Çorbada Tuzun Olsun Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

Çorbada Tuzun Olsun Derneği (ÇOTUN), temel insani yardım dağıtımları ile evsizlerin günlük ihtiyaçlarını karşılamak, topluma geri kazanımlarını sağlamak ve bu konuda farkındalık oluşturarak, toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla çalışmalar yapıyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz ÇOTUN, finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla 2 kişi istihdam edecek.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Türker ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; evsizliğin tanımı, son 10 yılda artan evsizlik oranının nedenleri, Türkiye’deki evsizlerin durumu, Biyolojik Afet: COVID-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama raporu, derneğin yürüttüğü faaliyetler ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bir inisiyatif olarak 2014 yılının son çeyreğinde her akşam evsizlere çorba dağıtarak çalışmalarımıza başladık. Bir yandan da kıyafet ihtiyaçlarını gidermeye çalıştık. Birkaç evsizin ailesinin yanına geri dönmesini ve birkaç evsizin de işe girmesini sağladık. Fakat süreklilik olarak, gıda dağıtımının ilerisine gidemiyorduk. 2016 yılında evsizler için ücretsiz hizmet veren bir ‘Kıyafet Mağazası’ kurduk. Bir süre devam ettikten sonra kaynak yetersizliğinden dolayı bu dükkânı kapatmak zorunda kaldık.

Kaynak yetersizliklerini aşmak ve kalıcı çözümlere adım atabilmek için gereken tüzel kişilik ihtiyacına binaen, köklü ve sürdürülebilir çözümler üretmek amacıyla 6 Ocak 2017’de dernek statüsünde resmi olarak kurumlaştık. Kurumlaştıktan sonra üniversite toplulukları ağırlıklı olmak üzere bir gönüllü ağı kurduk. 260’ın üzerinde üniversite kulübü ve 150’nin üzerinde lise öğrenci topluluğu şu an Çorbada Tuzun Olsun çatısı altında gönüllülük yapıyor. Kamu kurumları, özel sektör, diğer sivil topluluklar ve akademisyenler gönüllü olarak faaliyetlerimize katılıyor.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği olarak, gönüllü ağını kurarken bir yandan da evsizlik sorununa yönelik kendimize özgün model ve programlar geliştirdik. Bu özgün model ve programları ‘Evsiz Dostu Toplum ve Şehir’ adı altında bir ekosisteme dönüştürerek evsiz dezavantajlı bireylerin yabancılaşmadan ve ötekileşmeden topluma katılabilmesine ve devamında topluma yeniden kazandırılabilmesine yönelik bir sistem oluşturmuş olduk.

Her gün sahada toplumdan soyutlanan evsizlere, mobil gıda bankacılığı ile güvenli ve sağlıklı gıda eriştirmek başta olmak üzere, temel ihtiyaçlara yönelik insani yardımlarla destek olmakta ve evsiz dezavantajlı bireylerle iletişim kurmaktayız. Diğer yandan yaptığımız iş ekonomik ve sosyal bir afet olduğu için bir ‘Kriz Masası’ kurduk. Gelen ihbarları değerlendiriyor ve haritalama yaparak ekosistemimize dahil ediyoruz.

Kurulan iletişim aracılığıyla faaliyetlerde bulunarak sokakta yaşayan evsizlerin kimliklendirilmesi ve G0 (Genel Sağlık Sigortası ve yardımlar) alarak kayıtlı yaşamasına, sağlık ve sosyal hizmetlerden gönüllüler aracılığıyla yararlandırarak topluma katılabilmelerini sağlıyoruz. Topluma katılım sağlamalarıyla birlikte ekosistemimiz içerisinde; rehabilitasyon, barındırma ve istihdam (veya engel, yaşlılık durumunda bakımevlerine yerleştirme) ile evsizleri topluma kazandırıyoruz. Kişilerin barınması, işe girmeleri sonrasında da sosyal izleme ile takiplerini sürdürmeye devam ediyoruz. Daha sonrasında topluma kazandırılan ve dezavantajlılığı kalmayan bireyler, çeşitli gönüllü destekleriyle bize katkı sağlayabiliyorlar.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tüm kurumları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi(İBB) başta olmak üzere kamu, akademi, özel sektör ve sivil sektörün koordine olduğu bir çatı oluşturduk. Bu çatı sayesinde evsizlerin sadece topluma kazandırılmasını sağlamıyoruz. Aynı zamanda bu çatıyla, evsizlerin görünürlüğünü sağlıyor; kamuda yok sayılmamasını, akademide evsizlik adına çalışmalar yapılmasını, özel sektörde evsizler için kaynak oluşturulmasını ve sivil toplumda evsizlere yönelik işbirlikleri geliştirilmesini sağlıyoruz.

Kısa, orta ve uzun vadeli senaryolarla hem evsizlik popülasyonun azaltılması hem de aşırı yoksullukla ilgili çalışmalarla evsizlik riskinin düşürülmesine yönelik stratejiler geliştiriyoruz.

Birleşmiş Milletler’in 2020 yılında yayımladığı rapora göre dünya genelinde son 10 yılda evsizlerin sayısında endişe verici bir artış görülüyor. Öncelikle kimler evsiz olarak tanımlanıyor? Evsizliğin nedenlerinden ve genel hatlarıyla Türkiye’de evsizlerin durumundan bahseder misiniz?

7,5 senelik çalışmamızda gözlemlediğimiz, evsizlerin %80-85’nin ailesi ve geçmişten bir sosyal çevresi olduğu yönünde. Kimsesizlik durumu biyolojik bir yoksunluktan öte, kimsesi olup kimsesizleşecek travmalardan veya tutunamamaktan geçiyor. Burada hepimizin birer evsiz adayı olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Evsiz dediğimiz kişilerin çeşitli sebeplerden dolayı sokakta yaşamaya başlayan, ötekileşen ve toplumdan soyutlanan kişiler olduğunu anlamalıyız. Birçok dezavantajlı grubun evsiz olduğunu görmemiz gerekiyor. Mülteciler var, madde bağımlıları var, istismar mağdurları var, şiddet mağdurlaru kadınlar var, kanser hastaları var, HIV pozitifler var, engelliler—kör olan, sağır olan kişiler var. Aynı zamanda farklı statüdeki insanlar var: zengin olup eşini trafik kazasında kaybetmiş, bu yüzden de ağır depresyon sürecine girmiş ve bütün şirketlerini kaybedip sokağa düşen de var. Tam aksine yarın ne yiyeceğini bilemeyecek yoksulluk ve yoksunluğun içinde doğmuş büyümüş insanlar da. Ailesiyle bir çatışma yaşayıp küsenler ve o gururla ‘Kendi ayaklarımın üzerinde duracağım’ deyip sokakta yaşamaya başlayanlar veya kısa süreli göç planı ile çalışmak için büyükşehirlere gelip yokluk ve gururdan sokaktaki yaşama adapte olanlar da var. Burada aslında farkına varmamız gereken şey, evsizliğin ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik ve politik nedenlerden dolayı meydana geldiği.

Son 10-12 yılda evsizliğin bu kadar artmasındaki başlıca sebep çok fazla göç dalgasının yaşanması. Ama göç edenlerin dışında da dünyada ciddi bir lokal evsizleşme sorunu var. Göç dalgası dışında evsizlik sorunu yaşayanlar için birden fazla neden olarak ‘evsizliğin etmenleri/nedenleri’ söz konusu.

Sosyal ve kültürel olarak bireyselleşme ve turbo tüketim kültürünün etkisi ilişkilerimiz üzerinde yalnızlaşarak soyutlanma olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik olarak 2016 yılında yavaş yavaş başlayan ekonomik daralma — likidite sorununun etkisi var.

Tüm bu neden ve etmenler evsizleşmeyi dünyanın dört bir yanında arttırırken, ortaya çıkan krizler de mevcut sürecin içerisinde kontrollü bir kontrolsüzlüğe gebeydi. Bizler de zamana ve toplumsal koşullara bağlı olarak yoksulluk ve evsizliğin daha da artacağını öngörüyorduk. Ama bu süreç pandeminin başlamasıyla birlikte daha hızlı ve öngörülemeyen—doğrusal olmayan bir kırılma ile gerçekleşti. Son 2 yılda yaşananlar evsizlik popülasyonu ve evsizlik riskinin ciddi şekilde yükselmesine neden oldu.

Evsizlik riskinin de her geçen gün daha arttığının altını çizmemiz gerekiyor. Pandeminin başladığı dönem yoksulluğun derinleştirdiği bir dönem oldu. Yani yoksulluk içerisinde olan dezavantajlı kişilerin yoksulluğunun arttığını söyleyebiliriz. Daha sonra bunun ötesine geçtik. Farklı bir noktayı tüm dünyada yaşamaya başladık. ‘Yeni yoksul’ diye adlandırılan bir sınıf belirdi. Orta sınıftan belirli bir kesim yoksullaşmaya ve evsizleşmeye başladı. Pandemi ile birlikte temelde iki tür yoksulluğun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. ‘Derinleşerek aşırılaşan bir yoksulluk’ ve yeni yoksulların ortaya çıktığı ‘yaygınlaşan yoksulluk’. Bu durumu değiştirecek kökten bir politika benimsenmediği için yoksulluğun ve evsizliğin ilerleyen süreçte daha çok artacağını ve yaygınlaşacağını öngörüyoruz.

Bunlara ek olarak Türkiye’de evsizleşmenin artmasının bir nedeni de pandemi sebebiyle cezaevinden çıkarılanların olması. Öğrencilerin, pandemide barınma düzenlerini memleketlerine dönerek değiştirmeleri ve sonrasında sınıfta ders yapılmaya başlayacağı zaman kampüslerine döndüklerinde pahalılıktan barınamayacak duruma gelmeleri var. Kira artışları sadece öğrencileri etkilemedi. İşsizliğin artmasıyla da haneleri evsizliğe sürüklemeye başladı. Eskiden sadece metropol ve büyükşehirlerde evsiz ihbarı alırdık. Şu an diğer illerden de evsizlik bilgisi geliyor. Evsizler temel ihtiyaçlara erişimde çoğunlukla zorluk yaşayan dezavantajlı bir grup. Fakat şu an temel ihtiyaçlara erişimlerinin ilk defa daha da zorlaştığını söylüyorlar.

ÇOTUN olarak pandeminin başında COVID-19 salgını kapsamında evsizlerin yaşadığı zorluklar ve alınması gereken önlemler ile ilgili “Biyolojik Afet: COVID-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama” raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularını paylaşabilir misiniz? Aradan geçen 2 yılda bu kapsamda evsizlere yönelik ne tür adımlar atıldı?

Raporu COVID-19’un ilk çıktığı dönem hazırladık. O nedenle raporda işlenen sağlığa yönelik bulguların ilk dönemki COVID-19’a dair olduğunu söyleyerek başlayalım.

Bizler afet çalıştığımız için, COVID-19’u afet literatürüne dayandırarak bir ‘biyolojik afet’ olarak değerlendirmiştik. Bunun kabul ve bilinciyle hareket etmenin önemi; kamu tarafından afet yönetimi yapılması ve sivil toplum ile özel sektörün afet yönetimine katkı sağlayacak şekilde hareket etme gerekliliğiydi. Açıkçası bu konuda genel olarak afet bilinciyle hareket edildiğinin söylenmesi zor.

Hazırladığımız raporda evsizlerle ilgili 3 plan önerimiz vardı. Bunlardan ilki ‘evde kal’ mantığına dayalı, kişilerin özel—küçük gruplar içerisinde karantina altına alınması. İkincisi daha kalabalık olan tesis modelinde bir karantina alanı oluşturulması. Üçüncü önerimiz ise gerek kaynakların yetersizliği gerek bulundukları alanı çeşitli sebeplerden terk etmeyecek/kapalı alanlara gitmeyecek evsiz kişilerin, bulundukları sokak ortamında karantina altına alınmasıydı.

İlk model Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ‘Evsizlere Konaklama Projesi’ kapsamında ulusal çapta uygulandı. İkinci model İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından metropol ölçeğinde pandemi tesisi açılarak uygulandı.

Bu raporun dışında pandemi dönemini esas alarak evsizlik popülasyonu ve evsizlik riskinin düşürülmesine yönelik 22 Nisan 2020 tarihli bir çözüm raporu daha hazırladık. Bu raporu kamuya açık paylaşmadık. Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle görüşmelerimiz esnasında ilgili kişiler ile paylaştık. Rapor merkezi yönetim ve yerel yönetim üzerinden işbirliği ile nasıl daha iyi bir süreç yönetimi yapılabileceğine dayalıydı. Pandemi öncesi Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarımıza da dayanan kısa, orta ve uzun vadeli senaryolar üzerinden evsiz dostu bir anlayışla evsiz popülasyon ve evsiz riski düşürmeye yönelikti.

İkinci dalga sırasında da barınma alanları açıldı. Bu sırada açılan barınma tesislerinde İBB’nin dile getirdiği ‘Evsiz Dostu Şehir Projesi’ aslında bizim ikinci dalga öncesindeki İBB ile görüşmelerimizde anlattığımız ekosistemimiz. Bu ekosistemin kent ölçeğinde gerçekleşmesi için altyapı ve çeşitli projeler sunuyoruz.

Şu an için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve İBB başta olmak üzere merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle daha güçlü koordinasyonumuzun olduğunu söyleyebiliriz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ve İBB’ye ekosistemimizin uygulanabileceği bir projeyi sunacağız. Beyoğlu Kaymakamlığı ve Beyoğlu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı(SYDV) ile Beyoğlu’ndaki evsizlere sosyal hizmetlerin ulaştırılması konusunda işbirlikleri yapıyoruz.

Pandemide gizli evsiz—derin yoksulluk yaşayan ailelere de koli ve alışveriş kartları dağıtımına başlamıştık. Dağıtımlarımızın bir kısmını Beyoğlu SYDV ile koordinasyon ve işbirliği içerisinde gerçekleştirdik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tüm kurumlarıyla işbirliği yaparak, dezavantaj durumuna göre evsiz ve gizli evsizlerin hizmet almalarını sağlıyoruz.

İBB Sağlık Daire Başkanlığı ile birlikte çalışarak evsizlerin ve gizli evsizlerin psiko-sosyal destek almasını sağlıyoruz. İstihdam ofisi ile de işe girmeleri konusunda işbirliğine başladık. Bunun dışında İBB’nin Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve Sosyal Politikalar Dairesi Başkanlığı ile ortak çalışmalarımız var. Ayrıca bu kurumlar ile, evsizlere yönelik bilgi birikimimizi ve uygulama becerimizi paylaşıyoruz. Zabıta Daire Başkanlığı ile evsizlerin mağdur olmaları konusunda ve mağduriyetlerin giderilmesi konusunda sahada işbirliklerimiz oluyor.

Türkiye’de evsizlere yönelik olarak sağlanan hizmet ve destek modelleri nelerdir? Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları evsizler için çözüm üretmede nasıl bir rol oynuyor?

Merkezi yönetim; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları üzerinden, yerel yönetimler ise Sosyal Hizmetler Dairesi ve Sağlık Dairesi üzerinden evsizlere temel destek sağlıyorlar. Kış aylarında barınma alanları açıyorlar.

Sivil toplum kuruluşları (STK) da sosyal yardıma—insani yardıma yönelik hizmetler üretiyor. Fakat bunlar bir sosyal izleme ve sosyal hizmet anlayışı ile yapılmadığı taktirde geçici hizmetler olarak günü kurtarıyor ve bir noktadan sonra bağımlılığa da dönüşebiliyor.

Bu noktada Türkiye’de genel olarak kamunun da sivil toplumun da ne yazık ki sosyal politika anlayışının, ‘sosyal yardımlar’ın ötesine geçebildiğini söylemek zor. Sürdürebilir bir anlayış olmaması ve günü kurtarma eğiliminin ardında ya koordinasyonsuzluk ve takipsizlik ya da beklentiler ve romantizm ile ilişkili yaklaşım ve tutumların olduğunu gözlemliyoruz. Bu kısa vadede kuvvetli bir dayanışma hissi verirken, uzun vadede kaynakların ve kapasitenin verimsiz kullanımı sonucunda düşük etkilere neden oluyor. Sosyal yardım faaliyetleri elbet çok önemli. Bizler de sosyal yardımların aracılığıyla programlarımızı yürütüyoruz. Ama sosyal yardımların amaçlaştığı bir yaklaşım, tutum ve söylem örgüsünün sosyal yardımları değersizleştirdiğini ve sorunu çözmekten öte olumsuz etkilerle sorunu büyüttüğünü bilmemiz gerekiyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bizler sosyal yardımı araç olarak kullanıyor, sosyal hizmet ve sosyal girişim disiplinlerini temel alarak birçok farklı disiplinden yararlanan multidisipliner bir yaklaşımı benimsiyoruz. Tüm paydaşların katılım ve koordinasyonuyla çalışmaların yapıldığı bir ekosistemimiz var.

Bu ekosistemi paydaşlarımızdan İhtiyaç Haritası’nın teknolojik altyapısı ile birleştirerek Evsizler Haritası isminde bir harita ortaya çıkardık. Şu an test aşamasında. Bu harita ile evsizleri ve evsizlik riskinde olan aşırı yoksul kişilerin anonimleştirerek haritalamasını yapacağız. Öncesinde telefon aracılığıyla yaptığımız evsiz ve evsizlik riskindeki kişilerin bildirimlerini alıp teyitlerini herkese açık bir şekilde harita üzerinden gerçekleştireceğiz. Daha sonra bize özgün model ve programlarla sosyal entegrasyonlarını gerçekleştirerek topluma kazandıracağız.

Bir Kriz Masası kurduk. Bu kriz masası Evsizler Haritası üzerinden evsiz bildirimlerinin teyidini, ihtiyaçların tespit ve karşılanmasını, bağış ve gönüllü kaynağının bu koordinasyonda verimli şekilde değerlendirilmesini yapacak. Aynı zamanda, paydaş topluluk ve kurumların koordinasyonunu artık bu harita üzerinden gerçekleştirecek. Harita sayesinde evsiz sayısını, evsizlik riskindeki kişilerin sayısını tespit edebileceğiz. Çalışmalarda edinilen verilerin analiz ve sentezlerini değerlendirmemiz kolaylaşacak. Aynı zamanda, ulusal çapta çalışmalarımızda tıpkı İstanbul’daki gibi sistemli bir şekilde yürüyebileceğiz.

Sosyal yardım ile sınırlı bir hizmet anlayışının ötesine geçilmesi ve sadece kış aylarında hizmet sağlanmaması adına evsizlik popülasyonu ve riski düşürecek ‘evsiz dostu’ bir toplumu inşa etmeyi hedefliyoruz. Buna yönelik kendi ekosistemimizin uygulanabilirliğini toplum ve şehirlere yaygınlaştırmaya yönelik altyapı oluşturuyor ve kapasitemizi güçlendiriyoruz.

Bu noktada kapasite ve kaynak geliştirme noktasında hibemizi Kriz Masası’nda çalışacak iki sosyal çalışmacı için kullanacağız.