İmece İnisiyatifi Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

İzmir’de faaliyet gösteren ve mülteciler arasında en dezavantajlı grup olarak kabul edilen Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapan İmece İnisiyatifi Derneği’ne (İmece) Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladık. İmece, kurumsal hibe ile derneğin güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı olan EnergyforEveryone’nın (EFE) için bir pazarlama ve satış ağı oluşturmak üzere kaynak geliştirme çalışmalarına odaklandı. İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı ile salgının beraber çalıştıkları topluluklara etkilerini ve fon kapsamında derneğin kurumsal kapasitesini geliştirmek için yaptıkları çalışmalarını konuştuk.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? İmece İnisiyatifi Derneği’nin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız?

Hibe kapsamındaki çalışmalarımız dernek olarak geliştirdiğimiz ürünler üzerinden kaynak yaratılması için uluslararası alanda faaliyet gösteren kurumlara yapılan ziyaretler, hibe başvuruları ve kurumsal kimlik için iletişim çalışmaları olarak özetlenebilir.

Hibenin en çok uluslararası temaslar geliştirme noktasında bize yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. İmece İnisiyatifi Derneği kurulduğu günden bu yana bireysel bağışlarla çalışmalarını sürdürdüğü ve bağışçılar genel olarak bağışlarının doğrudan yararlanıcılara iletilmesini istediği için bütçemizde böyle bir kalem oluşturmak bizi zaman zaman zorluyordu. Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla Vakfınızdan aldığımız hibe ile Hindistan’da Barefoot College’i, Almanya’da Plan B organizasyonunun kurucularını ve EFE için çok önemli bir bağlantı olan Managers Without Border’ı (MWB), Fransa’ da Techfugees’i, Belçika’da Médecins Sans Frontières’i (MSF) ve Hollanda’da World Fair Trade Organization’ı ziyaret edebildik.

Bu ziyaretlerdeki en temel niyetimiz yüz yüze görüşmelerin avantajlarından yararlanmak, yani teması sürdürecek sağlam bir zemin oluşturabilmekti. Toplantılar esnasında ve sonrasında ağımızı biraz daha genişletebilmiş olduk, yeni bağlantılarımız oldu. Her ne kadar bu bağlantıların önemli kısmıyla COVID-19 salgını nedeniyle istediğimiz çalışmaları henüz, tam olarak gerçekleştiremesek de salgın esnasında farklı iş birlikleri yapabildik. Örneğin Managers Without Borders ile yürütmek istediğimiz çalışma EFE’nin satış ve pazarlama planının hazırlanması ve uygulanması ile ilgiliydi. Ancak salgının en yoğun olduğu ve sınırların kapatıldığı dönemde organizasyonun bizlerle birlikte çalışmak üzere gönderdiği mentorumuz ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. İlgili çalışma tedarikçiler, bağışçılar ve İmece ile büyük oranda yüz yüze görüşmeler içerdiği için bir süreliğine, karşılıklı olarak bu çalışmayı askıya alma kararı aldık. Yine de MWB İmece’nin bu salgın döneminde sahadaki faaliyetlerinden olan hijyen malzemesi dağıtımını destekledi ve MWB ile buluşmanın pozitif sonuçlarını açık bir biçimde görmüş olduk. MSF ve Barefoot College ile de çok benzer bir süreç ilerledi.

İmece İnisiyatifi Derneği’nin Kurumsal Destek Fonu kapsamında geçirdiği bir senelik süreci değerlendirdiğinizde, hedeflerinize ne ölçüde ulaştığınızı düşünüyorsunuz? Kurumsal bir hibe almanın derneğiniz açısından nasıl bir etkisi oldu?

İlk toplantıda STDV desteğiyle oluşturduğumuz stratejik yönelim dokümanının etkinlik ve faaliyet takvimi 13 maddeden oluşuyordu ve biz bu maddelerden yalnızca 3 tanesiyle ilgili ciddi bir çalışma yürütemedik. Bu üç madde dışında her biriyle tek tek mutlaka ilgilenmeye çalıştık. Eğer salgın dünyayı ve bizim hayatlarımızı bu derece etkilemeseydi büyük bir olasılıkla belirlediğimiz tüm adımları gerçekleştirebilecektik. Kurumsal hibe almanın derneğimize ilk olumlu katkısı böyle bir dokümana ve takvime sahip olabilmekti. Edindiğimiz bu deneyim bize yeni planlar yaparken kullanabileceğimiz ve işlevinden emin olduğumuz bir pratik kazandırdı. Buna ek olarak; yine faaliyet planımız çerçevesince, geçmişte yaptığımız işlerin yazılı hale getirilmesi sürecinde kendimizi de değerlendirmiş olduk. Biz şimdiye dek hep gönüllülük esasıyla çalışmalar yürütüyorduk. Ancak tam zamanlı konuya hakim kişilerle çalışmanın gerekliliğini de yine bu program sürecinde açıkça görmüş olduk.

Hibe süresince odaklandığınız konulardan bir tanesi de geliştirdiğiniz güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı EFE’nin (Energy for Everyone) pazarlama stratejisi üzerine çalışmak ve satış kanallarını geliştirmekti. Bu süreçte ne tür deneyimleriniz oldu? Bir ürün geliştirmek ve satışından gelir elde etmek isteyen sivil toplum kuruluşlarına tavsiyeleriniz neler?

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi tüm yüz yüze görüşmelerimiz EFE’nin pazarlama ve satış ağının geliştirilmesi üzerineydi. MWB ile kurduğumuz bağlantı bize böyle bir ağın nasıl kurulacağı ve etkili bir biçimde nasıl kullanılacağı ile ilgili ciddi bir bilgi sağladı.

Almaya’daki buluşmadan sonra Mart 2020’de İmece Köyü’ne gelen mentorumuzla iki hafta çok yoğun çalışabildik. Ancak kendisinin ülkesine dönmesiyle hem birlikte çalışmayı çevrimiçi gerçekleştirme çabası hem de tarım işçisi yararlanıcılarımızın acil ihtiyaçlarına odaklanmak zorunda hissetmemiz bizi oldukça yavaşlattı. Bunun nedeni İmece’de herkesin birden çok görevinin olması, yani bir anlamda insan kaynağımızın yetersizliğiydi. Yine de hem kurumumuzun kapasitesini geliştirip güçlendirecek hem EFE’yle ilgili görmediğimiz ya da atladığımız noktaları, olasılıkları ve seçenekleri tek tek ortaya koyan bir yol haritası belirleyebildik. Tabii istediğimiz çalışmaları, istediğimiz yoğunlukta yürütebilmemiz için salgın ile ilgili önümüzü görebilir hale gelmemiz gerekiyor.

Daha önce de insani krizlerde, örneğin Çeşme’den Sakız’a çok yoğun insan trafiği varken, faaliyet yürütmüştük. Ancak bu kez COVID-19 salgını yaşanırken, yani başka bir kriz daha varken, hem olağan faaliyetlerimizi sürdürüp hem kurumsal kapasitemizle ilgili ek çalışmalar yaptık. Bizim açımızdan çok enteresan bir deneyimdi. Bu anlamda limitlerimizi oldukça zorladık.

Satış ve pazarlama konusunda bizce önemli başka bir nokta da World Fair Trade Organization ile olan buluşmamızdan sonra belirginleşti. Böyle bir ağa dahil olabilmek için yapılması gereken çalışmaları ve cevaplanması gereken soruları görmek bizim için çok önemliydi. Bu gibi ağlara dahil olma konusunda hiç deneyimimiz olmadığını da düşününce edindiğimiz bilgi ufkumuzu açtı diyebiliriz.

Bir ürün geliştirmek ve satışından gelir elde etmek isteyen sivil toplum kuruluşlarına tavsiyelerimize gelirsek… İktisadi işletmenin yasal zemininin iyi kurulması ve bu işletmeler hakkında detaylı bilgiye sahip kişilerle mutlaka bir ön çalışma yapılması bizim tavsiyemiz olabilir. Bu kısım atlanıp doğrudan ürün geliştirmeye geçilirse geriye dönüp pek çok düzeltme yapılması gerekiyor ki bu da bir hayli zaman kaybetmek anlamına geliyor. Gönüllü emeğin çok yoğun olduğunu da göz önüne alırsak bizce en iyisi sağlam bir zeminle başlamak.

İmece İnisiyatifi Derneği, COVID-19 salgınıyla birlikte yaşanan gelişmelerin de bir sonucu olarak ihtiyaç sahiplerine yönelik yardım dağıtımlarına öncelik vermeye başladı. Sahadaki deneyimlerinizden yola çıkarak, yardım ettiğiniz toplulukların genel durumu, bu süreçte ortaya çıkan ihtiyaçları ve bu toplulukları düzenli şekilde desteklemek için atılabilecek adımlar konusundaki görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Salgın devam ediyor. Salgının Türkiye de en yoğun yaşandığı Mart ayından bu yana, zaten oldukça ağır koşullarda yaşayan insanların problemleri daha da derinleşti. Zaten hijyen olanakları yok gibiydi ve geçici işlerde çalışıyorlardı. Salgınla birlikte artık sadece günlük yemekleri için yani boğaz tokluğuna çalışır hale geldiler. Hijyen için ayıracakları bir bütçeleri de bulunmuyor. Yaşam alanlarında sosyal mesafe kurallarına uyabilmeleri teknik olarak mümkün değil. Özellikle Dom yararlanıcılarımızın, yani tarım arazilerinde naylon çadırlarda yaşayan geçici koruma altındaki Suriyeliler’in bu imkanı hiç yok. Yaşadıkları ortamda suya ve elektriğe erişimleri çok kısıtlı. Banyo ve tuvalet problemleri ise uç noktada.

Evet, tarlada kendi sıralarında, arada mesafe varken çalışabilirler. Ancak işin belli kısımlarında mesela ürünün bir araya getirilmesinde ya da iş bitiminde traktör kasalarına binip çadırlarına dönerken sosyal mesafe kurallarına uyabilmelerinin mümkünü yok gibi. İşverenler de maske ve diğer hijyen malzemelerini çalışanları için sağlamıyorlar. Bu insanların da başka bir yerden maske temin etmesi çok zor. Ayrıca başta da belirttiğimiz gibi buna ayırabilecek bir bütçeleri de yok. Bu sebeple salgın sürecince hijyen malzemesi desteği vermeye odaklandık. Şimdiye dek sabun, şampuan, deterjan, kolonyaya ek olarak 67.500 adet maske dağıttık.

Ziraat odalarının iş birliği ile her ilçede bir yerleşke oluşturulup o bölgeye giden ve mevsimlik işçi olarak çalışacak aile ve bireylere biraz daha düzenli bir yaşam alanı olanağı sunulabileceğini düşünüyoruz. Örneğin ben 2 ay boyunca 20 çalışana ihtiyacı olan bir tarla sahibiyim ve bu talebimi ziraat odasına bildiriyorum. Onlar bana bu işçileri temin ediyorlar ve işçiler ilçemize geldikleri gün itibariyle önceden düzenlenmiş ve alt yapı sorunu olmayan alanlarda yaşamaya başlıyorlar. Burada konteynır yerleşkeler ya da daha farklı bir yapı da düşünülebilir. Böylelikle bu ailelerin çocukları da örgün eğitime dahil olabilirler ve başka bir ile ya da ilçeye geçtiklerinde eğitimlerinden geri kalmazlar. Bunun çok maliyetli bir sistem olduğunu düşünmüyoruz. Ama gerçekleşmesi için ilgili bakanlıkları, kooperatifleri ve meslek odalarını kapsayan bir çalışma yapılması gerekiyor.