All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

KALBEN Derneği Kurumsal Hibe Sürecini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Devlet koruması altındaki çocuklar ve koruyucu aileler arasındaki bağı güçlendirmek ve koruma altında yaşayan çocukların hak ve fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla çalışan Korunma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği’ne (KALBEN) Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu’nun eş finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladık. Hibe desteğini derneğin organizasyon yapısını ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için kullanan KALBEN, bu süreçte derneğin dijitalleşmesi ve daha fazla sayıda bireysel bağışçıya ulaşması için çalışmalar yaptı.

KALBEN Derneği Proje Koordinatörü Seda Dokuzkardeş ile yaptığımız röportajda; koruyucu ailelik ile evlat edinme arasındaki fark, 18 yaşını doldurmuş ve daha önce koruma altında yaşayan gençler için sağlanan destekler, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Korucuyu ailelik ve evlat edinme arasındaki fark nedir? Koruyucu aile hizmet modelinin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması için ne tür çalışmalar yapılması gerektiğinden bahseder misiniz?

Evlat edinme hizmetinde aile, evlat edinme yolu ile hukuksal bir süreci tamamlayarak velayet hakkını alır. Koruyucu aile sisteminde ise aile, çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğunu devlet ile paylaşır ve bu sistemde çocuğun velayeti öz ailesinde kalır. Bu iki modelin bazı ortak özellikleri olsa da en önemli ayırıcı özellik çocuğun velayeti hususudur. “Koruyucu Aile” işleyişinde velayet çocuğun biyolojik ailesindedir ancak çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğunu devlet belli esaslar çerçevesinde koruyucu aileyle paylaşır. Durumu evlat edindirilmeye uygun bir çocukla, durumu evlat edinmeye uygun kişi/eşler arasında hukuki bağlar sağlanarak çocuk ebeveyn ilişkisinin kurulduğu “Evlat Edinme” işleyişinde ise çocuğun bakım, yetişme ve eğitim sorumluluğu tamamen aileye aittir.

Koruyucu aile hizmet modelinin Türkiye genelinde  yaygınlaştırılması için yapısal düzenlemeler yapılmalı. Medeni Kanun başta olmak üzere koruyucu aile ve biyolojik ailenin haklarını belirleyecek yapısal düzenlemelere yer verilmeli. Çocuk koruma yönetmeliği ve diğer yönetmeliklerde partiler üstü bir anlaşma yapılarak yapısal değişimlere gidilmeli ki koruyucu aile sayısı artsın.

Aynı zamanda derneğimiz çeşitli platformlarda; üniversitelerle, topluluklarla, İl Müdürlükleri ve Valiliklerle işbirliği yaparak koruyucu aile üzerine çeşitli seminerler düzenliyor. Gerçekleştirdiğimiz seminerlerde koruyucu aileliğin önemi, şartları ve süreç içinde karşılaşılanlar üzerinde duruyoruz.

Koruma altında yaşayan çocuklar 18 yaşını doldurduktan sonra kurumlarından ayrılmak zorunda kalıyor. Kurumlarından ayrıldıktan sonra bu gençlerin karşılaştığı zorluklardan bahsedebilir misiniz? 18 yaşını dolduran ve daha önce koruma altında yaşamış olan gençler için bir destek sistemi bulunuyor mu?

18 yaşını dolduran ve daha önce koruma altında yaşamış olan gençlerin hayatla ilgili donanımları yetersiz kaldığı için (maddi, manevi, akademik) 18 yaşında kurumdan çıktıklarında kendi hayatlarını idame ettirecek geliri maalesef zor sağlıyorlar. Devlet koruması altında yaşayan gençlerin memur olma hakları bulunuyor. Ancak atama süresini beklerken altyapı olarak da gençlerin  desteklenmesi gerekiyor. Bu şekilde güçlü bir destek sisteminin bulunmamasının gençleri bir hayli zorladığını görüyoruz.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kurumsal kapasitemizi geliştirmek için kullandığımız hibe ile daha çok organizasyon yapımız ve sürdürülebilir finansal bir model için fonlar ve kurumsal desteklerle birlikte bireysel bağışçılarımıza yönelik bir sistem geliştirme üzerinde çalıştık. Böylelikle derneğimizin projeleri için uygun kaynak yaratımı üzerine proje döngüsü eğitimi aldık. Aynı zamanda kurumsal iletişim çalışmalarını da eş güdümlü olarak yürüttük.

Ayrıca dernek personeline, gönüllülere ve yönetim kuruluna yönelik yapılan finansal okuryazarlık eğitimleri ile dernek kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılması üzerine çalıştık. COVID-19 sürecinde ortaya çıkan finansal kaynaklara erişimin zorluğu salgın döneminin oluşturduğu kriz sonlanana kadar bertaraf edilmeye çalışıldı.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

COVID-19 sürecinde ortaya çıkan finansal kaynaklara erişimin zorluğu salgın döneminin oluşturduğu kriz sonlanana kadar bertaraf edilmeye çalışıldı. Bu sayede derneğimiz salgın krizini finansal olarak daha az etkilenerek geçirmiş oldu. Böylece finansal sürdürülebilirliğe katkı sağlandı.

KALBEN’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?         

Devlet koruması altında yaşayan çocuklarımızın nitelikli tatil yaparak her yıl gelecekleri ve aidiyet hissedecekleri bir köyleri olmasını sağlayacak KALBEN ÇOCUK KÖYÜ’nü kurmaya karar verdik. 2022 projemiz olan KALBEN ÇOCUK KÖYÜ ile çocuklarımıza ait olan bir köy kurmayı hedefledik. Amacımız; ‘Bizim Köyümüz’ diye sıfatlandırabilecekleri, anılar biriktirebilecekleri ve en önemlisi kendilerini ait hissedecekleri bir tesis oluşturmak.

“Bir çocuk yuva veya yurt yerine aile içinde yetişmeli!” mottosuyla çıktığımız bu yolda, Kalben olarak, eğitmenlerimiz ve gönüllülerimizle beraber futbol, basketbol, zumba, ebru, resim, takı, yaratıcı okuryazarlık, okuma yazma, dışavurumcu sanat, satranç, seramik, halk oyunları dallarında atölyeler düzenlemeye devam edeceğiz. Devlet koruması altında yaşayan çocuklarımıza verdiğimiz kültür sanat eğitimlerine çocuklardan ve yönetimden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Dört senedir beraber çalışma yürüttüğümüz bir kurumdan aldığımız yıl sonu raporlarında, çocukların %35’inin davranış bozukluğu ve yaşadıkları travmaların etkisiyle psikiyatrik ilaçlar kullandığı görülmekte. Ancak KALBEN olarak yaptığımız çalışmalarla, korunma altında yetişen çocuklarımızın ve gençlerimizin birçoğu sosyal ve gelişimsel açıdan yaşıtlarından geri olma durumlarını en aza indirmeye hatta aradaki bu farkı kapatmaya odaklanıyoruz.  Yaşıtları ile aynı şartlar altında gelişim sağlayamayan çocuklarımızın, sağlıklı ve güvenli bir aile ortamı içerisinde sosyal, psikolojik akademik olarak gelişimlerine katkıda bulunarak bir fırsat ve eğitim eşitliği sunuyoruz. Her çocuğun aile ortamında yetişmesi gerektiğini savunarak, devlet koruması altında yaşayan çocuk sayısını en aza indirmek için çalışıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona teknik kriterlere uyan 51 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 39’u dernek, 8’i kooperatif ve 4’ü vakıf tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Adana, Ankara, Bayburt, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Gaziantep, İstanbul,  İzmir, Kayseri, Kocaeli, Kilis, Kahramanmaraş, Kastamonu, Manisa, Muğla, Nevşehir, Osmaniye, Şanlıurfa ve Van olmak üzere 23 farklı ilden başvuru alındı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2022 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 6.446.661 TL oldu.

500.Yıl Vakfı ile Online Müze Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

500. Yıl Vakfı, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ile Türk Yahudilerinin bu topraklardaki 2600 yıllık tarihi ve kültürel mirası, ülkenin sosyal ve devlet yaşamına olan katkıları hakkında bilgi vermek amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile Vakıf, sanal katılım, gezinme ve toplantıların ihtiyaca göre düzenlenmesi için Online Müze projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında 500. Yıl Vakıf, Türk Musevileri Müzesi’nin çevrimiçi olarak ziyaret edilebilecek üç boyutlu bir versiyonunu geliştirecek.

500. Yıl Vakfı Müze Müdürü ve Direktörü Nisya İsman Allovi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Vakfın amacı ve yürüttüğü faaliyetler, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nin içeriği, pandeminin müze kültürüne etkisi ve hibe desteğimizle yürütecekleri proje hakkında konuştuk.

500. Yıl Vakfı, Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın Vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Vakfın kuruluş amacı 1992 yılında Türkiye’de, 1492’de ya dinlerini feda etmek veya “bir daha ne sebeple olursa olsun geri dönmemek” üzere ülkeyi terk etmek zorunluluğunda bırakılan İspanyol Yahudileri Sefarad’ların Osmanlı İmparatorluğuna buyur edilmelerinin ve burada kendilerine yeni bir vatan yaratmalarının 500. yıl dönümü kutlaması idi. 1989 yılında kurulan Vakıf faaliyetlerine halen devam ediyor.

500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ise Vakfın önemli bir kurumu olup 2001 yılında İstanbul Karaköy’deki Zülfaris Sinagogu’da açıldı. 2016 yılında ise şu anda hizmet vermekte olduğumuz Galata’daki Neve Şalom Sinagogu’na bağlı, Büyük Hendek Sokak,39 numaralı adresine taşındı.

Müzemiz süresiz sergisinin yanı sıra çeşitli süreli sergilere de ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda, sözlü tarih projeleri, konserler, Yahudi Kültür Avrupa Günü, rehberlere ve okulların farklı yaş aralığındaki sınıflarına eğitimler ile çocuklara yönelik atölyeler gibi farklı ve çeşitli faaliyetler düzenliyor.

500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, Türkiye’de Yahudi kültürü ile ilgili bilgi alınabilecek, ziyaret edilebilecek tek yer. Müzeyi ziyaret edenler Türkiye’deki Yahudi tarihi ve kültürü ile ilgili olarak hangi bilgilere ulaşabiliyor? Müze koleksiyondan bahsedebilir misiniz?

Türk Yahudileri’nin bu topraklardaki 2600 yıllık tarihi ve kültürel mirası, Yahudilerin sosyal ve devlet yaşamına olan katkıları müzede kronolojik olarak yer alıyor. Ayrıca müzemiz tarihçe, etnografya, dini objelerin sergilendiği Midraş, geleneklerin, yaşam döngüsünün ve yerleşim yerlerinin anlatıldığı bölümlerden oluşuyor. Bina içinde 3 kata konumlandırılmış olan Müze ile Neve Şalom Sinagogu arasında fiziki bağlantıyı kuran Midraş Holü Sinagog içinde yapılan dini törenlerin canlı izlenebilmesine olanak sağlıyor.

Müzemiz somut olmayan kültürel mirasa ilişkin dil, müzik, yemek gibi birçok farklı öğeyi içinde barındırıyor. Zaman ayıran ziyaretçi, müzede dokunmatik ekranlardan dilediği müziği dinleyebiliyor, Sefarad mutfağının çeşitli yemeklerinin yapılışını izleyebiliyor ya da Anadolu coğrafyasının geneline yayılmış Yahudi yerleşim bölgeleri hakkında bilgi edinebiliyor.

Müzede eski eserlere yer veriyoruz; bunlardan ilki 5’inci yüzyıla tarihlenen ve İzmir-Basmane kazısı sırasında bulunmuş, üzerinde Davud’un Yıldızı olan yağdanlık ve kazı bölgelerinde bulunan arkeolojik eserler. Bu parçaları teşhir ettiğimiz zaman, Anadolu topraklarında bulunan Yahudi varlığının ne kadar eskiye gittiğini göstermiş oluyoruz. Bunu vurgulamak ve 500 senelik misafir algısını değiştirmek müzemiz için önemli bir görev. 1512 yılında basılmış olan Midraş Teilim kitabı. İlk matbaanın İspanya’dan Osmanlı topraklarına gelen Yahudiler tarafından kurulması basın tarihi açısından anlatılması gereken önemli bir bilgidir. Kıyafetler, karneler, madalyalar, beratlar, fotoğraflar, dini ritüel objeleri, gazeteler kısaca Türk Yahudi kültürüne dair her şeyi müzede toplamaya çalışıyoruz.

Vakıf olarak çeşitli etkinlikler ve eğitimler düzenlediğinizi biliyoruz. Bu buluşmaların amacından ve kapsamında bahseder misiniz?  Faaliyetlerinize katılmak isteyenler neler yapmalı?

Etkinliklerin esas amacı kendi kültürümüzü geniş kitlelere anlatabilmek ve tanıtabilmek.  Aynı zamanda, bu coğrafyaya ait olan bu kültürün kamu tarafında daha çok farkına varılmasını sağlamak. Faaliyetlerimize katılmak isteyenler internet sitemiz üzerinden duyurularımızı yayımladığımız   e-bültene kaydolarak faaliyetlerimizden haberdar olabilirler. Ayrıca yer aldığımız tüm sosyal medya platformlarında da faaliyetimizin duyurularını yapıyoruz.

COVID-19 salgını birçok alışkanlığımızın değişmesine neden oldu. Bu değişimlerden birisi de sanat ile olan ilişkimizin fiziksel ortamdan sanal ortama taşınması. Pandemi döneminde birçok ulusal ve uluslararası müze sanal ziyarete açıldı. Sizce bu durum uzun dönemde müze kültürünü nasıl etkileyecek?

Müzeler ziyaretçi açısından yoğun olmayı severler. Pandemi döneminde çok şey öğrendik. Bu dönemde ziyaretçilerin ilgisini canlı tutabilmek için, çevrimiçi atölyeler, film galaları, sunumlar, anlatımlar gerçekleştirdik ve fark ettik ki dünyanın pek çok farklı ülkesinden kişiler etkinliklerimize katılıyor. Bu durum da müzenin sanal olarak gezi ihtiyacını daha çok ortaya çıkardı. Uzun dönemde müzeler cazibe merkezi olmaya devam edecek. Bir objenin aslını görmek, müzenin havasını solumak… Müzeler, kültür-sanat için ihtiyaç olacak mekanlar olmaya devam edecekler.

Hibe desteğimizle Online Müze projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Dijital platformlar her geçen gün yaşamımızın daha da vazgeçilmez bir parçası oluyor. Online Müze projesi; sınırların ortadan kalktığı, erişilebilirliğin kolaylaştığı, araştırmaların ağırlıklı olarak çevrimiçi yapılabildiği bu çağda müzemizin görünür ve ulaşılabilir olması imkanını sunuyor. Aynı zamanda, istenen kadar ve isteyene yönelik nokta atışı bilgiye ulaşmanın tek tıkla gerçekleşebildiği bir olanak yaratıyor. Online Müze projesi ile müze ziyaretçileri; mekâna gitmeden, mekân ve içerik hakkında bilgi edinebilecek hatta mümkünse iletişim kurulabilecek bir platforma ulaşacak.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar) sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer STK’lar arasında görünür kılmayı amaçlıyor.  Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Sivil Sayfalar, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; 2022 yılında sivil toplumun gündemi, hızla değişen gündemin sivil topluma etkileri, sivil toplum haberciliğinin yaygınlaştırılmasının önemi, dijital habercilik yapan platformlar için var olan kaynak fırsatları ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Sivil toplum haberciliği yapan bir kurum olarak 2022 yılında sivil toplum gündeminde hangi konuların ön plana çıkmasını bekliyorsunuz?

Küresel, ulusal ve yerel düzeydeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler kaçınılmaz olarak sivil toplumu doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkiyor. Bu çerçevede 2022 yılında, sivil alanın gündeminde: Türkiye özelinde, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı hükümler içeren, sivil alanı doğrudan etkileyen mevzuat hükümleri, daralan sivil alanda yeni-özgün savunuculuk yöntemleri, demokratik sisteme sivil toplumun sunabileceği katkıya dair çözüm önerileri, mülteci karşıtı eğilim, ekonomik kriz ve pandeminin sivil alan üzerindeki etkileri, iklim krizi ve artan afetlere karşı sivil toplumda farklı alan ve uzmanlıklara disiplinler arası işbirlikleri gibi başlıkların öne çıkmasını bekliyoruz.

Ayrıca, Z kuşağının ve gençlerin sivil alana daha çok katılımını mümkün kılacak şekilde sivil toplumda kurumsal-tüzel yapılar yerine yeni tür sivil örgütlenmeler konusunun da gündemde olmasını umuyoruz.

Türkiye’de hızla değişen gündem sivil toplumu nasıl etkiliyor? Farklı alanlarda uzmanlığa sahip sivil toplum kuruluşları bu yoğun gündemde seslerini duyurabiliyorlar mı? 

Türkiye’nin bazen gün içinde ve hatta saatler içinde değişen yoğun gündemi, sivil toplumu olumsuz etkiliyor. Son yıllarda “sivil alanın daraldığına” dair dilimize pelesenk olan tespit, Türkiye’de değişen siyasi iklim, sivil topluma elverişli bir demokratik ortamın varlığı ile doğrudan bağlantılı. Demokratik bir sistemin vazgeçilmez unsurları olan sivil toplum örgütleri (STÖ), son yıllarda artan kutuplaşma ve siyasi baskılara karşın varlığını sürdürme gayreti içinde.

Özellikle hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarından (STK) kadın ve LGBTİ+ hakları, insan hakları ve çevre alanındakilerin çok daha zor koşullarda faaliyetlerini sürdürdükleri; OHAL süreci ve ardından gelen pandeminin, sivil alanı daha da kısıtladığını gözlemiyoruz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, özellikle kadın ve insan hakları alanında çalışan STK’ların, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü daraltan mevzuat ve uygulamaların yoğunlaştığı ortamda, çalışmalarını dirayetle sürdürdüğünü göz ardı edemeyiz.

Sivil toplumda yaşanan bu sorunların ve STK’ların yürüttüğü başarılı çalışmaların kamuoyuna yeterince yansıdığını söylemek güç. Türkiye kamuoyunun sivil topluma katılım seviyesi, gelişmiş demokrasilere kıyasla düşük. Buna koşut olarak, sivil topluma ve STK’ların varlığına ve önemine dair farkındalık seviyesi de düşük. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar da toplumun STK’ların yaptığı faaliyetlerden sınırlı seviyede haberdar olduğunu ve sivil topluma da sınırlı seviyede katılım gösterildiğini ortaya koyuyor. Bu durumun siyasi ve toplumsal sebepleri var.  Tüm bu sebeplerle, farklı uzmanlıklara sahip olan STK’ların Türkiye’nin yoğun, değişken ve “acil” öncelikli gündeminde yer bulabilmesi, yer bulabildiğinde de beklenilen etkiyi yaratabilmesi oldukça güç görünüyor. 

2021 yılında Türkiye’nin çeşitli illerinde sivil toplum haberciliği eğitimleri düzenlediniz. Bu eğitimlerin amacından bahsedebilir misiniz? Sivil toplum haberciliğinin yaygınlaşmasının sivil alana ve basın dünyasına nasıl katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

2021 yılının Eylül ayında Türkiye’nin farklı bölgelerinden 6 kentte (Trabzon, Samsun, Gaziantep, Van, Konya ve Çanakkale) sivil toplum haberciliği eğitimleri düzenledik. Hak temelli habercilik anlayışı ile şekillenen eğitimlerimize, söz konusu kentlerde farklı uzmanlık alanlarına sahip olan STK’ların temsilcileri ile yerel gazeteciler katılım gösterdi.

Eğitimler ile sivil toplumun ilgi alanına giren sosyal konularda habercilik yapmak ve içerik üretebilmek için gösterilmesi gereken hassasiyetlerin ve yerel düzeyde STK’ların kendi faaliyetlerini yerel ve ulusal medyaya ulaştırmak amacıyla içerik üretirken dikkate almaları gereken etik değerler ve  prensiplerin (Cinsiyetçi dil kullanılmaması, çocuk hakları odaklı haber yazımı, vb.) neler olduğunu göstermeyi hedefledik. Bu hedef doğrultusunda, STK’ların yürüttükleri faaliyetleri basın bültenine çevirirken ve haber metni hale getirirken kullanabilecekleri pratik yöntemleri göstedik.  Aynı zamanda, eğitim içeriklerini hazırlarken teori ve uygulamanın birlikte olduğu bir sistem oluşturduk. Ayrıca eğitimlerden sonra, katılımcıların kendi yerellerinde hazırladıkları içeriklere Sivil Sayfalar internet sitesinde yer verdik. Eğitimlerin sonrasında da katılımcılar ve eğitimlere dahil olan STK’lar ile temasımızı ve işbirliği olanaklarımızı canlı tutmaya özen gösteriyoruz.

Sivil Sayfalar olarak Türkiye’de sivil toplum haberciliğinin yaygınlaşmasının; hem sivil alana dair bilgi, farkındalık sağlamada hem STK’lara destek ile katılımın artmasında önemli rol oynayacağına hem de medyada hak temelli haberciliğin gelişmesine büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bu hibenin sağlayacağı imkanlarla hedefimiz, bundan sonraki yıllarda kurumun yapısı ve misyonuna uygun bir kaynak geliştirme stratejisi tasarlamak olacak. Bunun için kurumun hafızasının, örgütsel yapısının, vizyonunun, misyonunun ve hedeflerinin birbirini tamamlaması gerekiyor. Dolayısıyla kurumsal hafızanın, organizasyon şemasının, faaliyetlerinin, işbirliklerinin ve diğer öz kaynaklarının belirlenerek tek bir çatı altında toplanması gerekiyor. Bu hibe bize var olan kurumsal kapasitemizi tam anlamıyla resmetmemizi; imkanlarımız ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda sürdürülebilir bir yapıya ulaşmamızı sağlayacak diye umuyoruz. Kurumsal hafıza oluşturmak, sürdürülebilir bir kaynak stratejisi belirlemek ve sivil alana fayda sağlayacak eğitim, rehberlik gibi sürdürülebilir kendi kaynağını kendi yaratan programlar tasarlamak bu hibe ile ulaşmayı hedeflediğimiz çalışmalar arasında yer alıyor.

Hibe kapsamında kaynak çeşitliliğinizi arttırmayı hedefliyorsunuz. Dijital habercilik yapan platformların kaynak yaratması için ne tür fırsatlar var?

Dijital habercilik yapan platformların bağımsızlıklarını koruyarak kaynak yaratması son yıllarda “alternatif medya” alanında sıklıkla tartışılan bir başlık. Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliği gibi niş bir alanda yayın faaliyetlerini sürdürmeye ağırlıklı olarak uluslararası fon kaynakları ile devam ediyor. Dijital habercilik yapan medya organlarından biri olarak Sivil Sayfalar’ın kaynak yaratması ve bu kaynakları çeşitlendirmesine dair yapılacak bir değerlendirme, Türkiye’de hem sivil toplumun hem medyanın yapısal sorunlarının başında gelen finansal kısıtlardan ayrı düşünülemez.

Sivil Sayfalar hem bir medya organı hem de Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği çatısı altında faaliyetlerini sürdüren kurumsal bir yapı olarak her iki alanda kaynaklarını çeşitlendirmeye gayret ediyor. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası düzeyde hem yeni medya hem sivil alandaki çalışmaları yakından takip ediyor; işbirliği olanaklarını araştırıyor ve kaynaklarımızı çeşitlendirme yolunda gayretlerimizi sürdürüyoruz.

Güzel İşler’in Mart Ayı Buluşmasını Orman Yangınları Acil Destek Fonu: Neler Yaptık? Başlığıyla Gerçekleştirdik

By | Güzel İşler

Bağışçılarımıza yönelik olarak düzenlediğimiz çevrimiçi etkinlik serimiz Güzel İşler’in Mart ayı buluşmasını Orman Yangınları Acil Destek Fonu: Neler Yaptık? başlığı ile 10 Mart 2022’de gerçekleştirdik.

Temmuz 2021’de Türkiye’nin farklı illerinde yaşanan yangınlar sonrasında Turkey Mozaik FoundationActecon ve 212 işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) yangınların bölgedeki etkisini, hibe desteğimizle yapılan çalışmaları ve Fonun katkılarını konuştuğumuz etkinlikten öne çıkan başlıkları aşağıda görebilirsiniz:

Orman yangınlarında ve sonrasında neler oldu?

  • Temmuz 2021’de başlayan orman yangınları öncesinde de Türkiye yüzlerce yangına tanıklık etti ancak geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında hiçbir yangın 2021 yazında yaşananlar kadar uzun süreli olmadı. Yaşanan yangınların nedenlerini sıralarken salgın koşullarını göz ardı etmek mümkün değil. Pandemi ile beraber insanların ormanların en dip kısımlarından kamp yapmaya başlaması ve sonrasında bu bölgelerde çöplerini bırakması; orman alanları ile yerleşim yerlerinin iç içe geçmesi ve son olarak iklim değişikliği sonucunda kuraklığın fazlasıyla artması yangınların şiddetlenmesine neden oldu.
  • Yangınlar sırasında ve sonrasında karşılaşılan en önemli sıkıntılardan birisi bilgi kirliliği oldu.“Yangında neler yapılmalı?”, “Yangın sonrasında neler yapılmalı?”, “Yanan yeşil alanlar yapılaşmaya açılır mı?” gibi sorular çerçevesinde çok fazla yanlış bilgi üretildi. Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM), yangın sırasında ve sonrasında yayılan yanlış bilgiyi önlemek ve gerekli bilgilendirmeleri yapmak amacıyla bir internet sitesi üzerinde çalışılıyor. “Yangınlar ile ilgili doğru bilinen yanlışlar”, “Yangın noktalarında hangi bitki ve hayvan türleri zarar gördü?”, “Yangınlar sonrası Orman Genel Müdürlüğü ve ilgili bakanlıklar hangi faaliyetleri yürütüyor?” gibi soruların cevapları bu internet sitesinde yer alacak. Aynı zamanda; yangın alanlarının ilerleyen dönemlerde hangi amaç doğrultusunda kullanıldığının takip edilmesi ve bunlara dair güncel bilgilerin internet sitesinde paylaşılması amaçlanıyor.  Ayrıca, son yıllarda sıklıkla kullanılan vatandaş bilimi yöntemi ile yangınların olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşlarla beraber izleme çalışması yaparak 2022 yazında yangın bölgelerindeki hangi bitki türlerinin, kuşların yeniden görülmeye başlandığına dair izleme çalışması yapacak. Böylece hem yangına dair genel bir çerçeve hem de yangın sonrasında bölgedeki genel duruma dair bilgi verilecek.
  • Orman yangınlarının önümüzdeki yıllarda daha sık yaşanması, şiddetlenmesi ve daha ciddi tahribata sebep olması bekleniyor. Bu nedenle, orman yangınları ile ilgili bilgi kirliliğini önlemek ve bu amaç doğrultusunda çalışmalar yürütmek önem kazanıyor. Bu bilgilendirme çalışmaları ile beraber yerelde de faaliyetlere devam etmek, yangınların doğa için doğal süreçler olduğu ve bu doğal süreçlerin sonunda kendini nasıl yenileyebildiği hakkında doğrudan bölgede yaşayan vatandaşları bilgilendirmek ve yaşananları beraber gözlemlemek farkındalık oluşturmak için gerekli hale gelecektir.

Orman yangınları doğal hayatı nasıl etkiledi, geri dönüş mümkün mü?

  • Türkiye doğasının ve ekosisteminin korunması amacıyla çalışmalar yürüten NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği (NATURA), yangınlar sırasında ve sonrasında yaban hayatın nasıl etkilendiğini, evcil kedilerin atası olan ve bölgede yaşayan ender türlerden olan yaban kedisi, karakulak kedisi ve yaban hayatı unsurlarından karasal olanların hangi bölgeye geçtiklerini ve ekosistem içerisinde ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini gözlemlemek amacıyla çalışmalar yapıyor. Yaşanan yangın sonucunda habitatları tamamen yok olan yaban kedileri, karakulak gibi yırtıcı canlılar ekosisteminin işlevinin bütüncül bir şekilde devam ettiğini gösteren türler olarak kabul ediliyor. Besin zincirinin en tepesinde yer alan bu türlerin varlığı ekosistemin alt basamaklarındakilerin varlığının floraya kadar sağlıklı bir şekilde sürdürdüğünün göstergesi olarak da kabul ediliyor. Yangın sonrasında yaban kedilerinin ve karakulakların izini süren NATURA, yaban kedilerin izine henüz rastlanamazken karakulakların çevre bölgede olduğunu tespit etti.

Orman yangınları bölgedeki kadınları nasıl etkiledi?

  • Orman yangınlarının en fazla etkilediği gruplardan biri de bölgede yaşayan kadınlar oldu. Yangından etkilenen bölgelerde yaşayan kadınların yangınlar sırasında neler yaşadığını birebir onlardan dinleyen Emek Benim Kadın Derneği(EMEK BENİM), gerekli desteği sağlamak amacıyla kadınlarla hem yangınlar sırasında hem sonrasında bir araya geldi. Milas-Kenarköy’de 2 köyde faaliyet yürüten dernek; bahçelerini, meyve ağaçlarını kaybeden kadınlara meyve fidanları ve çeşitli tohum türleri dağıtarak bölgede yaşayan kadınların yeniden gelir kaynaklarına erişmelerini sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor.

Orman yangınları bölgedeki geçim kaynaklarını nasıl etkiledi?

  • Bölgede yaşayanlar orman yangınları nedeniyle gelir kaynaklarını büyük oranda kaybetti. Yangından etkilenen kişilerin büyük bir çoğunluğu yangınlar öncesinde ek gelir elde etmek amacıyla tarım, çiçekçilik, hayvancılık, mobilya atölyesi gibi işler yapıyordu. Tarımla uğraşanlar seralarını, küçük baş hayvancılıkla uğraşanlar hayvanlarını kaybetti. Çam balı üretiminde önemli kaynaklardan birisi olan çam ormanlarının yangınlar sırasında yok olması geçimini balcılık ile sağlayan köylülerin gelir kaynaklarını kaybetmelerine neden oldu.  Yaşanan orman yangınları sırasında Adana, Antalya ve Mersin bölgelerinde faaliyet yürüten Hayata Destek Derneği, bu bölgelerde yaşayan vatandaşların geçim kaynaklarına yeniden erişimini sağlamak amacıyla ihtiyaç sahibi ailelere nakit para desteği sağladı.
  • Orman yangınları, deprem gibi afetlerde en sık karşılaşılan yardım türü kıyafet destekleri oluyor. Bu da afet bölgelerinde kıyafet ve diğer ayni yardımlardan yığınlar oluşmasına neden oluyor. Yardımların sıklığına rağmen çoğu zaman bu yardımlar doğru yerlere ulaşmıyor. Bu nedenle, yardımların bölgenin ihtiyaçlarına uygun ve koordineli bir şekilde yapılması önem kazanıyor. Bununla birlikte, tohum, hayvan yemi gibi geçim kaynaklarının devamlılığını sağlayacak yardımlar da geçim kaynaklarına erişimi kolaylaştırmak açısından fayda sağlıyor.

Orman yangınları ekolojik okuryazarlık konusunda bize neler gösterdi?

  • Türkiye toplumunun %75’i iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu kabul ediyor. %66’sı ise kendini iklim değişikliği konusunda endişeli hissediyor. Muğla ve Antalya’da saha ziyaretleri yürüten Yuva Derneği, yaptığı görüşmelerde yangın sırasında neler yapılabileceği ile ilgili bilgi eksikliği olduğunu tespit etti. Bu nedenle de Orman Genel Müdürlüğü ortaklığı ile yürütülen İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitim projesi kapsamında sıklıkla yangın yaşanan bölgelerdeki muhtarlarla, imamlarla, öğretmenlerle ilkim okuryazarlığını konuşmak, iklim değişikliğini anlatmak, karar alıcılardan doğru zamanda doğru taleplerin nasıl iletebileceğini konuşmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Böylece, bu konuda endişeli olan kesimleri aktif yurttaş olmaya yönlendirmeyi amaçlıyor. Muhtarlarla beraber köy kahvelerinde gerçekleşen sohbetler ile insanları endişelendirmeden harekete geçmelerini sağlayacak şekilde iklim okuryazarı sayısını arttırmayı amaçlıyor.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Köy Öğretmenleri El Ele Projesine Başladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan KODA, sağladığımız hibe desteği ile Köy Öğretmenleri El Ele projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek mesleğe yeni başlayan köy öğretmenlerinin deneyimli köy öğretmenleri tarafından birebir görüşmeler ve eğitimlerle desteklenmesini sağlayacak. Bu amaç doğrultusunda, 26 mentor öğretmen mesleğe yeni başlayan 64 meslektaşının kişisel ve mesleki olarak güçlenmesine katkı sağlayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği İletişim ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Menekşe Canatan ve Araştırma ve Proje Geliştirme Uzmanı Dilara Avdagiç ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; köy okullarında okumanın öğrencilere sunduğu fırsatlar, yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarının değişen ihtiyaçları, Destekle Değiştir etkinliğindeki deneyimleri ve Köy Öğretmenleri El eEe projesi hakkında konuştuk.

Vakfımızı takip edenler KODA’nın çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?

KODA olarak 2016 yılından bu yana köylerde eğitimin niteliğini sürdürülebilir biçimde artırmak için çalışan bir derneğiz. Dünya Bankası’nın 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de bir çocuğun nitelikli eği̇tim alabilmesi gelir farkından sonra kentte ya da kırda doğmasına bağlı olarak şekilleniyor. Bizler köylerdeki çocukların kendilerini gerçekleştirebilecekleri, kendi potansiyellerine ulaşabilecekleri, sadece akademik değil bütünsel gelişimi önceliklendiren bir eği̇ti̇m almalarını sağlamak için çalışıyoruz. Köyde eği̇tim deyince yola çıkış noktamız köy öğretmenlerini güçlendirmek oldu. Şehirde doğmuş, şehirde büyümüş ve şehirdeki bir üniversitede okumuş bir öğretmen adayı olarak bir anda Harran’ın bir köyüne atandığınızı düşünün. Hem okulda köyde öğretmenliğe dair uygulamalı bir eği̇tim almadan mezun oluyorsunuz hem de müfredat dahil elinizdeki çoğu materyal kentte öğretime yönelik oluyor. Öte yandan nüfus dağılımından dolayı köy okullarında çoğunlukla bir ya da iki öğretmen oluyor. Bu da hem mesleki olarak paylaşımda bulunabileceğiniz birilerine erişmenizi zorlaştırıyor hem de ciddi bir sosyal izolasyonla başbaşa kalıyorsunuz. KODA’da bu sorunun çözümüne yönelik olarak Öğretmen Toplulukları Programımız bulunuyor. Köy öğretmenlerini düzenli olarak bir araya getiriyor ve mesleki olarak birbirlerinden öğrenebilecekleri bir alan açıyoruz, bir yandan da ihtiyaç duydukları konulara dair uzman eğitmenlerden eğitimler almalarını sağlıyoruz. Şu anda Türkiye’nin farklı kırsal bölgelerini kapsayan 16 tane topluluğumuz var.

Öğretmenlerin mezun olmadan önce köyde öğretmenlik süreçlerine hazır olabilmeleri için üniversiteler ile işbirliği halinde yürüttüğümüz, öğretmen adaylarına yönelik olan Köye İlk Adım Programımız bulunuyor.

Köyde eğitimi bütünsel olarak güçlendirmek için yereldeki aktörleri de sürece dahil etmenin önemli olduğunu biliyoruz. Köy muhtarları, köylerdeki gençler gibi yerel paydaşları sürece dahil etmeye yönelik çalışmalar da yürütüyoruz. Bir yandan da yerel ihtiyaçlara cevap veren eği̇tim materyalleri ve ders içerikleri geliştirmek stratejimizde önemli bir yer tutuyor.

Türkiye’de köy okulları genellikle eksikler ve imkansızlıklar üzerinden anılıyor. Oysa, KODA olarak köy okullarında okumanın öğrenciler için birçok fırsat sunduğunu söylüyorsunuz. Bu fırsatlardan ve bu fırsatların ortaya çıkmasında öğretmenlerin oynadığı rolden bahseder misiniz?

Köylerdeki fiziksel yoksunlukları görmezden gelmeden köy okullarında var olan fırsatlara odaklandığımızda hayalimizdeki eği̇tim için büyük bir potansiyel bulunuyor. Sınıf mevcudunun azlığı, öğretmenin daha kolay inisiyatif alabilmesi, okulların doğa ile iç içe olması, öğretmenin çocukları tüm çevresi ile birlikte bir tanıyabilmesi bu fırsatlardan bazıları. Köylerde görev alan öğretmenleri bu fırsatları değerlendirebilecek şekilde güçlendirdiğimizde ve bütünsel eğitim süreçlerine uygun araçlar ile desteklediğimizde köyde nitelikli eğitime dair değişimi başlatabiliriz. Yereldeki ihtiyaçlar çok değişken ve farklı olduğundan köy öğretmenlerinin özellikle sorun tespiti, yaratıcı çözümler ve sorumlu karar verme gibi konularda kişisel olarak gelişmelerine olanak sağlamak gerekiyor. Aynı zamanda yerele özgü sorunlar karşısında öğretim, yöntem ve tekniklerini geliştirebilmeleri için öğretmenlerin mesleki kapasitelerinin artırılması da önemli konulardan biri. Köyde bir öğretmenden çok daha fazlası olan köy öğretmenlerini okul-aile ilişkileri, yerel yöneticiler ile ilişkiler gibi konularda da destekleyerek kırsalın koşullarına hazır hale gelebilmeleri için üniversite eğitimlerinden başlayarak uygulamalı çalışmalar yapmaları da köyde eğitimin niteliğine dair önemli bir yatırım.

Uzun bir aradan sonra Eylül 2021’de Türkiye genelinde yüz yüze eğitim yeniden başladı. Bu geçiş süreci köy okullarında nasıl gerçekleşti? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 Eylül ayında yüz yüze eğitimin başlamasını öğretmenler büyük bir heyecanla bekledi. Aslında pandemi döneminde de birçok öğretmen sağlık tedbirlerini alarak köydeki öğrencilerinin yanına gitmeye ve uzaktan da olsa ödev ve oyunlaştırma ile destek olmaya devam etti. Okulların açılmasıyla da öğretmen ve öğrenciler için okula hızlı bir adaptasyon süreci yaşandı.

KODA olarak bizler için de yüz yüze faaliyetlere dönmek büyük bir heyecan kaynağı oldu. Pandemi döneminde çevrimiçi faaliyetlerimize devam etmenin getirdiği avantajlar oldu (Örneğin; farklı bölgelerden öğretmenlere ulaşma, daha fazla öğretmene ulaşma, vb.). Buradaki öğrenimlerimizi Türkiye genelinden öğretmenlere ulaştırmanın bir fırsatı ve yöntemi olarak görüyoruz. Bu nedenle de KODA olarak bu faaliyet dönemimizde de çevrimiçi buluşmalarımızı sürdürerek yine kırsalda görev yapan öğretmenlerden gelen ihtiyaçlara göre içeriklerimizi revize etmeye ve güncel tutmaya devam ediyoruz.

Ancak yüz yüze faaliyetlerle yeniden sahada öğretmenlerle bir araya gelmenin de avantajlarını yadırgamamak gerekiyor. Bizler de aslında bu iki yöntemi birleştirerek 2021-2022 faaliyet döneminde Öğretmen Toplulukları Programımız dahilinde hem çevrimiçi hem de yerel 16 toplulukla çalışıyoruz.  16 topluluğumuz kurulup, katılımcı öğretmenlerimiz kendi yerel bölgelerinde bir araya gelmeye başladıklarında gördük ki öğretmenlerin birbirlerinden alıp verebileceği, birbirlerine katabileceği çok şey var. Birbirlerini duymak, ortak sorunlardan geçtiklerine şahit olmak ve bir de üzerine sorunlara birlikte çözüm düşünmenin katkısının yüz yüze eğitime geçişte ve hatta kırsal eğitimin niteliğini iyileştirmede çok büyük bir ihtiyacı karşıladığını görüyoruz.

Öğretmenlerin yanı sıra, Eylül ayından beri süregelen dönemde gönüllü faaliyetlerimiz kapsamında okulların ve ailelerin ihtiyaçlarını tespit etmek adına odak grup görüşmeleri gerçekleştirdik ve bir grup gönüllü öğretmen ile ebeveynlerin eğitime dair değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında nasıl destek olabileceğimizi tasarlıyoruz.

Tüm bahsettiğimiz faaliyetler ile aslında çocuğun ve eğitim yolculuğunda ona eşlik eden yetişkinlerin ihtiyaçlarını temele alarak çalışmalarımıza güçlenerek devam etmeyi hedefliyoruz.

2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alarak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatına sahip oldunuz. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil toplumun gücüne ve değişime inanan bir toplulukla bir araya gelmek bizler için eşsiz bir deneyimdi. Türkiye’de kırsalda eği̇ti̇m meselesi çoğunlukla büyük ve çözülemez bir sorun olarak algılanabiliyor. Oysa biz KODA’da köyde eğitimi sistematik biçimde güçlendirmek için çocuğun etrafındaki yetişkileri güçlendirme ve yerele özgü içerikler üretme odağındaki stratejimizle bir çok çalışma yürütüyoruz. Tüm faaliyetlerimizi izleme değerlendirme çalışmaları ile destekleyip her yıl gereken revizyonları yaparak yaygınlaştırma sürecimizi sürdürüyoruz. Bizlere Destekle Değiştir katılımcıları gibi değişimin gücüne inanan bir topluluğa sesimizi duyuruma ve çalışmalarımızı paylaşma fırsatını verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Özellikle son zamanlarda Türkiye’de neredeyse hergün bir acil gündem meselesi oluyor. Bu acil meselelerin birçoğu aslında geçmişte önleyici çözümler ve sistematik dönüşümler sağlamadığımız konulardan oluşuyor. Kırsalda eği̇ti̇m meselesi de her ne kadar bugünün “acil” meselesi gibi görünmese de aslında geleceğin en kritik konularından biri. Geleceğimizden vazgeçmeyerek bugünden kırsalda eğitimin niteliğine yatırım yapmanın, kırsal bölgelerdeki çocukların önce kendilerine sonra da topluma değer katacak bireyler olarak yetişebilecekleri bir eğitim alabilmelerinin önemini paylaşmak bizler için çok önemli. Verdikleri katkı ile KODA’ya ve KODA’nın kırsalda eğitime dair attığı adımlara inandığını gösteren tüm Destekle Değiştir katılımcılarına da bu vesile ile bir kez daha çok teşekkür ederiz. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine devam edebilmeleri için aldıkları desteğin boyutunun yanında sürekliliği de çok kritik bir konu. Umarız Destekle Değiştir katılımcıları ile köyde daha iyi eği̇ti̇m için çıktığımız yolculuğumuzda birlikte olmaya devam edebiliriz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Köy Öğretmenleri El Ele projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Köy Öğretmenleri El Ele, mesleğin ilk yıllarında olan köy öğretmenlerinin, köy öğretmenliği alanında deneyimli rehberler tarafından birebirde çalışarak güçlendirilmelerini amaçlayan bir program. Mesleğe yeni başlayan köy öğretmenleri için mesleklerinin ilk üç yılı hayatlarında büyük önem taşır. Okula ilk adımlarını attıklarında onları heyecanlı koca bir sınıf dolusu öğrenci, okul kadrosu, aileler, kitaplar ve bir müfredat bekler. Öğretmen öğrencilerle çalışırken bir fark yaratabilme arzusu içerisinde hem müfredata odaklanır hem de sınıfta disipline enerji harcar. Bu iş yükünde, kendini yıllarca köyde geliştirme fırsatı edinmiş öğretmenlerden birebir destek alan öğretmenler ise; kırsalın şartlarına uygun şekilde problemleri çözebilir ve alternatif öğretim stratejilerini öğrenebilir. Meslekte en az 8 yıldır emek vermiş öğretmenler (rehber öğretmenler), bu geçen sürede edindikleri bilgi ve becerileri aktarırken en büyük hayallerini de gerçekleştiriyorlar: Başka bir öğretmenin gelişimine destek olmak. Rehber öğretmenler, meslekte yeni olan köy öğretmenlerini samimiyetle dinleyip, kendi deneyimlerini paylaşırken aslında onlara bir rol model, bir yol arkadaşı oluyor. Bu yolculukta, rehber öğretmenler de kendi iletişim ve liderlik becerilerini geliştirir. Bu sayede köylerimizde öğretmen açığı azalırken, verimli ve motivasyonu yüksek öğretmen ve öğrenciler ile etkili bir eğitim deneyimine kavuşabiliriz. Bu programdaki amacımız; göreve yeni başlayan ve köylerde görev yapan öğretmenlerin, deneyimli rehberler tarafından hem mesleki hem de kişisel olarak desteklenmesi ve güçlendirilmesi. Güçlenen köy öğretmeninin öğrencilerine ve onların ailelerine daha iyi destek olabileceğine inanıyoruz. Bu amaçla deneyimli, eğitimlerle kendini geliştirmiş rehber öğretmenlerle, göreve yeni başlayan köy öğretmenlerini buluşturuyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda, yol gösterici içeriklerden oluşan rehberimizi paylaşarak göreve yeni başlayan köy öğretmenleri ile deneyimli rehber öğretmenlerin en az ayda iki defa bir araya gelmesini sağlıyoruz. Programa katılan öğretmenlerimizden gelen geribildirimlerden bazılarını aşağıda paylaşmak isteriz:

“Okul içinde günlük olarak karşılaştığım sorunlar ya da ihtiyaç duyduğum her konuda ulaşabildiğim, çekinmeden aradığım biri var.” (Hatay, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yalnız olmadığımı hissetmek beni çok rahatlattı.” (Gaziantep, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni atanan bir öğretmen olduğum için sınıf yönetimi sorunum az da olsa düzene girdi. Öğrencilerin öğrenme güçlükleri nedeniyle kendimi yetersiz hissetmemin benden kaynaklanmadığını, çocukların okul öncesi eğitimi almamaları ve evde veli ilgisi olmaması olduğunu anladım ve bu düşünceden vazgeçip mücadeleme devam etme kararı aldım.” (Erzurum, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yepyeni bir yol arkadaşı edindiğim için çok mutluyum. Her konu hakkında fikir alışverişinde bulunduğum bir arkadaşım oldu.”

(Siirt, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni göreve başlayan öğretmenlerin hem heyecanına tanık olmak hem de karşılaştıkları sorunları çözmelerine yardımcı olmak güzel bir duygu. He görüşmede göreve ilk başladığım yıllara gidiyorum. Birlikte ilerlemek güzel.” (Diyarbakır, Mentor öğretmen)

“Bir köy öğretmeni öğretmenliğinin ilk yıllarında çok zorlanır. Bir yandan yönetmelikler acemilikler bir yandan sosyal şartlar. Hepimiz bu zorlukları yaşadık. Bizim yaşadığımız zorlukları daha kolay atlatsınlar biraz da olsa faydam olsun yeni atanmış öğretmen arkadaşlarımıza diye bu programın bir parçası oldum. İyi ki olmuşum çünkü bu program sayesinde bu arkadaşlarımızla buluşup yaşadığımız sorunları paylaşıyor bunları aşmalarında yardımcı oluyorum.” (Şanlıurfa, Mentor Öğretmen)

Yarınlara Uçuyoruz Projesi Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Yarınlara Uçuyoruz Projesi

18-29 yaş arası gençlerin toplumsal, ekonomik ve sosyal hayata katılımı alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Pegasus Hava Yolları’nın Sivil Toplum için Destek Vakfı yürütücülüğünde ilerleyecek olan Yarınlara Uçuyoruz Projesi,  hibe programı kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 3 STK’ya toplam 240.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

S.S. Yaren Fikri Mülkiyet Hakları ve Proje Danışmanlığı Kooperatifi (Yaren Kooperatif ): İzmir’de faaliyet yürüten Kooperatif kısa ve uzun vadede öncelikle Ege Bölgesi, daha sonra Türkiye genelinde sürdürülebilir eğitim ve kalkınma projeleri oluşturmak, eğitimdeki kültürel, sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri en aza indirerek toplumun tüm kesimlerinde sosyal dengeyi sağlayacak projeler yaratmak ve sürdürmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Kooperatif fon kapsamında sağladığımız 90.000 TL hibe desteği ile Teknolojide Gelecek Biziz: Kooperatif 4.0 projesini hayata geçirecek. İzmir, Manisa ve Aydın’da sürdürülecek olan pilot proje kapsamında üniversite gençleri ile kırsalda yaşayan gençler arasında teknolojik bilgi aktarımı yoluyla bağ kurulacak. Türkiye’nin önce gelen üniversitelerinde eğitim gören 8 öğrenci tarafından hazırlanacak Küçük İşletmeler Dijital İhtiyaç Analizi Raporu çerçevesinde kırsalda yaşayan 19-25 yaş arası 50 gence üniversite öğrencileri tarafından 3 aylık eğitim verilecek. Eğitimler sonucunda dijital anlamda güçlenen kırsal gençliğin daha katma değerli bir istihdam gücü haline dönüşmesi, akranlar arası aktarılan bilgilerin yerel kooperatifler ve küçük işletmelerde uygulaması, dijital farkındalık seviyesi artan yerel işletmelerin dijitalleşme yolu ile verimliliklerini güçlendirmesi amacıyla çalışmalar yürütülecek.

Sosyal İklim Derneği: İzmir’de faaliyet yürüten dernek, gençler arası diyalog kültürünü geliştirmek, gençlerin sosyal hayata ve sivil topluma aktif katılımını sağlamak amacıyla faaliyetlerini devam ettiriyor. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda, iklim krizi, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve gençlik hakları konularında birçok program, proje, atölye ve eğitim gerçekleştiren Sosyal İklim Derneği, doğayı merkezine alarak hak temelli çalışmalar yürütüyor. Sağladığımız 70.000 TL hibe desteği ile dernek; gençlerin iklim değişikliği ve alt başlıkları ile ilgili farkındalıklarının artması, iklim değişikliği hakkında teknik bilgi edinebilmesi, gençlerin yerel pratik ve uygulamaları oluşturma becerisinin geliştirilmesi, genç aktivistler ile kamu kurumları ve STK arasındaki iş birliği kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla Doğa için Genç Çözümler: Naturethon projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Sosyal İklim Derneği, 30’ar kişilik 2 gruptan oluşan 60 genç ile temel iklim krizi, yerel savunuculuk, yerel kampanya ve politika geliştirme, sürdürülebilir kalkınma amaçlarını yerelleştirme, proje yazma ve yönetimi eğitim ve atölyeleri gerçekleştirilecek.

Dijital Bilgi Derneği: İnternette açık lisanslı eğitim içeriği ve bilgi paylaşımını geliştirmek ve zenginleştirmek, bilişim okuryazarlığını ve dijital becerileri artırmak, bilgi ve iletişim teknolojilerine erişimdeki ve bilgi paylaşımına katılımdaki toplumsal, bölgesel ve cinsiyete bağlı eşitsizliklerle mücadele etmek amacıyla çalışmalarını yürüten Dijital Bilgi Derneği sağladığımız 80.000 TL hibe desteği ile Vikipedi’yi yazıyoruz! projesine devam edecek. Açık bilgi kültürünün yayılması ve internetteki bilgilerin sorgulanarak okunması, açık lisanslı bilgi kaynaklarına yazma becerisinin gelişmesi amacıyla devam ettirilecek olan proje kapsamında dernek, gençlerle beraber Wikipedia ve Vikisöz, Vikikaynak, Vikiveri, Vikisözlük gibi Wikipedia’nın kardeş projelerinde çalışmalar yapacak.

SPoD ile Kurumsal Hibe Desteğimiz Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği(SPOD), toplumun her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin kalkmasını amaçlayarak LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlara kalıcı ve kapsamlı çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız SPoD, bu desteği insan kaynağı, ofis kirası ve idari giderlerini bir kısmını karşılamak için kullandı.

SPoD Mali ve İdari İşlerden Sorumlu Genel Koordinatörü Melih Ateş ve Politikalardan Sorumlu Genel Koordinatörü Hatice Demir ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; 10. yaşını kutlayan SPoD’un ve çalışma alanının geçirdiği değişim, ekonomik krizin LGBTİ+’lara etkileri, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

SPoD yakın zamanda 10. yaşını kutladı. Aradan geçen zamanı değerlendirdiğinizde, çalışma alanınız ve buna paralel olarak SPoD’un yaşadığı değişime dair öne çıkan noktalardan bahsedebilir misiniz?

Toplumun her alanında yaşanan ve özelde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, baskı, sosyal dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmaya ve bütün ayrımcılık biçimlerinin ortadan kalkmasına yönelik 2011 yılından beri çalışıyoruz. Gittikçe güçlenen, çeşitlenen hareketimizin özellikle, sosyal politika, siyaset, akademi, adalete ve psikososyal desteğe erişim konularındaki, bilgi ve birikimini daha ileriye taşımayı hedef edindik. LGBTİ+’ların aktif siyaset içinde yer almasının, siyaseti LGBTİ+ kapsayıcı şekilde dönüştürmenin önemine inandık. Bu kapsamda beş siyaset okulu gerçekleştirdik.

2011, 2012 yıllarında yeni anayasa yapım sürecine LGBTİ+’ların dahil edilmesi için paneller, forumlar düzenledik, raporlar hazırladık. Siyasi partiler, milletvekilleri ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu ile görüştük. Belki taleplerimizin hayata geçirilmesini sağlayamadık ama dönemin gazetelerinde “Eşcinseller Anayasa görüşmelerini kitledi.” şeklinde somutlaşan ifadelerden de anlaşılacağı üzere, taleplerimizi gündemleştirebildik. 2014, 2015, 2019 yerel ve genel seçimlerinde kampanyalar yaptık; milletvekili ve belediye başkan adayları ile seçildikleri takdirde, LGBTİ+ dostu çalışmalar yapmaları yönünde protokoller imzaladık.

Kampanya davalar takip ettik, Türkiye’nin her yerinden çok sayıda LGBTİ+’ya ücretsiz hukuki danışmanlık verdik, avukatlarımızla LGBTİ+ alanındaki davalara ilişkin güncel bilgileri içeren yayınlar çıkardık, avukat ağları kurduk.

Akademik bilgi üretim süreçlerine dahil olduk. Araştırma temelli çalışmalar yaptık. LGBTİ+ ve kuir alanında çalışan, akademisyen ve öğrencileri buluşturan Bahar Seminerleri düzenledik; kuir edebiyat okuma grupları oluşturduk.

Sosyal hizmet uzmanı, psikolog, avukat, öğretmen gibi meslek uzmanlarına; şirketlere, belediyelere, kent konseylerine, siyasi partilere eğitimler ve atölyeler yaptık. Kapalı ve açık katılımlı etkinlik, panel, forumlar düzenledik. Aktivizm okulları yaptık. Her hafta Pazar Sohbetleri gerçekleştirdik.

2017 yılında kurduğumuz LGBTİ+ Danışma Hattı ile açılma, uyum süreci, ayrımcılık, şiddet, askerlik vb. pek çok konuda, danışmanlıklar verdik. Hafta içi her gün açık olan hattımızla sadece 2020 yılında 2085 kişiye ulaştık; akran danışmanlığının yanında özellikle hukuki ve psikolojik danışmanlıklar sağladık. Çeşitli alanlara dair araştırmalar ve danışma hattımıza gelen başvurularla, LGBTİ+’ların siyasi ve sosyal haklarını öne çıkaran savunuculuk ve lobi çalışmaları yaptık.

Öte yandan derneğimizin kurumsal yapısını güçlendirmeye; üye, çalışan, gönüllü ve danışanlarımız için erişilebilirliği artırmaya, güvenli bir alan oluşturmaya yönelik adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz. SPoD bugün 12 profesyonel çalışanı ve 120’e yakın gönüllüsüyle zor zamanlarda bir arada durmaya, Türkiye’de LGBTİ+ hakları için çalışmaya devam ediyor.

Salgın koşullarının yanı sıra yaşanan ekonomik kriz de hali hazırda kırılgan olan grupları daha savunmasız bir hale getirdi. Bu durum LGBTİ+’ları nasıl etkiledi? Birlikte çalıştığınız grupların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

LGBTİ+’lara uygulanan ayrımcılık ve pandemi süreci ile birlikte ayrımcılığa eklenen fiziksel mesafe ve yalıtım kuralları, LGBTİ+’ların sosyal yardımlara erişimini engelleyecek sorunlar yaratıyor. Pandemiden önce de var olan ayrımcılık ve damgalanma korkusu, LGBTİ+’ların herhangi bir kamu kurum ya da kuruluşuna başvurmasının önünde büyük bir engel oluşturmaya devam ediyor. Buna karşılık derneğimiz çalışmalarını birbirini besleyen 2 başlığa ayırarak sürdürüyor. Bunlarda biri savunuculuk başlığı. Her faaliyetimiz ve açıklamamız, LGBTİ+ların eşit yurttaşlığı yani temel haklardan eşit faydalanması için kamu kurumlarına yönelik taleplerimizi içeriyor. Diğeri ise hizmet başlığı ki, burada da Türkiye’nin her yerinden il ve ilçe belediyeleriyle çeşitli eğitimler düzenlemek, kamu hizmetlerinden faydalanamayan LGBTİ+ların ihtiyaçlarını saptamak, bu ihtiyaçlara uygun hizmet modelleri oluşturmak, bu tespit ve önerilerimizi yaygınlaştırmak gibi çeşitli işler yapıyoruz. Psikolojik destek, danışma hattı, ücretsiz hukuki destek, ücretsiz sosyal hizmet desteği gibi hizmetlerimiz bu kapsamda yaptığımız çalışmalardan bazıları.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 döneminde Vakfımızdan aldığınız hibe desteği ile SPoD’un kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Hibe desteğimizle yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Sivil Toplum İçin Destek Vakfı (STDV) ve Turkey Mozaik Foundation’dan aldığımız destek ile SPoD’un finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için yapılacak çalışmalara odaklandık. Altı ay boyunca; Mali İşler Sorumlusu’nun kısmi maaş ödemesi, ofis kirası, idari giderler ve mali müşavir ödemesi fon kapsamında karşılandı.

Sürdürülebilirlik konusunda Yönetim Kurulu ve ilgili çalışanlar ile çeşitli toplantılar düzenledik. Özellikle üye aidat borçlarının tahsil edilmesine dair planlamalar yaptık. Üye, aidat ve bağış yönetim sisteminde gerekli düzenlemeleri yaptık, ekip içi görev dağılımını yeniden organize ettik ve aidat borçlarının bir kısmını tahsil ettik. Bireysel ve kurumsal bağışçılara yönelik iç planlamaları organize ettik ve kurumsal iletişimi arttırdık.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Fon kapsamında SPoD’un temel giderlerinin bir kısmı karşılandı. Karşılanan ihtiyaçlar haricinde eksik kalan giderlere kaynak bulunmasına daha fazla odaklanıldı. Hak temelli çalışma yapan, özellikle LGBTİ+ alanında çalışan örgütler temel giderleri için yeteri kadar kaynak bulamamaktayken, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu, özellikle de STDV bağışçıları bir araya getirerek sivil toplum örgütlerine önemli katkı sağlıyor.

SPoD’un 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için  planlarından bahseder misiniz?

SPoD 2022’de; LGBTİ+ Danışma Hattı, Psikososyal, Hukuki ve Sosyal Hizmet destekleri, Bahar Semineri, Siyaset Okulu, Pazar Sohbetleri, Mesafesiz Sohbetler,  Akademiden Hallice Konuşmalar ve Türkçe Edebiyata Quuer (den) Bakış faaliyetlerine devam edecek. Siyasal Katılım ve HIV Çalışmaları Birimlerimiz de çalışmalarını devam ettirmekte.2022’de kaynak geliştirme çalışmalarında farklı yöntemler kullanarak öz kaynakların geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapmayı da planlıyoruz.

Tiyatro Kooperatifi, Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Tiyatro sanatının kamusal bir hizmet olduğu ön kabulüyle, sektörel sorunlara kalıcı çözümler bulmak ve özel tiyatroların sesi olmak amacıyla savunuculuk ve kapasite güçlendirme çalışmaları yapan Tiyatro Kooperatifi’ne Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladık. Hibe desteğimizle, Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini hayata geçiren Tiyatro Kooperatifi, proje kapsamında Türkiye’nin 7 bölgesinde hem ekonomik hem de sosyal açıdan sürdürülebilir ve güçlü bir sanat hayatını tesis etmek amacıyla 5 sosyal kooperatifin resmi kuruluşunu gerçekleştirmesi için stratejik danışmanlık ve kapasite gelişim desteği sağladı.

Tiyatro Kooperatifi Genel Koordinatörü Fisun Eşki ile yaptığımız röportajda; kısmi normalleşmene sonrası tiyatrolardaki değişim, Sahne 2.0, Tiyatro Kooperatifi’nin 2022 planları ve proje kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Pandemi sonrası kısmi normalleşme ile tiyatro sektöründe yaşanan değişikliklerden bahsedebilir misiniz? Bu değişiklikler ne tür ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden oldu? Tiyatro Kooperatifi olarak bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için ne tür faaliyetler yapıyorsunuz?

Kısmi normalleşme ile tiyatrolar sahnelere döndü ancak, pandemi sürecinin yarattığı hasarın telafisi için uzun yıllar gerekiyor. Birçok sahne kapandı; pek çok sahne emekçisi tiyatro faaliyetlerini bırakmak ve farklı alanlarda çalışmaya başlamak zorunda kaldı. Özel tiyatroların yıllardır süregelen ekonomik, yasal ve sosyal sorunları, bu krizle birlikte daha da derinleşti. Bu sorunların kalıcı çözümü için çalışma alanımızda köklü değişiklikler yapılması gerektiğine inanıyoruz. Buradan hareketle, Tiyatro Kooperatifi olarak özel tiyatroların çalışma koşullarının ve ihtiyaçlarının gözetildiği yeni bir yasal statü oluşturulması amacıyla araştırmalarımıza ve ilgili mercilerle düzenli görüşmelere devam ediyoruz.

Sahne 2.0, Google.org desteğiyle, Inogar Kooperatifi yürütücülüğünde ve Tiyatro Kooperatifi paydaşlığında hayata geçirildi. Sahne 2.0 fikri nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktı? Sahne 2.0’ın amacından ve sahne sanatçılarına sunduğu olanaklardan bahsedebilir misiniz?

Pek çok sektör gibi kültür-sanat alanı da pandemi krizi sebebiyle büyük yara aldı; almaya da devam ediyor. Pandeminin ilk döneminde kapanmalarla birlikte sahne sanatları faaliyetleri bir anda durdu. Ancak bu alanda çalışan bireyler ve kurumlar; dijital dünyanın sunduğu imkânlarla üretmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya devam etti. Karantina sürecinde pek çoğumuz sanatın iyileştirici ve birleştirici gücünü deneyimledik. Bu deneyim üzerinden Sahne 2.0, dijital dünyanın sahne sanatları için keşfedilmesi ve güçlendirilmesi gereken bir alan olduğu gerçeğinden hareketle tasarlandı. Projenin ana amacı, alanımızda çalışan, üreten, düşünen tüm bireylerin dijital kapasitelerini güçlendirmek ve üretimlerini dijital platformda seyirciyle buluşturmalarını sağlamak. Projenin ana eksenini alanında uzman eğitmenlerin katkılarıyla, sahne sanatlarına yönelik olarak hazırlanmış, 5 modülden oluşan çevrimiçi eğitim programı oluşturuyor. Bu eğitim programını tamamlayan ve kendi içeriklerini tasarlayan kullanıcılar, fikirlerini hayata geçirmek için İstanbul’daki Sahne 2.0 stüdyosundan ücretsiz olarak faydalanabiliyor; üretimlerini projenin YouTube kanalında seyirciyle buluşturma imkânı elde ediyor. İlgilenen herkesi, https://sahne2sifir.com/kayit/ adresini ziyaret ederek projeye ücretsiz olarak kaydolmaya davet ediyoruz.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Özel Tiyatrolar için Kooperatifleşme projesini geçtiğimiz dönemde tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Tiyatro Kooperatifi olarak özel tiyatroların Türkiye çapında bir dayanışma gücü oluşturmasını çok önemsiyoruz ve sosyal kooperatifçiliğin, sorunlarımızın çözümü için en doğru örgütlenme modeli olduğuna inanıyoruz. Buradan yola çıkarak tasarladığımız Özel Tiyatrolar için Kooperatifleşme projesi ile, bu modeli ülkemizde yaygınlaştırmayı ve tiyatro alanında çalışan bir kooperatif birliğinin kurulması için gerekli zemini hazırlamayı amaçladık. Proje kapsamında ilk aşamada Türkiye’nin farklı bölgelerindeki özel tiyatro temsilcilerine yeni nesil kooperatifçilik ile hukuki ve mali açıdan kooperatif yapılanması konularını kapsayan bir eğitim programı sunduk. Tiyatro Kooperatifi olarak İstanbul’da edindiğimiz deneyimi diğer bölgelerdeki girişimlerle paylaştık; onlara stratejik, mali ve hukuki danışmanlık sağladık. Sürecin sonunda, İç Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren Ankara Tiyatro Kooperatifi, Karadeniz Tiyatro Kooperatifi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren Ahura Tiyatro Kooperatifi, Ege Tiyatro Kooperatifi ve Akdeniz Bölge Tiyatro Kooperatifi resmi kuruluşlarını gerçekleştirdi. Şu anda da ortak hedeflerimiz doğrultusunda birlikte yol almaya devam ediyoruz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin kurumunuza ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Kültür Sanat Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Bu hibe desteği, çalışmalarımıza başladığımız Mayıs 2018’den beri hayalini kurduğumuz Türkiye Tiyatro Kooperatifleri Birliği’nin kurulması yolunda önemli bir aşama kaydetmemizi sağladı. Ayrıca, sağladığınız hibe desteği dayanışmamızı İstanbul’dan Türkiye’nin dört bir yanına taşımamıza ve ülke çapında bir ağ geliştirmemize imkân tanıdı. Proje kapsamında, 7 sosyal kooperatif ortaklaşarak temellerini oluşturduğumuz Kooperatif Birliği Girişimi, bugün 114 özel tiyatroyu temsil ediyor. Bu birliktelik, temsiliyet gücümüzü artırmamıza ve dayanışmayla üretebileceğimiz projelere katkı sunuyor, tüm çalışmalarımıza güç katıyor.  Özellikle ortak hareket etmenin önemini yeniden deneyimlediğimiz pandemi sürecinde bizim için büyük değer taşıyor. Bu vesileyle, özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi hedefimize katkı sunan Kültür Sanat Fonu bağışçılarına ve hayata geçiren paydaşlara teşekkür ederiz.

Tiyatro Kooperatifi’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

Mevcut koşullarda, özel tiyatroların ayakta kalma mücadelesi devam ediyor. Bu sebeple, Tiyatro Kooperatifi olarak bu yıl savunuculuk çalışmalarımıza öncelik vermeyi planlıyoruz. Aynı zamanda, Kooperatif Birliği Girişimi’mizi resmiyete kavuşturmayı ve örgütlenme çalışmalarımıza yeni bir boyut kazandırmayı hedefliyoruz. Bu süreçte ortağımız olan tiyatrolara ekonomik ve sosyal fayda sağlayacak projeler üretmeye, işbirlikleri geliştirmeye de devam edeceğiz.

Yeşil Düşünce Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Yeşil Düşünce Derneği, şenlikli, kolektif, katılımcı, şeffaf, sürdürülebilir, dirençli ve kendine yeten topluluklar oluşturmak anlayışı ile iklim krizini temele alarak; yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, ekolojik sürdürülebilirlik, demokrasi ve medya ile sosyal adalet alanlarında çalışmalarını yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Yeşil Düşünce Derneği, etki ölçüm kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yürütecek.

Yeşil Düşünce Derneği Proje Koordinatörü Yağız Eren Abanus ve Genel Koordinatörü Melisa Kutluğ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin faaliyetleri, yeşil politika kavramı, yeşil şehirler, Yeşil Politikalar için Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları projesi ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yeşil Düşünce Derneği Kurumsal Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yeşil Düşünce Derneği 2009 yılında yeşil düşünce ve yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla kuruldu. Derneğin temel çalışma alanları arasında ekoloji, iklim krizi, yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, sosyal politikalar, demokrasi ve medya gibi konular bulunuyor. Çalışmalarımızı ulusal ve uluslararası kampanyalar ve projelerle gerçekleştiriyoruz. Geçmiş yıllarda; iklim değişikliği, yenilenebilir enerjinin finansmanı, enerji kooperatifleri ve enerji demokrasisi, kent politikaları, dijital aktivizm gibi konulara yönelik projeler yürüttük. Güncel olarak ise kentler, cinsiyet, yeşil ekonomi, doğa hakları ve eko-kırım, eko-demokrasi gibi konular etrafında projeler yürütüyoruz. Bunların yanı sıra yeşil hareketin buluşma noktaları diyebileceğimiz Yeşil Kamp ve Yeşil Diyalog gibi yeşillerin geleneksel etkinliklerini de birkaç senedir hayata geçiriyoruz.

Yeşil politikalar nedir? Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla ne tür çalışmalar yapılıyor?

Yeşil politikalar temelde toplumsal örgütlenmemizin ve bireysel yaşamlarımızın doğa-merkezci bir dünya görüşü doğrultusunda gerçekleşmesi için oluşturulmuş araçlardır. Diğer yandan her ne kadar yeşil politikaların ilk bakışta sadece çevre ile ilgili olduğuna dair bir algı olsa da şiddetsizlik, savaş karşıtlığı, âdem-i merkeziyetçilik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel ve doğrudan demokrasi, adil paylaşım, özgür yaşam ve çoğulculuk gibi farklı hususlar da yeşil politikalar açısından en az doğa-merkezcilik kadar önemlidir. Yeşil politikaların yaygınlaşması için Türkiye’nin birçok farklı bölgesinde yürütülen doğa koruma mücadelelerinin yanı sıra demokrasi, çoğulculuk ve sosyal haklar gibi konular için gerçekleştirilen faaliyetler de Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla yürütülen faaliyetler arasında görülebilir. Diğer yandan ekolojiyle ilgili farklı sivil oluşumların gerçekleştirdiği kampanyalar, projeler, lobicilik ve aktivizm faaliyetleri, farkındalık artırma odaklı seminer benzeri etkinlikler ve kooperatifler gibi sosyal girişimlerin inşa etmeye çalıştıkları alternatif ekonomi modellerinin Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaşmasına yönelik katkıları göz ardı edilemez.

Avrupa Yeşil Vakfı (Green European Foundation-GEF) ortaklığı ile Yeşil Politikalar için Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları projesini yürütüyorsunuz. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Yeşil Politikalar için Cinsiyet çalışmaları aslında en temelde yeşil politikalar ve cinsiyet alanındaki kesişimsellik üzerine çalışarak iki alan arasında bir bağ kurmaya ve bu alanda çeşitli ağlar geliştirmeye dayanıyor. Projenin ilk senesinde, 2020 yılında feminist, kuir, Yeşil literatür ve aktivizm ile özellikle dernek ve dernek çevresi kapasite geliştirme çalışmaları kapsamında çeşitli atölyeler gerçekleştirdik. Bununla beraber hem bir video çalışması hem de uluslararası ve ulusal çapta cinsiyet çalışmaları ve ekoloji aktivizmi yapan konuşmacıların katılımı ile Harekete Geçen Kadınlar isimli bir konferans gerçekleştirdik.

Projenin ikinci senesinde ise yeşil politikanın iklim krizi, yenilenebilir enerji, adil geçiş, doğa mücadeleleri gibi tematik konularıyla cinsiyet meselelerinin kesişimselliği doğrultusunda bu alanda çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirdiğimiz toplantılar yaptık. Bu sene içinde de yine bu iki alanda aktivizm yapan, mücadele yürüten kişilerle kısa bir podcast çalışmamız oldu ve Harekete Geçen Kadınlar konferansının ikincisini gerçekleştirdik.

Yeşil Düşünce Derneği’nin temel ilkelerinden biri olan toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde cinsiyet, cinsellik, cinsel yönelim özgürlüğü ve feminizmi vurgulamaya ve aynı zamanda ekoloji, iklim krizi, doğa mücadeleleri ile ortak mücadelelerini vurgulayan çalışmalar gerçekleştirmeye devam etmeyi planlıyoruz.

Salgın süreci ile yeşil şehirlerin daha fazla konuşulur hale geldiğini gözlemliyoruz. Yeşil şehir nedir? Yeşil şehirler için öne çıkan ihtiyaçlar nelerdir? Yeşil şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla ne tür politikalar geliştirilmesi gerekiyor?

Yeşil şehirler için literatürde farklı tanımlar bulunuyor. “Tüm faaliyetlerinde enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerjiyi öne çıkaran, yeşil çözümleri yaygın olarak destekleyen, planlama sistemlerinde karma arazi kullanımı gibi uygulamalarla arazi kompaktlığını sağlayan ve yerel kalkınmasını yeşil büyüme ve eşitlik ilkelerine bağlayan bir şehir” tanımı buna bir örnek olabilir. Ayrıca yeşil politikanın büyüme fetişizmi karşısındaki duruşu, doğaya uyum ve gezegenin sınırları bağlamında yeşil şehirler; “canlı organizmalardan habitatlarına kadar tüm doğa biçimlerinin kentsel formun son derece önemli bileşenleri ve yeşil altyapının bir parçası olduğu ‘doğayla dengede’ bir şehir olmak” olarak da tanımlanabilir. Bunlara ek olarak yeşil politikanın önem atfettiği katılımcılık, çoğulculuk, özgür yaşam ve adil paylaşım gibi ilkelerin benimsenmemesi ve uygulanmaması şehirlerin yeşil olarak nitelenmesini önleyecektir. Bu bağlamda örnek olarak mültecilere ayrımcılık yapılan bir belediyenin yeşil olarak görülmesi düşünülemez. Günümüzde yeşil şehirler için öne çıkan ihtiyaçlar doğaya uyum, doğrudan demokrasinin gerçekleştirilmesi ve sosyal adalet olarak gösterilebilir. Yeşil şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için yağmur suyu hasadı gibi yeşil altyapı uygulamalarını zorunlu kılan veya teşvik eden politikalarla birlikte doğrudan demokrasiyi ve sosyal adaleti sağlayacak yerel iklim konseyleri ve topluluk destekli tarım gibi mekanizmaların da hayata geçirilmesi gerekir. Zira sürdürülebilirliğin ekolojik, ekonomik ve sosyal olmak üzere üç boyutu bulunuyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağlanan hibe ile temel olarak etki izleme alanında kendimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında; kaynak geliştirme, idari ve organizasyonel yapı, kampanyacılık, savunuculuk ve kurumlarla ilişkiler bağlamında merkezi yönetimle ilişkilerimizi geliştirmek ikincil gelişim başlıkları arasında yer alıyor. Özel olarak etki izleme açısından kendimizi geliştirmek için kurum içi bir etki izleme grubu oluşturma, eğitimler organize etme, izleme şablonları hazırlama ve veri görselleştirme örnekleri üretmek gibi çalışmalar yapmayı planlıyoruz.