Category

Röportaj

Bomovu Çocuk Fonu Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj

Sivil Toplum için Destek Vakfı Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (Bomovu), 21 Aralık 2017- 21 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen hibe sürecini tamamladı. Derneğin, bu süreçte Çocuk Fonu’ndan aldığı 38.825 TL  destek ile yürüttükleri “Barışa Oyna” projesindeki amaçları, çocuk oyunlarını araç olarak kullanarak çocukların kültürel miras, sınır ve öteki, barış, bir arada yaşama gibi kavramlar üzerinde değerlendirmeler yapmalarına eşlik etmekti.

Barışa Oyna, özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik bir proje. Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanıyorlar. Bu çerçevede daha önce Ermenistan/Gürcistan sınırındaki Kars ve Ardahan ile Yunanistan/Bulgaristan sınırındaki Edirne’de modelin uygulamalarını gerçekleştiren Bomovu, bu yıl aldıkları Çocuk Fonu desteği ile proje uygulamasını İzmir ve Diyarbakır’da gerçekleştirdi. Yunanistan adalarına sınır olmasının yanı sıra mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden de etkilenmesi açısından ‘sınır’ı konuşmaya uygun yerlerden biri olduğu düşünülen İzmir’de oyunlarla ilgili bir ön araştırma yapıldı. Bu araştırmada yaşlıların çocukluklarında oynadıkları oyunların dinlenmesi ve kayda geçirilmesi sağlandı. Derlenen oyunların 66 çocukla paylaşılmasına yönelik çalışmalar TEGV Balçova, ASAM Al-Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Karabağlar Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğü eğitim biriminde hayata geçti.

Uygulama sonrası Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için Antalya, Aydın, Batman, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mardin ve Muş’tan, 12 katılımcı ie İstanbul’da bir yaygınlaştırma eğitimi gerçekleştirildi. Bu kişiler sivil toplum kuruluşlarında aktif kişiler, öğretmenler, üniversite öğrencileri ve yeni mezun kişilerden oluşuyordu. Bu eğitim sonrasında katılımcılar, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine yönelik araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini ve Barışa Oyna uygulama deneyimlerini kendi yerellerinde paylaşmaya başladılar. Bu eğitimlere katılan katılımcılardan gelen talep üzerine de uygulamanın 2. uygulama yeri Diyarbakır olarak seçildi ve Göç ve İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla 22 çocukla ilgili oyunlar atölyeler çerçevesinde paylaşıldı. Yaygınlaştırma eğitimi ve uygulamaların sonunda hem 4 günlük eğitimin somutlaşması ve basılı hale gelmesine, hem de bu buluşmalarda oluşturulan Barışa Oyna oyun havuzundaki oyunların ve  çözümlemelerinin paylaşılmasına imkan sunan “Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi” kitapçığı hazırlandı ve basıldı.

Bomovu ile hibe süreci ve gelecek planları hakkında yaptığımız sohbeti aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bomovu çeşitli kesimlerle beden kavramı üstüne çalışıyor. Biraz bu konudaki yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz?

BOMOVU: Bedenin çeşitli kurumlarca tanımlanmış, disipline edilmiş, kategorilerle anlaşılmaya çalışılmış olmasına rağmen her kişinin özgünlüğünde kendiliğinden yaşayan hisseden dinamik ve canlı olduğu anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu çerçevede herkes üzerinde sporun ve beden hareketlerinin sosyal güçlenme süreçlerine katkıları olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım etrafında farklı grupların hızlı erişimine ve özel ihtiyaçlarına uygun programlar oluşturmaya çalışıyoruz. Günümüzde sporun beden üzerindeki tahakkümüne; tek tipleştirici, disipline edici, cinsiyetçi… vb. öne çıkan yanlarına eleştirel bir bakış kazandırarak aslında yeni bir şey yapmıyoruz, ufak bir müdahaleyle bu alanı daha fazla kişinin dahil olabileceği hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü bu haliyle egemen – ezilen ilişkileri içinde kurumsallaşanlar oluyor. Ayrıca seçerek bünyelerine aldıkları gibi dışarıda bıraktıkları da olabiliyor. Bunu sorgulama ve alternatif alanlar açma ihtiyacı aslında her birimizin ihtiyacı… Ama buradaki çeşitliliği programlardan örneklerle ifade edebiliriz. Örneğin İstanbul’daki mülteciler ve yerinden edilenlerle çalışan kurumların ihtiyaçlarına  yönelik ‘Hareketin Özgür’ programını geliştirdik. Hareketin Özgür programında, vücut bütünlüğü ve hareket hakkını korumayı ve geliştirmeyi, yeni yaşam alanları ile ilişkilerinde destek olmayı amaçlıyoruz. Çünkü insanların yeni yaşam alanlarında fiziksel aktiviteler sayesinde hareket özgürlüğü algılarını geliştirmenin güçlendirici etkileri olduğuna inanıyoruz. Eleştirel spor çalışmalarımız içerisinde yer alan Kadından Kadına Muay Thai programı da feminist bir grubun (Feminist Fight Club) bizimle iletişime geçmesi sonucunda ortaya çıktı. Spor içerisinde kurulan cinsiyetçi ön yargılar ile mücadelenin bir yolunu açtı. Bir başka örnek, sizin de yakından bildiğiniz Barışa Oyna… Burada da sınır bölgelerinin özelliklerini ve çocuklarla uygulama yapma koşullarını düşünerek çocuk oyunlarını seçiyoruz.

Barışa Oyna modeli bu çerçevede beden hareketinin yarattığı öğrenim gücünden faydalanarak kurgulanıyor. Kastedilen öğrenim sürecini, bilgi aktarımı değil duygu paylaşımı ve soru sorma, merak etme açısından çocukları cesaretlendirme imkanı olarak görüyoruz. Temelde çocuk oyunlarını, geçmişten bugüne hem kültürel çeşitliliği taşıması hem de oyunlar sırasında bedensel aktivite ve oluşan duyguların aktarılmasına imkan sunduğu için bu proje özelinde önemli bir işleve sahip olduğunu söylüyoruz.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında ‘Barışa Oyna’ projesi için destek aldınız. Bu çerçevede önce İzmir’de oyunların araştırılması ve çeşitli işbirlikleriyle çocuklarla oynanmalarını gerçekleştirdiniz. Neden İzmir seçildi?

BOMOVU: İzmir Yunanistan’a deniz sınırı olan bir şehir. Geçmişinde çeşitli geçişlere ve yerinden edilmelere de tanık olmuş. Bugün turizm ve bir takım siyasal krizler dışında Yunanistan, Yunanistan’la ilişkilerin tarihi, mübadele ve İzmir Rumlarının hikayeleri pek konuşulmuyor. Şehrin tarihi hala, siyasetçilerin de yeniden gündeme getirdiği biçimiyle ‘Rumların denize döküldüğü’, ‘kahramanlık’ klişeleri üzerinden ele alınıyor. Bu, sınır ve öteki algısı üzerine çalışmanın bir ihtiyaç olduğunu düşündürüyordu.. Başka bir neden de İzmir’in bugün mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden etkilenmesi açısından kültürel çeşitliliğe sahip olması ve dünya siyaseti açısından gittikçe katılaşan ‘sınır’ şehirlerinden biri olması.

İzmir’e iki seyahat gerçekleştirdik. İlki Mart ayındaki ön araştırma ve oyunlara ulaşmaya yönelik sözlü tarih görüşmelerini yaptığımız ziyaret. Basmane – Kapılar, Alsancak ve Karşıyaka gibi şehrin farklı sosyo-kültürel mekanlarından yaşlılarla bir araya geldik. İzmir’in tarihine ışık tutan bu kişilerden; Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin, Afro-Türklerin, Levantenlerin, Çerkeslerin, Yahudilerin, İzmir’deki çocukluklarını dinleme şansımız oldu. Bu insanların büyük bir kısmıyla doğrudan tanışıp konuştuk bir kısmını da, onlara duyulan özlem üzerinden bugün İzmir’de yaşayan arkadaşlarından dinledik. Bu duygunun da tahmin edersiniz bizim için önemi büyüktü. Her görüşmede de pek çok oyun öğrendik. Yunanistan’da oynanan oyunlara ilişkin bir literatür taraması yaparak oyunlarımıza oradan da eklemeler yaptık.

İzmir’e ikinci gidişimizde Nisan ayında artık bu oyunları belirlemiş, oyun gruplarına uygun çözümleme soruları ve çocuklardan gelebilecek sorular için hazırlıklıydık. Üç farklı kurumla dayanışma içerisinde bu buluşmaları gerçekleştirdik: Karabağlar Belediyesi, ASAM- Al Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Balçova şubesi. Bu gruplarda birbirinden çok farklı tecrübeler yaşamamız, İzmir seçimimizdeki tutarlılığı da göstermiş oldu.

DV: Daha sonra kataloglanan oyunların bir öğrenme aracı olarak çocuklarla paylaşılmasına yönelik bir eğitim hayata geçirdiniz. Bu eğitimin yaklaşımı ve içeriğiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

BOMOVU: Bahsettiğiniz eğitim, Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için planlanmıştı. 12 katılımcı ile bir araya geldik. Eğitimi, hem Barışa Oyna modelini birlikte yeniden ele almak hem de sonrasında katkılarla geliştirmek için önemli bir aşama olarak görüyorduk. Bu nedenle bu buluşmadaki ilişkilerin sürdürülebilmesini istedik. Bu açıdan çok iyi bir grup dinamiği oluştu, şanslıyız. Eğitim yaklaşımı konusunda katılımcı bir modelde karar kıldık. Katılımcıların bu eğitimin bir parçası olması konusunda neler yapabileceğimiz en çok aklımızda tuttuğumuz şeydi. Bu nedenle başvuru formlarına eklediğimiz “Barışa Oyna’ya dair ilk izleniminiz ile eğitimde hangi temel kavramları tartışmayı öneriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtları dikkatle değerlendirdik. Eğitim içeriğini; Barışa Oyna uygulamaları ve deneyimlerin yanı sıra kültürel miras, sınır ve sınır ötesi algısı, barış, çocuklarla hak temelli çalışmalar, bedensel faaliyet ve oyun üzerinden öğrenme gibi başlıkları içerecek şekilde planladık. Eğitimin katılımcı yapısını sürdürmek ve katılımcılara döndüklerinde hazırlayacakları kitapçıklara yardımcı olması için birlikte oyunları derlemeye, çözümleme soruları hazırlamaya yönelik atölye çalışmaları ekledik. Bu eğitim sonrasında katılımcıları, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine destek olmak, katılımcılar teşvik etmek önemliydi. Çeşitli atölyelerle katılımcıların süreci tecrübe etmelerini sağlamaya çalıştık. Araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini, Barışa Oyna uygulama deneyimlerimizi katılımcılarla paylaştık. Ayrıca farklı disiplinlerden, farklı deneyimlerden moderatörlerin de desteğiyle projenin kavramsal repertuarınıoluşturan sınır, beden hafızası ve beden üzerinden öğrenme, somut olmayan kültürel miras gibi konuları programa dahil ettik. Barışa Oyna için ilk eğitim buluşmasıydı. Kendi anlayışımızla bir ‘eğitim’ kurgulayabilmek, bunu bir seminere dönüştürmemek için çaba gösterdik. Beden üzerinden öğrenme anlayışının bu buluşmada tecrübe edilebilmesini istiyorduk. Bu nedenle sunuş, konuşma, tartışma değerlendirmenin yanı sıra beden anlayışımızı paylaşabilmek için bedensel faaliyetleri artırarak planladık. Çocuklarla paylaşmadan önce bizler epey o oyunları oynadık…

DV: Peki eğitime katılanlar kendi yerellerinde yaygınlaştırmalara başladılar mı?

BOMOVU: Yerelde, projenin ikinci ayağında katılımcıların bizim de eşlik ettiğimiz Diyarbakır’daki uygulaması gerçekleşti. Diyarbakır’a gidişimiz katılımcıların çağrısıyla gerçekleşti. Dolayısıyla bunun ilk yaygınlaştırma adımı olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi bu görüşmeyi yaparken de Mardin’deyiz, yine eğitimde tanıştığımız arkadaşlarımızla… Bu çalışmalar daha çok Barışa Oyna Yaygınlaştırma eğitimi sonrası kurduğumuz iletişim grubuyla birlikte ilerliyor. Katılımcıların her biri mesafelere rağmen, dahil olabildiği biçimiyle yeni adımlara destek veriyor. Kimi oyunlar araştırıyor, kimi görüşmelere katılıyor, kimi halihazırda çalıştığı kurumda bu modeli uyguluyor. Muş’tan “Görüşmeler yaptım, oyunları paylaşıyorum” diye bir mail alabiliyoruz. Diyarbakır’da bir araya geldiğimiz kurumların bugün uygulamaları tekrar ettiği haberini alıyoruz. Mardin’deki Sirkhane’de faaliyetlere katılan çocukların, sokakta da İzmirli bir Yahudi teyzeden öğrendiğimiz oyununu oynadıklarını görüyoruz. Aydın’da bir kırsal kalkınma projesinde görevli arkadaşımız daha birkaç gün önce kendi çalışmasında bu modeli kullanacağını, notlarını da bizimle paylaşacağını haber verdi. Herkesin eğitim deneyimini başka bir biçimde geliştirmesi ve yaygınlaştırdığına tanık oluyoruz. Bu zaten Barışa Oyna modelinde yaratmak istediğimiz özgürlük ile örtüşüyor. Bunun yanı sıra başlı başına bir köy, ilçe, bölge seçip bu projeyi gerçekleştirmek yönünde henüz  bireysel bir girişim olmadı. Planlar olmasına rağmen bunu finanse etmenin zorlukları olabiliyor. Devlet kurumunda ya da başka bir sivil toplum alanında çalışmak, ya da sürekli iş arayan bir durumda olmak bu tür adımlar atmayı zorlaştırıyor. Bu konuda alternatif üretmek konusunda, çözüm o ise, proje yazım süreçlerine destek vermeye açığız.

DV: Ve başka bir yaygınlaştırma için Diyarbakır. İzmir’den farklı mıydı? Çocukların yaklaşımı, konuştukları, vb.

BOMOVU: Burada şöyle bir kabulle davrandığımızı söylemek önemli. Çocukların bütün toplumsal süreçlerden azade olduğunu düşünmek, çocukluğa bu tür bir pasif konum, dolayısıyla duygusuna da görünmezlik atfetmek doğru gelmiyor. Dolayısıyla sınır ve öteki kurgusunun farklılaştığı yerlerde daha baştan gruba uygun seçimlerle hareket etmeye çalışıyoruz. Haliyle söylediğiniz türden farklılıklar İzmir’de mahalleden mahalleye, uygulamaya katılan çocuklara göre bile farklılık gösteriyor. İzmir’deki Suriyeli çocuklarla pratiğimizde öne çıkan şehirden gönderilen Rumların mirasını konuşmak olmuyor. Bu çocukların kendi ülkelerinden getirdikleri oyunların kültürel mirasın bir parçası olduğunu ve deneyimlerinin kıymetli olduğunu konuşmak bize daha anlamlı geliyor. Esas amacımızın çocuklar üzerinden bir analiz yapmaktan çok onların güçlenmesini desteklemek olduğunu akılda tutuyoruz.

Soru eğer çatışmanın etkilerini okumak üzerinden soruluyorsa buna yorum yapabiliriz. İzmir’deki gruplardan özellikle sosyo-ekonomik açıdan çoğunluktan olangrup hem öteki algısının hem akran zorbalığının yoğun görüldüğü bir gruptu. Sokak oyunlarından bir hayli uzaklaşmışlardı ve birbirleriyle mücadeleleri, meraklarının soruların yerine geçebiliyordu. ‘Öteki’ olarak kurgulanan kimlikleri tarif ederken ‘kötü’, ‘tehlikeli’, ‘yabancı’ sözcükleri daha çok ifade edildi. Sınırın kurulması süreci ve diğer tarafa dair bilinmezlik, ortak hikayelerin azlığı hissediliyordu. Yunan adaları tatile gidilen bir yer, orada yaşayanlar yabancı birileri. Dolayısıyla bir ilişkisizlik söz konusuydu, bu da dillerine yanısıyabiliyordu. Ama tabii bu değerlendirme Suriyeli çocuklarla bir araya geldiğimizdeki konuşmaları yansıtmıyor. O yüzden karşılaştırma yapmak kolay değil…

Diyarbakır’da ise sınır ve sınır ötesinin orada yaşayan çocuklar açısından algısının, özellikle bir ‘öteki’ inşasına dayanmadığı ve ortaklıklar üzerinden anlaşılır, tanınır olduğu farkediliyordu. Dillerinde de bu açıdan karşıtlıklara rastlanmıyordu. Din üzerinden sorular ve merakla daha yoğun biçimde karşılaştık. Burada özellikle Suriçi’nin yıkımının uygulamaya yansıyan bir gerçeklik olduğunu hatırlamak lazım. Çünkü oyunlar sırasında bir araya geldiğimiz iki gruptaki çocuklar da orada yaşayan/yaşamış olan çocuklardı. Öteki’ne ilişkin kurguları ya da düşmanlıkları yerine kendi kimlikleri ve özellikle yaşadıkları yere ilişkin kaygıları öne çıktı. Eskiden oynadıkları arkadaşlarıyla farklı mahallelere taşınmış olmaları gündeme geldi. Kendi mahallelerindeki kilise ve sinagoglara dair bilgileri ve merakları daha çoktu. Sokakta oyun oynadıkları alanlarla iç içe geçen mekanlar olduğu anlaşılıyordu.

Uygulamalardan alınan hazı, paylaşılan mutluluğu karşılaştırmaksa mümkün değil. Tüm uygulamalarda çok eğlendiklerini görüyoruz.

DV: Bir değerlendirme süreci de yaşadınız. Acaba bu tip faaliyetlerin çocuklar üstündeki etkileri nedir?

BOMOVU: Önünden geçtikleri yapıları, mekanları anlamlandırmalarına, yaşadıkları yerin tarihine ilişkin meraklarını ortaya çıkarmaya katkı sunduğunu düşünüyoruz. Ayrıca eğitim, sosyal çevre ve medya gibi kanallardan maruz kaldıkları bilgi akışını, genellikle önyargı ve ötekileştirme dilinin yoğun olduğu bir ortamı sorgulama araçlarını hatırlatmak önemli oluyor. Bu akışın dışına çıkabilecek buna alternatif üretebilecek merakı teşvik etmek ve sorularını cesaretlendirmenin bugünkü toplumsal koşullarda önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Öğrenimi onlara ödevler vererek değil kendi soruları ve kendi ilgi alanları üzerinden hayatın her alanından kurabilmenin bir örneğini paylaştığımızı düşünüyoruz. Kültürel mirası anlamaya dair ilgi uyandırmak bir yana, yaşlılarla ilişkiye geçmeleri ve onlar için sorular geliştirmelerini olumlu bir pratik olarak görüyoruz. Çocuklar evlerine gittiklerinde eski oyunları sorarak kültürel miras aktarımını teşvik eden aktif araştırmacı rol üstleniyorlar. Hergün yaptıkları bir şeyin, oyun oynamanın böyle yetişkinlerce de merak edilmesi oynamaya, oyunlarının değeri üzerinden onları etkilediğini düşünüyoruz.

DV: Elinizde basılı materyali, 2 uygulama deneyimi ve eğitmenleriyle önemli bir proje var. Bundan sonraki planlarınız nedir?

BOMOVU: Yerelde geliştirilebilecek kitapçık örneği olarak daha önce hazırladığımız Trakya Sınırında Barışa Oynave Kafkasya Sınırında Barışa Oynakitapçıkların yanına bir de “Ege Kıyısında Barışa Oyna” kitapçığı için ilk uygulama sürecinde ön hazırlığımızı tamamladık. Önümüzdeki günlerde onun da basılması için çözümler üzerine düşüneceğiz. Ayrıca İstanbul’daki yaygınlaştırma eğitimine benzer buluşmaları farklı şehirlere taşıyarak Barışa Oyna modelinin yerelleşmesi için çabamızı sürdüreceğiz. Mardin’e ilk araştırma ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bu aşamada Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi kitapçığının katkısı olacağına inanıyoruz. Farklı yerlerde düzenlenen buluşmalardan ve uygulamalardan özgün sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz.

DV: Tüm bu proje sürecinin kurumunuz üstündeki etkisinden bahsedebilir misiniz?

BOMOVU:BoMoVu’nun daha fazla insanla tanışmasına fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Farklı programlarımız ve atölyelerin yanı sıra İstanbul dışından hem kurumsal hem de kişisel ilişkiler geliştirdik. Bunun sonraki dönemlerde de çok katkısı olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yaygınlaştırma eğitimi sayesinde daha fazla kişiye ulaşmanın dışında bir de kendi yaptıklarımızı gözden geçirme olanağına kavuştuk.

 

 

İstanbul Koruyucu Aile Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklenen İstanbul Koruyucu Aile Derneği, 13 Haziran 2017- 13 Haziran 2018 tarihleri arasında geçen hibe sürecini tamamladı. Türkiye’de koruyucu aileliği yaygınlaştırmak ve devlet korumasındaki çocukların personel eliyle değil aile yanında büyümesine katkı sağlamak için çeşitli çalışmalar yürüten dernek ile hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Program dahilinde hibe desteği aldınız. Hibe süresince finansal sürdürülebilirlik konusunda ne gibi çalışmalarınız oldu?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Derneğimiz finansal sürdürebilirlik için bireysel bağışçıların dışında bu süreçte daha çok hibe programlarını takip ederek çeşitli hibe programlarına başvurular yapmıştır. STGM’nin birlikte programının ilk aşamasından  geçmiş olmamıza rağmen ikinci aşamada maalesef aynı başarıyı gösteremedik. Başvuru yapılan birkaç hibe programından ise geri dönüşler beklenmektedir.

DV: Kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Derneğimizi ve hitap ettiğimiz hedef kitlemizi(Koruyucu aileler ve Çocuklarını) geliştirecek proje başvuruları takip edilmekte ve gerekli müracaatlar yapılmaktadır. Projelerin yanı sıra önümüzdeki dönem için gerek Koruyucu Aileliği tanıtmak, gerekse hedef kitlemize yönelik  çocuk aile temalı ürünler konusunda çalışan kurumsal  firmalara ulaşmak üzere  sunum dosyaları ve materyaller hazırlayarak faaliyetlerimizi, yapmak istediğimiz yazılı görsel envanterleri oluşturma konusunda söz konusu firmalardan destek ve  sponsorluk alınması  konusunda faaliyet ve projeler planlanmaktadır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Vakfınızdan aldığımız destek ile derneğimizde ilk defa gönüllü çalışmalar dışında ücretli bir kişilik personel istihdamı gerçekleştirilmiştir. Bu sayede derneğin kurumsal yapısı ve verilerin düzenli hale getirilmesi, iletişim ve irtibatların toplanması ve işleyiş/yapı biraz daha iyileştirilmiş olup, alanda çalışan dernekler arası iletişim arttırılmıştır. İlk faaliyet raporumuz oluşturulup, paydaşlar ile paylaşılmıştır. Derneğe ait önemli verilerin güncellemeleri yapılmış, aday ailelerin ve gönüllülerin verisi tutulup, takibi yapılmış ve ilgili etkinliklerde davet edilerek işlerlik kazandırılmıştır. Bu aracılıklar ile ulaşılan kurumsal firmalar ile irtibatlar geliştirilmiş ve firmalara Koruyucu Ailelik sistem ve devlet korumasındaki çocuklara ve sisteme ilişkin veriler paylaşılmıştır. Önümüzdeki dönemde daha fazla kurumsal firmaya ulaşmak, derneğimizi ve sistemi anlatır verilerden sunum dosyalarının hazırlanması konusunda çalışmalar planlanmıştır. Ayrıca hedef kitleye yönelik planlanan projelerin kısa özetleri ve bütçeleri çıkartılarak sunumlarımıza eklenmiştir. Derneğin web sitesi şuan yeterli bilgi içeriğine sahip olmadığı için sitenin yeniden yapılandırılması planlanmıştır. Bunun için yeni site içeriği oluşturulmuştur.  Kısaca anlattığımız bu çalışmalar ve yıl boyu yapılan birçok çalışma ile aslında derneğin kurumsal yapısı güçlendirilerek önümüzdeki dönemde daha güçlü ve kaynak geliştirebilir hale gelmesi yönünde derneğin gelişimine birçok katkı sağlanmıştır.

DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Alanda birlikte çalıştığımız Bizim Çocuklar Gençlik Akademisi Derneği ile yapacağımız ortaklık sonucu hem koruyucu aile yanında hem de devlet koruması altında olup eğitimine devam eden gençlerin gelişimi için çeşitli sportif aktiviteler ve eğitimler yapılması planlanmaktadır. Koruyucu ailelik alanında yetersiz olan yazılı kaynakların arttırılması için derneğimize destek veren psikolog Görkem Demirdöğer ile yazılı kaynaklar oluşturulması planlanmaktadır. Derneğe destek veren psikolog sayısı arttırılmıştır. Psikologlar, önümüzdeki dönem bir araya gelerek ‘ailelere psikolojik destek için daha farklı neler yapılabilir’ konusunda görüşeceklerdir. Destek alan ailelerdeki gelişimler ve alanda ihtiyaç duyulanlar üzerine çalışmalar yapılması planlanmaktadır. Koruyucu aileler ile aday ailelerin bir araya getirildiği etkinliklerin arttırılması planlanmaktadır. Öte yandan, belediyeler ve kurumsal firmalar ile iletişimin arttırılması hedeflenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Diyarbakır’da Bomovu’yu Ziyaret Etti

By | Röportaj | No Comments

Bomovu, Çocuk Fonu kapsamında Barışa Oyna Projesi ile özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik çalışmaktadır.  Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanmaktadır. Projeyi uyguladıkları iki sınır bölgesinden biri olan Diyarbakır’da Sivil Toplum için Destek Vakfı, Çocuk Fonu kapsamında çekeceği tanıtım filmi için Bomovu’yu ziyaret etti.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ile Proje Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Türkiye’de ve Dünya’da omurilik felçlilerine yönelik tıbbi, mesleki, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki alanlarda hizmet veren  bir STK olan Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD) ile, 1 Kasım 2017- 1 Kasım 2018 tarihleri arasında Proje Hibe desteği kapsamında yapacakları ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Türkiye Omurilik Felçleri Derneği, ne zaman kuruldu? Genel olarak ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

TOFD: Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği 1998 yılından bu yana; öncelikle omurilik felçlileri olmak üzere tüm ortopedik engellilerin tıbbi, mesleki, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümlerine yönelik ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yapmaktadır. TOFD, başarılı ve yaygın çalışmaları nedeniyle 03.05.2004 tarih ve 2004/7252 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünde hizmet vermektedir. Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, hayata geçirdiği projelerini ve yaptığı tüm çalışmalarını merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile yürüttüğü işbirliği çerçevesinde sürdürmektedir. Derneğimizin birincil hedeflerinden biri yeni oluşabilecek kalıcı sakatlıkların önlenmesi ve toplumun bu alanda bilgilenmesini sağlamaktır. Derneğimiz var olan sorunların bilincinde olarak; hem bireysel engelli haklarını ve hem de kamusal alanda yaşanan engellerin ortadan kaldırılması için çözümler üreterek uygulanmasını sağlamaktadır. Amaçlarımızı gerçekleştirmek ve hizmet verdiğimiz bireylerin yaşam standartlarını iyileştirmek amacıyla bahsettiğimiz birçok ulusal ve uluslararası projeyi sürdürmekteyiz.

DV: Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için “yapılması gerekenler” nelerdir, kısaca bahseder misiniz?

TOFD: Çalışmalarımızı sürdürürken karşılaştığımız sorunların başında mevcut yasaların uygulamadaki eksiklikleri gelmektedir. Derneğimizin kamu yararına unvanına rağmen, kamusal alanlarda sağlanan olanaklardan gerektiği gibi yararlanamamaktadır. Örneğin, hizmetlerimizin gerçekleştirip genişletebilmek için yeni arazi ve binalara ihtiyaç duyulmaktadır. TOFD bu çalışmalarını sürdürebilmesi için yüksel bedeller ödeyebilmektedir. Toplum, STK’lar ve yapmış olduğu çalışmalar konusunda yeterince bilgi sahibi değildir. Dolaysıyla STK’lar aktif çalışabilecek ve daha fazla sorumluluk alabilecek kişilere ulaşmakta zorluk çekebilmektedir.

DV: ‘Erişebilirim’ projesi nasıl ortaya çıktı? Bu proje, “sorunu” çözmek için nasıl bir yol izliyor?

TOFD: TOFD’nin kuruluşundaki en önemli nedenlerden biri engellilerin yaşadığı erişim sorunudur. Standartlara uygun olmayan yapı ve kamusal alanlarda yaşanan zorluklar engellilerin sosyal yaşama katılımını engellemekte ve dolayısıyla tüketicilikten üreticiliğe geçişlerinde engel taşımaktadır. Sorunların çözülebilmesi için merkezi yönetimlerde eksikliklerin tamamlanması, yerel yönetimlerde standartların eksiksiz uygulanabilmesi, üniversiteler ve STK’lar ile çözüm odaklı çalışmalar yaparak web sitelerinde ve sosyal meralarda sorun ve çözüme yönelik duyular yapmak büyük önem taşımaktadır.

DV: Proje dâhilinde verilecek eğitimler ile kimlere ulaşmayı hedefliyorsunuz? Eğitimler sonrasındaki aşamalar neler olacaktır?

TOFD: Proje dâhilinde verilecek eğitimler ile akademisyen ve öğrenciler (MİMARLIK, MÜHENDİSLİK, KENTSEL TASARIM, ENDÜSTRİYEL TASARIM, İÇ MİMARİ, ÇEVRE, PEYZAJ, İNŞAAT VS. ) yerel yönetimler, ilgili kamu ve özel sektöre ulaşmayı hedeflemekteyiz.

  • Video Yayınlama ve Paylaşım
  • İçerik pdf aktarımı ve paylaşım
  • Konu hakkında uzmanların paylaşımları
  • Paylaşımlara yorum yapabilme özelliği
  • Uzmanların Önerilerini Kapsayacak Videolar ile eğitimler sonrasında ki aşamalar hedeflenmektedir.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından sağlanan hibe desteği, proje çerçevesinde nasıl bir katkı sağladı?

TOFD: Yapılacak ve tamamlanacak olan çalışmalar sonucunda engelliler ile ilgili evrensel standartların birçok yerde uygulanmasına olanak sağlanabilmesi amacıyla; TOFD’nin erişilebilirlik konusunda hayata geçirmeyi planladığı platform çalışmasına başlandı. Konuyla ilgili eğitimler ve sempozyumlar yapılarak hedeflenen kitlenin bilgilendirilmesi amacına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Hazırlanan tanıtım filmi ile projenin daha geniş kitlelere duyurularak genişletilmesi sağlanacaktır.

DV: Önümüzdeki dönem gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

TOFD: Engelli cinselliği ( veri çalışması-çalıştay-sempozyum), Engelli çocuk ve ebeveyn aile etkileşimi psikososyal destek, engelli ve siyaset (sempozyum), TOFD Pilates Akademi Kuruluşu (engelli eğitimci eğitimi-30 engellinin pilates yaparak iskelet, kemik ölçümleri, kas gelişimleri, yağ ölçümleri sonrasında belirlenen sürede daha sağlıklı yaşamalarının hedeflenmesi, omurilik felçlilerinde bası yaraları ve çözümlerine yönelik sempozyum, TOFD Sanat Atölyesinde engelli konularında toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla tiyatro çalışmaları

Barış için Müzik Vakfı ile Çocuk Fonu Hibe Sürecini Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı ile hibe sürecini, bu süreçte yapacaklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde aldığınız hibe desteği ile hangi projenizi hayata geçiriyorsunuz?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Bu destek ile 6 – 13 yaş arası, 100 çocuktan oluşan İlk Adım Orkestrası’nı kurduk. Orkestralar piramidi ile şekillenen eğitim modelimizde her yeni dönemde yeni orkestraların kurulmasıyla bu model güçleniyor ve sonuç olarak daha fazla çocuğa ulaşmış oluyoruz.

DV: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar orkestraya nasıl dahil oluyorlar? Çalışma sürecinden bahsedebilir misiniz?
BİM: Barış İçin Müzik Vakfı’nda herhangi bir yetenek sınavına girmeden eğitim almaya başlayan her çocuk, enstrümanını eline aldığı ilk günden itibaren kendi seviyesindeki çocuklarla oluşturulan orkestranın bir parçası haline geliyor, bireysel ve toplu derslerden yararlanıyor. Vakıf, orkestrayı temel alan eğitim modelini toplumun bir minyatürü olarak yorumluyor. Farklı sosyal statülere ve kültürlere sahip çocuklar orkestra içerisinde ortak bir amaç için birlikte çalışmayı, farklı seslere saygı duymayı, kendini ifade edebilmeyi öğreniyor.

DV: İlk Adım Orkestrası’nın sizce çocuklar açısından “farklı” noktaları nelerdir?
BİM: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar için diğer orkestralarımızdan farklı olarak enstrüman eğitimi dışında kulak geliştirme ve koro çalışmaları ekledik. Böylece çocuklar bir çok alanda kendini geliştirme fırsatı buldu. Ayrıca uygulamış olduğumuz ek dersler çocukların çaldıkları enstrümanlardaki gelişimlerini hızlandırdı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?
BİM: Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe desteğiyle en büyük gider kalemlerimizden biri olan personel giderinin bir kısmı karşılanmış oldu. Böylece elimizdeki bütçeyi, enstrüman satın alımı, bakım ve onarımı gibi diğer gerekli alanlarda kullanmak üzere tasarruf etmiş olduk.

DV: Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?
BİM: Gelecek dönemlerde, kurmuş olduğumuz orkestralarla yurt içi ve yurt dışında konserler vermeye devam etmeyi ve böylece müziğin iyileştirici gücünü daha fazla insana gösterebilmeyi arzu ediyoruz. Sistemin içinden yetişen öğrencilerimizin eğitmen olarak sisteme katkıda bulunmaları için onlara gerekli donanımları sağlayabilmek çalışmalarımızın bir diğer amacı. Çünkü yetişen her bireye istihdam sağlamak sistemin sürdürülebilirliği anlamına gelecek ve toplumda yaratmak istediğimiz dönüşüm hareketi de ivme kazanacak.

Denizli Koruyucu Aile Derneği’nin Proje Hibe Programı Kapsamında Hedefleri

By | Röportaj | No Comments

Denizli Koruyucu Aile Derneği‘ni Proje Hibe Programı dahilinde destekledik. Hibe sürecini, çalışmalarını ve gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Denizli Koruyucu Aile Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Denizli Koruyucu Aile Derneği’ni, tüm çocukların sevgi ve güven ortamında büyümeye hakları olduğu inancıyla 03.06.2009 tarihinde kurduk. Derneğin etki alanı, koruyucu aile sisteminin öncelikle yerelde olmak üzere ülke genelinde yaygınlaştırılması ve uygulamada niteliğinin artırılmasına yöneliktir. Sistemin ülkemizde uluslararası standartlara ulaşması amacıyla yerel, ulusal ve uluslararası çalışmalarda yer almaktadır.Kuruluşunun ilk yıllarından itibaren, öncelikle sistemin tüm detaylarını anlamaya ve değerlendirmeye çalıştık, bu amaçla 2011 yılında uluslararası katılımcıları da olan geniş katılımlı bir çalıştay gerçekleştirdik. Çalıştay sonunda hazırlanan sonuç raporunu ASP bakanlığına sunarak 2012 yılında koruyucu aile yönetmeliğinin kapsamlı değişiklikler yapılarak yeniden yayınlanmasında etkili olduk.

Kurulduğu ilk günden bu yana, sistem toplumsal farkındalık amaçlı büyük çapta organizasyonlar yaptı. Farkındalık çalışmalarımız farklı faaliyetlerle halen devam etmektedir. Dernek, koruyucu aileler ve bakımı sağlanan çocuklarla yakın iletişim halindedir. Yapılan çalışmalar çoğunlukla Türkiye’de bir ilk niteliğindedir. Koruyucu ailelerin duygu ve deneyim paylaşımı toplantıları 2010 yılından bu yana rutin aralıklarla devam etmekte ve bu buluşmalara aday ailelerin davet edilmesi, sürece sağlıklı hazırlanmalarına katkı sağlamaktadır. Hem çevresiyle hem de kendi aralarında duygu, deneyim ve bilgi paylaşımı yoluyla sistemi yaygınlaştırmaya katkı sağlarken, koruyucu ailelerde yaşanan benzer sorunların veya mutlulukların paylaşılması ailelerin zorluklara karşı dirençlerini ve bakış açılarını geliştirmiştir. Oluşturulan bu model diğer illerdeki koruyucu aile derneklerine örnek teşkil etmekte ve yaygınlaşmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan ev ziyaretleri yalnız olmadıkları duygusunu sağlamakta kamu dışında kendileri gibi insanlar tarafından desteklendiklerini bilmek hem sisteme hem STK ya olan aidiyeti güçlü kılmaktadır. Koruyucu aileler kadar koruyucu ailelere yerleştirilen çocukların da bir araya gelmesi aidiyet duygusunun gelişmesini, yalnızlık duygusunun engellenmesini sağlamaktadır. Duygu deneyim paylaşımlarının yanı sıra yapılan atölye çalışmaları ve eğitimler, workshoplar ailelerin ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amaçlı devam etmektedir. Ailelerin desteklenmesi ve eğitimindeki temel amaç, çocuğa olumlu yansıması ve çocuğun iyilik haline odaklı bir koruyucu aile sisteminin hayata geçirilmesidir. Dernek yereldeki bu çalışmaların yanı sıra ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar, sempozyum ve konferanslarda sunumlarla yer alarak alana yönelik bilgi ve deneyimlerini geliştirmekte yenilikleri takip etmektedir.

Son çalışmamızla Sivil Düşün AB programı desteğiyle Malta İFCO konferansına katılım sağladık. Edindiğimiz bilgileri Türkiye’de, alanda çalışan sivil toplum örgütleriyle paylaştık. Öncü sivil topum örgütü rolümüz devam etmektedir. İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş, Urfa, Kütahya, Samsun illerinde koruyucu aile derneklerinin kurulmasına öncülük ettik. Desteğimiz devam etmektedir.2014 yılından beri AB projeleri yürütülmekteyiz. 2014-2015 Sivil Toplum diyalogu III “Sevgi Dolu Bir Ailede Büyümek Her Çocuğun Hakkı” projesi tamamlandı ve ASP bakanlığına koruyucu aile yasa taslağı sunuldu. Çocukla çalışma metodu olan “backpack”  30 alan çalışanına aktarıldı.2015-2017 Ulusal Ajans “Her Çocuk Özeldir” projesi kapsamında koruyucu ailelerdeki çocuklar ve travma ile baş etme yöntemlerine yönelik Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Belçika ile çalıştık. Proje kapsamında çocuğun ruh sağlığının ve ailenin bu süreçteki kapasitesinin sistemin sağlıklı uygulanmasında ne denli önemli olduğu ve ülkemizdeki uygulamalardaki yetersizliklere dikkat çekilmiştir.

(DV): Bu yılki çalışmalarınızın, faaliyetlerinizin odak noktası nedir?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Bu seneki çalışmalarımızın odak noktası koruyucu ailelerin ebeveynlik becerilerini artırmaya dönük eğitim çalışmalarıdır. Ailelerin bir araya gelmesi sanat terapileri ve rekreasyon terapilerle rahatlatılması, travmatik geçmişi olan bir çocukla birlikte yaşarken karşılaştığı zorluklar ve çözüm yöntemlerini içeren çalışmalar önceliğimiz olmaya devam ediyor. Ne yazık ki alanda yeterli çalışmalar olmamasına rağmen, gözlemlerimiz çocuğun sorun davranışlarıyla başa çıkamayan ailelerin süreci sonlandırdıkları ve çocuğun yeniden terk edilme duygusunu yaşamasıdır. Bu istenmeyen durumu en aza indirmek koruyucu ailenin travmalar yaşamış bir çocuğu anlayabilecek ve olumlu tutum geliştirebilecek ebeveynlik becerileri edinmesi ile en aza indirilecektir.

(DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Projeyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: STDV hibesi bu seneki odak çalışmalarımızla örtüşüyor. Koruyucu ailelerin çocuğa bakış açısını geliştirmek, travmatik süreçler yaşamış bir çocuğun bakımını sağlarken karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmek ve çocuğu anlayabilmek koruyucu aile süreçlerine olumlu katkı sağlıyor. Bu nedenle projemizde koruyucu aileleri geleneksel yöntemlerle eğitmek yerine, eğitimi daha eğlenceli ve nitelikli hale dönüştürmeyi ve daha cazip hale getirmeyi hedefliyoruz. Koruyucu ailelerin ‘teknoloji ile öğreniyor’ projesi koruyucu ailenin öğrenmesini daha istekli ve etkili kılacaktır.

(DV): Bu projenin derneğin diğer faaliyetlerine nasıl bir katkı yapacağını düşünüyorsunuz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Önceliğimiz yerelde, koruyucu aileler ve bakımı sağlanan çocuklarla yapılan çalışmalardır. Yapılan çalışmalarla bir model oluşturmayı ve etkisini değerlendirmeyi, yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Proje bu amaçla birebir örtüşmektedir.

(DV): Son dönemde koruyucu aile konusuyla ilgili çalışan derneklerde bir hareketlenme var. Farklı şehirlerde önemli işler yapan dernekler oluşmaya başladı. Genel hatlarıyla, bu alanda yaşadığınız zorluklar ve edindiğiniz deneyimler nelerdir?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Öncü sivil toplum örgütü rolümüz devam etmektedir. İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş, Urfa, Kütahya, Samsun illerinde koruyucu aile derneklerinin kurulmasına öncülük edilmiştir. Bu illerde dernekler faaliyetlerine başlamıştır. Derneğin ülke genelindeki bilinirliği nedeniyle pek çok koruyucu aile derneğe ulaşmıştır. Aileler yeni sivil toplum örgütlerinin kuruluşları için yüreklendirilmiş, bazılarına ziyaretlere gidilmiş, kuruluş ve çalışmalar konusunda bilgi ve doküman paylaşılmıştır. Desteklerimiz halen devam etmektedir. Dernekler için bir model oluşturma çalışması gündemimizdedir. Geleneksel yöntemlerle devam eden sivil toplum örgütü çalışmaları ve benzer bir toplumsal algı çalışmalarda en zorlandığımız alanlardandı. Derneğin kuruluş aşamasında model alabileceğimiz alana yönelik bir örnek olmayışı, tematik alanımıza dair bilgi yetersizliklerimiz, sivil toplum deneyimlerimizin de eksikliği başlangıçta zorlandığımız noktalar oldu. Kamu kurumlarının sivil toplum örgütlerine bakış açısı iletişim sorunları da sıklıkla karşılaştığımız sorunlar arasındaydı.

(DV): Derneğiniz, çözmeyi amaçladığı sorun veya yaratmayı hedeflediği değişim açısından genel olarak nelere ihtiyaç duyuyor?
Denizli Koruyucu Aile Derneği: Çözmeyi amaçladığımız sorun koruyucu aile sisteminde niteliğin artması ve çocuğun iyilik haline odaklı bir yapının oluşmasıdır. Bazı yönlerden olumlu gelişmeler olsa da halen yetersizlikler mevcuttur.

Bu amaçla en temel ihtiyacımız

  • Toplumsal destek
  • Kamu STÖ işbirliklerinde pozitif iletişim
  • Nitelikli gönüllü
  • Sürdürülebilir finansal kaynaklar

 

KODA Çocuk Fonu Hibe Sürecini Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA)‘nı Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Hibe sürecini, gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin oluşum sürecinden kısaca bahseder misiniz?

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA): Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) fikri, çoğu zaman yoksunluklarıyla gündeme gelen köy okullarının, aslında hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar sunabileceği inancıyla ortaya çıktı. 2016’nın ilk aylarında saha çalışmalarımıza başladık ve bu inancımızda haklı olduğumuzu gördük, kırsal alanlar gerçekten de hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar barındırıyordu; akran eğitimi, doğayla iç içe olmak, sınıf mevcudunun azlığı sebebiyle öğrenciyi bir birey olarak tanıyabilmek, ailelerin okula fiziksel yakınlığı, genç ve motivasyonu yüksek öğretmenler…

Biz de bu fırsatları keşfetmemizin ardından, Türkiye’nin dört bir yanındaki köylerde çalışan motivasyonu yüksek öğretmenler, eşit eğitimin gücüne inanan eğitmenler, değişime inancı tam gönüllüler olarak sürdürebilir değişimi yaratmak için bir araya geldik.
Yola çıktık, bu yolun adını da KODA koyduk. Çalıştığımız bölgelerde iki ana faaliyet gerçekleştiriyoruz:

Çocuklarla Atölyeler:

Seçilen pilot köy okullarını gönüllü eğitmenleriyle ayda bir ziyaret ederek, çocuklarla atölyeler gerçekleştiriyoruz. Uygulanan atölyelerle, köy okullarında çocuk merkezli, yenilikçi, örnek eğitsel uygulamalar ortaya koymayı hedefliyoruz.

Öğretmen Buluşmaları:

Çalıştığımız bölgelerde, yine ayda bir olmak üzere, köy öğretmenlerinin kişisel ve mesleki motivasyon ve farkındalıklarını artırmaya, mesleki kapasitelerini geliştirmeye yönelik ‘öğretmen buluşmaları’ düzenliyoruz. Bu gönüllü öğretmenlerimiz de yerelde köy okulları için bir araya gelmiş, gittikçe büyüyen ve sayıları artan topluluklar olarak KODA ailemize katılıyorlar.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Kırsalda Kaliteli Eğitim” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA): Türkiye’de ekonomik sınıf ve coğrafi bölge gibi kaliteli eğitime erişimi etkileyen en önemli faktörlerden biri de kır-kent farklılığı. Fırsat eşitsizliği dediğimizde de sadece çocukların eğitime erişip erişemediğine değil “kaliteli eğitime erişim şansına” bakmamız gerekli. Farklı fırsatlarıyla, sorunlarıyla, sosyal ve ekonomik yapısıyla köy okullarında kaliteli, çocuk merkezli bir eğitim sağlanabilmesi için Türkiye’de köy okulları için farklı bir eğitim modeline ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Bu modelin de fikir bazında ilerleyen, yalnızca akademik bir araştırma olmasını değil, köylerde çalışan öğretmenlerle beraber geliştirilmesini ve deneyimlenmesini önemsiyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Proje, söz konusu sorunu çözmek için nasıl bir fayda sağlayacak?

KODA: Köy okullarındaki sorunları görmezden gelmeden ama köylerde mevcut olan sınıf mevcudunun azlığı, okulların doğayla iç içe oluşu, öğretmen-öğrenci-veli ilişkilerinin yakınlığı  gibi fırsatlardan da en iyi biçimde faydalanarak Türkiye’deki köy okulları için yeni bir eğitim vizyonu ortaya koymayı amaçlıyoruz. Bu amaç doğrultusunda başlıca hedeflerimiz: 1- Köy öğretmenlerinin, gönüllü ve uzmanların birbirlerini destekleyebilecekleri fiziksel bir alan oluşturmak, 2- Köy okulları için örnek uygulamalar yaratmak, benzer uygulamaları paylaşmak ve yaygınlaştırmak. Dolayısıyla KODA, Türkiye’deki köy öğretmenlerinin birbirleriyle etkileşimlerini arttırarak ve kaliteli, çocuk merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırarak var olan kır-kent temelli eğitim eşitsizliğine de fayda sağlamış olacak.

DV: Proje sonucunda ne gibi değişiklikler yaratmayı amaçlıyorsunuz?

KODA: Bu proje kapsamında da geliştirdiğimiz “köyde öğretmen olmak modülü” bir öğretmenin köyde hem eğitim alanında hem de köyde kalkınma alanında kendini gerçekleştirebileceği, neler yapabileceğini görebileceği ve var olan mevcut durumu nasıl değiştirebileceğini öğrendiği sürdürülebilir bir modül olarak tasarlandı. Öğretmen bu modüle katılım sağlayarak sürdürülebilir bir kırsalda eğitim modelini gittiği her yere taşıyabilir.

Kırsalda eğitim modelimiz ile beraber, köylerde hedeflediğimiz değişimin, her çocuğun kendini gerçekleştirme potansiyelini arttırmasını hedefliyoruz.. Bu sayede tüm çocukların hakkı olan kaliteli eğitimin her bölgeye eşit olarak dağılabileceğine inanıyoruz.

DV: Bahsedilen sorunun çözümüne dair Türkiye’de neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

KODA: Sürdürülebilir olmayan tek seferlik eğitim içerikli atölyeler, mevcut fakat sürdürülebilir, MEB kazanımlarına uygun, kırsalda eğitime odaklanmış, ölçme değerlendirme çıktıları alınabilen uygulamalar ve içerikler yok. Bu uygulamaların çoğalması, yaygınlaştırılabilir olması çok önemli. Bu uygulamalar başarılı olduğunda Türkiye genelinde köy okulları için bir model olacak ve köy okulları vizyonu değişecektir.

DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

KODA: KODA olarak önümüzdeki yıllarda etki alanımızı genişletmek ve daha fazla çocuğun ve köy öğretmeninin kendini gerçekleştirebilme potansiyelini ortaya çıkartmak istiyoruz. Çalışma alanlarımızı çoğaltarak, ulusal ve uluslararası konferanslar düzenleyip bu alanda çalışan tüm eğitimcileri bir araya getirerek, deneyim ve tecrübe ağımızı kuvvetlendirmek istiyoruz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

KODA: Hedeflerimize  ilerlerken, insan kaynağı ve finansal ihtiyaçlarımız  konusunda desteğe ihtiyaç duyuyoruz, projemizin gelişmesi, gerekli araştırmaların doğru bir şekilde yapılması ve uzmanlar tarafından destek alıyor olmamız projeyi sürdürülebilir kılıyor. Ayrıca finansal şeffaflık ve denetlenebilirlik projenin güvenilirliğini de destekliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nda hibe almış olmak derneğin sadece finansal ve insan kaynağını güçlendirmekle kalmıyor, daha çok kişi ve kurum tarafından bilinmemize de imkan sağlayarak saygınlık kazandırıyor.

DUYDER’in Çocuk Fonu Kapsamında Yapacakları

By | Röportaj | No Comments

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER)‘ni Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Bize, Çocuk Fonu sürecinde yapacaklarını anlattıkları röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumunuz genel olarak hangi sorun üzerine çalışmalar yürütüyor?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): 2008 yılı Haziran ayında “Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER)” derneği kuruldu. Derneğin amacı;  her türlü bireysel ve örgütlü şiddete, ayrımcılığa ve insan hak ihlallerine karşı toplumun farklı kesimleriyle (etnik ayrımcılık yaşayan gruplar, göç mağdurları, mayın mağdurları, kadın, çocuk gibi) şiddetin ve ayrımcılığın yarattığı mağduriyetlerin fark edilmesi ve bunlara ilişkin çözüm önerileri geliştirerek mücadele etmek olarak belirledi. Ayrıca; mayın ve PAM konusunda aşağıdaki  temel çalışma alanları belirlendi.

  • Türkiye’ de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde mayın ve PAM sorununun boyutlarını gösterecek çalışmalar yapmayı,
  • Mayın ve PAM mağdurlarının tedavilerine yönelik gerek devlet, gerekse sivil toplum örgütleri tarafından hiçbir çalışmanın olmaması nedeniyle, bu kişilerin tedavilerinin yapılabileceği,
  • Ulusal ve uluslar arası alanda mayın ve PAM konusunda duyarlılık yaratmayı,
  • Sivil ve askeri otoriteler ile işbirliği geliştirilerek, devletin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin gereklerinin hayata geçirilmesi için toplumsal bilinç oluşturmayı,
  • Çocuklara ve yetişkinlere yönelik mayın ve çatışma atıklarından korunmaya yönelik eğitim projeleri uygulamayı,
  • Bu sorunun bir insan hakları sorunu olduğunu kabul eden etkili bir kamuoyu oluşmasına yönelik programlar düzenlemeyi planladı.

Faaliyet Gösterdiği Alanlar: İnsan Hakları, Çocuk Hakları

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitimi” projesi için destek alıyorsunuz? Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Bu proje; Duyarlılık derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları  Eğitim Projesinin” Nusaybin ilçesi için hazırlanan aşamasını oluşturuyor.

Nusaybin ilçesi için planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi, Nusaybin ilçesinde, devlete bağlı 96 ilkokul ve ortaokulda okuyan 7-15 yaş arası yaklaşık 40.000 çocuk ve 500 öğretmen için uygulanacaktır. Nusaybin ilçesi, mayın ve çatışma atıkları konusunda risk barındıran yerleşim yerlerinden biridir. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Barış sürecinin askıya alınması ile birlikte yeniden başlayan çatışma hali, bu ilçeleri daha da riskli bir duruma getirdi. Çatışmaların kırsal alanlardan sivillerin yaşadığı alanlara kayması, sivillerin yaşadığı alanlarda çatışma atıkları sayısında artışa sebep olmaktadır. Okulların açılması ile, çocukların günlük yaşama katılması ile birlikte risk oranı artmaktadır. Bütün bu tespitler ve mayın ve çatışma atıklarının siviller, özellikle çocuklar için çok riskli sonuçlara sebep olması, bu projenin planlanmasında en önemli gerekçeyi oluşturdu.

Bu proje İlçe Kaymakamlıkları ve Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile uygulanacaktır. Ayrıca, okullarda uygulanan eğitimlere öğretmenlerin katılımı sağlanarak, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olması sağlanıyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çalışmalarınızı sürdürürken en çok zorlandığınız konu nedir? Sizce bu zorluğu aşmanın yolu ne olabilir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Proje; Türkiye’nin Kürt bölgesi olarak tanımlanan alanlarından birinde uygulanarak, “barış sürecinin” askıya alınması ile birlikte yaşanan çatışmaların doğuracağı sonuçların siviller üzerindeki etkilerini azaltacak, çocukların yaralanma veya ölümünü engelleyecek amaç ve hedefleriyle; bu dönemde uygulanması gereken  bir proje olması açısından oldukça önemlidir. Proje; uygulandığı alan itibari ile hem güvenlik hem de daha fazla çocuğa ulaşmak için devlet okullarında uygulanıyor. Projenin devlet okullarında uygulanabilmesi için resmi izinler alınıyor. Bölgede uygulanan güvenlik politikaları, izin verilmesini etkiliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin uygulanabilirliğini kolaylaştırdı. Aynı zamanda; şahısların bağışları ile desteklenen bu fonun projemizi desteklemiş olması,  projede tanımlanan mayın ve çatışma atıkları sorununun farklı kesimler tarafından görünürlüğünü arttırdı.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Gelecek dönemde de mayın ve çatışma atıkları konusunda çalışmalarımıza devam etmeyi planlıyoruz.

FİSA Çocuk Fonu Kapsamında Planlarını Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği‘ni Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Onlarla, Çocuk Fonu kapsamındaki planlarını, geleceğe dair yapacaklarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği’nin oluşum sürecinden bahseder misiniz? Dernek ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyor?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Aslen maddi olanaksızlıklar nedeniyle öğrenim hayatı sekteye uğrama riski taşıyan yüksek öğrenim öğrencilerine burs sağlayabilmek amacıyla kurulan FİSA, kurucular ve üyelerinin aidat ve düzenli bağışlarıyla bu faaliyetini yürütüyor. Kuruluşu takip eden yıl içerisinde LGBT bireyler, mülteciler ve çocuklar için program ve etkinlikler düzenlemeye başlayan FİSA’nın faaliyet odağını iki kalemde incelemek yanlış olmayacaktır: Öğrenim bursları yoluyla sosyal yardımlaşma ve dezavantajlı gruplara doğrudan ve dolaylı hizmet çalışmaları. Ödenti ve bağışlarla yürütülen sosyal yardımlaşma faaliyetlerinin yanı sıra, sayılan üç temel grup için programlar yürütülen dernek, bu programlarda edindiği ve paylaştığı deneyimleri sosyal yardım etkinliklerine aktararak yolculuğuna devam ediyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Çocuk Hakları Atölyesi” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Çocukların insan hakları 20 Kasım 1989 yılında kabul edilen BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) ile yasal güvence altına alınmış ve Türkiye de bu sözleşmeyi 1990 yılında imzalamış ve 1995 yılında yürürlüğe sokmuştur. ÇHS’nin yürürlüğe girmesinden bu yana Türkiye’de, çocuk haklarının uygulanması, hak ihlallerinin önüne geçilmesi, çocuk koruma ve çocuk refahı alanında çok sayıda düzenleme ve uygulama hayata geçirilmiş olmasına karşın bu konularda Türkiye diğer taraf devletlerle karşılaştırıldığında halen çok sayıda eksiği olan bir ülke konumundadır. Sözleşmede geçen her bir maddenin uygulanması öncelikle devletlerin sorumluluğunda olmakla beraber, ailelerin, sivil toplum örgütlerinin ve aslında toplumun tüm kesimlerinin de bu konuda sorumlulukları olduğu bilinmektedir. Bu sorumluluk zinciri içerisinde çocuklarla birebir çalışan meslek elamanlarının da yeri azımsanmayacak düzeydedir. Programımızın hedef kitlesini oluşturan psikoloji, sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ve çocuk gelişimi bilim ve uygulama alanlarında meslek icra eden alan uzmanlarının çocuk/çocuk hakları konusunda bilgi, algı, tutum ve kapasite düzeylerinin çocuk hak ihlallerinin önüne geçilmesinde ne kadar etkili ve önemli olduğu alanda yapılan uygulamalar incelendiğinde rahatlıkla görülebilmektedir. Söz konusu alan uzmanları, çocuklarla birebir çalışırken, (a) kendisi de bir sorumlu olarak uygulamalarında hak ihlaline neden olacak tutum ve davranışlardan kaçınarak; çalıştığı kurumlarda ,(b) hangi tutum ve davranışların hak ihlaline neden olduğunu bilerek bunların önlenmesi/bildirilmesi konusunda sorumluluk alarak; önleyici ve koruyucu alanda ise (c) çocuk hakları konusunda geliştirilecek politikalara çocuğun yüksek yararı çerçevesinde ve hak temelli bir bakış açısıyla katkı sunarak veya hak ihlaline neden olacak bir politika karşısında savunuculuk görevi üstlenerek, çocuk hakları alanına çok sayıda katkı sunabilecek potansiyele sahiptirler. Bu potansiyellerinin ortaya çıkması ise ancak; çocuk hakları felsefesinin benimsenmesi, ÇHS’nin içselleştirilmesi, Türkiye’deki politikalara, çocuk koruma ve yönlendirme sistemlerine aşina olunması yoluyla mümkün olabilecektir. Zira ilgili alanların lisans eğitim programlarına bakıldığında anılan çocuk hakları konularının kapsamlı olarak verilemediği rahatlıkla görülebilir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bahsedilen sorunun çözümüne dair Türkiye’de neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): FİSA tarafından hayata geçirilecek programın birçok yönüyle benzerleri birçok sivil toplum örgütü tarafından uzun yıllardır yapılagelmekte. Söz konusun sivil alan uygulamalarının çocuk hakları meselesine sunduğu katkılar dikkate değer düzeyde çok olmasına karşın bu uygulamaların bir devlet politikası haline gelmesi hem ÇHS’ye taraf olan Türkiye’nin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi için bir adım olacak hem de çocuk hakları alanında geniş düzeyde bilgi/deneyim sahibi uzman sayısının hızlıca artmasına olanak sağlayacaktır. Bu bağlamda sorunun, bu programın hedef kitlesini oluşturan meslek elemanları açısından, çözümüne ilişkin aşağıdaki uygulamaların yapılabileceği düşünülebilir:

  • Yukarıda anılan 4 bilim/uygulama alanının (ve diğer benzer alanların) lisans eğitim programlarına “çocuk hakları” derslerinin zorunlu ders olarak konulması için gerekli tedbirlerin alınması
  • Bu alanlardan mezun olan/olma durumunda olan meslek elemanlarının, bireysel/bağımsız çalışmaya başlamadan önce, çocuklara hizmet veren en az 3 farklı kuruluşta staj deneyimine sahip olabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması
  • Yukarıda anılan iki düzenleme hayata geçirilirken, çocuk hakları/insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin de sürecin bir parçası haline getirilmesi

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Türkiye’de sivil toplum çalışmalarına devlet desteğinin çok az olduğu bilinmekte. Sivil toplum örgütleri, özellikle de hak temelli çalışan örgütler, birçok çalışmayı yine sivil alandaki diğer paydaşlarının ve uluslararası fonların aracılığı ile yürütebilmekte. Bu bağlamda STDV’den alınan hibe desteği, çoğu zaman gönüllü olarak gerçekleştirilen çalışmanın, katılımcılara daha iyi imkanlar sunacak ve kolaylaştırıcı olarak emek verecek hak savunucularına da maddi destek sağlayabilecek şekilde yürütülmesine imkan sağlamakta. Bunun yanı sıra söz konusu çalışmanın STDV gibi bir vakfın hibesine gerçekleştirilmesi çalışmayı kurumsallık katarak atılacak adımların daha yapılandırılmış ve planlı olmasına da aracılık etmekte olduğunu düşünüyoruz.

 

 

Ali Karabey Bağışçılık Öyküsünü Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Tüsev, Değişim için Bağış Projesi’nde hazırladığı ‘İlham Veren Bağışçı Öyküleri’ kapsamında Sivil Toplum için Destek Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Ali Karabey ile görüştü.

Ali Karabey, yeni kurulan teknoloji şirketlerine erken dönem girişim sermayesi sağlayan bir yatırım fonu olan 212’nin ortaklarından ve Sivil Toplum için Destek Vakfı (Destek Vakfı) Yönetim Kurulu üyesi. Bağışçılık alanında da yatırımcı şapkasını çıkarmadığını belirten Karabey, girişim sermayesinde öğrendiği ve uyguladığı modeli sivil topluma verdiği desteklere de uyguluyor. Ali Karabey ilham veren bağışçı öyküsünde, Destek Vakfı’nın kuruluşunda aldığı rolü, Destek Vakfı aracılığıyla tanıştığı sivil toplum kuruluşları ile olan ilişkisini ve bu ilişkinin bireysel bağışçılık deneyimini nasıl dönüştürdüğünü anlattı.

“Girişim sermayesinde yaptığım işin aynısını sivil toplumda yapıyorum”

Doğma büyüme İstanbulluyum, ilkokul ve liseyi İstanbul’da okuyup 1995 yılında Amerika’ya gittim. Orada Finans ve Ekonomi okudum. Daha sonra New York’ta, Londra’da, Singapur’da ve Hindistan’da bankacılık yaptım. 2009 yılının başında Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Türkiye’deki teknoloji girişimcileriyle ilk defa o zaman karşılaştım. Çok küçük grupların az miktarda paralarla, kendi bildikleri veya öğrendikleriyle sektörü değiştirme çabalarını gördüm ve bu çok hoşuma gitti. 2010 yılında birkaç arkadaşımla Galata Business Angels adlı, yüksek gelirli kişilerin bir araya gelip kendi paralarını girişimcilere sermaye olarak verdikleri bir melek yatırımcı grubu kurduk. Sonrasında, Galata Business Angels grubu aracılığıyla tanıştığım ortağımla birlikte bir girişim sermayesi fonu olan 212’yi kurduk. 212, Türkiye’de yeni kurulmuş, sermaye ihtiyacı olan şirketlere minimum 500 bin Dolar değerinde girişim sermayesi desteği veriyor ve bugün itibarıyla yaptığımız on iki yatırım bulunuyor. Ofisimize yalnızca geleceğe pozitif bakan, becerikli, risk alabilen ve bir şeyleri değiştirme sevdalısı girişimciler geliyor. Önemli kurumsal kariyerlere sırtını dönüp büyük riskler alan insanlarla karşılaşıyorum ve o insanlar bana çok büyük bir enerji veriyor.

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) günlük olarak yaptığı işi bizim çalıştığımız sektöre uyarlayabilir miyiz diye düşünmeye başladığım zamanlarda bu konuyu arkadaşım Yörük Kurtaran ile konuşuyorduk. Yörük ile Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın fikir aşamasında ve kuruluşunda da birlikteydik. Girişim sermayesinde yaptığım işin birebir aynısını şimdi Destek Vakfı’nda yapıyorum. 212’de şirketlerin büyümesine vesile olurken, Destek Vakfı’nda aynı şekilde STK’ların hayatta kalmalarına, sürdürülebilir olmalarına ve yarattıkları etkinin birkaç kat artmasına destek oluyorum. Çoğu insan Türkiye’de teknolojik girişimciliğin var olduğunu, bu küçücük şirketlerin düşük maliyetlerle ne gibi çalışmalar yaptığını bilmiyor. Dışarıdan bakan için gizli, benim içinse oldukça tanıdık olan böyle bir dünya var. Bu dünyanın bir benzerini sivil toplumda da görmek çok heyecan verici bir deneyim.

“Bana umut veren pek çok STK’yı tanıdım, dünyam büyüdü”

Çalıştığım sektörde her görüşülen ve önerilen girişim hakkında bir dosya hazırlanıyor, yatırım komitesine günlük ve aylık raporlar gönderiliyor. Kiminle görüşüldüğüne dair bilgilerin, finansal rakamların tümü komiteye sunuluyor ve söz konusu yatırım komite tarafından seçiliyor. Sivil toplumda ise yaptığınız işin etkisini, yani sosyal faydayı ölçmek oldukça zor. Yaptığım işte bir fon havuzu oluşturuyor ve bunun girişimcilere dağıtılması için çalışıyorum; Destek Vakfı’nda da yaptığımız destekler de bu yaklaşımla ilerliyor.

Önemli olan etkiyi öne çıkarmak ve daha fazla insanın “benim param boşa gitmiyor, sahiden bir işe yarıyor” demesini sağlamak. Benim şansım; girişim sektöründe olduğu gibi güzel insanları bir de sivil toplumda tanımış olmam. İyi eğitim almış, herhangi bir işi yapabilecek, bankada veya reklam ajansında çalışabilecek insanların bunu yapmayıp kendilerini çok daha mutlu, değerli ve ölümsüz hissettikleri bir amaç peşinde koştuklarını, küçücük ofislerde çalıştıklarını gördüm. Böyle insanların olduğunu görünce dünyam büyüdü.

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarıyla temasım Yörük sayesinde oldu. 2015 yılında kurulan Destek Vakfı ile bana ümit veren pek çok STK’yı tanıma imkânım oldu. Keşke daha fazla insan sivil toplum kuruluşlarını görüp tanıyabilse. Bu insanlar her gün kalkıp sosyal fayda için çalışıyorsa bizim yaptığımız iş çok daha kolay diye düşünüyorum. Biz sadece destek oluyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana toplam 43 STK’ya 700 bin TL civarında hibe verdik. Çoğu insan paraların dağıtıldığını ve işin orada bittiğini sanıyor ama bizim asıl desteğimiz hibe verdikten sonra başlıyor. Vakfın çok kuvvetli bir mentor ağı var. Hem Danışma Kurulu’nda hem de Mütevelliler Heyeti’nde uzun yıllardır sivil toplum sektöründe çalışmış insanlar yer alıyor ve STK’lara mentorluk desteği veriyorlar. Mentorluk için harcanan zamanın, verilen paradan çok daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede STK’larla kurduğumuz ilişki hibe desteğinin ötesine geçiyor.

Yereldeki taban kuruluşlarda çalıştıkları alanlarda uzmanlıkları ve bilgi birikimleri olan, yapılan doğruları ve yanlışları bilen çok değerli insanlar var. Destek Vakfı’na yaptığım bağışların yerele odaklanan, kendi yaşadığı veya etrafında gördüğü bir sorunu düzeltmeye çalışan küçük STK’lara destek olduğunu bilmekten çok keyif alıyor ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açtığını düşünüyorum. Destek Vakfı bütçesi 750 bin TL’yi aşmayan STK’ları, en fazla 30 bin TL tutarında hibelerle destekliyor. Bu tutar bazı kişiler için küçük bir meblağ olabileceği gibi, çoğu STK için projelerini hayata geçirirken etkili bir şekilde kullanılabilecek bir tutar. 30 bin TL’nin Türkiye’de yapabileceği şeyleri görmek ve bunun parçası olmak çok değerli bir deneyim.

 “STK’ların yaptıkları işe el verip destek olmamız bana çok keyif veriyor”

Sivil toplumda yaptığım işlerde de yatırımcı şapkamı hiçbir zaman çıkarmıyorum. Her zaman masada kim var, bu insanlar nelerden vazgeçmişler diye bakıyorum.  Bu masaya ilk ben mi oturuyorum yoksa başkaları daha önce oturmuş ve burada değerli bir şey olduğunu görmüşler mi? STK’ların, tercihen Destek Vakfı’nın öncesinde başka bir kuruluştan daha hibe almış ve bu hibeyle güzel işler yapmış olması ve bizi heyecanlandıran bir proje önerisiyle gelmiş olması benim için önemli. Yapılan başvuruların bilmediğim konular hakkında olması beni daha da çok heyecanlandırıyor. Profesyonel hayatımda yaptığı hatalardan öğrenen ve değişebilen insanları desteklemeyi tercih ediyorum, STK’larla ilgili de aynı şeyi düşünüyorum. Masadaki insanlar bir risk almışlar mı, yapmak istedikleri şeyi bir noktaya getirmişler mi ve bizim desteğimizle çok daha sürdürülebilir ve güçlü bir şekilde ilerleyecekler mi diye bakıyorum. STK’ların yaptıkları işe el verip destek olmamız bana çok keyif veriyor. Ben ailemde mimar veya sanatçı olmayan tek kişiyim, her birinin gösterebilecekleri binalar, sanat eserleri var. Benimse bankacılık kariyerimde yaptığım her şey bir USB’ye sığıyordu. Şimdiyse kaç STK’ya nasıl destek olduğumuzu keyifle etrafıma gösterebiliyorum.

“Türkiye’de destek vermek isteyeceğim sonsuz konu var, ancak beni en çok heyecanlandıran alan eğitim”

Türkiye’de destek vermek isteyeceğim sonsuz konu var, ancak beni en çok heyecanlandıran alan eğitim. Kadın ve çocukların eğitimine özellikle önem veriyorum. Destek Vakfı olarak da eğitim alanında verdiğimiz pek çok hibe desteği var. Vakıfta son olarak Çocuk Fonu kuruldu. Aynı zamanda LGBTİ bireyleri ve azınlıkları desteklemeye çalışıyorum. Bu alanlara destek olmak benim için çok önemli.

Destek Vakfı’ndan önce hangi kuruluşa bağış yapacağımı seçmek için nereye bakacağımı bilmiyordum. Göz önünde olan büyük STK’ları görüyordum ve Türkiye’deki sivil toplumu onlardan ibaret sanıyordum. 2-3 kişinin bir araya gelerek hevesle böyle bir işe girişeceği ve bunun sonucunda Destek Vakfı gibi önemli bir oluşumun ortaya çıkacağını düşünmezdim. Destek Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyesi olarak yer almak benim için çok heyecan verici.

“STK’ların kendilerini ve hikâyelerini çok iyi anlatmaları gerekiyor”

TÜSEV’in Ekim 2017’de düzenlediği Destekle Değiştir etkinliğine katılmak benim için çok değişik bir deneyimdi, hayatımda ilk defa böyle bir şeyin parçası oldum. Çok hızlı bir şekilde, farklı çevrelerden ciddi sayıda insana, “bu var, bu da var” şeklinde pek çok şey gösterdiniz. Desteklenen projeler, bu projeleri yapan insanlar etkinlikten sonra ne yaptı ne gibi etkileri oldu, benim için en önemlisi bunu görmek.

Türkiye’de kaynağı olan çok sayıda insan var. İhtiyaç sahibi olan pırlanta gibi insanlar da var. Ancak bu ikisi yan yana gelemiyor. İnsanlar kendilerini, hikayelerini anlatmayı, uğraştıkları problemi diğer tarafa aktarmayı ve bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmayı beceremiyorlar. Girişimcilik dünyasında her zaman, “fikre değil, probleme aşık olun” derim çünkü fikrin hep değişmesi gerekebilir. Herkesin canını yakan büyük bir problem bulmak, ona odaklanıp çözmeye çalışmak önemlidir. O probleme baktığımızda duyduğumuz heyecanı ve hikâyemizi diğer tarafa aktarabilirsek, ihtiyaç duyulan kaynak bulunabiliyor. Türkiye’de hem sosyal girişimcimizin hem de teknoloji girişimlerinin derdi aynı. “Sen bu problemi görmüyor musun?” diye çırpınıyorlar. Göster! Resim mi, on saniyelik bir video mu, Destekle Değiştir etkinliğinde olduğu gibi rehber köpekler mi? STK’lar bu işi para için yapmıyor, kendilerini ispatlamak ve bir şeyleri değiştirebileceklerini dünyaya göstermek için yapıyorlar. Kendilerini çok iyi anlatmaları ve hikâyelerini iyi bir şekilde aktarmaları gerekiyor. Çok daha hızlı bir hayat yaşıyoruz, hikâyelerini ve neden kendilerini buna adadıklarını bir dakika içerisinde anlatabilmeleri giderek önem kazanıyor. Sivil toplumun daha cesaretli olması ve “biz bir şekilde bunu yapıyoruz, gel bize katıl” demesi gerektiğini düşünüyorum. STK’ları tanıyan ve destekleyen küçük bir çevre var, bu çevrenin büyümesi lazım.

Amerika’daki kuruluşların bağışçılarla ilişki kurmada başarılı olduklarını düşünüyorum. Mezunu ve bağışçısı olduğum üniversite belirli sıkılıkta beninle iletişime geçiyor. Örneğin, mezunları için belirli bir miktar karşılığında bir futbol maçının biletini temin ederek bir bölümünü bağış karşılığında satıyorlar. Bu iletişim sıklığı ve yaklaşımın bağışçılarla ilişkileri güçlendirmede etkili olduğunu düşünüyorum.

“Bağışçıların parası ve zamanı kadar, bir arkadaşını STK’ları desteklemesi için ikna etmesi de önemli”

İnsanlar bağış yaparken hata yapmaktan ya da yaptıkları bağışın doğru yere gitmemesinden korkuyorlar. STK’ları hiç tanımayan, bu dünyayı bilmeyen bir insanın kendi kendine keşfetmesi oldukça zor. O zaman bu dünyayı bilen, STK’lara destek olan ve bundan keyif alan insanlara “yalnızca bağış yapma, bir tane arkadaşını da getir” demeliyiz. Destek Vakfı’nın kuruluşu da bu şekilde oldu; ilk hibe desteğini de biz cebimizden verdik. Ardından etrafımızdan arkadaşlarımıza anlatıp, onları da dahil ettik. Bu sayede, çok rahat bir şekilde arkadaşlarımdan STK’lara destek olmalarını istedim. O kişilerle desteklenen sivil toplum kuruluşları arasında bir referans oldum. Destekle Değiştir etkinliğinin ardından bir hafta boyunca herkese bunu anlattım. Herkesin cebinden bir miktar çıkarıp vermesinin, bağış yapmasa bile bu ortamı görmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu tarz modeller insanlara bambaşka bir bakış açısı katıyor. Bu tür etkinliklere civar okullardan öğrencilerin gelmesi, böyle bir dünya ile daha küçük yaştan tanışmalarının iyi olacağını düşünüyorum.

Ben bu tür bağış yapma modellerini ilk defa yurt dışında gördüm, Türkiye’de benzer modellerin olduğunu görünce çok hoşuma gitti. İngiltere ve Amerika’da şirketlerin bir araya gelip, birlikte koşarak bağış topladığı modeller yaygındı. Ben de yardımseverlik koşularına katılarak bağış toplamıştım. Yurt dışındayken böyle konularda çok daha aktiftim. Çalıştığım kurumlarda bağışçılık aktivitelerine yönelik sürekli bir teşvik vardı, yapmazsan garip oluyordu. Şirketler yardımseverlik koşuları ile sivil topluma hem destek oluyordu hem de zamanını veriyordu. Hayatımda daha önce koşu yapmayan bir insan olarak bu deneyim benim için de çok eğlenceli oldu. Bu çalışmaların parçası olmak, topluma karşı hissettiğim sorumluluk duygusunu artırarak belki de benim girişim sermayesine girmemi ve şimdi STK’lara destek vermemi sağladı. Kasım 2017’de eşimin beni cesaretlendirmesiyle İstanbul Maratonu’na katılarak Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu için bağış topladım. Başka bir yerde veya iş ortamında kullanamadığım sosyal krediyi kullanabilmek, arkadaşlarımdan çocuklara destek olmak için bağış istemek çok keyifliydi. Yardımseverlik koşusunda bambaşka kitlelerden pek çok insanın bir araya gelmesi ve bir amaç için koşması çok hoş ve doyurucu bir deneyimdi.

 

degisimicinbagis.org