Güzel İşler’in Ocak Ayı Etkinliği COVID-19 Döneminde Çocuklar: Haklar ve İhtiyaçlar Başlığıyla Gerçekleşti

Bağışçılarımıza yönelik olarak düzenlediğimiz çevrimiçi etkinlik serimiz Güzel İşler’inüçüncü buluşmasını COVID-19 Döneminde Çocuklar: Haklar ve İhtiyaçlar başlığıyla 13 Ocak’ta gerçekleştirdik. Çocuk hakları aktivisti ve sosyal hizmet uzmanı Emrah Kırımsoy ve Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD) Genel Koordinatörü Yeter Erel Tuma’nın konuşmacı olarak katıldığı etkinlikten öne çıkan başlıkları aşağıda görebilirsiniz:

  • Çocuk alanında hak temelli yaklaşımın özü çocuk haklarının insan hakları olmasına dayanıyor. Yetişkinler tarafından kurgulanmış bir dünyada yaşayan çocukların toplumsal kalıplara uyması ve bu dünyaya uyum sağlaması bekleniyor. Çocuk hakları alanında çalışan kişiler ve sivil toplum kuruluşları (STK) ise temel olarak yetişkinlere çocukların iyi olma haline dair sorumluluklarını hatırlatıyor. Çocuk alanında çalışan STK’lar çocukların haklarını kullanabilmesi için mekanizmalar oluşturulması ve hiçbir ayrım gözetmeden her çocuğun kendini gerçekleştirebilmesi için zemin yaratılmasını amaçlıyor. STK’lar çocukların haklarına ulaşmasının ve kendini gerçekleştirmesinin önündeki engelleri tespit ediyor ve bunu kamuoyuna bildirerek savunuculuk çalışmaları yapıyor.
  • 1920’lerde başlayan çocuk hakları alanındaki çalışmaların ve hak mücadelelerinin uluslararası hukuki zemine oturması 1989 yılında imzalanarak taraf devletlere sorumluluk yükleyen bir anlaşma olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile gerçekleşti. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşme dünyada ve Türkiye’de çocuk hakları alanındaki çalışmaların temelini oluşturuyor.
  • COVID-19 salgınından en çok etkilenen grupların başında çocuklar geliyor. Okula gidemeyen hatta sokağa çıkma yasakları nedeniyle kapalı kalan çocuklar salgından ve alınan tedbirlerden farklı şekillerde etkilenmeye devam ediyor. Salgın başladığından beri artan aile içi şiddet kadınlarla beraber çocuklara da yöneliyor; çocuk ihmali ve istismarı artıyor. Salgının devlet koruması altında ya da ceza infaz kurumlarında olan çocuklara yansımaları konusunda bilgiye ulaşmak mümkün olmadığından bu çocukların durumuna dair  bir gözlemde bulunulamıyor.
  • Salgın sürecinde çocukların eğitim hakına erişimindeki eşitsizlikler daha görünür hale geldi ve derinleşti. Özellikle dezavantajlı ve risk altındaki çocuklar internet bağlantısı ve dijital araçların eksikliği sebebiyle salgın sürecinde eğitim faaliyetlerine devam etmek için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından  geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı’na (EBA) ulaşamıyor. Okulların kapatılması ve  ilgili kamu kurumlarının çevrimiçi eğitime katılım konusunda bir takip çalışması yapmaması dezavantajlı durumda olan ve eğitim hakkına ulaşamayan çocukların okulu bırakmasına ve çocuk işçiliğinin yükselmesine zemin hazırlıyor.
  • Salgın sürecinin çocuklar açısından öne çıkan bir diğer sonucu  ise çocuk işçiliğinin artması. Ekonomik koşulların kötüleştiği, ebeveynlerin iş bulmakta zorlandığı ve çocukların eğitime erişimlerinin kısıtlandığı bir ortamda çocukların çalıştırılması yaygınlaşan bir durum haline geliyor. RUMUD, faaliyet gösterdiği Diyarbakır’ın  Sur ilçesinde yürüttüğü araştırmada derneğin birlikte çalıştığı 115 çocuktan 54 tanesinin salgın sürecinde işe başladığı tespit etti.
  • Salgın ve alınan tedbirler mevcut koşullarına ve geçmişte yaşadıklarına bağlı olarak çocukları farklı şekillerde etkiliyor. Salgın başladığında telefon görüşmeleri ile birlikte çalıştığı çocukların ihtiyaçlarına dair bir araştırma yürüten RUMUD, Sur’da yaşayan çocukların salgın döneminde evde kalma halini 2015 yılında yaşanan  çatışmalar ve sokağa çıkmak yasakları ile benzeştirdiğini ve bu durumun travmalarını tetiklediğini tespit etti. Bu doğrultuda, çocukların yalnızlık hissini azaltmak ve travmayla başa çıkmalarını kolaylaştırmak adına salgın koşullarına uygun şekilde Telekonferansla Psiko-sosyal Destek çalışmaları yürüttüler.
  • Çocuk hakları alanında verilecek destek ve hibelerin,  çocukların yararını gözetmesi, çocukları ve bakım veren, ebeveyn, öğretmen gibi birincil derecede ilişkili aktörleri güçlendirmesi, çocukları karar alma süreçlerine dahil etmesi ve birlikte yaşama kültürüne hizmet etmesi önemli. Bununla birlikte, desteklenen  projelerde niceliğe değil niteliğe odaklanılması, faydalanıcı sayısındansa yapılan çalışmanın kalitesine odaklanılması gerekiyor. Çocuklarının haklarının tesis edilmesi için birçok farklı çalışmayı hayata geçiren STK’ların kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi için verilen destekler de alana önemli katkılar sağlıyor.