All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Nefese Umut, Günlere Yaşam Katmak: ALS-MNH Derneği

By | Dijital Dönüşüm Fonu

ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) MNH (Motor Nöron Hastalığı) Derneği, ALS ve Motor Nöron Hastalığı ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini artırmak, hasta ve ailelerine destek olmak, toplumsal farkındalık yaratmak ve bilimsel araştırmalara katkı sunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 döneminde destekledğimiz ALS-MNH Derneği hibe kapsamında hasta, hasta yakını ve bağışçılara yönelik iletişim kapasitesini güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda internet sitesini yeniliyor, bağışçı, gönüllü ve hasta verilerinin segmentasyonu için CRM altyapısı oluşturuyor, e-posta ve SMS pazarlama stratejisini güncelliyor.

ALS-MNH Derneği ile yaptığımız röportajda kapasite güçlendirme desteğinin önemi, sivil alanda dijital dönüşüm süreçlerinin zorluğu, yeni kuracakları altyapı ve yeniden şekillendirecekleri dijital iletişim stratejisinin hedefleri hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

ALS-MNH Derneği, ALS-MNH hastaları ve hasta yakınları tarafından; Fenerbahçeli futbolcu merhum Sedat Balkanlı ile Trabzonsporlu İsmail Gökçek’in öncülüğünde 2001 yılında kuruldu. Dernek olarak Türkiye’de yaşayan ALS-MNH hastalarını bilinçlendirmeyi, yaşadıkları sorunlara çözüm üretmeyi, tıbbi cihaz ve malzeme desteği sağlamayı, hastaların yaşam kalitesini yükseltmeyi; ALS hastalığına ilişkin farkındalık yaratmayı ve bilimsel çalışmaları desteklemeyi amaçlıyoruz. Derneğimiz, 2012 yılından bu yana “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsüne sahip.

ALS-MNH (Motor Nöron Hastalığı) ile yaşayan bireylerin ve onlara destek olan aile üyelerinin daha sağlıklı ve nitelikli yaşam koşullarına sahip olabildiği bir Türkiye vizyonuyla çalışıyoruz. Benzer amaçlarla faaliyet gösteren uluslararası dernekler ve konfederasyonlar bünyesinde Türkiye’yi temsil ediyoruz. ALS farkındalığını artırmaya yönelik çeşitli projeler hayata geçiriyor, kampanyalar düzenliyoruz. Üniversiteler, belediyeler ve kamu kurumlarıyla iş birliği içinde sempozyum, seminer ve paneller düzenliyor; ayrıca bu kapsamda gerçekleştirilen etkinliklere katılarak toplumun farklı kesimlerine ulaşıyoruz.

Bugüne kadar, ebeveynlerinde ALS hastalığı bulunan ilkokul, lise ve üniversite düzeyinde toplam 343 öğrenciye burs desteği sağladık ve bu desteği sürdürmeye devam ediyoruz. Her yıl ALS Farkındalık Ayı olan Mayıs ayında kermes, seminer ve sempozyum gibi özel etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca 21 Haziran Dünya ALS Günü’nde, çeşitli kurumların sponsorluğunda düzenlenen özel etkinliklerle hem sesimizi duyuruyor hem de hastalığa ilişkin toplumsal farkındalığı artırıyoruz.

“Dijital Dönüşüm Fonu, bizim için sadece bir hibe değil; atölye çalışmaları ve mentor desteğiyle öğrenmeye, uyum sağlamaya ve güçlenmeye açılan bir alan.”

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında, hasta ve hasta yakınlarına ulaşmanızı kolaylaştırarak iletişim kapasitenizi güçlendirmeyi hedefliyorsunuz. Bu alandaki temel ihtiyaçlarınızı ve dijital dönüşüm sürecinde karşılaştığınız zorlukları paylaşır mısınız?

İnternet sitesi altyapımız çok eski; zaman içinde sürekli eklentiler eklenerek geliştirilmiş bir WordPress sitesi kullanıyoruz. Bilimsel araştırmalarda son yıllarda yaşanan hızlı gelişmeler ve ilaç çalışmalarıyla ilgili umut verici haberleri internet sitemizde yayımlamaya özen gösteriyoruz. Ancak bazı içeriklerin internet sitesine yüklenmesi ve güncellenmesi sürecinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, yeni ilaç haberlerini düzenli olarak paylaşmakta zorlanıyoruz. Henüz tedavisi olmayan bir hastalıkla yaşayan hastalarımızın umutlarını kırmamak için internet sitemizde yer alan bazı bilgileri ayıklamak ise fazlasıyla zamanımızı alıyor.

Bu nedenlerle mevcut internet sitemizle dijital dünyanın ve güncel iletişim ihtiyaçlarının gerisinde kalıyoruz. Daha etkili, mobil uyumlu; paylaştığımız bilgileri daha güvenli şekilde yönetebileceğimiz, gerektiğinde içerikleri ayrıştırabileceğimiz ya da silebileceğimiz bir altyapıya ve pazarlama araçlarına ihtiyaç duyuyorduk. En temel zorluklardan biri, sürekli gelişen dijital dönüşüme ayak uydurabilmekti. Dijital Dönüşüm Fonu, bizim için sadece bir hibe değil; atölye çalışmaları ve mentor desteğiyle öğrenmeye, uyum sağlamaya ve güçlenmeye açılan bir alan.

“Hibe kapsamında ALS-MNH hastalığı için açık kaynak olmaya hazır bir internet sitesi oluşturmayı hedefliyoruz.”

Proje kapsamında e-posta/SMS stratejisi ve CRM altyapısı gibi araçlarla hedef gruplara ulaşma kapasitenizi artırmayı planlıyorsunuz. Bu araçların hasta destek hizmetleri üzerindeki olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maliyetlerimizi kontrol altında tutmak ve hasta bakımına yönelik projelere daha fazla bütçe ayırabilmek adına küçük bir ekiple çalışıyoruz. Bu nedenle dijital dönüşüm sürecinin ekibimizi hızlandırmasını ve yeni ekip arkadaşları için alan açmasını bekliyoruz. Birden fazla hedef kitlemiz bulunuyor: hastalar, hasta yakınları, sağlık çalışanları, bağışçılar ve potansiyel bağışçılar (kurumsal ve bireysel). Bu dönüşümle birlikte, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasını ve ALS hastalığı özelinde açık kaynak niteliği taşıyan bir internet sitesine doğru ilerlemeyi hedefliyoruz.

Hastalar için kolayca kaydolabilecekleri ve talep oluşturabilecekleri, hasta yakınları için ise çevrim içi desteklerin daha kolay sunulabildiği bir platform yaratmak istiyoruz. Bu sayede hastalarımıza daha hızlı ulaşabilecek, ihtiyaç duydukları hizmetleri daha kısa sürede belirleyerek yaşam kalitelerini artırabileceğiz.

“ALS-MNH nadir bir hastalık, bu nedenle proje başvurularında, hedef kitle sayısı ve etki faktörü de düşük oluyor”

ALS gibi az bilinen hastalıklarda farkındalık yaratmak, dijital mecralarda nasıl bir strateji gerektiriyor? Hasta yakınları ve gönüllüleri sürece dahil etmek için neler yapmayı planlıyorsunuz?

ALS-MNH zor ve nadir bir hastalık. Türkiye’de ALS hastalığıyla yaşayan birey sayısı ve hastalıktan etkilenen popülasyon, henüz Sağlık Bakanlığı ve Nadir Hastalıklar Şubesi tarafından net olarak bilinmiyor. Türkiye’de yapılan sınırlı sayıdaki epidemiyolojik çalışmaya dayanarak, insidans ve prevalans verileri üzerinden yaklaşık 8.000–10.000 civarında ALS hastası olduğunu tahmin ediyoruz. Bu nedenle farkındalık yaratmak, planlama yapmak hem bakanlıklar hem de dernek olarak öngörüde bulunabilmek ve kaynak yaratmak zorlaşıyor.

STK olarak hedef popülasyonun az sayıda olması, proje başvurularında hedef kitle büyüklüğünün, etki popülasyonunun ve etki faktörünün düşük görünmesine neden oluyor. Önceliğimiz, veri toplamak ve bu veriler üzerinden doğru bir iletişim kurarak hem farkındalık yaratmak hem de mevcut farkındalığı güçlendirmek. Bu doğrultuda bir veritabanı çalışması başlatıyoruz. Bu projenin, derneğimizin gönüllü sayısını artırma, bağışçı tabanını genişletme, kaynak hacmini büyütme ve hastalara daha kolay ulaşma açısından oldukça etkili olacağını düşünüyoruz.

“Yaşama günler katmak mümkün olmadığında, günlere yaşam katmak için gayret ediyoruz.” 

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için kendinizi nasıl anlatırsınız? 

ALS, ne yazık ki insanın kendi vücudunda, tabiri caizse hapsolduğu bir hastalıktır. Kişiler tanı aldıklarında büyük bir şok yaşar. Dünya çapında büyük ses getiren Buz Kovası Kampanyası’nın (Ice Bucket Challenge) çıkış noktası da buradan gelir. ALS tanısı alan bir kişi, başından aşağı bir kova buzlu su dökülmüşçesine sarsıcı bir şok yaşar. Dünyada ALS tanısı, çoğu zaman bir “ölüm fermanı” (death sentence) olarak algılanır. Ortalama sağkalım süresi 3–5 yıl olarak kabul edilir.

Bununla birlikte, ALS hastalığıyla yaşayan bireyler; gerekli tıbbi destek, nitelikli tıbbi cihazlar ve kaliteli bir bakım sağlandığında yıllarca yaşayabilir. Bu mücadelede yalnızca hastaların değil, hasta yakınlarının, bakım verenlerin ve aynı evde yaşayan diğer bireylerin de maddi, manevi, sosyal ve psikolojik olarak desteklenmesini önemsiyoruz. Çünkü yaşamak yalnızca nefes almak değil; kaliteli, saygın ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürebilmektir. Bu bakış açısıyla, hayırseverler ile hastalıkla mücadele eden aileler arasında bir köprü kurarak yaşamları daha nitelikli hâle getirmeye çalışıyoruz. Yaşama günler katmak mümkün olmadığında ise, günlere yaşam katmak için gayret ediyoruz.

ALS hastaları, hastalığın ilerleyen dönemlerinde evde solunum cihazına ve yatağa bağımlı hâle gelir; evde bakım ile yaşamlarını sürdürürler. Hareketsiz olmalarına karşın zihinsel yetileri büyük ölçüde korunan bu hastalar, 7/24 bakıma ihtiyaç duyar. Hastalar her şeyin farkında olarak hareketsiz kalır; konuşma ve iletişim güçlükleri yaşar. Bu koşullarda yaşamını sürdüren hastalarımız için, makul ve sürdürülebilir bir evde bakım ve yaşatma modeli geliştirdik ve bu modeli ilgili bakanlıklar ve kurumlarla paylaştık.

“Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projemizle, Türkiye’de ilk kez ALS hastalarının ve bakım verenlerin yaşadığı sorunları iki yıl boyunca ev ziyaretleri yoluyla araştırdık. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Hibe Programı kapsamında desteklenen projemizin sonuçlarını Ankara’da düzenlenen bir çalıştayda paylaştık ve proje kitabı yayımladık.

Bizler, hasta ve hasta yakınları olarak 2001 yılından bu yana konuşamayan hastalarımızın sesini duyurmaya ve onları dünyaya bağlamaya çalışıyoruz. Bu bağ sayesinde, hastalarımızın ve yakınlarının kendi ifadeleriyle, kendi çektikleri videoları izlemek mümkün. Mottomuzda her zaman söylediğimiz gibi:
“Nefes varsa umut da vardır.”

6 Şubat Fonu Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, bölgede yaşamaya devam eden çocukların temel ihtiyaçlara erişimini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Insider One iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirilen 6 Şubat Fonu: Her Çocuk için Eşit Başlangıç hibe programı başlangıç raporu yayımlandı. Fon kapsamında Acil İhtiyaç Projesi VakfıHayat Sende Gençlik Akademisi Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği‘ne toplam 3.150.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Fonun döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Kültürel Miras Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Kültürel Miras Fonu

Kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Nurol Eğitim Kültür ve Spor Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültürel Miras Fonu‘na yapılan başvurularla ilgili Değerlendirme Metnimiz yayımlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Turquoise Coast Environment Fund-Turkey Hibe Programının Yedinci Dönem Başvuruları Açıldı

By | Turquoise Coast Environment Fund

Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerinde doğal çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve yenilenmesi amacıyla çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) koordinasyonunda hayata geçirilen The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) hibe programının yedinci dönemi başvuruları açıldı.

Fonun bu döneminde desteklenecek projelerin odağında aşağıda belirtilen üç temel öncelik alanından en az birinin yer alması beklenir:

  • Sürdürülebilir gıda sistemlerini teşvik eden projeler

Mevcut gıda–tarım bağını koruyan, sürdüren ve/veya yeniden inşa eden; gıda sistemlerinin geleceğini yansıtan projeler bu başlık altında değerlendirilecektir. Bu kapsamda desteklenecek projelerin, onarıcı tarım stratejileri ile gıda üretim sistemlerinin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini bütüncül bir yaklaşımla ele alması beklenir.

  • Biyoçeşitliliğin korunması için ekosistem tabanlı yönetim yaklaşımına sahip projeler

Karasal ve denizel biyoçeşitliliği ele alan; küçük ölçekli balıkçılık ve diğer doğal kaynakları da kapsayarak kıyı kullanımının bütünsel, sektörler arası, yerelden ulusala, şeffaf, uyarlanabilir, kapsayıcı ve katılımcı yönetimini teşvik eden yenilikçi yaklaşımlar bu başlık altında değerlendirilecektir.

  • Koruma alanında çalışan STK’larının yasal ve kurumsal olarak desteklenmesini ve güçlendirilmesini amaçlayan projeler

Savunuculuk, ağ oluşturma ve koruma eylemlerini güçlendirmeye yönelik; doğru veri ve bilgiye erişim kapasitesini artıran ve yerel kuruluşların farklı tematik alanlarda kurumsal gelişimini destekleyen projeler bu başlık kapsamında desteklenecektir.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kâr amacı gütmeyen kooperatifler, sendikalar, federasyonlar/konfederasyonlar,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar,
  • 2024 gelirleri 6.000.000 TL’nin altında olan kuruluşlar,
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar.

TCEF hibe programı kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 3.790.000 TL‘dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 1.000.000 TL talep edilebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 25 Ocak 2026 saat 18.00’e kadar göndermeleri gerekir.

TCEF hibe programı hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve proje takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, eğitim hakkına erişim, sosyal uyum, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir geçim kaynaklarının güçlendirilmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Türkiye Mozaik Foundation iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III kapsamında desteklenecek kuruluşlar belirlendi.

Fon kapsamında 8 sivil toplum kuruluşuna toplam 7.564.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Deprem Dayanışması Derneği, (Deprem Belleği ve Kurumsal Kapasite Artırma Projesi, 840.000 TL), Adana

6 Şubat depremlerinin ardından gönüllü ağlar tarafından kurulan Deprem Dayanışma Derneği kent kültürü, tarım ve ekoloji ile çocukların iyi olma hâli, kadın hakları, eğitim ve sağlık alanlarında uzun vadeli iyileşmeyi hedefleyen çalışmalar yürütüyor. Deprem Dayanışma Derneği, sağladığımız hibe desteğiyle Deprem Belleği ve Kurumsal Kapasite Artırma projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek, deprem sonrası yürüttüğü çalışmalar ile mevcut faaliyetlerini sistematik biçimde dijital ortama aktararak kurumsal hafızasını güçlendirecek ve görünürlüğünü artıracak. Bu doğrultuda internet sitesi ve sosyal medya hesaplarını güncellenecek; hibe kapsamında istihdam edilecek İletişim Sorumlusu aracılığıyla dijital iletişim faaliyetlerini güçlendirilerek derneğin hak temelli çalışmalarının daha geniş kitlelere erişimi sağlayacak. Ayrıca, sürdürülebilirlik, izleme ve değerlendirme kapasitesi ile kurumsal gelişimi desteklemek için üç yıllık faaliyet belgesi hazırlanacak. Hibe kapsamında istihdam edilecek Finans Uzmanı ile şeffaf ve katılımcı bir finans politikası geliştirilecek ve bu politikaların derneğin tüm çalışma alanlarında uygulanması amacıyla çalışmalar yapacak.

Füsun Sayek Sağlık Ve Eğitim Geliştirme Derneği (FUSED), (Arsuz Yaşam Merkezi II. Dönem: Kültür, Eğitim ve Dayanışma Projesi, 840.000 TL), Hatay

FUSED kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere ücretsiz sağlık taramaları ve meme kanseri hakkında bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları yürütüyor. FUSED sağladığımız hibe desteğiyle Arsuz Yaşam Merkezi II. Dönem: Kültür, Eğitim ve Dayanışma projesini hayata geçirecek. Dernek proje kapsamında Arsuz ve çevre mahallerinde yaşayan bireylerin sosyal, kültürel ve eğitsel katılımını artırmak; çocuklar, kadınlar ve gençler için güvenli, üretken ve kapsayıcı bir yaşam alanı sunarak topluluk dayanışmasını güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak. Bu doğrultuda çocuk atölyeleri ve kadınlara yönelik güçlendirme eğitimleri düzenleyecek; yaklaşık 400 çocuğun katılacağı sanat ve oyun temelli atölyeler ile 50 kadının yararlanacağı güçlenme odaklı çalışmalar yapacak. Kültür-sanat etkinlikleri, sağlık söyleşileri ve açık atölyelerle topluluk etkileşimini artıracak. Ayrıca Arsuz Çocuk Korosu’nu kurarak, 10 yerel müzik öğretmenine yönelik eğitici eğitimi yoluyla yerel kapasiteyi güçlendirecek ve merkezin etki alanını çevre yerleşimlere yayacak. Yerel paydaşlarla düzenlenecek dayanışma buluşması ve hazırlanacak Yerel Dayanışma Raporu ile iş birliklerinin sürdürülebilirliğini destekleyecek.

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği (HSO), (Kökten Sese: Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Çok Sesli Korosu Projesi, 850.000 TL), Hatay

HSO, Hatay ve çevresinde kültür ve sanat alanında bir dönüşüm yaratmak amacıyla çeşitli konserler, projeler ve eğitim atölyeleri gerçekleştiriyor. HSO sağladığımız hibe desteğimizle Kökten Sese: Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Çok Sesli Korosu projesini hayata geçirecek. HSO, proje kapsamında Hatay’daki çocuk ve gençlerin müzik yoluyla psikososyal, kültürel ve sanatsal gelişimini desteklemek amacıyla çalışmalar yapacak. Bu doğrultuda haftalık koro çalışmalarıyla 7-11 yaş en az 20 çocukla müzik eğitimi alacak. Çocukların psikososyal gelişimini desteklemek amacıyla psikolog eşliğinde başlangıç ve kapanış atölyeleri düzenleyecek; koro çalışmalarına katılan çocuklar için iki psikososyal destek atölyesi gerçekleştirecek. Proje sonunda Hatay’da düzenlenecek bir konser aracılığıyla çocukların sanatsal üretimlerinin kamusal alanda görünür olması sağlanacak.

İstanbul Mor Dayanışma Derneği, (Kadınlarla Güçlenmeye Devam Ediyoruz Projesi, 840.000 TL), İstanbul

İstanbul Mor Dayanışma Derneği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele etmek amacıyla farkındalık çalışmaları, film gösterimleri, çeşitli atölyeler ve paneller düzenliyor. İstanbul Mor Dayanışma Derneği sağladığımız hibe desteğiyle Kadınlarla Güçlenmeye Devam Ediyoruz projesini hayata geçirecek. Dernek proje kapsamında Serinyol’daki faaliyetlerini Defne ve Antakya’da da yaygınlaştırarak; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, barınma hakkı ve aile hukuku alanlarında hukuki danışmanlık desteği sunacak. Bunun yanı sıra, kadınların sosyal alanda güçlenmesini desteklemek amacıyla grup çalışmaları yürütülecek.

Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği (KÖVED), (Engelli Bireyler ve Bakım Verenler: Sosyalleşme, Dayanışma ve Güçlenme Çalışmaları Projesi, 1.118.000 TL), Adana

KÖVED, ulusal ve uluslararası belgeler ışığında toplumsal cinsiyet eşitliği sağlayıncaya kadar, cinsiyete ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın giderilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla çalışmalarını yürütüyor. KÖVED sağladığımız hibe desteğiyle Kadın Koalisyonu, Samandağ Kadın Dayanışma Derneği ve Samandağ Belediyesi iş birliğiyle Engelli Bireyler ve Bakım Verenler: Sosyalleşme, Dayanışma ve Güçlenme Çalışmaları projesini hayata geçirecek. Dernek proje kapsamında Samandağ’da devam eden yeniden inşa sürecinde engelli bireylerin ve onlara bakım verenlerin sosyal yaşama eşit ve güvenli bir biçimde katılımını güçlendirmek amacıyla savunuculuk çalışmaları yapacak. Samandağ Kadın Yaşam Merkezi’nde yürütülecek projeyle KÖVED öncelikle Merkez’de hizmet verenlerin engellilik, engellilik türleri ve engelli iletişimi konularında kapasitelerini güçlendirecek. Engelli bireylere yönelik psikososyal destek, güçlendirme atölyeleri, kapsayıcı sanat faaliyetleri yürütecek; erişilebilir bir kütüphane kuracak. Bakım verenleri desteklemek amacıyla ayda iki defa mola fırsatı sağlayacak. Samandağ Belediyesi iş birliğiyle 5 farklı alanda izleme çalışmaları yapacak olan KÖVED karar alma süreçlerine katılımı güçlendirmek amacıyla izleme raporu hazırlayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA)(KODA Dijital Güçlenme Programı Projesi, 1.118.000 TL), İstanbul

KODA, köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. KODA, sağladığımız hibe desteğiyle çocukların afet sonrası dönemde daha güvenli, kapsayıcı ve nitelikli öğrenme ortamlarına erişimini desteklemek amacıyla, deprem bölgesinde görev yapan öğretmenlerin mesleki ve sosyal-duygusal becerilerini güçlendiren Öğretmenleri Güçlendirme projesini hayata geçirecek. KODA proje kapsamında, temel öğretmen eğitimlerini bölgenin ihtiyaçlarına uyarlayarak; pedagoji ve öğrenme, sosyal-duygusal öğrenme, müzik ve hareket, okul öncesi eğitim ve psikososyal destek başlıklarında 11 yüz yüze ve 2 çevrimiçi eğitim düzenleyecek ve toplam 400 öğretmene ulaşacak. Öğretmenlerin uzun vadede nitelikli kaynaklara erişimini desteklemek ve etkiyi kalıcı kılmak amacıyla; Afet Sonrası Öğretmen Rehberi, Okul Öncesi Rehberi, Köy Öğretmeninin Başucu Kitabı, Birleştirilmiş Sınıflar İçin Etkinlik Kitabı ve Mino’nun Şarkısı gibi öğretmenleri destekleyen içerikler paylaşılacak.

Öğretmen Ağı, (Afet Bölgesinde Yaratıcı ve Eleştirel Düşünme Projesi, 1.118.000 TL), İstanbul

Sabancı Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Reformu Girişimi’nin yürütücülüğünü üstlendiği Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır. Öğretmen Ağı, sağladığımız hibe desteğiyle deprem bölgesindeki eğitim ortamının daha yenilikçi ve kapsayıcı bir biçimde gelişmesini desteklemek amacıyla bölgede görev yapan öğretmenlerin mesleki ve pedagojik kapasitesini güçlendirmek için Afet Bölgesinde Yaratıcı ve Eleştirel Düşünme projesini hayata geçirecek. Bu amaç doğrultusunda 60 öğretmene yönelik iki günlük yoğunlaştırılmış Yaratıcı Problem Çözme ve Temel Düşünme Becerileri programlarını uygulayacak. Aynı zamanda Vakfımız desteğiyle hayata geçirilen Mino’nun Şarkısı projesi odağındaki değerleri eğitim ortamına taşıyarak; güvene, meraka ve kapsayıcılığa dayalı öğrenme kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlayacak.

Talebeyiz Biz Derneği (Talebeyiz Biz), (Sanat Elçileri Topluluğu: Hatay’da Gençlerin Kültür-Sanata Katılımı ve Yerel Dayanıklılık Modeli Projesi, 840.000 TL), İstanbul

Talebeyiz Biz, daha adil, eşit ve özgür yaşam alanlarının inşa edilmesine genç katılımı ve sanat yoluyla katkı sunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Talebeyiz Biz hibe desteğimizle gençlerin kültür-sanat alanındaki üretim ve karar süreçlerine aktif katılımını güçlendirmek için Sanat Elçileri Topluluğu: Hatay’da Gençlerin Kültür-Sanata Katılımı ve Yerel Dayanıklılık Modeli projesini hayata geçirecek. Arsuz’da gerçekleştirilecek yaz programında 30 genç ve 10 sanatçı, tasarım, performans, ses, yapay zekâ ve görsel sanatlar alanlarında birlikte üretim yapacak. Süreç sonunda ortaya çıkacak en az 30 sanat işi, açık hava etkinlikleri, sergiler ve paneller aracılığıyla kamusal alana taşınacak. Serginin önce Arsuz’da, ardından İstanbul’da açılmasıyla Hatay’da üretilen işler 3.000’in üzerinde kişiye ulaşacak.

STEM’de Eşitlik için Dijital Güçlenme: SistersLab

By | Dijital Dönüşüm Fonu

Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği (SistersLab), kadın ve kız çocuklarının STEM (Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik)) alanlarına katılımı ve bu alanlardaki görünürlüklerini artırmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 döneminde hibe desteği sağladığımız SistersLab, paydaş ilişkilerini güçlendirmek için bir iletişim stratejisi geliştiriyor ve internet sitesini yeniliyor.

SistersLab ile yaptığımız röportajda yürütmeyi planladıkları kapasite geliştirme faaliyetleri, yeni iletişim stratejisinin hedefleri ve hazırlayacakları rehberin içeriği hakkında konuştuk.

Kurulduğunuz günden bu yana, kız çocuklarının ve kadınların STEM alanlarına ilgileri ve katılımlarına dair tespitlerinizde bir değişim oldu mu? Bu alandaki mevcut durumu özetler misiniz?

Kuruluşumuzdan bu yana kız çocukları ve kadınların STEM’e olan ilgisinde kayda değer bir artış gözlemlediğimizi rahatça söyleyebilirim. Çünkü artık STEM, farklı kurum ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) gündem yaptığı önemli çalışma alanlarından biri haline geldi. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının da STEM çalışmalarına önem verdiğini gözlemliyoruz. İlgili gelişmeler, kadın ve kız çocuklarının STEM ile daha fazla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Pandemi döneminde programlarımızı çevrimiçi ortama taşımamızla birlikte sadece İstanbul’dan değil ülkenin dört bir yanından genç kadınlarla bir araya gelme fırsatı bulduk. Bugün 7 bine yakın kişinin bulunduğu güçlü bir dayanışma ağı yarattık. Tabii bu mevcut sorunun ortadan kalktığını göstermiyor.

ÖSYM YKS 2024 İstatistikleri’ne göre hâlâ üniversitelerde STEM bölümlerinde kadın oranının yüzde 35’lerde seyretmesi bu alandaki eşitsizliğin ne kadar derin olduğunu bizlere gösteriyor. Bu uçurumu daraltmak için genç kadınlara ilham verecek rol modeller sunmayı, mentorluk imkânları yaratmayı ve kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapmalarını sağlayacak fırsatlar geliştirmeyi en büyük görevimiz olarak görüyoruz.

“Tüm kadın ve kız çocukları için çalışıyoruz” mottomuzla 2021’den bu yana; lise çağındaki kız çocukları, üniversite öğrencisi, mezun ve erken kariyer dönemindeki kadınlara, dijital becerilerini güçlendirmek isteyen 50+ yaş grubundaki katılımcılara kadar geniş bir kitleye ulaştık. 2021’den beri yürüttüğümüz mentorluk programlarında ise Türkiye’nin dört bir yanından gelen 800’e yakın menti-mentor eşleştirmesi yaptı. Bu sayede katılımcılarımız, kendi sektörlerindeki tecrübeli isimlerden doğrudan destek alarak hem teknik hem de kişisel gelişimlerine ciddi bir katkı sağladılar.

“Görünürlüğümüzü artırmak ve başarı hikâyelerimizi yaygınlaştırmak, düzenli ve planlı bir dijital iletişim stratejisi ile mümkün.” 

STEM alanında kadınların görünürlüğünü artırmak için geliştirmeyi hedeflediğiniz yeni iletişim stratejisi nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

SistersLab olarak çalışmalarımızın görünürlüğünü ve erişebilirliğini artırmak için yeni bir iletişim stratejisine ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik. Özellikle pandemi sonrasında çevrim içi platformlara geçiş yaptığımızda dijital mecralarımızın dağınık ve işlevsiz olduğunu gözlemledik. Web sitemiz, içerik güncellemeleri ve bilgilendirme süreçlerimizi hızla yapmamıza olanak tanımıyordu; bu da hem faydalanıcılarımız hem de bağışçılarımızla olan iletişimimizi zorluyordu. Sosyal medya hesaplarımızın ve e-posta duyurularımızın da birbirinden bağımsız şekilde işlediğini ve koordinasyonsuz bir şekilde yürüdüğünü fark ettik. Bu durum bize paydaşlarımızla düzenli, etkin ve ölçülebilir bir iletişim kurmanın gerekliliğini gösterdi. Ayrıca e-posta altyapısının eksikliği, paydaşlarımızla düzenli ve segmentli bir şekilde iletişim kurmamızı engelliyordu. Bu da bizim hedef kitlemize yönelik içerik üretimini, belirli gruplara özel mesajlar göndermeyi ve onların geri bildirimlerini doğru şekilde toplamak gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamamıza engel oluyordu. Dijital Dönüşüm Fonu’nun desteği ile bu ihtiyaçları karşılamak ve dijital araçlarımızı güçlendirmek için başvuruda bulunmaya karar verdik.

Son olarak başarılarımızı ve etkimizi daha şeffaf bir şekilde paylaşmak için ölçülebilir göstergelere ihtiyacımız olduğunu fark ettik. Görünürlüğümüzü artırmanın ve başarı hikâyelerimizi yaygınlaştırmanın ancak düzenli ve planlı bir dijital iletişim stratejisi ile mümkün olacağını gördük. Bu strateji ile sadece kitlemize değil, aynı zamanda tüm paydaşlarımıza, bağışçılarımıza karşı daha şeffaf ve hesap verebilir bir yaklaşım sergilemeyi hedefliyoruz.

“Fon kapsamında belirlediğimiz hedeflere ulaşmada mentorluk desteği önemli bir dönüm noktası oldu.”

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında sağladığımız destekle yürütmeyi planladığınız kapasite geliştirme faaliyetlerinden bahseder misiniz? Geliştireceğiniz iletişim stratejisi ve etik ilkelere dair hazırlayacağınız rehberin kapsamı ne olacak? Bu rehber kimler için nasıl bir kaynak sunacak?

SistersLab olarak dijital dönüşüm sürecimizde önemli adımlar attık. Web sitemizin yeniden yapılanması sürecinde oldukça ilerledik. Artık daha kullanıcı dostu, işlevsel ve etkileşimli bir siteye sahibiz. Bu sayede daha hızlı ve etkili bir şekilde katılımcılarımıza ulaşabileceğiz. Ayrıca e-posta altyapımızı oluşturduğumuzdan beri mailinglerimizi daha düzenli ve hedeflenmiş bir şekilde yapabiliyoruz. E-posta kampanyalarımız, katılımcılarımızla olan iletişimimizi kolaylaştırdı; toplu e-posta süreçlerini otomatikleştirerek zamandan tasarruf sağladık ve bizim için yeni süreç olmasına rağmen açılma oranlarımızda görünür bir artış yaşadık.

Dijital Dönüşüm Fonu desteği sayesinde paydaş iletişimini güçlendirmek amacıyla geliştirmeyi hedeflediğimiz iletişim stratejisi de bu süreçle uyumlu olarak şekillendi. Strateji kapsamında dijital mecralarımızda kullanılacak mesaj dilini, görsel standartları ve paydaşlarla etkileşim süreçlerini detaylandıracak bir rehber hazırlıyoruz. Hem kurum içi ekiplerimize hem de dış paydaşlarımıza yönelik adım adım uygulanabilir yönergeler sunacağız. Ayrıca dijital iletişim etiketi rehberimiz; veri gizliliği, toplumsal cinsiyet eşitliği politikamız, erişilebilirlik ve çeşitlilik gibi önemli etik ilkeleri de içerecek ve tüm bu bilgilerin herkesin erişebileceği bir kaynak olarak kalmasını sağlayacak. Rehber, dijital iletişimde daha profesyonel, şeffaf ve etkili bir yaklaşım benimseme hedefimizi destekleyecek.

Fon kapsamında aldığımız mentorluk, TechSoup çalışanı olan mentorumuz Lisya Fins’in desteği ve uzmanlığı bizim için büyük bir fark yarattı. Lisya, internet sitemizi kullanıcı dostu hale gelmesi için uzman görüşleri ve pratik öneriler sundu. Böylece internet sitemizin işlevselliğini göz önünde tutarak ilerledik. Aynı zamanda, hibe desteği kapsamında hazırlayacağımız kurumsal kimlik kılavuzunu onun rehberliğinde daha profesyonel bir şekilde oluşturuyoruz. Lisya, verdiği destekle fon kapsamında belirlediğimiz hedeflere anlamlı bir şekilde ulaşmamıza olanak tanıdı ve bu süreç bizim için gerçekten önemli bir dönüm noktası oldu.

“35 bine yakın kadını ve kazanımlarını paylaşmak, faaliyetlerimizin gücünü gösteriyor.”

Yenilenen internet sitesi ve e-posta kampanyaları gibi araçlarla görünürlüğünüzü artırmak isterken, hangi içerik türlerine odaklanmayı planlıyorsunuz?

Bizce başarı hikâyelerimiz, kurduğumuz ortaklıklar/paydaşlıklar, faydalanıcılarımızın eğitimlerimizden elde ettiği somut sonuçlar, daha fazla kadına ilham vermemizi sağlıyor. Özellikle eğitimlerimize dahil olan 35 bine yakın kadını ve kazanımlarını paylaşmak, faaliyetlerimizin gücünü gösteriyor.

Podcast’lerimiz STEM alanında kariyer yolları ve rol modeller sunarak hem genç kızlara hem de profesyonel hayatta ilerlemek isteyen kadınlara rehberlik ediyor. E-bülten kampanyalarımız da artık çok daha hedefli ve etkili. Her segment için özelleştirilmiş içerikler sunarak öğretmenlere, öğrencilere, çalışanlara, bağışçılara, fon verenlere, sponsorlara özel mesajlarla etkileşimimizi güçlendiriyoruz.

Yine özel sektörde kurduğumuz güçlü paydaşlıklar ve aldığımız fonlarla birlikte, elde ettiğimiz verilerle sosyal etki raporlarımızı hazırlıyoruz. Raporlarımız kadınların STEM alanlarında istihdama katılım oranları, verdiğimiz eğitimlerin etki alanları ve destekçilerimizle gerçekleştirdiğimiz iş birliklerinin net sonuçlarını ortaya koyuyor. Tüm bunlar sadece dijital mecralarımızı değil, aynı zamanda sosyal etkimizin ölçülebilirliğini de artırmamıza olanak tanıyor.

“Dijital Pazarlama ve İçerik Üretimi eğitimimize katılan Aslı, hobisini işe dönüştürdü.” 

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için, birkaç cümle ile kendinizi (destek verdiğiniz kişilerden bir söz ya da bir somut olay ile etkinizi gösterecek bir durumu hikâyeleştirerek) nasıl anlatırsınız?

Geçtiğimiz yıl Adana’dan katılan 28 yaşındaki Aslı’nın hikâyesi eğitimlerimizin ne kadar etkili ve dönüştürücü olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Aslı, “Dijital Pazarlama ve İçerik Üretimi” eğitimimize katıldıktan sonra öğrendiği dijital araçlar ve sosyal medya stratejileriyle kendi hobisini işe dönüştürmeye karar verdi. Bir süredir el yapımı takılar yaparak hobisini sürdüren Aslı, atölyemizde öğrendiği sosyal medya pazarlaması ve dijital reklam tekniklerini kullanarak ürünlerini çevrimiçi platformlarda satmaya başladı. Aslı’nın başarısı SistersLab’in sunduğu eğitimlerin gerçek hayatta nasıl somut fırsatlara dönüşebileceğini ve katılımcılarımızın dijital becerileriyle hayatlarını nasıl dönüştürebileceğini gösteriyor, biz de bundan mutluluk duyuyoruz!

Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli: YERKAD

By | Çocuk Fonu

Şanlıurfa’da faaliyet yürüten Yerelden Kalkınma Derneği (YERKAD), toplumsal örgütlenmeyi destekleyerek çoğulcu demokrasinin kökleşmesine ve bilginin yaygınlaştırılması yoluyla toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı sunmak amacıyla çalışmalar yapıyor. Kırmızı Uçurtma Destek Çemberi ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2024 döneminde desteklediğimiz YERKAD Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli projesini hayata geçiriyor. Dernek proje kapsamında Şanlıurfa’nın Eyyubi’ye ilçesinde bulunan bir ilköğretimde eğitim gören 8. Sınıf öğrencisi 60 tarım işçisi çocuğa yönelik hızlandırılmış bir eğitim müfredatı uyguluyor.

YERKAD ile gerçekleştirdiğimiz röportajla; proje faaliyetleri, Şanlıurfa odağında mevsimlik tarım işçisi çocukların çok boyutlu karşılaştıkları sorunlar ve çözüm öneriler ve proje kapsamında geliştirdikleri modelin potansiyelleri hakkında konuştuk.

“Çünkü biz şuna inanıyoruz: Mevsimlik tarım işçiliği bir kader değil. Ve bazen bir çocuğun hayatı, sadece bir insanın inancıyla tamamen değişebiliyor.”

Okuyucularımızın Yerelden Kalkınma Derneği’ni daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?  

Yerelden Kalkınma Derneği olarak 2019 yılında Şanlıurfa’da kurulduğumuzda temel hedefimiz, bölgesel kalkınmadaki eşitsizliklere çözüm üretmekti. Şanlıurfa, kültürel açıdan son derece zengin bir şehir olmasına rağmen, ekonomik ve sosyal anlamda çeşitli zorluklarla mücadele ediyor. Biz de bu zorluklara karşı çözüm üretmek, özellikle dezavantajlı kesimlere yönelik sosyal fayda yaratmak amacıyla bir araya geldik.

Kurucularımız arasında kamu kurumlarında, özel sektörde ve sivil alanda deneyim sahibi pek çok isim yer alıyor. Bu da bize çok yönlü bakış açıları kazandırıyor. Derneğimizi kurarken temel ilkemiz şuydu: “Kalkınma ancak yerelden başlar.” Bu anlayışla özellikle mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarına, ne eğitimde ne istihdamda (NEET ) gençlere, kadın girişimcilere ve mültecilere yönelik projeler geliştiriyoruz.

Bugüne kadar 30’dan fazla ülke ve çok sayıda ulusal kurumla 120’nin üzerinde proje geliştirdik. Örneğin, Avrupa Birliği destekli projelerle Şanlıurfa’da girişimcilik merkezleri kurduk; cep telefonu tamirciliği, internet sitesi tasarımı gibi alanlarda gençlere eğitim verdik. Yine İsveç Büyükelçiliği’nin desteğiyle yürüttüğümüz projelerde gençlerin demokratik katılımını teşvik ettik.

Ama bunlar içinde belki de en yürekten bağlı olduğumuz projelerden biri, şu an da uygulamada olan ve sizlerin desteğiyle hayata geçirdiğimiz “Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli” projesidir.

Biz YERKAD olarak sadece sorunları tespit etmiyoruz; aynı zamanda çözümün bir parçası olmayı, iş birliği içinde sürdürülebilir ve kalıcı fayda üretmeyi amaçlıyoruz.

“Türkiye’de 720 bin çocuk işçisinin önemli bölümü Şanlıurfa’da!”

Şanlıurfa’nın demografik ve sosyo-politik yapısını düşündüğünüzde çocukların en sık karşılaştığı sorunlar nelerdir? Sizce, bu sorunların çözümü için ne tür önlemlerin alınması gerekiyor?

Şanlıurfa’yı anlamak için önce nüfus yapısına ve sosyal gerçekliğine bakmak gerekir. Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip illerinden biri olan Şanlıurfa’da çocuklar, nüfusun çok büyük bir kısmını oluşturuyor. Ancak bu demografik avantaj, ne yazık ki sosyal politika eksiklikleriyle birleştiğinde çocuklar açısından ciddi sorunlara dönüşebiliyor.

En temel sorunlardan biri eğitime erişim ve devamlılık. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları, yılın birkaç ayını tarlalarda geçirmek zorunda kalıyor. Bu durum, çocukların okula düzenli devam etmelerini ve müfredatı tam anlamıyla takip etmelerini engelliyor. Bunun sonucunda akademik başarı düşüyor, çocuklarda özgüven eksikliği oluşuyor ve ne yazık ki bazı çocuklar zamanla okuldan tamamen kopabiliyor.

Bir diğer önemli sorun, erken yaşta çalıştırılma ve çocuk işçiliği. TÜİK’in 2019 verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 720 bin çocuk işçi var ve bunların önemli bir bölümü Şanlıurfa gibi tarım bölgelerinde yoğunlaşıyor. Ekonomik yoksunluklar nedeniyle aileler çocuklarını tarıma ya da sokakta çalışmaya yönlendirmek zorunda kalabiliyor.

“Şanlıurfa’da genç nüfusun eğitim, sosyal uyum ve psiko-sosyal destekli politika ihtiyacı var.”

Bunun dışında, dil ve kültür bariyerleri de önemli bir mesele. Özellikle Suriyeli çocuklar için, eğitim diline uyum sağlamak ve sosyal çevreye entegre olmak zaman alabiliyor. Bu da ayrımcılık, dışlanma ve okul terkine yol açabiliyor.

Bu sorunların çözümü için bütüncül bir yaklaşım şart. Öncelikle:

  • Eğitime devamlılığı teşvik eden esnek modeller geliştirilmesi gerekiyor. Bizim “Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli” projemiz bu anlamda somut bir örnek. Hızlandırılmış müfredat, kişiselleştirilmiş materyaller ve sosyal destek mekanizmalarıyla çocukların eğitimde kalmasını sağlıyoruz.
  • Ailelere yönelik farkındalık çalışmaları, çocuk işçiliği ile mücadelede hayati öneme sahip. Ailelere çocuklarının eğitimiyle ilgili rehberlik sağlamak gerekiyor.
  • Ayrıca, eğitim sistemi içinde sosyal hizmet uzmanları görevlendirilerek çocukların bireysel ihtiyaçları erken dönemde tespit edilmeli.
  • Son olarak, sivil toplum, yerel yönetimler ve kamu kurumları arasında daha sıkı bir iş birliği gerekiyor. Sorunlar yerel, ama çözüm için güç birliği şart.

Şanlıurfa’nın genç nüfusu aslında büyük bir potansiyel. Bu potansiyeli kaybetmemek için eğitimi, sosyal uyumu ve psikososyal desteği merkeze alan politikalara ihtiyacımız var.

“Şanlıurfa’da mevsimlik tarım işçisi çok katmanlı ve kronikleşmiş sorunlarla karşı karşıya kalıyor.”

Çalışma yürüttüğünüz il özelinde düşündüğünüzde, mevsimlik tarım işçisi çocukların karşılaştığı zorluklar nelerdir? Bu zorluklarla mücadele etmek amacıyla kamu kurumlarına, yerel yöntemlere ve sivil toplum kuruluşlarına ne tür görevler düşüyor? 

Şanlıurfa özelinde baktığımızda, mevsimlik tarım işçisi çocuklar çok katmanlı ve kronikleşmiş sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Bu çocukların yaşadığı temel zorlukları üç başlıkta özetleyebiliriz: Eğitim, sosyal dışlanma ve sağlık hakkına erişim.

Birincisi, en görünür ve yaygın sorun eğitimde süreksizlik. Bu çocuklar, aileleriyle birlikte her yıl mart-nisan aylarında başka illere göç ediyor, yaklaşık 3-5 ay boyunca okula devam edemiyorlar. Eğitim-öğretim yılı içinde uzun süreli devamsızlıklar, ders konularını kaçırma, akademik başarıda düşüş ve zamanla okuldan kopuş gibi sonuçlara yol açıyor. Bu durum sadece bir bireyin değil, bir kuşağın eğitim hakkının sekteye uğraması anlamına geliyor.

İkincisi, bu çocuklar yaşadıkları sık göçler ve düşük gelirli yaşam koşulları nedeniyle sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Gittikleri bölgelerde çoğu zaman barınma koşulları yetersiz, sosyal aktivitelerden uzak kalıyorlar ve çocukluklarını yaşayacak bir ortamları olmuyor. Bu da hem psiko-sosyal gelişimlerini hem de özgüvenlerini ciddi biçimde etkiliyor.

Üçüncüsü ise, temel haklara erişim sorunu. Bu çocukların bir kısmı nüfus kaydı sorunları, ulaşım sıkıntıları ya da bilgi eksikliği nedeniyle sağlık hizmetlerinden, sosyal yardımlardan veya koruma mekanizmalarından yeterince faydalanamıyor.

“Mevsimlik tarım işçisi çocukların sorunları: eğitim, toplumsal eşitlik ve adalet ile ilgili!”

Bu tabloya karşılık çözüm de çok aktörlü ve koordineli olmalı.

Kamu kurumlarına düşen en önemli görev, bu çocukların eğitim hakkını güvence altına alacak esnek ve telafi edici eğitim modellerini hayata geçirmektir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın taşra teşkilatları, bu çocuklar için hızlandırılmış müfredatlar, uzaktan eğitim destekleri veya özel sınıf uygulamaları gibi çözümleri yaygınlaştırabilir.

Yerel yönetimler, sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesinde kilit rol oynuyor. Mevsimlik işçilerin göç ettiği illerde barınma alanlarının iyileştirilmesi, çocuk dostu alanların kurulması ve taşınabilir kütüphane gibi hizmetlerin sağlanması yerel yönetimlerin katkılarıyla mümkün.

Sivil toplum kuruluşlarına ise hem sahadaki ihtiyaçları görünür kılmak hem de özgün çözümler geliştirmek düşüyor. Biz Yerelden Kalkınma Derneği olarak Sivil Toplum İçin Destek Vakfı tarafından desteklenen “Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli” projemizle Şanlıurfa’daki 60 çocuğa hızlandırılmış müfredat, LGS hazırlık desteği, sosyal-kültürel etkinlikler ve öğretmen eğitimleri sunuyoruz. Çocukların akademik ve sosyal gelişimlerini birlikte ele alıyoruz. Bu modelin yerel ve ulusal ölçekte örnek alınabileceğine inanıyoruz.

Sonuç olarak, mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitim ve yaşam koşullarındaki sorunlar sadece bir grup çocuğun meselesi değil; bu, toplumsal eşitlik ve adalet meselesidir. Bu nedenle her kurumun, üzerine düşeni yaparak çözümün bir parçası olması gerekiyor.

Hibe desteğimizle Mevsimlik Tarım İşçisi Öğrencilere Yönelik Yeni Bir Eğitim Modeli projesini hayata geçireceksiniz: bu kapsamda hangi faaliyetlerle, nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?

Bu destek, sadece bir projeyi değil, onlarca çocuğun hayatını ve geleceğini doğrudan etkileyen bir dönüşüm sürecini mümkün kılıyor. Projemizin odağında, Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesindeki Onikiler Ortaokulu’nda eğitim gören 60 mevsimlik tarım işçisi öğrenci var. Bu çocuklar her yıl tarım sezonunda aileleriyle birlikte şehir dışına çıkmak zorunda kalıyor ve eğitimden ciddi şekilde kopuyorlar.

Biz de bu soruna çözüm üretmek amacıyla hızlandırılmış bir eğitim modeli geliştirerek uygulamaya başladık. Projede dört temel faaliyet alanımız var:

  1. Hızlandırılmış Eğitim Müfredatı: Öğrenciler, Ekim-Nisan döneminde, kendilerine özel iki sınıfta sanki yeni bir eğitim-öğretim yılına başlıyormuş gibi yeniden eğitime başlayacaklar. Eksik kaldıkları konular telafi edilecek. Bu sayede eğitimde süreklilik sağlanacak ve öğrenme kayıpları azaltılacak.
  2. LGS Denemeleri ve Hazırlık Setleri: Her öğrenciye bireysel LGS hazırlık kitapları ve deneme sınavları verilecek. Bu, sadece akademik başarılarını değil, sınav özgüvenlerini de artıracak. Geçmiş dönemde uyguladığımız pilot çalışmalarda, bu destekle 3 öğrencimizin fen liselerine ve 9 öğrencimizin de Anadolu liselerine yerleştiğini belirtmek isterim.
  3. Sosyal ve Kültürel Etkinlikler: Çocukların sadece akademik değil, sosyal gelişimlerine de önem veriyoruz. Açık havada kitap okuma etkinlikleri, sinema gezileri, Göbeklitepe ve Arkeoloji Müzesi ziyaretleri gibi etkinliklerle onların hayal dünyalarını zenginleştirmeyi ve okula olan aidiyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz.
  4. Öğretmenlere 21. Yüzyıl Yetkinlikleri Eğitimi: Proje kapsamındaki öğretmenlere çağdaş eğitim yaklaşımları konusunda 2 günlük özel bir eğitim vereceğiz. Bu eğitim, onların öğrencilere daha etkili destek sunmalarını sağlayacak.

Bu çalışmaların sonunda hem akademik başarıda artış hem de öğrencilerin okula olan bağlılıklarında gözle görülür bir yükseliş bekliyoruz. Ayrıca öğretmenlerin eğitim kapasitesinin artması, bu modelin sürdürülebilirliğini sağlayacak. Bu projeyle, aslında sadece 60 çocuğa değil, eğitimde fırsat eşitliği mücadelesine bir örnek sunuyoruz.

Amacımız, bu modeli yaygınlaştırılabilir hale getirmek ve mevsimlik tarım işçisi çocuklar için Türkiye’nin her yerinde uygulanabilecek iyi bir örnek oluşturmak. Bu proje, bir eğitim projesinden çok daha fazlası; bir yaşam hakkı ve adalet mücadelesidir.

Size destek olmak isteyen kurum ve kişiler için, kendinizi nasıl anlatırsınız?

Bu soruyu kendi hikayemi sizlerle paylaşarak cevaplamak isterim. Şanlıurfa’nın bir köyünde doğdum. 5 kız, 5 erkek kardeşin olduğu kalabalık bir ailenin çocuğuyum. Maddi zorluklar nedeniyle ilkokul dörtte okulu bırakmak zorunda kaldım. Tam üç yıl boyunca mevsimlik tarım işçisi olarak tarlalarda çalıştım. Pamuk topladım, soğan söktüm, sıcağın altında alın teri döktüm. O yıllarda, eğitim hayali çok uzak, neredeyse imkânsız görünüyordu.

Ama bir gün, mahallemize üniversiteye hazırlanan bir genç geldi. O genç, ailemi okula dönmem için ikna etti. Bu, hayatımdaki kırılma noktasıydı. Sonra okul hocalarım devreye girdi, ve okula geri döndüm.

Çok emek verdim ve sonunda o tarlalardan çıkıp, kendi hayatımı inşa ettim. Şimdi sadece kendi hayatımı değil, çocuklarımın hayatını da daha nitelikli hale getirebiliyor, yüzlerce dezavantajlı insanın yaşamına dokunabiliyorum.

Eğer o dönemde tekrar okula başlamasaydım, büyük olasılıkla şu an 6-7 çocuk sahibi bir mevsimlik tarım işçisi ya da bir kenar mahallede küçük bir dükkân işleten bir esnaftım. Kötü mü? Hayır, ama ben biliyorum ki eğitim, insanın kendine ve topluma verebileceği katkının anahtarı.

İşte YERKAD’ın var oluş amacı da bu: Benim gibi hikâyesi olan çocuklara “senin de başarabileceğin bir yol var” diyebilmek. Biz bu yolda yürürken destek olan her kişi ve kurum, sadece bir projeye değil, gerçek bir dönüşüme ortak oluyor.

Eğitimde Eşitlik Fonu Kapsamında Desteklenecek STK Belirlendi

By | Eğitimde Eşitlik Fonu

Kız çocukları ve genç kadınların eğitim hakkına erişiminin güçlenmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Yamantürk Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Eğitimde Eşitlik Fonu kapsamında desteklenecek STK belirlendi. Fon kapsamında Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği’ne toplam 1.000.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK ve çalışması ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği (Hayat Sende), (Potansiyelini Güçlendir: Koruma Altındaki Kız Çocuklarının Eğitimine Destek Projesi, 1.000.000 TL), Ankara
Hayat Sende, koruma altındaki çocuk ve gençler ile korumadan ayrılan bireylerin karşılaştıkları güçlüklere yönelik yenilikçi politikalar ve buna hizmet edecek uygulamalar geliştirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Hayat Sende sağladığımız hibe desteğiyle İzmir’de devlet koruması altında yaşayan 13-18 yaş arası 200 kız çocuğunun eğitimde kalmasını desteklemek için Potansiyelini Güçlendir: Koruma Altındaki Kız Çocuklarının Eğitimine Destek projesini hayata geçiriyor. Manisa Celal Bayar Üniversitesi ve Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şubesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek proje kapsamında kız çocuklarının eğitim ve kariyer süreçlerine ilişkin görüş ve ihtiyaçlarını ortaya koyan grup çalışmaları yapacak. Ayrıca akran mentorluk programı ile 30 kız çocuğu, üniversiteli gençlerle eşleştirilerek eğitim ve kariyer hedefleri doğrultusunda birebir destek alacak. Proje kapsamında elde edilen veriler analiz edilerek, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmeye ve koruma altındaki kız çocuklarının eğitime erişiminde yaşadığı zorluklara dikkat çekmeye yönelik farkındalık çalışmaları yürütecek; çözüm önerileri geliştirecek ve paydaşlarla paylaşacak.

Önce Çocuklar Derneği: Diyarbakır’da Yerel İhtiyaçlara ve Kültürel Yapıya Uygun Çalışmalarla Çocukların Yanında

By | Kurumsal Destek Fonu

Diyarbakır’da faaliyetlerini sürdüren Önce Çocuklar Derneği, çocukların psiko-sosyal, kültürel, dilsel, zihinsel, fiziksel ve sanatsal gelişimi odağında çalışıyor. Dalyan Foundation ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliği ile hayata geçirdiğimiz Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 döneminde desteklediğimiz Önce Çocuklar Derneği, sağladığımız hibe ile kaynak çeşitliliğini artırmak ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için çalışmalar yürütüyor.

Önce Çocuklar Derneği ile yaptığımız röportajda; derneğin faaliyetlerini, Diyarbakır ve bölge odağında çocuk hakları alanındaki sorunları, sivil toplumda kaynak yaratma ve geliştirmede mevcut sorunlar ile çözüm önerilerini, hibe desteğimizle yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın Derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için, kuruluş amacınızdan ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Önce Çocuklar Derneği, Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde çocukların psiko-sosyal, kültürel-sanatsal gelişimi ile dilsel, zihinsel ve fiziksel gelişimine yönelik çalışmalar yapmayı ve bu alandaki kişi ve kuruluşlarla ortak paydalar yaratmayı amaçlıyoruz. Derneğimiz bu amaçlar doğrultusunda, birçok insan hakları savunucusunun bir araya gelmesiyle 2017’de Diyarbakır’da kuruldu.  Derneğimiz, özellikle anadil hakkı, anadilde yeni araçlar üretilmesi, kültürel haklar ve çocukların kültürel gelişimini destekleyecek araçların geliştirilmesine odaklanıyor. Hedef gruplarımızın başında fırsat eşitliği açısından dezavantajlı konumdaki çocuklar var.

2023’teki yaşadığımız depremler ve son yıllardaki saha araştırmalarımızdan ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara göre hedeflerimizin kapsam ve odağını geliştirdik. Bu doğrultuda, 2023’te yeni yönetim kurulumuzu oluşturarak çalışma alanlarımızı güncelledik.

Dördüncü Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni referans alarak çocukları gelişen teknoloji ve bilim çağına uyumlu teknik/bilimsel atölyeler ve seminerler düzenlemek; çocuk işçiliği ile mücadele etmek; göçmen ve mülteci konumundaki çocuklar yararına çalışmalar yürütmek gibi yeni amaçlar belirledik. Bu doğrultuda, 2024-2026 Çalışma Planı oluşturduk ve faaliyetlerimizi bu Plan rehberliğinde yürütmeye başladık. Aynı zamanda, depremlerden etkilenen çocuk, genç ve ebeveynlerine yönelik çocuk ve ergen sağlığı, cinsel sağlık ve üreme sağlığı gibi konularda da çalışmaya başladık.

“Diyarbakır gibi sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde çocuklara yönelik hak ihlalleri çok daha derin yaşanıyor.” 

Türkiye’de çocukların hakları ve sorunlarını Diyarbakır odağında nasıl değerlendirirsiniz? Diyarbakır’da çocuk haklarına dair hangi sorunlar öne çıkıyor? Depremlerden etkilenen diğer kentlerde çocuk hakları alanında artan sorunlar ve çözümlerine dair tespitleriniz neler?

Türkiye genelinde çocuk hakları konusunda yapısal eksiklikler sürerken, Diyarbakır gibi sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde bu hak ihlalleri çok daha derin yaşanıyor.  TÜİK ve UNICEF’in verileri de bunu doğruluyor. Diyarbakır’da çocukların karşı karşıya kaldığı temel sorunlarda yoksulluk, eğitime erişimdeki eşitsizlik, artan madde bağımlılığı, çocuk işçiliği ve anadil hakkı gibi çok katmanlı problemler öne çıkıyor. Ayrıca, çocukların psiko-sosyal gelişimini destekleyecek kültürel, sanatsal ve bilimsel alanların yetersizliği de önemli sorun oluşturuyor.

Diyarbakır’da çocuklar için güvenli ve kapsayıcı sosyal alanların sınırlı; toplumsal cinsiyet rollerinin çocuklar üzerindeki baskısı ve ruh sağlığına dair destek mekanizmalarının yetersizliği çocuk haklarının hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Erken yaşta iş gücüne katılan ya da eğitim hayatı kesintiye uğrayan çocukların sayısı azımsanmayacak düzeyde. Özellikle kız çocukları, toplumsal baskılar ve eğitime erişimdeki eşitsizlik nedeniyle daha kırılgan bir konumda.

Depremler sonrasında, çocuklar için güvenli yaşam alanlarının ve eğitime erişimin sağlanmasında ciddi zorluklar yaşandı; psiko-sosyal destek mekanizmaları çoğunlukla yetersiz kaldı. Elimizde veriler olmasa da okul terk oranının yükseldiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda, derinleşen ekonomik krizin bu yapısal sorunları daha da artırdığını biliyoruz. Bu krizle birlikte madde bağımlılığı, çocuk işçiliği ve çocuk yoksulluğu da artarak sürüyor.

Ekonomik kriz derinleştikçe, bırakın kültür-sanat faaliyetlerine ulaşmayı, temel bakım ihtiyaçlarına erişimde bile ciddi problemler yaşanıyor. Travma sonrası destek ihtiyacı sürmekte; çocukların sağlıklı gelişimini destekleyecek uzun vadeli programlara duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor.

Tüm bu sorunlara çözüm üretebilmek için yerel ihtiyaçlara duyarlı, çocukların katılımını önceleyen, kültürel yapıya uygun ve hak temelli çalışmalara ihtiyaç var. Bu noktada, sivil toplum kuruluşlarının (STK), kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin birlikte çalışarak çözüm üretmeleri büyük önem taşıyor.

“Kısa süreli projelerle süreçlerin kesintiye uğraması, çocuklarla kurduğumuz bağın gücünü ve güven duygusunu olumsuz etkileyebiliyor.”

Sivil toplumun yaşadığı kaynak sorunları sizi nasıl etkiledi? Kaynak yaratma ve çeşitliliğini artırmada yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde iş birliği olasılıkları, sorunlar ve gelişmelere dair gözlemleriniz ile deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

2025 yılında yürüttüğümüz altı farklı proje sayesinde kaynak yaratma konusunda bir nebze de olsa yol alabildik. Ancak projeler, maalesef belli bir aralıkta başlayıp biten süreçleri kapsadığı için, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm olamadı. Bu durum, sivil toplumda yaygın olan kaynak yetersizliği sorununu bizim için de devamlı ve mevcut bir risk haline getiriyor.

Kaynak yetersizliği sorunu çocuk hakları alanında özel bir önem taşıyor. Zira çocuklarla doğrudan temas ettiğimiz faaliyetlerin uzun vadeli, sürdürülebilir ve güven ilişkisini güçlendiren bir yapıya sahip olması gerekiyor. Ancak mevcut kaynaklar çoğunlukla kısa süreli projelerle sınırlı, bu da hedefimize ulaşmamızı zorlaştırıyor. Süreçlerin kesintiye uğraması, çocuklarla kurduğumuz bağın gücünü ve güven duygusunu olumsuz etkileyebiliyor.

Projelerin bitmesiyle temel giderlerimizi (kira, fatura vb.) karşılama ve ekip arkadaşlarımızı yeninden istihdam etme sorunlarıyla bir kısır bir döngü içinde kalıyoruz. Bu da sürdürülebilir insan kaynağı oluşturmayı ve deneyimli ekip üyeleriyle çalışmanın devamını engelleyen başka bir faktör oluyor. Ayrıca, çoğunlukla çalışma alanlarımızı açılan hibe çağrılarına göre belirlemek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle, çocuk haklarında ihtiyaç analizimize göre önceliklendirdiğimiz tematik alanlarda yeterince faaliyet yürütemiyoruz.

Tüm bu sorunlara karşın, yerel, ulusal ve uluslararası iş birlikleri kurarak umut verici gelişmeler de yaşadık. 2024’te ilk kez özel sektörle iş birliği deneyimimiz oldu. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası ile çalışmamızda kaynak yaratabildik. Aynı şekilde yerel bir marka olan Beije ile iş birliğimiz sayesinde hijyen kiti desteği sağladık. Ayrıca, Katalan Kalkınma İş Birliği Ajansı ile ilk uluslararası ortaklık deneyimimiz oldu. Bu da bize farklı bir kaynak modeli geliştirme fırsatı sundu. Bu deneyimleri çoğaltmak ve sürdürülebilir hale getirmek temel önceliklerimiz arasında.

Derneğimizin finansal kaynaklarını artırmak temel önceliklerimizden biri.”

Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2024 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kapasite gelişim başlıkları neler? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Temel kapasite gelişim başlığımız finansal sürdürülebilirlik. Dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeler, derinleşen ekonomik krizle birlikte STK’ların çalışmaların sürdürmesi oldukça zorlaşmaya başladı. Bu durum karşısında, derneğimizin finansal kaynaklarını artırma yollarını geliştirmek temel önceliklerimizden biri oldu.

Proje kapsamında aldığımız destek ile öncelikle derneğimizin mali durum raporunu ortaya koymak, bu rapor doğrultusunda ihtiyaçları belirlemek ve bu ihtiyaçlar üzerinden bir yol haritası çıkarmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu harita, uzun vadede derneğimizin güçlenmesine katkı sunacak. Bu başlık altında; nitelikli gönüllü havuzu oluşturmak ve gönüllülerle sağlıklı, sürdürülebilir iş birliği yönetimine dair strateji geliştirmek de finansal kaynak yaratmada çalışacağımız önemli başlıklardan birisi.

“Biz değişimin hikâyesini sadece anlatmıyoruz, birlikte yazıyoruz.”

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar için, birkaç cümle ile kendinizi ve yarattığınız etkiyi nasıl anlatırsınız?  

2024 yılında Adıyaman’ın Kömür Beldesi’nde yürüttüğümüz projeyle bir kültür sanat merkezi inşa ettik ve 4 ay boyunca çocuklarla birlikte müzik, tiyatro ve yaratıcılık atölyeleri gerçekleştirdik. Projenin sonunda çocukların üretimlerini sahneledikleri iki günlük bir festival düzenledik. Müzik atölyelerinin ilk haftasında, atölyeye katılan ancak kenarda sessizce duran bir çocuğun, festivalden bir gün önce sahneye çıkıp solo şarkı söylemek istemesi bizim için her şeyin özetiydi. Biz değişimin hikâyesini sadece anlatmıyoruz, birlikte yazıyoruz.

Türkiye Tiyatro Vakfı “Tiyatro Hazinemizden” Projesiyle Geleceğe Miras Taşıyor!

By | Kültür Sanat Fonu

Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)  kapsayıcı ve bütünlüklü bir tiyatro belleği oluşturarak kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çalışıyor. Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’un 2024 döneminde desteklediğimiz TTV, “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesini destekliyoruz. TTV proje kapsamında kaybolma riski taşıyan kişisel arşivlerin yetkin kurumlar tarafından korunmasını teşvik etmek, geniş kitlelere ulaşarak bir tiyatro müzesi fikrini kamuoyuna sunmak ve böylece Türkiye’nin kültürel mirasını sürdürülebilir şekilde korumak amacıyla faaliyetler gerçekleştiriyor.

TTV ile yaptığımız röportajda tiyatro alanında belleğin korunmasının önemini, Vakfın yürüttüğü faaliyetleri ile proje kapsamında hayata geçirecekleri çalışmaları, Tiyatro Müze ve Araştırma Merkezi kurulmasının gerekliliği ve kültür-sanat faaliyetlerinin güncel durumu hakkında konuştuk.

“Türkiye’de tiyatro kültürel mirası alanında uzmanlaşan tek kurumuz.”

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alan ve İstanbul’da faaliyetlerini yürüten bir Vakıf olarak, Türkiye Tiyatro Vakfı’nın (TTV) misyonundan ve bugüne dek yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz? 

Vakfımız, kültürel geçmişimizin ayrılmaz bir parçası olan ve Türkiye’de yerleşik bir geleneğe sahip tiyatro alanında kapsayıcı ve bütünlüklü bir belleğin oluşturulması için çalışıyor. Yine aynı bağlamda TTV, Türkiye tiyatrosunun arşivini bir arada tutmanın, onu zenginleştirmenin, boyutlandırmanın sürdürülebilir, kalıcı tek çözümünün Türkiye Tiyatrosu Müzesi’nin kurulması olarak tanımlıyor.

Kurulmasını amaçladığımız Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin tiyatromuzun belleğini tutmasını; geçmişle bağımızı yeniden kurarak tarih içinde kendi yerimizi bulmamızı sağlamasını umuyoruz. Dolayısıyla bugün nerede durduğumuzu gösteren, bizi özgürleştiren, çocuk ve özel ihtiyaç sahibi dahil, kullanıcı dostu bir buluşma noktası olmasını hedefliyoruz.

Kuruluşumuzdan bu yana, beş yılı aşkın süredir gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalar, Türkiye Tiyatro Müzesi’ni yapılandırma amacına yönelik. Müze altyapısı oluşturmak amacıyla arşivleme, sözlü tarih ve literatür veri tabanı çalışmaları yapıyoruz. Bağış ya da satın alma yoluyla edinilen arşivi dijitalleştiriyoruz.

Ayrıca, tiyatromuza önemli katkıda bulunmuş kişilerle, Türkiye’nin tiyatro belleğini boyutlandıracak sözlü tarih görüşmeleri yapıyoruz.  Literatür Veritabanı çalışmamız kapsamında da ülkedeki tüm dijitalize edilmiş kitaplıklardaki Türkiye tiyatrosuyla ilgili veriler kayda geçirildi; sıra dijitalize edilmemişlere geldi.  Bunları özel koleksiyon ve müze arşivleri izleyecek.

Ayrıca kamuoyunda tiyatro kültür mirası hakkında farkındalık yaratabilmek için her yıl Ocak ve Haziran ayları arasında Türkiye resmi tiyatro tarihinde dile getirilen ve/veya getirilmeyen kimi olguları sorgulayan ve yeniden düşündüren bir konuşma dizisi olan “Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları”;  usta bir tiyatrocunun kendi ustasını ve/veya usta bildiklerini dile getirdiği sohbet dizisi “Ustalar Ustalarını Anlatıyor”; arşivimizden bir belgeyi ilginç anlatısı eşliğinde paylaştığımız  sosyal medya kampanyamız olan Arşiv Salısı adlı içerikler ve etkinlikler yürütüyoruz.

Türkiye’de tiyatro kültürel mirası alanında uzmanlaşan tek kuruluş olarak bu iş birlikleri aracılığıyla kültür-sanat alanına katkı sunan çalışmalar yürütüyoruz. Bunun ilk adımları olarak; 2018 yılında “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” başlıklı paneli 2019 yılında gerçekleştirdiğimiz ve sonucunda Uluslararası Tiyatro Müzeleri Buluşması’nı düzenlediğimiz Avrupa Tiyatro Müzeleri Ziyareti projemizi sayabiliriz.

“Türkiye Tiyatro Müzesi’nin kurulmasının kültürel belleğimizdeki önemi bilinmiyor; müzenin yokluğu kültürel mirasın kaybı”.

Türkiye’nin tiyatro mirasını korumak için “Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi” kurmak TTV’nin kuruluş amaçlarının başında geliyor. Türkiye’de hala bir Tiyatro Müzesi bulunmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? TTV olarak bu alanda bugüne kadar hangi adımları attınız, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Türkiye’de tiyatro kişiliğinin kaybı sadece bir insanın kaybı değil, aynı zamanda bir kültür mirasının da kaybı anlamına geliyor. Çünkü kişisel arşivlerde bulunan reji defterleri, kostüm-dekor eskizleri, fotoğraflar, oyun biletleri gibi belgeler yakınları tarafından çoğu zaman sahaflara ya da koleksiyonerlere veriliyor ya da tamamen yok oluyor. Bu, tiyatro kültür mirasının toplumla paylaşılmadan, ona mal edilmeden kaybolması anlamına geliyor.

Bugünkü yoksunluğumuzu, neler yitirdiğimizi ve yitirmekte olduğumuzu düşündükçe bir kez daha de müze yokluğunun toplumun kültür birikiminde nasıl bir boşluk yarattığını, sürekliliği bozduğunu yaşayarak kavrıyoruz. Öte yandan, Türkiye Tiyatrosunun çağdaşlaşmasında çok önemli işlevler üstlenmiş olan dergiler artık yayınlanmamakta geçmişin tanıklıkları olan tiyatro mekânları da büyük bir umursamazlıkla yıkılmakta ya da kendi işlevi dışında kullanıma açılıp dönüştürülmektedir. Bir müzemiz olsaydı bu değerler bu kadar kolay kaybolmaz, harcanmazdı.

Bir müzenin kurulması eğer ki büyük bir sermayeniz yok ise ancak kamu ortak ve iş birlikleri ile gerçekleşmesi mümkündür. Geçtiğimiz beş yıllık süre boyunca, birçok önemli karar alıcı ile görüşmeler gerçekleştirdik fakat maalesef ki olumlu geçen görüşmelerimize rağmen somut bir adım atılmadı.

Türkiye Tiyatro Müzesi’nin kurulmasının kültürel belleğimizdeki önemi birçok kurum ve kuruluş tarafından bilinmiyor ya da sahiplenilmiyor. Biliyoruz ki bir kamuoyu oluşturmak da yerel yönetim ve kamu kurumlarının karar alma süreçlerinde oldukça önemli rol oynuyor. Fakat beş yıllık büyük bir çabanın ardından gün geçtikçe çalışmalarımızın dana görünür olduklarını ve farkındalık yarattığını ve bu çalışmalarımızın yerel yönetimlerce takip edildiğini görüyoruz. Bu da bizi umutlandırıyor, gücümüze güç katıyor.

“Kültür-sanat dünyası ekonomik sıkıntının da ötesinde, varlık-yokluk sorunu yaşıyor.”

Mevcut ekonomik koşulların kültür-sanat alanına ve özellikle tiyatroya etkisini nasıl gözlemliyorsunuz? Tiyatroya olan toplumsal ilgi ve desteği geçmiş yıllarla karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?

İçinde yaşadığımız ekonomik koşullar herkesi, her kuruluşu kötü etkiliyor ama Türkiye’de hep yaşayageldiğimiz gibi olumsuzlukların ilk yansıdığı alan yine sanat ve kültür oluyor. Bir de şu var tabii, ekonomik koşullar ne olursa olsun sponsor olabilecek kapitalist kurumlar kendi kültür merkezlerini kurmakta, böylece maddi ve manevi olarak kendilerine yatırım yapmaktadır; yani bize bir türlü sıra gelmemekte! Sonuç olarak, kültür-sanat dünyası yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil, varlık-yokluk sınavıyla da karşı karşıya.

“Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi, Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası.”

Sözlü tarih, arşivleme ve literatür taraması alanındaki çalışmalarınızla tiyatro alanına sunduğunuz katkıyı nasıl özetlersiniz? Bu katkıyı artırmak için, kamu-yerel yönetimler, özel sektör ile bireysel bağışçıların desteğine ne ölçüde ulaşabildiniz? Hangi kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yaptınız?

Tüm bu çalışmaları, Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin altyapısını kurma hedefiyle yürütüyoruz. Maalesef ki Türkiye’de arşivcilik hâlâ sınırlı bir alanda, çoğu zaman bireysel çabalarla yürütülüyor. Tiyatro gibi güçlü bir kültürel hafızaya sahip bir alanın sistemli, erişilebilir ve güvenilir bir arşive sahip olmaması hem sanatsal üretimi hem de akademik araştırmaları sekteye uğratıyor. Bu nedenle, biz kapsayıcı, şeffaf ve kalıcı bir tiyatro arşivi oluşturarak hem belleği korumayı hem de kapsamlı bir bellek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

Bugüne dek 35 koleksiyonerin bağışıyla ve 34 sözlü tarih görüşmesiyle olasılıkla Türkiye’nin en geniş kapsamlı tiyatro arşivlerinden birini oluşturduk. Amacımız, bu arşivi dijitalleştirerek herkesin erişimine açmak, topluma mal etmek ve tiyatro alanındaki tüm akademik çalışmaları içeren bir literatür veri tabanı ile desteklemek. Tiyatro alanında yapılan tüm kaynakların verilerini topladığımız Literatür Veri Tabanı çalışmamız, dijitalleştirilmemiş kaynakların verilerinin toplanması ile devam ediyor.

Kuruluşumuzdan bu yana Atatürk Kitaplığı, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Kadir Has Üniversitesi ve Salt Araştırma gibi kurumlar ile yakın temas halindeyiz. Dijital arşivimizi erişime açmak ve literatür veri tabanımızla entegre etmek için altyapımızı yenilememiz gerekiyor. Bu konuda kaynak yaratma çalışmalarımız devam ediyor.

Sağladığımız hibe desteğiyle “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi kapsamında hayata geçireceğiniz faaliyetleri ve yaratmayı umduğunuz katkıyı aktarır mısınız?

Sağladığınız hibe desteğiyle hayata geçireceğimiz “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi, aslında Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası olarak kurgulandı. Bu projeyle, yıllardır özenle oluşturduğumuz ve koruduğumuz çok yönlü ve zengin arşivimizi ilk kez toplumla paylaşacağız.

20 Kasım – 24 Ocak 2026’da iki ay boyunca Tütün Deposu’nda açılacak olan sergimiz, Türkiye tiyatrosunun hem bilinen hem de şimdiye dek gün yüzüne çıkmamış ilginç belgeleri sunacak. Sergide; oyun afişlerinden sahne tasarımlarına, orijinal dekor ve kostüm eskizlerinden dergilere, Osmanlıca ve Türkçe el yazması oyun metinlerinden nadide fotoğraflara kadar birçok kıymetli belge yer alacak.

Ayrıca, TTV arşivinden yer alan Sözlü Tarih oturumları, Konuşan Fotoğraflar gibi görsel-işitsel öğelerle oluşturulacak interaktif alanlar sayesinde sergimiz, yaşayan bir arşiv deneyimi sunacak. Bu özel sergide, yakın zamanda yitirdiğimiz büyük usta Genco Erkal’a ve tiyatrosuna da özel bir bölüm verilecek.

Bu proje, sanatçılar, sanatseverler, tiyatro izleyicileri, gençler, kültür-sanat kurumları temsilcileri ve yerel yönetimlerle bir araya gelerek tiyatromuzun hem somut hem de soyut kültür mirasının değeri ve vazgeçilmezliği konusunda güçlü bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Sonuç olarak, “Tiyatro Hazinemizden”, yalnızca geçmişe ışık tutan bir sergi değil; aynı zamanda Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin kurulması yolunda atılan en somut adımlardan biri olacak.

Size destek olmak isteyen kişi ve kurumlara, çalışmalarınızı ve yarattığınız etkiyi bir hikayeyle paylaşır mısınız?

Bir ülkede tiyatro müzesi yokmuş ve her ölen tiyatro kişiliğiyle birlikte ciddi bir kültür mirası yok oluyormuş. Uzun yıllar tiyatro sanatına emek vermiş bir kadın bu durumdan çok rahatsız oluyormuş ve ne kadar yazarsa yazsın, konuşma yaparsa yapsın kimsenin umurunda değilmiş. O zaman, adı Esen olan bu kadın “Benim neyim eksik, o zaman ben girişirim bu işe” demiş, öyle de yapmış.

Önceleri kimse inanmamış ona “Yapamazsın”, “Çılgınsın sen” demişler ama bizimki yılmamış çünkü yaptığına inanıyor, çalışmasına güveniyormuş. Önce “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” başlıklı bir panel düzenlemiş, özellikle üniversitelerdeki tiyatro öğrencileri arasında heyecan yaratmış bu ve birçok gönüllü çalışmak için vakfa akın etmiş. Ortalıkta bir sponsor olmadığından Esen, kendi akmasa da damlayan bütçesiyle yönetiyormuş kurduğu vakfı, gençlerin desteğiyle yapılıyormuş işler, altyapı giderleri ise AB fonlarıyla karşılanıyormuş.

Ekip küçük hatta işi yerinde öğrenen gençlerden oluşuyormuş ancak yapılanlar büyüdükçe büyümüş, dikkatleri çekmeye başlamış. Her şeyden önemlisi sözünü ettiğimiz vakfın yani TTV’nin adı duyuldukça bağışların artması olmuş, bir başka deyişle vakfa güven artmış ve tiyatro arşivi olan ve çaresizlikten bunu evinde tutan kişiler emanetlerini gönül rahatlığıyla vermeye başlamış.

Gelgelim vakfın merkezi küçük gelmeye başlamış artık bu sefer müze binasıyla birlikte ve/veya onu beklerken yeni bir merkez gereksinimi doğmuş. Bir başka önemli gereksinim de büyük olasılıkla Türkiye’nin en kapsamlı tiyatro arşivine sahip bu kuruluşun elindeki her türlü malzemeyi (dijital arşiv, video, fotoğraf vb.) toplumla paylaşmak için belirli bir bütçeye ihtiyaç duymasıymış.