All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Gelir Çeşitlendirme Programı Açılış Toplantısıyla Başladı

By | DestekLab

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) gelir ve kaynak geliştirme kapasitelerini güçlendirmek amacıyla, Fondation de France’ın mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Gelir Çeşitlendirme Programı, açılış toplantısıyla başladı.

Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle yürüttüğümüz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III ve bireysel bağışçıların desteğiyle; Deprem Dayanışması Derneği, Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme Derneği, Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği, Hatay Sörf Merkezi, İstanbul Mor Dayanışma Derneği, Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği, Köy Okulları Değişim Ağı Derneği, Öğretmen Ağı ve Talebeyiz Biz Derneği’nin katılımıyla yürütülecek program, STK’ların daha dirençli, çeşitli ve sürdürülebilir finansman stratejileri geliştirmelerine katkı sunacak.

Bu doğrultuda program süresince, kapasite gelişim desteği ve küçük hibeler aracılığıyla STK’lara uygulamalı destek sağlanacak.

Kıyı ve Denizlerin Korunması için Hukuki Kapasiteyi Güçlendirmek: HUDOTO

By | Turquoise Coast Environment Fund

İzmir’de faaliyet gösteren Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), doğa, çevre ve insan haklarının korunması ile ekolojik ve sürdürülebilir ekonomi ve kalkınma yaklaşımlarının geliştirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) hibe programı kapsamında desteklenen Deniz ve Kıyıların Korunması Konusunda Kilit Paydaşların Hukuki Kapasitesinin Güçlendirilmesi projesiyle HUDOTO, kıyı ve denizlerin korunmasına yönelik hukuki kapasitenin güçlendirilmesine odaklandı.

HUDOTO ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, proje fikrinin nasıl ortaya çıktığını, proje kapsamında yürütülen çalışmaları ve iklim krizinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerindeki etkileri hakkında konuştuk.

 “Hakları yalnızca insan odaklı değil; doğa, ilişkisellik ve ortakyaşarlık temelinde tanımlıyoruz.”

Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı, kısaca HUDOTO; hak savunuculuğunda hukuku etkili bir yöntem olarak kullanma ihtiyacı üzerine kuruldu. Bizler uzun zamandır avukatlık ve hukuki danışmanlık yapıyor, farklı program ve projelerde çalışıyorduk. Ancak bu proje ve program çalışmalarını daha kalıcı hâle getirmek istedik ve HUDOTO’yu bir vakıf olarak kurduk.

Amacımız, doğa ve yaşam savunusunda hukuksal araçları etkili biçimde kullanmak. Sadece bizim açtığımız davalar ve yaptığımız başvurulardan bahsetmiyoruz. Hak sahiplerinin ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) da hukuksal araçlar konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlamak, hukuki savunuculuğu birlikte yürütmek istiyoruz. Hakları yalnızca insan odaklı değil; doğa, ilişkisellik ve ortakyaşarlık temelinde tanımlıyoruz.

“Sadece öğreten değil; hep birlikte öğrenip deneyimlediğimiz bir süreç oldu.”

Deniz ve Kıyıların Korunması için Hukuki Kapasitenin Güçlendirilmesi projesini hayata geçirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Hak sahiplerinin ve sivil toplum kuruluşlarının, kıyıların ve denizlerin korunması konusunda hukuki mevzuata, sözleşmelere ve mekanizmalara erişim ve bunları etkin biçimde kullanma konusunda önemli zorluklar bulunuyor. Kıyılar ve denizler büyük bir tahribat ve talanla karşı karşıya. Sivil toplum kuruluşları bu durumun farkında; ancak bu tür hak ihlallerinde izlenebilecek başvuru yolları ve hukuki mekanizmalar yeterince görünür ve erişilebilir değil.

Bu ihtiyaçlardan hareketle, kıyı ve denizleri korumada kilit öneme sahip aktörlerin kapasitelerini güçlendirmek amacıyla Deniz ve Kıyıların Korunması için Hukuki Kapasitenin Güçlendirilmesi projesini hayata geçirdik. Projeyi masa başı eğitimlerle sınırlamayıp sahaya inerek, farklı disiplinlerden uzmanlarla birlikte yürütmeyi hedefledik. Sadece öğreten değil; hep birlikte öğrenip deneyimlediğimiz bir süreç oldu.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Deniz ve Kıyıların Korunması için Hukuki Kapasitenin Güçlendirilmesi projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz? Bu süreçte sizi en çok zorlayan etkenler neler oldu ve bu engelleri aşmak için nasıl yollar izlediniz?

Proje kapsamında üç ayrı eğitim gerçekleştirdik. İlk iki eğitim İzmir ve Balıkesir’de atölye çalışması formatında gerçekleşti. Üçüncü eğitimi ise Köyceğiz’de kamp şeklinde kurgulandık. Kamp programında eğitim oturumlarının yanı sıra saha ziyaretlerine de yer verdik. Bu kapsamda İztuzu ve Dalyan ekosistemi, uzmanlar eşliğinde yerinde incelendi. Katılımcılar kamp alanında çadırda konakladı; bazı katılımcılar için bu süreç doğayla iç içe gerçekleşen ilk saha deneyimi oldu.

Eğitimlere katılımı, duyuru ve başvuru süreci sonrasında belirledik. Başvuru yoğunluğu nedeniyle katılımcı sayısı sınırlı tuttuk. Kamp ve atölye formatında yürütülen çalışmalarda katılımcı sayısı, etkileşim ve programın uygulanabilirliği açısından belirleyici bir unsur oluyor. Aksi halde konferans moduna dönüşebiliyor, etkileşim ve eğitimin etkisi azalıyor.

Proje sürecinde zorlandığımız konulardan birisi de kamu idaresine ulaşmak oldu. Kıyı ve denizlerin korunması için kamu idaresiyle birlikte çalışmak elzem. Ancak kamu kurumlarının STK’larla ortaklaşa çalışma kültürü ve pratiği ne yazık ki pek yok. Yine de bireysel düzeyde kamu sektöründe çalışan katılımcılarımız oldu ve onların deneyiminden çok faydalandık.

“Daha adil ve kapsayıcı bir yaşam söylemi ve pratiği, cinsiyet eşitsizliklerini sürdürerek mümkün olamaz.”

İklim krizinin etkilerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiği birçok çalışmada ortaya konuyor. Sizin gözlemleriniz ve deneyimleriniz doğrultusunda, kadınların bu kriz karşısındaki özgün direniş biçimlerini ve mücadele stratejilerini nasıl tanımlarsınız?

İklim krizi ve çevresel tahribata bağlı sorunlarda kadınları mücadelenin en ön saflarında görüyoruz; ancak karar alma süreçleri söz konusu olduğunda aynı şeyi söylemek mümkün değil. Kadınların doğa ve müştereklerle kurduğu bağ, her zaman ve her kültürde çok daha derin. Bu nedenle dünyanın her yerinde müştereklerin kaybına karşı en güçlü sesi çıkaranlar da çoğu zaman kadınlar oluyor. Otoriteyle bir pazarlık konusu yapmadan, doğayı kendilerinden bir parça olarak kabul ederek bu savunuyu yürütüyorlar. Bu mücadelenin kadınlar açısından oldukça güçlendirici bir yanı da var.

Kadınların bilgi ve deneyimlerini karar alma ve liderlik süreçlerine yansıtmayı başarabildiğimiz ölçüde iklim krizine karşı güçlenebiliriz. Gerek sivil toplum gerekse kamu idaresi, toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim krizinin yanında tali bir mesele gibi ele alıyor. Oysa daha adil ve kapsayıcı bir yaşam söylemi ve pratiği, cinsiyet eşitsizliklerini sürdürerek mümkün olamaz. Doğanın ve kadının tahakküm altına alınışı benzer nitelikler taşıyor. Bu nedenle iki mücadelenin de ortak bir zemini var. Bu tahakküme karşı duruşu, ekolojik feminizm perspektifiyle ve feminist bir ekoloji mücadelesiyle güçlendirebiliriz.

“Hukuk, yalnızca hukukçuların ya da avukatların bilmesi gereken bir uzmanlık alanı değil; yurttaş olarak var olmamızın ve toplumsal sözleşmemizin en önemli parçalarından biri.”

Size destek olmak isteyen bir kişiye ya da kuruma, projenizin faydalanıcılar üzerinde yarattığı etkiyi nasıl anlatırsınız?

Projemizin katılımcıları, düzenlediğimiz kapasite geliştirme programları sayesinde kıyı ve denizlerin korunması konusunda bilgi ve deneyim sahibi oldular. Saha gözlemi bu eğitimlerin önemli bir bileşeniydi ve bundan sonra düzenleyeceğimiz eğitimlerde de saha gezilerini mutlaka sürdürmek istiyoruz.

Hukuk, yalnızca hukukçuların ya da avukatların bilmesi gereken bir uzmanlık alanı değil; yurttaş olarak var olmamızın ve toplumsal sözleşmemizin en önemli parçalarından biri. Yaşam alanlarını savunma konusunda istekli yurttaşların ve sivil toplum kuruluşlarının, verdiğimiz eğitimler sayesinde güçlendiğini görmek ve bu etkileşimin yeni ortaklıklara dönüşeceğini fark etmek bizim için çok kıymetliydi. Bu süreçte verdikleri destek için sizlere de çok teşekkür ederiz.

Nefese Umut, Günlere Yaşam Katmak: ALS-MNH Derneği

By | Dijital Dönüşüm Fonu

ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) MNH (Motor Nöron Hastalığı) Derneği, ALS ve Motor Nöron Hastalığı ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmak, hasta ve ailelerine destek olmak, toplumsal farkındalık yaratmak ve bilimsel araştırmalara katkı sunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 döneminde destekledğimiz ALS-MNH Derneği hibe kapsamında hasta, hasta yakını ve bağışçılara yönelik iletişim kapasitesini güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda internet sitesini yeniliyor, bağışçı, gönüllü ve hasta verilerinin segmentasyonu için CRM altyapısı oluşturuyor, e-posta ve SMS pazarlama stratejisini güncelliyor.

ALS-MNH Derneği ile yaptığımız röportajda kapasite güçlendirme desteğinin önemi, sivil alanda dijital dönüşüm süreçlerinin zorluğu, yeni kuracakları altyapı ve yeniden şekillendirecekleri dijital iletişim stratejisinin hedefleri hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

ALS-MNH Derneği, ALS-MNH hastaları ve hasta yakınları tarafından; Fenerbahçeli futbolcu merhum Sedat Balkanlı ile Trabzonsporlu İsmail Gökçek’in öncülüğünde 2001 yılında kuruldu. Dernek olarak Türkiye’de yaşayan ALS-MNH hastalarını bilinçlendirmeyi, yaşadıkları sorunlara çözüm üretmeyi, tıbbi cihaz ve malzeme desteği sağlamayı, hastaların yaşam kalitesini yükseltmeyi; ALS hastalığına ilişkin farkındalık yaratmayı ve bilimsel çalışmaları desteklemeyi amaçlıyoruz. Derneğimiz, 2012 yılından bu yana “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsüne sahip.

ALS-MNH (Motor Nöron Hastalığı) ile yaşayan bireylerin ve onlara destek olan aile üyelerinin daha sağlıklı ve nitelikli yaşam koşullarına sahip olabildiği bir Türkiye vizyonuyla çalışıyoruz. Benzer amaçlarla faaliyet gösteren uluslararası dernekler ve konfederasyonlar bünyesinde Türkiye’yi temsil ediyoruz. ALS farkındalığını artırmaya yönelik çeşitli projeler hayata geçiriyor, kampanyalar düzenliyoruz. Üniversiteler, belediyeler ve kamu kurumlarıyla iş birliği içinde sempozyum, seminer ve paneller düzenliyor; ayrıca bu kapsamda gerçekleştirilen etkinliklere katılarak toplumun farklı kesimlerine ulaşıyoruz.

Bugüne kadar, ebeveynlerinde ALS hastalığı bulunan ilkokul, lise ve üniversite düzeyinde toplam 343 öğrenciye burs desteği sağladık ve bu desteği sürdürmeye devam ediyoruz. Her yıl ALS Farkındalık Ayı olan Mayıs ayında kermes, seminer ve sempozyum gibi özel etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca 21 Haziran Dünya ALS Günü’nde, çeşitli kurumların sponsorluğunda düzenlenen özel etkinliklerle hem sesimizi duyuruyor hem de hastalığa ilişkin toplumsal farkındalığı artırıyoruz.

“Dijital Dönüşüm Fonu, bizim için sadece bir hibe değil; atölye çalışmaları ve mentor desteğiyle öğrenmeye, uyum sağlamaya ve güçlenmeye açılan bir alan.”

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında, hasta ve hasta yakınlarına ulaşmanızı kolaylaştırarak iletişim kapasitenizi güçlendirmeyi hedefliyorsunuz. Bu alandaki temel ihtiyaçlarınızı ve dijital dönüşüm sürecinde karşılaştığınız zorlukları paylaşır mısınız?

İnternet sitesi altyapımız çok eski; zaman içinde sürekli eklentiler eklenerek geliştirilmiş bir WordPress sitesi kullanıyoruz. Bilimsel araştırmalarda son yıllarda yaşanan hızlı gelişmeler ve ilaç çalışmalarıyla ilgili umut verici haberleri internet sitemizde yayımlamaya özen gösteriyoruz. Ancak bazı içeriklerin internet sitesine yüklenmesi ve güncellenmesi sürecinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, yeni ilaç haberlerini düzenli olarak paylaşmakta zorlanıyoruz. Henüz tedavisi olmayan bir hastalıkla yaşayan hastalarımızın umutlarını kırmamak için internet sitemizde yer alan bazı bilgileri ayıklamak ise fazlasıyla zamanımızı alıyor.

Bu nedenlerle mevcut internet sitemizle dijital dünyanın ve güncel iletişim ihtiyaçlarının gerisinde kalıyoruz. Daha etkili, mobil uyumlu; paylaştığımız bilgileri daha güvenli şekilde yönetebileceğimiz, gerektiğinde içerikleri ayrıştırabileceğimiz ya da silebileceğimiz bir altyapıya ve pazarlama araçlarına ihtiyaç duyuyorduk. En temel zorluklardan biri, sürekli gelişen dijital dönüşüme ayak uydurabilmekti. Dijital Dönüşüm Fonu, bizim için sadece bir hibe değil; atölye çalışmaları ve mentor desteğiyle öğrenmeye, uyum sağlamaya ve güçlenmeye açılan bir alan.

“Hibe kapsamında ALS-MNH hastalığı için açık kaynak olmaya hazır bir internet sitesi oluşturmayı hedefliyoruz.”

Proje kapsamında e-posta/SMS stratejisi ve CRM altyapısı gibi araçlarla hedef gruplara ulaşma kapasitenizi artırmayı planlıyorsunuz. Bu araçların hasta destek hizmetleri üzerindeki olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maliyetlerimizi kontrol altında tutmak ve hasta bakımına yönelik projelere daha fazla bütçe ayırabilmek adına küçük bir ekiple çalışıyoruz. Bu nedenle dijital dönüşüm sürecinin ekibimizi hızlandırmasını ve yeni ekip arkadaşları için alan açmasını bekliyoruz. Birden fazla hedef kitlemiz bulunuyor: hastalar, hasta yakınları, sağlık çalışanları, bağışçılar ve potansiyel bağışçılar (kurumsal ve bireysel). Bu dönüşümle birlikte, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasını ve ALS hastalığı özelinde açık kaynak niteliği taşıyan bir internet sitesine doğru ilerlemeyi hedefliyoruz.

Hastalar için kolayca kaydolabilecekleri ve talep oluşturabilecekleri, hasta yakınları için ise çevrim içi desteklerin daha kolay sunulabildiği bir platform yaratmak istiyoruz. Bu sayede hastalarımıza daha hızlı ulaşabilecek, ihtiyaç duydukları hizmetleri daha kısa sürede belirleyerek yaşam kalitelerini artırabileceğiz.

“ALS-MNH nadir bir hastalık, bu nedenle proje başvurularında, hedef kitle sayısı ve etki faktörü de düşük oluyor”

ALS gibi az bilinen hastalıklarda farkındalık yaratmak, dijital mecralarda nasıl bir strateji gerektiriyor? Hasta yakınları ve gönüllüleri sürece dahil etmek için neler yapmayı planlıyorsunuz?

ALS-MNH zor ve nadir bir hastalık. Türkiye’de ALS hastalığıyla yaşayan birey sayısı ve hastalıktan etkilenen popülasyon, henüz Sağlık Bakanlığı ve Nadir Hastalıklar Şubesi tarafından net olarak bilinmiyor. Türkiye’de yapılan sınırlı sayıdaki epidemiyolojik çalışmaya dayanarak, insidans ve prevalans verileri üzerinden yaklaşık 8.000–10.000 civarında ALS hastası olduğunu tahmin ediyoruz. Bu nedenle farkındalık yaratmak, planlama yapmak hem bakanlıklar hem de dernek olarak öngörüde bulunabilmek ve kaynak yaratmak zorlaşıyor.

STK olarak hedef popülasyonun az sayıda olması, proje başvurularında hedef kitle büyüklüğünün, etki popülasyonunun ve etki faktörünün düşük görünmesine neden oluyor. Önceliğimiz, veri toplamak ve bu veriler üzerinden doğru bir iletişim kurarak hem farkındalık yaratmak hem de mevcut farkındalığı güçlendirmek. Bu doğrultuda bir veritabanı çalışması başlatıyoruz. Bu projenin, derneğimizin gönüllü sayısını artırma, bağışçı tabanını genişletme, kaynak hacmini büyütme ve hastalara daha kolay ulaşma açısından oldukça etkili olacağını düşünüyoruz.

“Yaşama günler katmak mümkün olmadığında, günlere yaşam katmak için gayret ediyoruz.” 

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için kendinizi nasıl anlatırsınız? 

ALS, ne yazık ki insanın kendi vücudunda, tabiri caizse hapsolduğu bir hastalıktır. Kişiler tanı aldıklarında büyük bir şok yaşar. Dünya çapında büyük ses getiren Buz Kovası Kampanyası’nın (Ice Bucket Challenge) çıkış noktası da buradan gelir. ALS tanısı alan bir kişi, başından aşağı bir kova buzlu su dökülmüşçesine sarsıcı bir şok yaşar. Dünyada ALS tanısı, çoğu zaman bir “ölüm fermanı” (death sentence) olarak algılanır. Ortalama sağkalım süresi 3–5 yıl olarak kabul edilir.

Bununla birlikte, ALS hastalığıyla yaşayan bireyler; gerekli tıbbi destek, nitelikli tıbbi cihazlar ve kaliteli bir bakım sağlandığında yıllarca yaşayabilir. Bu mücadelede yalnızca hastaların değil, hasta yakınlarının, bakım verenlerin ve aynı evde yaşayan diğer bireylerin de maddi, manevi, sosyal ve psikolojik olarak desteklenmesini önemsiyoruz. Çünkü yaşamak yalnızca nefes almak değil; kaliteli, saygın ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürebilmektir. Bu bakış açısıyla, hayırseverler ile hastalıkla mücadele eden aileler arasında bir köprü kurarak yaşamları daha nitelikli hâle getirmeye çalışıyoruz. Yaşama günler katmak mümkün olmadığında ise, günlere yaşam katmak için gayret ediyoruz.

ALS hastaları, hastalığın ilerleyen dönemlerinde evde solunum cihazına ve yatağa bağımlı hâle gelir; evde bakım ile yaşamlarını sürdürürler. Hareketsiz olmalarına karşın zihinsel yetileri büyük ölçüde korunan bu hastalar, 7/24 bakıma ihtiyaç duyar. Hastalar her şeyin farkında olarak hareketsiz kalır; konuşma ve iletişim güçlükleri yaşar. Bu koşullarda yaşamını sürdüren hastalarımız için, makul ve sürdürülebilir bir evde bakım ve yaşatma modeli geliştirdik ve bu modeli ilgili bakanlıklar ve kurumlarla paylaştık.

“Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projemizle, Türkiye’de ilk kez ALS hastalarının ve bakım verenlerin yaşadığı sorunları iki yıl boyunca ev ziyaretleri yoluyla araştırdık. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Hibe Programı kapsamında desteklenen projemizin sonuçlarını Ankara’da düzenlenen bir çalıştayda paylaştık ve proje kitabı yayımladık.

Bizler, hasta ve hasta yakınları olarak 2001 yılından bu yana konuşamayan hastalarımızın sesini duyurmaya ve onları dünyaya bağlamaya çalışıyoruz. Bu bağ sayesinde, hastalarımızın ve yakınlarının kendi ifadeleriyle, kendi çektikleri videoları izlemek mümkün. Mottomuzda her zaman söylediğimiz gibi:
“Nefes varsa umut da vardır.”

6 Şubat Fonu Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, bölgede yaşamaya devam eden çocukların temel ihtiyaçlara erişimini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Insider One iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirilen 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç hibe programı başlangıç raporu yayımlandı. Fon kapsamında Acil İhtiyaç Projesi VakfıHayat Sende Gençlik Akademisi Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği‘ne toplam 3.150.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Fonun döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Kültürel Miras Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Kültürel Miras Fonu

Kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Nurol Eğitim Kültür ve Spor Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültürel Miras Fonu‘na yapılan başvurularla ilgili Değerlendirme Metnimiz yayımlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Turquoise Coast Environment Fund-Turkey Hibe Programının Yedinci Dönem Başvuruları Açıldı

By | Turquoise Coast Environment Fund

Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerinde doğal çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve yenilenmesi amacıyla çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) koordinasyonunda hayata geçirilen The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) hibe programının yedinci dönemi başvuruları açıldı.

Fonun bu döneminde desteklenecek projelerin odağında aşağıda belirtilen üç temel öncelik alanından en az birinin yer alması beklenir:

  • Sürdürülebilir gıda sistemlerini teşvik eden projeler

Mevcut gıda–tarım bağını koruyan, sürdüren ve/veya yeniden inşa eden; gıda sistemlerinin geleceğini yansıtan projeler bu başlık altında değerlendirilecektir. Bu kapsamda desteklenecek projelerin, onarıcı tarım stratejileri ile gıda üretim sistemlerinin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini bütüncül bir yaklaşımla ele alması beklenir.

  • Biyoçeşitliliğin korunması için ekosistem tabanlı yönetim yaklaşımına sahip projeler

Karasal ve denizel biyoçeşitliliği ele alan; küçük ölçekli balıkçılık ve diğer doğal kaynakları da kapsayarak kıyı kullanımının bütünsel, sektörler arası, yerelden ulusala, şeffaf, uyarlanabilir, kapsayıcı ve katılımcı yönetimini teşvik eden yenilikçi yaklaşımlar bu başlık altında değerlendirilecektir.

  • Koruma alanında çalışan STK’larının yasal ve kurumsal olarak desteklenmesini ve güçlendirilmesini amaçlayan projeler

Savunuculuk, ağ oluşturma ve koruma eylemlerini güçlendirmeye yönelik; doğru veri ve bilgiye erişim kapasitesini artıran ve yerel kuruluşların farklı tematik alanlarda kurumsal gelişimini destekleyen projeler bu başlık kapsamında desteklenecektir.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kâr amacı gütmeyen kooperatifler, sendikalar, federasyonlar/konfederasyonlar,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar,
  • 2024 gelirleri 6.000.000 TL’nin altında olan kuruluşlar,
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar.

TCEF hibe programı kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 3.790.000 TL‘dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 1.000.000 TL talep edilebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 25 Ocak 2026 saat 18.00’e kadar göndermeleri gerekir.

TCEF hibe programı hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve proje takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, eğitim hakkına erişim, sosyal uyum, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir geçim kaynaklarının güçlendirilmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Türkiye Mozaik Foundation iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III kapsamında desteklenecek kuruluşlar belirlendi.

Fon kapsamında 8 sivil toplum kuruluşuna toplam 7.564.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Deprem Dayanışması Derneği, (Deprem Belleği ve Kurumsal Kapasite Artırma Projesi, 840.000 TL), Adana

6 Şubat depremlerinin ardından gönüllü ağlar tarafından kurulan Deprem Dayanışma Derneği kent kültürü, tarım ve ekoloji ile çocukların iyi olma hâli, kadın hakları, eğitim ve sağlık alanlarında uzun vadeli iyileşmeyi hedefleyen çalışmalar yürütüyor. Deprem Dayanışma Derneği, sağladığımız hibe desteğiyle Deprem Belleği ve Kurumsal Kapasite Artırma projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek, deprem sonrası yürüttüğü çalışmalar ile mevcut faaliyetlerini sistematik biçimde dijital ortama aktararak kurumsal hafızasını güçlendirecek ve görünürlüğünü artıracak. Bu doğrultuda internet sitesi ve sosyal medya hesaplarını güncellenecek; hibe kapsamında istihdam edilecek İletişim Sorumlusu aracılığıyla dijital iletişim faaliyetlerini güçlendirilerek derneğin hak temelli çalışmalarının daha geniş kitlelere erişimi sağlayacak. Ayrıca, sürdürülebilirlik, izleme ve değerlendirme kapasitesi ile kurumsal gelişimi desteklemek için üç yıllık faaliyet belgesi hazırlanacak. Hibe kapsamında istihdam edilecek Finans Uzmanı ile şeffaf ve katılımcı bir finans politikası geliştirilecek ve bu politikaların derneğin tüm çalışma alanlarında uygulanması amacıyla çalışmalar yapacak.

Füsun Sayek Sağlık Ve Eğitim Geliştirme Derneği (FUSED), (Arsuz Yaşam Merkezi II. Dönem: Kültür, Eğitim ve Dayanışma Projesi, 840.000 TL), Hatay

FUSED kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere ücretsiz sağlık taramaları ve meme kanseri hakkında bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları yürütüyor. FUSED sağladığımız hibe desteğiyle Arsuz Yaşam Merkezi II. Dönem: Kültür, Eğitim ve Dayanışma projesini hayata geçirecek. Dernek proje kapsamında Arsuz ve çevre mahallerinde yaşayan bireylerin sosyal, kültürel ve eğitsel katılımını artırmak; çocuklar, kadınlar ve gençler için güvenli, üretken ve kapsayıcı bir yaşam alanı sunarak topluluk dayanışmasını güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak. Bu doğrultuda çocuk atölyeleri ve kadınlara yönelik güçlendirme eğitimleri düzenleyecek; yaklaşık 400 çocuğun katılacağı sanat ve oyun temelli atölyeler ile 50 kadının yararlanacağı güçlenme odaklı çalışmalar yapacak. Kültür-sanat etkinlikleri, sağlık söyleşileri ve açık atölyelerle topluluk etkileşimini artıracak. Ayrıca Arsuz Çocuk Korosu’nu kurarak, 10 yerel müzik öğretmenine yönelik eğitici eğitimi yoluyla yerel kapasiteyi güçlendirecek ve merkezin etki alanını çevre yerleşimlere yayacak. Yerel paydaşlarla düzenlenecek dayanışma buluşması ve hazırlanacak Yerel Dayanışma Raporu ile iş birliklerinin sürdürülebilirliğini destekleyecek.

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği (HSO), (Kökten Sese: Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Çok Sesli Korosu Projesi, 850.000 TL), Hatay

HSO, Hatay ve çevresinde kültür ve sanat alanında bir dönüşüm yaratmak amacıyla çeşitli konserler, projeler ve eğitim atölyeleri gerçekleştiriyor. HSO sağladığımız hibe desteğimizle Kökten Sese: Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Çok Sesli Korosu projesini hayata geçirecek. HSO, proje kapsamında Hatay’daki çocuk ve gençlerin müzik yoluyla psikososyal, kültürel ve sanatsal gelişimini desteklemek amacıyla çalışmalar yapacak. Bu doğrultuda haftalık koro çalışmalarıyla 7-11 yaş en az 20 çocukla müzik eğitimi alacak. Çocukların psikososyal gelişimini desteklemek amacıyla psikolog eşliğinde başlangıç ve kapanış atölyeleri düzenleyecek; koro çalışmalarına katılan çocuklar için iki psikososyal destek atölyesi gerçekleştirecek. Proje sonunda Hatay’da düzenlenecek bir konser aracılığıyla çocukların sanatsal üretimlerinin kamusal alanda görünür olması sağlanacak.

İstanbul Mor Dayanışma Derneği, (Kadınlarla Güçlenmeye Devam Ediyoruz Projesi, 840.000 TL), İstanbul

İstanbul Mor Dayanışma Derneği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele etmek amacıyla farkındalık çalışmaları, film gösterimleri, çeşitli atölyeler ve paneller düzenliyor. İstanbul Mor Dayanışma Derneği sağladığımız hibe desteğiyle Kadınlarla Güçlenmeye Devam Ediyoruz projesini hayata geçirecek. Dernek proje kapsamında Serinyol’daki faaliyetlerini Defne ve Antakya’da da yaygınlaştırarak; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, barınma hakkı ve aile hukuku alanlarında hukuki danışmanlık desteği sunacak. Bunun yanı sıra, kadınların sosyal alanda güçlenmesini desteklemek amacıyla grup çalışmaları yürütülecek.

Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği (KÖVED), (Engelli Bireyler ve Bakım Verenler: Sosyalleşme, Dayanışma ve Güçlenme Çalışmaları Projesi, 1.118.000 TL), Adana

KÖVED, ulusal ve uluslararası belgeler ışığında toplumsal cinsiyet eşitliği sağlayıncaya kadar, cinsiyete ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın giderilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla çalışmalarını yürütüyor. KÖVED sağladığımız hibe desteğiyle Kadın Koalisyonu, Samandağ Kadın Dayanışma Derneği ve Samandağ Belediyesi iş birliğiyle Engelli Bireyler ve Bakım Verenler: Sosyalleşme, Dayanışma ve Güçlenme Çalışmaları projesini hayata geçirecek. Dernek proje kapsamında Samandağ’da devam eden yeniden inşa sürecinde engelli bireylerin ve onlara bakım verenlerin sosyal yaşama eşit ve güvenli bir biçimde katılımını güçlendirmek amacıyla savunuculuk çalışmaları yapacak. Samandağ Kadın Yaşam Merkezi’nde yürütülecek projeyle KÖVED öncelikle Merkez’de hizmet verenlerin engellilik, engellilik türleri ve engelli iletişimi konularında kapasitelerini güçlendirecek. Engelli bireylere yönelik psikososyal destek, güçlendirme atölyeleri, kapsayıcı sanat faaliyetleri yürütecek; erişilebilir bir kütüphane kuracak. Bakım verenleri desteklemek amacıyla ayda iki defa mola fırsatı sağlayacak. Samandağ Belediyesi iş birliğiyle 5 farklı alanda izleme çalışmaları yapacak olan KÖVED karar alma süreçlerine katılımı güçlendirmek amacıyla izleme raporu hazırlayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA)(KODA Dijital Güçlenme Programı Projesi, 1.118.000 TL), İstanbul

KODA, köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. KODA, sağladığımız hibe desteğiyle çocukların afet sonrası dönemde daha güvenli, kapsayıcı ve nitelikli öğrenme ortamlarına erişimini desteklemek amacıyla, deprem bölgesinde görev yapan öğretmenlerin mesleki ve sosyal-duygusal becerilerini güçlendiren Öğretmenleri Güçlendirme projesini hayata geçirecek. KODA proje kapsamında, temel öğretmen eğitimlerini bölgenin ihtiyaçlarına uyarlayarak; pedagoji ve öğrenme, sosyal-duygusal öğrenme, müzik ve hareket, okul öncesi eğitim ve psikososyal destek başlıklarında 11 yüz yüze ve 2 çevrimiçi eğitim düzenleyecek ve toplam 400 öğretmene ulaşacak. Öğretmenlerin uzun vadede nitelikli kaynaklara erişimini desteklemek ve etkiyi kalıcı kılmak amacıyla; Afet Sonrası Öğretmen Rehberi, Okul Öncesi Rehberi, Köy Öğretmeninin Başucu Kitabı, Birleştirilmiş Sınıflar İçin Etkinlik Kitabı ve Mino’nun Şarkısı gibi öğretmenleri destekleyen içerikler paylaşılacak.

Öğretmen Ağı, (Afet Bölgesinde Yaratıcı ve Eleştirel Düşünme Projesi, 1.118.000 TL), İstanbul

Sabancı Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Reformu Girişimi’nin yürütücülüğünü üstlendiği Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır. Öğretmen Ağı, sağladığımız hibe desteğiyle deprem bölgesindeki eğitim ortamının daha yenilikçi ve kapsayıcı bir biçimde gelişmesini desteklemek amacıyla bölgede görev yapan öğretmenlerin mesleki ve pedagojik kapasitesini güçlendirmek için Afet Bölgesinde Yaratıcı ve Eleştirel Düşünme projesini hayata geçirecek. Bu amaç doğrultusunda 60 öğretmene yönelik iki günlük yoğunlaştırılmış Yaratıcı Problem Çözme ve Temel Düşünme Becerileri programlarını uygulayacak. Aynı zamanda Vakfımız desteğiyle hayata geçirilen Mino’nun Şarkısı projesi odağındaki değerleri eğitim ortamına taşıyarak; güvene, meraka ve kapsayıcılığa dayalı öğrenme kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlayacak.

Talebeyiz Biz Derneği (Talebeyiz Biz), (Sanat Elçileri Topluluğu: Hatay’da Gençlerin Kültür-Sanata Katılımı ve Yerel Dayanıklılık Modeli Projesi, 840.000 TL), İstanbul

Talebeyiz Biz, daha adil, eşit ve özgür yaşam alanlarının inşa edilmesine genç katılımı ve sanat yoluyla katkı sunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Talebeyiz Biz hibe desteğimizle gençlerin kültür-sanat alanındaki üretim ve karar süreçlerine aktif katılımını güçlendirmek için Sanat Elçileri Topluluğu: Hatay’da Gençlerin Kültür-Sanata Katılımı ve Yerel Dayanıklılık Modeli projesini hayata geçirecek. Arsuz’da gerçekleştirilecek yaz programında 30 genç ve 10 sanatçı, tasarım, performans, ses, yapay zekâ ve görsel sanatlar alanlarında birlikte üretim yapacak. Süreç sonunda ortaya çıkacak en az 30 sanat işi, açık hava etkinlikleri, sergiler ve paneller aracılığıyla kamusal alana taşınacak. Serginin önce Arsuz’da, ardından İstanbul’da açılmasıyla Hatay’da üretilen işler 3.000’in üzerinde kişiye ulaşacak.

STEM’de Eşitlik için Dijital Güçlenme: SistersLab

By | Dijital Dönüşüm Fonu

Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği (SistersLab), kadın ve kız çocuklarının STEM (Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik)) alanlarına katılımı ve bu alanlardaki görünürlüklerini artırmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 döneminde hibe desteği sağladığımız SistersLab, paydaş ilişkilerini güçlendirmek için bir iletişim stratejisi geliştiriyor ve internet sitesini yeniliyor.

SistersLab ile yaptığımız röportajda yürütmeyi planladıkları kapasite geliştirme faaliyetleri, yeni iletişim stratejisinin hedefleri ve hazırlayacakları rehberin içeriği hakkında konuştuk.

Kurulduğunuz günden bu yana, kız çocuklarının ve kadınların STEM alanlarına ilgileri ve katılımlarına dair tespitlerinizde bir değişim oldu mu? Bu alandaki mevcut durumu özetler misiniz?

Kuruluşumuzdan bu yana kız çocukları ve kadınların STEM’e olan ilgisinde kayda değer bir artış gözlemlediğimizi rahatça söyleyebilirim. Çünkü artık STEM, farklı kurum ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) gündem yaptığı önemli çalışma alanlarından biri haline geldi. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının da STEM çalışmalarına önem verdiğini gözlemliyoruz. İlgili gelişmeler, kadın ve kız çocuklarının STEM ile daha fazla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Pandemi döneminde programlarımızı çevrimiçi ortama taşımamızla birlikte sadece İstanbul’dan değil ülkenin dört bir yanından genç kadınlarla bir araya gelme fırsatı bulduk. Bugün 7 bine yakın kişinin bulunduğu güçlü bir dayanışma ağı yarattık. Tabii bu mevcut sorunun ortadan kalktığını göstermiyor.

ÖSYM YKS 2024 İstatistikleri’ne göre hâlâ üniversitelerde STEM bölümlerinde kadın oranının yüzde 35’lerde seyretmesi bu alandaki eşitsizliğin ne kadar derin olduğunu bizlere gösteriyor. Bu uçurumu daraltmak için genç kadınlara ilham verecek rol modeller sunmayı, mentorluk imkânları yaratmayı ve kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapmalarını sağlayacak fırsatlar geliştirmeyi en büyük görevimiz olarak görüyoruz.

“Tüm kadın ve kız çocukları için çalışıyoruz” mottomuzla 2021’den bu yana; lise çağındaki kız çocukları, üniversite öğrencisi, mezun ve erken kariyer dönemindeki kadınlara, dijital becerilerini güçlendirmek isteyen 50+ yaş grubundaki katılımcılara kadar geniş bir kitleye ulaştık. 2021’den beri yürüttüğümüz mentorluk programlarında ise Türkiye’nin dört bir yanından gelen 800’e yakın menti-mentor eşleştirmesi yaptı. Bu sayede katılımcılarımız, kendi sektörlerindeki tecrübeli isimlerden doğrudan destek alarak hem teknik hem de kişisel gelişimlerine ciddi bir katkı sağladılar.

“Görünürlüğümüzü artırmak ve başarı hikâyelerimizi yaygınlaştırmak, düzenli ve planlı bir dijital iletişim stratejisi ile mümkün.” 

STEM alanında kadınların görünürlüğünü artırmak için geliştirmeyi hedeflediğiniz yeni iletişim stratejisi nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

SistersLab olarak çalışmalarımızın görünürlüğünü ve erişebilirliğini artırmak için yeni bir iletişim stratejisine ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik. Özellikle pandemi sonrasında çevrim içi platformlara geçiş yaptığımızda dijital mecralarımızın dağınık ve işlevsiz olduğunu gözlemledik. Web sitemiz, içerik güncellemeleri ve bilgilendirme süreçlerimizi hızla yapmamıza olanak tanımıyordu; bu da hem faydalanıcılarımız hem de bağışçılarımızla olan iletişimimizi zorluyordu. Sosyal medya hesaplarımızın ve e-posta duyurularımızın da birbirinden bağımsız şekilde işlediğini ve koordinasyonsuz bir şekilde yürüdüğünü fark ettik. Bu durum bize paydaşlarımızla düzenli, etkin ve ölçülebilir bir iletişim kurmanın gerekliliğini gösterdi. Ayrıca e-posta altyapısının eksikliği, paydaşlarımızla düzenli ve segmentli bir şekilde iletişim kurmamızı engelliyordu. Bu da bizim hedef kitlemize yönelik içerik üretimini, belirli gruplara özel mesajlar göndermeyi ve onların geri bildirimlerini doğru şekilde toplamak gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamamıza engel oluyordu. Dijital Dönüşüm Fonu’nun desteği ile bu ihtiyaçları karşılamak ve dijital araçlarımızı güçlendirmek için başvuruda bulunmaya karar verdik.

Son olarak başarılarımızı ve etkimizi daha şeffaf bir şekilde paylaşmak için ölçülebilir göstergelere ihtiyacımız olduğunu fark ettik. Görünürlüğümüzü artırmanın ve başarı hikâyelerimizi yaygınlaştırmanın ancak düzenli ve planlı bir dijital iletişim stratejisi ile mümkün olacağını gördük. Bu strateji ile sadece kitlemize değil, aynı zamanda tüm paydaşlarımıza, bağışçılarımıza karşı daha şeffaf ve hesap verebilir bir yaklaşım sergilemeyi hedefliyoruz.

“Fon kapsamında belirlediğimiz hedeflere ulaşmada mentorluk desteği önemli bir dönüm noktası oldu.”

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında sağladığımız destekle yürütmeyi planladığınız kapasite geliştirme faaliyetlerinden bahseder misiniz? Geliştireceğiniz iletişim stratejisi ve etik ilkelere dair hazırlayacağınız rehberin kapsamı ne olacak? Bu rehber kimler için nasıl bir kaynak sunacak?

SistersLab olarak dijital dönüşüm sürecimizde önemli adımlar attık. Web sitemizin yeniden yapılanması sürecinde oldukça ilerledik. Artık daha kullanıcı dostu, işlevsel ve etkileşimli bir siteye sahibiz. Bu sayede daha hızlı ve etkili bir şekilde katılımcılarımıza ulaşabileceğiz. Ayrıca e-posta altyapımızı oluşturduğumuzdan beri mailinglerimizi daha düzenli ve hedeflenmiş bir şekilde yapabiliyoruz. E-posta kampanyalarımız, katılımcılarımızla olan iletişimimizi kolaylaştırdı; toplu e-posta süreçlerini otomatikleştirerek zamandan tasarruf sağladık ve bizim için yeni süreç olmasına rağmen açılma oranlarımızda görünür bir artış yaşadık.

Dijital Dönüşüm Fonu desteği sayesinde paydaş iletişimini güçlendirmek amacıyla geliştirmeyi hedeflediğimiz iletişim stratejisi de bu süreçle uyumlu olarak şekillendi. Strateji kapsamında dijital mecralarımızda kullanılacak mesaj dilini, görsel standartları ve paydaşlarla etkileşim süreçlerini detaylandıracak bir rehber hazırlıyoruz. Hem kurum içi ekiplerimize hem de dış paydaşlarımıza yönelik adım adım uygulanabilir yönergeler sunacağız. Ayrıca dijital iletişim etiketi rehberimiz; veri gizliliği, toplumsal cinsiyet eşitliği politikamız, erişilebilirlik ve çeşitlilik gibi önemli etik ilkeleri de içerecek ve tüm bu bilgilerin herkesin erişebileceği bir kaynak olarak kalmasını sağlayacak. Rehber, dijital iletişimde daha profesyonel, şeffaf ve etkili bir yaklaşım benimseme hedefimizi destekleyecek.

Fon kapsamında aldığımız mentorluk, TechSoup çalışanı olan mentorumuz Lisya Fins’in desteği ve uzmanlığı bizim için büyük bir fark yarattı. Lisya, internet sitemizi kullanıcı dostu hale gelmesi için uzman görüşleri ve pratik öneriler sundu. Böylece internet sitemizin işlevselliğini göz önünde tutarak ilerledik. Aynı zamanda, hibe desteği kapsamında hazırlayacağımız kurumsal kimlik kılavuzunu onun rehberliğinde daha profesyonel bir şekilde oluşturuyoruz. Lisya, verdiği destekle fon kapsamında belirlediğimiz hedeflere anlamlı bir şekilde ulaşmamıza olanak tanıdı ve bu süreç bizim için gerçekten önemli bir dönüm noktası oldu.

“35 bine yakın kadını ve kazanımlarını paylaşmak, faaliyetlerimizin gücünü gösteriyor.”

Yenilenen internet sitesi ve e-posta kampanyaları gibi araçlarla görünürlüğünüzü artırmak isterken, hangi içerik türlerine odaklanmayı planlıyorsunuz?

Bizce başarı hikâyelerimiz, kurduğumuz ortaklıklar/paydaşlıklar, faydalanıcılarımızın eğitimlerimizden elde ettiği somut sonuçlar, daha fazla kadına ilham vermemizi sağlıyor. Özellikle eğitimlerimize dahil olan 35 bine yakın kadını ve kazanımlarını paylaşmak, faaliyetlerimizin gücünü gösteriyor.

Podcast’lerimiz STEM alanında kariyer yolları ve rol modeller sunarak hem genç kızlara hem de profesyonel hayatta ilerlemek isteyen kadınlara rehberlik ediyor. E-bülten kampanyalarımız da artık çok daha hedefli ve etkili. Her segment için özelleştirilmiş içerikler sunarak öğretmenlere, öğrencilere, çalışanlara, bağışçılara, fon verenlere, sponsorlara özel mesajlarla etkileşimimizi güçlendiriyoruz.

Yine özel sektörde kurduğumuz güçlü paydaşlıklar ve aldığımız fonlarla birlikte, elde ettiğimiz verilerle sosyal etki raporlarımızı hazırlıyoruz. Raporlarımız kadınların STEM alanlarında istihdama katılım oranları, verdiğimiz eğitimlerin etki alanları ve destekçilerimizle gerçekleştirdiğimiz iş birliklerinin net sonuçlarını ortaya koyuyor. Tüm bunlar sadece dijital mecralarımızı değil, aynı zamanda sosyal etkimizin ölçülebilirliğini de artırmamıza olanak tanıyor.

“Dijital Pazarlama ve İçerik Üretimi eğitimimize katılan Aslı, hobisini işe dönüştürdü.” 

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için, birkaç cümle ile kendinizi (destek verdiğiniz kişilerden bir söz ya da bir somut olay ile etkinizi gösterecek bir durumu hikâyeleştirerek) nasıl anlatırsınız?

Geçtiğimiz yıl Adana’dan katılan 28 yaşındaki Aslı’nın hikâyesi eğitimlerimizin ne kadar etkili ve dönüştürücü olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Aslı, “Dijital Pazarlama ve İçerik Üretimi” eğitimimize katıldıktan sonra öğrendiği dijital araçlar ve sosyal medya stratejileriyle kendi hobisini işe dönüştürmeye karar verdi. Bir süredir el yapımı takılar yaparak hobisini sürdüren Aslı, atölyemizde öğrendiği sosyal medya pazarlaması ve dijital reklam tekniklerini kullanarak ürünlerini çevrimiçi platformlarda satmaya başladı. Aslı’nın başarısı SistersLab’in sunduğu eğitimlerin gerçek hayatta nasıl somut fırsatlara dönüşebileceğini ve katılımcılarımızın dijital becerileriyle hayatlarını nasıl dönüştürebileceğini gösteriyor, biz de bundan mutluluk duyuyoruz!

Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli: YERKAD

By | Çocuk Fonu

Şanlıurfa’da faaliyet yürüten Yerelden Kalkınma Derneği (YERKAD), toplumsal örgütlenmeyi destekleyerek çoğulcu demokrasinin kökleşmesine ve bilginin yaygınlaştırılması yoluyla toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı sunmak amacıyla çalışmalar yapıyor. Kırmızı Uçurtma Destek Çemberi ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2024 döneminde desteklediğimiz YERKAD Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli projesini hayata geçiriyor. Dernek proje kapsamında Şanlıurfa’nın Eyyubi’ye ilçesinde bulunan bir ilköğretimde eğitim gören 8. Sınıf öğrencisi 60 tarım işçisi çocuğa yönelik hızlandırılmış bir eğitim müfredatı uyguluyor.

YERKAD ile gerçekleştirdiğimiz röportajla; proje faaliyetleri, Şanlıurfa odağında mevsimlik tarım işçisi çocukların çok boyutlu karşılaştıkları sorunlar ve çözüm öneriler ve proje kapsamında geliştirdikleri modelin potansiyelleri hakkında konuştuk.

“Çünkü biz şuna inanıyoruz: Mevsimlik tarım işçiliği bir kader değil. Ve bazen bir çocuğun hayatı, sadece bir insanın inancıyla tamamen değişebiliyor.”

Okuyucularımızın Yerelden Kalkınma Derneği’ni daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?  

Yerelden Kalkınma Derneği olarak 2019 yılında Şanlıurfa’da kurulduğumuzda temel hedefimiz, bölgesel kalkınmadaki eşitsizliklere çözüm üretmekti. Şanlıurfa, kültürel açıdan son derece zengin bir şehir olmasına rağmen, ekonomik ve sosyal anlamda çeşitli zorluklarla mücadele ediyor. Biz de bu zorluklara karşı çözüm üretmek, özellikle dezavantajlı kesimlere yönelik sosyal fayda yaratmak amacıyla bir araya geldik.

Kurucularımız arasında kamu kurumlarında, özel sektörde ve sivil alanda deneyim sahibi pek çok isim yer alıyor. Bu da bize çok yönlü bakış açıları kazandırıyor. Derneğimizi kurarken temel ilkemiz şuydu: “Kalkınma ancak yerelden başlar.” Bu anlayışla özellikle mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarına, ne eğitimde ne istihdamda (NEET ) gençlere, kadın girişimcilere ve mültecilere yönelik projeler geliştiriyoruz.

Bugüne kadar 30’dan fazla ülke ve çok sayıda ulusal kurumla 120’nin üzerinde proje geliştirdik. Örneğin, Avrupa Birliği destekli projelerle Şanlıurfa’da girişimcilik merkezleri kurduk; cep telefonu tamirciliği, internet sitesi tasarımı gibi alanlarda gençlere eğitim verdik. Yine İsveç Büyükelçiliği’nin desteğiyle yürüttüğümüz projelerde gençlerin demokratik katılımını teşvik ettik.

Ama bunlar içinde belki de en yürekten bağlı olduğumuz projelerden biri, şu an da uygulamada olan ve sizlerin desteğiyle hayata geçirdiğimiz “Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli” projesidir.

Biz YERKAD olarak sadece sorunları tespit etmiyoruz; aynı zamanda çözümün bir parçası olmayı, iş birliği içinde sürdürülebilir ve kalıcı fayda üretmeyi amaçlıyoruz.

“Türkiye’de 720 bin çocuk işçisinin önemli bölümü Şanlıurfa’da!”

Şanlıurfa’nın demografik ve sosyo-politik yapısını düşündüğünüzde çocukların en sık karşılaştığı sorunlar nelerdir? Sizce, bu sorunların çözümü için ne tür önlemlerin alınması gerekiyor?

Şanlıurfa’yı anlamak için önce nüfus yapısına ve sosyal gerçekliğine bakmak gerekir. Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip illerinden biri olan Şanlıurfa’da çocuklar, nüfusun çok büyük bir kısmını oluşturuyor. Ancak bu demografik avantaj, ne yazık ki sosyal politika eksiklikleriyle birleştiğinde çocuklar açısından ciddi sorunlara dönüşebiliyor.

En temel sorunlardan biri eğitime erişim ve devamlılık. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları, yılın birkaç ayını tarlalarda geçirmek zorunda kalıyor. Bu durum, çocukların okula düzenli devam etmelerini ve müfredatı tam anlamıyla takip etmelerini engelliyor. Bunun sonucunda akademik başarı düşüyor, çocuklarda özgüven eksikliği oluşuyor ve ne yazık ki bazı çocuklar zamanla okuldan tamamen kopabiliyor.

Bir diğer önemli sorun, erken yaşta çalıştırılma ve çocuk işçiliği. TÜİK’in 2019 verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 720 bin çocuk işçi var ve bunların önemli bir bölümü Şanlıurfa gibi tarım bölgelerinde yoğunlaşıyor. Ekonomik yoksunluklar nedeniyle aileler çocuklarını tarıma ya da sokakta çalışmaya yönlendirmek zorunda kalabiliyor.

“Şanlıurfa’da genç nüfusun eğitim, sosyal uyum ve psiko-sosyal destekli politika ihtiyacı var.”

Bunun dışında, dil ve kültür bariyerleri de önemli bir mesele. Özellikle Suriyeli çocuklar için, eğitim diline uyum sağlamak ve sosyal çevreye entegre olmak zaman alabiliyor. Bu da ayrımcılık, dışlanma ve okul terkine yol açabiliyor.

Bu sorunların çözümü için bütüncül bir yaklaşım şart. Öncelikle:

  • Eğitime devamlılığı teşvik eden esnek modeller geliştirilmesi gerekiyor. Bizim “Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli” projemiz bu anlamda somut bir örnek. Hızlandırılmış müfredat, kişiselleştirilmiş materyaller ve sosyal destek mekanizmalarıyla çocukların eğitimde kalmasını sağlıyoruz.
  • Ailelere yönelik farkındalık çalışmaları, çocuk işçiliği ile mücadelede hayati öneme sahip. Ailelere çocuklarının eğitimiyle ilgili rehberlik sağlamak gerekiyor.
  • Ayrıca, eğitim sistemi içinde sosyal hizmet uzmanları görevlendirilerek çocukların bireysel ihtiyaçları erken dönemde tespit edilmeli.
  • Son olarak, sivil toplum, yerel yönetimler ve kamu kurumları arasında daha sıkı bir iş birliği gerekiyor. Sorunlar yerel, ama çözüm için güç birliği şart.

Şanlıurfa’nın genç nüfusu aslında büyük bir potansiyel. Bu potansiyeli kaybetmemek için eğitimi, sosyal uyumu ve psikososyal desteği merkeze alan politikalara ihtiyacımız var.

“Şanlıurfa’da mevsimlik tarım işçisi çok katmanlı ve kronikleşmiş sorunlarla karşı karşıya kalıyor.”

Çalışma yürüttüğünüz il özelinde düşündüğünüzde, mevsimlik tarım işçisi çocukların karşılaştığı zorluklar nelerdir? Bu zorluklarla mücadele etmek amacıyla kamu kurumlarına, yerel yöntemlere ve sivil toplum kuruluşlarına ne tür görevler düşüyor? 

Şanlıurfa özelinde baktığımızda, mevsimlik tarım işçisi çocuklar çok katmanlı ve kronikleşmiş sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Bu çocukların yaşadığı temel zorlukları üç başlıkta özetleyebiliriz: Eğitim, sosyal dışlanma ve sağlık hakkına erişim.

Birincisi, en görünür ve yaygın sorun eğitimde süreksizlik. Bu çocuklar, aileleriyle birlikte her yıl mart-nisan aylarında başka illere göç ediyor, yaklaşık 3-5 ay boyunca okula devam edemiyorlar. Eğitim-öğretim yılı içinde uzun süreli devamsızlıklar, ders konularını kaçırma, akademik başarıda düşüş ve zamanla okuldan kopuş gibi sonuçlara yol açıyor. Bu durum sadece bir bireyin değil, bir kuşağın eğitim hakkının sekteye uğraması anlamına geliyor.

İkincisi, bu çocuklar yaşadıkları sık göçler ve düşük gelirli yaşam koşulları nedeniyle sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Gittikleri bölgelerde çoğu zaman barınma koşulları yetersiz, sosyal aktivitelerden uzak kalıyorlar ve çocukluklarını yaşayacak bir ortamları olmuyor. Bu da hem psiko-sosyal gelişimlerini hem de özgüvenlerini ciddi biçimde etkiliyor.

Üçüncüsü ise, temel haklara erişim sorunu. Bu çocukların bir kısmı nüfus kaydı sorunları, ulaşım sıkıntıları ya da bilgi eksikliği nedeniyle sağlık hizmetlerinden, sosyal yardımlardan veya koruma mekanizmalarından yeterince faydalanamıyor.

“Mevsimlik tarım işçisi çocukların sorunları: eğitim, toplumsal eşitlik ve adalet ile ilgili!”

Bu tabloya karşılık çözüm de çok aktörlü ve koordineli olmalı.

Kamu kurumlarına düşen en önemli görev, bu çocukların eğitim hakkını güvence altına alacak esnek ve telafi edici eğitim modellerini hayata geçirmektir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın taşra teşkilatları, bu çocuklar için hızlandırılmış müfredatlar, uzaktan eğitim destekleri veya özel sınıf uygulamaları gibi çözümleri yaygınlaştırabilir.

Yerel yönetimler, sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesinde kilit rol oynuyor. Mevsimlik işçilerin göç ettiği illerde barınma alanlarının iyileştirilmesi, çocuk dostu alanların kurulması ve taşınabilir kütüphane gibi hizmetlerin sağlanması yerel yönetimlerin katkılarıyla mümkün.

Sivil toplum kuruluşlarına ise hem sahadaki ihtiyaçları görünür kılmak hem de özgün çözümler geliştirmek düşüyor. Biz Yerelden Kalkınma Derneği olarak Sivil Toplum İçin Destek Vakfı tarafından desteklenen “Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli” projemizle Şanlıurfa’daki 60 çocuğa hızlandırılmış müfredat, LGS hazırlık desteği, sosyal-kültürel etkinlikler ve öğretmen eğitimleri sunuyoruz. Çocukların akademik ve sosyal gelişimlerini birlikte ele alıyoruz. Bu modelin yerel ve ulusal ölçekte örnek alınabileceğine inanıyoruz.

Sonuç olarak, mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitim ve yaşam koşullarındaki sorunlar sadece bir grup çocuğun meselesi değil; bu, toplumsal eşitlik ve adalet meselesidir. Bu nedenle her kurumun, üzerine düşeni yaparak çözümün bir parçası olması gerekiyor.

Hibe desteğimizle Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli projesini hayata geçireceksiniz: bu kapsamda hangi faaliyetlerle, nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?

Bu destek, sadece bir projeyi değil, onlarca çocuğun hayatını ve geleceğini doğrudan etkileyen bir dönüşüm sürecini mümkün kılıyor. Projemizin odağında, Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesindeki Onikiler Ortaokulu’nda eğitim gören 60 mevsimlik tarım işçisi öğrenci var. Bu çocuklar her yıl tarım sezonunda aileleriyle birlikte şehir dışına çıkmak zorunda kalıyor ve eğitimden ciddi şekilde kopuyorlar.

Biz de bu soruna çözüm üretmek amacıyla hızlandırılmış bir eğitim modeli geliştirerek uygulamaya başladık. Projede dört temel faaliyet alanımız var:

  1. Hızlandırılmış Eğitim Müfredatı: Öğrenciler, Ekim-Nisan döneminde, kendilerine özel iki sınıfta sanki yeni bir eğitim-öğretim yılına başlıyormuş gibi yeniden eğitime başlayacaklar. Eksik kaldıkları konular telafi edilecek. Bu sayede eğitimde süreklilik sağlanacak ve öğrenme kayıpları azaltılacak.
  2. LGS Denemeleri ve Hazırlık Setleri: Her öğrenciye bireysel LGS hazırlık kitapları ve deneme sınavları verilecek. Bu, sadece akademik başarılarını değil, sınav özgüvenlerini de artıracak. Geçmiş dönemde uyguladığımız pilot çalışmalarda, bu destekle 3 öğrencimizin fen liselerine ve 9 öğrencimizin de Anadolu liselerine yerleştiğini belirtmek isterim.
  3. Sosyal ve Kültürel Etkinlikler: Çocukların sadece akademik değil, sosyal gelişimlerine de önem veriyoruz. Açık havada kitap okuma etkinlikleri, sinema gezileri, Göbeklitepe ve Arkeoloji Müzesi ziyaretleri gibi etkinliklerle onların hayal dünyalarını zenginleştirmeyi ve okula olan aidiyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz.
  4. Öğretmenlere 21. Yüzyıl Yetkinlikleri Eğitimi: Proje kapsamındaki öğretmenlere çağdaş eğitim yaklaşımları konusunda 2 günlük özel bir eğitim vereceğiz. Bu eğitim, onların öğrencilere daha etkili destek sunmalarını sağlayacak.

Bu çalışmaların sonunda hem akademik başarıda artış hem de öğrencilerin okula olan bağlılıklarında gözle görülür bir yükseliş bekliyoruz. Ayrıca öğretmenlerin eğitim kapasitesinin artması, bu modelin sürdürülebilirliğini sağlayacak. Bu projeyle, aslında sadece 60 çocuğa değil, eğitimde fırsat eşitliği mücadelesine bir örnek sunuyoruz.

Amacımız, bu modeli yaygınlaştırılabilir hale getirmek ve mevsimlik tarım işçisi çocuklar için Türkiye’nin her yerinde uygulanabilecek iyi bir örnek oluşturmak. Bu proje, bir eğitim projesinden çok daha fazlası; bir yaşam hakkı ve adalet mücadelesidir.

Size destek olmak isteyen kurum ve kişiler için, kendinizi nasıl anlatırsınız?

Bu soruyu kendi hikayemi sizlerle paylaşarak cevaplamak isterim. Şanlıurfa’nın bir köyünde doğdum. 5 kız, 5 erkek kardeşin olduğu kalabalık bir ailenin çocuğuyum. Maddi zorluklar nedeniyle ilkokul dörtte okulu bırakmak zorunda kaldım. Tam üç yıl boyunca mevsimlik tarım işçisi olarak tarlalarda çalıştım. Pamuk topladım, soğan söktüm, sıcağın altında alın teri döktüm. O yıllarda, eğitim hayali çok uzak, neredeyse imkânsız görünüyordu.

Ama bir gün, mahallemize üniversiteye hazırlanan bir genç geldi. O genç, ailemi okula dönmem için ikna etti. Bu, hayatımdaki kırılma noktasıydı. Sonra okul hocalarım devreye girdi, ve okula geri döndüm.

Çok emek verdim ve sonunda o tarlalardan çıkıp, kendi hayatımı inşa ettim. Şimdi sadece kendi hayatımı değil, çocuklarımın hayatını da daha nitelikli hale getirebiliyor, yüzlerce dezavantajlı insanın yaşamına dokunabiliyorum.

Eğer o dönemde tekrar okula başlamasaydım, büyük olasılıkla şu an 6-7 çocuk sahibi bir mevsimlik tarım işçisi ya da bir kenar mahallede küçük bir dükkân işleten bir esnaftım. Kötü mü? Hayır, ama ben biliyorum ki eğitim, insanın kendine ve topluma verebileceği katkının anahtarı.

İşte YERKAD’ın var oluş amacı da bu: Benim gibi hikâyesi olan çocuklara “senin de başarabileceğin bir yol var” diyebilmek. Biz bu yolda yürürken destek olan her kişi ve kurum, sadece bir projeye değil, gerçek bir dönüşüme ortak oluyor.

Eğitimde Eşitlik Fonu Kapsamında Desteklenecek STK Belirlendi

By | Eğitimde Eşitlik Fonu

Kız çocukları ve genç kadınların eğitim hakkına erişiminin güçlenmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Yamantürk Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Eğitimde Eşitlik Fonu kapsamında desteklenecek STK belirlendi. Fon kapsamında Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği’ne toplam 1.000.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK ve çalışması ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği (Hayat Sende), (Potansiyelini Güçlendir: Koruma Altındaki Kız Çocuklarının Eğitimine Destek Projesi, 1.000.000 TL), Ankara
Hayat Sende, koruma altındaki çocuk ve gençler ile korumadan ayrılan bireylerin karşılaştıkları güçlüklere yönelik yenilikçi politikalar ve buna hizmet edecek uygulamalar geliştirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Hayat Sende sağladığımız hibe desteğiyle İzmir’de devlet koruması altında yaşayan 13-18 yaş arası 200 kız çocuğunun eğitimde kalmasını desteklemek için Potansiyelini Güçlendir: Koruma Altındaki Kız Çocuklarının Eğitimine Destek projesini hayata geçiriyor. Manisa Celal Bayar Üniversitesi ve Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şubesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek proje kapsamında kız çocuklarının eğitim ve kariyer süreçlerine ilişkin görüş ve ihtiyaçlarını ortaya koyan grup çalışmaları yapacak. Ayrıca akran mentorluk programı ile 30 kız çocuğu, üniversiteli gençlerle eşleştirilerek eğitim ve kariyer hedefleri doğrultusunda birebir destek alacak. Proje kapsamında elde edilen veriler analiz edilerek, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmeye ve koruma altındaki kız çocuklarının eğitime erişiminde yaşadığı zorluklara dikkat çekmeye yönelik farkındalık çalışmaları yürütecek; çözüm önerileri geliştirecek ve paydaşlarla paylaşacak.