Category

COVID-19 Acil Destek Fonu

Nefes Kültür Sanat Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından Gaziantep’te kurulan Nefes Kültür Sanat Derneği, çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı için imkan sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Nefes Kültür Sanat Derneği, bu hibeyi Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerini dijital ortama adapte ederek eğitimlerin devamlılığını sağlamak amacıyla kullanacak.  Nefes Kültür Sanat Derneği’nden Yammen Jazbeh ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgınının derneğin çalışmaları ile kültür sanat alanına etkilerini ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri faaliyetleri konuştuk.

Vakfımızın Kültür Sanat Fonu kapsamında hibe aldığınız Nefes Müzik Okulu projesiyle ilgili olarak Nisan ayında yaptığımız röportajda COVID-19 salgını nedeniyle çocukların müzik eğitimleri ile ilgili kazanımlarını kaybetmemesi için çalışmalarınıza dijital platformlar üzerinden devam ettiğinizi paylaşmıştınız. Nisan ayından bu yana geçen süreçte kontrollü normalleşmenin de başlamasıyla birlikte faaliyetlerinize devam etmek için neler yapıyorsunuz?

Fiziksel olarak bir arada olduğumuz dersler yerine eğitmenlerimizin canlı olarak ders verebilecekleri bir platform oluşturduk ve çalışmalarımıza kesintisiz olarak çevrimiçi eğitimlerle devam ediyoruz. Böylece, eğitimlerimizin ve projenin yakın gelecekte olabilecek olumsuz salgın koşullarında da devam edebilmesini sağladık.

Hazırladığımız bu dijital platform ile yüz yüze eğitimde olduğu gibi tüm sınıflarda eğitim alan çocuklarımıza, eğitmenleri ile birebir çalışma fırsatı yaratmış olduk. 22 Haziran tarihinden itibaren eğitmenlerimiz ve öğrencilerimizle dijitale geçiş için bir hazırlık çalışması ve bilgilendirmesi yaptık ve ardından derslere başladık. Kalan 16 dersi de gerçekleştirerek projemizde belirttiğimiz 24 dersi tamamlamayı hedefliyoruz.

Nefes Kültür Sanat Derneği olarak Gaziantep’te yürüttüğünüz çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyorsunuz. COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan önlemler beraber çalıştığınız çocukları ve gençleri ne şekilde etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi eğitimin gerekleri olan dijital araçlara ihtiyaç doğdu. COVID-19 salgını ile beraber derslerimize ara vermek durumunda kalmıştık. Bu süreçte öğrencilerimizin kazandıkları bilgileri kaybetmemeleri adına her eğitmenimiz sorumlu olduğu sınıflarla irtibat halinde kalarak öğrencilerimizin var olan bilgilerini taze tuttu. Ardından, çevrimiçi derslere ek olarak, Gaziantep Valiliği’nden almış olduğumuz bilgi ve talimatlara uygun olarak kurs alanında yüz yüze dersler vererek hedeflenen ders programlarını yeniden hayata geçirdik. Şu anda çevrimiçi ve yüz yüze derslerle eğitimlerimize devam ediyoruz.

Hem Türkiye’de hem dünyada salgının en çok etkilediği alanlardan bir tanesi de kültür sanat çalışmaları oldu. Nefes Kültür Sanat Derneği olarak çalıştığınız alanda önümüzdeki dönemde ne gibi değişiklikler olabileceğini öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde sanat çalışmalarının olmazsa olmazı olarak birebir eğitimlerin hijyen kuralları çerçevesinde devam etmesini öngörüyoruz. Ancak çevrimiçi eğitim sürecinin hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat çalışmalarında da artık yerinin yadsınamayacağı da bir gerçek. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitim karması ile gelecekte yeni bir sistem üzerinden kültür sanat çalışmalarının devam edeceğini düşünüyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe desteği ile, mevcutta bulunduğumuz kurs yeri için kira desteği sağlayarak kurs yerinin devamlılığını proje tamamlanana kadar sağlamış olduk. Ayrıca çevrimiçi eğitimlerin sürdürülebilirliği için dijital araçlara erişimin bir kısmını sağlamış olduk.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde değişikliklere neden oluyor. Nefes Kültür Sanat Derneği bu değişikliklerden etkilendi mi? Önümüzdeki dönemde hibe veren kuruluşlardan beklentileriniz neler?

Normal süreçlerde kültür sanat çalışmalarımız gönüllülük esası ile devam ediyordu. Bundan sonraki süreçte de gönüllülük esası olmazsa olmazımız. Ancak sivil toplum kuruluşlarının profesyonel bir kadro oluşturarak kültür sanat projelerinin sağlam bir altyapıyla hazırlanmasına da olanak sağlanmalı. Zira bu süreçte en çok etkilenen alan, kültür sanat alanı oldu. Gelecek nesillerin sanatla olan bağının inşası kültür sanata yapılan yatırımlar ile olacak. Sivil toplum kuruluşlarının bu profesyonel kadroyu oluşturabilmeleri için hibe veren kuruşlardan ayrıca insan kaynağı desteği almasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

İmece İnisiyatifi Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

İzmir’de faaliyet gösteren ve mülteciler arasında en dezavantajlı grup olarak kabul edilen Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapan İmece İnisiyatifi Derneği’ne COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. İmece İnisiyatifi Derneği, hibe kapsamında COVID-19 salgını ile başlayan dönemde çeşitli eşitsizlikler nedeniyle daha da kırılgan hale gelen hedef kitlelerine gıda ve hijyen malzemeleri sağlayacak ve bu alandaki çalışmaları yürütecek bir kişiyi istihdam edecek.
İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı, salgının beraber çalıştıkları topluluklara etkilerini, derneğin ürettiği ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı EnergyforEveryone’nın yaygınlaştırılması ile ilgili gelişmeleri ve hibe desteğiyle yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum İmece İnisiyatifi’nin mültecilere yönelik dağıtım çalışmalarını ve İmece Köy’deki faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Saha çalışmalarımız resmi olmayan kamplarda hijyen ve sosyal mesafe kuralları gözetilerek devam ediyor. Ancak dağıtım faaliyetlerine katılan gönüllü sayımızı en aza indirdik. İnsanları bir araya toplamadan, çadırlarında kalmalarını sağlayarak hijyen ve gıda paketlerimizin dağıtımını en hızlı şekilde yapıp sahadan ayrılıyoruz. Köyde yürüttüğümüz çocuk ve kadınlara yönelik sosyal aktiviteleri de durdurduk.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun birlikte çalıştığınız topluluklar üzerindeki etkilerinden ve ortaya çıkan ihtiyaçlardan bahseder misiniz?

Salgın öncesi iş bulmak ve karınlarını doyurmakta zorluk çeken bu topluluklar, salgın süreciyle beraber daha da ağır şartlarda yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bulabildikleri geçici ve günlük işlerle sadece ailelerinin gıda ihtiyacını karşılayabileceklerinden dolayı hijyen malzemesi ile ilgili harcama yapmaları mümkün değil. Bu sebeple dağıtımlarımızı hijyen malzemeleri üzerine yoğunlaştırdık. Yakın zamanda toplamda 67.500 adet maske dağıtımı yapmayı da planlıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mevsimlik tarım işçilerinin ve bu alanda çalışan sığınmacıların, gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını karşılamaya yoğunlaştığımız bu dönemde derneğin satın alma ve lojistik alt yapısının oluşturulması ve güçlendirilmesi oldukça önemli. Bu süreçlerin Dernekler Kanununa ve yönetmeliklere uygun yürütülmesini sağlayacak bir çalışan olmaması, olası proje ve hibe başvuruları sürecinde derneğimizi geride bırakabiliyor. Geçtiğimiz yıl Haziran ayında çok güçlü bir iş birliği olanağı bu bahsettiğimiz eksiklikler nedeniyle olumsuz sonuçlandı. İstihdam edilen arkadaşımızın hem ulusal hem de uluslararası alandaki sivil toplum kuruluşlarında çalışma deneyimi bulunuyor. Bu kişinin istihdamı İmece’yi benzer başvurular söz konusu olduğunda olumlu sonuçlara biraz daha yaklaştırmış olacak.

İmece İnisiyatifi Derneği, COVID-19 salgınının da etkisiyle önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanı için öncelikleriniz neler olacak?

Derneğimizin en iyi özelliklerinden biri değişen koşullara çabuk adapte olarak yeni problemler karşısında acil çözümler geliştirip aksiyona geçebilmesidir. İçinde bulunduğumuz süreç itibari ile çalışmalarımızda radikal ve köklü değişiklikler yapma ihtiyacı belirmedi. Birkaç seyahatimizi ertelemek, iptal etmek ya da takvimimizi güncellemek durumunda kaldık. Ancak Mart ayında İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile geçici olarak durdurulan sivil toplum kuruluşu faaliyetlerinin başlamasına izin verilip verilmeyeceği konusu belirsizliğini sürdürüyor. Bu sebeple kısıtlı bütçe ile sürdürdüğümüz Gaziantep’teki toplum merkezimizin çalışmalarına devam edip etmeyeceğine karar verebilmiş değiliz. Yılın geri kalanında da sosyal medya ve internet aracılığı ile faaliyetlerimizin bilinirliliğini artırarak yeni bağışçılara ulaşmayı ve bağış hacmimizi arttırmayı önceliklendireceğiz.

Vakfımızı takip edenler, İmece İnisiyatifi Derneği’nin Solar Age projesini ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı Energy for Everyone, EFE’yi tanıyor. Geçtiğimiz dönemde bu proje kapsamında nasıl gelişmeler oldu ve EFE’nin yaygınlaşması için gelecek dönemde neler yapmayı planlıyorsunuz?

Solar Age programı ve EFE ile ilgili pazarlama ve proje desteği kapsamında protokol imzaladığımız Almanya merkezli MOG / Managers Without Borders ile işbirliğimiz, Bosna Hersek’te göçmen ve yerel kadınların problemlerinin çözümüne katkı sağlamak için güneş enerjisi atölyesi açmak üzere NAHLA ile imzaladığımız protokole dair çalışmalar ve Gaziantep’teki toplum merkezinde sürdürdüğümüz aktiviteler salgın sebebiyle kısmen yavaşlamak ve durmak zorunda kaldı. Salgın koşullarının hafiflemesi ile birlikte bu alandaki çalışmalarımız devam edecek. İmece Köyü’nde sürdürdüğümüz atölyeler ise Ağustos itibariyle yeniden başlayacak.

İngiltere’deki gönüllülerimiz yılın başında İmece adına Refugee Solidarity Summit’e katıldılar ve burada EFE’yi tanıttılar. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gönüllülerimiz küçük gruplar halinde ve düzensiz de olsa buldukları her fırsatta EFE’nin tanıtımı için toplantılara katıldılar. Şu an yoğunlukla Almanya ve Norveç’ten gönüllülerimiz tanıtım için çalışmalar yürütüyorlar. Biz yola çıkarken bunun çok kolay olmayacağını elbette biliyorduk. Ancak salgın, bu süreci başka bir boyuta taşıdı. Yine de EFE’nin üretimi ve görünürlüğü için yılın kalanında ve önümüzdeki yıl çalışmalara yoğun biçimde devam edeceğiz.

Tarlabaşı Toplum Merkezi ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), kent yaşamına eşit katılımı desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. COVID-19 salgını sürecinde kaynak geliştirme çalışmaları aksayan TTM, sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı giderlerinin karşılanması ve bu sayede derneğin sürdürülebilirliğine katkı sağlanması amacıyla kullanacak. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nden Gökçe Baltacı ile yaptığımız röportajda merkezin çalışmalarını, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çocuk hakları izleme araştırmasını ve gelecek dönem için önceliklerini konuştuk.

Yerel düzeyde faaliyet gösteren bir kuruluş olan Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin (TTM) amacından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

TTM’nin amacını tek bir cümle ile açıklamak hep çok zor oluyor. O nedenle en başından alarak derneğin nasıl kurulduğunu, neler yaptığını ve yapmaya devam ettiğini anlatmak sanırım daha iyi olacak. TTM, kurulduğu yıl olan 2006’dan bu yana Tarlabaşı’nda yaşayan herkes için psiko-sosyal destek faaliyetleri yürütüyor ve aynı zamanda, benzer bölgeler için hak temelli bir toplum merkezi modeli örneği teşkil ediyor. TTM’nin amacı ise sosyal hayattan dışlanan, yoksulluk ve göç kaynaklı çeşitli yoksunluklarla mücadele eden Tarlabaşı bölgesi sakinlerinin güçlendirilmesi, haklarına erişiminin desteklenmesi ve Tarlabaşı’na yönelik ön yargıların azaltılması diyebiliriz. Bu amaca ulaşmayı değişime ve dönüşüme açık bir yol olarak görüyoruz. Faaliyetlerimizi hak temelli, bireylerin katılımını ve yüksek yararını gözeten toplumsal adalet perspektifi ile yürütmeye çabalıyoruz.

Yakın zamanda yaptığımız stratejik çalışmalarda ise gelecek tahayyülümüzü genel olarak tüm Tarlabaşı sakinlerinin kendilerine yeten bir topluluk olarak haklarını savunur ve kentsel imkânlara eşit şekilde erişebilir duruma gelmeleri olarak belirledik. Bunun içinse tabii eşit erişimin önündeki engelleri tespit etmek ve sonra da bu engellerin kalkması için mücadele etmek gerekiyor.

Özelde ise, aslında daha genel olarak da bilindiğimiz haliyle, çocuk çalışmaları odağında faaliyetler yürütüyoruz. Çocukların güvenli bir ortamda haklarını öğrenerek sosyal içerme, sanat ve birlikte üretme aracılığıyla barışçıl ve şiddetsiz iletişim yöntemiyle gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çocuk çalışmalarımız kapsamında yaklaşık 2 sene önce tekrar başlattığımız 3-6 yaş arası oyun grubu faaliyetleri ve 7-15 yaş arası için sanat aracılığıyla öğrenme, bedensel güçlenme ile öğrenme ve şiddetsizlik araçları ile öğrenmeyi içeren uzun ve kısa süreli çalışmalarımız var. Düzenli olarak Sanat, Sosyal Sirk, Erbane, Çok Güzel Atölye (sosyal uyum atölyesi), Fotoğraf ve Felsefe Atölyeleri yapıyoruz. Süreli olarak çok çeşitli başka atölyeler de açılıyor, bunlardan en sevdiklerimiz ise çocukların yürütücülüğündeki atölyeler! Son dönemde çocuklar Keşif ve Eğlence atölyesi kurdular, kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda planladılar ve yürüttüler.

Bahsettiğim gibi faaliyetlerimiz çocuk çalışmaları odağında yoğunlaşmış olsa da uzun yıllardır kadınlarla güçlenme çalışmaları, psikolojik destek ve ebeveyn danışmanlığı da yapıyoruz.

Tabii ki gönüllülük çalışmalarımız da var. Anlattığım çalışmaların neredeyse hepsi gönüllülerin destekleri ile yürütülüyor. Gönüllüler derneğe bir başvuru süreci ile alınıyor, sonrasında ise oryantasyon süreçleri gerçekleşiyor. Çok çeşitli eğitimlerle süreçte hep destekleniyor ve süpervizyon alıyorlar. Çocuklarla çalışmaya başlamadan önce çocuk güvenliği, çocuk katılımı ve çocuklarla toplumsal cinsiyet eğitimlerini almış ve ilgili konular da tartışma ortamında bulunabilmiş olmalarını çok önemsiyoruz. Ama gönüllülerle ilişkimiz sadece bundan ibaret değil. Gönüllülerin kendi gelişimleri için hem destek almaya hem de katkı koymaya yönelik birçok faaliyet yürütüyoruz. Film okumaları, tematik buluşmalar ve söyleşiler yapıyor; bir aradalığımızı güçlendirmeye çalışıyoruz.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini biliyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun Tarlabaşı’nda birlikte çalıştığınız gruplar üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını tüm dünyada çok da öngöremediğimiz bir hızda ve şiddette yayıldı. Tam da bu noktada hali hazırda ayrımcılığın ve eşitsizliğin yoğun olduğu bir coğrafyada, dezavantajlı grupların süreçten çok daha olumsuz şekilde etkilendiğini söylemek mümkün.

COVID-19 salgını, Tarlabaşı’nda hali hazırda haklarına erişmekte çeşitli zorluklarla karşılaşan gruplar açısından mevcut eşitsizlikleri derinleştirdi. Bunu hızlıca söylemek mümkün olsa da bu olağanüstü dönemde mahallenin bize ne söylüyor olduğu bizim için çok önemliydi. Biz de bu nedenle hem Tarlabaşı’nda hem de benzer kırılganlıkların yaşandığı İstanbul’daki farklı bölgelerdeki kurumlarla bir çocuk hakları izleme çalışması yapmaya niyetlendik. Haziran ayında çıkan raporumuzun final raporu ise Ağustos ayı ortasında yayımlanacak.

İzleme çalışması kapsamında Tarlabaşılı 41 çocuk ve 30 bakım verenle görüşmeler yaptık. Bu süreçte Tarlabaşı’nda yaşayan tüm toplulukların süreçten farklı şekillerde etkilendiğini gördük. Tabii bizim ilk baktığımız Tarlabaşılı çocuklar oldu. Bu noktada görüşülen çocukların evde kalabilen çocuklar olduğunu ve uygun koşullara bağlı olarak evde kalmanın süreçte çocuklar üzerinde ne kadar önemli etkilere sahip olduğunu vurgulamak gerekir.

Fırsat eşitsizliğinin ilk olarak çocuklar üzerinde eğitime erişim açısından görünür olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte erişim araçlarının daha güçlü olduğu çocuklarla Tarlabaşılı çocuklar arasında erişim uçurumu daha da fazla arttı. Erişim araçlarına sahiplerse bile, evin kendisinin ne kadar uygun ve güvenli olduğu ile ilgili başka bir gündemimiz daha oldu. Bildiğiniz gibi okullar Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemiyle uzaktan eğitime geçti. Bunu planlarken çocukların çok homojen bir grup olduğu ve EBA’ya eşit erişimlerinin olduğu varsayıldı; fakat tabii ki durum öyle değil. Örneğin bizim görüştüğümüz 123 çocuktan yaklaşık 30’u hiçbir şekilde internete erişemiyordu. Bu sayının daha da yüksek olmamasının sebebi ise genellikle akıllı telefonlardan internetin kullanılması ve Tarlabaşı gibi dayanışmanın sanılanın aksine güçlü olduğu gibi mahallelerde paylaşımlı internet kullanmaları olarak karşımıza çıktı. Tarlabaşı’nda yaşayan ve TTM’nin de birlikte çalıştığı Suriyeli Dom gruplar ise kimliksizlik, anadilde bilgiye erişememe ve ekonomik durumlarının çok zorlayıcı olması nedeniyle süreçten hem en çok etkilenen hem de en görünmez haldeki topluluk oldular. Çocukların Tarlabaşı’nda salgın sürecini nasıl deneyimlediklerini bu şekilde özetlemek mümkün.

Kadınlar içinse hem ekonomik hem de ev içi emek sömürüsünün arttığını belirtmek lazım. Tarlabaşı’nda yaşayan kadınlar genellikle temizlik ve midye yapımı gibi günübirlik ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar. Salgın sürecinde bu işlerin hem durmuş olması hem de ev içi yükün artmasıyla çalışma hayatından uzaklaştılar. Süreç boyunca görüşülen tüm kadınlar ev içi sorumluluklarının çok arttığından ve kendilerine vakit ayırmakta zorlandıklarından bahsettiler.

Bir diğer durum ise geniş kesimlerin en yoğun etkilendiği derinleşen yoksulluk konusu. Çoğunlukla güvencesiz ve düşük ücretle çalışan; hiçbir bireyin gelişimsel süreçlerine uygun olmayan, çok çocuklu aileler olarak tek odalı evlerde kiracı olarak yaşayan Tarlabaşılılar süreçte bir anda işsiz kaldılar, evlere kapandılar ama evde görece sağlıklı bir yaşam sürecek maddi imkanlardan yoksun kaldılar. Dolayısıyla hali hazırda özellikle kamu hizmetlerine, sağlık ve eğitim hakkına erişimde zorluk yaşarlarken, COVID-19 salgınında derinleşen yoksullukla temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Böylelikle TTM gibi mahallenin güvenli alanı olmayı amaçlayan bir yerden uzak kalmalarıyla iyi olma hallerinin desteklenmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı.

Sürecin etkilerini daha detaylı incelemek için raporumuzun infografiklerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi.pdf
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi-bakimveren.pdf

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

13 Mart itibariyle okullara ara verilmesiyle biz de merkezi kapatmak durumunda kaldık. Süreçte birlikte çalıştığımız Tarlabaşılıların hepsinin COVID-19 salgını ile ilişkili sağlıklı bilgiye ulaşabilmelerini gözeten bir politika izlemeyi çok önemsiyoruz.

COVID-19 salgınında faaliyetlerin fiziksel olarak yürütülemiyor olmasıyla birlikte kaynak geliştirme konusunda çeşitli zorluklarla karşılaştık. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’nun desteğiyle; çalışanlar ve gönüllüler için haftalık iş takibi, mahallenin ihtiyaçlarının tespiti, bağışçılar ve fon veren kurumlarla koordinasyon gibi sorumlulukları yerine getirmek üzere Genel Koordinatör maaşının bir bölümünü karşılanacak. Bu sayede de TTM’nin sürdürebilirliğine katkı sağlanacak. Böylece TTM, bu süreçte mahallede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmaya, çocuğun öncelikli yararı ilkesince faaliyetler yürütmeye ve çocukların güvenli alan ihtiyacını uzaktan kurulan bağlarla ve mekanizmalarla desteklemeye devam edecek.

COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Tarlabaşı Toplum Merkezi önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Aslında şöyle söylemek mümkün; hak temelli ve hedef grubu güçlendiren çalışmalar yapmak TTM’nin zaten varlık amacı. Fakat, COVID-19 süreci bize bir kez daha gösterdi ki bu güçlendirici çalışmaları yapabilmek için de hedef grubun temel ihtiyaçlarının dolayısıyla barınma ve sağlıklı bir ortamda yaşama hakkı üzerinden fiziksel ve ekonomik koşullarının da yerine getirilmesi çok önemli.
Yeni dönem çalışmalarımızda bu ikisi nasıl el ele yürüyebilir üzerine düşüneceğiz. Uzaktan eğitim sürecinde gördük ki hanelerde internet erişimi artık olmazsa olmaz. Bu süreçte yürüttüğümüz bir proje kapsamında 10 sayıda haneye internet erişimi sağlanması ve bu sayede TTM çalışmalarının ve uzaktan eğitimin o hanedeki çocuk ve yetişkinler için daha erişebilir olması için çaba gösterdik. Aksi takdirde çocukların erişimlerinin önünde daha da derinleşen bir hak ihlali ortaya çıkıyor.
Bu konuda bir başka örnek ise süreçteki görüşmelerde neredeyse tüm çocuklardan bir talep olarak duyduğumuz, kitap ihtiyacı oldu. Merkezin kapanmasıyla, kitaba en rahat erişebildikleri yer olan TTM kütüphanesine de erişemez oldular. Bu talep doğrultusunda çeşitli yayınevleri ile iş birliği içinde 100 sayıda haneye yaklaşık 490 adet kitap dağıtımı yaptık. Aslında bu çalışma, COVID-19 sürecinden önce TTM’nin yaptığı bir şey değildi hatta çocukların merkeze geliş gidişlerini ve ilişkilerini kuvvetlendirmesi için kitap takasını önemsiyorduk. Ama bir toplum merkezinin değişen ihtiyaçları görmesi ve buna göre yine hak temelli faaliyetler yürütebilmesini de çok önemsiyoruz.
Sürecin belirsizliği devam ediyor. TTM bu süreçte çeşitli araştırma, izleme ve savunuculuk faaliyetlerini yoğunlaştıracak. Tarlabaşılıların haklarına ve çeşitli imkanlara erişebilmesi için kamu ve sivil toplum iş birlikleri kurarak, sürecin olumsuz etkilerini azaltmayı amaçlayacağız.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerini paylaşır mısınız?
Bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri paylaşmadan kendi duruşumuzu ifade etmeyi önemli buluyoruz. Bizim bu süreçte durumu tespit etmek, görünür kılmak ve hedef grubumuzun eğitim, sağlık, bilgi ve medyaya erişimi ile barınma gibi temel haklarına erişimlerindeki ihlalleri karar vericilere ulaştırmak ve bu konuların savunuculuğunu yapmak için çalışmamız gerekiyor.
Diğer yandan da bir önceki soruda da söz ettiğimiz gibi sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda yeni stratejiler, destekler, güçlendirme çalışmalarına hedef grubun etkin katılımı için gerekli alt yapının sağlanması konusunda bağışçıların ve hibe verenlerin açık olması gerekiyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın bu noktada verdiği hızlı ve esnek destek bizim için çok kıymetliydi.
TTM öncelikle çocuklar için güvenli alan olma amacını güdüyor bir yandan da bu koşulların devamı halinde çocukların bulunduğu ev ortamını güvenli alana dönüştürmek ve bu ortamda çocuklarının haklarının yaşama geçmesi için ihtiyaçları karşılamak gerekiyor.
Eylül ayında okullar açılacak olsa da belirsizlik devam ediyor. TTM’nin fiziksel alanın küçüklüğü ve katılımcıların yoğunluğunu düşünecek olursak, bizim merkeze dönmemiz, riski azaltmak adına sürecin daha iyi gözlemlenmesini ve izlenmesini gerektirebilir. Bu gibi durumlarda, bağışçıların ve hibe veren kuruluşların her kurumu kendi koşulları ve imkanları ile değerlendirmesi çok önemli. Hepimiz için oldukça zor olan bu günleri birlikte ve dayanışma içinde atlatabileceğimize inanıyoruz.

Rengarenk Umutlar Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90’ının internete erişimin olmadığını belirtiyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink bağlantısı ile çalıştığı bölgedeki internet altyapısını güçlendirecek ve çocuklara yönelik faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden devam ettirecek. Rengarenk Umutlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ezra Elbistan ile salgın sürecinin derneğin birlikte çalıştığı çocuklar üzerindeki etkisini, bu süreçte çalışmalarına devam edebilmek için geliştirdikleri yöntemleri ve hibe ile yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen gruplardan biri de çocuklar oldu. Rengarenk Umutlar Derneği olarak, Diyarbakır’ın Sur bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların ve ailelerinin bu süreçten nasıl etkilediğine dair gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

12 Mart 2020 tarihinden beri COVID-19 salgınına karşı alınan tedbirlere uyarak bizler de tüm çalışmalarımızı evden yürütmeye başladık. Bu süreçte çocuklarla nasıl bağlantıda kalacağımıza dair kendi içimizde hızlıca bir tartışma yürüttük. Birlikte çalıştığımız 8-16 yaş aralığında yer alan çocukların salgın sürecinde içinde bulundukları ruhsal durumu, fiziki koşullarını, beklentilerini, neler hissettiklerini paylaşabilmeleri için çevrimiçi formlar hazırladık. Forma erişimi olmayan çocuklara ise telefon bağlantısı ile ulaştık.

115 çocuktan aldığımız geri dönüşler, çocukların karantina ve sokağa çıkma sınırlaması başladığında süreci anlamlandırmakta zorlandıkları ve kendilerini güvensiz, endişeli, sıkılmış ve kötü hissettikleri yönünde oldu. Bu süreçte yaşananların, yakın geçmişte güvenlik nedeniyle ilan edilen uzun süreli sokağa çıkma yasakları (2015-2016) nedeniyle çatışma sürecini anımsatması korkularını ve endişelerini beslemiş, geçmişte yaşadıkları travmayı tetiklemişti. Çocukların, salgın ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde kalmak, dışarıya çıkamamak ve okula gidememek gibi zorunlu değişimlerden olumsuz etkilendiklerini de gördük. Ayrıca çocukların büyük bir çoğunluğu salgın sürecinde eğitime devam etmek için geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemine ya erişemedikleri için ya da EBA yönteminin kendilerine uygun bir öğrenme biçimi olmadığı için takip edemediklerini ifade ettiler.

Çocuk Fonu kapsamında derneğinizle Nisan ayında yaptığımız röportajda, birlikte çalıştığınız çocukların internete erişimi kısıtlı olduğu için bu süreçte çalışmalarınızı telekonferans yöntemi ile devam ettirdiğinizden bahsetmiştiniz. Nisan ayından beri geçen süreçteki deneyimlerinizden yola çıkarak çalışmalarınızı bu yöntemle sürdürmenin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Salgın süreciyle birlikte gelişen yeni ihtiyaçlar doğrultusunda ve bu ihtiyaçlara uyumlu olacak şekilde yeni yöntem arayışlarımız oldu. Çocukların evde kalmalarını destekleyecek etkinlikler ve aynı zamanda farklı ihtiyaçlarını karşılayacak programlar oluşturduk. Hazırladığımız programlardan biri de “Telekonferans Psikososyal Destek Çalışması” oldu.

Telekonferans çalışması içinde aileler ve çocuklarla psikososyal destek atölyeleri, sanat atölyeleri, yaşam becerilerini geliştirme çalışmaları ve masal okuma gibi çeşitli faaliyetler yürüttük. Salgının başında ve telekonferans çalışmasının 3. ayının sonunda çocuklardan ve ailelerden aldığımız geri bildirimleri çok yakın bir zamanda kısa bir rapor olarak paylaşacağız. Ancak genel hatları ile çocuklara telekonferans yöntemi ile ulaşmamızın en olumlu yanı, kurduğumuz bağlantının çocukların bu süreçte kendilerini yalnız hissetmemelerine katkı sağlaması oldu. Aynı zamanda, dernek çalışmalarımızı salgına uyumlamak, bu sürecin uzun süreceğini de öngörerek çok erken harekete geçmek ve alternatiflerimizi hızlıca belirleyebilmeyi de olumlu yanlar arasında sayabiliriz.

Çalışmalarımızda en zorlandığımız nokta ise internet ve iletişim araçlarına erişim sınırlılığıydı. Çocukların bu imkanlara ve hizmetlere erişiminin olmaması bizleri de farklı arayışlara yöneltti.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın ve karantina süreci başladığından beri birçok sivil toplum örgütü (STÖ) ve inisiyatif sosyal medya araçları üzerinden çeşitli destek mekanizmaları geliştirdiler. Ancak birlikte çalıştığımız çocukların aileleri ile yaptığımız görüşmelerde maalesef %90 oranında internete ve dijital araçlara erişimlerinin olmadığı gerçeği ile karşılaştık. Mevcut koşullarda çocuklara ulaşmanın tek yolunun çoklu telefon bağlantısı telekonferans bağlantısı olması nedeniyle tüm çalışmalarımızı telekonferans yöntemine uyarladık. Ancak çocukların bizlerin sadece seslerimizi duyarak sürece adapte olmalarının eksik bir yöntem olduğunu da fark ettik. Çocuklar hem kolaylaştırıcıları hem de arkadaşlarını görmek istediklerini her telekonferans bağlantısında paylaşıyorlardı. Özellikle özlem duygularını sıkça ifade etmeye başladıklarında dernek olarak yeniden bir arayışa başladık.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan aldığımız hibe desteğiyle Sur ilçesinde yaşayan 115 çocuğun evlerinde sınırsız internet erişimi sağlamak için radyolink sistemi kurmayı amaçladık. 4 mahallenin belli bölgelerine kurulacak olan radyolink vericileri ile çocukların internete erişim sorununu çözüp yukarıda bahsettiğimiz çalışma programını çocukların katılımını artırarak daha etkili, verimli ve sağlıklı şekilde uygulayacağız.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini daha görünür hale getirmesi ve artırması da bekleniyor. Bu durumun çocuk hakları alanındaki yansımaları ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Salgından önce de çocuk haklarının gelişmesi ve korunması ile ilgili çok ciddi eksiklikler ve ihlaller vardı. Sizin de söylediğiniz gibi, salgın bu hak ihlallerini daha fazla görünür kıldı. Mevcut durum zaten çocukların ihtiyaçlarını karşılamazken salgın ile birlikte daha fazla ve çeşitli yetersizlikler oluştu. Özellikle karantina döneminde çocuklara yönelik cinsel sömürü, istismar ve şiddet vakalarında çok ciddi sayıda artış olduğunu STK’ların ve Baroların paylaştıkları raporlardan görüyoruz. Çocuk haklarının tümü açısından durum çok benzer.

Salgın döneminde ve sonrasında çocukların istismar ve ihmalden korunma hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı, eğitim hakkı, oyun hakkı, dijital fırsat eşitliği hakkı ve hizmetlere eşit erişim hakkını da içerecek şekilde tüm haklarının etkin şekilde korunması için acil önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Derneğiniz yakın zamanda düzenlediği kitlesel fonlama kampanyasını başarıyla tamamladı. Bu süreçteki deneyimlerinizden ve Rengarenk Umutlar Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerinden bahseder misiniz?

COVID-19, deprem, göç ve savaş gibi durumlarda, özetle acil destek gerektiren kriz anlarında STÖ’lerin yeni gelişen ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalar veya iş birlikleri çok kıymetli. Türkiye toplumunun acil gelişen durumlarda hızlıca dayanışma ağı kurabiliyor olduğunu COVID-19 salgınından evvel yaşanan afet veya benzeri durumlarda da gözlemledik.

Dernek olarak geliştirdiğimiz ‘’Telekonferansla Psikososyal Destek Çalışması’’ dijital fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik bir çalışma modeliydi. Bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için öncelikle ihtiyaç duyduğumuz kırtasiye malzemelerini temin etmek ve güvenli bir şekilde çocuklara ulaştırabilmek için kaynağa ihtiyacımız vardı. Tam da bu noktada yapılacak en iyi yöntem bireysel kaynakları devreye sokmak ve kampanya yaparak yeniden bir dayanışma ağı oluşturmaktı. Böylelikle bir kitlesel fonlama platformu olan Fongogo’da başlattığımız ‘Dayanışmanın Ev Hali‘ bireysel bağış kampanyası ile ihtiyaç duyduğumuz kaynağa çok hızlı bir şekilde ulaşmış olduk.

Hedef kitlenin ihtiyaç duyduğu malzemelerin temini ya da hak temelli bir çalışmanın uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynak için kitlesel fonlama çalışması artık çok önemli. Bu destek çalışması hedef kitleye ulaşamayan bağışçılar için de iyi bir yöntem. Ancak buradaki kritik mesele kampanyayı başlatan ya da yürütücülüğünü üstlenen STÖ’nün böylesi bir çalışmayı yürütebilmek için sahip olduğu iç kapasite. Nitekim yapılan çalışmanın nitelikli, verimli ve etkili olabilmesi STÖ’ nün sahip olduğu donanımla doğru orantılı.

Kriz zamanlarında STÖ’lerin kendi ihtiyaçları için destek talebinde bulunması, hedef kitlesinin yeni gelişen ihtiyaçlarını hızlıca belirlemesi ve gerekli olan kaynağa ulaşabilmesi çok önemli. Farklılaşan kaynak ihtiyaçları için fon kuruluşlarının da destek modellerini çeşitlendirmesi gerekiyor. Aynı zamanda bireysel destekçilere, ihtiyaçları net ve doğru anlatmak da oldukça önemli hale geliyor.

Son olarak STÖ’lerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için desteklerini çeşitlendiren ve alan açan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a çok teşekkür ederiz. Bu desteğin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve diğer fon veren kuruluşlara ilham vermesini umuyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Karakutu Derneği Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak amacıyla çalışan Karakutu Derneği, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı ve idari giderlerini karşılamak amacıyla kullanacak. Karakutu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Ekin Aklar ile yaptığımız röportajda salgının derneğin çalışmalarına etkisini, hibe kapsamında yapacakları çalışmaları ve gelecek dönem için planlarını konuştuk.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum Karakutu Derneği’ni nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemleri bizimle paylaşabilir misiniz?

Öncelikle tüm sahada ve alanda faydalanıcılarla çalışma yürüten tüm sivil toplum kuruluşları gibi biz de alan faaliyetlerimize ara vermek zorunda kaldık. Sokaklarda ve mekanlar üzerine kurulu olan Hafıza Yürüyüşlerimizi hem salgın hem de sokağa çıkma yasakları nedeniyle belirsiz bir tarihe kadar erteledik. Bunun yanı sıra, her ay düzenlediğimiz Adalet Arayışı Seminerlerimizi çevrimiçi yöntemlerin sunduğu fırsatlardan yararlanarak gerçekleştirmeye devam ettik. Bu süreçte seminerlerimizin konu ve içeriklerini de gündeme uygun olarak belirledik. “Salgın Günlerinde Protesto” ve “Salgınlar, Toplumsal Tıp ve Tıpta Adalet” olmak üzere iki seminer düzenledik. Çevrimiçi seminerlere katılım hayli fazla idi, bu da bizleri daha fazla kişiye ulaşabildiğimiz için ayrıca mutlu etti. Bu dönemde, sosyal medyayı daha çok kullandık, özellikle Instagram üzerinden derneğimizi daha çok kişiye tanıtmayı amaçlayan paylaşımlar yaptık. Hafıza yürüyüşleri ile yeniden keşfedilen mekanları ve mekanların tarihleri ile ilgili bilgileri sosyal medya üzerinden küçük eğlenceli oyunlar ile paylaşmaya başladık. Son olarak da evde kalma ve sokağa çıkamama halini kurumsal yapımızı geliştirmek için fırsat olarak kullanmaya çalıştık; hem üye ve gönüllülerimizle çeşitli çalışmalar gerçekleştirdik hem de iş birliği yaptığımız kurumların çevrimiçi eğitimlerine katıldık.

Avrupa Birliği tarafından desteklenen Cultural Heritage and Identities of Europe’s Future Projesi (CHIEF) kapsamında Mimar Sinan Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirdiğiniz toplumsal cinsiyet temalı Hafıza Yürüyüşleri başlattınız. Bu projenin ayrıntılarını ve bu kapsamında yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Mimar Sinan Üniversitesi’nin Avrupa Birliği tarafından desteklenen CHIEF Projesi ile iş birliğimiz kapsamında genç anlatıcılarımızla beraber toplumsal cinsiyet temalı yeni bir hafıza yürüyüşü rotası hazırladık. 2019’un Aralık ayında başlayan ve 3 ay süren bu çalışma sonucunda Mart 2020’de Sultanahmet bölgesinde toplumsal cinsiyet temalı bir Hafıza Yürüyüşü rotamız daha oldu. Yeni rotamızın hazırlık aşamasında projeye katılan genç anlatıcılarımızla kapasite geliştirme eğitimleri ve atölyeler düzenledik. Bu eğitim ve atölyelerde, anlatıcılarımız toplumsal cinsiyet, hikaye anlatıcılığı ve hikaye yazımı gibi konularda derinlemesine düşünme ve kendi anlatımlarını üretme fırsatı buldu. Bu iş birliği kapsamında hazırladığımız Sultanahmet rotasında toplumsal cinsiyet temalı ilk yürüyüşümüzü ise 7 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirdik. Bu yürüyüşe, daha önce CHIEF projesinin katılımcıları olan çeşitli liselerden öğrenciler katıldı. Hem ekibimiz hem de katılımcılar için oldukça öğretici ve keyifli bir deneyim oldu. Hafıza Yürüyüşü’ne ilk defa katılan genç katılımcılarımızdan oldukça olumlu geri dönüşler aldık.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Öncelikle böylesi bir dönemde Acil Destek Fonu’nun açılmasının, küçük ölçekli sivil toplum kuruluşlarının (STK) hayatta kalmasına destek olması açısından çok stratejik ve önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. İnsan kaynağı ve idari giderler, fon kuruluşları tarafından genellikle o STK’nın çalışmaları ile paralel belirlenen spesifik hedeflerin gerçekleşmesi karşılığında veriliyor. Bu dönemde bu faaliyetlerin gerçekleşmesinin imkansızlığı karşısında fon alabilmeyi çok değerli buluyoruz. Bu fon ile insan kaynağımızı koruyarak stratejik hedeflerimizi yeniden gözden geçiriyoruz. Hali hazırda çalışmalarımızı ve ilişkilerimizi korumayı ve geliştirmeyi hedefliyoruz. Bireysel bağışlarımızı artırmak, salgından önce de stratejik hedeflerimiz arasında yer alıyordu ve bu konuda çeşitli çalışmalar yürütüyorduk. Salgının orta ve uzun vadede mevcut bağışçılarımıza ve potansiyel bağışçılarımıza olan etkisini daha çok değerlendirdiğimiz ve tartıştığımız çalışmalar yürüteceğiz. Bu dönemde olağan genel kurulumuzu yapamadık, ertelemek durumunda kaldık. Bu süre zarfında, yönetim kuruluna aday üyeler ile mevcut üyeler arası bilgi ve deneyim aktarımlarına ağırlık vermeyi planlıyoruz. Bununla paralel olarak, derneğimizin iç işleyişini daha etkin ve etkili hale getirecek çalışmalara da odaklanacağız.

COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Karakutu Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu?

Karakutu Derneği olarak sokaklarda olmayı, hafıza mekanlarını araştırarak sokaklarda kaybolarak bulmayı, mekanı her haliyle görmeyi, fiziksel olarak hissetmeyi ve mekanın hafızasının o mekanda ya da uygun olan bir yerde anlatılıyor olmasını çok değerli buluyoruz. Bu nedenle yürüyüşlerimize devam edeceğiz. Lakin bu salgın dönemi bir kez daha teknolojinin önemini ve rolünü gözler önüne serdi; çok daha fazla kişiye daha hızlı bir şekilde erişebildiğimizi gördük. Elbette herkesin de eşit şekilde teknolojiye erişimi yok. Bu nedenle herkese farklı şekillerde ve yöntemlerle erişebileceğimiz ve faaliyetlerimizin amacına uygun yöntemler üzerine düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Karakutu Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerini paylaşır mısınız?

İçinde yaşadığımız dünyayı ve ülkemizi düşündüğümüzde bu salgının ve yarattığı kısıtlamaların çeşitli şekillerde devam edeceğini öngörmemek mümkün değil. Bu güncel gündemin yanı sıra, uzun süredir küresel ölçekte de sivil alanın daraldığına şahit oluyoruz. Sivil toplum için elverişli bir ortamın yaratılmasında sivil toplumun ve özel sektörün olduğundan daha fazla devletlerin ve hükümetlerin önemli rolü ve sorumluluğu var; ancak ne yazık ki siyasi aktörlerin sivil alanı genişletmek yerine daha fazla daraltan uygulamalarına şahit oluyoruz. Bu noktada sivil toplum olarak bağışçıların ve hibe veren kuruluşların daha çok desteğine ihtiyacımız olacak. Karşılıklı ihtiyaçların ve beklentilerin paylaşıldığı, diyalog ile ortak stratejilerin belirlendiği, sivil toplumun hayatta kalmasına ve çalışmalarını sürdürmelerine olanak sağlayan esnek fonların yaratılmasını değerli buluyoruz.

BoMoVu COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu kurumsal desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek amacıyla gerekli teknik ekipmanın alınması ve kira desteği için kullanacak. Dernek ekibiyle yaptığımız röportajda, COVID-19 salgınının derneğin çalışmalarına ve birlikte çalıştıkları gruplara etkisini, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çevrimiçi etkinlikleri ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Salgın sebebiyle evde kaldığımız dönemde beden hareketleri ve spor faaliyetlerine erişim birçok grup açısından önemli ölçüde kısıtlandı. Bu durumun BoMoVu’nun birlikte çalıştığı gruplar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Salgınla birlikte evine kapanmak zorunda kalan insanlar, toplulukla arasına mesafe koyarak aynı zamanda içine de kapandı. Ötekiyle ilişkinin de daha mesafeli hale geldiği bu zorlu süreç, bireyselleşme eğilimini artırarak farklı gruplarla kurulan bağların zayıflamasına zemin hazırladı. Aynı zamanda sadece ailesiyle vakit geçirmek zorunda kalan çocuklar da oyun arkadaşlarından uzak kalarak yalnızlaştılar. Dolayısıyla uygulanan sosyal mesafe, insanların doğrudan temas halinde, bedensel faaliyetler aracılığıyla kendilerini ifade edebildikleri aktivitelerimizi doğrudan etkiledi.

İstanbul’da bulunan iki ortaokulda haftalık olarak yürüttüğümüz basketbol ve dans aktivitelerinin yer aldığı Hareket Okulda projesi, okulların kapanmasıyla birlikte sekteye uğradı. Bu süreçte aktivite gerçekleştirdiğimiz çocuklara ulaşma konusunda sıkıntılar yaşadık. Çocukların sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı denilebilecek bölgelerde yaşaması ve kendileriyle iletişim kurmamızı kolaylaştıracak teknolojik aygıtlara ve internete doğrudan erişimlerinin kısıtlı olması başlangıçta iletişimimizin kopmasına sebep oldu. Uzaktan eğitimin çocuklar arasındaki eşitsizliği göz önüne serdiği bu süreçte, sadece bu ve benzeri projelerin bedensel faaliyetleri kısıtlanmakla kalmadı, çocuklar zaruri içeriklere ulaşmakta dahi güçlük çekti. İnternetin ve teknolojinin sağlayabildiği imkanlar var fakat bu imkanlardan uzaktaki çocukların ilk başta iletişimi sürdürmeye istekli olsalar dahi, süreç içerisinde motivasyonlarının kırıldığını duyduk. Bu minvalde çeşitli çözümler geliştirmeye çalıştık fakat sorunun çok daha yapısal olduğunu düşünüyoruz.

Hareketin Özgür programı kapsamında, İstanbul’da iki vakıfta, yerinden edilmiş ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin çocukları ile haftalık aktiviteler gerçekleştiriyorduk. Bu program içerisinde toplam 53 çocukla çalıştık ve 6 farklı fiziksel aktiviteyi (dans, basketbol, sirk sanatları, yoga, hiphop, futbol) 2,5 ay boyunca düzenli olarak gerçekleştirdik. COVID-19 salgını ile birlikte, çocuklarla fiziksel olarak bir araya gelme olanağımız olmadığı için Haziran sonuna kadar sürmesi planlanan bu aktiviteler kesintiye uğradı. Ortaklık yaptığımız vakıflarla ve mümkün olduğu durumlarda çocukların aileleri aracılığıyla çocuklarla iletişimde kalmaya çalışıp bu aktiviteleri çocukların evde kendi kendilerine yapmaları için ürettiğimiz video içeriklerini ulaştırmaya çalışsak da çocukların ekonomik ve teknolojik olanakları çok sınırlı olduğundan bu çoğu çocuk için mümkün olmadı. Bilgisayarları ya da internet erişimleri olmayan çocuklar, ev içerisinde internete erişim için kullanılabilecek tek aracı (eğer varsa ebeveynlerin akıllı telefonu) tüm kardeşleri ve ebeveynleriyle nöbetleşe kullanmak zorundaydı ve bu nedenle eğitimlerine devam etmeleri bile mümkün olmadı. Ekonomik zorluklar da yaşayan ebeveynler, çocuklarının spor ya da sanatla ilgilenmesine, zevk aldığı fiziksel aktiviteleri sürdürmesine her zaman öncelik veremediler. Çocukların sokağa çıkmaları da sınırlandırıldığından, hareketlilikleri oldukça kısıtlandı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum BoMoVu’nun çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

COVID-19 salgını döneminde, çalışmalarımız, eriştiğimiz kişilerin ihtiyaçlarının değişmesi ile ilgili şekil aldı. Gerek belirli yaş gruplarına gerek derneklere getirilen kısıtlamalarla bu kitleye birebir erişimimiz tamamen kesildi. Öncelikle devam eden projelerimizi bitirebilmek adına ne tür alternatif çalışma biçimleri olabileceğini konuştuk ve aklımıza gelen fikirleri destekleyici kurumlarımızla paylaştık. Bu kurumların eriştiği başka derneklerin de geliştirdiği yaratıcı fikirlerle aslında birbirimizi ne kadar merak ettiğimizi anladık.

Bir yandan Whatsapp ve Instagram uygulamalarını normalde eriştiğimiz kitleye ulaşmak için kullanırken bir yandan da kendi içimizdeki çalışmaları zenginleştirmeye yönelik çalışmalar yaptık. Ekip olarak bu zor dönemde birbirimizi dinleyebileceğimiz ve besleyeceğimiz haftalık buluşmalarla uzakta olan arkadaşlarla hayal gücümüzü zorladığımız proje fikirleri geliştirebildik. Ayrıca uzun zamandır yapmak istediğimiz ve yakında yayınlayacağımız kapsamlı bir kılavuzu yazmaya vakit ayırabildik. Bu kılavuzun sporu sosyal güçlenme aracı olarak kullanmak isteyen herkesin güvenli ve etkili programlar geliştirmelerine yardımcı olmasını diliyoruz.

Bunların dışında bazı projelerimiz özelinde de çözüm önerileri geliştirmeye çalıştık. Örneğin Hareket Okulda projesi çıktılarından olan Aktif Okul Kılavuzu’nda yer alan çeşitli bedensel aktiviteler, proje ortakları tarafından videolara dönüştürüldü ve çocuklarla paylaşıldı. Ayrıca sürekli hareket ihtiyacı içerisinde olan çocukların evlere kapandığı bu süreçte, aktivite yürüttüğümüz toplam 120 çocuğa içinde masa tenisi, dart, hulahoop gibi evde de hareket etmelerine destek olacak malzemelerin bulunduğu eğlence çantaları hazırlayıp yolladık.

Birçok STK gibi BoMoVu da salgın döneminde pek çok faaliyetini çevrimiçi olarak devam ettirdi. Beden hareketi ve spor faaliyetlerini çevrimiçi platformlar üzerinden yapmanın kurumunuz ve birlikte çalıştığınız hedef kitleler açısından olumlu yanları ve zorlukları neler oldu?

Fiziksel aktivitelerin bir kısmının çevrimiçi olarak sürdürülmesi, salgın öncesinde birlikte çalıştığımız kişilerle iletişimde kalmamızı ve bu kişilerin hareket pratiklerine evlerinde de devam edebilmesini sağladı. Aktivitenin içeriğine ve paylaşım yapılan dijital platforma bağlı olarak olumlu yanları ve zorlukları değişiklik gösterdi. Örneğin nstagram canlı yayını üzerinden yapılan aktiviteler, daha önce mekansal uzaklık ya da erişim zorlukları nedeniyle kendi mekanımızda aktiviteye katılamayan yeni insanlara ulaşmamıza olanak tanıdı. Fakat bu yayınlar, antrenör ya da eğitmenler için katılımcıları görememeleri ve duyamamaları nedeniyle zaman zaman zorlayıcı oldu. Bu nedenle, hem antrenörün kendini daha rahat hissetmesi için hem de aktiviteyi evinde uygulayacak kişilerin kendilerine uygun bir zamanı rahatça seçebilmeleri için bazı aktivitelere önceden kaydedilen videoların sosyal medyada paylaşımı ile devam edildi. Video konferans platformlarında yapılan aktivitelerde ise daha interaktif bir ortam sağlanabildi; fakat bu dönemde herkesin ekran karşısında çokça vakit geçirmesi ve zaman planlamasının zorlaşmış olması nedenleriyle, aynı saatte ekran başında buluşmayı gerektiren bu etkinliklere katılım çok yüksek olamadı. Katılanların içinde bulundukları mekanla yeniden ilişki kurdukları, ekrana bağlı olmadan, herkesin evde kendi kendine hareket ederken bir yandan da aynı ortamı paylaşarak bir aradalığı hissettiği pratikler gerçekleştirildi.

Salgın sürecinde çevrimiçi olarak yaptığınız Eleştirel Beden Sohbetleri isimli etkinlik serisinde ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, göçmenlik gibi konular spor ve beden hareketi çerçevesinde tartışıldı. Bu etkinlik serisinin fikri nasıl oluştu? Önümüzdeki dönemde hangi başlıklara yer vermeyi hedefliyorsunuz?

Biz, spora ve beden hareketine eleştirel bakmaya ve üzerine düşünmeye yönelik seminer ve konuşmalar düzenliyorduk. Ancak, hafta içi iş yorgunluğu ile akşam derneğe gelen kişi sayısı sınırlı oluyordu ve çok değerli konuşmacılar ağırlamamıza rağmen dinleyicisi kısıtlı kalıyordu. Salgında insanların evde olması dolayısıyla bu konuşmaları çevrimiçi ortama taşımaya karar verdik ve bu sayede çok daha fazla kişiye erişebildik. Daha önceki söyleşi formatının yerine aynı konular üzerine çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirip bir sohbet formatı geliştirdik. Böylece farklı deneyimlerin karşılıklı olarak konuşulmasına vesile olmaya çalıştık. Bunun yanı sıra hem tüm Türkiye’de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde olan kişilerin sesine kulak verme şansımız oldu. Online Seminars iş birliğiyle başladığımız Eleştirel Beden Sohbetleri serisinde spor ve hareket üzerine çalışanların ve bu alandaki aktivistlerin bir araya gelip deneyimlerini paylaştıkları çevrimiçi paylaşımlar ve etkinlikler düzenliyoruz. Bedensel farklılıklarımızdan ya da sosyal konumlarımızdan dolayı spor ve hareket alanında karşılaştığımız ayrımcı ve baskılayıcı tutumları, bunlarla mücadele yolları ararken destek bulabildiğimiz alanları, hareket pratiğimizin bizi fiziksel veya sosyal olarak nasıl güçlendirdiğini ve birbirimizin tecrübelerine dair merak ettiğimiz her şeyi bu sohbetlerde paylaşmaya gayret ediyoruz.

Şu ana kadar yaptığımız sohbetler çeşitli konulara çeşitli açılardan değiniyor. Yoga vasıtasıyla bedensel ve sosyal normları tartışmaya açmak, dans alanında kendini gösteren erk mekanizmaları, İstanbul’da yaşayan Afrikalı futbolcuların durumu, Irak Kürdistanı bölgesinde mülteci kadınların bisiklete binmesi üzerine yapılan bir projeyi, İtalya’dan ve Türkiye’den feminist basketbolu, sosyal mesafeli taşıma aracı olarak bisikleti, Fransa’da mültecileri sosyalleşmesi ve profesyonel beceri kazanmaları için spor kullanan bir derneğin çalışmaları, Ermenistan’da kadınların köyler arasında yürüyüş düzenleyerek kadın haklarını anlatması gibi konuları ele aldık. Sonrasında, bizim de uzun zamandır üzerine çalıştığımız ırkçılık konusuyla da örtüşen ve George Floyd’un katledilmesi ile trajik bir şekilde gündeme gelen ırka dayalı ayrımcılığı da ele aldığımız Türkiye’den ABD’ye ten rengi ayrımcılığı, Türkiye ve Amerikan sporunda ırkçılık konularını ele aldık. Sohbetlerimiz alternatif spor alanları yaratan kişilere yer vererek devam ediyor. Umarız yakında sporda ırkçılık üzerine başlı başına bir seri düzenleyebiliriz. Bu sohbetleri ve dernekte daha önce düzenlediğimiz konuşmaların ses kayıtlarını podcast kanalında da yayınlamaya hazırlanıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Sizden aldığımız hibe ile öncelikle uzun zamandır ihtiyacını hissettiğimiz video kamerayı alacağız. BoMoVu Derneği olarak yürüttüğümüz projelerin arşivini tutmak, yararlanıcılarımızla paylaşmak, çalışmalarımızı yaygınlaştırmak ve derneğin görünürlüğünü artırmak açısından video kamera bizler için elzem bir ihtiyaçtı. Ayrıca bundan sonraki süreçte, etkinliklerimizin video kayıtlarına ayrılan bütçeyi hizmetlere erişimi kısıtlı olan, yoksul çocuk ve gençlerin sosyal becerilerini güçlendirmek amacıyla çeşitli atölyeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Öte yandan, Sen Neredeysen Hareket Orada projemizin video çekimleri için derneğin bir odasını stüdyo haline getirdik. Söz konusu projede; COVID-19 boyunca uygulanan eve kapanma sürecinde başta yerinden edilmiş çocuklar, yaşlılar ve çeşitli kırılgan gruplar olmak üzere dezavantajlı bireylerin, evde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak için, kapsayıcılığı temel alan video ve basılı materyaller üretecek ve söz konusu insanların erişimine sunacağız. Farklı dillerde üretilecek dijital ve basılı materyalleri hedef kitlemize ulaştırarak kendi kendilerine pratik etmelerine imkan sağlayacağız.

Son olarak STDV’den aldığımız dört aylık ofis kirasının, salgın sürecinde üzerine düşündüğümüz çözüm önerilerini geliştirmemizde ve hayatın durma noktasına geldiği dönemde yaşadığımız ekonomik zorlukların bir kısmını atlatmamızda önemli bir katkısı oldu. Bunun için teşekkür ederiz.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Dezavantajlı durumdaki çocuk ve gençlerin müzik eğitimine erişimindeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanatsal bir yaşamda yer alma hakkını herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışan Barış için Müzik Vakfı’na COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibe desteğini vakfın kurumsal iletişim kapasitesini geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla kullanacak olan Barış için Müzik Vakfı Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı, Kurumsal İletişim Koordinatörü Papatya Yılmaz ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda salgın dönemindeki çevrimiçi etkinliklerini, hibe kapsamında yapacakları çalışmaları ve Vakfın bağışçılardan beklentilerini konuştuk.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 sürecinde çalışmalarını çevrimiçi ortamlara hızlı bir şekilde adapte eden sivil toplum kuruluşları arasında yer aldı. Bu süreçte vakfın eğitimlerini devam ettirmenin yanı sıra farklı kuruluşlar tarafından düzenlenen çevrimiçi etkinliklerde de yer aldınız. Dijital platformlar üzerinden yaptığınız faaliyetlerin ve katıldığınız etkinliklerin Barış İçin Müzik Vakfı’nın çalışmalarına ne tür katkıları oldu?

Barış İçin Müzik Vakfı ekibi olarak, salgın başlangıcında çevrimiçi çalışmalara hızlıca geçiş yaptık ve bunu mümkün kılan en önemli etken ekibin bu sürece adapte olmaya açıklığıydı. Salgın sürecinin başında vakıf, çevrimiçi içerik konusunda fazla üretken değildi. Bu süreç ekibe farklı bir bakış açısı sağladı. Derslere video görüşmeler üzerinden uzaktan eğitimle devam etmenin yanı sıra “Herkes İçin Temel Müzik” başlığıyla vakıf faydalanıcıları dışındaki bireylerle de ulaşmayı hedefleyen içerikler, “Barış İçin Müzik Ev Konserleri” ile öğrenci ve eğitmen performansları ve “Barış İçin Müzik Lütiye” ile enstrüman tanıma ve bakımı içeriklerini YouTube platformu üzerinden erişime açtık. Vakfın daha fazla çocuğa ulaşma ilkesini destekleyen bu üretim biçimi, tüm ekibe genel programda çevrimiçi çalışmaları etkin konumlandırmak için itici güç oldu. Aynı zamanda salgın sürecinde Microsoft Türkiye, British Council ve Women of the World Foundation gibi kuruluşlarla gerçekleştirilen iş birlikleri vakfa görünürlük kazandırdı ve etkilerinin paylaşılması açısından yeni ve sürdürülebilir ilişkiler kurma ve platformlarda bulunma fırsatı sundu.

Derslerin çevrimiçi yürütülmesi birlikte çalıştığınız gençleri nasıl etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi derslere Mayıs’ın 3. haftasında başladık ve 3,5 aylık bir çalışmanın sonucunda öğrenci ve velilerle bir anket gerçekleştirdik. Anket sonuçlarında öğrencilerin %88’i çevrimiçi çalışmaların faydalı olduğunu belirtti. Gündelik hayatın hızla değişmesi, uzun süreli sokağa çıkma yasakları çocukları oldukça negatif etkileyen bir durum oldu. Salgın psikolojisine ek olarak, lise ve üniversite sınav stresini yoğun olarak hisseden gençler de vardı. Vakfın devam ettirdiği çevrimiçi müzikal çalışmaların düzenli olması, faydalanıcıların bir nebze normalize olmasına yardımcı oldu. Gerçekleştirdiğimiz çalışmalara bağlı değişen ihtiyaçların en önemlisi teknolojik yeterliliklerle ilgiliydi. Süreçte, hiç iletişime geçemediğimiz öğrenciler olmadı fakat düzenli katılım gösteremeyen küçük bir kesim öğrencimiz bulunuyordu.

COVID-19 salgının Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının finansal sürdürülebilirlik ve kaynak geliştirme çalışmaları açısından olumsuz şekilde etkilediğini görüyoruz. Barış İçin Müzik Vakfı olarak bu süreçte karşılaştığınız zorlukları ve bu zorluklarla başa çıkmak için geliştirdiğiniz yöntemleri bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı son 2yıldır ülkenin ekonomik koşullarına da bağlı olarak finansal sürdürülebilirliğini sağlamada zorluk yaşıyordu. Yeni bağışçılar bulma, mevcut bağışçıların devamlılığını sağlama, gelir kaynaklarını çeşitlendirme, kurumsal ilişkiler geliştirme üzerine tartışmalar yürütüyordu.
COVID-19 salgını nedeniyle iptal edilen konserler ve etkinlikler, bağışçılarının değişen yaşam koşulları, belirsizlikler karşısında bağışların iptal edilmesi ya da dondurulması, Vakfı bu süreçte finansal olarak zorladı. Bununla birlikte, bu süreçte birebir yürüttüğümüz ilişkiler sayesinde yeni bağışçılar edindik, çevrimiçi ortak işler gerçekleştirdik ve yeni işbirlikleri sayesinde gelir kaynakları oluşturduk.

Dolayısıyla bu süreç iki yönlü etki yarattı diyebiliriz. Bu süreçte edindiğimiz deneyim, bize farklı bir yöntem ve yaklaşım ile kişi ve kurumlarla diyaloğumuzu genişletebileceğimizi gösterdi. Talep et, takip et, teşekkür et sıralaması ile ilişkilerimizi yeniden düzenlemeye başladık. Önce ekibin zorluklar karşısında birbirini destekleyen tavrını kuvvetlendirdik, öğrencilerin birbirleri ve programla ilişkisinde karşılaştığı zorlukları tanımlayarak çözüm yolları aradık. Geliştirmemiz gereken iş süreçlerimizi tespit ederek danışmanlık aldık. Bilmediğimiz her konuda kendimizi geliştirmeye ve özeleştiri yapmaya açık olduk. Ulusal ve uluslararası benzerlerimizin işlerini takip ettik ve onlarla bağlantı kurarak deneyimlerini dinledik. Sonbahar döneminde programımızın nasıl devam etmesinin sağlıklı ve yararlı olacağını bulmak için kurum içi görüş ve önerileri topladık. İyileştirme sürecine devam ediyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibeyi kurumsal iletişim ekibinizi genişletmek amacıyla kullanacaksınız. Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu çalışmaların derneğin sürdürülebilirliğine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?

Kurumsallaşmanın en önemli gerekliliklerinden biri iş bölümünün net olması ile tüm çalışanların yetki ve sorumluluklarının açık olmasıdır. Bu sebeple iş birliği ile ve yardımlaşarak yapılan bazı önemli iş kollarının daha profesyonelce sürdürülmesini sağlamak üzere bu hibe desteğiyle Kurumsal İletişim Koordinatörü, Grafiker ve Sahne ve Görüntü Yönetimi Sorumlusu rollerinde yeni ekip üyeleri aramıza katılacak. Ekibin genişlemesi ve kurumsal iletişimin stratejik planla yürütülmeye başlaması ile farklı bakış açıları ortaya çıkacak ve sorunlar daha hızlı çözülecek.

Kurumsal iletişim ekibi ile birlikte pro-bono hizmet aldığımız sosyal medya ve iletişim ajansları ile daha verimli bir ortaklık gerçekleştirebileceğiz. Böylece Vakfın daha düzenli ve sistemli çalışıp hata yapma oranını azaltmaya yönelerek hedeflerine daha kolay ulaşmasını planlıyoruz. Ayrıca kurumsal iletişim ve sosyal medya yönetimine dair strateji ve uygulama planının çıkarılması ile Vakfın sosyal medya iletişim platformlarının bir plan ve hedef ile yönetilmesini, kurumsal iletişim ekibi ile birlikte tüm ekibin bilgilenmesini ve ortak olmasını sağlayacağız.

Kurumsal yapı oturmaya başladığında ise bağışçılar ve proje bazlı sponsorlar için Vakfın iletişim kanallarını daha verimli kullanmış olacağız. Anketler düzenleyerek bağışçılardan veriler toplayacak ve düzenli bilgi paylaşımı ile Vakfın kamuya yönelik kanıt temelli bilgi aktarımına geçmesi ve kalıcı olmasını iş akışına dahil edeceğiz. Böylece bağışçılarımızın profillerine dair daha çok bilgi edinerek sayılarını artırmayı ve Vakıf için yeni gelir kaynakları elde etmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde ve bağışçıların tercihlerinde değişikliklere neden oluyor. Barış İçin Müzik Vakfı bu değişikliklerden etkilendi mi? Vakfınızın önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri neler?

Elbette etkilendi. Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte değişen ihtiyaçlarını önceliklendiren hibelerin açılması bizi cesaretlendiriyor. Bizi dinleyen, ihtiyaçlarımızı araştıran ve buna göre destekler oluşturan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’na ve bağışçılarına çok teşekkür ederiz.

Salgın ile birlikte belirsizlikler büyük ölçüde devam ediyor. Açık ve kapalı alanlarda buluşmaya başlamak bizim için de yeni ihtiyaçlar ortaya çıkardı. Vakıf binasının iş yeri güvenliği ve sağlığı koşullarına göre yeniden düzenlenmesi, temizlik ve hijyen kurallarına uyulması, dezenfekte edilmesi, çalışanlar ile öğrencilerin ortak alanda sağlık kurallarına uyması için gerekli bilgilendirme afişlerinin asılması gerekiyor. Bu düzenlemeler ise bilgi ve finansal kaynak gerektiriyor.

Yine bu dönemde, teknolojiyi daha fazla kullanma ve uzaktan eğitim ve üretim modelleri geliştirme gerekliliği teknolojik donanım ihtiyaçlarını da ortaya çıkardı. Bilgisayar, kamera, sabit disk sürücüsü, ışık ve ses kayıt cihazlarının karşılanmasına yönelik destekler yararlı olur. Diğer yandan çevrimiçi ortamlarda çoklu platformları kullanarak yayın yapabilmenin ve bunun için gerekli bilgi ve araçları edinmenin Vakfımızın hazırladığı program içeriklerinin alıcısına en iyi şekilde ulaşmasına hizmet edeceğine inanıyoruz. Son olarak Vakıf programlarının, vakıf dışı alanlarda üretilmesi için ulaşım, nakliye, yeme içme, sahne giysisi gibi ayni destek gereksinimleri için çözüm yolları araştırıyoruz.

Bu yıl Kasım ayında vakfımızın on beşinci yılını kutlamak üzere hazırlanıyoruz. Bugüne kadar ortaya çıkardığı sonuçları, birikimini ve Vakıf arşivini düzenleyerek Barış İçin Müzik modelini kamuoyu ve paydaşlarımızla paylaşmayı istiyoruz.