Monthly Archives

Ekim 2025

Önce Çocuklar Derneği: Diyarbakır’da Yerel İhtiyaçlara ve Kültürel Yapıya Uygun Çalışmalarla Çocukların Yanında

By | Kurumsal Destek Fonu

Diyarbakır’da faaliyetlerini sürdüren Önce Çocuklar Derneği, çocukların psiko-sosyal, kültürel, dilsel, zihinsel, fiziksel ve sanatsal gelişimi odağında çalışıyor. Dalyan Foundation ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliği ile hayata geçirdiğimiz Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 döneminde desteklediğimiz Önce Çocuklar Derneği, sağladığımız hibe ile kaynak çeşitliliğini artırmak ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için çalışmalar yürütüyor.

Önce Çocuklar Derneği ile yaptığımız röportajda; derneğin faaliyetlerini, Diyarbakır ve bölge odağında çocuk hakları alanındaki sorunları, sivil toplumda kaynak yaratma ve geliştirmede mevcut sorunlar ile çözüm önerilerini, hibe desteğimizle yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın Derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için, kuruluş amacınızdan ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Önce Çocuklar Derneği, Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde çocukların psiko-sosyal, kültürel-sanatsal gelişimi ile dilsel, zihinsel ve fiziksel gelişimine yönelik çalışmalar yapmayı ve bu alandaki kişi ve kuruluşlarla ortak paydalar yaratmayı amaçlıyoruz. Derneğimiz bu amaçlar doğrultusunda, birçok insan hakları savunucusunun bir araya gelmesiyle 2017’de Diyarbakır’da kuruldu.  Derneğimiz, özellikle anadil hakkı, anadilde yeni araçlar üretilmesi, kültürel haklar ve çocukların kültürel gelişimini destekleyecek araçların geliştirilmesine odaklanıyor. Hedef gruplarımızın başında fırsat eşitliği açısından dezavantajlı konumdaki çocuklar var.

2023’teki yaşadığımız depremler ve son yıllardaki saha araştırmalarımızdan ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara göre hedeflerimizin kapsam ve odağını geliştirdik. Bu doğrultuda, 2023’te yeni yönetim kurulumuzu oluşturarak çalışma alanlarımızı güncelledik.

Dördüncü Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni referans alarak çocukları gelişen teknoloji ve bilim çağına uyumlu teknik/bilimsel atölyeler ve seminerler düzenlemek; çocuk işçiliği ile mücadele etmek; göçmen ve mülteci konumundaki çocuklar yararına çalışmalar yürütmek gibi yeni amaçlar belirledik. Bu doğrultuda, 2024-2026 Çalışma Planı oluşturduk ve faaliyetlerimizi bu Plan rehberliğinde yürütmeye başladık. Aynı zamanda, depremlerden etkilenen çocuk, genç ve ebeveynlerine yönelik çocuk ve ergen sağlığı, cinsel sağlık ve üreme sağlığı gibi konularda da çalışmaya başladık.

“Diyarbakır gibi sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde çocuklara yönelik hak ihlalleri çok daha derin yaşanıyor.” 

Türkiye’de çocukların hakları ve sorunlarını Diyarbakır odağında nasıl değerlendirirsiniz? Diyarbakır’da çocuk haklarına dair hangi sorunlar öne çıkıyor? Depremlerden etkilenen diğer kentlerde çocuk hakları alanında artan sorunlar ve çözümlerine dair tespitleriniz neler?

Türkiye genelinde çocuk hakları konusunda yapısal eksiklikler sürerken, Diyarbakır gibi sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde bu hak ihlalleri çok daha derin yaşanıyor.  TÜİK ve UNICEF’in verileri de bunu doğruluyor. Diyarbakır’da çocukların karşı karşıya kaldığı temel sorunlarda yoksulluk, eğitime erişimdeki eşitsizlik, artan madde bağımlılığı, çocuk işçiliği ve anadil hakkı gibi çok katmanlı problemler öne çıkıyor. Ayrıca, çocukların psiko-sosyal gelişimini destekleyecek kültürel, sanatsal ve bilimsel alanların yetersizliği de önemli sorun oluşturuyor.

Diyarbakır’da çocuklar için güvenli ve kapsayıcı sosyal alanların sınırlı; toplumsal cinsiyet rollerinin çocuklar üzerindeki baskısı ve ruh sağlığına dair destek mekanizmalarının yetersizliği çocuk haklarının hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Erken yaşta iş gücüne katılan ya da eğitim hayatı kesintiye uğrayan çocukların sayısı azımsanmayacak düzeyde. Özellikle kız çocukları, toplumsal baskılar ve eğitime erişimdeki eşitsizlik nedeniyle daha kırılgan bir konumda.

Depremler sonrasında, çocuklar için güvenli yaşam alanlarının ve eğitime erişimin sağlanmasında ciddi zorluklar yaşandı; psiko-sosyal destek mekanizmaları çoğunlukla yetersiz kaldı. Elimizde veriler olmasa da okul terk oranının yükseldiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda, derinleşen ekonomik krizin bu yapısal sorunları daha da artırdığını biliyoruz. Bu krizle birlikte madde bağımlılığı, çocuk işçiliği ve çocuk yoksulluğu da artarak sürüyor.

Ekonomik kriz derinleştikçe, bırakın kültür-sanat faaliyetlerine ulaşmayı, temel bakım ihtiyaçlarına erişimde bile ciddi problemler yaşanıyor. Travma sonrası destek ihtiyacı sürmekte; çocukların sağlıklı gelişimini destekleyecek uzun vadeli programlara duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor.

Tüm bu sorunlara çözüm üretebilmek için yerel ihtiyaçlara duyarlı, çocukların katılımını önceleyen, kültürel yapıya uygun ve hak temelli çalışmalara ihtiyaç var. Bu noktada, sivil toplum kuruluşlarının (STK), kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin birlikte çalışarak çözüm üretmeleri büyük önem taşıyor.

“Kısa süreli projelerle süreçlerin kesintiye uğraması, çocuklarla kurduğumuz bağın gücünü ve güven duygusunu olumsuz etkileyebiliyor.”

Sivil toplumun yaşadığı kaynak sorunları sizi nasıl etkiledi? Kaynak yaratma ve çeşitliliğini artırmada yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde iş birliği olasılıkları, sorunlar ve gelişmelere dair gözlemleriniz ile deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

2025 yılında yürüttüğümüz altı farklı proje sayesinde kaynak yaratma konusunda bir nebze de olsa yol alabildik. Ancak projeler, maalesef belli bir aralıkta başlayıp biten süreçleri kapsadığı için, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm olamadı. Bu durum, sivil toplumda yaygın olan kaynak yetersizliği sorununu bizim için de devamlı ve mevcut bir risk haline getiriyor.

Kaynak yetersizliği sorunu çocuk hakları alanında özel bir önem taşıyor. Zira çocuklarla doğrudan temas ettiğimiz faaliyetlerin uzun vadeli, sürdürülebilir ve güven ilişkisini güçlendiren bir yapıya sahip olması gerekiyor. Ancak mevcut kaynaklar çoğunlukla kısa süreli projelerle sınırlı, bu da hedefimize ulaşmamızı zorlaştırıyor. Süreçlerin kesintiye uğraması, çocuklarla kurduğumuz bağın gücünü ve güven duygusunu olumsuz etkileyebiliyor.

Projelerin bitmesiyle temel giderlerimizi (kira, fatura vb.) karşılama ve ekip arkadaşlarımızı yeninden istihdam etme sorunlarıyla bir kısır bir döngü içinde kalıyoruz. Bu da sürdürülebilir insan kaynağı oluşturmayı ve deneyimli ekip üyeleriyle çalışmanın devamını engelleyen başka bir faktör oluyor. Ayrıca, çoğunlukla çalışma alanlarımızı açılan hibe çağrılarına göre belirlemek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle, çocuk haklarında ihtiyaç analizimize göre önceliklendirdiğimiz tematik alanlarda yeterince faaliyet yürütemiyoruz.

Tüm bu sorunlara karşın, yerel, ulusal ve uluslararası iş birlikleri kurarak umut verici gelişmeler de yaşadık. 2024’te ilk kez özel sektörle iş birliği deneyimimiz oldu. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası ile çalışmamızda kaynak yaratabildik. Aynı şekilde yerel bir marka olan Beije ile iş birliğimiz sayesinde hijyen kiti desteği sağladık. Ayrıca, Katalan Kalkınma İş Birliği Ajansı ile ilk uluslararası ortaklık deneyimimiz oldu. Bu da bize farklı bir kaynak modeli geliştirme fırsatı sundu. Bu deneyimleri çoğaltmak ve sürdürülebilir hale getirmek temel önceliklerimiz arasında.

Derneğimizin finansal kaynaklarını artırmak temel önceliklerimizden biri.”

Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kapasite gelişim başlıkları neler? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Temel kapasite gelişim başlığımız finansal sürdürülebilirlik. Dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeler, derinleşen ekonomik krizle birlikte STK’ların çalışmaların sürdürmesi oldukça zorlaşmaya başladı. Bu durum karşısında, derneğimizin finansal kaynaklarını artırma yollarını geliştirmek temel önceliklerimizden biri oldu.

Proje kapsamında aldığımız destek ile öncelikle derneğimizin mali durum raporunu ortaya koymak, bu rapor doğrultusunda ihtiyaçları belirlemek ve bu ihtiyaçlar üzerinden bir yol haritası çıkarmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu harita, uzun vadede derneğimizin güçlenmesine katkı sunacak. Bu başlık altında; nitelikli gönüllü havuzu oluşturmak ve gönüllülerle sağlıklı, sürdürülebilir iş birliği yönetimine dair strateji geliştirmek de finansal kaynak yaratmada çalışacağımız önemli başlıklardan birisi.

“Biz değişimin hikâyesini sadece anlatmıyoruz, birlikte yazıyoruz.”

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için, birkaç cümle ile kendinizi ve yarattığınız etkiyi nasıl anlatırsınız?  

2024 yılında Adıyaman’ın Kömür Beldesi’nde yürüttüğümüz projeyle bir kültür sanat merkezi inşa ettik ve 4 ay boyunca çocuklarla birlikte müzik, tiyatro ve yaratıcılık atölyeleri gerçekleştirdik. Projenin sonunda çocukların üretimlerini sahneledikleri iki günlük bir festival düzenledik. Müzik atölyelerinin ilk haftasında, atölyeye katılan ancak kenarda sessizce duran bir çocuğun, festivalden bir gün önce sahneye çıkıp solo şarkı söylemek istemesi bizim için her şeyin özetiydi. Biz değişimin hikâyesini sadece anlatmıyoruz, birlikte yazıyoruz.

Türkiye Tiyatro Vakfı “Tiyatro Hazinemizden” Projesiyle Geleceğe Miras Taşıyor!

By | Kültür Sanat Fonu

Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)  kapsayıcı ve bütünlüklü bir tiyatro belleği oluşturarak kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çalışıyor. Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’un 2024 döneminde desteklediğimiz TTV, “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesini destekliyoruz. TTV proje kapsamında kaybolma riski taşıyan kişisel arşivlerin yetkin kurumlar tarafından korunmasını teşvik etmek, geniş kitlelere ulaşarak bir tiyatro müzesi fikrini kamuoyuna sunmak ve böylece Türkiye’nin kültürel mirasını sürdürülebilir şekilde korumak amacıyla faaliyetler gerçekleştiriyor.

TTV ile yaptığımız röportajda tiyatro alanında belleğin korunmasının önemini, Vakfın yürüttüğü faaliyetleri ile proje kapsamında hayata geçirecekleri çalışmaları, Tiyatro Müze ve Araştırma Merkezi kurulmasının gerekliliği ve kültür-sanat faaliyetlerinin güncel durumu hakkında konuştuk.

“Türkiye’de tiyatro kültürel mirası alanında uzmanlaşan tek kurumuz.”

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alan ve İstanbul’da faaliyetlerini yürüten bir Vakıf olarak, Türkiye Tiyatro Vakfı’nın (TTV) misyonundan ve bugüne dek yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz? 

Vakfımız, kültürel geçmişimizin ayrılmaz bir parçası olan ve Türkiye’de yerleşik bir geleneğe sahip tiyatro alanında kapsayıcı ve bütünlüklü bir belleğin oluşturulması için çalışıyor. Yine aynı bağlamda TTV, Türkiye tiyatrosunun arşivini bir arada tutmanın, onu zenginleştirmenin, boyutlandırmanın sürdürülebilir, kalıcı tek çözümünün Türkiye Tiyatrosu Müzesi’nin kurulması olarak tanımlıyor.

Kurulmasını amaçladığımız Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin tiyatromuzun belleğini tutmasını; geçmişle bağımızı yeniden kurarak tarih içinde kendi yerimizi bulmamızı sağlamasını umuyoruz. Dolayısıyla bugün nerede durduğumuzu gösteren, bizi özgürleştiren, çocuk ve özel ihtiyaç sahibi dahil, kullanıcı dostu bir buluşma noktası olmasını hedefliyoruz.

Kuruluşumuzdan bu yana, beş yılı aşkın süredir gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalar, Türkiye Tiyatro Müzesi’ni yapılandırma amacına yönelik. Müze altyapısı oluşturmak amacıyla arşivleme, sözlü tarih ve literatür veri tabanı çalışmaları yapıyoruz. Bağış ya da satın alma yoluyla edinilen arşivi dijitalleştiriyoruz.

Ayrıca, tiyatromuza önemli katkıda bulunmuş kişilerle, Türkiye’nin tiyatro belleğini boyutlandıracak sözlü tarih görüşmeleri yapıyoruz.  Literatür Veritabanı çalışmamız kapsamında da ülkedeki tüm dijitalize edilmiş kitaplıklardaki Türkiye tiyatrosuyla ilgili veriler kayda geçirildi; sıra dijitalize edilmemişlere geldi.  Bunları özel koleksiyon ve müze arşivleri izleyecek.

Ayrıca kamuoyunda tiyatro kültür mirası hakkında farkındalık yaratabilmek için her yıl Ocak ve Haziran ayları arasında Türkiye resmi tiyatro tarihinde dile getirilen ve/veya getirilmeyen kimi olguları sorgulayan ve yeniden düşündüren bir konuşma dizisi olan “Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları”;  usta bir tiyatrocunun kendi ustasını ve/veya usta bildiklerini dile getirdiği sohbet dizisi “Ustalar Ustalarını Anlatıyor”; arşivimizden bir belgeyi ilginç anlatısı eşliğinde paylaştığımız  sosyal medya kampanyamız olan Arşiv Salısı adlı içerikler ve etkinlikler yürütüyoruz.

Türkiye’de tiyatro kültürel mirası alanında uzmanlaşan tek kuruluş olarak bu iş birlikleri aracılığıyla kültür-sanat alanına katkı sunan çalışmalar yürütüyoruz. Bunun ilk adımları olarak; 2018 yılında “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” başlıklı paneli 2019 yılında gerçekleştirdiğimiz ve sonucunda Uluslararası Tiyatro Müzeleri Buluşması’nı düzenlediğimiz Avrupa Tiyatro Müzeleri Ziyareti projemizi sayabiliriz.

“Türkiye Tiyatro Müzesi’nin kurulmasının kültürel belleğimizdeki önemi bilinmiyor; müzenin yokluğu kültürel mirasın kaybı”.

Türkiye’nin tiyatro mirasını korumak için “Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi” kurmak TTV’nin kuruluş amaçlarının başında geliyor. Türkiye’de hala bir Tiyatro Müzesi bulunmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? TTV olarak bu alanda bugüne kadar hangi adımları attınız, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Türkiye’de tiyatro kişiliğinin kaybı sadece bir insanın kaybı değil, aynı zamanda bir kültür mirasının da kaybı anlamına geliyor. Çünkü kişisel arşivlerde bulunan reji defterleri, kostüm-dekor eskizleri, fotoğraflar, oyun biletleri gibi belgeler yakınları tarafından çoğu zaman sahaflara ya da koleksiyonerlere veriliyor ya da tamamen yok oluyor. Bu, tiyatro kültür mirasının toplumla paylaşılmadan, ona mal edilmeden kaybolması anlamına geliyor.

Bugünkü yoksunluğumuzu, neler yitirdiğimizi ve yitirmekte olduğumuzu düşündükçe bir kez daha de müze yokluğunun toplumun kültür birikiminde nasıl bir boşluk yarattığını, sürekliliği bozduğunu yaşayarak kavrıyoruz. Öte yandan, Türkiye Tiyatrosunun çağdaşlaşmasında çok önemli işlevler üstlenmiş olan dergiler artık yayınlanmamakta geçmişin tanıklıkları olan tiyatro mekânları da büyük bir umursamazlıkla yıkılmakta ya da kendi işlevi dışında kullanıma açılıp dönüştürülmektedir. Bir müzemiz olsaydı bu değerler bu kadar kolay kaybolmaz, harcanmazdı.

Bir müzenin kurulması eğer ki büyük bir sermayeniz yok ise ancak kamu ortak ve iş birlikleri ile gerçekleşmesi mümkündür. Geçtiğimiz beş yıllık süre boyunca, birçok önemli karar alıcı ile görüşmeler gerçekleştirdik fakat maalesef ki olumlu geçen görüşmelerimize rağmen somut bir adım atılmadı.

Türkiye Tiyatro Müzesi’nin kurulmasının kültürel belleğimizdeki önemi birçok kurum ve kuruluş tarafından bilinmiyor ya da sahiplenilmiyor. Biliyoruz ki bir kamuoyu oluşturmak da yerel yönetim ve kamu kurumlarının karar alma süreçlerinde oldukça önemli rol oynuyor. Fakat beş yıllık büyük bir çabanın ardından gün geçtikçe çalışmalarımızın dana görünür olduklarını ve farkındalık yarattığını ve bu çalışmalarımızın yerel yönetimlerce takip edildiğini görüyoruz. Bu da bizi umutlandırıyor, gücümüze güç katıyor.

“Kültür-sanat dünyası ekonomik sıkıntının da ötesinde, varlık-yokluk sorunu yaşıyor.”

Mevcut ekonomik koşulların kültür-sanat alanına ve özellikle tiyatroya etkisini nasıl gözlemliyorsunuz? Tiyatroya olan toplumsal ilgi ve desteği geçmiş yıllarla karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?

İçinde yaşadığımız ekonomik koşullar herkesi, her kuruluşu kötü etkiliyor ama Türkiye’de hep yaşayageldiğimiz gibi olumsuzlukların ilk yansıdığı alan yine sanat ve kültür oluyor. Bir de şu var tabii, ekonomik koşullar ne olursa olsun sponsor olabilecek kapitalist kurumlar kendi kültür merkezlerini kurmakta, böylece maddi ve manevi olarak kendilerine yatırım yapmaktadır; yani bize bir türlü sıra gelmemekte! Sonuç olarak, kültür-sanat dünyası yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil, varlık-yokluk sınavıyla da karşı karşıya.

“Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi, Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası.”

Sözlü tarih, arşivleme ve literatür taraması alanındaki çalışmalarınızla tiyatro alanına sunduğunuz katkıyı nasıl özetlersiniz? Bu katkıyı artırmak için, kamu-yerel yönetimler, özel sektör ile bireysel bağışçıların desteğine ne ölçüde ulaşabildiniz? Hangi kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yaptınız?

Tüm bu çalışmaları, Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin altyapısını kurma hedefiyle yürütüyoruz. Maalesef ki Türkiye’de arşivcilik hâlâ sınırlı bir alanda, çoğu zaman bireysel çabalarla yürütülüyor. Tiyatro gibi güçlü bir kültürel hafızaya sahip bir alanın sistemli, erişilebilir ve güvenilir bir arşive sahip olmaması hem sanatsal üretimi hem de akademik araştırmaları sekteye uğratıyor. Bu nedenle, biz kapsayıcı, şeffaf ve kalıcı bir tiyatro arşivi oluşturarak hem belleği korumayı hem de kapsamlı bir bellek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

Bugüne dek 35 koleksiyonerin bağışıyla ve 34 sözlü tarih görüşmesiyle olasılıkla Türkiye’nin en geniş kapsamlı tiyatro arşivlerinden birini oluşturduk. Amacımız, bu arşivi dijitalleştirerek herkesin erişimine açmak, topluma mal etmek ve tiyatro alanındaki tüm akademik çalışmaları içeren bir literatür veri tabanı ile desteklemek. Tiyatro alanında yapılan tüm kaynakların verilerini topladığımız Literatür Veri Tabanı çalışmamız, dijitalleştirilmemiş kaynakların verilerinin toplanması ile devam ediyor.

Kuruluşumuzdan bu yana Atatürk Kitaplığı, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Kadir Has Üniversitesi ve Salt Araştırma gibi kurumlar ile yakın temas halindeyiz. Dijital arşivimizi erişime açmak ve literatür veri tabanımızla entegre etmek için altyapımızı yenilememiz gerekiyor. Bu konuda kaynak yaratma çalışmalarımız devam ediyor.

Sağladığımız hibe desteğiyle “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi kapsamında hayata geçireceğiniz faaliyetleri ve yaratmayı umduğunuz katkıyı aktarır mısınız?

Sağladığınız hibe desteğiyle hayata geçireceğimiz “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi, aslında Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası olarak kurgulandı. Bu projeyle, yıllardır özenle oluşturduğumuz ve koruduğumuz çok yönlü ve zengin arşivimizi ilk kez toplumla paylaşacağız.

20 Kasım – 24 Ocak 2026’da iki ay boyunca Tütün Deposu’nda açılacak olan sergimiz, Türkiye tiyatrosunun hem bilinen hem de şimdiye dek gün yüzüne çıkmamış ilginç belgeleri sunacak. Sergide; oyun afişlerinden sahne tasarımlarına, orijinal dekor ve kostüm eskizlerinden dergilere, Osmanlıca ve Türkçe el yazması oyun metinlerinden nadide fotoğraflara kadar birçok kıymetli belge yer alacak.

Ayrıca, TTV arşivinden yer alan Sözlü Tarih oturumları, Konuşan Fotoğraflar gibi görsel-işitsel öğelerle oluşturulacak interaktif alanlar sayesinde sergimiz, yaşayan bir arşiv deneyimi sunacak. Bu özel sergide, yakın zamanda yitirdiğimiz büyük usta Genco Erkal’a ve tiyatrosuna da özel bir bölüm verilecek.

Bu proje, sanatçılar, sanatseverler, tiyatro izleyicileri, gençler, kültür-sanat kurumları temsilcileri ve yerel yönetimlerle bir araya gelerek tiyatromuzun hem somut hem de soyut kültür mirasının değeri ve vazgeçilmezliği konusunda güçlü bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Sonuç olarak, “Tiyatro Hazinemizden”, yalnızca geçmişe ışık tutan bir sergi değil; aynı zamanda Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin kurulması yolunda atılan en somut adımlardan biri olacak.

Size destek olmak isteyen kişi ve kurumlara, çalışmalarınızı ve yarattığınız etkiyi bir hikayeyle paylaşır mısınız?

Bir ülkede tiyatro müzesi yokmuş ve her ölen tiyatro kişiliğiyle birlikte ciddi bir kültür mirası yok oluyormuş. Uzun yıllar tiyatro sanatına emek vermiş bir kadın bu durumdan çok rahatsız oluyormuş ve ne kadar yazarsa yazsın, konuşma yaparsa yapsın kimsenin umurunda değilmiş. O zaman, adı Esen olan bu kadın “Benim neyim eksik, o zaman ben girişirim bu işe” demiş, öyle de yapmış.

Önceleri kimse inanmamış ona “Yapamazsın”, “Çılgınsın sen” demişler ama bizimki yılmamış çünkü yaptığına inanıyor, çalışmasına güveniyormuş. Önce “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” başlıklı bir panel düzenlemiş, özellikle üniversitelerdeki tiyatro öğrencileri arasında heyecan yaratmış bu ve birçok gönüllü çalışmak için vakfa akın etmiş. Ortalıkta bir sponsor olmadığından Esen, kendi akmasa da damlayan bütçesiyle yönetiyormuş kurduğu vakfı, gençlerin desteğiyle yapılıyormuş işler, altyapı giderleri ise AB fonlarıyla karşılanıyormuş.

Ekip küçük hatta işi yerinde öğrenen gençlerden oluşuyormuş ancak yapılanlar büyüdükçe büyümüş, dikkatleri çekmeye başlamış. Her şeyden önemlisi sözünü ettiğimiz vakfın yani TTV’nin adı duyuldukça bağışların artması olmuş, bir başka deyişle vakfa güven artmış ve tiyatro arşivi olan ve çaresizlikten bunu evinde tutan kişiler emanetlerini gönül rahatlığıyla vermeye başlamış.

Gelgelim vakfın merkezi küçük gelmeye başlamış artık bu sefer müze binasıyla birlikte ve/veya onu beklerken yeni bir merkez gereksinimi doğmuş. Bir başka önemli gereksinim de büyük olasılıkla Türkiye’nin en kapsamlı tiyatro arşivine sahip bu kuruluşun elindeki her türlü malzemeyi (dijital arşiv, video, fotoğraf vb.) toplumla paylaşmak için belirli bir bütçeye ihtiyaç duymasıymış.

İnsanın Doğayla ve Tüm Varlıklarla Barış İçinde Yaşamı!

By | Kurumsal Destek Fonu

Armaş Vakfı, gezegenin ekolojik sınırlarının aşılması ve iklim krizinin artan etkileriyle ortaya çıkan ekolojik ve çevresel sorunlara çözüm üretmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dalyan Foundation ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 döneminde desteklediğimiz Armaş Vakfı, hibe desteğimizle iktisadi işletmesinin aktif hizmet sunması ve sürdürülebilir gelir modeli haline gelmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor.

Armaş Vakfı ile gerçekleştirdiğimiz röportajda: kuruluş amacını, Kocaeli’nin ekolojik sorunlarına yönelik çözüm önerilerini, finansal sürdürülebilirliği sağlama yolları ile topluluk oluşturma ve ağ geliştirme konularındaki çalışmalarını konuştuk.

Armaş Vakfı Kapasite Güçlendirme Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın Vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Armaş Vakfı, insanın doğayla ve tüm canlı-cansız varlıklarla barış içinde yaşadığı bir dünya hayalini paylaşan dört kişinin bir araya gelmesiyle 2021 yılında kuruldu. Kurucularımızdan Sibel Asna Özesmi’nin uzun yıllardır düşlediği “okul” fikri, Uygar Özesmi’nin “sosyal değişim akademisi” vizyonu ile kesişti; bu hayale Turgay ve Selda Gönensin’in katılımıyla, etik değerlere, düşünceye ve öğrenmeye dayalı bir topluluğun temeli atıldı. Bugün bu hayal; Armaş Vakfı çatısı altındaki Armaş Akademi ve doğayla iç içe konumlanan Armaş Vakfı Mekânı ile hayat bulmuş durumda.

Vakıf olarak, birlikte adil bir yaşama katkı vermek için yola çıktık. İnsanın doğayla ve tüm varlıklarla simbiyotik bir ilişki kurması için çalışıyoruz. Gezegenimizdeki jeolojik ve biyolojik çeşitliliğin korunması, insanın evrendeki yerine ve farklılıklara dair sevgi ve saygının yeniden inşası Vakfımızın temel güdüsünü oluşturuyor. Bu doğrultuda, doğayla uyumlu bir varoluşu savunan kurum ve sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) iş birliği yapıyoruz.

Armaş Akademi ise Vakfımızın eğitim odağını temsil ediyor. Akademi; etik, adil ve sürdürülebilir bir gelecek üzerine düşünen, sorgulayan ve birlikte inşa eden bireyleri bir araya getiriyor. Eğitimler, atölyeler ve buluşmalar yoluyla yalnızca bilgi değil; birlikte üretim, entelektüel etkileşim ve kişisel dönüşüm için de doğal bir zemin sunuyor. Aynı zamanda kültürel belleği yaşatmayı önemsiyor; adını taşıdığımız Akmeşe’deki Ermeni kültürel mirasına saygıyla yaklaşarak, bu mirası bugünün etik değerleriyle buluşturmaya çalışıyoruz.

Kocaeli’de ekoloji temelli üretim ve öğrenme alanları oluşturmayı amaçlıyoruz”

Sanayi odaklı ve çevre kirliliği riski yüksek olan Kocaeli’de ekolojik ve çevre sorunlarına çözüm üretmek için çalışan bir vakıf olarak, kentteki sorunları ve bu sorunlara dair çözüm önerilerinizi paylaşır mısınız?  

Kocaeli gibi sanayi baskısının yoğun olduğu bir kentte, yalnızca ekolojik farkındalık yaratmakla kalmayıp, doğayla uyumlu yaşam pratiklerini ve üretim-tüketim modellerini somut olarak hayata geçirmek gerektiğine inanıyoruz. Armaş Vakfı olarak bu doğrultuda önerdiğimiz yaklaşımlardan biri, döngüsel ekonomi ilkelerini temel alan, yereldeki üretici ve tüketicileri, daha doğrusu türeticileri bir araya getiren, ekolojik yaşamı destekleyen deneyim ve paylaşım alanlarının oluşturulması. Bu doğrultuda, Good4Trust ağı ve Türetim Ekonomisi Derneği ile kurduğumuz ortaklıklar sayesinde, dönüşüm odaklı ve topluluk temelli modeller geliştirmeye çalışıyor; bu alanlarda etkimizi artırmak için fikir üretip, iş birlikleri kurarak çeşitli fon başvuruları gerçekleştiriyoruz.

Hem doğaya hem de topluma iyi gelen bir yaşam kültürünü, Kocaeli’nin kırsalında Armaş Vakfı Mekânı’nda örneklemeye çalışıyoruz. Ekoloji temelli üretim ve öğrenme alanları oluşturmayı amaçlıyor; ev sahipliği yaptığımız her etkinlikte yalnızca farkındalık yaratmayı değil, aynı zamanda doğayla uyumlu, şiddetten ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam pratiğini birlikte deneyimlemeyi hedefliyoruz.

“Bu zorlu dönemleri aşmak için yerel ve uluslararası ağlardan beslenen çok yönlü kaynak hedefiyle çalışıyoruz.”

Son yıllarda sivil toplumun yaşadığı kaynak sorunu ve ekonomik koşullar sizi nasıl etkiledi? Bu süreçte kaynak yaratma ve kaynak çeşitlendirme konularında nasıl bir strateji izlediniz, neler yaptınız?  

2021’de kurulan Armaş Vakfı, ilk üç yıl boyunca kurucuların çabaları ile bireysel ve kurumsal bağışlarla vakfın ana faaliyet alanlarından biri olan Armaş Vakfı Mekânı’nın restorasyonunu gerçekleştirdi. Kurucular, bu mekânı yalnızca bir ofis ya da etkinlik alanı olarak değil, aynı zamanda Vakfın faaliyetlerini sürdürülebilir kılacak bir kaynak geliştirme aracı olarak tasarladı. Bu kapsamda, 2024’ün Kasım ayında Armaş Vakfı İktisadi İşletmesi kuruldu. Bu adım, hem Vakfın kendi gelir kaynaklarını çeşitlendirmesi hem de topluluk odaklı faaliyetlerini destekleyebilmesi açısından önemli bir gelişme oldu.

Aynı dönemde, Vakfın kurumsal kapasitesini güçlendirmek ve faaliyetlerini daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak amacıyla çeşitli fon başvuruları da yapıldı. Bu başvurular sonucunda, Kapasite Güçlendirme Fonu desteğiyle, hem Armaş Vakfı’nın kurumsal altyapısını geliştirmek hem de Armaş Vakfı Mekânı’nın tanıtımına yönelik çalışmaları yürütmek hedeflendi.

Kaynak çeşitlendirme stratejisinin bir parçası olarak, ortak değerleri paylaştığımız farklı kurum, dernek ve kişilerle iş birlikleri geliştiriyoruz. Örneğin, Türetim Ekonomisi Derneği ile “Değişim Elçileri Programı” odağında projeler geliştirdik; iki farklı fon kaynağından proje kabulü alarak hem işbirliği hem de kaynak yaratma açısından önemli bir adım attık. Bu projeler hâlen devam etmekte.

Tüm bu çabalara rağmen, mevcut ekonomik koşullar ve küresel belirsizlikler, Armaş Vakfı’nın da tıpkı diğer pek çok STK gibi, kaynakların sürdürülebilirliğine dair kaygıları gündeminde tutmasına neden olmakta. Vakfın faaliyetlerinden gelir elde etmeyi amaçlayan Armaş Vakfı Mekânı gibi girişimler ekonomik daralmanın etkisiyle sınırlı kalmakta. Bu nedenle, bu zorlu dönemleri en az zararla atlatmak için hem yerel hem de uluslararası ağlardan beslenen çok yönlü kaynak yaratma hedefiyle var gücümüzle çalışıyoruz.

“Öncelikli odağımız finansal sürdürülebilirliğimizi güçlendirmek.”

Kapasite Güçlendirme Fonu kapsamında sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklandığınız başlıklar nelerdir? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Öngörülebileceği gibi, Armaş Vakfı olarak öncelikli odağımız finansal sürdürülebilirliğimizi güçlendirmek. Bu doğrultuda, vakfın gelir çeşitliliğini artırmak amacıyla Armaş Vakfı Mekânı’nın görünürlüğünü artırmak ve etkin kullanımını sağlayarak düzenli gelir akışı yaratmak bu hedefin önemli bir parçası. Aynı zamanda vakfın dijital varlığını güçlendirmek, daha geniş kitlelere ulaşmak ve destekçileriyle etkili iletişim kurmak için sosyal medya stratejisini uygulamak amacıyla, içerik üretimi alanında profesyonel destek alıyoruz.

Finansal sürdürülebilirliğin yanı sıra topluluk oluşturma ve ağ geliştirme de vakfımızın temel öncelikleri arasında. Bu nedenle hem yerelde hem ulusal ve uluslararası ölçekte ağlarımızı büyütmeye, iş birlikleri kurma gayretindeyiz.

Son olarak, yaptığımız faaliyetlerin etkisini görebilmek ve gelişim alanlarımızı tespit edebilmek adına etki ölçümlemeye de odaklanıyoruz. Etkinlikler ve faaliyetlerin düzenli olarak takip edilmesini, katılımcı geri bildirimleriyle birlikte ölçülebilir hale getirilmesini sağlamak bu dönemdeki önemli çalışma alanlarımızdan biri.

“Armaş Vakfı’nı desteklemek, bir kurumu değil; topluluk temelli dönüşüm yaratmayı hedefleyen bir yapıyı büyütmek demek.”

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için, birkaç cümle ile kendinizi nasıl anlatırsınız?

Armaş Vakfı’nı desteklemek, bir kurumu değil; topluluk temelli dönüşüm yaratmayı hedefleyen bir yapıyı büyütmek demek. İzmit Akmeşe’deki Armaş Vakfı Mekânı, doğayla uyumlu yaşam pratiklerinin rehberliğinde, ortak üretim ve düşünce için buluşma alanı sunar. Bu mekânda düzenlenen atölye, kamp ve eğitim programları; katılımcıların sadece bilgi edinmesini değil, birlikte düşünmesini, üretmesini ve dönüşmesini huzur içinde bir ortamda gerçekleştirilmesini sağlar.

Geri bildirimlerde öne çıkan “yalınlık, açıklık, doğayla temas, nezaket ve derinlik” bu deneyimlerin özünü yansıtır. Bir katılımcının ifadesiyle: “Kendimi evimde hissettim. Bu kadar özenli bir ortamda düşünmek ve üretmek, hayatımda çok az yerde mümkün oldu.”

Armaş Vakfı olarak, etik ve sürdürülebilir bir yaşam kültürünü hep birlikte ve paylaşarak inşa etmeye inanıyoruz. Daha adil bir yaşamın mümkün olduğuna inanıyor; birlikte düşünerek, üreterek ve paylaşarak dünyaya iyi gelen çabaların taşıyıcısı olmayı sürdürmek istiyoruz.

Turquoise Coast Environment Fund – Turkey Hibe Programının Altıncı Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Turquoise Coast Environment Fund

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve çevre illeri de ağır şekilde etkileyen depremlerin ardından, Adana, Hatay ve Mersin kıyı bölgelerindeki çevre sorunlarının çözümüne katkı sağlayan sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Conservation CollectiveTürkiye Mozaik Foundation ve Turkish Philanthropy Funds iş birliğiyle hayata geçirilen Turquoise Coast Environment Fund-Turkey (TCEF) hibe programının altıncı döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fonun bu döneminde 6 STK’ya toplam 3.091.590 TL hibe desteği sağlıyoruz. 

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Antakya Çevre Koruma Derneği, (Asi 30×30: Çevre Vizyon Planı Farkındalık Kampanyası Projesi, 524.790 TL), Hatay
Antakya Çevre Koruma Derneği, bölgedeki çevre sorunlarına dikkat çekmek, çevreye duyarlı topluluklar oluşturmak ve doğal mirası korumak amacıyla çalışıyor. Sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirilecek Asi 30×30: Çevre Vizyon Planı Farkındalık Kampanyası projesiyle, Kahramanmaraş depremleri sonrası zarar gören Asi Nehri Deltası, Milleyha Sulak Alanı ve Samandağ kıyı ekosistemlerinin korunması amaçlanıyor. Dernek proje kapsamında Asi Nehri Havza Çevre Vizyon Planı’nın daha geniş kitlelere ulaştırılması için sosyal medya kampanyaları ve basın toplantıları düzenleyecek. Ayrıca, National Geographic Society desteğiyle Milleyha ve Eski Asi Nehri yatağında su kalitesi ölçümleri ve eDNA analizleri yapacak; bu alanların resmî koruma altına alınması için savunuculuk çalışmaları yürütecek.

Hatay Tabiatı Koruma Derneği, (Hatay’ın Eşsiz Canlıları: Dağ Ceylanı ve Çizgili Sırtlan Koruma Projesi, 546.000 TL), Hatay
Hatay Tabiat Koruma Derneği, Hatay’in doğal kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğinin, ekosistem bütünlüğü içerisinde, sürdürülebilir bir gelecekte korunarak kullanılmasını sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirilecek Hatay’ın Eşsiz Canlıları: Dağ Ceylanı ve Çizgili Sırtlan Koruma projesiyle, Türkiye’de yalnızca Hatay’da birlikte yaşayan Dağ Ceylanı ve Çizgili Sırtlan türlerinin korunması ve insan–yaban hayatı çatışmalarını azaltacak bilimsel ve yerel çözümler geliştirilmesi amaçlıyor. Dernek proje kapsamında gece–gündüz saha gözlemleri ve fotokapan izleme çalışmaları yapacak, yerel halk ve çobanlarla görüşmeler gerçekleştirecek; türlerin habitat kullanımını ve tehditleri haritalandıracak. Ayrıca kırsal bölgelerde doğa farkındalık eğitimleri düzenleyecek ve Hatay Yaban Hayatı Gözlem Etkinliği ile proje çıktıları geniş kitlelere ulaştıracak. Dernek projeyle, Türkiye’nin diğer bölgelerinde benzer insan–yaban hayatı çatışmalarına model oluşturabilecek bilgi ve yöntemler üretecek.

Hukuk Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), (İklim ve Afet Risklerine Karşı Ekosistem Temelli Hukuki Dayanıklılık: Mersin, Adana ve Hatay’da Sivil Toplumun Güçlendirilmesi Projesi, 550.000 TL), İzmir
HUDOTO doğa, çevre ve insan haklarının korunması; ekolojik, sürdürülebilir ekonomi ve kalkınmanın uygulanması ve geliştirilmesi amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirilecek İklim ve Afet Risklerine Karşı Ekosistem Temelli Hukuki Dayanıklılık projesiyle, Mersin, Adana ve Hatay’da STK’ların, hukukçuların ve çevre savunucularının çeşitli çevre krizlerine karşı kapasitelerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. HUDOTO proje kapsamında katılımcılara çevre hukuku, kıyı ve deniz ekosistemlerinin korunması, agroekoloji, doğa temelli çözümler ve hak temelli izleme konularında eğitim verecek; 5 haftalık çevrimiçi eğitim sonrasında Mersin’de düzenleyeceği bölgesel çalıştay bir araya geleceği katılımcılarla birlikte yerel çevre sorunları analiz edip çözüm önerileri geliştirecek. Ayrıca proje sonunda ortaya çıkacak “Yerel Çevre ve Geçim Adaleti Yol Haritası”, yerel yönetimler, barolar, kamu kurumları ve BM mekanizmalarına sunularak bölgenin çevresel ve sosyal dayanıklılığını artıracak somut politika önerileri sunacak. 

Tarsus Slow Food Yeryüzü Pazarı Derneği, (Balık Baykuşu Yok Olmadan Keşfet – Faz II, 370.800 TL), Mersin
Gıdanın sürdürülebilir ve temiz satın alımı ve tüketimi için farkındalık çalışmaları yapan Tarsus Slow Food Yeryüzü Pazarı Derneği; gıda israfını azaltmak, doğal üretim ortamını, teknikleri ve biyoçeşitliliği korumak amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirilecek Balık Baykuşu Yok Olmadan Keşfet – Faz II projesiyle, ilk fazda elde edilen kazanımların sürdürülebilir kılınması ve nesli küresel ölçekte tehlike altında olan Balık Baykuşu’nun Mersin’deki yaşam alanlarının korunması amaçlanıyor. Bu doğrultuda dernek, Türkiye’de ilk kez bu tür için resmi Tür Eylem Planı hazırlanmasını sağlayacak. Proje kapsamında saha çalışmaları ve farkındalık etkinlikleri yürütecek; en az 10 kurum ziyareti, 5 okulda eğitim, sergi ve festival etkinlikleri ile ulusal basın çalışmaları ve lobicilik faaliyetleri gerçekleştirecek. Ayrıca, Balık Baykuşu’nun yaşadığı vadilerin koruma statüsü kazanmasına katkı sağlamak için elde edilecek verileri Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne sunacak. 

Türkiye Sürdürülebilir İnsani Yardım ve Eğitim Vakfı (TÜRSİYEV), (Asi Nehri ve Kırıkhan Gölbaşı Gölü Rehabilitasyonu ve Su Sümbüllerinin Geri Dönüşümü Yoluyla Yerel Ekonomiye Katkı Projesi, 550.000 TL), İstanbul
TÜRSİYEV iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve çevresel bozulma gibi küresel sorunlara yerelden çözümler üretmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirilecek Asi Nehri ve Kırıkhan Gölbaşı Gölü Rehabilitasyonu ve Su Sümbüllerinin Geri Dönüşümü Yoluyla Yerel Ekonomiye Katkı projesiyle, Hatay’daki Asi Nehri ve Kırıkhan Gölbaşı Gölü’nde hızla yayılan istilacı su sümbüllerinin kontrol altına alınması ve geri dönüştürülerek yerel ekonomiye kazandırılması amaçlanıyor. TÜRSİYEV proje kapsamında depremlerden etkilenen kadınların istihdama katılımını güçlendirmek için Asi Nehri ve Gölbaşı Gölü’nde toplanan ve istilacı bir tür olan su sümbüllerini kurutarak, kadınların ve kadın kooperatiflerinin gelir elde edebileceğini ürünlere dönüştürmek için ham madde elde edecek. Kadınlara yönelik el sanatları, tasarım ve pazarlama üzerine uygulamalı eğitimler düzenleyecek. 

Ünvansız Gönüllüler Derneği, (Milleyha Sulak Alanını ve Samandağ Sahil Şeridini Koruma Projesi, 550.000 TL), Tekirdağ
Ünvansız Gönüllüler Derneği, Türkiye’de yoksulluğun azalmasına katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirilecek projeyle, depremler sonrası bölgede yaşanan kontrolsüz yapılaşma, bilinçsiz tarım faaliyetleri, moloz atıkları, bilinçsiz avlanma nedeniyle tehdit altında olan Milleyha Sulak Alanı ve Samandağ sahil ekosistemlerin korunmasına yönelik çalışmalar amaçlanıyor. Bu amaç doğrultusunda ekosistemi koruyan ve sürdürülebilir turizmi benimseyen bir modelin oluşmasına katkı sağlamak için Samandağ Belediyesi’nin desteğiyle en az 50 işletmeye yönelik ekoturizm ve doğa koruma eğitimleri düzenleyecek. Ayrıca kısa belgesel ve reels videolar hazırlayarak en az 50.000 kişiye ulaşacak ve gönüllü gözlem ağıyla kuş türlerinin takibini yaparak yerel halkın sürece aktif katılımını sağlayacak.