Tag

toplumsal cinsiyet arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Günebakan Kadın Derneği Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın Projesini Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Mersin’de faaliyet gösteren Günebakan Kadın Derneği (GKD), kadınların güçlenmesine ve kadın örgütlülüğün gelişmesine katkı sağlamak, toplumdaki cinsiyet eşitsizliği algısının farkındalığının arttırılmasına ve eşitsizliğin giderilmesine katkı sunmak, kişi ve kurumların gündeminde kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun yer almasını ve konunun dikkate alınmasını sağlamak amacıyla çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz dernek, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesini hayata geçirdi. GKD proje kapsamında, Mersin’deki kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınma evlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve yeni kadın sığınma evlerinin açılması için çalışmalar yaptı.

Günebakan Kadın Derneği Başkanı Zübeyde Akpınar ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Türkiye’de hala devam eden sığınma evi sorununu, proje kapsamında gerçekleştirdikleri işbirliklerini ve proje kapsamında yaptıları çalışmaları konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın koşulları nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı da biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Projemizin amacı, belediyelerin yasal sorumluluğu olan kadın sığınma evleri ve kadın danışma merkezlerini açmaları, var olanlarını da işlevli hale getirmektir. Ulusal ve uluslararası yasa, sözleşme ve genelgeler belediyeleri kadın ve kız çocuklarını şiddetten korumak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamakla görevlendiriyor. Hazırladığımız ve yürüttüğümüz projenin amacı da bu görevi ve sorumluluğu belediyelere hatırlatarak, uygulamalarını sağlamak. Aynı zamanda, Mersin halkıyla ve özellikle kadınlarla bu bilgileri paylaşarak yasal haklarını talep etme konusunda cesaretlendirmeyi amaçladık. Öte yandan diğer ilgili sivil toplum kuruluşları (STK) ile işbirliği oluşturarak hem proje sırasında hem de sonrasında güçlü ve etkili bir baskı grubu oluşturmayı hedefledik.

Salgın nedeniyle faaliyetlerimizde bazı değişiklikler oldu. Örneğin bazı toplantıları ve çalıştayı çevrimiçi yapmak zorunda kaldık. Belediyelere yapılan ikişer ziyaret dışında temaslarımız çevrimiçi veya telefonla gerçekleşti. Çevrimiçi toplantılar ve çalıştay umduğumuzdan daha fazla ilgi ve katılımla gerçekleşti. Bu da motivasyonumuzun yükselmesini sağladı. Aynı zamanda bu dönemde, çevrimiçi iletişim becerimizin arttığını gözlemledik. İmza kampanyasına katılımı arttırmak için de alanlardaki fiili çalışmamıza çevrimiçi bir imza kampanyası ekledik. Projedeki amacımıza destek olacağını ve sürdürülebilirliğini sağlayacağını düşündüğümüz Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) İzleme Projesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği izleme eğitimlerine katıldık. Hazırlıkları devam eden, yerelde toplumsal cinsiyet eşitliği izleme platformunun çalışmalarında yer alarak, izleme planları oluşturma süreçlerine devam ediyoruz. 

Proje kapsamında STK’lar ve yerel yönetimlerle geliştirdiğiniz işbirliklerinden bahseder misiniz? Bu işbirliklerinin kadına yönelik şiddetin önlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi mücadele alanlarında yapılan çalışmalara ne tür bir katkısı var?

Yerel yönetimler ile daha fazla iletişim ve işbirliği içerisine girdik. Şiddet mağduru kadınların ihtiyaçları ile ilgili belediyelerin ilgili birimleri ile doğrudan iletişim kurabiliyoruz. Bu dönemde Akdeniz Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’ni açtı. Ayrıca sığınma evi açılması için de hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mersin’de bizim de dahil olduğumuz bir kadın platformu var ve yıllardır oldukça başarılı ortak çalışmalar yürütüyoruz. Proje kapsamında biz özellikle toplumsal cinsiyet temelli çalışan ve yereli önceleyen STK’ları davet ederek bir toplantı düzenledik ve projemizi anlattık. Toplantı sırasında, proje kapsamındaki taleplerimize ve öne çıkması gerektiğini düşündüğümüz konulara karar verdik. Yaptığımız iki toplantı nerelerde ortak hareket edebileceğimizi gösterdi. İki LGBTIQ+ STK’nın da katılımı ile toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili yereldeki taleplerimizi genişlettik. Bu işbirlikleri ile özellikle LGBTIQ+ derneklerin kendilerini ifade edebilecekleri ve taleplerini dile getirebilecekleri bir alan açılmış oldu. Bu işbirlikleri taleplerimizi daha güçlü ifade etmemize ve savunuculuk çalışmalarının daha güçlü bir şekilde devam edebilmemize olanak sağlıyor. Proje döneminde edindiğimiz deneyimler ve yaptığımız araştırmaların sonuçlarını ilgili kurum ve STK’lar ile yaptığımız toplantı ve etkinliklerde paylaşarak bu alana dikkat çekiyoruz. Proje sonuç kitapçığımız Mersin’in mevcut durumu açısından bazı eğitim ve atölye çalışmalarında kaynak olarak gösteriliyor. Mersin’de kadına yönelik şiddet ile mücadele alanında çalışan STK’lar için bu kitapçık önemli bir kaynak oldu.

Proje kapsamında Mayıs ayında Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadelede Yerel Yönetimler çalıştayını düzenlediniz. Bu çalıştay sonucunda ne tür öneriler ortaya çıktı? Bu önerilerin hayata geçirilmesi için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bu çalıştayda iki önemli öneri ortaya çıktı. Bunlar Belediye ve STK’ların zaman zaman birlikte toplantılar gerçekleştirmesi ve belediyelerin kadınlar için sunacağı şiddet ile mücadele alanındaki hizmetlerinin STK’lar ile birlikte uzman eşliğinde konuşulması oldu. Aslında ikisi bir arada sürdürülebilir öneriler oldu. Öncelikle, Kadın Danışma Merkezleri ile ilgili bir toplantı düzenleme hazırlığı içerisindeyiz. Bu toplantının amacı, çalıştay sırasında da konuştuğumuz ve genel çerçevesini çizdiğimiz Kadın Danışma Merkezleri’nin çalışma alanları ile etkin faaliyet yürütebilmelerinin yol ve yöntemlerini tartışmak. Belirlenecek yöntemlerin amacı, bu alanda çalışan STK’lar ile yerel yönetimler arasındaki işbirliğinin sürdürülmesini sağlamak olacak.

Türkiye’de sığınma evleri ve kapasite yetersizliği ne yazık ki hala devam eden bir sorun. Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın Projesi sonucunda edindiğiniz deneyimlerle beraber düşündüğünüzde gelecek dönemde bu alan ile ilgili yapmayı planladığınız çalışmalar neler?

Kadın sığınma evlerin sayısal yetersizliği bir süre daha ne yazık ki devam edecek. Ancak bu konuda bazı yerel yönetimlerde hareketlenmeler olduğu da bir gerçek. Proje esnasında sığınma evlerinin sayısal kapasitenin yanında nitelikle ilgili kapasitenin de ne kadar önemli olduğu görüldü. Sığınma evlerinin sorumluluğu sadece kadınlara güvenli barınak sağlamak değil. Aynı zamanda, sığınma evlerinde kalan kadınların bu merkezlerden güçlenerek ayrılması ve şiddet döngüsünün kırılmasında çok önemli bir yere sahip. Bu güçlenme psikolojik, ekonomik olmasının yanı sıra kendisi ile ilgili kararları alabilme, yasal hak ve sorumluluklarından haberdar olma, şiddeti fark etme ve şiddetten korunma vb. gibi alanları da kapsıyor. Bu noktada merkezi ve yerel yönetimlerin kadını güçlendirme çalışmalarının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yönelik çalışmalarına dahız vermesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Mersin’de bu alanda yol alabileceğimizi düşünüyoruz. Proje sonrasında, bir belediyenin Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (Council of European Municipalities and Regions – CEMR) Sözleşmesini imzalaması, bir belediyenin Kadın Danışma Merkezi açması ve ayrıca, kadınlar ve çocuklar için sığınma evi yapma kararı alması, iki belediyenin eşitlik birimi kurma kararı alıp, çalışmalarına başlamış olması önemli gelişmeler. Günebakan Kadın Derneği olarak Mersin yerel izleme platformunda yer alarak savunuculuk çalışmalarımızı güçlendirmeyi, derneğimizde kadınlarla beraber toplumsal cinsiyet eşitliği atölyeleri düzenlemeyi ve kadınların taleplerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca çalıştaylar veya farklı nitelikte toplantılarla belediye ve STK’ların birlikte tartışacağı mecralar oluşturma gayretinde olacağız. Önümüzdeki dönem kadınları güçlendirmek için belediyelerin Kadın Danışma Merkezlerinin niteliği ile ilgili proje sürecinde gelişen bir toplantı düzenlemek için görüşmeler yapıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Proje sayesinde ilk kez oldukça bütünlüklü bir izleme ve raporlama çalışması yapmış olduk. Bu bizim için geliştirici oldu. Proje kitapçığında da görüleceği gibi Mersin’e ait belediyelerin var olan toplumsal cinsiyet çalışmalarına dair bir arşiv de oluşturduk. Bu arşiv, hem bizim için hem de alanda çalışan diğer STK’lar için belediyelerin bundan sonraki çalışmalarında ne gibi farklar ve değişimler yarattığını takip edebilmemiz için bir kaynak niteliği taşıyor.

Kitapçığımız, proje çalışmalarımızı, yöntemlerimizi açık bir şekilde yansıttığından benzeri çalışma yapmak isteyen iller için de yol gösterici olabilir. STK’lar ile gelişen işbirliğinin de Mersin’e güçlü yansımaları olacağını düşünüyoruz. Projenin gerçekleştiği zaman, raporda detaylı olarak bahsettiğimiz bir çok avantajı beraberinde getirdi. Örneğin şimdilerde CEİD İzleme Projesi ile yerel izleme platformu oluşturuldu.Aynı zamanda, yerel eşitlik eylem planı hazırlıyoruz. STK’ların yanı sıra bazı belediyeler de bu platformda yer alıyor. Projemiz sırasında kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında birçok kurumla bir araya gelmiş olmanın hali hazırda yürüttüğümüz çalışmaya kolaylaştırıcı etki sağladığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda, projemizin bu alanda çalışan kurum temsilcilerinde farkındalık yarattığını gözlemliyoruz.

Proje süresince yaptığımız görüşmelerle birçok kurumla ilişkimiz tazelenirken yeni ilişkiler de geliştirdik. Bazı durumlarda çevrimiçi toplanmanın avantajları olduğunu keşfettik. Belediyelerle iletişimimiz sıklaştı. Proje süresince görünürlüğümüz arttığından derneğimize olan bağışlarda büyük oranda artış oldu. Bu durum kira gibi bizi çok zorlayan giderlerimiz için uzun soluklu rahatlama getirecek. Projenin belediyelerden ayni destekler istemek ve almak konusunda da olumlu bir yansıması oldu. Benzer şekilde, üyeler arası iletişim ve işbirliğinde de bir artış oldu. Daha önce çok aktif olmayan üyelerimizin proje faaliyetlerine katılımlarında bir artış yaşandı. 

Özellikle bağışçılarımıza iletmek istediğimiz mesaj şu olur: Bağışlarının, Günebakan Kadın Derneği’ne maddi yararının katlanarak gerçekleştiğini ayrıca proje içeriği ve anlamının etkisini de katlayarak arttırdığını söyleyebiliriz. Daha da önemlisi her bir üyemizin devam etme heyecanı ve geleceği değiştirebilme umudunu tazelediğini heyecanla belirtmek isteriz.

 

Katre Kadın Derneği ile Kadın ve Sağlık Hakkı Projesini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Erzincan’da kurulan Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği (Katre Kadın Derneği), toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların eşit bir yaşam sürdürmeleri amacıyla barınma, sağlık, hukuk, cinsel ve sosyal haklar gibi alanlarda çalışıyor. Aynı zamanda saha çalışmaları ile bilinçlendirme faaliyetleri yürüten dernek, şiddete maruz kalmış LGBTİ+’lara, kadınlara, çocuklara ve engelli kadınlara destek veriyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Katre Kadın Derneği, bu hibeyle Kadın ve Sağlık Hakkı projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı konulardaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak amacıyla Erzincan’ın belirli mahallerinde toplam 60 kadın ile 12 hafta süreyle devam edecek çevrimiçi ve yüz yüze atölyeler düzenlenecek. Dernek, proje sürecindeki deneyimlerini ilgili kurum ve kuruluşlar ile paylaşmak üzere bir rapor hazırlayacak.

Katre Kadın Derneği Kadın ve Sağlık Hakkı Proje Koordinatörü İlknur Akbaba ile yaptığımız röportajda Erzincan’da bir kadın derneği olarak deneyimlerini, yerel işbirliklerini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Katre Kadın Derneği vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Katre Kadın olarak Erzincan’da başta kadın platformu olarak çalışmaya, faaliyet yürütmeye başladık. Platform olarak varlığını sürdürdüğü zamanlarda fark ettik ki çalışmalarımızı daha geniş çaplı yürütebileceğimiz, hareket edebileceğimiz bir alana ihtiyacımız var. Bu nedenle de Katre Kadın Derneği’ni açmaya karar verdik ve Ocak 2019’da gerekli başvurularımızı yerine getirerek derneği kurduk. Kapasite güçlendirme, kira desteği vb. ihtiyaçlar için çeşitli fon kuruluşlarından da destek alarak bugüne kadar geldik. Çalışmalarımızdan söz etmek gerekirse platform halindeyken yaptığımız atölye, farkındalık çalışmalarına dernek olduktan sonra da devam ettik. Aynı zamanda daha profesyonel hareket edeceğimiz konularda eğitimler aldık. Bunun için de yine fon destekli projeler yazarak, başvuru alma ve psikolojik destek konularında dernek gönüllülerine yönelik bir çalışma yaptık. Erzincan’ın dezavantajlı mahallerinde ve köylerinde kadınlarla farkındalık ve bilinç yükseltme çalışmalarına devam ettik. Bu kapsamda pek çok kadın derneğe üye olmakla birlikte çalışmalarımıza da katıldı. Saha çalışmalarıyla kadınların yaşadıkları sorunlara, şiddeti tanımlama biçimlerine, ayrımcılığa, yaşadığı yerdeki baskıya karşı nasıl bir pratik geliştirdiklerine yönelik kendi hikayelerini anlatabilecekleri farkındalık çalışmaları yaptık. Erzincan’da pek çok konuda sokağa çıkabilen ve sesini duyurabilecek konuma gelen bir dernek haline geldik. Kısaca toparlamak gerekirse başta kadın, çocuk ve LGBTİ+ olmak üzere her konuda baskı, şiddet ve ayrımcılığa karşı geliştirdiğimiz yol ve yöntemlerle yerelde pek çok sendika, dernek, lokal vb. oluşumlara nazaran daima sesini çıkaran, şehrin nabzını tutabilen, toplumsal alanda sorumluluk alabilen bir dernek olarak çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

Dernek olarak kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların haklarını korumak ve bu alanda farkındalık artırmak amacıyla çalışmalar yapıyorsunuz. Erzincan’ın demografik ve sosyo-politik yapısını düşündüğünüzde bu grupların en sık karşılaştıkları sorunların neler olduğundan bahseder misiniz? Sizce, bu sorunların çözümü için ne tür önlemler alınması gerekiyor?

Öncelikle Erzincan gibi farklı etnik grupların keskin bir şekilde ayrıldığı bir şehirde hem kadın, hem çocuk hem de LGBTİ+’lara yönelik çalışma yapmak başlangıçta “Nasıl olacak?”, “Bu gruplara ulaşabilecek miyiz?”, “Ulaştıklarımızla doğru bağlantı kurabilecek miyiz?” gibi kaygılar yarattı. Fakat sahaya çıktıkça ve biz değil onlar bizi tanıdıkça aslında karşılıklı bir güven ortamı oluştu ve bu şekilde kendilerini ifade etmeye, açmaya başladılar. Bununla birlikte karşılıklı iletişime geçince aslında en büyük sorunun toplumsal yargıların dayatmış olduğu kapalı kalma, ses çıkarmama, susma ve önyargılarla baş edememe olduğunu gördük. Tabi bu biraz da psikolojik olarak toplumsal bir refleksle karşılaşmamak adına geliştirilen bir savunma mekanizması. Temelde en büyük sorun kadın, çocuk ve LGBTİ+’ların kendilerine yönelik şiddet, baskı vb. pek çok şeyle karşılaştıklarında kişiler, kurumlar ve toplum tarafından dışlanıp reddedilmeleri. Bu konuda çok fazla sıkıntı yaşayan LGBTİ+ olan gönüllülerimiz şehirde ev tutamamak, ev sahiplerinin psikolojik baskısı ya da boşanmış, boşanmakta olan kadınların kendilerine ait bir düzen kuramamaları, iş bulamamaları vb. pek çok şey sayılabilir. Bütün bu sorunlar kısaca bahsedebileceğimiz sorunlar fakat asla küçük değiller. Bütün bu sorunlara karşı öncelikli olarak alınması gereken önlem can güvenliği, kadınlar için, çocuklar için ve LGBTİ+’lar için çünkü can güvenliği sağlanmadığı için bu sorunların büyüyerek insanı nasıl yok ettiğine her gün şahit oluyoruz.  Bunu önlemek için daha güvenli sığınaklar oluşturulması ya da adres, kimlik vb. özel bilgilerin titizlikle saklanması gerekiyor. Aynı zamanda, başta resmi kurumlar olmak üzere bütün kurumların sosyal hizmet alanındaki çalışmalarının daha iyi ve etkin şekilde yürütülmesi gerek. Devlet politikalarının nefret söylemi ve şiddet içeren tutumlarının bütün bir toplumun algısını nasıl değiştirdiğinin farkında olunması ve belki en başta bunun için de bir önlem alınması lazım.

COVID-19 salgını sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde çeşitli değişikliklere neden oldu. Katre Kadın Derneği olarak bu süreçte çalışma alanınızda yaşanan değişiklikler oldu mu? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için kullandığımız yöntemlerden bahseder misiniz?

Elbette herkes gibi bizim çalışmalarımız da bu süreçte değişikliğe uğradı. Başta yüz yüze yaptığımız toplantıları artık çevrimiçi olarak yapmaya başladık. Saha çalışmalarımızı yapamadık fakat yine çevrimiçi araçlar üzerinden bu süreçte nasıl hareket ederiz, çalışmalara nasıl devam ederiz gibi önemli konularda iletişimi koparmamaya gayret ettik. Eğitimlerimizin çoğunu da çevrimiçi olarak tamamladık. Toplanma, gösteri, eylem yasaklarına rağmen basın açıklamalarında fiziksel mesafeye dikkat ederek daima sokakta olmaya devam ettik. Hatta bütün yasaklara rağmen her gün onlarca kadın öldürülürken bizi evlerimizde kalmaya ikna edenlere karşı sokakta sözümüzü söylemeye, ses çıkartmaya devam ettik. Bu süreçte dernek binası kapalı olduğundan ofisimizin telefonunu kendi telefonlarımıza yönlendirerek başvurulara cevap vermeye her zamankinden daha çok başvuru almaya ve destek olmaya devam ettik.

Yerelde çalışmalarınızı hayata geçirirken kamu kurumları, yerel yöntemler ve sivil toplum kuruluşlarıyla ne tür işbirlikleri geliştiriyorsunuz? Bu işbirliklerinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oluyor?

Sosyal hizmet başvurularını yapan kadınlar için sürecin daha hızlı olması noktasında valilik ve belediye ile daima temas halinde olmaya çalışıyoruz. Çünkü bu süreçte acil ihtiyacı olan ve korunması gereken kadınların ve çocukların ihtiyaçları için yetkili birinin süreci hızlandırması gerekebiliyor. Adli yardım, avukat, psikolog gibi desteğe ihtiyaç duyulan durumlarda gönüllü avukatlarımız konu ile ilgilenip barodan avukat talebini ve bilgisini bizlere ulaştırdıklarında, bizler de rahatlıkla yardımcı olabiliyoruz. Erzincan Barosu, valilik, sosyal hizmetler vb. pek çok kamu kurumları tarafından tanındığımız için bu konulardaki çalışmalarımızdan haberdar ettiğimizde sürecin takipçisi olduğumuzu da bildikleri için iletişimi rahatlıkla sağlayabiliyoruz. Tabii aksi olan durumlar da var. Her zaman kapıların sonuna kadar açılmadığı ve bizleri bildikleri için uzun süre randevu vermeyen, eylem gibi faaliyetlerimize yasak uygulanan durumlar da var.

Sivil toplum kuruluşu olarak yerelde aktif olan pek fazla kurum bulunmuyor. Yereldeki kuruluşlara çalışmalarımızdan bahsedip destek olabilecekleri noktalarda gerekli çağrılarımızı daima yapıyoruz.

Bunların çalışmalarımıza en büyük katkısı yerelde söz hakkımızın olması ve kadınların bizlere gelirken bir şekilde bizi bir yerlerden duymalarına, ya da duyanların bize yönlendirmesi noktasında büyük kolaylık sağlıyor. Kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin sivil toplumun varlığını hissettiği bir noktada da daha fazla kaygı duymasına ve işlerini yaparken bazı noktalarda hassas olmaları da bizim için önemli bir kazanım oluyor.

Hibe desteğimizle Kadın ve Sağlık Hakkı projesini hayata geçireceksiniz. Bu proje fikri nasıl ortaya çıktı? Proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yaptığımız saha çalışmalarında, aldığımız başvurularda, atölye çalışmalarında, farkındalık gruplarında her birimizin konuşmaktan çekindiği, dillendirmekten geri durduğu konular üzerine ne yapılabilir diye düşündük. Çoğunlukla aldığımız başvuruların yaş ortalaması ve çocuk sahibi olmalarına baktığımızda aslında ne kadar acı bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu ve deyim yerindeyse daha kendisi çocuk olan birinin çocuk sahibi olmasının arkasındaki o ciddi boşluğu irdelemeye başladık. Sonrasında bu konularda kadınların farkındalığının artırılması gerektiğini fark ederek böyle bir proje yazmaya karar verdik. Proje kapsamında başta kadın sağlığı olmak üzere üreme ve cinsellik konusunda neyi ne kadar bilip bilmediğimizin ya da çalışma yapacağımız kitlenin doğru bildiklerinin ve yanlış bildiklerinin ne ile sonuçlandığına yöneldik. Bu alanlar başta olmak üzere proje kapsamında cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklar, çocuk yaşta evlilikler, evlilikte cinsel şiddet, taciz, tecavüz, doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış diye konuşmadığımız doğrular hakkında da çalışmalar yapacağız.. Erzincan’da yaşayan kadınların sağlık sorunları, kaç kadının sağlık, kürtaj vb. gibi hizmetlerden faydalanabildiği ya da bu hizmetlerden ne kadar haberdar olduğu, kendi bedenimizi tanımakta güçlük çektiğimiz ve dayatılan yargılar başlıklarında başta kendimiz eğitim alarak sahaya çıkıp belirlediğimiz mahallelerde kadınlara ulaşıp çalışma yapmaya karar verdik.

 

SPoD ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği(SPOD), toplumun her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin kalkmasını amaçlayarak LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlara kalıcı ve kapsamlı çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız SPoD, bu desteği insan kaynağı, ofis kirası ve idari giderlerini karşılamak için kullanacak. Hibe kapsamında bir Mali ve İdari İşler Sorumlusu istihdam eden SPoD, bu sayede mali ve idari faaliyetlerinin koordinasyonunu sağlayacak.

SPoD ekibinden Avukat Hatice Demir ve Sosyal Hizmet Uzmanı Yunus Kara ile yaptığımız röportajda COVID-19’un dernek çalışmalarına etkilerini, hazırladıkları 2021-2023 Strateji Belgesini, Pandemi Sürecinde LGBTİ+’ların Sosyal Hizmetlere Erişimi raporunun öne çıkan bulgularını ve çözüm önerilerini konuştuk.

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan önlemlerin sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını oldukça etkilediğini biliyoruz. Salgının çalışma alanınız, birlikte çalıştığınız hedef kitle ve kuruluşunuza etkilerinden bahseder misiniz?

Bu süreci ikiye ayırmak istiyoruz. Öncelikle salgın herkesi olduğu gibi bizi de evlere kapattı.Bu sebepten derneğin tüm çalışmalarını, faaliyetlerini ve hizmetlerini çevrimiçi platformlara taşımak durumunda kaldık. Danışmanlıklar dahil her hizmetimizi yine çevrimiçi platformlar üzerinden sürdürdük. Biz, çoğu faaliyetini gönüllülerle birlikte gerçekleştiren bir dernek olduğumuzdan, gönüllülerimizin fiziksel ve ruhsal iyilik halleri de bu süreçte en büyük gündemlerimizden biri oldu. Bir kısım gönüllümüz aile evlerine dönmek zorunda kaldığından, ailelerine açık olmamaları sebebiyle çalışmalarına devam edemedi. Fakat dayanışmamız sayesinde birbirimizin yerini hızla doldurarak faaliyetlerimizi ve hizmetlerimizi aksama olmaksızın sürdürdük. Bunun yanında salgının psikolojik etkilerini de oldukça fazla hissettik . Salgın süresince LGBTİ+’ların hedef gösterilmesi ve sosyal medya başta olmak üzere her yerde artan nefret söylemleri ve cezasızlık politikası, bir de evlere kapanmış ve birbirimizi sadece çevrimiçi olarak görebilmemiz epey can sıkıcıydı. Bu zamanları da özbakım toplantıları ve süpervizyonlarla ve yine gönüllü toplantıları düzenleyip biribirimizi daha çok duyarak atlattık.

Kuruluşunuzun önümüzdeki dönemdeki temel yönelimlerini ve öncelikli çalışma alanlarını belirlemek amacıyla 2021-2023 Strateji Belgesi’ni hazırladınız. Öncelikle böyle bir strateji oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu dönem için belirlediğiniz önceliklerden bahseder misiniz?

Strateji belgemizde de özetlediğimiz üzere, Türkiye’de LGBTİ+ hareketin ve genel olarak sivil alanın sürekli daraltılmaya çalışılması ve mücadelenin sürekli yükselmesi sebebiyle, kendimize temel hatları belirli bir plan çıkarma motivasyonuyla Strateji Belgesi’ni oluşturduk. Daha önceki senelerde de benzer çalışmalar yapmıştık zaten… Gelecek iki seneye dönük belgemizi oluştururken de gerek dernek içinde gerekse paydaşlarımız ve üyelerimizle anketler ve toplantılar vasıtasıyla değerlendirmelerimizi yaptık. Bu belge bize sürekli değişen politik iklimde savrulmamamızı, sınırlarımızı ve imkanlarımızı unutmamamızı hatırlatsın istiyoruz.

Bu iki yıla dönük olarak 4 temel hedef belirledik:

  1. Stratejik Hedef: Toplumun Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği ile İlgili Doğru Bilgiye Erişmesini Sağlamak
  2. Stratejik Hedef: Devletin LGBTİ+’ların İnsan Haklarını Tanıma ve Koruma Görevini Yerine Getirmesini Sağlamak
  3. Stratejik Hedef: LGBTİ+ Toplumunun Dayanışma Kültürü ve Ortak Mücadelesini Güçlendirmek
  4. Stratejik Hedef: Kurumsal Yapıyı ve Dernek İçi Yönetişimi Güçlendirmek

Bu hedefleri çeşitli alt hedeflerle de somutlaştırdık. Faaliyetlerimiz ve çalışmalarımızı bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik olarak yapılandırıyoruz.

Eylül 2020’de LGBTİ+’ların sosyal hizmetlere ihtiyaç duyma ve farklı kurum ve kuruluşlar tarafından sağlanan sosyal hizmetlere erişebilme deneyimlerini ortaya koyan Pandemi Sürecinde LGBTİ+’ların Sosyal Hizmetlere Erişimi başlıklı bir rapor yayınladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahseder misiniz?

Araştırmaya dâhil edilen LGBTİ+’ların büyük bir çoğunluğu; pandemi sürecinde sosyal yardım, barınma hizmeti, psiko-sosyal destek ile ilgili bir bilgilerinin olmadığını, bahsi geçen hizmetlere erişimde cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa maruz bırakılabileceklerini düşündüklerini belirtmişlerdir. LGBTİ+’ların büyük bir çoğunluğu; kamu kurum ve kuruluşlarının olumsuz tutum ve davranışlarının olabileceğini düşünüyor ve yine ilgili kurumlarda gizliliğin sağlanması noktasında endişeli olduklarını aktarıyorlar. Araştırmaya dâhil edilen ve şiddete maruz bırakıldığını belirtip herhangi bir kamu kurum ve kuruluşuna başvuruda bulun(a)mayan LGBTİ+’lar, tehdit edildiklerini, korktuklarını, tekrar şiddete maruz bırakılabileceklerini, cezasızlığın hakim olduğunu, kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine yönelik nefret söylemi ürettiğini, bahsi geçen destek mekanizmalarına erişim noktasında cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalabileceklerini, ilgili kurum ya da kuruluşların olumsuz tutum ve davranışlarının olabileceğini belirtiyorlar. Ayrıca katılımcılar tarafından, bu kurum ve kuruluşlarda özellikle transfobinin yaygın olduğu, şiddete dair delillerin gizlendiği, şiddete maruz bırakılan kişilerin yanlış ve/veya eksik bilgilendirildiği ve bu kişilere inanılmadığı aktarıldı. Bunun yanı sıra, eve zorunlu bir dönüşü gerektirebilen salgın süreci, LGBTİ+’ların aile yanında bile kendilerini güvende hissetmediklerini gösteriyor.

Araştırmaya dâhil edilen LGBTİ+’ların büyük bir çoğunluğu; pandemi ile ilgili yürütülen süreçlere, vatandaşların ve sivil toplum örgütlerinin dâhil edilmediğini ve katılımcı yöntemler izlenmediğini, pandemi sürecinde dezavantajlı gruplara yönelik (kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar, LGBTİ+’lar, HIV ile yaşayan bireyler, mülteciler) koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmadığını, kurum ve kuruluşların LGBTİ+ kapsayıcı hizmetler sunmadığını, pandemi süreci ile ilgili olarak LGBTİ+’ların, özel ihtiyaçlarına ilişkin, broşürler, videolar, yayınlar vb. aracılığıyla bilgilendirilmediklerini, LGBTİ+’ların özel ihtiyaçlarına yönelik çalışmaların kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmediğini, hizmetler ve sosyal yardımlar ile ilgili herhangi bir sorunla (yanıt alınamaması, ayrımcılık yaşanması vb.) karşılaşıldığında başvurulabilecek yerler olmadığını düşünüyor.

LGBTİ+’lara yönelik barınma, sosyal yardım, psiko-sosyal destek ve şiddet sonrası destek mekanizmalarına erişim gibi konularda acil eylem planı yapılması gerekiyor. Destek talebinde bulunan LGBTİ+’ların salgın nedeniyle ortaya çıkan özel ihtiyaçlarının tespiti ve karşılanması için mekanizmaların oluşturulması ve gereken bütçe ve kaynakların ayrılması gerekiyor. Politika ve hizmet sunumunda, LGBTİ+’ların farklılaşan ihtiyaçlarının (engel durumu, mültecilik veyagöçmenlik durumu, HIV’le yaşam vb.) göz önünde bulundurulması gerekiyor. Kamu kurumları bünyesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları geliştiren birim ve komisyonlar kurulmalı, pandemi sürecinde ve sonrasında LGBTİ+ kapsayıcı politikaların geliştirilmesi için ivedikle çalışmaya başlanmalı. Kamu ve yerel yönetim kurumlarında hizmet sağlayıcı konumundaki kişilerin, hak temelli ve kapsayıcı hizmet sunumuyla ilgili kapasiteleri güçlendirilmeli. Bu konuda LGBTİ+ sivil toplum örgütlerinden eğitim ve süpervizyon desteği alınmalı. Kamu spotları aracılığıyla LGBTİ+ hakları konusunda bilgilendirmeler yapılmalı. Salgın sürecinden sert şekilde etkilenen kırılgan grupların, ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasına yönelik kamu – sivil toplum işbirliği geliştirilmeli. Sürece LGBTİ+ sivil toplum örgütleri de doğrudan dâhil edilmeli, alan deneyimlerinden gelen öneriler kabul edilmeli. Sosyal hizmet(ler) sağlayan kurum ya da kuruluşların, özellikle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın LGBTİ+’lara yönelik hizmetleri, uygulamaları ve politikaları ana hizmet modeli olarak sunması gerekiyor. Belediyeler bünyesinde LGBTİ+’lara doğrudan destek veren birimlerin oluşturulması ve bu birimlerin aktif bir biçimde çalışmasının sağlanması gerekli. Günlük işlerde çalışan ve salgında işini kaybeden LGBTİ+’lar, kamu ve yerel yönetim kurumları tarafından yürütülecek istihdam çalışmalarına dâhil edilmeli, çalışma olanaklarına eşit erişimleri sağlanmalı. LGBTİ+’ların belediyelere kendilerini güvende hissederek başvuru yapabileceğine dair iletişim kampanyaları oluşturulmalı. Belediye personeline yönelik ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ hakları konularında eğitimler düzenlenmeli. LGBTİ+ sivil toplum kuruluşları ile diyalog içinde olunmalı, sürece özgü sorun, ihtiyaç ve taleplerin belirlenmesi ve hak temelli çözümlerin hayata geçirilmesi için sivil toplum ile ortaklıklar geliştirilmeli. Salgın sürecinde LGBTİ+’lara yönelik insan hakları ihlalleri karşısında toplum önünde sağlam bir duruş sergilenmeli, hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için eşitlikçi ve insan haklarından yana bir pozisyon alınmalı. Salgın sürecindeki ve sonrasındaki tüm sosyal hizmet uygulamaları ve müdahaleleri katılımcı ve şeffaf yöntemlerle belirlenmeli ve sürdürülmeli.

Şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’lar için COVID-19 önlemlerine uygun, güvenli ve erişilebilir geçici barınma imkânları sağlanmalı. LGBTİ+’ların barınma hizmeti kapsamında sığınma evlerine kabul edilmesi ya da LGBTİ+’lar özelinde sığınma evlerinin kurulması sağlanmalı. Sosyal Hizmet Merkezleri ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla çevrimiçi psikolojik, sosyal ve hukuki destek verilerek sosyal yardımların artırılması, LGBTİ+’lara yönelik kriz masalarının oluşturulması gerekli. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’nın sosyal yardım başvurularını değerlendirirken LGBTİ+’ların salgın sürecinde kaynaklara erişimlerinin ciddi anlamda kısıtlandığı göz önünde bulundurması gerekiyor. İşini kaybeden ya da ücretsiz izne çıkarılan LGBTİ+’lara kısa vadede maddi destekler sağlanmalı, orta ve uzun vadede kayıtlı ve güvenceli alanlarda istihdama katılımlarına yönelik programlar geliştirilmeli. Ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalan LGBTİ+’ların (halen sigortalı olmasına rağmen ücret almayan) sosyal yardım başvurularında sigortasız olma şartının aranmaması gerekli. LGBTİ+’ların sosyal yardımlara erişimleri önünde engel oluşturan uygulamaları tespit etmeye ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya yönelik programlar geliştirilmeli. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim odaklı veri toplama sistemi oluşturulmalı, kamuoyuna yönelik her türlü ihtiyaç ve beklenti tespiti anketlerine LGBTİ+’larla ilgili göstergeler dâhil edilmeli. LGBTİ+’ların sorun, ihtiyaç ve taleplerinin görünür kılınması sağlanmalı. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çerçevesinde genişletilmesi, kapsayıcı hizmet modellerinin geliştirilmesi gerekli.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından LGBTİ+’ların doğrudan başvurabilecekleri bir danışma hattı faaliyete geçirilmeli, LGBTİ+’lara yönelik kamu kurum ve kuruluşları tarafından psikososyal ve hukuki destek sağlanmalı. Alo 183 Sosyal Destek Hattı’nın cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsel sağlık (cinsel yolla aktarılan enfeksiyonlar, HIV ve AIDS) gibi konularda daha etkin çalışabilmesi sağlanmalı. Sosyal Hizmet Merkezleri ve Sağlıklı Yaşam Merkezleri aracılığıyla, LGBTİ+’lara yönelik çevrimiçi psikolojik, sosyal ve hukuki destek verilmeli. Kişilerin HIV danışmanlığı alabilmeleri, hızlı tanı ve tedavi imkânlarına erişmelerine yönelik Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ortaklığında yürütülen Gönüllü Test ve Danışmanlık Merkezleri yerel yönetimlerce faaliyete geçirilmeli. HIV, kriz durumlarında yok sayılacak, göz ardı edilecek bir mesele değildir. Mevcut ve yeni açılacak Gönüllü Test ve Danışmanlık Merkezleri’nin, bu gibi kriz durumlarında nasıl işlevsel olarak kullanılacağına dair bir kriz planı oluşturulmalı. LGBTİ+’lara yönelik psikolojik ve psikiyatrik destek mekanizmalarının özellikle devlet kuruluşları tarafından ücretsiz şekilde sağlanması gerekiyor. Ruh sağlığı uzmanlarının, LGBTİ+’ların yaşadıkları sorunların çözülmesi yönünde etkili danışmanlık yapması ve destek grupları oluşturması, LGBTİ+’larla ilgili politikaları etkileme ve değiştirme yönünde savunuculuk yapmaları gerek.

Şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’lar için LGBTİ+ sığınakları hayata geçirilmeli. Bu konuda yapılması gereken yasal düzenlemeler için acilen çalışmalara başlanmalı. Şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’ların kolayca ulaşabileceği, il ve ilçe düzeylerinde hizmet veren, acil şiddet hattı ve/veya çevrimiçi sistemler kurulmalı. Şiddet sonrası destek mekanizmalarının, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında aktif bir şekilde çalışmalarının sağlanması gerekiyor. Ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemelerin (İstanbul Sözleşmesi, CEDAW, 6284 sayılı Kanun) eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesi sağlanmalı.

SPoD olarak LGBTİ+’ların karşılaştıkları hak ihlallerini belgelemek ve bu ihmaller ile mücadelelerini desteklemek amacıyla psikososyal ve hukuki destekler sağlıyorsunuz. Bu alanlarda karşılaştığınız taleplerden ve gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Derneğin Psikososyal Destek Alanındaki çalışmalarını 4 farklı ekip yürütüyor. Bu ekipler:

Sosyal Hizmet Birimi: SPoD, bireylerin, ailelerin, grupların ve toplumun uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi için ilişkilerdeki sorunları çözmeye, onları güçlendirmeye ve özgürleştirmeye katkı sağlama misyonuyla çalışan sosyal hizmet mesleğinin ve dolayısıyla sosyal hizmet uzmanlarının öneminin farkındadır. Bu amaçla SPoD, 2018 yılının Ekim ayında dernek bünyesinde Sosyal Hizmet Birimi’nin kuruluşuna öncülük ederek, üniversitelerde sosyal hizmet alanında eğitim veren bölümlerle yakın ilişki kuruyor, eğitim çalışmaları, seminerler ve yayınlar ile alandaki sosyal hizmet uzmanlarını destekliyor. Sosyal Hizmet Birimi, LGBTİ+’ların var olan psiko-sosyal iyilik hallerinin güçlendirilmesi için barınma, sosyal yardım, şiddet sonrası destek mekanizmalarına erişim ve iş başvuru süreçleri gibi konularda destek ve danışmanlık hizmeti veriyor .

Sosyal Hizmet Birimi, sosyal hizmet mesleğinin öneminin farkında olarak, her yıl, LGBTİ+ alanına dair sosyal hizmet uzmanlarının bilgi, beceri ve değer kazanımlarına katkı sağlanmasının hedeflendiği eğitimler düzenliyor. Bu eğitimlerde, “LGBTİ+ Temel Kavramlar, Sıkça Sorulan Sorular, Mitler ve Gerçekler”, “Cinsiyet Uyum Süreci”, “Açılma Süreçleri”, “Cinsel Sağlık (CYAE-HIV-AIDS)”, “LGBTİ+ Alanında Sosyal Hizmet Uzmanlarının Danışman Olarak Görevi”, “Vaka Analizleri” gibi başlıklar, ilgili alanlarda çalışan sosyal hizmet uzmanları ve aktivistler tarafından anlatılıyor.

Sosyal Hizmet Birimi, SPoD’un sosyal hizmet alanında yaptığı çalışmaları genişletmek adına, LGBTİ+ müracaatçılarla ve dolasıyla vakalarla çalışmış ve hali hazırda çalışmaya devam eden sosyal hizmet uzmanları için Sosyal Hizmet Uzmanları Ağ Haritası’nı oluşturdu. Bu ağ haritası, Sosyal Hizmet Birimi ve SPoD LGBTİ+ Danışma Hattı’na gelen danışmanlıkları yerel kurum, kuruluş ve örgütlenmelere yönlendirme yapma amacı taşıyor. Ağ haritasına katılabilmek için Sosyal Hizmet Birimi tarafından sosyal hizmet uzmanlarına yönelik düzenlenen eğitimlere katılım gösterilmesi gerekiyor.

Psikolojik Destek Birimi: SPoD Psikolojik Destek Birimi’nden danışmanlık almak için başvuruda bulunan kişiler, başvuruları değerlendirildikten sonra cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli başvuruların ele alınması üzerine düzenlenen çalıştaya katılan ve bu alanda çalışan 33 psikolog ve bir psikiyatriste yönlendirilir. Süpervizyon desteği ve akran süpervizyonuyla çalışmalarını sürdüren uzmanlar, salgın sürecinde de yönlendirme almaya ve çalışmalarına devam ettiler. Psikolog Ağı ile yürütülen psikolojik destek temelli çalışmalar, salgın süreciyle birlikte çevrimiçi platformda bireysel psikolojik destek ve psikiyatri yönlendirmeleriyle sürdürüldü.

Pazar Sohbetleri: 3 Temmuz 2016 tarihinden beri her pazar SPoD ofisinde, 14.30 ve 16.30 saatleri arasında gerçekleşen Pazar Sohbetleri, LGBTİ+ konularında SPoD Psikososyal Destek Alanı aracılığıyla eğitim almış akran moderatörleri ile birlikte gerçekleştiriliyor. Akran moderatörleri aynı zamanda ilgili alandan düzenli aralıklarla süpervizyon da alıyor. Güvenli alanların oluşturulmasının esas olduğu bu toplantılarda bir tema belirlenir ve katılımcılar tarafından temanın çevresinde deneyim, duygu ve düşünce aktarımı yapılır. Açılma, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, aile ile ilişkiler, romantik ilişkilerde yaşanılan zorluklar dahil LGBTİ+ camiasını etkileyen ve insana dair her konu bu grup oturumlarında konuşuluyor. Pazar Sohbetleri ekibinde güncel olarak bir birim sorumlusu ve 17 moderatör bulunuyor. Pandemi sürecinin başlamasıyla birlikte Pazar Sohbetleri, artık ofiste bir araya gelmek mümkün olmayacağı için faaliyetini 12 Mart 2020 tarihinde durdurarak yeni bir format geliştirmenin peşine düştü ve Pazar Sohbetleri moderatörlerinin kolaylaştırıcılığında, Mesafesiz Sohbetler adında çevrimiçi deneyim paylaşımı toplantılarını faaliyete geçirdi. Salgın sürecinde bu toplantılarda evde kalma ve bu sürecin getirdiği temaların yanı sıra müzik, filmler, işkoliklik ve eğlence gibi çeşitli temalarda da sohbetler gerçekleşti.

Danışma Hattı: SPoD’un Psikososyal Destek Alanı’ndaki çalışmalarından biri olan LGBTİ+ Danışma Hattı, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim odaklı soru ve sorunlar için güncel, doğru ve güvenilir bilgiyi aktarmak amacıyla 24 Nisan 2017 tarihinde kurulmuştur. Kapsamlı bir eğitim alan bir gönüllü ekibi ve bir ekip sorumlusu tarafından yürütülen Danışma Hattı, LGBTİ+ danışanlara cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılık ve şiddet, cinsel sağlık ve cinsel yolla aktarılan enfeksiyonlar, cinsiyet uyum süreci, askerliğe elverişli değildir raporu alma süreci ve sosyal hizmet kurumları gibi konularda danışmanlık vermekte; açılma süreci, akran zorbalığı ve ilişki zorlukları gibi konularda duygusal destek sağlar. Danışanlar talepleri doğrultusunda hukuki danışmanlık, psikolojik destek ve sosyal hizmet konularında SPoD’un ilgili çalışma alanlarındaki çalışan ve uzmanlara yönlendirir. Standart sabit hat ücretlendirmesi uygulanan ve Türkçe dilinde anonim hizmet veren Danışma Hattı, resmi tatiller hariç hafta içi her gün 12.00–18.00 saatleri arasında 0850 888 54 28 numaralı telefon üzerinden sözlü, danisma@spod.org.tr e-posta adresi üzerinden yazılı olarak hizmet sunuyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde vakfımızdan aldığınız sağladığı kurumsal hibe desteğini hangi kapasite gelişim alanında kullanacaksınız? Bu desteğin derneğinize nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz?

Bu desteğin, derneğimizin finansal yönetimi konusunda yaptığımız ve yapacağımız planlamaları hayata geçirmek ve eş zamanlı olarak kaynak geliştirme konusunda kapasitemizi artırmak noktasında katkı sunacağını öngörüyoruz.

 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 dönemi başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 4 STK’ya toplam 331.640 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve  yapacakları çalışmalar ile ilgili  bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği (Katre Kadın Derneği): Erzincan’da faaliyet gösteren  dernek,  toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların eşit bir yaşam sürdürmeleri amacıyla barınma, sağlık, hukuk, cinsel ve sosyal haklar gibi alanlarda çalışmalar yürütüyor. Katre Kadın Derneği, saha çalışmalarını yerel kurumlarla geliştirdiği işbirlikleriyle gerçekleştiriyor. Turkey Mozaik Foundation  eş finansmanıyla sağladığımız 98.880 TL hibe desteğiyle Kadın ve Sağlık Hakkı projesini gerçekleştirecek olan dernek, bu proje ile kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı konulardaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak için çalışmalar yapacak. Cinsellikle ilgili yanlış bilinenleri ele almayı ve cinselliğin konuşulabilir bir konu olduğuna dikkat çekmeyi hedefleyen Katre  Kadın Derneği,  Erzincan’ın belirli mahallerinde toplam 60 kadın ile 12 hafta süreyle devam edecek çevrimiçi ve yüz yüze atölyeler gerçekleştirecek. Proje sürecindeki deneyimlerini  ilgili kurum ve kuruluşlar ile paylaşmak üzere bir rapor hazırlayacak.

Ravandalı Kadınlar Derneği: Kilis’in 4 farklı köyünden bir araya gelen 32 kadın tarafından kurulan dernek, kadın emeğinin değerlendirilmesi ve kadınların sosyal yönden güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor; ekonomik ve sosyal faaliyetlerini yürütürken sürdürülebilirlik anlayışı ile hareket ediyor. Ravandalı kadınların  üretikleri ürünler derneğin internet sitesindeki çevrimiçi satış portalı ve farklı platformlar  üzerinden satışa sunuluyor. Turkey Mozaik Foundation’ın mali desteğiyle 40.000 TL kurumsal hibe sağladığımız dernek, insan kaynağı ve ofis giderlerini karşılayarak kaynak geliştirme kapasitesini ve kurumsal yapısını güçlendirmek için çalışmalar yapacak.

Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD):  Toplumun her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin kalkmasını amaçlayarak LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlara kalıcı ve kapsamlı çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Fon kapsamında 92.760 TL kurumsal hibe desteği sağladığımız SPOD,  insan kaynağı, ofis kirası ve idari giderlerini karşılayacak.

Yüksekova Kadınları Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER): Kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanın her kademesinde eşit ve etkin olarak yer almasını sağlamak amacıyla Yüksekova, Hakkari’de faaliyet gösteriyor. YUKADER, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularında yerel kamuoyunu etkileme, hane ziyaretleri ile kadınların ihtiyaçları hakkında bilgi edinme ve cinsiyet eşitliliği ile ilgili farkındalık artırma çalışmaları yapıyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla  sağladığımız 100.000 TL hibe desteğiile Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini gerçekleştirecek olan YUKADER, proje kapsamında bir acil destek hattı kurarak şiddet mağduru kadınlara telefon üzerinden destek verecek. Dernek,  kadına şiddet konusunda farkındalık yaratmak amacıyla şiddeti ve  türlerini tanımlamak, kadınların şiddete maruz kaldıklarında ya da risk altında olduklarında başvurabilecekleri kurum ve kuruluşların listesini oluşturmak ve şiddet mağduru kadınlara haklarını anlatmak amacıyla  bir rehber de hazırlayacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 dönemi için başvurular sona erdi.

Fona toplam 30 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 23’ü dernek, 5’i kooperatif, 1’i vakıf ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan, Gaziantep, Hakkari, Isparta, İstanbul, İzmir, Kilis ve Mardin olmak üzere 11 ilden başvuru alındı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 2.782.881 TL oldu.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi için başvurular sona erdi. Fona ilgi gösteren tüm STK’lara teşekkür ederiz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’na 8 şehirden 28 sivil toplum kuruluşu başvuru yaptı. Başvuru sahibi kuruluşların 25’ü dernek, 3’ü vakıf oldu. Fondan talep edilen toplam hibe tutarı 2.249.950 TL; STK başına talep edilen ortalama hibe miktarı ise 86.596 TL oldu. 20 STK projeleri için başvuru yaparken, başvuruların 8’i kurumsal gelişimin desteklenmesi için yapıldı.

Başvurular ile ilgili değerlendirme sürecimiz başladı. Sonuçlar hakkında bilgilendirmeleri ilerleyen dönemde internet sitemiz ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşacağız.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2019 Döneminde Desteklenen Projeler Devam Ediyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu çalışmalarının odağında toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmek olan kuruluşların yenilikçi proje fikirlerini, kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla ilk kez 2019 yılında hayata geçirdik.

Türkiye’nin çeşitli illerinde faaliyet gösteren STK’lardan 34 başvuru aldığımız fon kapsamında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı ve Uçan Süpürge Vakfı’na toplam 200.275 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Fonu’nun 2019 döneminde hibe verdiğimiz STK’lar ve desteklediğimiz çalışmaları ile ilgili hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.

KADAV ile destekleyeceğimiz araştırma projelerini konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Fonu 2019’un Bahar aylarında çağrısını açtığımız yeni bir fon. Bu fonu da diğer bir çok faaliyetimizde olduğu gibi Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansmanıyla hayata geçiriyoruz. Fon kapsamında bu sene 3 kurumu destekliyoruz. KADAV’ın “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme Araştırma Projesi” de destekleyeceğimiz projelerden biri. Bu proje bizler için de heyecan verici bir ilk çünkü ilk defa bir STK’nun araştırma projesine hibe desteği sağlıyoruz. Aşağıda KADAV ile yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı: 1999 Marmara Depremi’nin ardından bir dayanışma grubu olarak yola çıkan ve ilerleyen dönemde vakıf tüzel kişiliği kazanan Kadınlarla Dayanışma Vakfı’nın (KADAV) kuruluş hikayesinden ve bu süreç içerisinde geçirdiği değişimden bahseder misiniz?
KADAV: KADAV, depremin hemen ardından İstanbul’da buluşan kadınların oluşturduğu bir dayanışma grubu olarak doğmuştu. Bu buluşmanın tek bir amacı vardı: Afetten etkilenen kadınlar ve çocuklara mümkün olan her türlü desteği sağlamak. Bu amaç doğrultusunda sahada yoğun ve çok yönlü destek faaliyetleri sürdürdü. Yapısal ve politik tanımlama süreçleri geçirmeden bu acil yardım koşullarında şekillenen birliktelik, ilk kurumsal tanımlamalarını yaptığı 2001 yılına geldiğinde toplumsal cinsiyete duyarlı afet dayanışması tanımlamasının ötesine çoktan geçmiş, ekonomik güçlenme ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele alanlarında çalışan bir örgüte dönüşmüştü. Diğer yandan, 2000’li yıllar Türkiye kadın ve feminist hareketinin önemli kazanımlar elde ettiği ve pek çok yeni örgütlenmenin doğduğu yıllardı. Bu ortak mücadeleye katılmış olmak KADAV’ın toplumsal cinsiyet eşitliğine savunuculuk düzleminde de katkı veren bir kadın örgütüne doğru yol almasını olumlu yönde etkilemişti.

KADAV’ın afet bölgesindeki çalışmalarını sonlandırıp ajandasını güncellediği 2010 yılında, 2007’de başlayan Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) platformu sekretaryası ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele çalışmaları kesintiye uğramadan devam ediyordu. Vakfın kuruluş amacını da gözeten bu güncelleme, hedef grup olarak en az görünen ve çok faktörlü ayrımcılığa maruz bırakılan mahpus ve göçmen kadınları kapsıyordu. Savunuculuk çerçevesinde yapılan güncelleme ekolojik yıkım, savaş gibi insan eylemleriyle gelişen afetlerde dayanışma kanallarının yaratılmasını, yoksullukla mücadelede ise toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılmasını içeriyordu.

Ekolojik yıkım hakkında düşünmek KADAV’lıları eko-feminizmi konuşmaya götürdü. Benzer bir şekilde çoklu ayrımcılıkla ilgili düşünmek, örgütün toplumsal cinsiyet eşitliğini bütüncül bir yerden ele almasını, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığı da içeren bir dil ve pratiği benimsemesini sağladı diyebiliriz.

KADAV bahsedilen tüm alanlarda çeşitli ölçeklerdeki faaliyetlerini kesintisiz olarak devam ettirse de, özellikle 2016 itibariyle, Suriyeli mülteci kadın çocuk ve LGBTİ+larla yaptığı çalışmalar daha görünür oldu. Bu alanlarda yürütülen faaliyetlerin öne çıkması sadece alandaki çalışmalarının yoğunlaşması ile değil, KADAV’ın bu alandaki çok az kadın örgütünden biri olması ve elbette göçün toplumsal cinsiyetle olan bağının anlaşılmış olması ile açıklanabilir. Kamuoyu bu bağı Suriye’den gelen yoğun göç sonrasında kavramaya başlamış olsa da, Türkiye’nin özellikle 90’lı yıllar itibariyle çeşitli ülkelerden aldığı kadın göçü nedeniyle bu sorun alanında önemli bir boşluk vardı. KADAV’ın 2010 yılında öncelikle alanı tanımak ve göç ve insani yardım örgütleri ile toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki örgütler arasında köprü olmak gayretiyle başlattığı faaliyetlerini, 2016 yılı itibariyle yoğunlaşan bireysel destek ve saha çalışmaları takip etti. Bu çalışmalar çerçevesinde, KADAV’dan 2017-2018’de destek alan Suriye dışındaki ülkelerden göçen kişilerin oranı %13.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı olarak, kadına yönelik şiddet ile kadın emeği ve istihdamı konularında yürüttüğünüz çalışmaların yanı sıra çoklu ayrımcılığa maruz kalan göçmen kadınlar, mahpus kadın ve LGBTİ bireylerle dayanışma temelli çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu alanlarda ve hedef kitlelerle yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
KADAV, bu farklı alanların özgünlüklerini göz ardı etmeden, şiddetle mücadele ve emek-istihdam konularını iç içe ele alıyor. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse tüm programlarını, farklı alanları birbirleriyle olan ilişkilerinden, genel cinsiyetçi sistem ve yasal zeminle olan bağlantılarından koparmadan ve aynı zamanda hedef grupların kendine özgü sorunları ve dinamiklerini gözeterek yani grup odaklı bir yaklaşımla şekillendirmeye çalışıyor. Aynı şekilde bireysel destek ile savunuculuğu bütünlüklü sürdürmeyi amaçlıyor. Zaman zaman alanlardan birinin diğerinin önüne geçtiği durumlar ya da savunuculuk ve bireysel desteği tam olarak bütünlüklü yürütemediğimiz dönemler olsa da resmin tamamını görmeye gayret ediyoruz. Birkaç örnekle ne demek istediğimizi anlatmaya çalışalım:

Suriyeli mülteci kadınların istihdama katılması amaçlı bir çalışmada cinsiyet temelli şiddeti bir yana bırakmıyoruz. Ya da tersi, şiddetle mücadele programını şiddet döngüsünden çıkabilmenin en önemli etmenlerinden olan istihdamı dışarıda bırakarak şekillendirmiyoruz. Her iki alanda da hem bireysel destek hem de savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz. Örneğin, kadınların çalışma yaşamına katılmasının önündeki en büyük engelin bakım yükü olduğundan ücretsiz kreş için savunuculuk yapıyoruz. Aynı şekilde, bir yandan mahpus kadın ve LGBTİ+’larla dayanışma programı kapsamında mektuplaştığımız yüze yakın mahpusun talep ettikleri kıyafet ve benzeri ihtiyaçları temin ederken bir yandan da hapishanelerde ücretsiz hijyenik pet için CISST ile birlikte kampanya ve lobi faaliyeti yürüttük ve olumlu sonuçlar elde ettik.

Öte yandan, KADAV iletişim ve dayanışma içinde olduğu grupların kendi aralarında dayanışma ilişkileri geliştirerek öz-örgütlenmelerine yol açmaya çalışıyor. Suriyeli mülteci kadın ve LGBTİ+’larla çalışmalarımızın bütününde bu hedefi destekleyecek buluşmalar ve birlikte güçlenme etkinlikleri düzenliyor, tematik gruplar oluşturuyoruz. Aynı şekilde mahpus kadın ve LGBTİ+’larla ilgili beş aydır yürüttüğümüz bir çalışmada, bir yandan tahliye sonrası istidam için savunuculuk faaliyetleri uygularken diğer yandan kişilerin tahliye sonrası dayanışma grubu oluşturmaları için gayret edeceğiz. Tabii ki temasta olduğumuz herkesi öz-örgütlenmeye yöneltiyoruz ya da sürdürülebilir öz örgütler kurulmasına öncülük ettik diyemeyiz. En azından şimdilik diyemeyiz. Ancak, haklarının savunulmasını söz konusu ettiğimiz kişilerin dayanışma öznesi olarak örgütlenme dinamikleri geliştirmesini tüm faaliyetlerimiz içinde gözetmeye çalışıyor, bunu önemsiyoruz.

Mahpuslar ve göçmenler dışında Türkiyeli kadınların da maruz bırakıldıkları şiddetle ilgili başvurularını alıyor, gücümüz yettiğince doğrudan psikolojik ve hukuki destek sağlıyoruz. Son 2 yıldır yılda ortalama 200 başvuruya cevap veriyor, danışanların mümkün olan desteklere erişmelerini kolaylaştırıyoruz.

Belirttiğimiz gibi, kadınlarla çocuklarını ve bakım yüklerini göz ardı ederek çalışmamız mümkün değil. Başka bir deyişle, çocuk hakları ve çocuk koruma konusu da grup odaklı bütünsel yaklaşımımız nedeniyle faaliyetlerimiz arasında yer alıyor. Çocuk işçiliği konusunda, anneler üzerinden ulaştığımız çocuk işçilere çeşitli destekleyici atölyeler uyguluyor, okula kazandırma olanaklarını zorluyoruz. 2016 sonlarından bu yana özel bir firmanın desteklediği 13 çocuğun okula devamını sağlamaktayız. Kız çocukların evlendirilmesi çalışmalarımız içinde daha farklı bir yere tekabül ediyor. Çünkü bu olguyu cinsiyet eşitsizliğinin en yıkıcı sonuçlarından biri olan ve kadınların tüm yaşamını olumsuz etkileyen “cinsel istismar” olarak görüyor, “kültürel pratik” adı altında normalleştirilmesine karşı hem sahadaki doğrudan çalışmalarımız içinde hem de savunuculuk faaliyetlerimizde yer vermeye çabalıyoruz.

Bu yıl ilk kez açtığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında desteklenen üç kuruluştan birisiniz. “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme” projesinin hedefleri ve proje kapsamında gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?
Yola çıkışımızın nedeni içeriğin yakıcı bir eşitsizlik meselesi olmasının yanı sıra konuyla ilgili hamile çocukların hastane kayıtları gibi tesadüfen edinilen veriler dışında ne niteliksel ne de niceliksel hiçbir veri olmaması. Örneğin bazı Suriyeli danışanlarımız Suriye’deyken çocuk yaşta evlendirmelerin azalmakta olduğunu ama göçten sonra yeniden arttığını söylüyor, ancak bu ve benzeri bilgiler yetersiz ve dağınık, veri oluşturmuyor. Daha da önemlisi, çocuk yaşta evlendirilme, türünden bağımsız olarak araştırma yapmanın oldukça zor olduğu bir alan. KADAV olarak bizler kadınlarla (annelerle) görece daha kolay güven ilişkisi kurabilmemize rağmen olağan faaliyetler içinde detaylı bilgiye erişemiyoruz.

Anlatmadan geçmeyelim, Suriyeli danışanlarımızdan birinin anlattığı bir hikâyeden de etkilenmiştik; kuzeni ile nişanı yapılan bir kız çocuğunun ve annesinin dayanışması… Nişandan sonra çocuk sürekli hasta rolü yapmış, anne de bu durumu evlilik kararını veren babaya “evlenmeyi istemiyor” diye açıklamış, sonunda babayı vazgeçirmeyi başarmışlar. Buna benzer birçok öz-savunma hikâyesinin olduğunu sanıyoruz. Elbette araştırmamız temel olarak bu hikâyeleri ortaya çıkarmak üzerine kurulu değil, ancak bunlara ulaşmanın ve görünür kılmanın bile çok değerli olduğunu düşünüyoruz.

Projenin amacı çocuk yaşta evlenmiş olan Suriyeli ve Türkiyeli kadınların anlatıları üzerinden karşılaştırmalı olarak çocuk yaşta evlilikleri teşvik eden aktörleri, yapıları ve pratikleri ortaya çıkarmak ve bu sonuçlar üzerinden önleyici ve kadınları güçlendiren mekanizmalar geliştirebilecek bir eylem planı ortaya koymaktır.

Suriyeli ve Türkiyeli kadınlar ile yapılacak olan derinlemesine görüşmeler, yarı yapılandırılmış sorular çerçevesinde kadınların öznel anlatımlarını merkeze alarak, kadınların yerinden edilen çocukluklarına, bu bağlamdaki yaşam hikâyelerine, kadınları güçlendiren ve/veya onları baskılayan ve sömüren yapı ve aktörlere, kadınların bu süreçteki hisleri, deneyimleri, toplumsal rolleri ve ilişkilerine, ve yerinden edilmiş çocukluklarının bugünkü kadınlık algılarını nasıl şekillendirdiğine ışık tutmayı hedeflemektedir.

Kadınların kendi yaşam alanlarında (çoğunlukla evlerinde, yoğunluklu olarak Sefaköy bölgesinde) yapılacak olan yüz yüze görüşmeler feminist metodoloji çerçevesinde kadınların öznel anlatımlarını teşvik etmeyi, görüşmelerin akışı doğrultusunda kadınların hikayelerindeki özgün ve ortak ana temaları ortaya çıkarmayı ve inşa edilen güven ilişkisine dayalı olarak bu anlatıların kadınları güçlendirmesini hedeflemektedir.

Araştırmada özellikle Suriyeli mülteci kadınlarla çalışarak çocuk yaşta evlendirilen kadınlarla çocukluklarını yaşayamadan, zorunlu kadınlık haline geçiş sürecinin analizi yapmayı planlıyorsunuz. Bu araştırma ve analizin mültecilerle çalışan kurum ve kuruluşlar ile bu alanda yapılan çalışmaların geliştirilmesine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?
Asıl motivasyonumuz milyonların “kader” ya da “bir kız için en iyisi” olarak nitelediği çocuk yaşta evlendirilmenin bir “cinsel istismar” olduğunu, buna maruz bırakılmış olanların dilinden anlatmak. Bu araştırmanın ortaya koyacağı çıktının, olası istismarlara seyirci kalan ya da kalmak zorunda bırakılan öncelikle kadınlar sonra da erkekler tarafından duyulmasını çok isteriz. Asıl meselemiz “bu bizim ya da onların kültürü” denilerek bulanıklaştırılan akıllara bir soru işareti koymaya küçük bir katkıda bulunmak. Elbette göç ve insani yardım alanındaki kuruluşların çalışmamızın ortaya koyacağı sonuçlardan yararlanmasını da istiyoruz. Alandaki kuruluşların dikkatlerini konunun özüne yani çocuk yaşta evlendirmenin öncelikle bir cinsiyet eşitsizliği meselesi olduğuna çekebilmek istiyoruz. Zira konu genellikle çocuk hakları bağlamında ele alınıyor. Elbette ki soruna çocuk hakları bağlamından yaklaşmak yanlış değil ama eksik. Çalışmamızın bir diğer amacı hem Türkiyeli hem Suriyeli kadınlarla yapacağımız görüşmelere dayanarak, çocuk yaşta evliliklerin sadece Suriyelilere özgü bir pratik olmadığına dikkat çekmek ve yapısal sebeplerin ve sonuçların benzerliğini ortaya koymaktır.

Alanda faaliyet gösteren farklı gruplar ve sivil toplum kuruluşları ile çeşitli iş birlikleriniz bulunuyor. Sivil toplum kuruluşları arasında geliştirilen bu tür iş birliklerinin kadın hakları alanında yapılan savunuculuk çalışmaları açısından ne tür katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?

KADAV farklı alanlarda faaliyet yürüttüğü için geniş bir yelpazeden sivil toplum örgütleri ile birlikte çalışma pratiğine sahip. Bu deneyim bize kıyaslama imkanı veriyor. Kadın hakları alanı uzun süreli ve etkin işbirliklerinin kurulduğu bir sivil alan. Bir arada davranılamadığı hallerde bile bu ihtimalin olduğunu bilmek güçlü hissetmemizi sağlıyor. Son birkaç yıldır göç ve insani yardım alanındaki örgütlerle daha yoğun bir birlikte çalışma halinde olduğumuz halde böylesi bir güç alma durumu hissetmiyoruz; daha teknik, koordinasyon ve “işbirliği” adını verebileceğimiz bir iletişim var. Tabii ki bu da değerli ama eksik. Örneğin 2017 başında bir kaç göç örgütünün faaliyeti durduruldu. Biz bunu örneğin Van Kadın Derneğinin kapatılmasının yarattığı boşluk gibi hissetmedik. Kadın hareketinde bazı konularda farklı düşünsek bile “toplam bir politik amaç birliği” içinde hissedebiliyoruz ve birbiri ile hiç karşılaşmamış kişilerin/örgütlerin bir konuda kendiliğinden aynı tepkiyi vermesi “birlikten güç doğar” içeriğinin ötesine geçildiğinin göstergesi. Ama bu noktaya hiç kolay gelinmediğini, bazen birlikteliğin kendisine verilen emeğin birlikteliğin amacını gölgede bırakacak kadar yoğun emek gerektiğini de belirtmek gerek. Son 7-8 yıldan beri kazanılmış hakları savunma noktasına dönmüş olma hali yeni şeyler konuşmayı, dönüştürücü ivme yakalamayı zorlaştırıyor doğal olarak. Örgütlü kadın ve feminist düşmanlığı karşısında hareket kitleselleşiyor ama proaktif ve dönüştürücü olamayabiliyor.

2019 yılında gerçekleştirmeyi planladığınız diğer çalışmalardan bahseder misiniz?
Göçmen kadın, çocuk ve LGBTİ+’larla çalışmalarımızda 2019 ikinci yarıdan başlayarak ama daha çok 2020’de daha yoğun bir şekilde karma grup – Türkiyeli ve diğer milliyetlerden göçmenler- çalışmalarına yöneleceğiz. Dayanışma gruplarını destekleme çabamız biraz daha ön plana çıkacak. Ev toplantıları ve bireysel danışmanlık desteğimizi İstanbul’un biraz daha göçmen nüfus yoğunluğunun az olduğu semtlere yönlendireceğiz. Zira bu semtlerde yaşayanlar daha az destek alabiliyor. Bütün örgütler kalabalık semtlerde yoğunlaşıyor. Tabii ki şiddetle ilgili başvuruları almaya devam edeceğiz. Bunlara ek olarak, 2020’de işyerinde taciz ve cinsel şiddet alanında özel bir çalışma başlatacağız. Bu toplam çalışma içinde tıpkı Yerinden Edilen Çocukluk araştırması gibi küçük tematik çalışmalar da olacak. Bunlardan biri yine çocuk evlilikleri ile ilgili bir saha çalışması. Annelerle yapılan ev toplantıları sırasında okulda veya işte olmayan kız çocukları ile doğrudan iletişim kurabilmek için bir mobil araç geliştirdik. 2019 ikinci yarıda uygulayacağız.

Emek-istihdam alanında kooperatifleşme ve bireysel geçimlik iş yapma girişimlerini desteklemeye devam edeceğiz. KADAV olarak doğrudan “para kazandıran” konumda olmayı ilke olarak yanlış buluyoruz. Bu sebeple doğrudan işlik kurma, satış yapma gibi aktivitelere girmiyor, kadınların güçlenerek kendilerinin bireysel ya da grup olarak bir takım işlere girişmelerine destek oluyoruz. Doğrudan ve yakından her türlü desteği sağlamaya hazır kapasitemizi bu yönde kullanıyoruz. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim: “geçimlik iş yapmak” deyimini kullanıyoruz, girişimcilik çok başka bir mevzu… Bir de iş yaşamına katılmak, meslek edinmek vb. konularda kamu ya da diğer kuruluşların çeşitli destek çalışmaları var. Bu türden olanaklara yönlendirmek, haberdar etmek veya cesaretlendirmek gibi danışmanlık desteğimizi biraz daha ön plana çıkaracağız.

2017’de kurulmasına öncülük ettiğimiz “Kadın Kadının Yurdudur” platformunun daha etkin çalışması için gayret edeceğiz. Bu platformda on beşe yakın Suriye kökenli dernek ve inisiyatif, on beşin üzerinde Türkiyeli kadın örgütü ve bağımsız aktivistler şiddet ve ayrımcılıkla mücadele ağırlıklı bir çalışma yürütüyorlar.

Öte yandan anımsarsanız KADAV eko-feminizmi konuşuyor demiştik. İlkini 2014’te yaptığımız arama toplantısının ikincisini geçtiğimiz yıl Ekim ayında gerçekleştirdik. “Ekolojik ve feminist hareket nerede nasıl ve neden buluşmalı?” sorusunu konuştuğumuz bir çalışma yapıyoruz. Yıl sonuna doğru bir forum gerçekleştireceğiz.

Bunların dışında şunu eklemeliyim: KADAV olarak son birkaç yıldır saha çalışmalarına yoğunlaşmamız nedeniyle savunuculuk alanında eksik kaldığımızı düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde hem yerelde hem de uluslararası alanda daha aktif bir savunuculuk programı yapmaya çalışacağız.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı Açıldı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu, Vakıf Haberi

Turkey Mozaik Foundation iş birliği çerçevesinde, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK);

  • bir model oluşturma vizyonuna sahip yenilikçi pilot proje fikirlerini
  • kurumsal faaliyetlerini ve/veya gelişimlerini desteklemeye yönelik çalışmalarını
  • kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlerini desteklemek amacıyla 2019-2020 döneminde ilk kez oluşturulan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun başvuruları açıldı.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak toplam hibe tutarı en az 200.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 12 ay süreyle devam edecek çalışmaları için en fazla 70.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

• Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen kuruluşlar,
• En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
• 2018 yılındaki gelirleri en az 30.000 TL olan,
• Çalışmalarının odağı toplumsal cinsiyet eşitliği olan,
• Karar alma mekanizmalarında söz konusu toplumsal meselenin birinci derecede ilgilisi olan kesimlerin çoğunlukta olduğu (ya da değilse bunun nedenini açıklayabilen),
• Kuruluş amacını tanımlayan resmi dokümanlarda, misyonunda ve/veya oluşturduğu değişim teorisinde toplumsal cinsiyet eşitliğine net olarak yer veren kuruluşlar.

Fona başvurmak isteyen STK’ların aşağıdaki bağlantıda yer alan formu 25 Mart 2019 Pazartesi günü saat 18:00’e kadar eksiksiz olarak doldurmaları gerekmekte. Hibe Fonu hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) buradan ulaşabilirsiniz.