6 günlük eğitim desteği alındı. Projenin bir diğer amacı ise uluslararası koruma altında olan mültecilerle çalışmak ve onların entegrasyonuna katkı sağlamak . Demeter kooperatifin yararlanıcıları içinde İran ve Irak uyruklu 2 kadın istihdam edilerek, destek sağlanacak.

Bu çalışmalara ek olarak, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) tarafından kooperatif ortaklarına “Kooperatifçilik nedir?” konulu çevrimiçi bir eğitim sağlandı; Habitat Derneği tarafından finansal okuryazarlık eğitimi verildi. Habitat Derneği, kooperatifin internet sitesi ile ilgili çalışmalarda da bize destek verdi. Biz de YUKADER olarak kooperatif ortaklarına yönelik olarak toplumsal cinsiyet eşitliği farklındalık çalışmaları yaptık.

Hibe desteğimizle Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yüksekova’da Kadın Olmak projesi kapsamında Yüksekova’da yaşayan 18-45 yaş arası kadınların aile içi şiddetin yanı sıra herhangi bir şiddet türü ile karşı karşıya kalındığında nereye başvuru yapılacağına dair farkındalığın yetersizliği olduğunu tespit ettik . Aynı şekilde kadınların birçoğu, fiziksel olmadığı müddetçe şiddetin farkına varamıyor ve aileden biri bile olsa kendisini suiistimal eden kişilere karşı yasal haklarının ne olduğunu bilmiyor. Her ne kadar Hakkâri, resmi istatistiklerde Türkiye’de kadına karşı şiddetin en az göründüğü il olarak belirtilse de Yüksekova’da Kadın Olmak projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz çalışmalarda yalnızca Yüksekova’da gerçekleştirdiğimiz 607 hane ziyaretinde şiddete maruz kalma oranının %89 olduğunu tespit ettik. Kadına yönelik şiddet farklı kültürlerde yaşayan, gelir ve eğitim düzeyi ne olursa olsun kadınların ortak sorunu ve yalnızca özel alanda değil kamusal alanda da yaşanıyor. Yüksekova, birçok hak alanı içerisinde kadının statüsünün geride olduğu bir bölge. Ayrıca kadınların Türkçe bilmemesi ve şiddetle mücadele için hazırlanan materyallerin Türkçe olması bölgede kadınların haklara erişimlerini kısıtlıyor. Bunun yanı sıra kadınlar şiddeti yalnızca fiziksel olarak anlıyor. Cinsel, psikolojik, ekonomik olarak da şiddet türlerinin olduğu konusunda farkındalıkları yetersiz. Kadınlar, şiddete uğradıklarında ya da uğrama tehlikesi altında kaldıklarında başvurabilecekleri kurum ve kuruluşlar hakkında da yeterince bilgi sahibi değiller.

Bu anlamda dile getirilmeyen, bastırılan ve/veya akrabalık ilişkileri nedeniyle resmi verilere yansıtılmayan kısaca görülmek istenmeyen şiddetin varlığını tespit ederek; kadınların hem yaşadıkları şiddetin türlerine karşı farkındalıklarını artırmak hem de yasal hakları konusunda bilgilendirmek, Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesinin özünü oluşturuyor. Proje faaliyetleri ise şu şekilde sıralanabilir:

Şiddetle mücadele için rehber hazırlanması ve yaygınlaştırılması: “Kadına yönelik şiddet nedir?”, “Şiddet türleri nelerdir?” “Kadınların şiddete maruz kaldıklarında ya da risk altında olduklarında başvurulabilecek kurum ve kuruluşlar nelerdir?”, “Kadınlar şiddete maruz kaldıklarında yasal hakları nelerdir?” gibi soruların yanıtlarını içeren bir rehber hazırlanacaktır. Hazırlanacak rehber Hakkâri Barosu’na kayıtlı avukatların da katkısı ile şekillenecektir. Rehberin 400 adet basımı yapılacak ve derneğimizin öncülüğünde saha çalışması yapılarak rehberler doğrudan kadınlara ulaştırılacaktır. Dil engelini aşmak için rehber çift dilli olacak şekilde hazırlanacaktır.

Şiddetle mücadele için broşür hazırlanması ve dağıtımı: Şiddetle mücadele konusunda bilgilere yer verilecek ve çift dilli olarak hazırlanacak broşürde YUKADER tarafından açılan şiddet destek hattının duyurusu ve Kadın Destek Uygulaması (KADES) gibi destek mekanizmalarının tanıtımı yapılacak.

Yüksekova’da kadına yönelik şiddetle mücadele farkındalığı üzerine tanıtım filmi hazırlanması ve yaygınlaştırılması: Yerel kamuoyunda kadınlar başta olmak üzere erkekler ve tüm vatandaşların kadına yönelik şiddet ve mücadele yöntemleri ve aynı zamanda şiddetin farklı türleri hakkında farkındalık yaratmak amacıyla bir tanıtım filmi hazırlanacaktır. Hazırlanacak filmin afişlerinin şehirdeki billboardlarda tanıtımı ve kalabalık bir meydanda gösterimi yapılacak. Tanıtım filmi derneğin sosyal medya hesapları üzerinden de paylaşılarak, kamuoyunda kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda farkındalık yaratılacak.

YUKADER uzmanlarının şiddetle mücadele konusunda kapasite gelişiminin sağlanması:

Şiddet mağduru kadınlarla çalışabilmek ve bu kadınların mağduriyetlerini giderebilmek için gerekli bilgileri yine bu kadınlara sunabilmek amacıyla YUKADER çalışanlarından proje koordinatörü ve proje uzmanı olarak belirlenen 3 kişi Bitlis KAMER Vakfı ile yürütülecek ve bir ay sürecek kapasite gelişim çalışmalarına dahil olacak. Bu kapsamda şiddet mağduru kadınlarla doğru şekilde iletişim kurulması, şiddet vakasını yürütmek noktasındaki yeterliliklerinin arttırılması, şiddet mağduruyla iletişimin nasıl olması gerektiği gibi temel konularda uygulamalı eğitim sağlanacak.

Şiddet mağduru kadınlarla birebir görüşmeler yapılması ve destek sağlanması: Alınan uygulamalı eğitimlerin ardından kadınlarla birebir görüşmeler başlayacak ve şiddet mağduru kadınlara destek verilecektir. YUKADER bünyesinde şiddet başvurularının alındığı ve acil destek hattının kurulduğu duyurulacaktır. Bu süreçte kadınların güvenini kazanmak birincil önceliğimiz olmakla birlikte; kadınların yasal haklarını öğrenmesi ve kendilerini özgür kılacak farkındalığa ulaşmaları çalışmamızın bir diğer hedefidir.

Acil destek hattının kurulması ve desteklerin sağlanması: Birebir görüşmeler sırasında bahsedeceğimiz ve kadınlar arasında duyurusunu yapacağımız acil destek hattımız, kadınların bize daha kolay ulaşmasını sağlayacaktır. Proje başladıktan kısa bir süre sonra hayata geçireceğimiz acil destek hattı, derneğimizin şiddet konusunda çalıştığının duyulmasını hızlandıracaktır. Öte yandan bu sayede çalışmamız sürdürülebilir olacak ve yıllar içerisinde çevre ilçelere genişleyecektir. Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle hayata geçirdiğimiz acil destek hattının proje bittikten sonraki fatura ödemeleri YUKADER tarafından karşılanacaktır ve böylece destek hattı sürdürülebilir olacaktır.

Birebir görüşme çıktılarının izleme ve değerlendirmesinin yapılması ve raporlaştırılması: Bu faaliyet kapsamında gizlilik esasıyla yürüteceğimiz şiddet destek çalışmalarında bölgede görünür olmayan veya varlığı yok sayılan şiddetin genel bir tablosunu çizmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda kadınların yaşadığı şiddet, türleri, kadınlar üzerindeki etkileri, hayatlarındaki şiddet döngüsüne dair verileri raporlaştırılıp, yaygınlaştırmak amacıyla çalışmalar yapacağız. Kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin önerilerin de yer alacağı raporda, Yüksekova’da kadına karşı şiddetin verilere dahil edilmesi ve bu sayede etkili bir şekilde mücadele edilmesine katkı sağlayacak. İnfografikler ve karşılaşılan şiddet türlerine dair verileri içerecek olan raporun son bölümünde bölge koşullarının doğası aktarılarak; etkili politika değişiklikleri de önerilecek. Rapordan 1.000 adet basılarak Türkiye genelinde yaygınlaştırılması sağlanacak.

Yaptığınız çalışmalarda kamu kurumları ve kadın örgütleri ile çeşitli işbirlikleri yapıyorsunuz. Bu işbirliklerinin kapsamından ve çalışmalarınıza katkılarından bahseder misiniz?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, TÜİK verilerine bakıldığında Hakkari’nin kadına şiddet oranı bakımından Türkiye’nin diğer illerine nazaran daha az olmasının çeşitli nedenleri olduğunu biliyorduk. Bu nedenlerden biri yapılan şiddet başvurularının çoğunun kamu kurumlarınca kayda geçilmemesi. Diğer bir neden ise Hakkari’nin küçük bir şehir olması nedeniyle akrabalık durumlarının çok fazla olması, kadınların bu durumdan dolayı yaşadıkları çekinceler. Yerelde başlayan bir kadın hareketi hem kamu kurumlarını harekete geçirmiş hem de kadınlara cesaret vermiş oldu. Yüksekova’nın ilk profil raporu, görülmek istenmeyen ama göz ardı edilemeyecek kadar ciddi boyutta bir tabloydu. Kurumların da dikkatini çeken bu rapor artık yerelde bir iyileştirme sürecine gidilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koydu. Şu anda kamu kurumlarıyla karşılıklı ve iş bölümüne dayalı bir işleyiş halinde ilerliyoruz.

Bu kurumlar, (İlçe Kaymakamlık, Sosyal Hizmet Müdürlüğü, ŞÖNİM, Hakkari Barosu, İlçe Sağlık, İlçe Emniyet, Jandarma vs.) ile ayda bir YUKADER’ in moderatörlüğünde bir araya gelip var olan sorunlara alternatif çözümler üretmeye dayalı Kadın Koordinasyon toplantıları gerçekleştiriyoruz. Bu toplantılar, hem kurumların hem de YUKADER’in o ay içerisinde yapmış olduğu çalışmaları değerlendirmeye ve süreci kontrol altında tutmaya dayalı işliyor. Söz konusu yerelde yaşanmış olumsuz bir olay veya durum var ise birlikte değerlendiriyor ve çözüm üretmeye çalışıyoruz. Oluşturmuş olduğumuz bu ağ aynı zamanda kadınlar ile kurumlar arasında bir köprü görevi görmemizi sağlıyor. Kurumlarla doğrudan iletişime geçmekte sıkıntı yaşayan kadınlar için gerekli hizmeti tanımlayıp onlar adına biz iletişime geçmiş oluyoruz. YUKADER şu anda yerelde kadınlara en çabuk ve hızlı ulaşabilen kuruluş haline geldi. Yerelde yapılan çoğu kadın çalışması için bizlere ihtiyaç duyuluyor. Kurum bazlı verilen eğitim ve seminerler de YUKADER desteği ile daha kolay sağlanabilir hale geldi. Kamu-STK işbirliği hem yerelde hem de ulusal alanda çok fazla değeri olan bir işleyiş biçimi oldu. Yapılan çalışmaları da daha sürdürülebilir kılıyor. Kurumlar yapılan çalışmaları destekliyor ve bu işbirliği neticesinde karşılıklı güç doğmuş oluyor.

Kuruluşumuzdan bu yana Türkiye’nin birçok yerindeki, önemli işlere imza atmış STK ile de işbirliği yaptık. Bu çalışmalar hem Hakkari yerelinde bir ilk, hem de işbirliği yaptığımız STK’lar için farklı bir deneyim oluşturuyor. Çünkü söz konusu STK’ların çoğu daha önce Hakkari yerelinde çalışma yürütmemişti ve sahayı tanımıyorlardı. YUKADER her işbirliği sonucunda daha çok güçlendi ve kapasitesini daha da arttırdı. Bu yüzden hem kamu kurumları hem de STK’lar ile işbirliklerimiz devam ediyor ve yapılan her çalışmayı da beraber izlemeye devam ediyoruz. Birliktelikle iyileştirmeye devam ediyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 dönemi başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 4 STK’ya toplam 331.640 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve  yapacakları çalışmalar ile ilgili  bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği (Katre Kadın Derneği): Erzincan’da faaliyet gösteren  dernek,  toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların eşit bir yaşam sürdürmeleri amacıyla barınma, sağlık, hukuk, cinsel ve sosyal haklar gibi alanlarda çalışmalar yürütüyor. Katre Kadın Derneği, saha çalışmalarını yerel kurumlarla geliştirdiği işbirlikleriyle gerçekleştiriyor. Turkey Mozaik Foundation  eş finansmanıyla sağladığımız 98.880 TL hibe desteğiyle Kadın ve Sağlık Hakkı projesini gerçekleştirecek olan dernek, bu proje ile kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı konulardaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak için çalışmalar yapacak. Cinsellikle ilgili yanlış bilinenleri ele almayı ve cinselliğin konuşulabilir bir konu olduğuna dikkat çekmeyi hedefleyen Katre  Kadın Derneği,  Erzincan’ın belirli mahallerinde toplam 60 kadın ile 12 hafta süreyle devam edecek çevrimiçi ve yüz yüze atölyeler gerçekleştirecek. Proje sürecindeki deneyimlerini  ilgili kurum ve kuruluşlar ile paylaşmak üzere bir rapor hazırlayacak.

Ravandalı Kadınlar Derneği: Kilis’in 4 farklı köyünden bir araya gelen 32 kadın tarafından kurulan dernek, kadın emeğinin değerlendirilmesi ve kadınların sosyal yönden güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor; ekonomik ve sosyal faaliyetlerini yürütürken sürdürülebilirlik anlayışı ile hareket ediyor. Ravandalı kadınların  üretikleri ürünler derneğin internet sitesindeki çevrimiçi satış portalı ve farklı platformlar  üzerinden satışa sunuluyor. Turkey Mozaik Foundation’ın mali desteğiyle 40.000 TL kurumsal hibe sağladığımız dernek, insan kaynağı ve ofis giderlerini karşılayarak kaynak geliştirme kapasitesini ve kurumsal yapısını güçlendirmek için çalışmalar yapacak.

Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD):  Toplumun her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin kalkmasını amaçlayarak LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlara kalıcı ve kapsamlı çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Fon kapsamında 92.760 TL kurumsal hibe desteği sağladığımız SPOD,  insan kaynağı, ofis kirası ve idari giderlerini karşılayacak.

Yüksekova Kadınları Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER): Kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanın her kademesinde eşit ve etkin olarak yer almasını sağlamak amacıyla Yüksekova, Hakkari’de faaliyet gösteriyor. YUKADER, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularında yerel kamuoyunu etkileme, hane ziyaretleri ile kadınların ihtiyaçları hakkında bilgi edinme ve cinsiyet eşitliliği ile ilgili farkındalık artırma çalışmaları yapıyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla  sağladığımız 100.000 TL hibe desteğiile Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini gerçekleştirecek olan YUKADER, proje kapsamında bir acil destek hattı kurarak şiddet mağduru kadınlara telefon üzerinden destek verecek. Dernek,  kadına şiddet konusunda farkındalık yaratmak amacıyla şiddeti ve  türlerini tanımlamak, kadınların şiddete maruz kaldıklarında ya da risk altında olduklarında başvurabilecekleri kurum ve kuruluşların listesini oluşturmak ve şiddet mağduru kadınlara haklarını anlatmak amacıyla  bir rehber de hazırlayacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 dönemi için başvurular sona erdi.

Fona toplam 30 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 23’ü dernek, 5’i kooperatif, 1’i vakıf ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan, Gaziantep, Hakkari, Isparta, İstanbul, İzmir, Kilis ve Mardin olmak üzere 11 ilden başvuru alındı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 2.782.881 TL oldu.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Uçan Süpürge Vakfı Çalışmalarını Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Uçan Süpürge Vakfı, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında başta erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele, kız çocuklarının eğitim hayatından uzaklaştırılması ve sinema sektöründe kadınların güçlendirilmesi ve görünürlüklerinin arttırılması olmak üzere pek çok alanda uzun yıllardır çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation desteğiyle sağladığımız kurumsal hibe ile iki çalışan istihdam eden Uçan Süpürge Vakfı, hibe sürecinde gönüllü programını yenileyerek ve çalışma alanında yeni işbirlikleri geliştirerek kurumsal kapasitesini güçlendirdi.
Uçan Süpürge Vakfı Genel Koordinatörü Cemre Öztoprak ile yaptığımız röportajda hibe kapsamında yaptıkları çalışmaları, COVID-19 salgını döneminde çevrimiçi gerçekleştirilen 23. Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’ni ve Vakfın gelecek dönem için planlarını konuştuk.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2019 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle kurumsal kapasitenizi güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdiniz. Bize bu çalışmalardan ve kurumsal hibe desteğinin Vakfınıza katkılarından bahseder misiniz?

Uçan Süpürge Vakfı olarak gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz her bir çalışmanın öncesinde kendi içimizdeki güçlenmeyi sağlamanın önemine yürekten inanıyoruz. Çünkü son üç yıldır kapasitemizi güçlendirmek ve iletişimi sağlamlaştırmak için düzenlediğimiz arama toplantıları, bize ideallerimizi gerçekleştirirken kilit değerlerin motivasyon ve dayanışma olduğunu gösterdi. Bu değerlerin daha sağlam temellerle hayata geçirilmesi noktasında ise ekibimizin bireysel ihtiyaçlarını sağlayabilmemize olanak tanıması yönüyle bu fon bizim için çok kıymetli oldu.
Bu fonun yardımıyla, kendi içimizdeki ifadesiyle “2.Dalga Uçan Süpürgeliler” ekibinin oluşması hızlandı ve yapılanmamız güçlendi. Hali hazırda yürütmekte olduğumuz “Şimdi Neyin Zamanı” gönüllü programının arka planını oluşturduk. Ayrıca dijital alanda güçlenme yönüyle teknik ekibimizin oluşmasını sağladık.

Hibe kapsamında yaptığınız çalışmalardan biri de arama toplantıları oldu. Bu arama toplantılarından ne tür çıktılar elde ettiniz? Arama toplantısından çıkan sonuçların Vakfınıza ve kadın hakları alanına nasıl katkılar sağlayacağını öngörüyorsunuz?
Bu süreçte dört arama toplantısı yaptık. Sonuçları detaylı olarak raporlandırıldı ve arşivimizde yerini aldı. Bu arama toplantılarında yerel yönetimler ile çalışma stratejilerine dair çıktılar elde ettik. Kendimizi Vakfın ve bölgesel kadın hareketlerinin güçlenmesi konusunda yeni ortamları okuma ve ortaklık kurmak fırsatı elde ettik. Sanatın adaleti üzerine çalışmaları planlama, Z kuşağı ve zoom toplantıları, çocuk yaşta erken ve zorla evlilikler konusunda stajyer avukatlar ile çevrimiçi eğitim gibi çeşitli konularda fikirler geliştirdik. Bunun dışında, bu toplantılar 23. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin çevrimiçi olarak gerçekleşmesi konusunda Vakfımıza katkı sağladı.

Yakın zamanda Vakfın medya ve iletişim, festival faaliyetleri, savunuculuk ve toplumsal cinsiyet çalışmalarına katkı sunmak üzere bir gönüllü programı çağrısı yayınladınız. Vakıf içindeki gönüllülük fırsatlarından ve gönüllülerle birlikte çalışma prensiplerinizden bahseder misiniz?

Tüm dünyada, başta salgın olmak üzere, yaşanan olumsuz deneyimler insanlar üzerindeki umutsuzluk ve isteksizlik halini artırmış vaziyette. Özellikle içinde bulunduğumuz belirsizlik halinin bireylerin gelecek kaygısını ve ümitsizliğini beslediğini görüyoruz. En çok ihtiyacımız olan şey ise dayanışma ve birlik beraberlik duygusunu yeniden uyandırmak. “Şimdi Neyin Zamanı?” sorusu bu şekilde aramızda konuşulmaya başlandı ve mevcut ihtiyacın etkisiyle 4 farklı alanda gönüllü programı çağrısına çıkmaya karar verdik.

Belirlenen bu 4 alan, vakfın çalışmalarını yapılandırmak ve güçlenmek üzere belli amaçlar doğrultusunda oluşturuldu. Bu programın en önemli kısmı karşılıklı olarak güçlenmeyi hedefliyor olması. Gönüllülerimizin değerli emeği ve bizim onların kapasitesini güçlendirmek adına planladığımız eğitimler eşzamanlı olarak ilerliyor.Bu program özelinde prensip olarak vakfın değerleri temel alındı. Bu değerlere dayanarak belirlediğimiz hak temelli, eşitliğe dayalı, bireyin güçlü yanlarını temel alan ve toplum temelli yaklaşım ise gönüllülerimiz ile gerçekleştirdiğimiz tanışma toplantısında detaylı bir şekilde açıklandı.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Uçan Süpürge Vakfı da bu dönemde ilk kez Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’ni çevrimiçi olarak gerçekleştirdi. Bu süreçteki deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Önceki yıllarla kıyasladığınızda çevrimiçi festivalin olumlu ve olumsuz yanları neler oldu?

Bu sene festivalimizi, salgın nedeniyle çevrimiçi olarak gerçekleştirdik. Bizim için yepyeni olan çevrimiçi festival deneyiminin çoğunlukla olumlu yanları oldu. Festival sürecinde açılış gecesinin başında yaşadığımız kısa süreli aksaklık ve festival ekibinin uzakta olması sebebiyle ara ara yaşadığı iletişim problemleri haricinde olumsuz bir deneyim söz konusu olmadı.

“Doğa” olarak belirlediğimiz festival temasını “Evde Kaldık” olarak değiştirdik. Bu yeni tema sayesinde hem kadınlar ve kız çocukları üzerinde yapılan baskıya hem de salgın sürecine dikkat çektik. Bu festival sürecinde film gösterimlerinin yanı sıra; çocuklara ve yetişkinlere özel yaratıcı yazı ve film çözümleme gibi çeşitli konularda atölyeler gerçekleştirdik. Buna ek olarak, Türkiye’den ve yurtdışından yönetmenlerle söyleşiler gerçekleştirdik. Her bir çalışmanın en önemli çıktısı onlarca şehirden ve ülkeden insanlara erişim sağlayabilmemiz oldu. Bu festival sürecinde;

  • 109 ülke tarafından ziyaret edilen internet sitemizde 341.521 kişi film izledi.
  • Twitter içeriklerimiz 324.484,
  • Instagram içeriklerimiz ise 332.118 görüntülendi.
  • Söyleşilerimiz 52.608 görüntülenme sayısına ulaştı.
  • Youtube videolarımızın izlenme sayısı ise 6.931 oldu.

Bunların yanı sıra dijital anlamda ciddi anlamda güçlenme sağladık. İnternet sitemiz ve sosyal medyamız teknik ekibin desteğiyle daha da güçlendi. Festivalimizin uluslararası kimliği yenilendi ve daha da geniş kitlelere ulaştı. Özetle, bu yılki festival ile hem vakfın dijital yönden güçlenmesini sağlamak hem de değerlerimizi çevrimiçi yollarla topluma yansıtabilmek yönünde ciddi kazanımlarımız oldu.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Uçan Süpürge Vakfı önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında, çalışma biçimlerinde ve birlikte çalıştığı hedef kitlelerle ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor mu? Vakfın gelecek dönemde öncelik vereceği çalışmalar neler olacak?

2021 Uçan Süpürge Vakfı’nın kuruluşunun 25. yılı. Hali hazırda yürütmekte olduğumuz gönüllü programı tam da bu ihtiyaç doğrultusunda yenilendi. Çalışma alanlarımızı genişletmek ve daha sağlam temellere oturtmak için şu anki ekibimizi canlı ve dinamik tutmaya devam ediyoruz. Yenilenme ve çalışma alanlarımızı geliştirme sürecinde, Z kuşağı ve doğa özelindeki çalışmalara ağırlık vermeyi planlıyoruz. Stajyer avukatların eğitimi projemizi hayata geçirmek için ilk adımları attık. Bu eğitimle avukatların toplumsal cinsiyet perspektifini kazanarak meslek hayatlarına devam etmelerini öngörüyoruz. Eğitimlerimizin tarihi 22-23 Ağustos 2020 olarak planlandı.

Sivil Düşün’ün Bizi Bağlayan Şeyler fonu ile Youtube kanalımızda 12 program olacak şekilde “Kadınların Sineması” programına başlayacağız. “Kadınların Sineması” isimli Youtube programı, oluşturacağı içerikler ve uluslararası alandan konukları dahil etmesi ile bu sektörde yer almak isteyen ve bu sektörde yer almış kadınlara sağlayacağı ağlar, yeni ve farklı perspektifler ve motivasyonlar ile katkıda bulunmayı hedefliyor. Hedeflenen diğer amaçlar ise aşağıdaki gibi:

  • Hedef grubumuzu oluşturan kadınların görünürlüğünü artırmak ve çalışmalarını tanıtmak
  •  Kadın sinemacılar arasındaki dayanışmayı geliştirmek
  •  Kadın sinemacılara uluslararası konukların desteğiyle yeni perspektifler ve ağ sağlamak
  •  Sinema ve iletişim alanındaki öğrenci kadınlara, genç kadın sinemacılara temsil alanı yaratmak ve görünürlüklerini artırmak.

Günebakan Kadın Derneği ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Projelerini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz Günebakan Kadın Derneği, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesi ile Mersin’deki kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınma evlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve yeni kadın sığınma evlerinin açılması için çalışmalar yapacak.

Kadınların özgür ve etkin bir bireyler olarak toplumsal hayatın her alanında var olabilmesi için çalışmalar yapan Günebakan Kadın Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi Derya Alpaslan ile devam eden çalışmalarını, COVID-19 sürecinin kadına yönelik şiddete etkisini ve proje kapsamında yürütücekleri faaliyetleri konuştuk.

Kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımla yer almasını amaçlayan ve Mersin’de faaliyet gösteren Günebakan Kadın Derneği’nin kurulma sürecinden ve bu zamana kadar yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Kadının bağımsız bir birey olduğunun toplumca kabul edilmesi, öncelikle kadınların kendi sorumluluklarını üstlenmesi ve haklarını talep etmesi ile mümkün olduğunu düşünüyoruz. Günebakan Kadın Derneği olarak amacımız ise kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımlarla yer almasına destek olmak. Bu düşünceyle kurmuş olduğumuz Derneğimiz 25 Kasım 2008 de resmiyet kazandı.

Mersin ilindeki kadına yönelik adli suç davalarına dernek Avukatımız aracılığı ile müdahil oluyoruz. Derneğimiz üyesi ve gönüllüsü psikologlar ve avukatlar tarafından şiddet gören kadınlara psikolojik ve hukuki danışmanlık veriyoruz. Mersin’deki kadına yönelik adli suç davalarına dernek avukatımız aracılığı ile müdahil oluyoruz. Yerelde kadın sorunlarını takip etmek ve kadınlara destek vermek için Baro Kadın Hakları Merkezi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Şiddet Önleme Merkezi (ŞÖNİM) ve Mersin Kadın Platformu ile birlikte ortak çalışmalar yapılmaya devam ediyoruz. Ayrıca Mersin Barosu iş birliği ile Anayasada Kadın Hakları söyleşileri düzenledik.

Kuruluşumuzdan bugüne kadar yaptığımız çalışmalarda pek çok paydaşla beraber çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. 2010-2012 yıllarında Akdeniz Halk Eğitimi ve Olgunlaşma Enstitüsü’nün kadınlara yönelik projelerinde iştirakçi olarak yer aldık ve kadınlara verilen eğitimlere destek sunduk. 2012-2014 yıllarında ise İstanbul’dan Başak Kültür ve Sanat Vakfı ve Urfa’dan Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği ile eş zamanlı üç ilde uygulanan projenin Mersin ortağı olarak “Yerel Destek Mekanizmasıyla Toplumsal Cinsiyet Temelli Eşitsizlikle ve Kadına yönelik Şiddetle Mücadele‘’ projesini uyguladık. Bunlara ek olarak, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden eğitici eğitimi alan iki arkadaşımızın liderliğinde Kadının İnsan Hakları Eğitimi Programı (KİHEP) eğitim çalışmasını Mersin/Yenişehir Cem Evi Kadın Kolları ve Yedi Renk Derneği iş birliği ile tamamladık. Toroslar Halk Eğitimi işbirliği ile dernek binasında (Halkkent) sertifikalı ’”0-6 yaş arası çocuklar için Aile Eğitim Kursu’’ ile ‘”7-11 yaş arası çocuklar için Aile Eğitim Kursu’’nu düzenlendik.

Yerel yönetimlere yönelik olarak toplumsal cinsiyet eşitliği temelli savunuculuk ve izleme faaliyetleri de yürütüyoruz. Örneğin Mersin’de kadın danışma merkezi ve sığınma evi olmayan iki merkez ilçe belediyesine yönelik olarak imza kampanyası düzenlendik. Yerel yönetimler, Kent Konseyleri ve Kadın Meclisleri ile iletişimimizi olabildiğince sürdürüyoruz. Yerel yönetim seçimleri döneminde belediye başkan adaylarına yönelik ‘’Kadın Dostu Kentler ve Cinsiyete Duyarlı Bütçe” konulu bir çalıştayı Mersin Barosu ve Mersin Üniversitesi Kadın Sorunlarını Uygulama ve Araştırma Merkezi desteği ile düzenledik.

Mezitli Belediyesi Kent Konseyi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışma grubunda yer aldık ve Mezitli Belediyesi’nin Kadın Üretici Pazarı’nda bir stant alarak üyelerimizin üretimlerinin pazarlanması için destek olup üyelerimizi teşvik çalışmalarında bulunduk. Ayrıca, Toroslar Belediyesi ile birlikte yapılan projelerde toplumsal cinsiyet ve kadın hakları ile ilgili çalışmalar da yaptık.

Derneğimiz çalışma alanı için özel günlerden olan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çeşitli farkındalık çalışmaları yapıyoruz. 25 Kasım’da kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri davalarına giren Mersin genelindeki hakim ve savcılara, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun uygulanması için dilekçeler gönderdik. 25 Kasım ve 8 Mart ile ilgili olarak çeşitli iletişim çalışmaları yaptık ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde gelenekselleştirmeyi amaçladığımız Kadın ve Dans etkinliğinin ikincisini bu yıl düzenledik .

Bu çalışmalarımıza ek olarak çocuk istismarı, çocuk eğitimi, kadın sağlığı, kadınların çalışma hayatına katılımı ve mikrokredi alanlarında eğitim, farkındalık ve savunuculuk faaliyetleri de gerçekleştirdik.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesinin kapsamını ve bu projeye Mersin özelinde neden ihtiyaç duyduğunuzu anlatır mısınız?

Belediye Kanunu’nun 14. maddesine göre, büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için sığınma evleri açmak zorunda olmasına rağmen yasa ve sözleşmelerin dikkate alınmadığını r ve birçok belediyenin bu konuda gerekli adımları atmadığını gözlemliyoruz. Mevcut kadın ve çocuk sığınma evlerinin ise kapasiteleri ise yetersiz durumda ve bu konuda merkezi yaptırım da uygulanmıyor. Bu koşullar kadınların ulaşabilecekleri ve desteklenebilecekleri güvenilir merkezlerden mahrum kalmalarına neden oluyor.

Doç. Dr. Coşkun Taştan ve Araştırma Görevlisi Aslıhan Küçüker Yıldız’in Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri 2016-2017-2018 Verileri ve Analizler raporuna göre Türkiye’de işlenen kadın cinayetlerinin % 3’ü Mersin’de gerçekleşiyor ve Mersin kadın cinayetleri istatistiklerinde ilk 10 il içerisinde yer alıyor. Bu durum Mersin ilinde şiddete uğrayan kadın sayısının azımsanmayacak ölçüde olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, kadın danışma merkezi ve sığınma evlerinin kapasite ve sayılarının artırılması ve bu merkezlerde yeterli sayıda uzman istihdamının sağlanması gerekiyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak hayata geçireceğimiz proje ile kadın sığınma evleri ve danışma merkezlerinin mevcut durumunu ortaya koymanın yanı sıra yürüteceğimiz kampanya ve savunculuk çalışmaları ile hem bu ihtiyaçların giderilmesi hem de bu merkezlerin eksik olduğu yerlerde açılması için çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

COVID-19 salgını ile mücadele kapsamında alınan önlemler herkesin evde kalmasını zorunlu hale getirdi. Birleşmiş Milletler’in 2019 yılında yayınladığı raporda ise kadına şiddet vakalarının en çok kadınların kendi evinde gerçekleştiği belirtiliyor. Avrupa’da ve Asya’da kadına şiddet vakalarının salgın döneminde arttığına dair veriler paylaşıldı. Türkiye’de yaşanan pandemi sürecini ve alınan önlemlerin etkisini kadınlar ve kadına yönelik şiddet açısından değerlendirebilir misiniz?

Türkiye’de ilk korona virüs vakası 11 Mart 2020 tarihinde görüldü. 4 Nisan itibariyle Türkiye’de 18.135 hasta ve 356 can kaybı mevcuttu. Vakaların zamanla artmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Fakat COVID-19 salgını sadece bir sağlık sorunu olarak ele alınmamalı; bu salgın aynı zamanda toplumsal, sosyal ve ekonomik boyutları olan büyük bir sorun. Son yıllarda ciddi artış gösteren kadına yönelik şiddet vakaları ve kadın cinayetlerini takip ediyoruz. COVID-19 sebebiyle evde kalmak durumunda olan kadınların, şiddet gördükleri erkekle aynı evi paylaşmak durumunda kalması ne kadar güvenli olabilir?

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), geçtiğimiz günlerde acil yardım hattına gelen kadına yönelik şiddet çağrılarının son üç aylık verilerini paylaştı. Türkiye’nin 53 ilinde gelen aramalarda, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet, komşu ihbarı, sığınma evleri başvurusu ve hukuki destek talebi gibi konular ön planda yer alıyor. Son üç aylık verilere göre, acil yardım hattına Mart ayında toplam 904 çağrı geldi. Yapılan bu çağrıların 578’i fiziksel şiddete maruz kalma vakası, 80’i psikolojik şiddete maruz kalma vakası, 113’ü komşu ihbarı, 60’ı sığınma evi talebi, 48’i acil vaka, 25’i hukuki destek talebi oldu. Nisan ayında yapılan toplam 730 çağrının dağılımı ise 651 fiziksel şiddete maruz kalma vakası, 45 acil vaka ve 34 komşu ihbarı oldu. Mayıs ayında gelen 491 arama içinde; aile içi şiddetle ilgili kayıt açılan vaka sayısı 274, aile içi şiddetle ilgili başvuran kişi sayısı 182, komşu ihbar sayısı ise 35 olarak kayıt edildi. Basına yansıyan haberlere göre, 11 Mart’tan Mayıs ayının sonuna kadar öldürülen kadınların sayısı 50’yi geçti.

Kadın ve çocuklar için yeterli önlemler alınmazsa, şiddet, istismar ve kadın cinayetleri vakalarında artış yaşanmaya devam edecektir. Pandemi sebebiyle kadına yönelik şiddet alanında devam eden davaların takibi zorlaştı ve bu süreçleri takip eden sivil toplum kuruluşlarının baskısı da zayıfladı. Adli süreçlere kısıtlılık getirildiği için davaların devamlılığı sekteye uğradı.

Hayat eve sığar deniyor ama önlem alınmazsa kadınlar için o evler şiddet yuvası olmaya devam edecek çünkü biliyoruz ki kadınlar en çok evlerinde şiddete maruz kalıyor ve öldürülüyor. COVID-19 salgını kapsamında evde kalma tedbirlerinin alındığı bu dönemde, kadına yönelik şiddetle mücadele için öncelikle, var olan mekanizmaların, acil yardım hatları ve mobil destek uygulamalarının, sosyal medya ve basın yoluyla yaygınlaştırılması ve görünürlüğünün arttırılması gerekiyor. Şiddet tehlikesi altında olan kadınlar için alternatif çözümler de ortaya konulmalı. Şiddet uygulayan erkekler için uzaklaştırma kararları daha hızlı alınmalı ve etkin şekilde uygulanmalı. Ayrıca kadın sığınma evlerinin koşulları salgın açısından değerlendirilerek yeniden düzenlenmeli.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Çalışmalarımıza pandemi öncesindeki gibi olmasa dakısıtlı koşullarda devam ediyoruz. Dernek binamızı kapattık ama çevrimiçi haftalık toplantılarımız devam ediyor. Bazı eğitimlere pandemi süreci nedeniyle çevrimiçi katılım sağlıyoruz fakat dernek olarak bizim yürüttüğümüz oryantasyon eğitimi ve Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı gibi eğitimlerin devamlılığı aksadı. Bunun dışında, hukuki ve psikolojik destek için yapılan başvuruları gündemimizde tutuyoruz ve başvuran kadınları gerekli yerlere yönlendiriyoruz fakat fiziksel koşullarda kadınlarla irtibata geçemiyoruz.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Günebakan Kadın Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Pandemi sürecinin etkisi nedeniyle toplantılar ve eğitimler gibi çok sayıda katılımcının bir araya gelmesi gereken çalışmaları çevrimiçi olarak yapmaya devam edeceğiz. Yüz yüze görüşmemiz gereken kurumlarla ile ilişkilerimizi resmi yazışmalar, e-posta, telefon veya çevrimiçi görüşmeler ile sürdüreceğiz. Dernek adına katılım sağlanan komisyon ve yürütme toplantıları, haftalık toplantılar ve üye toplantılarına da çevrimiçi olarak devam edilecek. Şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği kurum ve kuruluşlara yönlendirme çalışmalarının sosyal medya aracılığıyla yapılması daha da sıklaştırılacak. Gelecek dönem için planladığımız çalışmaların hepsi çevrimiçi olarak devam ettirilecek ve derneğimizin çalışma alanlarında herhangi bir değişiklik olmayacak.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar Projesi için Çalışmalarına Başlıyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar projesini gerçekleştirecek. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ile bölgede yürüttükleri çalışmaları, kadınların ekoloji mücadelesindeki rolünü ve COVID-19 salgınının derneğe etkilerini konuştuk.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği hangi amaçlarla kuruldu ve bu amaçlar doğrultusunda bu zamana kadar ne tür çalışmalar gerçekleştirdi?

Kazdağı yöresinde ve Türkiye’nin değişik yerlerinde yaşayan yaşam savunucuları olarak, ülkemizin ve özellikle Kazdağı ve çevresinin doğal ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla, 2012 yılında Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği çatısı altında bir araya geldik. 2007-2012 döneminde aynı amaçla faaliyette bulunmuş olan Kazdağı Koruma Girişimi Grubu’nun devamı niteliğindeki Derneğimizin 450’nin üzerinde üyesi var. 2018 yılında Dernek Merkezimizi Küçükkuyu’dan Altınoluk’a taşıdık. Derneğimiz Ekoloji Birliği, Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, Zehirsiz Sofralar Ağı, Körfez Dayanışma, Ulusal Çevre Hakkı Savunuculuğu Ağı, Madra İçin Elele, Kazdağları Dayanışması, Edremit Demokrasi Platformu ve Edremit Kent Konseyi üyesi.

Derneğimizin amaçları arasında Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması amacıyla her türlü flora ve faunasıyla ekolojik dengenin gözetilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması, doğa koruma bilincinin geliştirilmesi, ekolojik ürünlerin üretilmesi, işlenmesi ve pazarlanmasına destek olunması, yerel kültürel değerlerin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bölgede eko-agro turizmin desteklenmesi bulunuyor. Ayrıca, sanayileşme, madencilik, şehirleşme ve benzeri nedenlerle doğal ortamda oluşan ve oluşacak her türlü hasar ve kirliliğinin önlenmesi ve doğanın bir rant ve paylaşım aracına dönüştürülmesinin engellenmesine yönelik çalışmalar yapıyoruz.

Kazdağı Bölgesinde ekosistemi tahrip edici çok sayıda altın vb. metalik madencilik, termik santral, rüzgar enerji santralleri, jeotermal enerji santralleri, taş ocakları gibi projeler bulunuyor. Söz konusu projelerin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerini takip ediyor, yerel ve ulusal kampanyalar düzenliyor, köy ziyaretleri ile yerel halkı bilgilendiriyoruz. Çanakkale ve Balıkesir’in çeşitli bölgelerinde yapılacak altın madeni, termik ve rüzgar enerji santralleri, derin deniz deşarjı projeleri, jeotermal alan ihaleleri, madeni rehabilitasyonu gibi süreçleri takip ederek savunuculuk çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bunun yanında Çanakkale, Ayvalık, Burhaniye; Bergama civarındaki diğer STK’ların mücadelelerine destek oluyor ve Türkiye genelindeki diğer doğa talan ve yıkım projelerinin iptal edilmesi için de mücadele ediyoruz.

Dernek olarak kültürel ve sosyal alanda da faaliyetler gerçekleştiriyoruz. En uzun gece olan 21 Aralık ve en uzun gün olan 21 Haziran tarihlerinde söyleşi, müzik, takas etkinlikleri içeren Gün Dönümü Şenlikleri düzenliyoruz. 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde söyleşi, panel, konser, atölyeler ile her yıl ayrı bir köyde, köylü kadınlarla birlikte etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca fotoğraf, resim sergileri, konserler, edebiyat söyleşileri, film gösterimleri, halk oyunları, halk müziği, sanat müziği, ritm, Yunan ve Latin dansları gibi kültürel, sanatsal çalışmalar ve atölyeler gerçekleştiriyoruz.

Yerel ve kırsal kalkınma çalışmalarımız da devam ediyor. Bölgenin ürünlerinin aracısız bir şekilde satışına destek olmak amacıyla Aracısız Doğal Ürün Ağları Çalıştayı’nı gerçekleştirdik ve madenlerden etkilenen köylere gidip potansiyel araştırması yaptık. Nusratlı Köyü’nde kadınlardan oluşan Doğal Ürün Satış Merkezi Projesine destek oluyoruz. Ayvacık Depreminde zarar gören köylerden birisi olan Kaşkaya Köyünde 2018 yılından beri çocuklara eğitim ve kültürel destek projesi yürütüyoruz. Bu yıl da Doyuran Köyü’nde çocuklara destek projesi yürütmeye başlıyoruz. Mehmet Alan Köyü’ndeki kadınların bilgi ve el becerilerinin geliştirilmesi ve ekonomik ve sosyal yaşamlarına katkıda bulunmak amacıyla destek projesi yürütüyoruz.

Her yıl belirlenen bir tema ile doğada Kazdağı Ekofestival düzenliyoruz. Festival 4 gün sürüyor. Spor, atölyeler, paneller, konferanslar, söyleşiler ve konserler gibi etkinlikler gerçekleştiriliyor. Konaklama çadırlarda yapılıyor. Her yaştan çocuklar, gençler ve yetişkinler katılabiliyor. 2014 yılında başlayan festivalde sırasıyla, su, ağaç, toprak, enerji ve gıda temalarını işledik. Bu yıl altıncısı düzenlenecek Ekofest’te konu “hava” olacak.

Dernek çalışmalarımız arasında düzenli olarak her çarşamba günü geri dönüşüm, yeniden kullanım, tamir kurallarını gözeten eko hobi atölyeleri düzenlemek ve her ay doğal temizlik, doğal bakım ürünleri, doğal gıdalarla ilgili ekolojik yaşam atölyeleri ve söyleşiler var. Ayrıca her ay İkinci El ve Yerel Ürün Pazarı ve Kazdağı Sofrası düzenliyoruz. Tarım Fuarları ve tohum takas etkinliklerine katılıyoruz.

Mevzuat takibi ve yasal alanda savunuculuk çalışmalarımız devam ediyor. Maden Yasası, Çevre Kanunu, Zeytin Kanunu, Tohum Kanunu gibi yasal mevzuatları, yasa ve yönetmelik değişikliklerini takip ediyor; imza kampanyaları ve basın açıklamaları gerçekleştiriyoruz. Bu konularda hukuki süreçlere başvuruyor ve davalar açıyoruz. Zeytin Yasası Değişikliğine karşı kampanya, Maden Alanlarının Taşınması Yönetmeliğine karşı dava ve Yerel Tohumların Kayıt Altına Alınması Yönetmeliğine karşı dava başlattığımız hukuki süreçlere örnek verilebilir. Bugüne kadar ÇED kararları, yönetmelikler ve idari kararlarla ilgili 18 adet dava açtık. Davaların bazıları tek başına bazıları da diğer kuruluşlar ve kişilerle ortak davalar. Davaların 7’sini kazandık, biri reddedildi, bir dava düştü, 9 davamız ise hala devam ediyor.

Son yıllarda ekoloji ve çevre hareketinin ön saflarında kadınları daha çok görüyoruz. Alandaki tecrübenizden yola çıkarak çevre hareketinde kadınların rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz? Çalışmalarınızı gerçekleştirdiğiniz bölgelerdeki deneyimlerinizden bahseder misiniz?

Kalkınma ve gelişme adı altında bir yandan doğal kaynaklarımız sömürülüyor, diğer yandan da yaşama hakkımız elimizden alıyor. Havamız, suyumuz, toprağımız kirleniyor. Bu durum da en çok kadınlar ve çocukları etkiliyor. Kadınlar bir yandan eşitlik ve özgürlük mücadelesi verirken diğer yandan da doğayı koruma mücadelesi veriyor. Hem dünyada hem de ülkemizde doğa koruma mücadelelerine bakarsak en ön saflarda kadınların olduğunu görüyoruz. Bu mücadele de kadınların özgürleşmesine katkıda bulunuyor. Kadının doğa koruma mücadelesinde ön safhalarda yer almasının nedenleri kadınların doğa ile kurduğu daha barışçıl ve saygılı ilişki, sebat etme yetenekleri, cesur oluşları ve yaratıcılıkları.

Kadınların doğurganlığı ve çocuklarına kendi vücutlarından besin sağlayabilmeleri kadınları daha dengeli ve olgun bir hale getiriyor. Kadın evin geçimi için dışarıda çalışsa bile tüm ev işlerinin yönetimini de üstleniyor. Bu durum kadının aynı anda birçok şeyi düşünme, planlama ve uygulama yetisini geliştiriyor. Aynı zamanda, gelişmiş duyarlılıklarından dolayı kadınlar, varsa ev dışı işleriyle birlikte, ev içinde çocukların, hastaların, yaşlıların bakımı, yemek, temizlik gibi tüm işlerle yakından ilgilenerek, bu süreçte çıkan sorunlara pratik çözümler getirmeye alışkın oluyorlar. Bu özelliklerin kadınlar için bir güç kaynağı oluşturduğunu düşünüyoruz. Kadın doğaya, toprağa, tohuma, üretime erkeklerden daha yakın.

Doğaya dair geliştirilecek politikalarda, doğaya daha yakın olan ve doğayla daha barışçıl bir ilişki kurmuş kadının sözünün dinlenmesi ve kadının öncü bir rol üstlenmesi gerekir. Doğanın kıymetini en iyi kadınlar biliyor ve bu nedenle de doğayı yine kadınlar kurtaracağına inanıyoruz.

Çalışma gerçekleştirdiğimiz yerlerde kadınlar her zaman daha öndeler. Kazdağı’nın ulaşabildiğimiz tüm köylerinde kadınlar mücadeleye daha çok sahip çıktılar ve öne geçtiler. Şirketlerin sosyal rüşvetlerine boyun eğmediler. Güvenlik kuvvetleri karşısında da daha direngen durdular. Mitinglerde konuşmalar yaptılar. Kadınlar bu süreçte bir yandan da sosyalleşti ve güçlendi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Güneş Kadınlar projesinin amaçlarından ve proje kapsamında yapılacak çalışmalardan bahseder misiniz?

Bölgemizdeki ekolojik yıkımlar tarım ve turizm gibi temel istihdam alanlarını tehdit etmenin yanı sıra kadın işsizliğini de pekiştiriyor. Mevcut toplumsal normlar ile belli iş kalıplarına sıkıştırılan kadınların kendi potansiyel kapasitelerini keşfetmeleri ise kısıtlı şekilde gerçekleşebiliyor.

Bu temel sebeplerle hayata geçirmek istediğimiz Güneş Kadınlar projesi; Kazdağları ve yöresindeki genç kadınların yenilenebilir enerji kooperatifi kurmasını, güneş enerjisi modelleri üzerinde iş üretmeleri ile birlikte geleneksel meslek kalıplarını yıkmalarını, kapasitelerini artırmalarını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı rol model bir yapı geliştirmelerini amaçlıyor. Kalıplara sıkışmamış kadınların, bu süreçte hem kendi potansiyellerini keşfetmelerini hem de birlikte çalışarak temiz enerjinin bölge içindeki potansiyelini artırmalarını diliyoruz.

Proje kapsamında seçilen kadınlarla beraber 1 yıllık süre boyunca ekip olma, birlikte iş üretme, kooperatifçilik, yenilenebilir enerji ve iklim değişikliği, güneş enerjisi sistemleri üzerine atölye çalışmaları yürütmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

COVID-19 salgını başladığında derneğimizin merkezini fiziksel olarak kapattık. Yüz yüze yapmakta olduğumuz tüm faaliyetlerimizi durdurduk. Mayıs ayında yapmamız gereken genel kurulumuzu erteledik. Ancak faaliyetlerimize ara vermedik. Tüm çalışmalarımızı evlerden gerçekleştirmeye başladık. Zoom programı satın aldık ve yönetim kurulu toplantılarımızı sanal ortamdan yapmaya başladık. Halk müziği, ritim, pilates gibi bazı kurslarımıza da dijital platformlar üzerinden devam ettik. Radyo ve televizyon kanalları ile röportajlarımıza devam ettik. Farklı dijital platformlar üzerinden panellerde konuşmacı olduk. Aidat toplama yöntemlerimizi kolaylaştırmak için Fonzip aboneliği satın alıp altyapımızı kurmaya başladık.

İlk alan eylemimizi 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Altınoluk Antandros Parkı’nda gerçekleştirdik. Maskelerle ve fiziksel mesafeyi koruyarak basın açıklaması, müzik dinletisi ve bir söyleşi gerçekleştirdik. Ayrıca Ekoloji Birliği’nin sanal ortamda gerçekleştirdiği 5 Haziran Çevre Mitingi’ne Zoom ile katıldık ve konuşma yaptık.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Bundan sonraki süreçte hükümet tarafından merkezi olarak alınan kararları da takip ederek mevcut duruma uyum sağlayarak çalışmalarımıza yön vereceğiz. Maske, hijyen, fiziksel mesafe gibi kuralları gözeterek derneğimizi yüz yüze etkinliklere açacağız. Gerekli önlemleri alarak ağustos ayında genel kurulumuzu yapacağız. Sanal ortamlarda toplantı ve panel gibi etkinlikler yapmanın avantajlarını da yaşadık. Oldukça verimli sonuçlar aldık. Yüz yüze buluşmalar ve etkinlikler yapsak da bu süreçte öğrendiğimiz yöntemleri kullanmaya devam edeceğiz. 2020’nin geri kalan döneminde projelerimize devam edeceğiz. Güneş Kadınlar projemize başlayacağız. Her zaman yaptığımız doğa koruma etkinliklerimize, ÇED süreci takiplerine alanda ve hukuki yollarla mücadeleye devam edeceğiz. Atölyelerimiz, kurslarımız ve gösterimlerimiz de sürecek.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenen STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi başladı.

Fonun bu döneminde; Balıkesir’de faaliyet gösteren Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin Güneş Kadınlar projesine ve Mersin’de çalışmalarını yürüten Günebakan Kadın Derneği’nin Yasalar Uygulansın, Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesine toplam 148.250 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamındaki çalışmaları ile ilgili hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.