All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kapasite güçlendirme faaliyetlerini desteklemek amacıyla Bir Adım Var Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirilen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2024 dönemi başvuruları sona erdi.

Bu yıl fona teknik kriterlere uyan 101 STK başvuruda bulundu. Başvuruların türleri şu şekilde dağıldı:

  • 86 Dernek
  • 8 Kooperatif
  • 6 Vakıf
  • 1 Vakıf Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi

Fona Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Batman, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırıkkale, Manisa, Mardin, Mersin, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Şırnak ve Van olmak üzere 26 farklı ilden başvuru alındı.

2024 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 61.053.865 TL oldu.

Dem Derneği ile Sesimi Duyan Var Mı? Projesi Hakkında Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu, Her Yaşta Fonu

Toplumsal zıtlıklar arasında diyalog alanları yaratmayı ve bu alanlarda sürdürülebilir çözümler üretmeyi hedefleyen Dem Derneği (Dem), işiten toplum ile sağır toplum ve işitme engelliler arasında acıma duygusundan uzak ve istihdamı destekleyen diyalog alanları yaratmak amacıyla çalışmalar yapıyor.  AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2023 döneminde hibe desteği sağladığımız Dem, Sesimi Duyan Var Mı? projesini hayata geçirdi. Dem proje kapsamında Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta bulunan toplam 30 çadır kenti ziyaret ederek başta yaşlılar olmak üzere işitme kaybı yaşayan bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek, işitme cihazına erişimlerini destekledik. 

Dem Derneği ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneği faaliyetleri, hibe kapsamında yürüttükleri faaliyetler, afet dönemlerinde sağır ve işitme engelli bireylerin karşılaştıkları zorluklar hakkında konuştuk. 

Dem Derneği olarak, işiten toplum ile sağır toplum ve işitme engelliler arasında acıma duygusundan uzak diyalog alanları yaratmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu alandaki mevcut durum hakkında neler söyleyebilirsiniz? Siz bu alanda nasıl bir boşluğu dolduruyorsunuz?

Evet, Dem Derneği olarak 2014 yılından bu yana işitme engelli ve sağır toplum ile işiten toplumun her alanda bir arada yaşamasını sağlamak için çalışıyoruz. Çalışmalarımıza başladığımız günden bu yana 10 yıl geçti ve bu süre zarfında alanda çok şey değişti ve gelişti. Bunlardan en belirgini, Türk İşaret Dili (TİD) farkındalığındaki artış ve TİD ile bilgiye ve hizmete erişimin yaygınlaşmasıdır. Biz de Dem Derneği olarak, bir arada yaşamı savunan ve gündem belirleyici bir rol oynayan bir sivil toplum aktörü olarak bu alanda önemli bir yer tutuyoruz.

Her Yaşta  Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Sesimi Duyan Var mı? projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sesimi Duyan Var Mı? projesinde, depremlerden etkilenen Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş illerinde, işitme kaybı yaşayan yaşlılar başta olmak üzere işitme kaybından etkilenen ve işitme cihazı ihtiyacı olan kişileri tespit etmeyi hedefledik. Bu doğrultuda, Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta 23 geçici yaşam alanını ziyaret ettik ve toplam 134 işitme kaybından etkilenen kişiyi tespit ettik.

Detaylara bakacak olursak:

  • Adıyaman’da 10 geçici yaşam alanını ziyaret ederek, toplam 44 işitme kaybından etkilenen kişiyle tanıştık ve bunların 39’unun işitme cihazı yoktu.
  • Gaziantep’te beş geçici yaşam alanını ziyaret ederek, toplam 32 işitme kaybından etkilenen kişiyle tanıştık ve bunların 29’unun işitme cihazı yoktu.
  • Kahramanmaraş’ta sekiz geçici yaşam alanını ziyaret ederek, toplam 58 işitme kaybından etkilenen kişiyle tanıştık ve bunların 56’sının işitme cihazı yoktu.

Tespit ettiğimiz 134 kişiden ikisine işitme cihazlarını ulaştırarak cihazlandırma sürecine başladık. Diğer cihazlar için yaklaşık 6.5 milyon TL fona ihtiyacımız var.

Deprem sonrası engelli bireylerin günlük yaşamlarında karşılaştıkları engelleri azaltmak ve erişilebilirliklerini artırmak için neler yapılabilir? Bunun sürdürülebilirliğini sağlamak için ne tür önerileriniz olur?

İşitme engelli bireyler ve sağır toplum ile çalışan bir sivil toplum kuruluşu (STK) olarak, olası bir deprem anı ve sonrasında gerekli olabilecek arama ve kurtarma çalışmalarına işitme engelli ve sağır bireyleri de kapsayacak şekilde hazırlık yapılmasını öneriyoruz. Projemizin adı olan ve arama kurtarma çalışmalarını hatırlatan “Sesimi Duyan Var Mı?” sorusu, işitme engelli ve sağır bireyler için bir anlam ifade etmiyor.

Diğer engel grupları için de kentlerin yeniden yapılandırılması sürecinde erişilebilir tasarımlar yapmak, sürdürülebilir ve kapsayıcı şehirler yaratmak açısından büyük önem taşıyor. Yeniden yapılandırılacak kentlerde eşit erişimi en baştan düşünmek, bu süreci bir fırsata dönüştürebilir.

Sesimi Duyan Var Mı? projesinin temel hedefleri nelerdir ve hangi ihtiyaçlara odaklanmayı planlıyorsunuz? Projeyi başlatmaya ne ilham verdi?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu projede deprem bölgesindeki işitme kaybı yaşayan yaşlılar başta olmak üzere, işitme kaybından etkilenen ve işitme cihazı ihtiyacı olan kişileri tespit etmeyi hedefledik. İşitme cihazı ihtiyacını karşılamaya odaklandık çünkü deprem sırasında kaybolan veya zaten daha önce de hiç alınamamış işitme cihazları pahalı olduğundan, devlet desteği yetersiz veya hiç olmadığından bu ihtiyaç önceliklendirilemiyor. Çift kulak işitme cihazı ihtiyacı olan bir kişi, yaklaşık 3 aylık emekli maaşını vererek bir çift cihaz satın alabilir. Kısaca, biz bu projeyle “böyle bir ihtiyaç da var” demek istedik.

İşitme engelli bireylerin topluma katılımı konusunda nasıl bir etki bekliyorsunuz?

İşitme kaybına erken tespit ve erken müdahale, yani cihazlandırma, toplumdaki bir aradalık halini destekler ve bir arada olabileceğimiz diyalog alanlarının sayısını artırır. Özellikle yaşa bağlı işitme kaybının erken teşhisi ve sürekli cihaz kullanımı, sadece duymayı değil, aynı zamanda aktif iletişimi ve sosyal bir yaşamı beraberinde getirir.

Örneğin; ilk cihazlandırdığımız 2 kişiden biri olan Cemile Teyze, hepsi şehir dışında olan çocukları ile ancak cihazı varken telefonda konuşabiliyor. Cemile Teyze sadece çocuklarının sesini duymuyor, aynı zamanda bu sayede ilişkilerini, iletişimini ve sosyal yaşamını de koruyor.

Bu şekilde, işitme engelli bireylerin erken müdahale ve cihaz kullanımıyla topluma daha aktif katılım sağlayabileceği ve sosyal yaşamda daha etkin olabileceği bir ortamın oluşacağını öngörüyoruz.

Dem Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Dernek olarak ilk hedeflerimizden biri kısa vadede bu proje kapsamında tespit ettiğimiz tüm işitme kaybı olan bireylere ihtiyaç duydukları cihazları ulaştırmak olacak. Ancak cihazlandırma özellikle yaşa bağlı işitme kayıplı bireylerde sadece deprem bölgesinde bir ihtiyaç değil. Türkiye genelinde pahalı olmasından ötürü önceliklendirilemiyor. Kurum olarak bunu gündemimize alacağız. 

Bağış kültürünün yeniden yapılanmaya başladığı bu dönemde bağışçılara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Bağışçıları hedef kitlesi ile birebirde iletişimde olan bizim gibi küçük ölçekli sivil toplum aktörleri ile de birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.  

 

Derin Yoksulluk Ağı ile İstanbul’da Afet Yoksulluğunun Verileştirilmesi ve Verilerin Paylaşımı Projesi Hakkında Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen Derin Yoksulluk Ağı (DYA), derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yürütüyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri bağışçılarla derin yoksulluk koşullarında kişileri temel ihtiyaç desteği sağlamak için bir araya getiriyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında desteklediğimiz DYA, proje kapsamında Kahramanmaraş depremleri sonrası İstanbul’a gelen ailelerin ve üniversite öğrencilerinin yaşadıkları yoksulluk durumunu takip etmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla çalışmalarını yürütecek. Bu amaç doğrultusunda İstanbul’un afet yoksulluğu haritasını çıkaracak olan DYA, yoksulluğun nasıl deneyimlendiği ve ihtiyaç duyulan destek türleri ile ilgili veri üretecek. Üretilen veriler alanda çalışan farklı paydaşlarla paylaşacak.

Derin Yoksulluk Ağı ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; yoksulluk kavramı, afetlerin yoksul bireyler üzerindeki etkisi ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Derin Yoksulluk Ağı’nın yoksullukla mücadelede benimsediği yaklaşımdan bahseder misiniz?

Derin Yoksulluk Ağı’nın yoksullukla mücadelede benimsediği yaklaşım, yoksulluğu çok boyutlu bir sorun olarak ele almayı ve bu soruna insan hakları perspektifinden yaklaşmayı içerir. Bu yaklaşım, yoksulluğun sadece ekonomik bir eksiklik olmadığını aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik haklara erişim engelleriyle bağlantılı olduğunu vurgular. Derin Yoksulluk Ağı, yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği ile sınırlı olmadığını, bunun yanında eğitim, sağlık, konut gibi temel yaşam standartlarına erişim eksikliklerini de içerdiğini kabul eder ve bu eksikliklerin insan hakları ihlalleri olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunur.

Derin Yoksulluk Ağı yoksullukla mücadele stratejilerini, saha çalışmaları ve toplumsal etkileşim üzerine kurar. Bu çalışmalar, yoksulluk koşullarında yaşayan bireylerin gerçek ihtiyaçlarını ve deneyimlerini doğrudan anlamayı amaçlar ve bu bilgilere dayanarak sürdürülebilir ve hak temelli çözümler geliştirmeyi hedefler. Özellikle kadın ve çocuklar gibi dezavantajlı grupların yaşadığı özel sorunlara odaklanarak, sosyal dışlanma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konularda politikalar geliştirilir.

Toplumsal farkındalığı artırmak ve politika yapıcıları etkilemek için yapılan lobi çalışmaları ve savunuculuk kampanyaları, Derin Yoksulluk Ağı’nın stratejilerinin merkezi unsurlarıdır. Bu yaklaşım, yoksulluğun sadece maddi yetersizliklerle değil, aynı zamanda geniş yoksunluk ve insan hakları sorunları olarak ele alınmasını sağlamak için kesişimsel ve çok yönlü çözümler sunar. Bu çerçevede, coğrafi bölge, etnik köken, göçmenlik statüsü gibi toplumsal kilit özellikler dikkate alınarak özel politikalar geliştirilir, bu da yoksulluğun her birey ve grup üzerinde farklı etkiler yaratabileceği gerçeğini göz önünde bulundurur.

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle İstanbul’da Afet Yoksulluğunun Verileştirilmesi ve Verilerin Paylaşımı projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

 İstanbul’da Afet Yoksulluğunun Verileştirilmesi ve Verilerin Paylaşımı projemiz, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler sonrasında İstanbul’a tahliye edilen aileler ve afetten dolayı kayıpları olan üniversite öğrencilerinin yaşadığı yoksulluk sorunlarını izlemek ve bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla tasarlandı. Proje kapsamında, depremden etkilenen bu grupların dağınık durumdaki verilerini toplamayı, bu verileri derinlemesine analiz etmeyi ve bir veri tabanına entegre etmeyi hedefliyoruz. Analiz sonuçlarının afet sonrası yoksulluğun coğrafi dağılımı, deneyimleme biçimleri, ulaşılan ve ihtiyaç duyulan destekler hakkında detaylı bilgiler sağlayacağını düşünüyoruz. Veri tabanı çalışmasında hane içini ve bireyi en iyi şekilde tanımlamaya dair soruların hazırlık aşaması tamamlandık ve yoksulluğun kesişimselliği üzerine birçok farklı kırılım başlıkları oluşturduk. Saha çalışmaları, hane ziyaretleri, bireysel mülakatlar aracılığı ile verileri bu sisteme yüklüyoruz. İhtiyaç Haritası geçmiş veri tabanı çalışmamızı güncelleyerek ve yeni eklemelerle bu konuda bizim yine en büyük destekçimiz oldu. 

Elde ettiğimiz bu verileri ve deneyimleri diğer sivil toplum kuruluşları (STK), yerel yönetimler ve ilgili aktörlerle paylaşacağız. Umuyoruz ki bu paylaşımlar, koordinasyonu artırarak daha etkili destek modellerinin geliştirilmesine olanak tanıyacak. Aynı zamanda, elde edilen verilerin görselleştirilmesi ve analizi için yapay zeka araçlarından yararlanılacak böylece verilerin anlamlandırılması kolaylaşacak ve daha geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından erişilebilir olacak.

Projenin uygulanması, sahada yürütülen ayni destek programı ile gerçekleştirilecek. Bu, araştırmaların saha ile olan ilişkileri güçlendirerek sürdürülebilir bir etki yaratmasını sağlayacak. Ayrıca, dijital dönüşüm ile veri toplama ve paylaşım süreçlerinin daha etkin yönetilmesini hedefliyoruz. Dijital platformların kullanımı sayesinde, projenin diğer aktörlerle olan iletişimi ve koordinasyonu güçlendirilecek böylece afet sonrası yoksullukla mücadelede daha kapsamlı bir yaklaşım benimsenecek. Bu çalışma sonucunda, afet bağlamında dezavantajlı gruplar için yürütülen destek ve savunuculuk çalışmaları bilgiye dayalı ve koordine bir şekilde ilerleyecek.

İstanbul’un afet yoksulluğu haritasını çıkarmak için nasıl bir metodoloji izliyorsunuz? Bu harita hangi bilgileri içerecek ve hangi amaçlarla kullanılacak?

İstanbul’un afet yoksulluğu haritasını çıkarmak için izlediğimiz metodoloji, kapsamlı ve çok yönlü bir veri toplama ve analiz sürecine dayanıyor. Bu süreçte, depremden etkilenen ve İstanbul’a tahliye edilen aileler ile İstanbul’daki üniversitelerde okuyan öğrencileri kapsayarak mevcut veri tabanımızı genişletiyoruz. Veri tabanımızı düzenli olarak güncelleyerek ve sürekli yenileyerek, dahil olan kişilerin aldıkları diğer destekleri ve destek kanallarını da ekliyoruz.

Yapılan görüşmelerde aşağıdaki bilgileri topluyoruz:

  • Genel Hane Bilgisi,
  • Beslenmeye dair bilgiler,
  • “Geçmişe göre daha mı iyi, daha mı kötü besleniyorsun?” gibi sorular,
  • Hanede engelli var mı?
  • Hanede varsa çocuk, yaş grupları?
  • Ayni ve nakdi destek durumu,
  • Borç/Kredi durumu,
  • Oturduğunuz evin depreme dayanıklı olup olmadığı,
  • Psikolojik desteğe ihtiyaç duyan ve yardım alan var mı?
  • Afette doğrudan sizi etkileyen bir kayıp oldu mu?
  • Acil ihtiyacınız nedir?

Öğrencilere yönelik sorular:

  • Bakmak zorunda olduğu hane halkı var mı?
  • İstediği okulda mı okuyor?
  • Okulda ne sıklıkla öğün atlıyor?
  • Okula devam edemezse bunun nedeni nedir?
  • Eğitiminde hangi malzemenin eksikliğini yaşıyor?
  • Spor yapabiliyor mu?
  • Kendi odası var mı?
  • Neler yaparak eğleniyor?
  • En son hangi eğlence için harcama yaptı?

Bu ve bunlara benzer sorularla hanenin ve bireyin yaşadığı yoksunlukları en doğru şekilde tanımlamaya çalışıyoruz. Aldığımız adres bilgileri ile oyun ve park alanlarına, kreş ve bakım merkezlerine, sağlık hizmetlerine, yeşil alana, toplu taşımalara erişebilme olanaklarını da yapay zeka çalışması ile raporlamayı hedefliyoruz. 

Afetlerin genellikle yoksul bireyleri daha fazla etkilediği gözlemleniyor. Bu durumun arkasındaki sebepleri ve bu kesimlerin afet sonrası nasıl desteklenmesi gerektiğini değerlendirir misiniz?

Afet sonrasında toparlanmak için destek mekanizmalarına sahip olmak oldukça önemli. İstanbul ve farklı illere tahliye olan ailelerin, akraba, arkadaş desteği ile hızlıca bölgeden ayrılabildiklerini gözlemledik. Yeni bir şehre yerleşmek, iş ve eğitim olanaklarından faydalanmak için güçlü bir sosyal ağınızın olması gerekli. Her hanenin böyle bir imkânı olmuyor. Yaşadığımız çoklu krizler çağında çalıştığımız hanelerin temel gıdaya, sağlık hizmetlerine, güvenli konuta, nitelikli eğitime erişimde yaşadıkları zorluklar afetlerde daha da derinleşiyor. 

Derin Yoksulluk Ağı’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Verilerin görselleştirilmesi projesi gelecekte çalışmak istediğimiz, ihtiyaç ve destek sistemlerinin bir harita üzerinde görselleştirilmesi çalışmasıyla oldukça paralel ilerliyor. Kentin imkanlarına ve diğer sosyal destek alanlarına erişebilirlik üzerinden doğrudan ve dolaylı şekilde gerçekleşen, özellikle kadın ve çocukların yaşadıkları ayrımcılık ve hak ihlallerini haritalamak istiyoruz. Yaşanılan semtteki gece aydınlatması, toplu taşıma pratikleri, yeşil alana uzaklık, kreş hakkı, istihdam olanakları gibi bölgenin sosyoekonomik yapısını anlamak ve görselleştirmek sonucunda da yerel ve kamu hizmetlerini bu alanlara yönlendirmek için savunu çalışmalarını hedefliyoruz. 

Bağış kültürünün yeniden yapılanmaya başladığı bu dönemde bağışçılara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Derneğimiz bu sene valilik onaylı yardım toplama iznini aldı. Bireysel kampanyalar, kermesler ve tiyatro-konser gelirleri gibi çeşitli alanlarda, özellikle koşu, yüzme ve bisiklet maratonları gibi etkinliklerle, bağışçılarımızla buluşma imkânımız arttı. Bu sene Adım Adım Platformu’nda da kampanyalarımızı başlattık. Gönüllü destekçilerimizin emeği ile oluşturulan dayanışma çemberleri modeli sayesinde bağışçılık kültürünün yaygınlaşacağına inanıyoruz. Sosyal medyanın gücünü kullanarak, özel günler ve savunu çalışmaları için fenomenlerden destek alıyoruz. Bağışçı haklarını koruyan Açık Açık Platformu’nun bir üyesiyiz. Bireysel ve kurumsal bağış alma oranlarımız oldukça iyi; çalışma ilkelerimiz olan hesap verebilirlik ve şeffaflığı her çalışmamızda önceliklendiriyoruz. Tüm bunlarla eş zamanlı olarak Dijital Dönüşüm Projesi kapsamında Kerem Çiftçioğlu’ndan mentor desteği almaya başladık. Bağışçılarla olan ilişkilerimizi, ayni bağışların kabul süreçlerini ve bağış kampanyalarını kurumsal bir çerçeve içinde ele alacağız.

Eşitlik için Dayanışma Derneği ile Deprem Göçü Alan İllerdeki STK’lar için Çocuk Odaklı Kapasite Geliştirme Programı Projesi Hakkında Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

Eşitlik için Dayanışma Derneği, İstanbul’un kırılgan bölgelerinde yaşayan insanların haklarına erişimini güçlendirmek, haklarına erişim araçlarına yönelik bilgilerin yaygınlaşmasını desteklemek, bu bölgelerde yaşayan özellikle kadın ve çocuklar için güvenli alanlar yaratmak, yoksulluk ve ayrımcılıkla mücadele etmek için çeşitli izleme çalışmaları ve araştırmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Deprem Göçü Alan İllerdeki STK’lar için Çocuk Odaklı Kapasite Geliştirme Programı projesini hayata geçiriyor. Dernek proje kapsamında deprem bölgesinden yoğun göç alan üç ilde bulunan ve depremden etkilenen çocuklarla beraber çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) hak temelli çocuk çalışmaları kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. 

Eşitlik için Dayanışma Derneği ile yaptığımız röportajda; derneğin faaliyetleri, proje kapsamında yürütülen çalışmalar ve derneğin gelecek dönem faaliyetleri hakkında konuştuk. 

Eşitlik için Dayanışma Derneği, Yerel Güçlenmeye Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kadınlar ve çocuklar krizlerden en fazla etkilenen grupta yer alıyor ve eşitsizliği daha derinden yaşıyorlar. Kadın ve çocukların haklara ve hizmetlere erişimini kolaylaştırmak için kurulmuş bir derneğiz. Bu alanda çalışan örgütlerin işlerinin niteliklerini arttırmak için çalışmalar yapıyoruz.

Hibe desteğimizle Deprem Göçü Alan İllerdeki STK’lar için Çocuk Odaklı Kapasite Geliştirme Programı projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Projenin temel hedefi 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler sonrası göç alan illerde çocuklarla çalışma yürüten STK’ların çalışmalarını sürekli hale getirebilmektir. Çocuk güvenliği, çocuk katılımı, şiddetsiz örgütlenmeyi ise alt başlıklar olarak sıralayabiliriz. Bu başlıklarda kapasite güçlendirme çalışmaları yürütüyoruz. Bursa, İzmir ve Mardin olmak üzere üç ilde beş STK ile çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu üç ilde beş günlük hak temellilik ve şiddetsiz örgütlenme yaklaşımlarıyla çocuk güvenliği bireysel güçlenme programı gerçekleştirdik. Programın amacı ise o ildeki çocuk çalışmalarını canlandırılmasına katkı sağlamaktı. 

Uzun süre çalıştığımız STK’larla faaliyetlerimize mentor atayarak devam ediyoruz. Başta çocuk güvenliği politikası olmak üzere ihtiyaç duydukları alanlarda çalışma yürütüp sürecin sonunda da işleyen bir çocuk güvenliği politikası ve mekanizmaları kurmalarına destek oluyoruz.

Projenin sürdürülebilirliğini sağlamak adına neler yapılabilir? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Buradaki temel hedeflerden bir tanesi ‘Bu çalışma bir model olabilir mi? Uygulanabilir mi?’ sorusuna cevap aramaktır. Bu sebeple programda bağımsız bir etki değerlendirme uzmanı ile birlikte çalışıyoruz. Ekiple birlikte saha ziyaretleri yapıp katılımcı gözlem raporları hazırlıyor. Başlangıç noktasında ne durumda olduğu ve sürecin sonunda nereye vardığını ölçmeye çalışıyoruz. Böylelikle uzun vadedeki etkisini görmüş olacağız. 

Eşitlik için Dayanışma Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Kurulduğumuz günden bu güne, hem kendi kapasitemizi güçlendirmek hem de başka kuruluşlara bu konuda destek vermek üzerine çalışmalar yapıyoruz. Desteğinizle yürüttüğümüz proje bu anlamda büyük ve yol gösterici bir katkı sağladı. Ayrıca, derneğin kuruluş hedeflerinden bir diğeri olan alandaki boşlukları tespit edip o boşlukları dolduracak içerik, model ve mekanizmalar oluşturmasını sağladı. Kişisel olarak da katkıları olduğunu söylemek mümkündür. Birbirimizin eksiklerini kapatma ve yeni deneyimlerimizi aktarma fırsatı bulduk. 

Hak temelli çalışma alanı ve hak temelli çalışabilen STK sayısı giderek azalıyor. Bu STK’lar da aslında daha kapalı, daha ‘sahadan uzak’ çalışıyorlar. Gelecek hedeflerimizin arasında bunu araştırmak ve ‘kafa yormak’ bulunuyor. 

Yeni bir STK olduğunuzda birikim var, niyet var, istek var ancak maalesef kaynak olmadan bunların hiçbiri hayata geçmiyor. Bu noktada, desteğiniz güçleri birleştirmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

 

Meryem Kadın Kooperatifi ile Biz de Varız! Projesini Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu, Her Yaşta Fonu

Adana’da faaliyet yürüten Sınırlı Sorumlu Meryem Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi (Meryem Kadın Kooperatif),  farklı üretim alanlarıyla kadınlara istihdam olanakları yaratmak aynı zamanda kadınların sosyal ve ekonomik yönden güçlenmesini sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2023 döneminde hibe desteği sağladığımız Meryem Kadın Kooperatifi Biz de Varız! projesini hayata geçirdi. Kooperatifi proje kapsamında Kahramanmaraş depremlerinden etkilenmiş ve Adana’da ikamet eden 65 yaş üstü kadınların sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve hukuki kapasitelerini güçlendirmek aynı zamanda teknolojik araçlara erişebilirliklerini arttırmak amacıyla etkinlikler, eğitimler düzenledi.

Meryem Kadın Kooperatifi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; kooperatifin faaliyetler, hibe kapsamında yürütülen çalışmalar, Kahramanmaraş depremleri sonrası yürüttükleri projeler ve depremler sonrası kadınların karşılaştıkları zorluklar hakkında konuştuk. 

Meryem Kadın Kooperatifi olarak, kadınlara istihdam olanakları yaratmak aynı zamanda kadınların sosyal ve ekonomik yönden güçlenmesini sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyorsunuz. Çalışma alanınızın var olan durumu hakkında neler söylersiniz, siz burada nasıl bir boşluğu dolduruyorsunuz?

Meryem Kadın Kooperatifi olarak, 20 Temmuz 2020’de, Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye ofisinin finansmanı ve Adana Büyükşehir Belediyesi‘nin desteğiyle 37 kadın ortaklığıyla kurulduk. Yönetim Kurulu üyelerinin tamamı kadınlardan oluşuyor ve ortakların %40’ı 18-29 yaş arasındadır. Kooperatif, Yeşil Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi (GSSE) ilkelerine dayanıyor. İlk kurulduğumuz günden itibaren çok çeşitlilik ilkesine önem veriyoruz; adımızdaki “Meryem” de bu çeşitliliği temsil ediyor. Kadınların istihdam olanaklarının yetersiz olduğu ve eşit haklara ulaşamadığı gerçeğinden hareketle, kooperatif olarak istihdam fırsatları sunmayı ve kadınların ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmesine destek olmayı hedefliyoruz. Özellikle tarım, seracılık ve tekstil alanlarında projeler yürütülüyor ve Adana’daki çiftçilere üretim ve satış süreçlerinde destek sağlıyoruz.

Her Yaşta  Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Biz de Varız! projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Biz de Varız! Projesi, uzun süredir aklımızda olan ve uygun bir proje çağrısı arayışında olduğumuz bir girişimdi. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın (STDV) çağrısını görmemizle birlikte projemizi hayata geçirmek için çok heyecanlandık. Projemizin merkezi, Adana Yüreğir ilçesindeki 19 Mayıs Mahallesi’nde bulunan ve STDV’nin desteğiyle kurulan Adana Kadın Yaşam Merkezi oldu. Bu merkez, yedi mahallede yaklaşık 50.000 kadının yaşadığı bir bölgede yer alıyor ve erişilebilir konumdadır. Projede, depremden etkilenmiş ve 65 yaş üstü 20 kadınla birlikte altı aylık bir program gerçekleştirdik. Ancak, tüm katılımcıların 65 yaş üstü olmadığını belirtmek önemlidir çünkü hazırlık sürecinde, ihtiyaçları ve talepleri 65 yaş üstü kadınlarla benzerlik gösteren 40’lı ve 50’li yaşlardaki kadınlar da olduğunu fark ettik. Proje kapsamında, katılımcılarımızla birlikte 15 oturum ve 5 sosyo-kültürel etkinlik düzenledik. Oturumlar, başvuran katılımcılarla gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde gelen talepler üzerinden şekillendirildi ve konular arasında hukuk, temel bilgi teknolojileri, özbakım, sağlık ve genel kültür yer aldı. Sosyo-kültürel etkinliklerde ise katılımcılarımızla sinemaya gittik, işlerine yarayacak kamu kurumlarını ziyaret ettik, yılbaşı etkinliği düzenledik, Adana’daki ören yerlerini ziyaret ettik ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık.

Kadınların yaşadığı toplumsal roller ve sorumluluklar düşünüldüğünde, depremler sonrası hayata adapte olma hali, 65 yaş ve teknoloji’ başlıklarıyla zor bir proje yürütüyorsunuz. Projenin sivil alana katkısı hakkında neler söylersiniz?

Toplumda cinsiyet eşitliği ve adaleti için farkındalık oluşturma çabalarımızla kadınların güçlenmesine ve seslerini duyurmalarına destek olduğunu düşünüyoruz. Özellikle deprem sonrası ortaya çıkan ihtiyaçları anlayıp çözüm üreterek dayanıklılıklarını artırmayı hedefledik. Bu amaçla, benzer çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) iş birliği yaparak sosyal destek ağlarını güçlendirmeye ve kadınlara uygun kaynakları sunmaya odaklandık. Teknolojinin yaşlı kadınlar için erişilebilir ve teşvik edici hale getirilmesinin, kadınların sosyal bağlantılarını ve bilgiye erişimlerini artırarak toplumsal hayata daha etkin katılımlarını sağlayacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda, siber güvenlik konusunda bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yaparak kadınların günlük hayatlarında ticaret yaparken mağdur olmamalarını sağlamaya çalıştık. Aldığımız geri bildirimler oldukça olumlu yönde oldu.

Proje kapsamında öngörülen sosyo-ekonomik ve hukuki kapasite güçlendirme etkinlikleri, özellikle kadınların Kahramanmaraş depremleri sonrası yaşamda bağımsızlıklarını ve güçlerini artırmaya nasıl katkı sağlayacak?

Projenin yazım aşamasında hukuk bilgisine özel bir önem verdik, özellikle depremler sonrası bu oturumlar oldukça kritikti. Hukuk oturumlarında, miras, nafaka, tapu ve noter işlemleri gibi konularda nasıl adımlar atılacağına dair örnekler sunduk. Ayrıca, adliye binası, avukatlar ve kolluk kuvvetlerinden nasıl yardım alınabileceği konularında da bilgilendirmeler yapıldı. Adli Yardım Bürosu ve Adana Barosu Kadın Hakları Merkezleri‘nin işleyişi ve sağladığı avantajlar hakkında da bilgilendirme oturumları düzenledik. Projenin sonuna doğru gerçekleştirdiğimiz geri dönüş ve etki ölçümü toplantılarında ise olumlu geri bildirimler aldık.

Teknolojik araçlara erişimde yaşanan engeller, özellikle 65 yaş üstü kadınlar için nasıl bir önem taşıyor? Projede bu engelleri aşmak için hangi çözümler öngörülüyor?

Teknoloji oturumlarının en önemli gündem maddesi, siber saldırılara ve akıllı telefonlar aracılığıyla yapılan dolandırıcılıklara karşı korunma yöntemleri oldu. Bu alanda önemli ilerlemeler kaydettiğimizi düşünüyorum. Ayrıca, temel kullanımlara odaklanarak, telefon üzerinden konum gönderme gibi pratik becerilerin kazandırılmasına özen gösterdik. Bununla birlikte, e-devlet hizmetlerinden nasıl yararlanılacağı ve Cimer’in ne olduğu ve nasıl kullanıldığı gibi konularda da çalışmalar yaptık. Ancak, bazı katılımcıların telefonlarının olmaması veya okuma yazma bilmemeleri gibi detaylarla karşılaştık. Bu sorunu çözmek için aile oturumları düzenleyerek, aile bireylerini projeye dahil ettik.

Meryem Kadın Kooperatifi’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Gelecekteki en önemli hedeflerimiz arasında sürdürülebilirliğimizin olduğu açık. Bununla birlikte, ortaklar ve çalışanlar arasındaki bilinçlenmeyi artırmak, toplumsal fayda sağlamak ve daha fazla kadın istihdamı yaratmak da önemli hedeflerimiz arasında. Kooperatifin bilinirliğinin artması, kadınların sorunlarıyla kooperatife daha kolay ulaşabilmelerini sağlamak açısından kritik. “Biz de Varız!” projesi, bu hedeflere büyük katkı sağlıyor. Projeden elde edilen başarılar, kadınların yaşamlarında pozitif değişimler yarattığını ve toplumsal konulara daha aktif katılımlarını teşvik ettiğini gösteriyor. Ayrıca, projenin yürütüldüğü Adana Kadın Yaşam Merkezi’nin bilinirliğinin artması, merkeze ilk kez gelen kadınların utanma veya ötekileştirme korkularını yıkmış ve merkezi daha sık ziyaret etmelerini sağlıyor. Gelecekteki projeler arasında daha geniş kapsamlı istihdam projeleri, eğitim programları, iş birlikleri ve sosyal sorumluluk projeleri yer alıyor. Bu projeler, dezavantajlı gruplara destek olmayı ve toplumsal sorunlara çözüm sunmayı hedefliyor. Biz de Varız! projesi, önemli bir deneyim kazandırıyor, eksiklikleri belirliyor ve gelecekteki projelerde daha etkili ve sürdürülebilir çözümler üretme kapasitesini artırıyor.

Bu noktada bağışçıların desteğinden bahsetmek gerek. Projeleri hayata geçirebiliyoruz ve topluma pozitif bir etki yapabiliyorsak, bu bağışlar ve projeler sayesindedir. Destekleri olmadan başaramayacağımızı unutmamalarını rica ediyoruz. Bu desteğin etkisiyle her geçen gün büyüyor ve daha fazla insanın hayatına dokunuyoruz.

Meryem Kadın Kooperatifi olarak hayata geçirdiğimiz tüm projeleri büyük bir başarıyla tamamlayarak hiçbir kurum ve kuruluşa mahcup olmadık. Bu nedenle gururlu ve mutluyuz. Biz de Varız! projemize destek veren AgeSA Hayat ve Emeklilik ve Sivil Toplum için Destek Vakfı’na, yararlanıcılara, projenin başarılı bir şekilde tamamlanmasında emeği geçen tüm eğitmenlere ve AKYM çalışanlarına teşekkür ediyoruz.

 

Kurumsal Destek Fonu 2023 Dönemi Fon Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | Kurumsal Destek Fonu

6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, bölgede yaşanan tahribatın giderilmesi ve depremden etkilenenlerin iyi olma halinin desteklenmesi için sahada aktif olarak faaliyet gösteren, bölgeye destek olan ve/veya deprem bölgesinde yer alan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kapasitelerini güçlendirmek amacıyla Bcause FoundationDalyan FoundationFondation de FranceKarl Kahane FoundationKreuzberger Initiative gegen Antisemitismus (KIgA)Turkey Mozaik FoundationWNS (Holdings) Limited işbirliğiyle ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2023 dönemi Fon Başlangıç Raporu yayımlandı. Fon kapsamında Ali İsmail Korkmaz Vakfı, Dayanışma İnsanları Derneği, Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği, Kolektif Koordinasyon Derneği, Konuşmamız Gerek Derneği, Medikal Arama Kurtarma Derneği, Yeniden Antakya Platformu Derneği’ne toplam 6.271.631 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu 2023 döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kapasite güçlendirme faaliyetlerini desteklemek amacıyla Bir Adım Var Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2024 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun bu döneminde desteklenecek projelerin odağında Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmeye yönelik aşağıda yer alan çalışmalardan en az bir tanesinin bulunması bekleniyor:

  • Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını toplumun geniş kesimlerine anlatarak farkındalık yaratmayı sağlayan çalışmalar (atölye, eğitim, kampanya, vb.),
  • Kadın danışma/destek merkezi, kadın yaşam evi gibi mevcut çalışmalarını/hizmetlerini devam ettirmek isteyen kuruluşların faaliyetleri/devam projeleri,
  • Kuruluşların temel faaliyetlerini ve projelerini hayata geçirme kapasitelerini artırmaya yönelik faaliyetler,
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair savunuculuk faaliyetleri.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve bir tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilir:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler, sendikalar, vakıf üniversitesi uygulama ve araştırma merkezleri, federasyonlar/konfederasyonlar*,
  • Çalışmalarının odağında toplumsal cinsiyet eşitliği olan ve aktif olarak faaliyet gösteren,
  • 2022 yılı gelirleri 4.000 TL – 4.000.000 TL arasında olan kuruluşlar (2023 yılı ve sonrasında kurulan kuruluşlar için bir bütçe kısıtı bulunmamaktadır.).

Fonun 2024 dönemi kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 2.000.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 675.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz olarak doldurarak 1 Temmuz Pazartesi günü saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2024 dönemi hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Turquoise Coast Environment Fund’un 2023 Dönemine Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Uncategorized

Turquoise Coast Environment Fund- Turkey (TCEF) hibe programını, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından; Adana, Hatay ve Mersin kıyı bölgelerindeki biyolojik çeşitliliği, ekosistem hizmetlerini, tarımsal verimliliği, su ve atık yönetimini, denizel alanlar ve kıyı arazilerini korumak için çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Conservation Collective / Turquoise Coast Environment Fund- Turkey (TCEF)Turkey Mozaik Foundation ve Turkish Philanthropy Funds iş birliğiyle hayata geçiriyoruz.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fona yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı ile Enstrüman Destek Fonu Projesini Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Genel

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), İstanbul’un kültür-sanat yaşamını zenginleştiren çalışmalar yürütüyor. Düzenli olarak İstanbul Müzik, Film, Tiyatro ve Caz Festivalleri, İstanbul Bienali, İstanbul Tasarım Bienali, Leyla Gencer Şan Yarışması ve Filmekimi’ni düzenliyor. Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kahramanmaraş Depremi Doğrudan Destekler Fonu kapsamında Enstrüman Destek Fonu’na sağladığımız hibe desteğiyle, deprem bölgesinde veya yaşanan afet nedeniyle taşınarak başka şehirlerde ikamet eden, güzel sanatlar liseleri ve konservatuvarların müzik bölümlerinde eğitim gören ve depremde enstrümanı hasar gören öğrenciler ile ilgili bölümlerde görev yapan eğitmenlerin enstrüman ihtiyacını karşılamak amacıyla çalışmalar yürüttü. 

İKSV ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje kapsamında yürüttükleri çalışmalar, projenin kültür-sanat alanına etkisi, gençlerin kültür-sanat alanına katılımını güçlendirmek geliştirilmesi gereken stratejiler ve vakfın gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı olarak, İstanbul’un kültür-sanat yaşamını zenginleştiren çalışmalar yürütüyorsunuz. Çalışma alanınızın var olan durumu hakkında neler söylersiniz?

İKSV olarak, İstanbul’da uzun süredir kültür-sanat faaliyetleri yürütüyor ve Türkiye genelinde kültür politikaları üzerine çalışmalar yapıyoruz. 6 Şubat depreminden sonra oluşturduğumuz Enstrüman Destek Fonu’nun amacı, felaketin etkilerini gidermeye müzik eğitiminde kaynaklara erişimi kolaylaştırarak katkıda bulunmak. Doremusic ve Zuhal Müzik‘in yanı sıra Pozitif Müzik, Sala Müzik, Cangöz Müzik, Keylan Müzik gibi işbirlikçiler de İKSV Deprem Bölgesi Enstrüman Destek Fonu’na destek veriyor. Bu işbirlikleriyle, sanat ve müzik alanlarındaki etkiyi artırmayı hedefliyoruz.

Kahramanmaraş Depremi Doğrudan Destekler Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Enstrüman Destek Fonu projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

İKSV Enstrüman Destek Fonu projesiyle, kültürel ve sanatsal yaşamın sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlıyoruz. Bu proje, depremden etkilenen müzik öğrencilerine ve eğitmenlere enstrüman temin etmek için oluşturulan bir fonu içeriyor. 2023 Mart, Nisan ve Mayıs aylarında 875 başvuru alındı ve bu, ihtiyacın büyüklüğünü gösteriyor. Başvuruları değerlendirerek, 5.600.000 TL’lik bir bütçe oluşturuldu ve bu kapsamda 29 farklı şehirde yaşayan 384 öğrenciye toplamda 34 farklı türde müzik enstrümanı sağlandı. 

Proje, geniş bir coğrafi alana yayılarak birçok öğrenciye ulaştı. En önemli etkisi, müzik eğitimi alanında yaşanan kayıpları telafi etmekte yardımcı olması. Bu fon aracılığıyla, müzik eğitimi alanındaki kayıpların bir miktar telafi edilmesi, öğrencilere ve eğitmenlere destek olunması hedefleniyor. Bu sayede, müziğin hayatlarında önemli bir yere sahip olduğu öğrencilerin eğitimlerine devam etmeleri ve müzik eğitiminin sürdürülebilirliği destekleniyor. Projenin etkilerini değerlendirmek için mevcut veriler kullanılarak başvuru sayıları, dağıtılan enstrüman sayıları ve öğrencilerden alınan geri bildirimler dikkate alınıyor.

Projenin Türkiye’nin kültür-sanat alanındaki gelişimine ve genç yeteneklerin  desteklenmesine nasıl bir katkısı olması bekleniyor?

Enstrüman Destek Fonu projesi, Türkiye’nin kültür-sanat alanındaki gelişimine ve genç sanatçıların/müzisyenlerin desteklenmesine katkı sağlıyor. Fon desteğiyle temin edilen enstrümanlar, müzik eğitimi alan öğrencilerin eğitim olanaklarını artırıyor. Bu sayede, gençlerin yeteneklerini geliştirmeleri ve profesyonel düzeyde müzik kariyeri yapmaları için gerekli araçlara erişimleri sağlanmış oluyor.

Türkiye’de gençlerin kültür-sanat alanına katılımının her geçen gün azaldığı, deprem bölgesi özelinde ise neredeyse imkânsız bir hale geldiği biliniyor. Bu doğrultuda gençlerin kültür-sanat alanına katılımını artırmak ve geniş kitlelere ulaşmak için ne tür stratejiler yürütülmesi gerekiyor?

Bu alanda birçok kurumun önemli çabaları mevcut. Yerel ve uluslararası kurumlar, depremlerden etkilenenlerin sanatsal ihtiyaçlarına cevap vermek için güçlü bir dayanışma ve işbirliği ağı oluşturuyor. İKSV olarak Mercedes-Benz Türk işbirliğiyle görsel sanatlar alanında çalışan genç sanatçılara yönelik Sanatçı Destek Fonu (SaDe) isimli bir destek programımız da var. Bu yıla özel olarak buradaki gücümüzü de deprem bölgesine aktarmayı amaçlayarak bu programın başvurularında da sadece depremden etkilenen bölgelerdeki sanatçıları davet ettik. Bu tür projeler ve iş birlikleri, gençler için kültür-sanat etkinliklerine katılımı artırabilecek yeni fırsatlar sunduğu için çok kıymetli. Uzun vadede genç müzisyenlere yönelik benzer profesyonel gelişim programlarının ve atölye çalışmalarının devam etmesi, yeteneklerinin geliştirilmesine ve sahne deneyimi kazanmalarına da yardımcı olabilir. Okullarda, gençlik merkezlerinde ve toplum merkezlerinde ücretsiz programların düzenlenmesi de aynı şekilde kültür-sanata ilgiyi artırabilir. Burada, düzenlenen programların uzun süreli olarak planlanması önem taşıyor. Uzun vadeli stratejilerin uygulanması ile gençlerin kültür-sanat alanına katılımı artırılabilir ve geniş kitlelere ulaşılabilir.

İKSV’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Bu projeyle bağlantılı olarak Institut Français ile hayata geçirilen “Umut Notaları” projesi, yerel sivil toplumun kalbindeki sanatsal bağları yeniden kurmaya yardımcı oluyor ve bu gerekli döngüyü yeniden inşa etmeyi hedefliyor. Profesyonel orkestralara yeniden doğuş desteğiyle, “Umut Notaları” projesi kapsamında, aralarında birçok üyesini kaybetmiş Hatay Akademi Senfoni Orkestrası‘nın da bulunduğu depremden etkilenen 11 ilde orkestraların kayıplarına ve ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla bir sponsorluk sistemi kurmak üzere çalışıyoruz. Bölgedeki sanatsal yaşamı tekrar hayata geçirmek amacıyla Fransız kurumları tarafından Türkiye’deki müzik topluluklarına destek sağlanıyor. Enstrüman Destek Fonu ile Institut Français’nin başlattığı ‘Umut Notaları’ projesinde, Institut Français ile yakın işbirliği yapıp güçlerimizi birleştirerek daha fazla sayıda öğrenci ve eğitmene erişebildiğimizi ve daha kapsamlı bir program oluşturduğumuzu söyleyebiliriz.

Bu çalışmanın, kültür-sanatın yaygınlaştırılması ve toplumsal dayanışmanın pekiştirilmesi için önemli bir adım olmasını hedefliyoruz. Bağış kültürünün, özellikle kültür-sanat alanında güçlenmesi büyük önem taşıyor. Bu alandaki bağışlar, genç yeteneklerin desteklenmesi, kültürel çeşitliliğin korunması ve geleceğin daha kapsayıcı bir şekilde inşa edilmesi için kritik bir rol oynuyor. Bu nedenle, fon destekleriyle genç yeteneklerin keşfedilmesi ve desteklenmesi, kültürel zenginliğin korunması ve kültür-sanatın toplumun her kesimine ulaştırılması hedefleniyor.

 

Öğretmen Ağı ile Yaşamın İnşasında Öğretmen Var Projesi Hakkında Konuştuk

By | Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

Sabancı Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Reformu Girişimi’nin yürütücülüğünü üstlendiği Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır. Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenme Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Yaşamın İnşasında Öğretmenler Var projesini hayata geçiriyor. Ağ proje kapsamında öğretmenlerin deprem bölgesine ilişkin belirledikleri ihtiyaçlara çözüm üretebilecekleri içerikler üretmesine, deprem sonrası okula uyum sağlamak üzere insan kaynağını düzenli ve sürdürülebilir kılınmasına ve yerelde öğretmenlerin oluşturdukları dayanışma topluluklarını desteklemesine yönelik çalışmalar yürütüyor.

Öğretmen Ağı ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Ağ’ın yürüttüğü faaliyetler, proje kapsamında yapılan çalışmalar, projenin uzun vadeli etkileri ve Ağ’ın gelecek dönem faaliyetleri hakkında konuştuk.

Öğretmen Ağı olarak, öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve iş birliği ağı içinde çalışmalar yürütüyorsunuz. Çalışma alanınızın var olan durumu hakkında neler söylersiniz?

Öğretmen Ağı’nın ilk günden itibaren kılavuzu “Öğretmenler adına değil, öğretmenlerle birlikte.” ifadesi oldu. Bu ifade şu yüzden önemli: Bunca yıl öğretmenler için çalışmalar üreten çok fazla kurum oldu. Eğitim alanında öğretmeni özne olarak görerek üretilen çalışmalar ise bir elin parmaklarını geçmiyor. Çalışma alanımızın -yani eğitimin- daha nitelikli olması için eğitimin en önemli paydaşlarından olan öğretmeni özne olarak görmenin önemini anlatmaya çalışıyoruz. Mevcut durum ise bunun tam aksi. Öğretmenlerin çalışma alanında kendini özgür hissetmediğini, yenilikçi çalışmaları paylaşacak alanlarının oldukça sınırlı olduğunu gözlemliyoruz.

Hibe desteğiyle Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalar, çalışmanın çıktıları ve alana etkisi hakkında bilgi verir misiniz? (Elinizde varsa verilerle destekleyebilir misiniz?)

Deprem bölgesinde öğretmenlerin paylaştığı ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığımız Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesi temelde üç aşamadan oluşuyordu. İçerik üretimi, deneyim paylaşımı ve saha yaygınlaştırması temelinde faaliyetlerimizi planladık. İçerik üretimi için Öğretmen Ağı’nda sıkça kullandığımız Yaratıcı Problem Çözme Programı’nı evirerek, Adana’da iki günlük bir program gerçekleştirdik. Deprem bölgesinden öğretmenlerin katılımı ve Değişim Elçisi öğretmenlerin kolaylaştırıcılığında 19-20 Haziran 2023 tarihlerinde iki tam günlük “Yaratıcı Problem Çözme Programı: Açık Alan” etkinliğini gerçekleştirdik. Etkinliğe deprem bölgesindeki illerden 39 öğretmen katıldı. Etkinlik sonunda dört gruptan öğrencilere, öğretmenlere ve velilere yönelik dört yaratıcı çözüm önerisi geliştirildi. Buna ek olarak Değişim Elçileri tarafında geliştirilen Mobil Psikososyal Destek Programı’na daha fazla içerik eklemek için bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştay sonucunda Değişim Elçileri,  Afet Sonrası Destek Çalışmaları Programı El Kitabı’nı ortaya çıkardılar.

Programın deneyim paylaşımı kısmında afet çalışmaları yürüten uzmanları ağırladığımız etkinlikler hayata geçirdik. Ek olarak Öğretmen Ağı Yaz Buluşması’nda farklı illerden öğretmenlerin deneyimlerini paylaştıkları oturumlar gerçekleştirdik.

Saha uygulaması kısmı için de bir gönüllü havuzu oluşturduk. Değişim Elçisi öğretmenlerden oluşan bu gönüllü havuzuna 45 tane öğretmenimiz dahil oldu. Bu 45 öğretmene sahaya çıkmadan önce gerekli aktarımlar yapıldı. Sahada dikkat etmeleri gerekenlere ve psikolojik olarak hazır bulunuşluklarını artırmaya yönelik uzman görüşmesi sağladık. Gönüllü havuzundaki 39 öğretmen şimdiye kadar Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay’da toplam yedi merkezde akademik ve psikososyal destek çalışmaları odaklı faaliyetler yürüttü. Bu faaliyetlerde toplam 735 çocuğa ve 71 veliye ulaşıldı.

Bu çalışmaların alana etkisini en güzel özetleyen şey öğretmenlerin uygulamaları yaptıkları merkezlerde öğrencilerin “Bir daha ne zaman geleceksiniz?” sorusu oldu. Özellikle Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesi kapsamında uyguladığımız Afet Sonrası Destek Çalışmaları Programı çocukların ihtiyaçlarına doğrudan katkı sunduğu için etkisi yüksek oldu. Bunun ötesinde bölgede çalışma yürütmek isteyen öğretmenlere sunulan alan, bölgenin ihtiyacına doğrudan karşılık verdi.

Projenizin öğretmenlerin deprem bölgesindeki ihtiyaçlara çözüm üretme kapasitesini nasıl artıracağını düşünüyorsunuz?

Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesini tasarlarken öğretmenlerin ihtiyaçlarını toplayarak bir ihtiyaç analizi gerçekleştirdik. Proje uygulama adımları da öğretmenlerle birlikte gerçekleştirildi. Dolayısıyla yaptığımız diğer çalışmalarda olduğu gibi öğretmenlerin özne olduğu, her aşamaya dahil oldukları bir süreç yürüttük. Öğretmenlerden projeyi geliştirirken duyduğumuz temel ihtiyaç, sahada gönüllü insan sayısının az olmasıydı. Proje temelde bu soruna yanıt oldu. Bölgedeki öğretmenlerimizle bölge dışından desteğe giden öğretmenler bir araya gelerek çalışmalar üretti. Bölgeye dayanışma desteği sağlanmış oldu. Buna ek olarak öğretmenler bölgenin ihtiyaçlarına yönelik içerik ürettiler. Gördükleri sorunlar üzerine düşünerek çözümler ürettiler. Bu da üretim kapasitelerini artırdığı gibi doğrudan sorunun muhatapları tarafından çözüm üretilmesine alan sağladı.

Deprem sonrası okula uyum sağlamak için insan kaynağını düzenli ve sürdürülebilir kılma konusunda ne gibi stratejiler izlenebilir?

Projenin temelini oluşturan strateji buydu. Hayata geçirdiğimiz çalışmalarda da özellikle sürdürülebilirlik adına öğretmenlerin esenliğini gözeten bir program yaptık. Gönüllü öğretmenler ayda maksimum iki kere sahaya gitti. Saha sürecinde ya da sonrasında ihtiyaçları olması hâlinde psikolojik destek sağlayabileceğimiz alanlar yarattık. Çalışmalara başladıktan sonra bölgeye yeni öğretmen atamaları yapıldı. Bu atamalardan sonra da yeni atanan öğretmenlere yönelik etkinlikler planladık. Bu etkinliklerle öğretmenlerin bölgedeki ihtiyaçlarını karşılamayı planladık.

Bir diğer önemli stratejimiz ise özellikle yeni atanan öğretmenlere ulaşabilmek için Hatay İl Millî Eğitim Müdürlüğü ile protokol yapmak oldu. Protokol kapsamında yine sahayı güçlendirmek için Sabancı Vakfı ana desteği ve Bank ABC katkılarıyla açtığımız Öğretmen Dayanışma Alanı’nda gerçekleştirdiğimiz etkinlikleri, il genelindeki öğretmenlere ulaştırıyoruz. Ayrıca İl Millî Eğitim Müdürlüğünün gördüğü ihtiyaçlara yönelik de istişare ederek güncel ihtiyaçları görebiliyor; çalışmalarımızı buna yönelik planlayabiliyoruz.

Projenizin deprem bölgesindeki eğitim sistemine uzun vadeli etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Öğretmen Ağı’nın çalışmalarının temeli; eğitim sistemini iyileştirmenin yolunun, eğitimin öznesi öğretmenden geçtiği üzerine kuruluyor. Bu projeyle de bölgedeki öğretmenlerin iyi olma hâline katkı sağlamak için bir gönüllü havuzu oluşturduk. Gönüllüler hem oradaki öğretmenlere destek oldu hem de kendileri bölgeye giderek katkı sağladı. Öğretmenler, kendi ihtiyaçları doğrultusunda programlar gerçekleştirdi, gerçekleştirmeye de devam ediyorlar.

Bölgede yaptığımız paydaş görüşmelerinde duyduğumuz en önemli ihtiyaç, öğretmenin sosyalleşme ihtiyacıydı. Özellikle yeni atanan öğretmenlere yönelik etkinliklerle bu ihtiyacı Öğretmen Dayanışma Alanı’nda gidermeyi hedefledik. Bu alanın, öğretmenlerin iyi olma hâlini destekleyen, dayanışma ve iş birliği ruhunu yaşatacak bir yer olmasını umuyor, öğretmenlere ait alanların çoğalmaya devam etmesini diliyoruz.

Öğretmen Ağı’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

6 Şubat ile birlikte bölgedeki öğretmenleri desteklemek için kurum olarak iki önemli proje hayata geçirdik. Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesi, deprem bölgesinde uyguladığımız iki büyük projeden biri. Diğer projemiz de Öğretmen Dayanışma Alanı. Bu iki proje kısa vadeli hedeflerimizin sac ayakları oldu. Önümüzdeki süreçte deprem bölgesinde Öğretmen Dayanışma Alanı projesiyle öğretmenlerin sosyalleşme ihtiyaçlarını, kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlamaya yönelik; yine öğretmenlerle birlikte faaliyetler gerçekleştireceğiz. Yaşamın İnşasında Öğretmen Var Projesi bu hedeflere ulaşabilmek için önemli bir kaldıraç noktası oldu. Proje kapsamında hayata geçirmeyi planladığımız İl Millî Eğitim protokolünü geliştirerek diğer projelerdeki çalışmalarımızın da uygulanabileceği alanlar oluşturduk.

Bağış kültürünün yeniden yapılanmaya başladığı bu dönemde bağışçılara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Bu soruyu öğretmen bağlamında yanıtlamak isterim. Öğretmen Ağı’nda şimdiye kadar zorlandığımız da bir konu. Çünkü yaptığımız çalışmaların bağışçılarda doğrudan bir karşılığı olamayabiliyor. Bağışçının görmek istediği somut çıktılar var. Bu çıktılar da genellikle nicel çıktılar. Elbette nicel çıktı önemli bir ölçme değerlendirme verisi. Yapılan çalışmaların etkisinin göstergesi adına da önemli bir gösterge. Ancak tek gösterge değil. Çünkü hiçbir nicel veri, depremden etkilenen bir çocuğun “Bir daha bekliyoruz” hissi kadar etkiyi göstermeye yetecek düzeyde olamıyor. Doğrudan çocuklarla yapılan çalışmalarda, nicel veri, ulaşılan çocuk sayısı elbette önemli. Biz bunun yanında öğrenciye, çocuğa etki eden en önemli faktör olan öğretmenin iyilik hâlinin de eş değerde önemli olduğuna inanıyoruz. Öğretmenin iyilik hâlini artırdığımız zaman çocuğun da iyi olmasını sağlayacağımızı düşünüyoruz. Burada da göstergemiz nicelden çok nitel göstergeler. Bir öğretmenin uzun süre burada gönüllülük yaparak pek çok alanda beceri geliştirmesi, inisiyatif alması, yaratıcı düşünmesi, eleştirel bakması bizim için çok daha önemli oluyor.

STDV aracılığıyla bağış yapan herkese teşekkür etmek isteriz. Onlar sayesinde deprem bölgesinde pek çok öğretmen kendisine bir sığınak buldu. Pek çok çocuk ve veli öğretmenleriyle farklı bir iletişimin mümkün olabileceğini fark etti. Bunun da ötesinde bir trajediden birlikte çıkan bireyler olarak dayanışmanın önemini hissettiler. Bunu hissettirmeye devam etmek için biz çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sizlerden de desteğinizi sürdürmenizi dileriz.