Yeşil Düşünce Derneği, şenlikli, kolektif, katılımcı, şeffaf, sürdürülebilir, dirençli ve kendine yeten topluluklar oluşturmak anlayışı ile iklim krizini temele alarak; yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, ekolojik sürdürülebilirlik, demokrasi ve medya ile sosyal adalet alanlarında çalışmalarını yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Yeşil Düşünce Derneği, etki ölçüm kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yürütecek.
Yeşil Düşünce Derneği Proje Koordinatörü Yağız Eren Abanus ve Genel Koordinatörü Melisa Kutluğ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin faaliyetleri, yeşil politika kavramı, yeşil şehirler, Yeşil Politikalar için Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları projesi ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.
Yeşil Düşünce Derneği Kurumsal Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Yeşil Düşünce Derneği 2009 yılında yeşil düşünce ve yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla kuruldu. Derneğin temel çalışma alanları arasında ekoloji, iklim krizi, yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, sosyal politikalar, demokrasi ve medya gibi konular bulunuyor. Çalışmalarımızı ulusal ve uluslararası kampanyalar ve projelerle gerçekleştiriyoruz. Geçmiş yıllarda; iklim değişikliği, yenilenebilir enerjinin finansmanı, enerji kooperatifleri ve enerji demokrasisi, kent politikaları, dijital aktivizm gibi konulara yönelik projeler yürüttük. Güncel olarak ise kentler, cinsiyet, yeşil ekonomi, doğa hakları ve eko-kırım, eko-demokrasi gibi konular etrafında projeler yürütüyoruz. Bunların yanı sıra yeşil hareketin buluşma noktaları diyebileceğimiz Yeşil Kamp ve Yeşil Diyalog gibi yeşillerin geleneksel etkinliklerini de birkaç senedir hayata geçiriyoruz.
Yeşil politikalar nedir? Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla ne tür çalışmalar yapılıyor?
Yeşil politikalar temelde toplumsal örgütlenmemizin ve bireysel yaşamlarımızın doğa-merkezci bir dünya görüşü doğrultusunda gerçekleşmesi için oluşturulmuş araçlardır. Diğer yandan her ne kadar yeşil politikaların ilk bakışta sadece çevre ile ilgili olduğuna dair bir algı olsa da şiddetsizlik, savaş karşıtlığı, âdem-i merkeziyetçilik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel ve doğrudan demokrasi, adil paylaşım, özgür yaşam ve çoğulculuk gibi farklı hususlar da yeşil politikalar açısından en az doğa-merkezcilik kadar önemlidir. Yeşil politikaların yaygınlaşması için Türkiye’nin birçok farklı bölgesinde yürütülen doğa koruma mücadelelerinin yanı sıra demokrasi, çoğulculuk ve sosyal haklar gibi konular için gerçekleştirilen faaliyetler de Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla yürütülen faaliyetler arasında görülebilir. Diğer yandan ekolojiyle ilgili farklı sivil oluşumların gerçekleştirdiği kampanyalar, projeler, lobicilik ve aktivizm faaliyetleri, farkındalık artırma odaklı seminer benzeri etkinlikler ve kooperatifler gibi sosyal girişimlerin inşa etmeye çalıştıkları alternatif ekonomi modellerinin Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaşmasına yönelik katkıları göz ardı edilemez.
Avrupa Yeşil Vakfı (Green European Foundation-GEF) ortaklığı ile Yeşil Politikalar için Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları projesini yürütüyorsunuz. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?
Yeşil Politikalar için Cinsiyet çalışmaları aslında en temelde yeşil politikalar ve cinsiyet alanındaki kesişimsellik üzerine çalışarak iki alan arasında bir bağ kurmaya ve bu alanda çeşitli ağlar geliştirmeye dayanıyor. Projenin ilk senesinde, 2020 yılında feminist, kuir, Yeşil literatür ve aktivizm ile özellikle dernek ve dernek çevresi kapasite geliştirme çalışmaları kapsamında çeşitli atölyeler gerçekleştirdik. Bununla beraber hem bir video çalışması hem de uluslararası ve ulusal çapta cinsiyet çalışmaları ve ekoloji aktivizmi yapan konuşmacıların katılımı ile Harekete Geçen Kadınlar isimli bir konferans gerçekleştirdik.
Projenin ikinci senesinde ise yeşil politikanın iklim krizi, yenilenebilir enerji, adil geçiş, doğa mücadeleleri gibi tematik konularıyla cinsiyet meselelerinin kesişimselliği doğrultusunda bu alanda çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirdiğimiz toplantılar yaptık. Bu sene içinde de yine bu iki alanda aktivizm yapan, mücadele yürüten kişilerle kısa bir podcast çalışmamız oldu ve Harekete Geçen Kadınlar konferansının ikincisini gerçekleştirdik.
Yeşil Düşünce Derneği’nin temel ilkelerinden biri olan toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde cinsiyet, cinsellik, cinsel yönelim özgürlüğü ve feminizmi vurgulamaya ve aynı zamanda ekoloji, iklim krizi, doğa mücadeleleri ile ortak mücadelelerini vurgulayan çalışmalar gerçekleştirmeye devam etmeyi planlıyoruz.
Salgın süreci ile yeşil şehirlerin daha fazla konuşulur hale geldiğini gözlemliyoruz. Yeşil şehir nedir? Yeşil şehirler için öne çıkan ihtiyaçlar nelerdir? Yeşil şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla ne tür politikalar geliştirilmesi gerekiyor?
Yeşil şehirler için literatürde farklı tanımlar bulunuyor. “Tüm faaliyetlerinde enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerjiyi öne çıkaran, yeşil çözümleri yaygın olarak destekleyen, planlama sistemlerinde karma arazi kullanımı gibi uygulamalarla arazi kompaktlığını sağlayan ve yerel kalkınmasını yeşil büyüme ve eşitlik ilkelerine bağlayan bir şehir” tanımı buna bir örnek olabilir. Ayrıca yeşil politikanın büyüme fetişizmi karşısındaki duruşu, doğaya uyum ve gezegenin sınırları bağlamında yeşil şehirler; “canlı organizmalardan habitatlarına kadar tüm doğa biçimlerinin kentsel formun son derece önemli bileşenleri ve yeşil altyapının bir parçası olduğu ‘doğayla dengede’ bir şehir olmak” olarak da tanımlanabilir. Bunlara ek olarak yeşil politikanın önem atfettiği katılımcılık, çoğulculuk, özgür yaşam ve adil paylaşım gibi ilkelerin benimsenmemesi ve uygulanmaması şehirlerin yeşil olarak nitelenmesini önleyecektir. Bu bağlamda örnek olarak mültecilere ayrımcılık yapılan bir belediyenin yeşil olarak görülmesi düşünülemez. Günümüzde yeşil şehirler için öne çıkan ihtiyaçlar doğaya uyum, doğrudan demokrasinin gerçekleştirilmesi ve sosyal adalet olarak gösterilebilir. Yeşil şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için yağmur suyu hasadı gibi yeşil altyapı uygulamalarını zorunlu kılan veya teşvik eden politikalarla birlikte doğrudan demokrasiyi ve sosyal adaleti sağlayacak yerel iklim konseyleri ve topluluk destekli tarım gibi mekanizmaların da hayata geçirilmesi gerekir. Zira sürdürülebilirliğin ekolojik, ekonomik ve sosyal olmak üzere üç boyutu bulunuyor.
Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?
Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağlanan hibe ile temel olarak etki izleme alanında kendimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında; kaynak geliştirme, idari ve organizasyonel yapı, kampanyacılık, savunuculuk ve kurumlarla ilişkiler bağlamında merkezi yönetimle ilişkilerimizi geliştirmek ikincil gelişim başlıkları arasında yer alıyor. Özel olarak etki izleme açısından kendimizi geliştirmek için kurum içi bir etki izleme grubu oluşturma, eğitimler organize etme, izleme şablonları hazırlama ve veri görselleştirme örnekleri üretmek gibi çalışmalar yapmayı planlıyoruz.
