Rengarenk Umutlar Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği’ne (RUMUD) Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağlıyoruz. RUMUD, bu hibeyle çocuk hakları alanındaki faaliyetlerinin etkisini ölçmek ve izleme -değerlendirme konusundaki kapasitesini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapacak. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Dilan Taşdemir ile yakın zamanda hayata geçirdikleri Çocuk Hakları Akademisi’ni, başarıyla tamamladıkları kitlesel fonlama kampanyaları Dayanışmanın Ev Hali’ni ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgını nedeniyle çocuklara yönelik çalışmalarınızı bir süredir çevrimiçi yöntemlerle devam ettiriyorsunuz. Hem dernek merkezinde yüz yüze faaliyetler yürütmüş hem de çevrimiçi olarak çalışma deneyimi kazanmış bir kurum olarak bu yöntemlerin olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirir misiniz?

Rengarenk Umutlar Derneği olarak hala devam eden salgın sürecinin ilk zamanlarında başlattığımız telekonferans yöntemi ile psiko-sosyal atölye çalışmalarını Eylül ayının ilk haftasında tamamladık ve sonuçlarını raporladık. Dönemin sonunda, çocuklar ve aileleri ile yaptığımız değerlendirme anketi sonucunda aldığımız verilere göre, kısıtlamaların çok yoğun yaşandığı dönemlerde çocukların ihtiyaç duydukları sosyal ve psikolojik desteği sağladığımız sonucuna ulaştık. Elbette telekonferans çalışması çok zorlu bir programdı. Öncelikle daha önce kullanmadığımız bir teknikti. Her grupta minimum 20 çocuk vardı ve moderasyonu zorlayıcıydı. Ailelerin zaman zaman evde olmamaları, müsait olmamaları, çocukların fırsat buldukça sokağa çıkmaları ve teknik aksaklıklar çalışmaları yürütürken yaşadığımız zorluklardı.

Diğer taraftan yüz yüze yapılan çalışmalar, hedeflenen değişimin niteliğini arttırıyor. Dolayısıyla okulların açılması ile beraber sonlandırdığımız telekonferans çalışmasını, dernek merkezinde yürütmeye ve çocukların güçlendirilmesi amacıyla hazırladığımız alternatif programı uygulamaya karar verdik. Fakat hala salgın devam ederken çocukların güvenliğini sağlamak oldukça zordu. 2 ay süren hazırlık çalışmasından sonra dernek merkezini çocuklar için uygun, güvenilir ve hijyenik hale getirdik. Ancak 1 Ekim 2020 tarihli İçişleri Bakanlığı genelgesine göre dernek faaliyetlerinin durulması sonrasında, sadece 1 aktif çalışma yaptıktan hemen sonra, hazırlığını tamamladığımız tüm fiziksel faaliyetleri dondurmuş bulunuyoruz.

Birlikte çalıştığınız çocukların salgın döneminde ortaya çıkan ihtiyaçlarını gidermek ve faaliyetlerinize devam edebilmek amacıyla Nisan ayında Dayanışmanın Ev Hali isimli bir kitlesel fonlama kampanyası gerçekleştirdiniz. Bu kampanya sırasında edindiğiniz deneyimlerden ve bu süreçteki kurumsal öğrenimlerinizden bahseder misiniz?

Salgın süreci tüm dünyayı etkilediği gibi, çocukları, özellikle de dezavantajlı durumdaki çocukları, önemli ölçüde etkiledi. Kampanyanın öncelikli amaçları dijital fırsat eşitsizliğine karşı bir yöntem geliştirmek, bu süreçte birlikte çalıştığımız çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirmek ve bu sürecin çocuklar üstündeki olumsuz etkisini en aza indirmekti. Bunun için de oyunların, masalların, sanat atölyelerinin, psikolojik desteklerin ve psikososyal atölyelerin olduğu çift dilli bir program tasarladık. Bu programı, mevcut koşullar nedeniyle, çocukların ailelerinin telefonlarını çoklu arama yaparak yani telekonferans sistemiyle gerçekleştirmek dışında bir seçeneğimiz yoktu. Program içeriğini ve zamanlamasını alanında uzman gönüllülerimizle planladık. Ancak fark ettik ki bu atölyelerin bir kısmını yapabilmek için çocukların bazı temel kırtasiye malzemelerine ihtiyaç vardı. Bunun için bir kitlesel fonlama mecrası olan Fongogo üzerinden ‘Dayanışmanın Ev Hali’ adını verdiğimiz kampanyayı başlattık. Kampanya ile öncelikli amaçlarımız salgın sürecinin herkes için eşit düzlemde yaşanmadığına ve dijital fırsat eşitsizliğine maruz kalan çocukların desteklenmesi gerektiğine dair bir kamuoyu oluşturmak ve elbette atölyeleri gerçekleştirmek için gerekli olan temel malzemelere erişmekti. Bunun için etkili bir iletişim stratejisi belirledik ve günlük olarak bu stratejiyi takip ettik. Medya temsilcileri, diğer sivil toplum kuruluşları ve daha önceki destekçilerimiz ile iletişime geçmek gibi birçok mekanizmayı harekete geçirdik. Bu süreçte kurumsal olarak kaynak geliştirme konusunda epey ilerleme kaydettik diyebiliriz.

Diyarbakır’da çocuk haklarına dair çeşitli alanlarda kurumların ve bireylerin kapasitesini güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiğiniz Çocuk Hakları Akademisi kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu projenin alana nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

Çocuk Hakları Akademisi kapsamında 12 haftalık bir atölye programı hazırladık. Bu programı, Diyarbakır’daki çocuk haklarına dair güçlendirilebilecek alanları düşünerek oluşturduk. Program, bizim içinde oldukça keyifli ve öğretici olacak. Her atölyede Diyarbakır’da yaşayan ve buradaki çalışmalara emek verdiğini bildiğimiz iki uzmanla birlikte çalışacağız. Her atölyenin ardından ise, gerçekleşen atölyelerin birer modülünü oluşturmayı hedefliyoruz. Bu sayede, bu sene katılımcı olarak aramızda olanların, bir sonraki sene bu modülleri geliştirerek atölyelerin yürütücüsü olmalarını hedefliyoruz. Bu bizim için çok heyecanlı bir şey. Bu durum, aynı zamanda Akademi’yi kolektif hale getirebilmekle ilgili önceliğimizi de pratik anlamda mümkün kılabilir. Tabii aynı zamanda, bu yıl akademinin kolaylaştırıcılığını biz yapıyor olsak da bu bizim için yalnızca bir tohum ekmek. Akademinin önümüzdeki dönemlerinde, burada emek veren diğer çocuk hakları örgütlerinin birikimleriyle beraber, Akademi hepimizin ortak mecrası haline gelebilirse bu bizi çok mutlu eder. Bu mecranın ortak tartışmalar ve ortak üretimler yapabileceğimiz sürdürülebilir bir alana dönüşmesi en büyük hayallerimizden biri. Elbette Diyarbakır’da Çocuk Çalışmaları Ağı’nda da yer alıyoruz ve orası da bizim için benzer bir kolektif alan. Fakat yine de bu tartışma alanlarını ne kadar genişletebilirsek Diyarbakır’da çocuk hakları alanında da o denli dönüşümler yaşanabileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla, çalışmanın bu alana katkısına dair dileklerimiz olsa bile nasıl bir katkısı olacağını yaşayıp göreceğiz diyebiliriz.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi (BoMoVu) iş birliği ile başladığınız Bir Sur Varmış Oynarmış projesi ile kültürel çeşitliliği öne çıkarıyorsunuz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu projenin amacı çocukların yaşadıkları veya yaşamış oldukları ve devamlı çatışmalar ile anılan Sur ile kültürel araçlarla barışmalarını sağlamak. Kültürel çeşitlilik konusunda yapacağımız çalışmalar örneğin dengbej dinlemeleri, hikaye araştırmaları, masal geceleri, mekan ziyaretleri, oyun haritası için yapılacak araştırmalar olarak özetlenebilir. Bu çalışma ile kültürel hafıza ve kültürel barışı sağlamak, çocukların yaşadıkları bölgenin çeşitliliğini anlamasına destek olmak ve farklılıklara saygıyı geliştirmek amaçlarımız arasında yer alıyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu başlık altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

RUMUD mevcut durumda pek çok faaliyet yapmasa da, bir izleme ve değerlendirme sistemi olmadığı için faaliyetlerin etkisini yeterince göremiyor ve gösteremiyor. Sosyal etki ölçme ve izleme-değerlendirme amacıyla kullanılan formlar RUMUD’un ihtiyaçlarına tam olarak cevap vermiyor. Elimizde toparlanacak ve kullanılabilecek çok fazla veri varken bu verileri toplayamıyor ve etkili bir şekilde kullanamıyoruz. Bu da dolaylı olarak iletişim, kaynak geliştirme, gönüllülerle ilişkiler ve savunuculuk gibi diğer temel çalışma alanlarımızı etkiliyor. Bu nedenle Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız hibeyle yürüttüğümüz çalışmaların veriler üzerinden sonuçlarını görebilmek ve bu sonuçlardan hareketle yeni faaliyetler kurgulayabilmek, verileri kullanarak yeni kaynaklara erişebilmek ve aynı zamanda bu veriyi savunuculuk faaliyetleri için materyale dönüştürebilmek amacıyla çalışmalar yapmayı planlıyoruz.