Türkiye’de Eğitim Politikaları, STK’lar ve Bağışçılık

Batuhan Aydagül (Eğitimde Reform Girişimi Direktörü) / http://erg.sabanciuniv.edu

Türkiye’de uzun vadeli sosyal ve ekonomik kalkınmanın sağlanması için eğitime çok görev düşüyor. Bunun için, çocukların ve gençlerin aktif yurttaş olmaları, hayat boyu öğrenme temeli oluşturmaları ve işgücüne katılmaları amacıyla örgün eğitimde gerekli bilgi ve becerileri edinmeleri önemli. Devlet, her bireye bu bilgi ve becerileri kazanabilmeleri için eşit fırsatlar sunmalı ve sosyal adalet ilkesi içinde dezavantajlı gruplara özel olarak destek olmalı. Bu, kamuya düşen anayasal bir sorumluluk. Ülkemizin Avrupa Birliği ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ndeki (OECD) akranlarına göre geride kalan eğitim düzeyini iyileştirmek için katetmesi gereken zorlu bir yol var ve bu mücadelede kamunun önemli bir ortağı sivil toplum. Bireyler ve sivil toplum kuruluşları (STK’lar) farklı şekillerde doğrudan gereksinim sahibi insanlara dokunan desteklerinin yanı sıra eğitim reformuna makro politika düzeyinde ve yapısal değişimi amaçlayan girişimleri de desteklemeli.

Cumhuriyet tarihine baktığımızda sivil toplumun eğitime katkısının özellikle çocukların eğitime erişimini desteklemeye yönelik olduğunu görüyoruz. Bu katkı başlıca burslarla ve Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağışlanan okul binalarıyla gerçekleşiyor. Aynı zamanda STK’ların kurduğu ve işlettiği özel okullar var (bazı vakıf üniversiteleri de bu kapsamda değerlendirilebilir) ancak bunların sayısı sınırlı. 1990’lardan itibaren ise doğrudan bireylere yönelik hizmet üreten ve böylelikle hem yenilikçi modeller geliştiren hem de kamunun verdiği eğitim hizmetlerini tamamlayan STK’lar kuruldu. Bireyler, yardımlarıyla bu STK’ları da destekliyorlar.

Bireyler ve STK’lar tarafından verilen burslar, MEB’e bağışlanan okullar, işletilen eğitim kurumları ve sunulan doğrudan hizmetlerin tamamı ele alındığında ulaşılan birey sayısı Türkiye’nin örgün eğitimdeki çocuk sayısından çok uzakta kalıyor. Okul öncesi ve temel eğitim çağında yaklaşık 16 milyon çocuk ve genç var. Onların tamamına sadece ülkenin en ücra köşesine bile ulaşabilen MEB hizmet götürebilir. MEB, aynı zamanda 16 milyon öğrenciyi ve 850 bin öğretmeni ilgilendiren tüm eğitim politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasından sorumlu. MEB, eğitimde karar alırken iyi yönetişim ilkeleri doğrultusunda araştırmadan yararlanmalı ve paydaşların katılımını sağlamalı. Böylelikle, kamu ve paydaşları arasında eğitim politikasına dair bir diyalog alanı oluşabilir ve sivil toplum da bu alanı kullanarak eğitim politikalarının şekillenmesine katkı yapabilir.

Kamu politikalarını veri kullanarak etkileme eylemi veya süreci sivil toplum sektöründe ‘savunu’ olarak tanımlanıyor. Savunu, İngilizce “bir nedeni ya da öneriyi destekleme eylemi ve süreci” olarak kullanılan advocacy kelimesinden çeviri; Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı ise savunma. Türkiye’de çok farklı alanlarda savunu yapan STK’lar var, eğitim de bunlardan biri. Eğitimde ise STK’lar gerek tek başlarına gerekse bir araya gelerek konu bazında engeli olan çocukların eğitimi, çocuk hakları, ana dilinde eğitim ve/veya çift dilli eğitim, din ve eğitim, kız çocuklarının eğitimi, okulöncesi eğitim, Roman çocukların eğitimi, çalışan çocukların eğitimi ve eğitimin kalitesi alanlarında savunu yaparak kamu politikalarını etkilemeye çalışıyorlar. Savunu çalışmaları sonucunda kamu politikalarında ve tabii ki karar vericilerin farkındalık ve yaklaşımlarında oluşabilecek değişiklikler savununun odağındaki tüm çocukların iyi haline katkı yapma potansiyeline sahip (örneğin tüm fiziksel ya da zihinsel engeli olan çocukları ilgilendiren bir değişikliğin gerçekleşmesi). Bu nedenle de savunu sosyal değişim için kritik bir araç ve savunu yapan STK’ların bağışçılar tarafından desteklenmeleri öncelikli bir gereksinim.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) deneyiminde savunu yapan bir girişimin mali kaynak arayışında karşısına çıkan zorlukları birebir yaşadım. Açık Toplum Vakfı, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ve Sabancı Üniversitesi’nin yenilikçi ve ileri görüşlü işbirliği sayesinde 2003’te kurulan ERG’nin ilk yıllarında destekçi bulmakta oldukça zorlandık ancak zaman içinde yol aldık ve ERG bugün on vakıf, dört şirket ve üç üniversite tarafından kurumsal olarak destekleniyor. Buna rağmen yeni destekçi bulmakta halen zorlanıyoruz. Savunu yapan diğer STK’ların da benzer zorluklar yaşadığını ve özellikle insan kaynakları ve genel giderleri karşılamak için şartsız desteklere gereksinimleri olduğunu biliyorum.

Eğitimde yapısal değişim için savunu yapan STK’ların fon bulmak için karşılarına çıkan zorluklara baktığımda Türkiye’de eğitime destek verenlerin farkındalıklarının ve ilgi alanlarının burs – okul veya yurt yaptırma – bireye dokunan hizmetlere destek olmayla sınırlı olduğunu görüyorum. Diyelim ki 5000 çocuğun okuyacağı bir okul binasına milyon lira düzeyinde desteği çok rahat yapabilen bağışçı o çocukların okulda alacakları eğitimin niteliğinin artması için savunu yapan bir kuruma on bin ila yüz bin lira arasında destek vermekten kaçınabiliyor. Ya da kamunun sosyal yardımlarının yaygınlaştığı ve örneğin MEB’in çocukların okullulaşmasını desteklemek için şartlı nakit yardımı verdiği bir çerçevede bağışçı bireyler ve kurumlar kaynaklarının bir bölümünü burslardan çocukların erişiminin önündeki diğer engellerin kalkması için çalışan STK’lara aktarabilir.

Burada Türkiye’deki bağışçılık kültürünün ve pratiklerinin Kuzey Amerika ve Avrupa’da 20. yüzyılda gördüğümüze benzer bir evrimi daha geç ve yavaş bir süreçte geçirdiğini görüyorum. Daha çok sayıda bağışçı kaynaklarının bir bölümü ile daha uzun dönemli ve sonuçlarını zaman içinde görebilecekleri sosyal değişim gayretlerini desteklerse bunun eğitimde ilerlemeye da katkısı çok olumlu olacaktır. ERG örneğinde Haydi Kızlar Okula ya da Baba Beni Okula Gönder kampanyalarıyla okula başlayan kız çocuklarının ve hatta oğlan akranlarının okula devamsızlık ve okuldan diplomasız ayrılma durumlarının yüksek olduğunu ilk olarak gündeme 2007 yılında getirdik. O günden bu yana kamu dahil tüm paydaşların farkındalığı arttı ve MEB okula devamı artırmak için arka arkaya birçok politika geliştirdi ve uyguladı. Bu politikalar yüz binlerce çocuğa değdi ve değmeye devam ediyor. Bugün ERG tüm çocukların okuldan diplomayla ayrılabilmesinin savunusunu yapmaya devam ediyor ve bunu hem kurumsal hem de proje bazında fon sağlayan destekçilerinin katkısıyla gerçekleştirebiliyor.

Bağışçıların eğitim reformunda yapısal değişime destek vermesinin bir yararı da ülkedeki kurumların kapasitelerini güçlendirmek olur. Bu, hem kamu hem de STK’lar için geçerli çünkü kurumlar arasında oluşturulan iletişim ve işbirliği ilişkileri sürece dahil olan bireyler için karşılıklı olarak öğrenme ve gelişme fırsatı sunuyor. STK’ların savunu yaklaşımı ve süreçleri, kamuyla ilişkiler ve iletişim stratejisi gibi başlıklarda beceri ve deneyim edinmeleri uzun vadede çarpan etkisi yüksek olacak kazanımlar. Dolayısıyla, yapısal değişimi desteklerken ülkenin demokratik kapasitesi ve pratiklerinin olgunlaşmasına da katkı yapmak mümkün.

Eğitimde yapısal değişim için günlük siyasi konjonktürden bağımsız olarak sürekli olarak çalışmaya devam etmek çok önemli. Kamu ve STK’lar arasında sürekli ve tutarlı bir diyalog özenle korunmalı. Bağışçıların da kaynaklarının bir bölümüyle eğitimde savunu yapan, yenilikçi çözümleri deneyerek geliştiren ve sonra yaygınlaştırmak için kamuyla paylaşan ve eğitimde yapısal dönüşüm için çalışan kurumlara iyi ve kötü havalarda destek olmaya devam etmesi çok değerli. Bu şekilde uzun dönemde sağlanabilecek gelişme ülkemizi ileriye taşıyacak.