Monthly Archives

Ocak 2026

Gelir Çeşitlendirme Programı Açılış Toplantısıyla Başladı

By | DestekLab

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) gelir ve kaynak geliştirme kapasitelerini güçlendirmek amacıyla, Fondation de France’ın mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Gelir Çeşitlendirme Programı, açılış toplantısıyla başladı.

Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle yürüttüğümüz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III ve bireysel bağışçıların desteğiyle; Deprem Dayanışması Derneği, Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme Derneği, Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği, Hatay Sörf Merkezi, İstanbul Mor Dayanışma Derneği, Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği, Köy Okulları Değişim Ağı Derneği, Öğretmen Ağı ve Talebeyiz Biz Derneği’nin katılımıyla yürütülecek program, STK’ların daha dirençli, çeşitli ve sürdürülebilir finansman stratejileri geliştirmelerine katkı sunacak.

Bu doğrultuda program süresince, kapasite gelişim desteği ve küçük hibeler aracılığıyla STK’lara uygulamalı destek sağlanacak.

Kıyı ve Denizlerin Korunması için Hukuki Kapasiteyi Güçlendirmek: HUDOTO

By | Turquoise Coast Environment Fund

İzmir’de faaliyet gösteren Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), doğa, çevre ve insan haklarının korunması ile ekolojik ve sürdürülebilir ekonomi ve kalkınma yaklaşımlarının geliştirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) hibe programı kapsamında desteklenen Deniz ve Kıyıların Korunması Konusunda Kilit Paydaşların Hukuki Kapasitesinin Güçlendirilmesi projesiyle HUDOTO, kıyı ve denizlerin korunmasına yönelik hukuki kapasitenin güçlendirilmesine odaklandı.

HUDOTO ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, proje fikrinin nasıl ortaya çıktığını, proje kapsamında yürütülen çalışmaları ve iklim krizinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerindeki etkileri hakkında konuştuk.

 “Hakları yalnızca insan odaklı değil; doğa, ilişkisellik ve ortakyaşarlık temelinde tanımlıyoruz.”

Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı, kısaca HUDOTO; hak savunuculuğunda hukuku etkili bir yöntem olarak kullanma ihtiyacı üzerine kuruldu. Bizler uzun zamandır avukatlık ve hukuki danışmanlık yapıyor, farklı program ve projelerde çalışıyorduk. Ancak bu proje ve program çalışmalarını daha kalıcı hâle getirmek istedik ve HUDOTO’yu bir vakıf olarak kurduk.

Amacımız, doğa ve yaşam savunusunda hukuksal araçları etkili biçimde kullanmak. Sadece bizim açtığımız davalar ve yaptığımız başvurulardan bahsetmiyoruz. Hak sahiplerinin ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) da hukuksal araçlar konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlamak, hukuki savunuculuğu birlikte yürütmek istiyoruz. Hakları yalnızca insan odaklı değil; doğa, ilişkisellik ve ortakyaşarlık temelinde tanımlıyoruz.

“Sadece öğreten değil; hep birlikte öğrenip deneyimlediğimiz bir süreç oldu.”

Deniz ve Kıyıların Korunması için Hukuki Kapasitenin Güçlendirilmesi projesini hayata geçirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Hak sahiplerinin ve sivil toplum kuruluşlarının, kıyıların ve denizlerin korunması konusunda hukuki mevzuata, sözleşmelere ve mekanizmalara erişim ve bunları etkin biçimde kullanma konusunda önemli zorluklar bulunuyor. Kıyılar ve denizler büyük bir tahribat ve talanla karşı karşıya. Sivil toplum kuruluşları bu durumun farkında; ancak bu tür hak ihlallerinde izlenebilecek başvuru yolları ve hukuki mekanizmalar yeterince görünür ve erişilebilir değil.

Bu ihtiyaçlardan hareketle, kıyı ve denizleri korumada kilit öneme sahip aktörlerin kapasitelerini güçlendirmek amacıyla Deniz ve Kıyıların Korunması için Hukuki Kapasitenin Güçlendirilmesi projesini hayata geçirdik. Projeyi masa başı eğitimlerle sınırlamayıp sahaya inerek, farklı disiplinlerden uzmanlarla birlikte yürütmeyi hedefledik. Sadece öğreten değil; hep birlikte öğrenip deneyimlediğimiz bir süreç oldu.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Deniz ve Kıyıların Korunması için Hukuki Kapasitenin Güçlendirilmesi projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz? Bu süreçte sizi en çok zorlayan etkenler neler oldu ve bu engelleri aşmak için nasıl yollar izlediniz?

Proje kapsamında üç ayrı eğitim gerçekleştirdik. İlk iki eğitim İzmir ve Balıkesir’de atölye çalışması formatında gerçekleşti. Üçüncü eğitimi ise Köyceğiz’de kamp şeklinde kurgulandık. Kamp programında eğitim oturumlarının yanı sıra saha ziyaretlerine de yer verdik. Bu kapsamda İztuzu ve Dalyan ekosistemi, uzmanlar eşliğinde yerinde incelendi. Katılımcılar kamp alanında çadırda konakladı; bazı katılımcılar için bu süreç doğayla iç içe gerçekleşen ilk saha deneyimi oldu.

Eğitimlere katılımı, duyuru ve başvuru süreci sonrasında belirledik. Başvuru yoğunluğu nedeniyle katılımcı sayısı sınırlı tuttuk. Kamp ve atölye formatında yürütülen çalışmalarda katılımcı sayısı, etkileşim ve programın uygulanabilirliği açısından belirleyici bir unsur oluyor. Aksi halde konferans moduna dönüşebiliyor, etkileşim ve eğitimin etkisi azalıyor.

Proje sürecinde zorlandığımız konulardan birisi de kamu idaresine ulaşmak oldu. Kıyı ve denizlerin korunması için kamu idaresiyle birlikte çalışmak elzem. Ancak kamu kurumlarının STK’larla ortaklaşa çalışma kültürü ve pratiği ne yazık ki pek yok. Yine de bireysel düzeyde kamu sektöründe çalışan katılımcılarımız oldu ve onların deneyiminden çok faydalandık.

“Daha adil ve kapsayıcı bir yaşam söylemi ve pratiği, cinsiyet eşitsizliklerini sürdürerek mümkün olamaz.”

İklim krizinin etkilerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiği birçok çalışmada ortaya konuyor. Sizin gözlemleriniz ve deneyimleriniz doğrultusunda, kadınların bu kriz karşısındaki özgün direniş biçimlerini ve mücadele stratejilerini nasıl tanımlarsınız?

İklim krizi ve çevresel tahribata bağlı sorunlarda kadınları mücadelenin en ön saflarında görüyoruz; ancak karar alma süreçleri söz konusu olduğunda aynı şeyi söylemek mümkün değil. Kadınların doğa ve müştereklerle kurduğu bağ, her zaman ve her kültürde çok daha derin. Bu nedenle dünyanın her yerinde müştereklerin kaybına karşı en güçlü sesi çıkaranlar da çoğu zaman kadınlar oluyor. Otoriteyle bir pazarlık konusu yapmadan, doğayı kendilerinden bir parça olarak kabul ederek bu savunuyu yürütüyorlar. Bu mücadelenin kadınlar açısından oldukça güçlendirici bir yanı da var.

Kadınların bilgi ve deneyimlerini karar alma ve liderlik süreçlerine yansıtmayı başarabildiğimiz ölçüde iklim krizine karşı güçlenebiliriz. Gerek sivil toplum gerekse kamu idaresi, toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim krizinin yanında tali bir mesele gibi ele alıyor. Oysa daha adil ve kapsayıcı bir yaşam söylemi ve pratiği, cinsiyet eşitsizliklerini sürdürerek mümkün olamaz. Doğanın ve kadının tahakküm altına alınışı benzer nitelikler taşıyor. Bu nedenle iki mücadelenin de ortak bir zemini var. Bu tahakküme karşı duruşu, ekolojik feminizm perspektifiyle ve feminist bir ekoloji mücadelesiyle güçlendirebiliriz.

“Hukuk, yalnızca hukukçuların ya da avukatların bilmesi gereken bir uzmanlık alanı değil; yurttaş olarak var olmamızın ve toplumsal sözleşmemizin en önemli parçalarından biri.”

Size destek olmak isteyen bir kişiye ya da kuruma, projenizin faydalanıcılar üzerinde yarattığı etkiyi nasıl anlatırsınız?

Projemizin katılımcıları, düzenlediğimiz kapasite geliştirme programları sayesinde kıyı ve denizlerin korunması konusunda bilgi ve deneyim sahibi oldular. Saha gözlemi bu eğitimlerin önemli bir bileşeniydi ve bundan sonra düzenleyeceğimiz eğitimlerde de saha gezilerini mutlaka sürdürmek istiyoruz.

Hukuk, yalnızca hukukçuların ya da avukatların bilmesi gereken bir uzmanlık alanı değil; yurttaş olarak var olmamızın ve toplumsal sözleşmemizin en önemli parçalarından biri. Yaşam alanlarını savunma konusunda istekli yurttaşların ve sivil toplum kuruluşlarının, verdiğimiz eğitimler sayesinde güçlendiğini görmek ve bu etkileşimin yeni ortaklıklara dönüşeceğini fark etmek bizim için çok kıymetliydi. Bu süreçte verdikleri destek için sizlere de çok teşekkür ederiz.

Nefese Umut, Günlere Yaşam Katmak: ALS-MNH Derneği

By | Dijital Dönüşüm Fonu

ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) MNH (Motor Nöron Hastalığı) Derneği, ALS ve Motor Nöron Hastalığı ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmak, hasta ve ailelerine destek olmak, toplumsal farkındalık yaratmak ve bilimsel araştırmalara katkı sunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 döneminde destekledğimiz ALS-MNH Derneği hibe kapsamında hasta, hasta yakını ve bağışçılara yönelik iletişim kapasitesini güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda internet sitesini yeniliyor, bağışçı, gönüllü ve hasta verilerinin segmentasyonu için CRM altyapısı oluşturuyor, e-posta ve SMS pazarlama stratejisini güncelliyor.

ALS-MNH Derneği ile yaptığımız röportajda kapasite güçlendirme desteğinin önemi, sivil alanda dijital dönüşüm süreçlerinin zorluğu, yeni kuracakları altyapı ve yeniden şekillendirecekleri dijital iletişim stratejisinin hedefleri hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

ALS-MNH Derneği, ALS-MNH hastaları ve hasta yakınları tarafından; Fenerbahçeli futbolcu merhum Sedat Balkanlı ile Trabzonsporlu İsmail Gökçek’in öncülüğünde 2001 yılında kuruldu. Dernek olarak Türkiye’de yaşayan ALS-MNH hastalarını bilinçlendirmeyi, yaşadıkları sorunlara çözüm üretmeyi, tıbbi cihaz ve malzeme desteği sağlamayı, hastaların yaşam kalitesini yükseltmeyi; ALS hastalığına ilişkin farkındalık yaratmayı ve bilimsel çalışmaları desteklemeyi amaçlıyoruz. Derneğimiz, 2012 yılından bu yana “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsüne sahip.

ALS-MNH (Motor Nöron Hastalığı) ile yaşayan bireylerin ve onlara destek olan aile üyelerinin daha sağlıklı ve nitelikli yaşam koşullarına sahip olabildiği bir Türkiye vizyonuyla çalışıyoruz. Benzer amaçlarla faaliyet gösteren uluslararası dernekler ve konfederasyonlar bünyesinde Türkiye’yi temsil ediyoruz. ALS farkındalığını artırmaya yönelik çeşitli projeler hayata geçiriyor, kampanyalar düzenliyoruz. Üniversiteler, belediyeler ve kamu kurumlarıyla iş birliği içinde sempozyum, seminer ve paneller düzenliyor; ayrıca bu kapsamda gerçekleştirilen etkinliklere katılarak toplumun farklı kesimlerine ulaşıyoruz.

Bugüne kadar, ebeveynlerinde ALS hastalığı bulunan ilkokul, lise ve üniversite düzeyinde toplam 343 öğrenciye burs desteği sağladık ve bu desteği sürdürmeye devam ediyoruz. Her yıl ALS Farkındalık Ayı olan Mayıs ayında kermes, seminer ve sempozyum gibi özel etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca 21 Haziran Dünya ALS Günü’nde, çeşitli kurumların sponsorluğunda düzenlenen özel etkinliklerle hem sesimizi duyuruyor hem de hastalığa ilişkin toplumsal farkındalığı artırıyoruz.

“Dijital Dönüşüm Fonu, bizim için sadece bir hibe değil; atölye çalışmaları ve mentor desteğiyle öğrenmeye, uyum sağlamaya ve güçlenmeye açılan bir alan.”

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında, hasta ve hasta yakınlarına ulaşmanızı kolaylaştırarak iletişim kapasitenizi güçlendirmeyi hedefliyorsunuz. Bu alandaki temel ihtiyaçlarınızı ve dijital dönüşüm sürecinde karşılaştığınız zorlukları paylaşır mısınız?

İnternet sitesi altyapımız çok eski; zaman içinde sürekli eklentiler eklenerek geliştirilmiş bir WordPress sitesi kullanıyoruz. Bilimsel araştırmalarda son yıllarda yaşanan hızlı gelişmeler ve ilaç çalışmalarıyla ilgili umut verici haberleri internet sitemizde yayımlamaya özen gösteriyoruz. Ancak bazı içeriklerin internet sitesine yüklenmesi ve güncellenmesi sürecinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, yeni ilaç haberlerini düzenli olarak paylaşmakta zorlanıyoruz. Henüz tedavisi olmayan bir hastalıkla yaşayan hastalarımızın umutlarını kırmamak için internet sitemizde yer alan bazı bilgileri ayıklamak ise fazlasıyla zamanımızı alıyor.

Bu nedenlerle mevcut internet sitemizle dijital dünyanın ve güncel iletişim ihtiyaçlarının gerisinde kalıyoruz. Daha etkili, mobil uyumlu; paylaştığımız bilgileri daha güvenli şekilde yönetebileceğimiz, gerektiğinde içerikleri ayrıştırabileceğimiz ya da silebileceğimiz bir altyapıya ve pazarlama araçlarına ihtiyaç duyuyorduk. En temel zorluklardan biri, sürekli gelişen dijital dönüşüme ayak uydurabilmekti. Dijital Dönüşüm Fonu, bizim için sadece bir hibe değil; atölye çalışmaları ve mentor desteğiyle öğrenmeye, uyum sağlamaya ve güçlenmeye açılan bir alan.

“Hibe kapsamında ALS-MNH hastalığı için açık kaynak olmaya hazır bir internet sitesi oluşturmayı hedefliyoruz.”

Proje kapsamında e-posta/SMS stratejisi ve CRM altyapısı gibi araçlarla hedef gruplara ulaşma kapasitenizi artırmayı planlıyorsunuz. Bu araçların hasta destek hizmetleri üzerindeki olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maliyetlerimizi kontrol altında tutmak ve hasta bakımına yönelik projelere daha fazla bütçe ayırabilmek adına küçük bir ekiple çalışıyoruz. Bu nedenle dijital dönüşüm sürecinin ekibimizi hızlandırmasını ve yeni ekip arkadaşları için alan açmasını bekliyoruz. Birden fazla hedef kitlemiz bulunuyor: hastalar, hasta yakınları, sağlık çalışanları, bağışçılar ve potansiyel bağışçılar (kurumsal ve bireysel). Bu dönüşümle birlikte, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasını ve ALS hastalığı özelinde açık kaynak niteliği taşıyan bir internet sitesine doğru ilerlemeyi hedefliyoruz.

Hastalar için kolayca kaydolabilecekleri ve talep oluşturabilecekleri, hasta yakınları için ise çevrim içi desteklerin daha kolay sunulabildiği bir platform yaratmak istiyoruz. Bu sayede hastalarımıza daha hızlı ulaşabilecek, ihtiyaç duydukları hizmetleri daha kısa sürede belirleyerek yaşam kalitelerini artırabileceğiz.

“ALS-MNH nadir bir hastalık, bu nedenle proje başvurularında, hedef kitle sayısı ve etki faktörü de düşük oluyor”

ALS gibi az bilinen hastalıklarda farkındalık yaratmak, dijital mecralarda nasıl bir strateji gerektiriyor? Hasta yakınları ve gönüllüleri sürece dahil etmek için neler yapmayı planlıyorsunuz?

ALS-MNH zor ve nadir bir hastalık. Türkiye’de ALS hastalığıyla yaşayan birey sayısı ve hastalıktan etkilenen popülasyon, henüz Sağlık Bakanlığı ve Nadir Hastalıklar Şubesi tarafından net olarak bilinmiyor. Türkiye’de yapılan sınırlı sayıdaki epidemiyolojik çalışmaya dayanarak, insidans ve prevalans verileri üzerinden yaklaşık 8.000–10.000 civarında ALS hastası olduğunu tahmin ediyoruz. Bu nedenle farkındalık yaratmak, planlama yapmak hem bakanlıklar hem de dernek olarak öngörüde bulunabilmek ve kaynak yaratmak zorlaşıyor.

STK olarak hedef popülasyonun az sayıda olması, proje başvurularında hedef kitle büyüklüğünün, etki popülasyonunun ve etki faktörünün düşük görünmesine neden oluyor. Önceliğimiz, veri toplamak ve bu veriler üzerinden doğru bir iletişim kurarak hem farkındalık yaratmak hem de mevcut farkındalığı güçlendirmek. Bu doğrultuda bir veritabanı çalışması başlatıyoruz. Bu projenin, derneğimizin gönüllü sayısını artırma, bağışçı tabanını genişletme, kaynak hacmini büyütme ve hastalara daha kolay ulaşma açısından oldukça etkili olacağını düşünüyoruz.

“Yaşama günler katmak mümkün olmadığında, günlere yaşam katmak için gayret ediyoruz.” 

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için kendinizi nasıl anlatırsınız? 

ALS, ne yazık ki insanın kendi vücudunda, tabiri caizse hapsolduğu bir hastalıktır. Kişiler tanı aldıklarında büyük bir şok yaşar. Dünya çapında büyük ses getiren Buz Kovası Kampanyası’nın (Ice Bucket Challenge) çıkış noktası da buradan gelir. ALS tanısı alan bir kişi, başından aşağı bir kova buzlu su dökülmüşçesine sarsıcı bir şok yaşar. Dünyada ALS tanısı, çoğu zaman bir “ölüm fermanı” (death sentence) olarak algılanır. Ortalama sağkalım süresi 3–5 yıl olarak kabul edilir.

Bununla birlikte, ALS hastalığıyla yaşayan bireyler; gerekli tıbbi destek, nitelikli tıbbi cihazlar ve kaliteli bir bakım sağlandığında yıllarca yaşayabilir. Bu mücadelede yalnızca hastaların değil, hasta yakınlarının, bakım verenlerin ve aynı evde yaşayan diğer bireylerin de maddi, manevi, sosyal ve psikolojik olarak desteklenmesini önemsiyoruz. Çünkü yaşamak yalnızca nefes almak değil; kaliteli, saygın ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürebilmektir. Bu bakış açısıyla, hayırseverler ile hastalıkla mücadele eden aileler arasında bir köprü kurarak yaşamları daha nitelikli hâle getirmeye çalışıyoruz. Yaşama günler katmak mümkün olmadığında ise, günlere yaşam katmak için gayret ediyoruz.

ALS hastaları, hastalığın ilerleyen dönemlerinde evde solunum cihazına ve yatağa bağımlı hâle gelir; evde bakım ile yaşamlarını sürdürürler. Hareketsiz olmalarına karşın zihinsel yetileri büyük ölçüde korunan bu hastalar, 7/24 bakıma ihtiyaç duyar. Hastalar her şeyin farkında olarak hareketsiz kalır; konuşma ve iletişim güçlükleri yaşar. Bu koşullarda yaşamını sürdüren hastalarımız için, makul ve sürdürülebilir bir evde bakım ve yaşatma modeli geliştirdik ve bu modeli ilgili bakanlıklar ve kurumlarla paylaştık.

“Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projemizle, Türkiye’de ilk kez ALS hastalarının ve bakım verenlerin yaşadığı sorunları iki yıl boyunca ev ziyaretleri yoluyla araştırdık. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Hibe Programı kapsamında desteklenen projemizin sonuçlarını Ankara’da düzenlenen bir çalıştayda paylaştık ve proje kitabı yayımladık.

Bizler, hasta ve hasta yakınları olarak 2001 yılından bu yana konuşamayan hastalarımızın sesini duyurmaya ve onları dünyaya bağlamaya çalışıyoruz. Bu bağ sayesinde, hastalarımızın ve yakınlarının kendi ifadeleriyle, kendi çektikleri videoları izlemek mümkün. Mottomuzda her zaman söylediğimiz gibi:
“Nefes varsa umut da vardır.”

6 Şubat Fonu Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, bölgede yaşamaya devam eden çocukların temel ihtiyaçlara erişimini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Insider One iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirilen 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç hibe programı başlangıç raporu yayımlandı. Fon kapsamında Acil İhtiyaç Projesi VakfıHayat Sende Gençlik Akademisi Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği‘ne toplam 3.150.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Fonun döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Kültürel Miras Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Kültürel Miras Fonu

Kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Nurol Eğitim Kültür ve Spor Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültürel Miras Fonu‘na yapılan başvurularla ilgili Değerlendirme Metnimiz yayımlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.