Monthly Archives

Nisan 2022

Önemsiyoruz Derneği Kurumsal Hibe Sürecini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Risk altındaki çocukların ve çevresindeki yetişkinlerin; sosyal, kültürel ve ekonomik alanda nitelikli ve sürdürülebilir gelişimlerini sağlamak, psiko-sosyal iyi oluş hallerini desteklemek ve bu alanlardaki ihtiyaçlarını tespit etmek amacıyla çalışmalarını yürüten Önemsiyoruz Derneği, Çocuk Fonu 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile sağladığımız kurumsal hibe desteği kapsamında derneğin kurumsal kapasitesini güçlendirmek amacıyla bir çalışan istihdam etti. Aynı zamanda, hibe desteği kapsamında Matters Dijital İstihdam Platformu projesi kanalı olan dijitalistihdam.org internet sitesini tamamlanarak faaliyete geçirdi.

Önemsiyoruz Derneği Genel Koordinatörü Melike Çorlak ve Proje Koordinatörü Hilal Ilgaz Saçar ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; risk altındaki çocuklar, yakın zamanda yayımladıkları Yetişkinler ve Çocuklar için Afet Rehberi ve hibe sürecinde yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk.

COVID-19 salgının etkisi ile risk altında yaşayan çocuklar tanımlamasına uyan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Çocukların risk altında olarak değerlendirilmesine neden olan etkenler nelerdir? Türkiye’de yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla ne tür çalışmalar yürütülüyor?

COVID-19 küresel çapta bir salgın olmasına rağmen en çok “kırılgan grupları” etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. Kırılgan grup olarak adlandırdığımız habitatta çocuklar da yer alıyorlar. Salgın sürecinde bir başkasının bakımına, desteğine ihtiyaç duyan çocuklar biz yetişkinlerin dahi anlam veremediği bir gerçekliğin içinde kaldı. Neden maske takıldığı ya da neden evlerde kalmak zorunda olduğumuza ilişkin basit soruları bile yanıtlamakta zorlandık. Çünkü yetişkinler olarak bu bizim de hazırlıklı olmadığımız bir durumdu. Bu duruma adaptasyonda bireylerin sosyo-kültürel seviyelerinin de oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Yani bakım verenlerin farkındalık seviyeleri çocukların salgın şartlarından etkilenme derecelerini de belirledi. Bu durum çocuğun ihtiyaçlarının görülemediği noktaları doğurdu. Çocukların parkta, okulda sosyalleşmelerinin yanı sıra temel ihtiyaçlarının karşılanamadığı durumlar da meydana geldi. Bu da sosyo-ekonomik seviyeye bağlı olarak salgının boyutunun farklı şekillerde hissedilmesine sebep oldu. Evlerde yaşanan karantina süreci bakım verenin eve ekonomik getirisini etkilerken bu getirinin düşmesi beslenme ögelerinin kalitesini de etkiledi. Çocuk, ihtiyacı olan temel besin kaynaklarından mahrum kaldı. Bu durum çocuğun risk altında olarak değerlendirilmesinin nedenlerinden biri olarak kabul edilebilir. Aile içi ihmal ve istismara maruz kalan çocuğun istismarcısı ile pandemi öncesine göre görece daha fazla aynı ortamda kalması gibi durumlar da yine çocuğun risk altında olarak değerlendirilme nedenleri arasında yer alabilir. Yukarıda belirttiğimiz örnekler risk altındaki çocuk tanımlanmasına neden olan etkenlerden bazıları. Bu örnekler elbette çoğaltılabilir. Fakat genel itibari ile toparlayacak olursak; çocuğun temel ihtiyaçlarından yoksun bırakılması, gereksinimlerinin göz ardı edilmesi; ihmal ve istismara maruz kalma oranının görece daha fazla olması bu tanımlamaya girmeye neden olabilir.

Sadece pandemi süreci içinde değerlendirecek olursak; yerel yönetimler risk altındaki bu grubun ihtiyaçlarını karşılamak için birtakım hamlelerde bulundu. Bu hamlelerden birisi de Süt Kuzusu Projesi. Projenin hedef kitlesi 1-5 yaş arası çocuklar. Proje kapsamında, 1-5 yaş çocuk bulunan hanelere aylık 8 litrelik süt dağıtımı yapılıyor.  Sivil toplum kuruluşları (STK) ise pandemi şartları nedeni ile çocuğa doğrudan ulaşma imkânı bulunmadığı için, çocuk ile temasta olan kilit aktörlerin güçlenmesine yönelik faaliyetler yürütmeyi tercih etmek zorunda kaldı. Ebeveyn ve bakım verenlerin bilgi ve farkındalık seviyelerini arttıracak ve salgın döneminde iyi oluş hallerini destekleyecek faaliyetlere yöneldiler. Özellikle sosyal medya platformları aracılığı ile ebeveynlere ulaşan uzmanlar, bilgilerini daha fazla erişime sunmaya başladılar.

Geçtiğimiz dönemde Yetişkinler ve Çocuklar için Afet Rehberi’ni yayımladınız. Rehberin öne çıkan başlıklarından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Kasım ayında yayımladığımız Yetişkinler ve Çocuklar için Afet Rehberi’nde öncelikle doğal afetlerden ve doğal afetlerin nedenlerinden bahsettik. Arkasından rehberimizi yetişkinlere ve çocuk/ebeveynlere yönelik olarak iki kısma ayırdık. Yetişkinler için sunulan rehberin ilk kısmında; afetlerin yaratacağı travma etkisinden ve travmanın ruhsal olarak organizmada nasıl karşılandığı konusunda uzmanlarımız detaylı bilgiler verdi. Bu bilgiler içerisinde travmanın her zaman her koşulda olumsuz yönde etkili olmayacağı, bazı durumlarda “travma sonrası büyüme”nin de gerçekleşebileceği bilgisi oldukça dikkat çekiciydi. Bu sayede insanlara travma sonrasında ruhsal organizmanın krizi fırsata çevirme işlevinden de bahsedilmiş oldu. Aynı zamanda, travma bilgisinden sonra psikolojik ilk yardımın nasıl yapılacağı ve afete maruz kalmış insanlara, afetin travma sonrası stres bozukluğuna sebep olmaması için olay anında ve hemen sonrasında yapılması gerekenler listelendi. Rehberde bu bilgiye detaylı şekilde yer verilmesinin sebebi, kriz durumlarına maruz kalanın yanında bulunanları, yani ikincil kişileri bilgilendirerek neler yapılabileceklerini hap bilgi şeklinde sunmaktı.
Çocuklar için düzenlenen rehberin ikinci kısmı ise üç ayrı bölüme ayrıldı: Afet öncesi, sırası ve sonrası. Bu kısımda oyun ve etkinlik önerilerine ve süreci çocuklara anlatılırken nelere dikkat edilmesi gerektiğine yer verdik. Özellikle somut ve net davranış örneklerine yer verilmiş olması ebeveynlerin konuyu özümsemesi için oldukça önemliydi.

Çocuk Fonu’un 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteği ile hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Fon sayesinde Matters Dijital İstihdam Platformu projesine başladık. Proje kapsamında kadın istihdamına ve kadınların istihdama giden yolda iyi oluş hallerinin desteklenerek mesleki bilgi ve becerilerinin arttırılmasına odaklandık. Projeyi biraz daha detaylandıracak olursak; Matters ile bağlayıcı nedenlerden dolayı evlerinden çıkmayan/çıkamayan kadınların hane içinde kendi belirledikleri zaman dilimlerinde çalışabilecekleri işlere erişimlerinde köprü görevi görmeyi ve bu yolda onların iyi oluş hallerini desteklemeyi amaçladık. 3 ayaklı olan proje, dijitalistihdam.org internet sitesi üzerinden katılımcı kadınların kayıtlarının alınması ile başlıyor. Kayıtlar alındıktan sonra, kadınların çağrı merkezlerinde çalışabilmesi için gerekli olan mesleki bilgi ve beceriler kazanması amacıyla eğitimler düzenleniyor. 6 modüllük içerikleri kapsayan bu eğitim serisi sonunda katılımcılar modül sonu sınavlara tabi tutuluyor. Bu sınavlardan geçer not alan kadınlar projenin 2. ayağı olan psiko-sosyal desteğe yönlendiriliyor. Burada hem bireysel hem de grup süpervizyonu alan kadınlar; istihdama giden bu süreçte karşılaştıkları güçlükleri ve yaşadıkları duyguları aynı yolu yürüyen diğer kadınlarla paylaşıyor. Böylelikle hem kadınların bir araya geldiği bir deneyim ağı yaratılmış olunuyor hem de doğrudan profesyonel destek sağlanıyor. Bu süreç Proje Koordinatörü Uzman Psikolojik Danışman Hilal Saçar Ilgaz tarafından yürütülüyor. Psiko-sosyal destek aşaması tamamlandıktan sonra kadınlar istihdama hazır bir noktaya gelmiş oluyor. Şu anda projenin 3. ayağı olan, katılımcıları istihdam edecek kurum ve kuruluşlarla işbirliği sağlama çalışmalarımıza devam ediyoruz. Fakat şunu da belirtmeliyiz ki proje sadece iş veren ile istihdama hazır personelin bir araya getirilmesini amaçlamıyor aynı zamanda kadınların istihdama katılım konusunda güçlendirerek, var olan potansiyellerini keşfetmelerine hizmet ediyor. Proje kapsamında aldıkları eğitim ve süpervizyon desteği sonrası kadınlar kendilerinin daha güçlü ve motive olmuş hissettiklerini dile getirdiler. Kendilerinde buldukları güç ile istihdamda yer alan kadınların var olduğunu bilmek projeye ve projenin sürdürülebilirliğine olan inancımızı arttırdı.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi paydaşlığında gerçekleştirdiğimiz bu proje ile kadın istihdamına ve güçlenmesine odaklanmanın yanı sıra, yerel yönetimlerle olan işbirliğini arttırmaya yönelik hedefimize de yönelmiş olduk. Kadınların güçlenmesi gibi sivil toplum ile yerel yönetimlerin dirsek temasında olmasını da önemsiyoruz.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Matters Dijital İstihdam Platformu Projesi için proje koordinatörü istihdam ederek kurumsal insan kaynağı kapasitemizi arttırmış olduk. Aynı zamanda hibe desteği ile projenin iletişim kanalı olan dijitalistihdam.org internet sitesini tamamlayarak faaliyete geçirdik. İnternet sitesinde yer alacak modüller ve modüllere bağlı eğitim içeriklerinin hazırlanması, eğitmen videoların çekilmesi ve prodüksiyon ile ilgili işlerin yapılması da aldığımız fon desteği sayesinde tamamlandı. Pilot projesini Çocuk Fonu sayesinde gerçekleştirdiğimiz bu proje pek çok kadının hayatına dokundu. Çok yönlü gerçekleşen içeriklerimizle yaratmayı amaçladığımız çarpan etkisi kadınların yanı sıra kadınların temas halinde olduğu kişilere de (aile bireyleri, komşular, akrabalar vb.) pozitif etki sağladı. Kendilerini iyi ve güçlü hisseden kadınlar bu hissiyatlarını temas halinde oldukları kişilere de yansıtabildiler. Pilot uygulama olarak gerçekleşen bu projenin başlangıç tohumunda bizleri destekleyen tüm destekçilere teşekkür ederiz.

Önemsiyoruz Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Topluluk oluşturma ve ekip çalışması başlıkları üzerinde yoğunlaşmak öncelikli hedeflerimiz arasında olacak. Önemsiyoruz gönüllü koordinasyonunu komiteler aracılığı ile sağlıyor. Komitelerin nasıl daha iyi işleyebileceğine ve topluluğun çevrimiçi platformda nasıl daha aktif ve etkin kılınabileceğine yoğunlaşmaya gayret edeceğiz. Kurumsal yapının yanı sıra yerel kurumlarla işbirliği kurma konusuna daha fazla ağırlık vermeyi planlıyoruz. Yerel yönetimleri sivil toplum ile işbirliğe daha fazla dahil ederek paydaşlarımız arasına katmak hedeflerimiz arasında. Böylelikle kadın ve çocuk odaklı gerçekleşen faaliyetlerimizle yerel yönetimlerin bu alandaki farkındalığı arttırarak kadın odaklı ve çocuk dostu belediyecilik anlayışını benimsemelerine teşvik etmek istiyoruz. Sadece yerel yönetim değil, finansal sürdürülebilirliğimizin sağlanması için özel sektörle de ortaklık kurma konusunda çalışmalarımıza başladık. Hedeflerimiz arasında yer alan bu işbirliklerini daha kurumsal kılabilmek adına kurumsal prosedür ve politika belgelerimizi oluşturmaya devam edeceğiz. Çocuk Fonu sayesinde pilot uygulamasını gerçekleştirdiğimiz Matters Dijital İstihdam Platformu projemizin de yeni dönem katılımcıları ile uygulamaya devam edeceğiz.

Yaşam için Toprak Derneği ile Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Şehirlerdeki atık sorununa odaklanan Yaşam için Toprak Derneği, atıkların kompost yapılmasını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yapıyor. Özellikle kadın, genç ve çocuklar ile ortak çalışmalar yürüten dernek, bu gruplar ile kompost konusunda hem teorik hem de pratik bilgi paylaşımı ve uygulama projeleri geliştiriyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Yaşam için Toprak Derneği hibe kapsamında internet sitesini yenileyerek, dijital içerik oluşturacak kaynaklar yarattı.

Yaşam için Toprak Derneği kurucularından Elif Çatıkkaş ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; ekolojik sürdürülebilirlik kavramı, 2022 yılında beklenen gıda krizi, derneğin 2022 planları ve  dijital dönüşüm çalışmaları hakkında konuştuk.

Yaşam için Toprak Derneği ekolojik sürdürülebilirlik sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Ekolojik sürdürülebilirlik nedir? Kentlerde ekolojik sürdürülebilirlik anlayışına bağlı bir yaşam sürdürmek mümkün mü?

Güneşin sonsuz bir enerji kaynağı olduğu varsayımıyla; sürdürülebilir bir sistem ömrü boyunca ihtiyacı olan enerjiyi karşıladığı gibi, ömrünün sonunda yenilenmesi için gereken enerjiyi de üretmelidir. Bu açıklama ile baktığımızda, bir sistemin ekonomik olarak sürdürülebilir, ekolojik olarak sürdürülebilir olmaması söz konusu değil. Böyle bir sürdürülebilirlik tanımıyla baktığımızda, insan eliyle oluşturduğumuz hiçbir sistemin sürdürülebilir olmadığını görüyoruz. Bu durumda ne yapmalıyız? Odağımızı doğal ekosistemlere doğru çevirerek buradan ilham alarak kurduğumuz sistemleri tekrar gözden geçirmeliyiz.  Kentler yapısı itibariyle bu bağlamda bir sürdürülebilirliği çok fazla desteklemiyor. Bu durumda ne yapacağız, elimiz kolumuz bağlı oturmak yerine, sürdürülebilirliği destekleyecek şekilde taleplerin oluşması için bireysel farkındalık ve alışkanlıklarımız değiştirmek üzere çalışabiliriz. Mesela, şehirde gıda atıklarını çöpe atmak yerine kompost yapmaya başlayanlar, şimdi bu kompostlarını tamamlamak ve değerlendirmek üzere yerel yönetimlere taleplerini iletiyorlar. Mutfaklarında komposta yer açanlar akıllarında da iklim krizine, gıda krizine ve bu krizi çözecek politikalara da yer açmış oluyorlar. Artık bu konuda söyleyecek pek çok sözleri oluyor. Kendi uygulamalarının yarattığı etik bakış açısı onları çevrelerinden ve ekonomi-politiğin aktörlerinden de sorumlu olmalarını beklemeye itiyor. Burada sadece kompost örneği üzerinden ilerledik, örnekleri ve dolayısıyla talepleri çoğaltmak mümkün.

Türkiye’nin 2022 yılında büyük bir gıda krizi ile karşı karşıya kalabileceği yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu krizin nedeni nedir? Krizi geciktirmek veya önlemek için bireysel seviyede yapabileceklerimizden bahseder misiniz?

Türkiye’de halihazırda uygulanan tarım politikaları ekonomide yaşanan krizi aynı zamanda bir gıda krizine dönüştürüyor. Tarım pratiklerimiz maalesef ithal edilen girdiler (Bübre, böcek ve ot ilaçları vb.) üzerine kurulu. Hasat alabilmek için her sene bu girdileri biraz daha fazla kullanmanız gerekiyor.  İşin kötü tarafı kısa vadede bu girdilerin sonucunu üretimde görsek bile, uzun vadede topraklarımızı öldürüyorlar. Her açıdan kırılgan bir sistem. Bu sistemi dış kaynaklara olan bağımlılığını azaltarak, mümkün olduğunca kendi kendine yeten ve toprağın sürdürülebilirliğini destekleyecek şekilde tekrar düzenlemek gerekiyor.

Eğer dünyada büyük ekonomik ve politik aktörler yıkıcı rantlarından, yanlış politikalarından vazgeçip krizin önlenmesi için doğru adımları atsalardı, işte o zaman bizim bireysel çabalarımız oyunun kurallarını değiştirecek büyük farkları yaratabilirdi. Şu andaysa bireysel çaba adına en büyük umut o çabanın ve göstergelerinin tam da şu an yaptığı şeyi yapmaya devam etmesini ummak: “Farkındalık.” Toplumsal farkındalık sağlamak. Komşumun özenini, gıdasını seçerken, atıklarını dönüştürürken, türetici olarak konumlanışını izlerken benim de önce sorunun sonra çözümün farkıma varmamı sağlamasını temenni etmek. Unutmayalım, bu konuda aldığımız aksiyonlar sadece bizi değil, çevremizi de dönüştürüyor.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Yaşam için Toprak Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yaşam için Toprak Derneği olarak hibe döneminde kurumsal gelişimimize ve dijital olarak dönüşümümüze odaklandık. Kurumsal gelişimimize dair, fon kapsamında ekipçe açılan eğitimlere katılmanın yanı sıra, amaç, hedef ve stratejilerimizi metodolojik olarak tekrar gözden geçirdik ve aldığımız mentor desteği ile netleştirdiğimiz çalışmalara yer verdik. Dijital dönüşümümüzde ise internet sitemizi yeniledik, youtube kanalımızı açtık, içerik çalışmaları için kaynak oluşturduk. Aynı zamanda, düzenli aralıklarla yayınlanacak kütüphane köşemizi oluşturduk.  Bunlara ek olarak 2022 yılı içerisinde toprak üzerine yapacağımız podcast üzerine planlamalarımızı tamamladık.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığımız desteğin derneğimizi kurduğumuz temelleri daha görünür hale getirebilmemizde çok önemli katkıları oldu. Finansal desteğin yanı sıra verilen eğitimler ile, kurumsal gelişimimizi tamamlamamız açısından yeni adım atmaya başlayan bir dernek için çok faydalı olduğunun altını çizmek isteriz. Fon sürecinin yönetimi, raporlamalar ve mentor programı sayesinde gerçekten yapmak istediğimiz çalışmaları yapabilecek alanımızın olması bizi daha verimli kıldı. Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu özellikle bizim gibi hayatına yeni başlayan, büyük aktörlerin yanında kendi yerini açmaya ve sağlamlaştırmaya çalışan sivil toplum kuruluşlarının daha sağlam köklenebilmesi için can suyu oldu. Fonu destekledikleri için tüm bağışçılara teşekkür etmek isteriz.

Yaşam için Toprak Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu ile beraber 2021 yılında başladığımız dijital dönüşüm çalışmalarımıza, 2022 yılında farklı mecralarda (Medium, podcast vb.) bilgi paylaşımak, farkındalık yaratmak amacıyla devam edeceğiz. Yılın ikinci yarısında ise “Okullar Dönüşüyor” programımızı yeni bir metodoloji üzerinden derinleştirmeyi hedefliyoruz. Tüm bu çalışmaların paralelinde hibe sürecinde oluşturduğumuz kaynak geliştirme çalışmalarına devam edeğiz.

Troya Çevre Derneği Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Troya Çevre Derneği, kentsel ve kırsal ölçekte enerji verimliliğini sağlamak, enerji demokrasisi ve toplum temelli enerji üretimini geliştirmek amacıyla Çanakkale’de faaliyet gösteriyor. 2017 yılında tamamı kadın kuruculardan oluşan Troya Enerji Kooperatifi’ni kuran dernek, yaptığı çalışmalarla diğer enerji kooperatiflerine yol göstermeyi ve enerji sektöründe çalışan kadınların sektördeki rolünü güçlendirmeyi hedefliyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD)ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Troya Çevre Derneği, yenilenebilir enerji kooperatiflerini bir araya getirmek amacıyla çevrimiçi bir platform olan Enerji Kooperatifleri Ağı’nı kurdu. Dernek aynı zamanda, kooperatiflerin çalışmalarının daha geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlamak için enerji ve enerji kooperatifleri ile ilgili podcast yayınları düzenlemeye başladı. Kapasite Gelişim Bileşeni kapsamında sağladığımız mentör ve atölye destekleri ile dernek, dijital içerik üretme ve dijital güvenlik gibi konularda çalışarak kurum içi dijital araç kullanım becerisini geliştirdi.

Troya Çevre Derneği Başkanı ve Proje Koordinatörü Oral Kaya ve Proje Asistanı Nadide Su Dağlı ile yaptığımız röportajda; yenilenebilir enerji kavramı, Yenı̇lenebı̇lı̇r Enerjı̇ Sektöründe Kooperatifler Alternatif Bir İstihdam Modeli raporu, Enerji Kooperatifleri Ağı ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yenilenebilir enerji nedir? Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinden ve yenilenebilir enerjinin sürdürülebilirliği için yapılan ya da yapılması planlanan çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Yenilenebilir enerji, kaynağın tüketim hızının üretim hızından fazla olmadığı enerji kaynaklarını tanımlalar. Tüketim hızı üretim hızından fazla olmadığı için de kaynak kendini yenileyebilir. Yenilenebilir enerji kaynakları fosil yakıtlar gibi büyük ölçüde karbon salınımına neden olmaz. Bu nedenle de yenilenebilir enerji, insan etkisi ile özellikle enerji ihtiyacımızdan dolayı meydana gelen iklim değişikliği konusunda bir çözüm yoludur.

Ülkemizde, yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklardan yararlanma çok yeni bir kavram. Kıta Avrupa’sındaki iklim değişikliği hatta nükleer karşıtlığı üzerinden gelişen yenilenebilir enerji kaynakları ile elektrik üretimi, ülkemizde daha çok fosil yakıtlara alternatif geliştirmek üzerine kurulu. Yenilenebilir enerjinin Türkiye’deki tarihine baktığımızda, 1970’li yıllardaki baraj yatırımları dışında ilk yenilenebilir yatırım 1993 yılında Çeşme’de kurulan Çeşme Rüzgâr Enerjisi Santrali’dir. Santrali hızla gelişen güneşten su ısıtma sektörü izlemiştir. Geçmişi 2000’lere uzanan güneşten elektrik üretimi ise daha çok yenidir. Bugün ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları üzerine çalışan birçok yerel üretici ve sivil toplum örgütü vardır.

Yakın zamanda Yenı̇lenebı̇lı̇r Enerjı̇ Sektöründe Kooperatifler Alternatif Bir İstihdam Modeli raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Yenilenebilir enerji sektörü, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, fosil yakıtlara bir alternatif olarak ülkemizde gelişmiştir. Özellikle tüm dünyada, iklim değişikliğinin etkilerine karşı hızla gelişen fosilden uzaklaşma adımları görmekteyiz. Kömür santrallerinin kurulması iptal edildi, var olanlar da yavaş yavaş sökülmeye başlandı. Bu sektörlerde çalışan ara elemanların yeni iş alanlarına kaydırılması için temel eğitimlerden geçirilerek, yeni sektörlere hızla ara eleman yetiştirilmesi gerekiyor. Raporda temel olarak bu iki eksen üzerinde duruldu ve ara eleman yetiştirmede enerji kooperatiflerinin rolü üzerinde odaklanıldı.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Troya Çevre Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Alınan hibe ile öncelikle yenilenebilir enerji kooperatifleri arasında bir ağın oluşması konusuna odaklandık. Kurum olarak da hibe desteği ile bir internet sitesi oluşturduk. Aynı zamanda,  dijital kapasitemizi güçlendirmek amacıyla verilerin güncellenmesi konusuna ve podcast içerik üretimi için ilgili eğitimler almaya odaklandık. Hibe desteğinin yanında verilen mentor desteği ve atölyeler ile de kurum içerisinde bizler için kolaylık sağlayacak dijital uygulamalar ve pratik çözümler konusunda bilgi edinerek kurumsal kapasitemizi güçlendirdik.

Tüm bu eğitimler sonucunda oluşturduğumuz internet sitemizde veri güncellemesi ve içerik ekleme yapabiliyoruz. Aldığımız podcast eğitimleri sayesinde podcast içeriği üretiyor, düzenliyor ve podcastlerimizi yayımlayabiliyoruz. Kurum içerisinde artık ortak takvim kullanıyor, şifrelerimizi dijital ortamda saklayabiliyor ve farklı uygulamalar ile görsel içerikler üretebiliyoruz.

Hibe desteğimizle Türkiye genelinde bulunan Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri arasında ağ kurulması amacıyla Enerji Kooperatifleri Ağı’nı hayata geçirdiniz.  Bu ağı oluşturma fikri nasıl bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı? Ağın üyeleri ile birlikte yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Troya Çevre Derneği olarak her yıl düzenlediğimiz Enerji Kooperatifleri Konferansı’nı pandemi nedeni ile yapamadık. Bu durum, Türkiye’de bulunan yenilenebilir enerji kooperatifleri arasındaki iletişim kopukluğunu farketmemizi sağladı.  Aynı zamanda, insanların yenilenebilir enerji kooperatifi ile ilgili bilgilerinin sınırlı olması böyle bir projeyi hayata geçirmemize neden oldu. Yaşanan bu sıkıntılar çerçevesinde ne yapabileceğimizi düşünürken bu hibe fonuyla karşılaştık ve kooperatifleri bir platformda toplayarak hem iletişim ve işbirliklerini güçlendirmeye hem de insanların alanla ilgili kaynaklara rahatlıkla bulaşabilmelerini sağlayama karar verdik. Ağımıza dahil olan yenilenebilir enerji kooperatifleri ile proje başlangıcında ağ hakkında toplantılar gerçekleştirerek, ağın yaygınlaşmasını ve benimsenmesini sağladık. Kooperatifler ile internet sitesinin kullanımı ve dijital beceriler üzerine toplantılar gerçekleştirdik. 07.12.2021 tarihinde Bursa’da gerçekleştirdiğimiz 5. Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı’nda kooperatifler ile bir araya geldik. Konferansta bazı kooperatifler sunum yaparak güncel durumları hakkında bilgiler verdi. Aynı zamanda, konferans sırasında kooperatiflere alanla ilgili iyi örnekler sunuldu.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız bu desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu ile yenilenebilir enerji kooperatifleri adına bir internet sitesi kurduk.  Bu sitede düzenli olarak podcastler yayınlamaya başladık. Bu sayede daha çok insana ulaşabiliyoruz. Aldığımız dijital içerik üretme, dijital güvenlik, dijital ortamda şifre saklama gibi eğitimler ile kurum içi dijital iletişimimizi ve dijital araç becerilerimizi geliştirdik.

Hibe desteği, kurumumuz ile yenilenebilir enerji kooperatifleri arasındaki bağı güçlendirirken aynı zamanda kurum içerisinde bizleri de dijital anlamda güçlendirdi. Projeyi hayata geçirmemize olanak sağlayan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı, Turkey Mozaik Foundation, EBRD ile fonu destekleyen tüm bağışçılara teşekkür ederiz.

Yarınlara Uçuyoruz Projesine Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Yarınlara Uçuyoruz Projesi

18-29 yaş arası gençlerin toplumsal, ekonomik ve sosyal hayata katılımı alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Vakıfımız yürütücülüğünde Pegasus Hava Yolları tarafından hayata geçirilen Yarınlara Uçuyoruz Projesi’nin başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Yarınlara Uçuyoruz Projesi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Altyazı Sinema Derneği ile Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

2019 yılında kurulan Altyazı Sinema Derneği; sinema alanındaki yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra sansür ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere cinsiyet eşitliği, işçi güvenliği ve sağlığı gibi meseleler ile ilgili olarak da faaliyet yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde  Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla  sağladığımız hibe desteği ile Altyazı Sinema Derneği, sinemacıların, gazetecilerin, sinemaseverlerin, sanatçıların ve sinemaya ilgi duyan herkesin yararlanabileceği birincil kaynak olacak bir arşiv oluşturmak amacıyla Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, derginin Eylül 2001’deki ilk sayısından itibaren yayınlanan 144 sayı dijital ortama aktarılacak ve Altyazı Dergisi’nin 213 sayısının tamamı endekslenerek ilgilenenlerin erişimine açılacak.

Altyazı Sinema Derneği Saymanı ve İktisadi İşletmesi Müdürü Ali Deniz Şensöz ile yaptığımız röportajda; derneğin amacı ve yürüttüğü faaliyetler, pandeminin Türkiye sinema sektörüne ve seyirci alışkanlıklarına etkileri, artan kâğıt fiyatlarının matbu dergiciliğe etkileri, Altyazı Sinema Dergisi’nin 2021 yıllığı ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın Altyazı Sinema Derneği’ni daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2001’in Ekim ayında “sinema üzerine düşünen aylık bir dergi” fikriyle yola çıkan Altyazı, 20 yıldır bir yandan Türkiye gündemindeki filmlerle, sinema üzerine haberlerle ilgili yorum odaklı yazılara yer verirken, diğer yandan ana akım medyada fazla yer bulamayan kısa film, belgesel ve deneysel sinema gibi alanlara görünürlük kazandırmaya çalışan bağımsız bir kültür-sanat kurumu. Tümüyle özgün içeriğe odaklanan yayın politikasıyla, yeni ve genç sinema yazarlarının düşüncelerini ortaya koyacağı açık bir platform olan ve böylelikle ülkedeki sinema kültürüne canlılık kazandırmayı amaçlayan Altyazı, 2018 yılının son aylarına kadar Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi bünyesinde faaliyet göstermekteydi. Aralık 2018 itibariyle üniversite ile yollarımızı ayırdıktan sonra, yayın hayatına çok kısa bir mecburi ara verdik. Derginin yayın kurulu üyeleri olarak Mart 2019’da bağımsız bir kurum olarak hayatta kalmaya devam etmek üzere Altyazı Sinema Derneği’ni kurduk.

Son yıllarda giderek artan politik baskılar, sansür mekanizmaları ve hem ifade özgürlüğü hem de kültür-sanat alanındaki daralma nedeniyle bağımsız ve muhalif sinemacıların, belgeselcilerin ve video aktivistlerin görünürlüklerinin giderek azaldığı bir ortamda, sadece bir yayın olarak değil, sinema sektörünün organik bir parçası olarak var olmak da temel amaçlarımızdan biri. Bugüne kadar, Emek Sineması’nın yıkılmasına karşı yürütülen mücadeleden Sansüre Hayır eylemlerine sinema alanındaki örgütlenmelerde aktif rol aldığımız gibi, bundan sonra da bağımsız sinemacıların seslerinin ve bağımsız sinema haberlerinin duyulabileceği bir platform olarak da var olmayı önemsiyoruz.

Sinema alanındaki yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra, sansür ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere cinsiyet eşitliği, işçi güvenliği ve sağlığı gibi meselelerle de aktif olarak ilgileniyoruz. Sinemanın farklı alanlarından insanların bir araya gelerek gündemdeki önemli mevzuları tartıştığı #AltyazıTartışıyor, #FasikülTartışıyor ya da pandemi koşullarında bağımsız sinemacı ve sanatçılara alan açan  #İçeridenDışarıya gibi video serilerinin yanı sıra, 15 yıldır sürdürdüğümüz temel sinema seminerlerine de çevrimiçi olarak devam ediyoruz.

Pandemi Türkiye’deki sinema sektörünü ve seyirci alışkanlıklarını nasıl etkiledi? Sektörün ve sektör çalışanlarının pandemi ve ekonomik krizin getirdiği olumsuz koşullardan daha az etkilenmesi için yapılan çalışmalar var mı?

Pandemi kısıtlamalarıyla beraber birçok film ve dizi seti durdu. Sektörde üretime birçok alanda ara verilmek zorunda kalındı. Çekimleri devam eden yapımların bir kısmında ise salgın önlemlerinin yeteri kadar alınmaması nedeniyle virüs hızlı bir şekilde yayıldı. Meslek örgütleri pandemi koşullarında setlerin güvenliğini arttırmak için çeşitli faaliyetlerde bulundu. Pandemi sürecinden belki de en fazla etkilenen işletmeler sinema salonlarıydı. Kısıtlamalar boyunca sinema salonları kapalı kaldı, mülk sahibi olmayan işletmeler süreci atlatamadı. Örneğin Kadıköy’de uzun yıllardır faaliyet gösteren Rexx Sineması pandeminin de getirdiği koşulların da etkisiyle kapandığını açıkladı. Diğer yandan son yıllarda popülaritesini daha da arttıran dijital platformlar herkesin evlerde daha fazla vakit geçirdiği pandemi sürecinde abone sayılarını birkaç katına çıkardı. Pandemi kısıtlamaların kalkmasının ardından sinema salonları tekrar açıldı ve birçok film gösterime girdi fakat sinemaya giden toplam seyirci sayısının geçen yıllara oranla çok daha düşük bir seviyede ilerlediği gözlemleniyor. Hem kapalı alana girme endişesi hem de artan bilet fiyatları bu düşüşün en büyük etkenlerinden. Diğer yandan regülasyonların oldukça yetersiz olduğu sinema sektöründe, sektör çalışanlarının yüksek enflasyon ve ekonomik krizden daha az etkilenmesi için birçok meslek örgütü taban ücret artışı taleplerini işverenlere ilettiler. İşverenler ve çalışanlar arasında müzakere süreci devam ediyor.

Altyazı Sinema Dergisi’nin 2021 Yıllığı’nı yakın zamanda yayınladınız. Türkiye’de sinema alanındaki en önemli yayınlardan biri olan Altyazı Sinema Dergisi’nden ve 2021 Yıllığı’ndan bahseder misiniz?

Pandemi koşulları sebebiyle Mayıs 2020’den beri yayın hayatımıza dijital olarak devam ediyoruz. Kurduğumuz abonelik sistemi ile okuyucularımıza ulaştırdığımız aylık e-dergi’nin yanı sıra herkesin erişime açık olan altyazi.net; sinemada ifade özgürlüğü alanında faaliyet gösteren fasikul.altyazi.net; her iki sitenin sosyal medya kanalları ve YouTube hesabımız ile varlığımızı çok sayıda mecrada sürdürüyoruz. Fakat bir yandan matbu yayın yapmaktan da uzak kalmak istemiyorduk. Bu nedenle pandeminin ve ekonomik koşulların bizi zorladığı bu dönemde her ay dijital dergi çıkarmanın yanında yılda iki defa özel matbu yayın basmaya karar verdik. 2021 Yıllığı bu süreçte çıkardığımız ikinci özel yayın ve her sene bu yayını çıkarmak istiyoruz. Yıllıkta geçtiğimiz yılın sinema ve televizyon gündemine kapsamlı bir bakış atıyoruz. Dünyadan ve Türkiye’den seçtiğimiz onlarca filme dair inceleme yazılarının yanında, yerli ve yabancı dizilere, belgesellere ve birçok farklı tematik başlık altında yılın sinema külliyatını kapsamlı bir şekilde ele alıyoruz.

COVID-19 ile daha da derinleşen ekonomik kriz ve bununla beraber kâğıt fiyatlarındaki artış matbu dergiciliğin sürdürülebilirliğini nasıl etkileyecek? Altyazı Sinema Dergisi’nin geleceğinin dijital mecralar üzerinden ilerlemesini mi öngörüyorsunuz?

Türkiye’de kağıt üretimi yapılmadığı için yayınlar kağıt tedariğini yurtdışından yapmak zorunda kalıyor.  Kağıt masraflarının döviz kuruna bağlı olması ve küresel çapta kağıt arzında düşüş yaşanması baskı maliyetlerini 2021 yılında üç-dört katına çıkardı. Sınırlı sayıda okuyucuya ulaşan matbu yayınların bu ani maliyet artışını karşılaması oldukça zor. Bu nedenle geçtiğimiz birkaç ay içinde özellikle birçok bağımsız dergi basıma ara vermek zorunda kaldığını açıkladı. Maliyetlerin bu kadar değişken ve öngörülemez olduğu bir süreçte bizim gibi küçük oluşumlar için periyodik yayın çıkarmanın imkânsıza yakın bir hale geldiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle Altyazı Sinema Dergisi olarak, kendimizi son iki yıldır öncelikle bir dijital içerik üreticisi olarak konumlandırmaya çalışıyoruz. Diğer yandan koşullar elverdiği sürece özel matbu yayınlarla okuyucularımızla buluşmak istiyoruz.

Hibe desteğimizle Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mayıs 2020’de kullanıma açtığımız ücretli abonelik sistemimizde her ay yeni sayımız yayımlanıyor. Aynı zamanda, kullanıcılar eski sayıların bir kısmına da ulaşabiliyor. Fakat Altyazı’nın tam bir dijital arşive sahip olabilmesi için geriye dönük olarak 144 sayının daha taranması, dijital dergi haline getirilmesi ve tüm sayıların sistemli bir şekilde indekslenmesi gerekiyor. Bu proje sayesinde, Altyazı’nın yirmi yılı aşkın süredir ürettiği matbu içerikler dijital hale gelebilecek. Eski sayılar taranarak yeni hazırlanan altyapıya yüklenecek ve her dergi indekslenecek böylece kullanıcının aradığı içeriğe daha kolay ulaşması sağlanacak. Arşivin  sinema akademisyenleri, araştırmacılar, sektör çalışanları ve sinema ile ilgilenen herkes için sürekli başvurabilecekleri temel bir kaynak olmasını amaçlıyoruz.

KALBEN Derneği Kurumsal Hibe Sürecini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Devlet koruması altındaki çocuklar ve koruyucu aileler arasındaki bağı güçlendirmek ve koruma altında yaşayan çocukların hak ve fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla çalışan Korunma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği’ne (KALBEN) Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu’nun eş finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladık. Hibe desteğini derneğin organizasyon yapısını ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için kullanan KALBEN, bu süreçte derneğin dijitalleşmesi ve daha fazla sayıda bireysel bağışçıya ulaşması için çalışmalar yaptı.

KALBEN Derneği Proje Koordinatörü Seda Dokuzkardeş ile yaptığımız röportajda; koruyucu ailelik ile evlat edinme arasındaki fark, 18 yaşını doldurmuş ve daha önce koruma altında yaşayan gençler için sağlanan destekler, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Korucuyu ailelik ve evlat edinme arasındaki fark nedir? Koruyucu aile hizmet modelinin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması için ne tür çalışmalar yapılması gerektiğinden bahseder misiniz?

Evlat edinme hizmetinde aile, evlat edinme yolu ile hukuksal bir süreci tamamlayarak velayet hakkını alır. Koruyucu aile sisteminde ise aile, çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğunu devlet ile paylaşır ve bu sistemde çocuğun velayeti öz ailesinde kalır. Bu iki modelin bazı ortak özellikleri olsa da en önemli ayırıcı özellik çocuğun velayeti hususudur. “Koruyucu Aile” işleyişinde velayet çocuğun biyolojik ailesindedir ancak çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğunu devlet belli esaslar çerçevesinde koruyucu aileyle paylaşır. Durumu evlat edindirilmeye uygun bir çocukla, durumu evlat edinmeye uygun kişi/eşler arasında hukuki bağlar sağlanarak çocuk ebeveyn ilişkisinin kurulduğu “Evlat Edinme” işleyişinde ise çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğu tamamen aileye aittir.

Koruyucu aile hizmet modelinin Türkiye genelinde  yaygınlaştırılması için yapısal düzenlemeler yapılmalı. Medeni Kanun başta olmak üzere koruyucu aile ve biyolojik ailenin haklarını belirleyecek yapısal düzenlemelere yer verilmeli. Çocuk koruma yönetmeliği ve diğer yönetmeliklerde partiler üstü bir anlaşma yapılarak yapısal değişimlere gidilmeli ki koruyucu aile sayısı artsın.

Aynı zamanda derneğimiz çeşitli platformlarda; üniversitelerle, topluluklarla, İl Müdürlükleri ve Valiliklerle işbirliği yaparak koruyucu aile üzerine çeşitli seminerler düzenliyor. Gerçekleştirdiğimiz seminerlerde koruyucu aileliğin önemi, şartları ve süreç içinde karşılaşılanlar üzerinde duruyoruz.

Koruma altında yaşayan çocuklar 18 yaşını doldurduktan sonra kurumlarından ayrılmak zorunda kalıyor. Kurumlarından ayrıldıktan sonra bu gençlerin karşılaştığı zorluklardan bahsedebilir misiniz? 18 yaşını dolduran ve daha önce koruma altında yaşamış olan gençler için bir destek sistemi bulunuyor mu?

18 yaşını dolduran ve daha önce koruma altında yaşamış olan gençlerin hayatla ilgili donanımları yetersiz kaldığı için (maddi, manevi, akademik) 18 yaşında kurumdan çıktıklarında kendi hayatlarını idame ettirecek geliri maalesef zor sağlıyorlar. Devlet koruması altında yaşayan gençlerin memur olma hakları bulunuyor. Ancak atama süresini beklerken altyapı olarak da gençlerin  desteklenmesi gerekiyor. Bu şekilde güçlü bir destek sisteminin bulunmamasının gençleri bir hayli zorladığını görüyoruz.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kurumsal kapasitemizi geliştirmek için kullandığımız hibe ile daha çok organizasyon yapımız ve sürdürülebilir finansal bir model için fonlar ve kurumsal desteklerle birlikte bireysel bağışçılarımıza yönelik bir sistem geliştirme üzerinde çalıştık. Böylelikle derneğimizin projeleri için uygun kaynak yaratımı üzerine proje döngüsü eğitimi aldık. Aynı zamanda kurumsal iletişim çalışmalarını da eş güdümlü olarak yürüttük.

Ayrıca dernek personeline, gönüllülere ve yönetim kuruluna yönelik yapılan finansal okuryazarlık eğitimleri ile dernek kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılması üzerine çalıştık. COVID-19 sürecinde ortaya çıkan finansal kaynaklara erişimin zorluğu salgın döneminin oluşturduğu kriz sonlanana kadar bertaraf edilmeye çalışıldı.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

COVID-19 sürecinde ortaya çıkan finansal kaynaklara erişimin zorluğu salgın döneminin oluşturduğu kriz sonlanana kadar bertaraf edilmeye çalışıldı. Bu sayede derneğimiz salgın krizini finansal olarak daha az etkilenerek geçirmiş oldu. Böylece finansal sürdürülebilirliğe katkı sağlandı.

KALBEN’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?         

Devlet koruması altında yaşayan çocuklarımızın nitelikli tatil yaparak her yıl gelecekleri ve aidiyet hissedecekleri bir köyleri olmasını sağlayacak KALBEN ÇOCUK KÖYÜ’nü kurmaya karar verdik. 2022 projemiz olan KALBEN ÇOCUK KÖYÜ ile çocuklarımıza ait olan bir köy kurmayı hedefledik. Amacımız; ‘Bizim Köyümüz’ diye sıfatlandırabilecekleri, anılar biriktirebilecekleri ve en önemlisi kendilerini ait hissedecekleri bir tesis oluşturmak.

“Bir çocuk yuva veya yurt yerine aile içinde yetişmeli!” mottosuyla çıktığımız bu yolda, Kalben olarak, eğitmenlerimiz ve gönüllülerimizle beraber futbol, basketbol, zumba, ebru, resim, takı, yaratıcı okuryazarlık, okuma yazma, dışavurumcu sanat, satranç, seramik, halk oyunları dallarında atölyeler düzenlemeye devam edeceğiz. Devlet koruması altında yaşayan çocuklarımıza verdiğimiz kültür sanat eğitimlerine çocuklardan ve yönetimden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Dört senedir beraber çalışma yürüttüğümüz bir kurumdan aldığımız yıl sonu raporlarında, çocukların %35’inin davranış bozukluğu ve yaşadıkları travmaların etkisiyle psikiyatrik ilaçlar kullandığı görülmekte. Ancak KALBEN olarak yaptığımız çalışmalarla, korunma altında yetişen çocuklarımızın ve gençlerimizin birçoğu sosyal ve gelişimsel açıdan yaşıtlarından geri olma durumlarını en aza indirmeye hatta aradaki bu farkı kapatmaya odaklanıyoruz.  Yaşıtları ile aynı şartlar altında gelişim sağlayamayan çocuklarımızın, sağlıklı ve güvenli bir aile ortamı içerisinde sosyal, psikolojik akademik olarak gelişimlerine katkıda bulunarak bir fırsat ve eğitim eşitliği sunuyoruz. Her çocuğun aile ortamında yetişmesi gerektiğini savunarak, devlet koruması altında yaşayan çocuk sayısını en aza indirmek için çalışıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona teknik kriterlere uyan 51 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 39’u dernek, 8’i kooperatif ve 4’ü vakıf tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Adana, Ankara, Bayburt, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Gaziantep, İstanbul,  İzmir, Kayseri, Kocaeli, Kilis, Kahramanmaraş, Kastamonu, Manisa, Muğla, Nevşehir, Osmaniye, Şanlıurfa ve Van olmak üzere 23 farklı ilden başvuru alındı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2022 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 6.446.661 TL oldu.

500.Yıl Vakfı ile Online Müze Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

500. Yıl Vakfı, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ile Türk Yahudilerinin bu topraklardaki 2600 yıllık tarihi ve kültürel mirası, ülkenin sosyal ve devlet yaşamına olan katkıları hakkında bilgi vermek amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile Vakıf, sanal katılım, gezinme ve toplantıların ihtiyaca göre düzenlenmesi için Online Müze projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında 500. Yıl Vakıf, Türk Musevileri Müzesi’nin çevrimiçi olarak ziyaret edilebilecek üç boyutlu bir versiyonunu geliştirecek.

500. Yıl Vakfı Müze Müdürü ve Direktörü Nisya İsman Allovi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Vakfın amacı ve yürüttüğü faaliyetler, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nin içeriği, pandeminin müze kültürüne etkisi ve hibe desteğimizle yürütecekleri proje hakkında konuştuk.

500. Yıl Vakfı, Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın Vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Vakfın kuruluş amacı 1992 yılında Türkiye’de, 1492’de ya dinlerini feda etmek veya “bir daha ne sebeple olursa olsun geri dönmemek” üzere ülkeyi terk etmek zorunluluğunda bırakılan İspanyol Yahudileri Sefarad’ların Osmanlı İmparatorluğuna buyur edilmelerinin ve burada kendilerine yeni bir vatan yaratmalarının 500. yıl dönümü kutlaması idi. 1989 yılında kurulan Vakıf faaliyetlerine halen devam ediyor.

500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ise Vakfın önemli bir kurumu olup 2001 yılında İstanbul Karaköy’deki Zülfaris Sinagogu’da açıldı. 2016 yılında ise şu anda hizmet vermekte olduğumuz Galata’daki Neve Şalom Sinagogu’na bağlı, Büyük Hendek Sokak,39 numaralı adresine taşındı.

Müzemiz süresiz sergisinin yanı sıra çeşitli süreli sergilere de ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda, sözlü tarih projeleri, konserler, Yahudi Kültür Avrupa Günü, rehberlere ve okulların farklı yaş aralığındaki sınıflarına eğitimler ile çocuklara yönelik atölyeler gibi farklı ve çeşitli faaliyetler düzenliyor.

500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, Türkiye’de Yahudi kültürü ile ilgili bilgi alınabilecek, ziyaret edilebilecek tek yer. Müzeyi ziyaret edenler Türkiye’deki Yahudi tarihi ve kültürü ile ilgili olarak hangi bilgilere ulaşabiliyor? Müze koleksiyondan bahsedebilir misiniz?

Türk Yahudileri’nin bu topraklardaki 2600 yıllık tarihi ve kültürel mirası, Yahudilerin sosyal ve devlet yaşamına olan katkıları müzede kronolojik olarak yer alıyor. Ayrıca müzemiz tarihçe, etnografya, dini objelerin sergilendiği Midraş, geleneklerin, yaşam döngüsünün ve yerleşim yerlerinin anlatıldığı bölümlerden oluşuyor. Bina içinde 3 kata konumlandırılmış olan Müze ile Neve Şalom Sinagogu arasında fiziki bağlantıyı kuran Midraş Holü Sinagog içinde yapılan dini törenlerin canlı izlenebilmesine olanak sağlıyor.

Müzemiz somut olmayan kültürel mirasa ilişkin dil, müzik, yemek gibi birçok farklı öğeyi içinde barındırıyor. Zaman ayıran ziyaretçi, müzede dokunmatik ekranlardan dilediği müziği dinleyebiliyor, Sefarad mutfağının çeşitli yemeklerinin yapılışını izleyebiliyor ya da Anadolu coğrafyasının geneline yayılmış Yahudi yerleşim bölgeleri hakkında bilgi edinebiliyor.

Müzede eski eserlere yer veriyoruz; bunlardan ilki 5’inci yüzyıla tarihlenen ve İzmir-Basmane kazısı sırasında bulunmuş, üzerinde Davud’un Yıldızı olan yağdanlık ve kazı bölgelerinde bulunan arkeolojik eserler. Bu parçaları teşhir ettiğimiz zaman, Anadolu topraklarında bulunan Yahudi varlığının ne kadar eskiye gittiğini göstermiş oluyoruz. Bunu vurgulamak ve 500 senelik misafir algısını değiştirmek müzemiz için önemli bir görev. 1512 yılında basılmış olan Midraş Teilim kitabı. İlk matbaanın İspanya’dan Osmanlı topraklarına gelen Yahudiler tarafından kurulması basın tarihi açısından anlatılması gereken önemli bir bilgidir. Kıyafetler, karneler, madalyalar, beratlar, fotoğraflar, dini ritüel objeleri, gazeteler kısaca Türk Yahudi kültürüne dair her şeyi müzede toplamaya çalışıyoruz.

Vakıf olarak çeşitli etkinlikler ve eğitimler düzenlediğinizi biliyoruz. Bu buluşmaların amacından ve kapsamında bahseder misiniz?  Faaliyetlerinize katılmak isteyenler neler yapmalı?

Etkinliklerin esas amacı kendi kültürümüzü geniş kitlelere anlatabilmek ve tanıtabilmek.  Aynı zamanda, bu coğrafyaya ait olan bu kültürün kamu tarafında daha çok farkına varılmasını sağlamak. Faaliyetlerimize katılmak isteyenler internet sitemiz üzerinden duyurularımızı yayımladığımız   e-bültene kaydolarak faaliyetlerimizden haberdar olabilirler. Ayrıca yer aldığımız tüm sosyal medya platformlarında da faaliyetimizin duyurularını yapıyoruz.

COVID-19 salgını birçok alışkanlığımızın değişmesine neden oldu. Bu değişimlerden birisi de sanat ile olan ilişkimizin fiziksel ortamdan sanal ortama taşınması. Pandemi döneminde birçok ulusal ve uluslararası müze sanal ziyarete açıldı. Sizce bu durum uzun dönemde müze kültürünü nasıl etkileyecek?

Müzeler ziyaretçi açısından yoğun olmayı severler. Pandemi döneminde çok şey öğrendik. Bu dönemde ziyaretçilerin ilgisini canlı tutabilmek için, çevrimiçi atölyeler, film galaları, sunumlar, anlatımlar gerçekleştirdik ve fark ettik ki dünyanın pek çok farklı ülkesinden kişiler etkinliklerimize katılıyor. Bu durum da müzenin sanal olarak gezi ihtiyacını daha çok ortaya çıkardı. Uzun dönemde müzeler cazibe merkezi olmaya devam edecek. Bir objenin aslını görmek, müzenin havasını solumak… Müzeler, kültür-sanat için ihtiyaç olacak mekanlar olmaya devam edecekler.

Hibe desteğimizle Online Müze projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Dijital platformlar her geçen gün yaşamımızın daha da vazgeçilmez bir parçası oluyor. Online Müze projesi; sınırların ortadan kalktığı, erişilebilirliğin kolaylaştığı, araştırmaların ağırlıklı olarak çevrimiçi yapılabildiği bu çağda müzemizin görünür ve ulaşılabilir olması imkanını sunuyor. Aynı zamanda, istenen kadar ve isteyene yönelik nokta atışı bilgiye ulaşmanın tek tıkla gerçekleşebildiği bir olanak yaratıyor. Online Müze projesi ile müze ziyaretçileri; mekâna gitmeden, mekân ve içerik hakkında bilgi edinebilecek hatta mümkünse iletişim kurulabilecek bir platforma ulaşacak.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar) sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer STK’lar arasında görünür kılmayı amaçlıyor.  Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Sivil Sayfalar, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; 2022 yılında sivil toplumun gündemi, hızla değişen gündemin sivil topluma etkileri, sivil toplum haberciliğinin yaygınlaştırılmasının önemi, dijital habercilik yapan platformlar için var olan kaynak fırsatları ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Sivil toplum haberciliği yapan bir kurum olarak 2022 yılında sivil toplum gündeminde hangi konuların ön plana çıkmasını bekliyorsunuz?

Küresel, ulusal ve yerel düzeydeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler kaçınılmaz olarak sivil toplumu doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkiyor. Bu çerçevede 2022 yılında, sivil alanın gündeminde: Türkiye özelinde, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı hükümler içeren, sivil alanı doğrudan etkileyen mevzuat hükümleri, daralan sivil alanda yeni-özgün savunuculuk yöntemleri, demokratik sisteme sivil toplumun sunabileceği katkıya dair çözüm önerileri, mülteci karşıtı eğilim, ekonomik kriz ve pandeminin sivil alan üzerindeki etkileri, iklim krizi ve artan afetlere karşı sivil toplumda farklı alan ve uzmanlıklara disiplinler arası işbirlikleri gibi başlıkların öne çıkmasını bekliyoruz.

Ayrıca, Z kuşağının ve gençlerin sivil alana daha çok katılımını mümkün kılacak şekilde sivil toplumda kurumsal-tüzel yapılar yerine yeni tür sivil örgütlenmeler konusunun da gündemde olmasını umuyoruz.

Türkiye’de hızla değişen gündem sivil toplumu nasıl etkiliyor? Farklı alanlarda uzmanlığa sahip sivil toplum kuruluşları bu yoğun gündemde seslerini duyurabiliyorlar mı? 

Türkiye’nin bazen gün içinde ve hatta saatler içinde değişen yoğun gündemi, sivil toplumu olumsuz etkiliyor. Son yıllarda “sivil alanın daraldığına” dair dilimize pelesenk olan tespit, Türkiye’de değişen siyasi iklim, sivil topluma elverişli bir demokratik ortamın varlığı ile doğrudan bağlantılı. Demokratik bir sistemin vazgeçilmez unsurları olan sivil toplum örgütleri (STÖ), son yıllarda artan kutuplaşma ve siyasi baskılara karşın varlığını sürdürme gayreti içinde.

Özellikle hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarından (STK) kadın ve LGBTİ+ hakları, insan hakları ve çevre alanındakilerin çok daha zor koşullarda faaliyetlerini sürdürdükleri; OHAL süreci ve ardından gelen pandeminin, sivil alanı daha da kısıtladığını gözlemiyoruz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, özellikle kadın ve insan hakları alanında çalışan STK’ların, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü daraltan mevzuat ve uygulamaların yoğunlaştığı ortamda, çalışmalarını dirayetle sürdürdüğünü göz ardı edemeyiz.

Sivil toplumda yaşanan bu sorunların ve STK’ların yürüttüğü başarılı çalışmaların kamuoyuna yeterince yansıdığını söylemek güç. Türkiye kamuoyunun sivil topluma katılım seviyesi, gelişmiş demokrasilere kıyasla düşük. Buna koşut olarak, sivil topluma ve STK’ların varlığına ve önemine dair farkındalık seviyesi de düşük. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar da toplumun STK’ların yaptığı faaliyetlerden sınırlı seviyede haberdar olduğunu ve sivil topluma da sınırlı seviyede katılım gösterildiğini ortaya koyuyor. Bu durumun siyasi ve toplumsal sebepleri var.  Tüm bu sebeplerle, farklı uzmanlıklara sahip olan STK’ların Türkiye’nin yoğun, değişken ve “acil” öncelikli gündeminde yer bulabilmesi, yer bulabildiğinde de beklenilen etkiyi yaratabilmesi oldukça güç görünüyor. 

2021 yılında Türkiye’nin çeşitli illerinde sivil toplum haberciliği eğitimleri düzenlediniz. Bu eğitimlerin amacından bahsedebilir misiniz? Sivil toplum haberciliğinin yaygınlaşmasının sivil alana ve basın dünyasına nasıl katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

2021 yılının Eylül ayında Türkiye’nin farklı bölgelerinden 6 kentte (Trabzon, Samsun, Gaziantep, Van, Konya ve Çanakkale) sivil toplum haberciliği eğitimleri düzenledik. Hak temelli habercilik anlayışı ile şekillenen eğitimlerimize, söz konusu kentlerde farklı uzmanlık alanlarına sahip olan STK’ların temsilcileri ile yerel gazeteciler katılım gösterdi.

Eğitimler ile sivil toplumun ilgi alanına giren sosyal konularda habercilik yapmak ve içerik üretebilmek için gösterilmesi gereken hassasiyetlerin ve yerel düzeyde STK’ların kendi faaliyetlerini yerel ve ulusal medyaya ulaştırmak amacıyla içerik üretirken dikkate almaları gereken etik değerler ve  prensiplerin (Cinsiyetçi dil kullanılmaması, çocuk hakları odaklı haber yazımı, vb.) neler olduğunu göstermeyi hedefledik. Bu hedef doğrultusunda, STK’ların yürüttükleri faaliyetleri basın bültenine çevirirken ve haber metni hale getirirken kullanabilecekleri pratik yöntemleri göstedik.  Aynı zamanda, eğitim içeriklerini hazırlarken teori ve uygulamanın birlikte olduğu bir sistem oluşturduk. Ayrıca eğitimlerden sonra, katılımcıların kendi yerellerinde hazırladıkları içeriklere Sivil Sayfalar internet sitesinde yer verdik. Eğitimlerin sonrasında da katılımcılar ve eğitimlere dahil olan STK’lar ile temasımızı ve işbirliği olanaklarımızı canlı tutmaya özen gösteriyoruz.

Sivil Sayfalar olarak Türkiye’de sivil toplum haberciliğinin yaygınlaşmasının; hem sivil alana dair bilgi, farkındalık sağlamada hem STK’lara destek ile katılımın artmasında önemli rol oynayacağına hem de medyada hak temelli haberciliğin gelişmesine büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bu hibenin sağlayacağı imkanlarla hedefimiz, bundan sonraki yıllarda kurumun yapısı ve misyonuna uygun bir kaynak geliştirme stratejisi tasarlamak olacak. Bunun için kurumun hafızasının, örgütsel yapısının, vizyonunun, misyonunun ve hedeflerinin birbirini tamamlaması gerekiyor. Dolayısıyla kurumsal hafızanın, organizasyon şemasının, faaliyetlerinin, işbirliklerinin ve diğer öz kaynaklarının belirlenerek tek bir çatı altında toplanması gerekiyor. Bu hibe bize var olan kurumsal kapasitemizi tam anlamıyla resmetmemizi; imkanlarımız ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda sürdürülebilir bir yapıya ulaşmamızı sağlayacak diye umuyoruz. Kurumsal hafıza oluşturmak, sürdürülebilir bir kaynak stratejisi belirlemek ve sivil alana fayda sağlayacak eğitim, rehberlik gibi sürdürülebilir kendi kaynağını kendi yaratan programlar tasarlamak bu hibe ile ulaşmayı hedeflediğimiz çalışmalar arasında yer alıyor.

Hibe kapsamında kaynak çeşitliliğinizi arttırmayı hedefliyorsunuz. Dijital habercilik yapan platformların kaynak yaratması için ne tür fırsatlar var?

Dijital habercilik yapan platformların bağımsızlıklarını koruyarak kaynak yaratması son yıllarda “alternatif medya” alanında sıklıkla tartışılan bir başlık. Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliği gibi niş bir alanda yayın faaliyetlerini sürdürmeye ağırlıklı olarak uluslararası fon kaynakları ile devam ediyor. Dijital habercilik yapan medya organlarından biri olarak Sivil Sayfalar’ın kaynak yaratması ve bu kaynakları çeşitlendirmesine dair yapılacak bir değerlendirme, Türkiye’de hem sivil toplumun hem medyanın yapısal sorunlarının başında gelen finansal kısıtlardan ayrı düşünülemez.

Sivil Sayfalar hem bir medya organı hem de Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği çatısı altında faaliyetlerini sürdüren kurumsal bir yapı olarak her iki alanda kaynaklarını çeşitlendirmeye gayret ediyor. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası düzeyde hem yeni medya hem sivil alandaki çalışmaları yakından takip ediyor; işbirliği olanaklarını araştırıyor ve kaynaklarımızı çeşitlendirme yolunda gayretlerimizi sürdürüyoruz.

Güzel İşler’in Mart Ayı Buluşmasını Orman Yangınları Acil Destek Fonu: Neler Yaptık? Başlığıyla Gerçekleştirdik

By | Güzel İşler

Bağışçılarımıza yönelik olarak düzenlediğimiz çevrimiçi etkinlik serimiz Güzel İşler’in Mart ayı buluşmasını Orman Yangınları Acil Destek Fonu: Neler Yaptık? başlığı ile 10 Mart 2022’de gerçekleştirdik.

Temmuz 2021’de Türkiye’nin farklı illerinde yaşanan yangınlar sonrasında Turkey Mozaik FoundationActecon ve 212 işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) yangınların bölgedeki etkisini, hibe desteğimizle yapılan çalışmaları ve Fonun katkılarını konuştuğumuz etkinlikten öne çıkan başlıkları aşağıda görebilirsiniz:

Orman yangınlarında ve sonrasında neler oldu?

  • Temmuz 2021’de başlayan orman yangınları öncesinde de Türkiye yüzlerce yangına tanıklık etti ancak geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında hiçbir yangın 2021 yazında yaşananlar kadar uzun süreli olmadı. Yaşanan yangınların nedenlerini sıralarken salgın koşullarını göz ardı etmek mümkün değil. Pandemi ile beraber insanların ormanların en dip kısımlarından kamp yapmaya başlaması ve sonrasında bu bölgelerde çöplerini bırakması; orman alanları ile yerleşim yerlerinin iç içe geçmesi ve son olarak iklim değişikliği sonucunda kuraklığın fazlasıyla artması yangınların şiddetlenmesine neden oldu.
  • Yangınlar sırasında ve sonrasında karşılaşılan en önemli sıkıntılardan birisi bilgi kirliliği oldu.“Yangında neler yapılmalı?”, “Yangın sonrasında neler yapılmalı?”, “Yanan yeşil alanlar yapılaşmaya açılır mı?” gibi sorular çerçevesinde çok fazla yanlış bilgi üretildi. Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM), yangın sırasında ve sonrasında yayılan yanlış bilgiyi önlemek ve gerekli bilgilendirmeleri yapmak amacıyla bir internet sitesi üzerinde çalışılıyor. “Yangınlar ile ilgili doğru bilinen yanlışlar”, “Yangın noktalarında hangi bitki ve hayvan türleri zarar gördü?”, “Yangınlar sonrası Orman Genel Müdürlüğü ve ilgili bakanlıklar hangi faaliyetleri yürütüyor?” gibi soruların cevapları bu internet sitesinde yer alacak. Aynı zamanda; yangın alanlarının ilerleyen dönemlerde hangi amaç doğrultusunda kullanıldığının takip edilmesi ve bunlara dair güncel bilgilerin internet sitesinde paylaşılması amaçlanıyor.  Ayrıca, son yıllarda sıklıkla kullanılan vatandaş bilimi yöntemi ile yangınların olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşlarla beraber izleme çalışması yaparak 2022 yazında yangın bölgelerindeki hangi bitki türlerinin, kuşların yeniden görülmeye başlandığına dair izleme çalışması yapacak. Böylece hem yangına dair genel bir çerçeve hem de yangın sonrasında bölgedeki genel duruma dair bilgi verilecek.
  • Orman yangınlarının önümüzdeki yıllarda daha sık yaşanması, şiddetlenmesi ve daha ciddi tahribata sebep olması bekleniyor. Bu nedenle, orman yangınları ile ilgili bilgi kirliliğini önlemek ve bu amaç doğrultusunda çalışmalar yürütmek önem kazanıyor. Bu bilgilendirme çalışmaları ile beraber yerelde de faaliyetlere devam etmek, yangınların doğa için doğal süreçler olduğu ve bu doğal süreçlerin sonunda kendini nasıl yenileyebildiği hakkında doğrudan bölgede yaşayan vatandaşları bilgilendirmek ve yaşananları beraber gözlemlemek farkındalık oluşturmak için gerekli hale gelecektir.

Orman yangınları doğal hayatı nasıl etkiledi, geri dönüş mümkün mü?

  • Türkiye doğasının ve ekosisteminin korunması amacıyla çalışmalar yürüten NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği (NATURA), yangınlar sırasında ve sonrasında yaban hayatın nasıl etkilendiğini, evcil kedilerin atası olan ve bölgede yaşayan ender türlerden olan yaban kedisi, karakulak kedisi ve yaban hayatı unsurlarından karasal olanların hangi bölgeye geçtiklerini ve ekosistem içerisinde ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini gözlemlemek amacıyla çalışmalar yapıyor. Yaşanan yangın sonucunda habitatları tamamen yok olan yaban kedileri, karakulak gibi yırtıcı canlılar ekosisteminin işlevinin bütüncül bir şekilde devam ettiğini gösteren türler olarak kabul ediliyor. Besin zincirinin en tepesinde yer alan bu türlerin varlığı ekosistemin alt basamaklarındakilerin varlığının floraya kadar sağlıklı bir şekilde sürdürdüğünün göstergesi olarak da kabul ediliyor. Yangın sonrasında yaban kedilerinin ve karakulakların izini süren NATURA, yaban kedilerin izine henüz rastlanamazken karakulakların çevre bölgede olduğunu tespit etti.

Orman yangınları bölgedeki kadınları nasıl etkiledi?

  • Orman yangınlarının en fazla etkilediği gruplardan biri de bölgede yaşayan kadınlar oldu. Yangından etkilenen bölgelerde yaşayan kadınların yangınlar sırasında neler yaşadığını birebir onlardan dinleyen Emek Benim Kadın Derneği(EMEK BENİM), gerekli desteği sağlamak amacıyla kadınlarla hem yangınlar sırasında hem sonrasında bir araya geldi. Milas-Kenarköy’de 2 köyde faaliyet yürüten dernek; bahçelerini, meyve ağaçlarını kaybeden kadınlara meyve fidanları ve çeşitli tohum türleri dağıtarak bölgede yaşayan kadınların yeniden gelir kaynaklarına erişmelerini sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor.

Orman yangınları bölgedeki geçim kaynaklarını nasıl etkiledi?

  • Bölgede yaşayanlar orman yangınları nedeniyle gelir kaynaklarını büyük oranda kaybetti. Yangından etkilenen kişilerin büyük bir çoğunluğu yangınlar öncesinde ek gelir elde etmek amacıyla tarım, çiçekçilik, hayvancılık, mobilya atölyesi gibi işler yapıyordu. Tarımla uğraşanlar seralarını, küçük baş hayvancılıkla uğraşanlar hayvanlarını kaybetti. Çam balı üretiminde önemli kaynaklardan birisi olan çam ormanlarının yangınlar sırasında yok olması geçimini balcılık ile sağlayan köylülerin gelir kaynaklarını kaybetmelerine neden oldu.  Yaşanan orman yangınları sırasında Adana, Antalya ve Mersin bölgelerinde faaliyet yürüten Hayata Destek Derneği, bu bölgelerde yaşayan vatandaşların geçim kaynaklarına yeniden erişimini sağlamak amacıyla ihtiyaç sahibi ailelere nakit para desteği sağladı.
  • Orman yangınları, deprem gibi afetlerde en sık karşılaşılan yardım türü kıyafet destekleri oluyor. Bu da afet bölgelerinde kıyafet ve diğer ayni yardımlardan yığınlar oluşmasına neden oluyor. Yardımların sıklığına rağmen çoğu zaman bu yardımlar doğru yerlere ulaşmıyor. Bu nedenle, yardımların bölgenin ihtiyaçlarına uygun ve koordineli bir şekilde yapılması önem kazanıyor. Bununla birlikte, tohum, hayvan yemi gibi geçim kaynaklarının devamlılığını sağlayacak yardımlar da geçim kaynaklarına erişimi kolaylaştırmak açısından fayda sağlıyor.

Orman yangınları ekolojik okuryazarlık konusunda bize neler gösterdi?

  • Türkiye toplumunun %75’i iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu kabul ediyor. %66’sı ise kendini iklim değişikliği konusunda endişeli hissediyor. Muğla ve Antalya’da saha ziyaretleri yürüten Yuva Derneği, yaptığı görüşmelerde yangın sırasında neler yapılabileceği ile ilgili bilgi eksikliği olduğunu tespit etti. Bu nedenle de Orman Genel Müdürlüğü ortaklığı ile yürütülen İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitim projesi kapsamında sıklıkla yangın yaşanan bölgelerdeki muhtarlarla, imamlarla, öğretmenlerle ilkim okuryazarlığını konuşmak, iklim değişikliğini anlatmak, karar alıcılardan doğru zamanda doğru taleplerin nasıl iletebileceğini konuşmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Böylece, bu konuda endişeli olan kesimleri aktif yurttaş olmaya yönlendirmeyi amaçlıyor. Muhtarlarla beraber köy kahvelerinde gerçekleşen sohbetler ile insanları endişelendirmeden harekete geçmelerini sağlayacak şekilde iklim okuryazarı sayısını arttırmayı amaçlıyor.