Kültürel Miras için Farklı Paydaşlarla Ortak Üretim: Türkiye Avrupa Vakfı

Kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Nurol Eğitim Kültür ve Spor Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültürel Miras Fonu’nun 2025 döneminde Türkiye Avrupa Vakfı’nın (TAV) Avrupa Miras Günleri ile Beyoğlu’nda Kültürel Miras Korunması projesini destekliyoruz.

TAV gerçekleştirdiğimiz röportajda, proje kapsamında yürüttükleri çalışmalar, iklim krizinin kültürel miras üzerindeki etkisi ve vakfın yürüttüğü çalışmalar hakkında konuştuk.

“Kültürel mirası gündelik hayatın parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.”

Türkiye Avrupa Vakfı’nın (TAV) misyonundan ve bugüne dek yürüttüğünüz temel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

TAV olarak 2001’den bu yana Türkiye–Avrupa ilişkilerini kültür ve sivil toplum işbirliği odağında güçlendirmek için çalışıyoruz. Bu ilişkiyi soyut bir çerçevenin ötesine taşıyıp, yerelde karşılığı olan programlar ve iş birlikleriyle somut hale getiriyoruz.

Çalışmalarımızı birkaç ana eksende topluyoruz:

  • Katılım ve yönetişim: Sivil toplumun ve farklı paydaşların karar süreçlerine daha etkin katılımını destekleyen programlar ve diyalog mekanizmaları yürütüyoruz.
  • Kültür ve kültürel miras: Yerel aktörleri bir araya getiriyor, ortak üretimi destekliyor ve mirasın korunması ile erişilebilirliğini güçlendiren iş birlikleri kuruyoruz.
  • İklim: Yerel yönetimlerle iklim gündemini katılımcı yöntemlerle ele alıyoruz.
  • Gençlik: Gençlerin aktif yurttaşlık ve katılım pratiklerini güçlendiren programlar yürütüyoruz.
  • Dijital dönüşüm ve iletişim: Kurumların bilgi üretme ve iletişim kapasitesini güçlendiren çalışmalar yapıyoruz.

Farklı kurumları bir araya getiren, iyi örnekleri yerel bağlama uyarlayan ve uzun vadeli ilişki kuran bir yaklaşım izliyoruz.

İklim krizinin etkilerinin giderek derinleştiği bir dönemde; kültürel mirasın karşılaştığı tehditlerden ve alınması gereken önlemlerden bahseder misiniz?

Kültürel miras bugün üst üste binen risklerin etkisi altında. Depremler, yangınlar, aşırı hava olayları ve ekonomik baskılar aynı anda devreye giriyor ve bu durum kırılganlığı ciddi şekilde artırıyor.

Kentlerde özellikle iki başlık öne çıkıyor:

  • Fiziksel riskler: Yaşlı yapı stoğu, artan bakım maliyetleri ve iklim etkileriyle hızlanan yıpranma
  • Kurumsal ve finansal riskler: Çok paydaşlı yapı, sınırlı kaynaklar ve koordinasyon eksikliği

6 Şubat depremleri sonrası sahada bunu çok net gördük. Acil müdahale ihtiyacı çok yüksekken kapasite sınırlı kalabiliyor.

Bu nedenle üç alana odaklanıyoruz:

  • Önleyici koruma ve risk planlaması
  • Kurumlar arası koordinasyon ve rol netliği
  • Toplumsal sahiplenmenin güçlendirilmesi

Kültürel mirası yalnızca uzmanların konusu olmaktan çıkarıp, gündelik hayatın parçası haline getirmek kritik.

“Daha önce erişilemeyen birçok mekân ilk kez kamuyla buluştu.”

Avrupa Miras Günleri ile Beyoğlu’nda Kültürel Miras Korunması projesi kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

Avrupa Miras Günleri, Avrupa genelinde kültürel mirasın yurttaşlarla buluşmasını sağlayan bir çerçeve sunuyor. Türkiye’de bu yaklaşımı Beyoğlu Miras Günleri ile hayata geçirdik.

2024’te pilot olarak başlattığımız programı, 2025’te STDV ve Nurol Vakfı desteğiyle büyüttük. Amacımız yalnızca mirası görünür kılmak değil, aynı zamanda yerel bir iş birliği altyapısı kurmak.

Beyoğlu’nda ihtiyaç çok net: Tescilli yapı yoğunluğu yüksek, ancak koruma kapasitesi sınırlı ve birçok mekân erişilebilir değil. Bu çelişkiyi “kamusal program + paydaş koordinasyonu” ile ele alıyoruz.

Programı üç bileşen üzerinden kurguladık:

  • Katılımcı program tasarımı: Kurumların etkinlik üreticisi olarak sürece dahil olduğu bir yapı kurduk.
  • İletişim ve görünürlük: Programın dijital altyapısını ve içerik üretimini geliştirdik.
  • Kamusal program: Etkinlikleri tek bir çatı altında birleştirerek erişimi artırdık.

Somut olarak: Yaklaşık 40 kurum sürece dahil oldu, 80 etkinlik düzenlendi ve 3.000 kişiye ulaşıldı.
Birçok mekân ilk kez kamuyla buluştu.

“Kültürel mirası korumak için önce kurumlar arasında güven ve ortak çalışma zemini kurmak gerekiyor.”

Yerel yönetim–sivil toplum–özel sektör iş birliğinin önemi nedir? Deneyimleriniz neler gösterdi?

Kültürel miras tek bir aktörün taşıyabileceği bir alan değil. Yerel yönetimlerin mekân ve lojistik kapasitesi, sivil toplumun sahadaki ilişkileri ve özel sektörün kaynakları bir araya geldiğinde etki büyüyor.

Beyoğlu özelinde bu daha da belirgin; miras alanları farklı aktörlere dağılmış durumda.

Pilot çalışma bize şunu gösterdi:
En büyük imkân, kurumların aynı zeminde buluşması. Tek başına mümkün olmayan üretimler, iş birlikleri sayesinde hayata geçiyor.

Ancak iki temel sınır var:

  • Kurumlar arası takvim ve öncelik uyumsuzluğu
  • Sınırlı kaynak ve insan gücü

Bu nedenle yaklaşımımızı büyük tek seferlik etkinlikler yerine, süreklilik üreten küçük ve koordineli adımlar üzerine kuruyoruz.

“En kalıcı çıktımız, kurduğumuz ilişki ve iş birliği altyapısı.”

TAV’ı desteklemek isteyenler için etkiyi nasıl anlatırsınız?

TAV’ı desteklemek, farklı aktörlerin bir araya gelerek ortak üretim yapabildiği bir altyapıyı desteklemek anlamına geliyor.

Beyoğlu Miras Günleri bu etkinin somut örneklerinden biri:

  • Kurumlar birbirini tanıyan ve birlikte üretim yapan bir yapıya dönüştü
  • Küçük ölçekli aktörler daha görünür ve eşit bir alan buldu
  • Program, katılımcıların gündelik deneyimiyle kültürel mirası buluşturdu

Katılımcı geri bildirimleri de bunu açıkça gösteriyor:
“Normalde giremeyeceğim bir yeri görüp hikâyesini dinlemek çok değerliydi.”
“Yanından geçtiğim yerlerin hikâyesini ilk kez duydum.”

Bizim açımızdan en kalıcı çıktı, kurduğumuz ilişki, güven ve birlikte çalışma kapasitesi.