Kalkınma Atölyesi Sihirli Lamba Projesini Tamamladı

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hibe verdiğimiz Kalkınma Atölyesi mevsimlik gezici tarım işçiliğinde insana yakışır yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması ve farklı sektörlerde çocuk işçiliği ile mücadele alanlarında çalışmalar yapıyor. Kalkınma Atölyesi, fon kapsamında desteklediğimiz Sihirli Lamba projesi ile mevsimlik tarım işçilerinin kendilerini ifade etme becerilerinin sinema sanatı aracılığıyla güçlenmesi ve kendi çektikleri kısa filmlerin hak ihlallerine karşı bir savunu aracı haline gelmesi için çeşitli faaliyetler gerçekleştirdi. Kalkınma Atölyesi Sihirli Lamba Projesi Koordinatörü Sinem Sefa Akay ve Araştırma Uzmanı Özgür Çetinkaya ile yaptığımız röportajda mevsimlik tarım işçilerinin COVID-19 sürecinde daha da derinleşen sorunlarını ve Sihirli Lamba projesi kapsamında mevsimlik tarım işçileri ile birlikte hazırladıkları kısa film, kısa belgesel ve dijital albümü konuştuk.

Mevsimlik tarım işçileri gibi dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Sahadaki tecrübenizden ve bu dönemde yaptığınız araştırmalardan yola çıkarak salgının mevsimlik tarım işçileri üzerindeki etkilerinden ve bu grupların öne çıkan ihtiyaçlarından bahseder misiniz?

Aslında yıllardır dile getirilen sorunlar ve mevcut ihtiyaçlardan daha farklı çok az şey ortaya çıktı. Bu insanların çalışma ve yaşam koşulları salgın öncesinde de çok farklı değildi. Salgın deneyimledikleri eşitsizlikler çerçevesinde bir büyüteç işlevi gördü ve mevcut sorunların ne kadar derin olduğunun ortaya çıkmasını sağladı. Bugünlerde derin yoksulluk olarak tartışılan konu bu aslında. Kalıcı hale gelen ve gittikçe içinden çıkılmaz bir hâl alan derin yoksulluk salgınla kendini daha net gösterdi. Yaptığımız ilk araştırmada görüştüğümüz tarım aracıları bize bilmediğimiz şeyler anlatmadılar, var olan sorunların salgınla birlikte nasıl katlanılmaz bir hale geleceğinden dem vurdular. Mesela kalabalık bir şekilde daracık alanlarda konaklama şartlarında “Sosyal mesafeye nasıl uyacağız?” diye soruyorlardı. Yaşam alanlarında su, tuvalet ve banyo problemleri var. Bu, insanların en büyük ihtiyacı. Salgın ile birlikte “Kişisel hijyene nasıl dikkat edelim?” diye soruyorlardı. Mevsimlik tarım işçilerini konuştuğumuzda “virüs öldürmezse açlık öldürecek” diyerek evde kalamayan kişilerden bahsediyoruz. Özellikle salgının ilk 3-4 ayında var olan az bilgi ve iyi yönetilemeyen bilgilendirme süreçlerinden dolayı herkes kadar endişeliydiler. Bazıları bu süreçte yola çıkmadı ve çalışmaya gidemedi. Kimileri ise alınan ulaşım tedbirlerinden dolayı normalinden daha fazla yol masrafı yaptı. Kısacası her durumda gelir kaybına uğradılar. Virüs ile yoksulluk arasında kaldılar. Ancak bu gelir kayıpları kapsayıcı ve düzenli bir şekilde giderilmedi. Açıklanan birçok destekten kayıt altında olmayan bir alanda çalıştıkları için yararlanamadılar. Çalışmak için bulundukları yerlerde gıda ve hijyen paketleri alanlar oldu. Ayrıca bu yardımlar düzenli şekilde yapılmadı. Kimi illerde sağlık taramasından geçtiler ya da salgın ile ilgili bilgilendirme yapıldı ama bu da düzenli olmadı. O dönem artışa geçen gıda fiyatları, hijyen malzemelerine ve kişisel koruyucu ekipmanlara erişimde yaşanan güçlükler mevsimlik gezici tarım işçilerini daha fazla etkiledi. Normalde eğitim yaşamları pamuk ipliğine bağlı olan mevsimlik gezici tarım işçilerinin çocukları, kimi zaman altyapı eksikliklerinden kimi zaman da çalışmak zorunda olduklarından uzaktan eğitime çok büyük oranda erişemediler. Derinleşen yoksulluk, güvencesiz çalışma ve düşük ücretlerin getirdiği zorluklar mevsimlik gezici tarım işçileri hanelerinde doğrudan çocuğa yansıyor. Özellikle okulların kapanması ve uzaktan eğitimin bu gruba çok uzak kalması birçok çocuk için tarlada çalışmayı tek seçenek haline getirdi. Bu noktada, mevsimlik tarım işlerinde belirli bir ağırlık kazanan Suriyeli göçmenleri düşündüğümüzde özellikle Suriyeli ailelerin çocuklarının durumu eğitim açısından çok daha kötü bir halde diyebiliriz. Özetle; gelir kayıpları, sosyal yardımlara erişimde yaşanan zorluklar, sağlık hizmetlerine ulaşamamak, çocuklar için uzaktan eğitim problemleri ile tarlada çalışmak zorunda kalmak ve kadınlar için bir taraftan çalışma bir taraftan artan ev işleri ve çocuk bakımı ile gündelik yaşam yükünün birkaç katına çıkması bu süreçte karşımıza çıkan temel sorun alanlarıdır diyebiliriz. Kamu kurumları tarafından mevsimlik gezici tarım işçileri için çok çeşitli önlemler alındı ancak bunların çoğunun pratikte karşılığı yoktu. Bazı önlemler ulaşım konusunda olduğu gibi işçiler için ekstra maliyete yol açtı ama ilave maliyetlerin nasıl karşılanacağı kimse tarafından dile getirilmedi. Sonuçta işçiler normalden daha fazla yol parası ödediler. Diğer taraftan her ne kadar bu kadar çok sorunu ortadan kaldırmasa da olumlu gelişmelerin de yaşandığını söyleyebiliriz. Özellikle bu işçilerin daha görünür olması, illerde kamu otoritesinin sorumluluğunda olan geçici konaklama alanları ile ilgili çalışmaların hızlandırılması ve belgesiz tarım aracılarının yol izni alamamasından dolayı belgelendirme çalışmalarının artması gibi konuları kendi açımızdan ileriye dönük olumlu gelişmeler olarak görüyoruz. Ama elbette yeterli değil.

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe kapsamında gerçekleştirdiğiniz Sihirli Lamba projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler projeyi ne şekilde etkiledi?

Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanı ve Kültür Sanat Fonu’nun desteği ile Adana’da bulunan Atom Film iş birliğinde yürüttüğümüz Sihirli Lamba Projesi, kültür ve sanat faaliyetlerinin hak temelli savunu yapmak ve insan hakları konusunda farkındalık yaratmak için uygulanabileceğinin güzel bir örneği oldu. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin belirli süreli konakladıkları çadır yerleşimleri sakinleri için günlük yaşam ve çalışma birbirinden ayrılamayan, sürüp giden bir döngü gibi yaşanıyor. 24 saat ve 7 gün aylarca işleyen bir fabrikaya benzeyen bu yerleşimlerdeki yediden yetmişe tüm bireyler için televizyonda veya sosyal medyada gördükleri şeyler ulaşılmaz ve gerçek dışı. Projemiz, beyaz perdeyi bu kez çadır içine kurarak ve yönetmenleri, yani o ulaşılmaz ve gerçek dışı olan şeyleri kurgulayanları ve çekenleri, bilgi ve deneyim kaynağı haline getirerek sinema sanatının inceliklerini aktarmayı ve az bir zamanda bile olsa yaşatmayı amaçladı. Proje kapsamında Adana, Köylüoğlu Mahallesi yakınında bulunan mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerin yaşadıkları geçici çadır yerleşiminde 3 günlük bir atölye çalışması yaptık. Yönetmen ve film yapımcıları Tufan Şimşekcan ve Ozan Sihay tarafından sinema tarihi, film çekimi, senaryo, kurgu, görüntü ve ses kaydı gibi konuların uygulamalı ele alındığı Sinema Atölyesi’ni gerçekleştirdik. İnsan hakları, çocuk hakları ve özellikle mevsimlik gezi tarım işçisi hanelerin yaşam ve çalışma koşullarına dair sohbetlerin de yapıldığı 2 günün sonunda katılımcılar kısa film olarak çekmek istedikleri hikayeleri ve kimlerin hangi görevleri üstleneceğini belirlediler. Son gün ise katılımcılar kendi seçtikleri hikâye ve çekim mekanlarında yönetmenlerin rehberliğinde kısa film ve belgesel çekimlerini gerçekleştirdiler. Tüm süreç ayrıca Atom Film ve Kalkınma Atölyesi uzmanları tarafından fotoğraf ve video çekimleri ile belgelendi.

Sihirli Lamba projesi kapsamında Şubat 2020’de Adana’da tamamlanan sinema atölyesi ve kısa film çekimlerini Ankara ve Konya’da da gerçekleştirme hedefimiz vardı. Ne var ki sunum sırasında projeksiyon kullanılması nedeniyle sinema atölyesinin çadır içinde gerçekleştirilmesi gerekliliği ve çekimler esnasında kişilerin birbirine yakın durması olasılığı, korona virüsün bulaşma riskini artırdığından Ankara ve Konya faaliyetlerinin 2020 Temmuz ayı yerine 2020 Eylül ayına ertelenmesi söz konusu oldu. 2020 Eylül ayına gelindiğinde ise, vaka sayılarındaki artışlar ve riskin mevcudiyetinin hem bizler hem mevsimlik tarım işçileri ve aileleri için sürmesi nedeniyle projeyi planladığımız 3 ilde atölyeler yerine bir ilde atölye ve çekimler ile dijital fotoğraf albümü tasarımı-basımı ve 10 Aralık İnsan Hakları Gününde çevrimiçi kapanış/gösterim etkinliği ile tamamladık.

Sihirli Lamba projesi kapsamında beraber çalıştığınız mevsimlik tarım işçileri ile birlikte çektiğiniz filmlerden ve süreci anlatan fotoğraf albümünden bahseder misiniz? Projeye dahil olan mevsimlik tarım işçilerinden ve ailelerinden süreç boyunca nasıl geri dönüşler aldınız?

Tüm saha çalışmalarımızda, mevsimlik gezici tarım işçilerinin konaklama mekânları olan geçici çadır yerleşimlerinde yaşayanların çoğu bizlerle hayallerinin veya umutlarının çok dar kapsamlı olduğunu, yaratıcılıklarını geliştirecek ne imkân ne de sosyo-kültürel uyaran olmadığını paylaştılar veya biz sohbetlerimizden bunu çıkardık. Sihirli Lamba projesi, sinema sanatına dair bilgileri biraz da ilham ve cesaret ile sunarak hak temelli çalışmalarda kilit nokta olan elverişli ortamı sağlamanın etkisini gösterdi. Atölyeler, planlama, çekim derken ilk günden son güne kadar yaşananları belgeleyen fotoğraflar ile Topukla ve Tersine isimli iki adet kısa film*, bir adet kısa belgesel ve bir adet kamera arkası çekimlerini içeren dijital albüm İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilde hazırlandı. Bu dijital albüm kendi yaşamlarını ve haklarının ihlalini ortaya koyan bir savunu aracı oldu.

2020 en temel hak olan yaşam hakkı açısından yıkıcı bir yıldı. Kriz ve acil durum dediğimiz şey, yeni normalimiz oldu. Ayrımcılığa uğrayanlar, ötelenenler sağlık hakkı başta olmak üzere birçok hak ve temel hizmetten yine yararlanamadılar. Sihirli Lamba projesi kentin çeperlerinde birçok olanaktan ve hizmetten uzak olan bu bireyleri sinema sanatı ile tanıştırıp onları sanata yakınlaştırma fikri üzerine kurgulandı. Mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerdeki bireylerin kendi hikayelerini anlatmak ve sorunlarını çözmeye katkı vermek için sanatı bir iletişim aracı olarak kullanmaları hem hoşlarına gitti hem de onları düşündürdü. Dijital fotoğraf albümünün son sayfalarında yer alan kamera arkası videosunda paylaşılan “Hoşuma gitti, olsa da devam ederim” temennisi daha çok kişiye ulaşılabilecek benzer faaliyetleri yapma isteğimizi arttırdı.

Kalkınma Atölyesi olarak, COVID-19 salgınının birlikte çalıştığınız gruplar üzerindeki etkilerini ortaya koymak için birçok araştırma yayımladınız. Bu süreçte yaşananları veriler ve araştırmalar yoluyla gözler önüne sürmeye önem vermenizin nedeni nedir? Bu araştırmalardan öne çıkan ve ortaklaşan bulguları bizimle paylaşır mısınız?

Kalkınma Atölyesi özellikle mevsimlik gezici tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşulları ile tarımda çocuk emeği konusunda neredeyse kurulduğundan bu yana 18 yıldır kanıt temelli çalışan bir örgüt. Bu da beraberinde saha çalışmalarını ve doğrudan etkilenen kişilerle ve ailelerle görüşmeyi, onların deneyimlerini aktarmayı zorunlu kılıyor. Bu şekilde saha çalışması ve sahadan elde edilen verilere dayalı bulgularla konuşmamız, gündeme getirdiğimiz sorunların geçerliliğini artırıyor. Bunların hepsi gerçek, gerçekten oluyor ve biz bunları uygun bir şekilde bir araya getirip yayınlayarak bir kamuoyunun oluşmasına aracılık ediyoruz. Yine bu şekilde elde edilen bulguların yaygınlaştırılması savunuculuk çalışmaları bakımından da güvenilirlik anlamına geliyor. Sadece bizim için değil bu alanda bir şeyler yapmaya çalışan her kurum ve kişi için bu böyle. Örneğin mevsimlik gezici tarım işçilerinin ücret konusu uzun zamandır tartışmalı bir konu. Bu konuda net bir düzenleme veya kanun yok ancak anayasa maddeleri var. Tarım işçileri aylık asgari ücretin altında ücret alamazlar. Günlük ücretlerde bu şekilde hesaplanmalı. Ancak bu her zaman böyle olmuyor. Bunun böyle olmadığının ve nasıl olması gerektiğini dile getirmenin ve bu konuya dikkat çekmenin yolu işçilerin farklı ürün, bölge ve tarımsal işlerde aldığı ücretleri bir araya getirmek ve bunları yayınlamaktan geçiyor. Diğer türlü attığımız adımlar, dile getirdiğimiz sorunların temeli hep eksik, boş kalıyor. Süreç içinde yaptığımız araştırmalarla ortaya çıkan bazı konulara yukarıda değinmiştim. Özetle, bu süreçte mevsimlik gezici tarım işçilerinin gelirlerinde bir düşüş oldu, artan gıda fiyatları da bu düşüşün etkisini daha da perçinledi. Salgının ilk üç ayında ulaşım masrafları işçi aileleri fazlasıyla zorladı ve yine gelirde düşmelere neden oldu. Tüm bu gelir kayıpları işçi aileler için daha fazla borçlanma demek. İşçiler belirli oranda ayni ve nakdi sosyal yardımlardan yararlandılar ancak bu düzenli bir şekilde olmadı. Genellikle geçici çadır yerleşimleri olan yaşam ve çalışma alanlarında salgına yönelik devletin açıkladığı tedbirler tam olarak uygulanamadı. Normal zamanlarda dahi halk sağlığı açısından riskler taşıyan koşullar çoğu zaman değişmeden devam etti ve üzerine bir de bulaş riski geldi. Elimizde işçilerin ve ailelerin çalışmaya gittikleri yerlerde ne düzeyde hastalığa yakalandıkları, ne kadar süreyle karantinada kaldıkları, ne kadar test yapıldığı gibi veriler maalesef mevcut değil. Kendi saha çalışmalarımızdan da bunu net bir şekilde ortaya koyamadık. Virüsün bu gruba ulaşmadığını düşünmek veya etkilenmenin az olduğunu öne sürmek ancak iyi niyetli bir temenni olur. Gerek ulaşım araçlarının azlığı gerekse virüs korkusu aynı zamanda sağlık kuruluşlarının dönem dönem sadece salgına yönelik çalışması bu insanların sağlık hizmetlerine ulaşmalarında çeşitli aksaklıklar yarattı. Kimi işçiler saha çalışmamızda özel hastanelere gitmek zorunda kaldıklarını dile getirdiler. Uzaktan eğitim ve çocuklar üzerinde en çok durulması gereken konu aslında. Etkileri uzun zamanda daha net ortaya çıkacak. Bizim gördüğümüz durum uzaktan eğitimin bu çocuklara çok uzak kaldığı gerçeği. İnternetin olmayışı, gerekli teknolojik araçlara sahip olmama, yönlendiren kimselerin olmaması gibi birçok faktör bu çocuklar için uzaktan eğitimi ulaşılmaz kıldı. Okulların kapanması ile birlikte belirli bir yaşın üstünde çocuklar için çalışmak tek seçenek olarak kaldı. Tarımda çocuk işçiliğinin arttığını söyleyebiliriz. Hatta düşen hane gelirleriyle birlikte bu grup için çocuk emeğinin tarım dışı alanlarda da ortaya çıkacağını ön görebiliriz. Özellikle 12-13 yaşından itibaren çalışma yaygınlaştı. Diğer taraftan uzaktan eğitime ulaşamama bir kısım çocuk için okul yaşamlarının artık bittiği anlamına da geliyor. Her şey normale döndüğünde okul yaşamları normale dönemeyecek çocuklar var artık. Bunun etkisini özellikle yoksul ve dezavantajlı kesimler için uzun vadede göreceğiz. Kısacası; yaptığımız araştırmalarda salgın döneminde mevsimlik gezici tarım işçileri hanelerin gelirlerinin azaldığı, harcamaların özellikle de gıda harcamalarının arttığı, önceki birikimlerin harcandığı, düşen ve kaybolan gelirlerden dolayı borç yükünün arttığı, bu noktada alternatif finansal kaynaklara erişimin çok kısıtlı olduğu ve ileriye dönük ekonomik bir endişenin olduğunu gördük. Mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerinin geçmişten günümüze uzanan ekonomik kırılganlıklarının arttığı ve dayanma güçlerinin azaldığı gözlemledik. Bu ekonomik koşulların okulların erken kapanması ve kapsayıcı sosyal güvenlik ve destek mekanizmalarının darlığı ile birlikte çocukları daha erken yaşlarda ve daha uzun sürelerde tarlada çalışmaya ittiğini söyleyebiliriz.

Kalkınma Atölyesi’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Tarımda çocuk işçiliği ve mevsimlik gezici tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi her zaman olduğu gibi yine en önemli gündemimiz. Özellikle UNICEF Türkiye desteğiyle gerçekleştirdiğimiz korona virüsün mevsimlik gezici tarım işçileri ve aileleri üzerindeki etkilerine yönelik saha çalışmasının raporunun tamamlanmasından sonra ortaya çıkan tabloda derinleşen sorunların nasıl çözüleceğine ve olumsuz etkilenmenin özellikle çocuklar açısından nasıl hafifletilebileceği üzerine çalışmaya devam edeceğiz. Bu alandaki en büyük boşluklardan biri olan çalışma ilişkilerine yönelik yasal düzenlemeler ile eğitim ve sosyal haklar üzerinde durmak istiyoruz. Bu konuda hem uluslararası örnekleri inceleyeceğiz hem de elimizden geldiği kadar bu konuda çalışan diğer sivil bileşenlerle etkili savunuculuk çalışmaları yapmak istiyoruz.  Diğer taraftan uzun yıllardır gerçekleştirdiğimiz araştırmalardan yola çıkarak uygulamaya dönük özellikle yaşam alanlarında temel hizmetlerin sağlanmasına yönelik model geliştirme ve deneme çalışmalarına ağırlık vermeyi planlıyoruz. Bunların yanında fon bulduğumuz takdirde iklim değişiminin mevsimlik gezici tarım işçilerine etkileri konusunda da bir araştırma çalışmasını gerçekleştirmek istiyoruz.