Monthly Archives

Ağustos 2025

6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç Hibe Programına Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, bölgede yaşamaya devam eden çocukların temel ihtiyaçlara erişimini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Insider iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç hibe programının başvuru süreci tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

İnsan Odaklı Teknoloji ile Güvenlik: Alz-TAG Projesi

By | Her Yaşta Fonu, Her Yaşta Fonu

Türkiye Alzheimer Derneği (TAD) kişilerin, Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve bu hastalıktan muzdarip kişi ve ailelerin yaşam kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalar yürütüyor. AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2024 döneminde desteklediğimiz TAD, Alz-TAG projesini hayata geçiriyor.

TAD ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Alzheimer hastalarının ve bakım verenlerin karşılaştıkları zorlukları, Alz-TAG projesinin önemi ve Alzheimer hastalığına yönelik farkındalık çalışmaları hakkında konuştuk.

Türkiye Alzheimer Derneği olarak, çalışmalarınıza başladığınız günden bugüne, Alzheimer hastalarının ve bakım verenlerinin ihtiyaçlarında ne gibi değişiklikler yaşandı? Bu dönemde Alzheimer hastalarının ve bakım verenlerinin karşılaştığı zorluklardan bahseder misiniz? Bu zorluklar, derneğinizin yaklaşımını ve sunduğu hizmetleri etkiledi mi?

Kurulduğumuz günden bu yana Alzheimer hastaları ve bakım verenlerinin ihtiyaçlarında belirgin değişiklikler gözlemliyoruz. Önceleri bilgi eksikliği ve tanı sürecine dair belirsizlikler öne çıkarken, bugün bu sorunlara bakım yükü, sosyal izolasyon, ekonomik zorluklar ve psikolojik destek ihtiyacı daha görünür hale geldi.

Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte Alzheimer tanısı alan bireylerin sayısı yükseldi; bu da özellikle evde bakım üstlenen aile üyelerinin yükünü ağırlaştırdı. Türkiye’de bakımın çoğu kadınlar tarafından üstleniliyor, bu da toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve tükenmişlik riskini artırıyor.

“Yalnızca bir hastalıkla değil, görünmeyen bir emekle, sessiz bir yalnızlıkla mücadele eden binlerce insanla omuz omuza yürüyoruz.”

Son yıllardaki ekonomik krizler, pandemi ve doğal afetler (örneğin 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş depremleri), bakım verenlerin fiziksel, duygusal ve finansal anlamda çok daha kırılgan hale gelmesine yol açtı. Bu tablo bizi yalnızca hastalara değil, bakım verenlere de destek sağlayan psikososyal, eğitimsel ve teknolojik çözümler geliştirmeye yöneltti.

Bu zorluklar, bizim hizmet sunum biçimimizi de etkiledi. Sadece hastalara değil, bakım verenlere yönelik destek mekanizmalarını geliştirdik. Psikososyal destek, eğitim atölyeleri, hak temelli bilgilendirme çalışmaları ve son olarak teknolojik çözümlerle bakım sürecini destekleyen projeler geliştirdik. “Alz-TAG” gibi projelerle hem hasta güvenliğini hem de bakım verenin yükünü hafifletmeyi amaçlayan yeni yaklaşımlar benimsedik. Artık sadece bilgi veren değil aynı zamanda bakım verenin yanında yürüyen, onlara rehberlik eden ve dayanışma sunan bir kurum olmayı hedefliyoruz.

Türkiye’de ortalama yaşam süresi uzuyor. Bu durum Alzheimer hastalığına yönelik farkındalığı nasıl etkiliyor? Bu alanda hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?

Türkiye’de yaşlı nüfus giderek artıyor ve buna paralel olarak Alzheimer hastalığı daha görünür hale geliyor. Ancak toplumdaki farkındalık düzeyi hâlâ yeterli değil. Alzheimer, çoğu zaman “yaşlılıkla gelen unutkanlık” olarak görülüyor; hastalığın karmaşıklığı, erken belirtileri, önleyici stratejileri ya da bakım sürecinin zorlukları konusunda kamuoyunda yeterli bilgi bulunmuyor.

Türkiye Alzheimer Derneği olarak bu farkındalık eksikliğini gidermek ve toplumu güçlendirmek amacıyla çok çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Erken tanının önemini vurgulayan, koruyucu yaşam alışkanlıklarını teşvik eden ve hastalık hakkında doğru bilgiyi toplumla buluşturan içerikler üretiyoruz.

Geliştirdiğimiz projelerle hem hasta yakınlarını hem profesyonelleri eğitiyor, hem de doğrudan hasta güvenliğini sağlayan çözümler sunuyoruz. Örneğin, “Alz-TAG” projesi ile Alzheimer hastalarının kaybolma riskini azaltmak ve hasta yakınlarının yükünü hafifletmek amacıyla teknolojik takip cihazları dağıtıyor, aynı zamanda eğitim atölyeleri düzenliyoruz.

Bunun yanı sıra “Alz-Pro” projemiz ile sağlık alanında çalışanlara Alzheimer özelinde farkındalık ve iletişim eğitimi veriyoruz. Böylece hem hasta yakınlarını hem de profesyonelleri eğitiyor, doğrudan hasta güvenliğine katkı sağlıyoruz.

Tüm bu çalışmalar, yalnızca hasta ve bakım verenleri değil, toplumun tamamını Alzheimer’a karşı daha duyarlı ve bilinçli hale getirmeyi amaçlıyor.

“Alz-TAG projesi, Alzheimer hastalarının güvenliğini artırmayı ve hasta yakınlarının bakım sürecinde yaşadığı yükü hafifletmeyi amaçlayan bütüncül bir çalışmadır.”

Hibe desteğimizle Alz-Tag projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında hangi faaliyetleri yapmayı planlıyorsunuz?

Her Yaşta Fonu kapsamında hayata geçirdiğimiz Alz-TAG projesiyle, İstanbul, Bursa, Denizli, Adana ve Kayseri’de bölgesel eğitim atölyeleri düzenliyoruz. Bu atölyelere yalnızca ilgili illerdeki katılımcılar değil, yakın bölgelerdeki diğer şubelerimiz de davet edilerek kapsayıcı bir yapı oluşturuluyor. Eğitimlerin ardından, şube temsilcilerine kendi bölgelerinde dağıtmak üzere Akıllı Anahtarlık takip cihazları (TAG) teslim ediyoruz.

“Alz-TAG, sadece bir takip cihazı değil; hastanın ve ailesinin yaşam kalitesini artıran, onların günlük yaşamlarını sürdürülebilir hale getiren önemli bir araçtır.”

Türkiye çapında tüm şubelerimizin katılımıyla yürüttüğümüz bu projeyle toplam 525 Alzheimer hastasına ulaşmayı hedefliyoruz. Proje boyunca, eğitim, cihaz dağıtımı ve takip süreçleriyle hasta yakınlarının yalnız olmadığını hissedecekleri, desteklendikleri bir sistem oluşturmayı amaçlıyoruz.

TAG teknolojisi, Alzheimer hastalarının maruz kaldığı riskleri giderme ihtiyacından mı doğdu? TAG’ın önemini nasıl açıklarsınız?  Bu teknolojinin, hastaların ve bakım verenlerin iyi olma halini korumadaki etkisinden bahseder misiniz?

TAG teknolojisi, Alzheimer hastalarının günlük yaşamda en büyük risklerinden biri olan kaybolma ve yön karmaşası sorunlarına çözüm üretme ihtiyacından doğdu. Özellikle hastalığın orta ve ileri evrelerinde, Alzheimer hastaları evden izinsiz ayrılma, tanıdık olmayan yerlere yönelme veya kaybolma gibi ciddi güvenlik riski taşıyan davranışlar gösterebiliyor. Bu durum, yalnızca hastalar için değil, aynı zamanda bakım verenler için de yoğun bir stres kaynağı oluyor.

TAG teknolojisi sayesinde hasta yakınları, sevdiklerinin konumunu mobil uygulama üzerinden takip edebiliyor; böylece olası kaybolma durumlarında hızlı müdahale edilebiliyor. Ayrıca bu teknoloji, bakım verenlerin sürekli tetikte olma halini azaltarak psikolojik yüklerini hafifletiyor.

Bu yönüyle TAG, sadece bir takip cihazı değil; hastanın ve ailesinin yaşam kalitesini artıran, onların günlük yaşamlarını sürdürülebilir hale getiren önemli bir araç. Teknolojiyi insan odaklı bir yaklaşımla birleştirdiğimiz bu model, Alzheimer ile yaşayan bireyler ve yakınları için somut bir güvenlik ağı oluşturuyor.

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için, birkaç cümle ile kendinizi nasıl anlatırsınız?

Biz Türkiye Alzheimer Derneği olarak, yalnızca bir hastalıkla değil, görünmeyen bir emekle, sessiz bir yalnızlıkla mücadele eden binlerce insanla omuz omuza yürüyoruz. Destek verdiğimiz bir bakım veren, eğitim sonrasında şunları söylemişti:

“İlk kez biri beni de düşündü. Sadece anneme değil, bana da bir şey oldu bugün; ben de görüldüm, duyuldum.”

İşte biz tam da bu hissi çoğaltmak için varız.

Alzheimer hastalarının yanında olmak, aynı zamanda onların bakımını üstlenen aile üyelerinin sesine kulak vermek ve onları yalnız bırakmamak demek. Sağlık sisteminde çoğu zaman görünmeyen bu insanlar için biz bir durak, bir nefes alanı, bir umut olmaya çalışıyoruz. Her destek, bir insanın biraz daha güçlü hissetmesini, biraz daha az yalnız kalmasını sağlıyor. Çünkü biz, hafızalar silinse bile iyiliğin iz bıraktığına inanıyoruz.

Eğitimde Eşitlik Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Eğitimde Eşitlik Fonu

Kız çocukları ve genç kadınların eğitim hakkına erişiminin güçlenmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Yamantürk Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Eğitimde Eşitlik Fonu başvuruları sona erdi.

Fona, teknik kriterlere uyan 56 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 43’ü dernek, 3’ü kooperatif, 8’i vakıf, 1’i sendika ve 1’i Vakıf Üniversitesi Araştırma Merkezi tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Adana, Ağrı, Ankara, Antalya, Bartın, Çanakkale, Deniz, Edirne, Elazığ, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Malatya, Mersin, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tekirdağ ve Trabzon olmak üzere 22 ilden başvuru alındı. Eğitimde Eşitlik Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 49.181.582 TL oldu.

Hak Temelli İletişim ile Sahne Sanatları Güçleniyor!

By | Kültür Sanat Fonu

Sosyal Fayda için İletişim Derneği (SoFİ), iletişimin gücünü kullanarak toplumsal fayda sağlamak ve toplumsal sorunlara çözümler üretmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminde SoFi’nin Sahne Sanatçılarının Yeni Medya ve İletişim Kapasiteleri projesini destekliyoruz. SoFİ proje kapsamında bağımsız ve sosyal fayda odaklı sahne sanatçılarının ve sanatçı topluluklarının yeni medya ve iletişim kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyor.

SoFİ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; hak temelli iletişimin önemi, Türkiye’de iletişim alanındaki güncel sorunlar, kültür-sanat aktörlerinin görünürlük mücadelesi ve dijital dönüşüm sürecinde ortaya çıkan fırsat ve riskleri konuştuk.

“Değişim doğru iletişimle başlar.”

Toplumda değişim yaratmanın etkili bir iletişim ile mümkün olduğu anlayışıyla kurulan Sosyal Fayda için İletişim Derneği’ni (SoFİ) nasıl tanıtırsınız? İletişim alanında faaliyet yürüten diğer sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) kıyaslandığında kendinizi nerede ve nasıl konumlandırıyorsunuz?

SoFİ olarak iletişimi yalnızca bilgi alışverişi değil, anlamaya ve anlatmaya dayalı karşılıklı bir süreç olarak görüyoruz. Bu yaklaşım, toplumsal dönüşüm yaratmak isteyen herkes için iletişimi güçlü bir araç haline getiriyor.

Tüm çalışmalarımızda insan haklarını, eşitliği ve doğa haklarını merkeze alıyoruz. Hak temelli iletişim anlayışımız; ayrımcılığı önleyen, katılımcı, erişilebilir ve herkes için eşit ifade alanı sunan bir dil üretmeyi hedefliyor.

Bizi diğer iletişim odaklı kuruluşlardan ayıran temel fark, doğrudan iletişim faaliyeti yürütmek yerine sosyal fayda üreten kişi ve kurumların iletişim kapasitelerini güçlendirmemiz. Dijital çağın gerekliliklerine uygun şekilde, yeni medya ve yapay zekâ araçlarını hak temelli iletişim anlayışıyla birleştiren projeler geliştiriyoruz. Bu projeleri, saha araştırmaları ve raporlarla destekleyerek gerçek ihtiyaçlara dayalı, sürdürülebilir çözümler üretiyoruz.

“İletişimi yalnızca araçsallaştıran değil, dönüştüren bir yaklaşıma ihtiyacımız var.”

Türkiye gibi toplumsal kutuplaşmanın sıkça gündeme geldiği bir ülkede, iletişim sosyal fayda sağlamada nasıl bir araç olabilir? Bir yaşındaki bir dernek olarak, bu alandaki gözlemlerinizi aktarır mısınız?

İletişimi yalnızca araçsallaştıran değil, dönüştüren bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Toplumsal kutuplaşma, kalın duvarlarla çevrili yankı odaları yaratıyor; algoritmalar bizi “bizim gibiler”den oluşan dar ağlara hapsediyor. Bugünün ortak sorunu görünürlük eksikliği. STK’lardan kültür-sanat üreticilerine kadar herkesin derdi bu. Çok iyi işler üretenler bile üzerlerindeki görünmezlik pelerinini çıkaramıyor, suskunluk çemberini kıramıyor.

Dijital çağda, yapay zekâ dahil yeni teknolojik araçları kullanan ve hak temelli yaklaşımı benimseyen sosyal fayda üreticileri için doğru iletişim artık bir tercih değil, zorunluluk. Ana akım medyanın durumu, alternatif medyanın sınırlı erişimi ve sosyal medyadaki yoğun dezenformasyon düşünüldüğünde, görünür olmanın başka yolu kalmadı.

“Yeni medya araçlarını stratejik biçimde kullanmak, sürdürülebilirlik demek”

Sivil toplumun ve kültür-sanat kurumlarının iletişime bakış açısına dair tespitleriniz neler?

Son 20 yılda siyasal iklim ve dijital dönüşüm, iletişim alanını kökten değiştirdi. Medyanın büyük kısmı iktidar odaklı sermayenin kontrolüne girerken, sosyal medya da algoritmalar ve tekelleşme baskısıyla şekilleniyor.

Bu ortamda, çok az kurum yeni medya araçlarını gerçekten etkili biçimde kullanabiliyor. Oysa mevcut iletişim araçları hem çeşitli hem de işlevsel; ancak bunları stratejik biçimde kullanmak, yalnızca görünürlük değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik anlamına geliyor.

Projemizin odak noktası da tam olarak bu. İstanbul’daki bağımsız sahnelerin %95’iyle görüştük; iletişim stratejisi, dijital araç kullanımı ve sosyal medya planlaması üzerine bir eğitim programı tasarladık. Hem yüz yüze hem çevrimiçi eğitimlerle, sanatçılara kalıcı beceriler kazandırmayı hedefliyoruz.

“Temel stratejimiz hak temelli yaklaşımı iletişim pratiklerinin omurgası haline getirmektir.”

“Hak temelli iletişimin yaygınlaşması” misyonunuzu gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlemeyi planlıyorsunuz?

Hak temelli iletişim, uzun süre gazetecilik ve medya alanında tartışıldı. Biz ise sosyal fayda üreten kişi ve kurumların da iletişim dilinin hak temelli olması gerektiğini savunuyoruz. Bu yaklaşımı yalnızca bir etik kılavuz değil, iletişim pratiklerinin omurgası olarak görüyoruz.

Bu nedenle, yeni medya araçlarının yalnızca “nasıl” kullanılacağına değil, “ne için ve hangi dille” kullanılacağına odaklanıyoruz. Hakları birbirine bağlı ve kesişen meseleler olarak ele alan, kapsayıcı ve dönüştürücü bir iletişim anlayışını yaygınlaştırmak için çalışıyoruz.

“Yeni medya araçlarını doğru ve etkili biçimde kullanmanın” kültür-sanat aktörlerine nasıl bir katkı sağlayabileceğini düşünüyorsunuz? Yeni medya araçlarına dair bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak için neler yapılabilir?

Yeni medya araçlarını doğru ve stratejik biçimde kullanmak, kültür-sanat aktörleri için yalnızca görünürlük değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik anlamına geliyor. Seyirciyle bağ kurmak, kurum hafızası oluşturmak, iş birlikleri geliştirmek ve kriz anlarında direnç gösterebilmek için dijital iletişim bugün her zamankinden daha hayati. Ancak bu araçlar bilinçli kullanılmadığında, var olan krizler derinleşebiliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Türkiye Mozaik Foundation’ın desteğiyle yürüttüğümüz projenin odağı tam da bu noktada. Kurucu ekibimizde, kültür-sanat dünyasını —özellikle bağımsız tiyatro alanını— uzun yıllardır takip eden uzmanlarla, yeni medya ve yapay zekâ alanında çalışan isimler bir araya geldi.

Araştırma sürecinde, çoğu öngörümüz ne yazık ki doğrulandı. Örneğin, bilet satış platformlarının tiyatro topluluğu ile seyirci arasındaki doğrudan ilişkiyi zayıflattığına dair daha önce gözlemlediğimiz durumu, görüşmelerde sıkça duyduk. Benzer şekilde, birçok tiyatronun artık internet sitesi kullanmaktan vazgeçtiğini; sosyal medya iletişiminin ise neredeyse tamamen Instagram’a sıkıştığını net biçimde gördük. Bu platformun adeta zorunlu bir mecra haline gelmesi, kırılgan bir iletişim yapısı yaratıyor.

Algoritma değişiklikleri, platform kapanmaları ya da ülke gündeminin sosyal medyaya yansımaları bile tiyatro bilet satışlarını ciddi biçimde etkileyebiliyor. Bir kar felaketi, bir katliam haberi veya yoğun eylem süreçleri, zaten zor durumda olan tiyatroları doğrudan sarsıyor.

Pek çok tiyatrocu “biz iletişim krizi yaşamıyoruz” diyor; ancak bu durum, aslında sürekli tekrarlayan ve yeterince yönetilemeyen bir kriz döngüsü. Strateji eksikliği, zamanla kurumsal direnci zayıflatıyor. Krizlere karşı önlem alma kapasitesi gelişmedikçe de tiyatroların “hayatta kalma” mücadelesi gündemde kalmaya devam edecek.

“Bu proje, yalnızca bugünün değil, geleceğin de daha sürdürülebilir ve stratejik iletişim pratiklerini birlikte kurmanın ilk adımı.”

Sağladığımız destek ile “Sahne Sanatçılarının Yeni Medya ve İletişim Kapasiteleri” projesi kapsamında hangi faaliyetleri hayata geçirmeyi ve nasıl bir etki yaratmayı umduğunuzu paylaşır mısınız? 

Amacımız, kültür-sanat aktörlerinin iletişim alanındaki ihtiyaçlarına sahadan gelen verilerle yanıt vermek ve onlara kalıcı beceriler kazandıracak uygulamalar geliştirmek. Bu proje, yalnızca bugünün değil, geleceğin de daha sürdürülebilir ve stratejik iletişim pratiklerini birlikte kurmanın ilk adımı.

İstanbul’daki bağımsız sahnelerin %95’iyle doğrudan temas kurarak gerçekleştirdiğimiz yarı yapılandırılmış görüşmeler, sürecin temelini oluşturdu. Elde ettiğimiz veri ve gözlemler doğrultusunda, ihtiyaçlara göre önceliklendirilmiş bir eğitim programı tasarladık.

Eğitim modüllerini hazırlarken kültür-sanat ve iletişim alanlarından akademisyenlerin yanı sıra dijital ajansların birikiminden de faydalandık. Görüşmelerde en çok öne çıkan ihtiyaçlardan biri olan “iletişim stratejisi” konusuna özel bir vurgu yaptık.

Sahada net biçimde gördüğümüz üzere, birçok tiyatro sosyal medyanın da bir üretim alanı olduğunun farkında ancak nereden başlayacaklarını bilmiyor. “Biz sanatçıyız, bu işler bizim alanımız değil” anlayışı, adım adım stratejik düşünmeye dönüşüyor.

İki günlük yüz yüze eğitim ve altı çevrimiçi webinar, yalnızca bilgi aktarımı değil; ortak akıl yürütme, deneyim paylaşımı ve dayanışma için de bir zemin sunacak. Bu sürece eşlik eden saha araştırmamız ise kültür-sanat alanındaki iletişim pratiklerine dair güncel ve sahaya dayalı bir çerçeve ortaya koyacak. Raporu yakında kamuoyuyla paylaşacağız.

Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 Dönemi Fon Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kapasite gelişimlerini desteklemek amacıyla Dalyan Foundation ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kapasite Güçlendirme Fonu‘nun 2024 dönemi Fon Başlangıç Raporu yayımlandı. Fon kapsamında Armaş Vakfı‘na, Dayanışmanın Kadın Hali Derneği‘ne, İstanbul Mor Dayanışma Derneği‘ne ve Önce Çocuklar Derneği‘ne toplam 2.922.146 TL  hibe desteği sağlıyoruz.

Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Kültürel Miras Fonu Kapsamında Desteklenecek STK Belirlendi

By | Kültürel Miras Fonu

Kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Nurol Eğitim Kültür ve Spor Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültürel Miras Fonu kapsamında desteklenecek STK belirlendi. Fon kapsamında Türkiye Avrupa Vakfı’na hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Türkiye Avrupa Vakfı (TAV), (Avrupa Miras Günleri ile Beyoğlu’nda Kültürel Miras Korunması Projesi,  İstanbul)
TAV, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile uyum sürecine katkı sunmak amacıyla; hukuk, ekonomi, bilim, araştırma, kültür-sanat, eğitim ve çevre gibi alanlarda sosyal, kültürel, bilimsel ve sanatsal çalışmalar yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle TAV, 2024 yılında başarıyla uygulanan pilot çalışmanın devamı niteliğindeki “Avrupa Miras Günleri ile Beyoğlu’nda Kültürel Mirasın Korunması” projesini hayata geçirecek. Beyoğlu Belediyesi iş birliğiyle yürütülecek bu projeyle, Beyoğlu’nun zengin kültürel mirasına dair toplumsal farkındalığın artırılması ve bu mirasın korunmasına yönelik kurumsal iş birliklerinin teşvik edilmesi hedefleniyor.

Bu kapsamda TAV, kültürel miras alanında faaliyet gösteren 40 kurumun katılımıyla 80 etkinlik organize edecek.  Avrupa Kültür Mirası Günleri’nin Beyoğlu ayağında; açılış ve kapanış etkinliklerinin yanı sıra, STK’lar ve kültür-sanat kurumları tarafından halka açık atölyeler düzenleyecek. TAV, bu projeyle Beyoğlu’nun UNESCO Dünya Mirası ve Yaratıcı Şehirler Ağı’na katılımı için somut adımlar atılmasına da katkı sunacak.

Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 Dönemine Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu, Çevresel Sürdürülebilirlik Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) dijital dönüşüm süreçlerini kapasite güçlendirme programları ve hibelerle desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 dönemi başvuru süreci tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.