Rengarenk Umutlar Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90’ının internete erişimin olmadığını belirtiyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink bağlantısı ile çalıştığı bölgedeki internet altyapısını güçlendirecek ve çocuklara yönelik faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden devam ettirecek. Rengarenk Umutlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ezra Elbistan ile salgın sürecinin derneğin birlikte çalıştığı çocuklar üzerindeki etkisini, bu süreçte çalışmalarına devam edebilmek için geliştirdikleri yöntemleri ve hibe ile yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen gruplardan biri de çocuklar oldu. Rengarenk Umutlar Derneği olarak, Diyarbakır’ın Sur bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların ve ailelerinin bu süreçten nasıl etkilediğine dair gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

12 Mart 2020 tarihinden beri COVID-19 salgınına karşı alınan tedbirlere uyarak bizler de tüm çalışmalarımızı evden yürütmeye başladık. Bu süreçte çocuklarla nasıl bağlantıda kalacağımıza dair kendi içimizde hızlıca bir tartışma yürüttük. Birlikte çalıştığımız 8-16 yaş aralığında yer alan çocukların salgın sürecinde içinde bulundukları ruhsal durumu, fiziki koşullarını, beklentilerini, neler hissettiklerini paylaşabilmeleri için çevrimiçi formlar hazırladık. Forma erişimi olmayan çocuklara ise telefon bağlantısı ile ulaştık.

115 çocuktan aldığımız geri dönüşler, çocukların karantina ve sokağa çıkma sınırlaması başladığında süreci anlamlandırmakta zorlandıkları ve kendilerini güvensiz, endişeli, sıkılmış ve kötü hissettikleri yönünde oldu. Bu süreçte yaşananların, yakın geçmişte güvenlik nedeniyle ilan edilen uzun süreli sokağa çıkma yasakları (2015-2016) nedeniyle çatışma sürecini anımsatması korkularını ve endişelerini beslemiş, geçmişte yaşadıkları travmayı tetiklemişti. Çocukların, salgın ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde kalmak, dışarıya çıkamamak ve okula gidememek gibi zorunlu değişimlerden olumsuz etkilendiklerini de gördük. Ayrıca çocukların büyük bir çoğunluğu salgın sürecinde eğitime devam etmek için geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemine ya erişemedikleri için ya da EBA yönteminin kendilerine uygun bir öğrenme biçimi olmadığı için takip edemediklerini ifade ettiler.

Çocuk Fonu kapsamında derneğinizle Nisan ayında yaptığımız röportajda, birlikte çalıştığınız çocukların internete erişimi kısıtlı olduğu için bu süreçte çalışmalarınızı telekonferans yöntemi ile devam ettirdiğinizden bahsetmiştiniz. Nisan ayından beri geçen süreçteki deneyimlerinizden yola çıkarak çalışmalarınızı bu yöntemle sürdürmenin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Salgın süreciyle birlikte gelişen yeni ihtiyaçlar doğrultusunda ve bu ihtiyaçlara uyumlu olacak şekilde yeni yöntem arayışlarımız oldu. Çocukların evde kalmalarını destekleyecek etkinlikler ve aynı zamanda farklı ihtiyaçlarını karşılayacak programlar oluşturduk. Hazırladığımız programlardan biri de “Telekonferans Psikososyal Destek Çalışması” oldu.

Telekonferans çalışması içinde aileler ve çocuklarla psikososyal destek atölyeleri, sanat atölyeleri, yaşam becerilerini geliştirme çalışmaları ve masal okuma gibi çeşitli faaliyetler yürüttük. Salgının başında ve telekonferans çalışmasının 3. ayının sonunda çocuklardan ve ailelerden aldığımız geri bildirimleri çok yakın bir zamanda kısa bir rapor olarak paylaşacağız. Ancak genel hatları ile çocuklara telekonferans yöntemi ile ulaşmamızın en olumlu yanı, kurduğumuz bağlantının çocukların bu süreçte kendilerini yalnız hissetmemelerine katkı sağlaması oldu. Aynı zamanda, dernek çalışmalarımızı salgına uyumlamak, bu sürecin uzun süreceğini de öngörerek çok erken harekete geçmek ve alternatiflerimizi hızlıca belirleyebilmeyi de olumlu yanlar arasında sayabiliriz.

Çalışmalarımızda en zorlandığımız nokta ise internet ve iletişim araçlarına erişim sınırlılığıydı. Çocukların bu imkanlara ve hizmetlere erişiminin olmaması bizleri de farklı arayışlara yöneltti.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın ve karantina süreci başladığından beri birçok sivil toplum örgütü (STÖ) ve inisiyatif sosyal medya araçları üzerinden çeşitli destek mekanizmaları geliştirdiler. Ancak birlikte çalıştığımız çocukların aileleri ile yaptığımız görüşmelerde maalesef %90 oranında internete ve dijital araçlara erişimlerinin olmadığı gerçeği ile karşılaştık. Mevcut koşullarda çocuklara ulaşmanın tek yolunun çoklu telefon bağlantısı telekonferans bağlantısı olması nedeniyle tüm çalışmalarımızı telekonferans yöntemine uyarladık. Ancak çocukların bizlerin sadece seslerimizi duyarak sürece adapte olmalarının eksik bir yöntem olduğunu da fark ettik. Çocuklar hem kolaylaştırıcıları hem de arkadaşlarını görmek istediklerini her telekonferans bağlantısında paylaşıyorlardı. Özellikle özlem duygularını sıkça ifade etmeye başladıklarında dernek olarak yeniden bir arayışa başladık.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan aldığımız hibe desteğiyle Sur ilçesinde yaşayan 115 çocuğun evlerinde sınırsız internet erişimi sağlamak için radyolink sistemi kurmayı amaçladık. 4 mahallenin belli bölgelerine kurulacak olan radyolink vericileri ile çocukların internete erişim sorununu çözüp yukarıda bahsettiğimiz çalışma programını çocukların katılımını artırarak daha etkili, verimli ve sağlıklı şekilde uygulayacağız.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini daha görünür hale getirmesi ve artırması da bekleniyor. Bu durumun çocuk hakları alanındaki yansımaları ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Salgından önce de çocuk haklarının gelişmesi ve korunması ile ilgili çok ciddi eksiklikler ve ihlaller vardı. Sizin de söylediğiniz gibi, salgın bu hak ihlallerini daha fazla görünür kıldı. Mevcut durum zaten çocukların ihtiyaçlarını karşılamazken salgın ile birlikte daha fazla ve çeşitli yetersizlikler oluştu. Özellikle karantina döneminde çocuklara yönelik cinsel sömürü, istismar ve şiddet vakalarında çok ciddi sayıda artış olduğunu STK’ların ve Baroların paylaştıkları raporlardan görüyoruz. Çocuk haklarının tümü açısından durum çok benzer.

Salgın döneminde ve sonrasında çocukların istismar ve ihmalden korunma hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı, eğitim hakkı, oyun hakkı, dijital fırsat eşitliği hakkı ve hizmetlere eşit erişim hakkını da içerecek şekilde tüm haklarının etkin şekilde korunması için acil önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Derneğiniz yakın zamanda düzenlediği kitlesel fonlama kampanyasını başarıyla tamamladı. Bu süreçteki deneyimlerinizden ve Rengarenk Umutlar Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerinden bahseder misiniz?

COVID-19, deprem, göç ve savaş gibi durumlarda, özetle acil destek gerektiren kriz anlarında STÖ’lerin yeni gelişen ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalar veya iş birlikleri çok kıymetli. Türkiye toplumunun acil gelişen durumlarda hızlıca dayanışma ağı kurabiliyor olduğunu COVID-19 salgınından evvel yaşanan afet veya benzeri durumlarda da gözlemledik.

Dernek olarak geliştirdiğimiz ‘’Telekonferansla Psikososyal Destek Çalışması’’ dijital fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik bir çalışma modeliydi. Bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için öncelikle ihtiyaç duyduğumuz kırtasiye malzemelerini temin etmek ve güvenli bir şekilde çocuklara ulaştırabilmek için kaynağa ihtiyacımız vardı. Tam da bu noktada yapılacak en iyi yöntem bireysel kaynakları devreye sokmak ve kampanya yaparak yeniden bir dayanışma ağı oluşturmaktı. Böylelikle bir kitlesel fonlama platformu olan Fongogo’da başlattığımız ‘Dayanışmanın Ev Hali‘ bireysel bağış kampanyası ile ihtiyaç duyduğumuz kaynağa çok hızlı bir şekilde ulaşmış olduk.

Hedef kitlenin ihtiyaç duyduğu malzemelerin temini ya da hak temelli bir çalışmanın uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynak için kitlesel fonlama çalışması artık çok önemli. Bu destek çalışması hedef kitleye ulaşamayan bağışçılar için de iyi bir yöntem. Ancak buradaki kritik mesele kampanyayı başlatan ya da yürütücülüğünü üstlenen STÖ’nün böylesi bir çalışmayı yürütebilmek için sahip olduğu iç kapasite. Nitekim yapılan çalışmanın nitelikli, verimli ve etkili olabilmesi STÖ’ nün sahip olduğu donanımla doğru orantılı.

Kriz zamanlarında STÖ’lerin kendi ihtiyaçları için destek talebinde bulunması, hedef kitlesinin yeni gelişen ihtiyaçlarını hızlıca belirlemesi ve gerekli olan kaynağa ulaşabilmesi çok önemli. Farklılaşan kaynak ihtiyaçları için fon kuruluşlarının da destek modellerini çeşitlendirmesi gerekiyor. Aynı zamanda bireysel destekçilere, ihtiyaçları net ve doğru anlatmak da oldukça önemli hale geliyor.

Son olarak STÖ’lerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için desteklerini çeşitlendiren ve alan açan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a çok teşekkür ederiz. Bu desteğin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve diğer fon veren kuruluşlara ilham vermesini umuyoruz.