All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Turquoise Coast Environment Fund – Turkey Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Turquoise Coast Environment Fund

Kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve/veya batı kıyı bölgelerinde; doğa ve biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Conservation Collective işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 5 STK’ya toplam 794.796 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Deniz Yaşamını Koruma Derneği: Gelecek deniz yaşamını sürdürülebilir ve adil yöntemlerle korumak için çalışmalarını yürüten Deniz Yaşamını Koruma Derneği; Marmara Denizi’nde, Akdeniz’e endemik olan mercanların transplantasyonu ve korunması, hayalet ağların deniz tabanından temizlenmesi, biyoçeşitlilik takibi, tür ve habitatlarının korunması, su altı kültür ve mirasının korunması, sanat ve sürdürülebilir tasarım alanlarında faaliyet yürütüyor. Sağladığımız 93.000 TL hibe desteğiyle Denizel Peyzajlara Denizden Bakış projesini hayata geçirecek olan dernek; Akdeniz denizel peyzajının görüntülenmesi, kayda alınması ve verilerin beslenmesi amacıyla Bodrum ve Kaş arasında belirlenen lokasyonlarda dalışlar yapacak. Gelecek denizel yaşam için farkındalık yaratmayı amaçlayan dernek, Bodrum ve Kaş arasındaki bölgelerde faaliyet yürüten çeşitli balıkçı kooperatiflerinin katılımıyla yerel bilgilendirme toplantıları düzenleyecek. Bu toplantılar sonucunda ortaya çıkan verileri ve yerel deneyimleri yaygınlaştırılmak için bir kısa film hazırlayacak olan dernek, proje kapsamında yapılacak deniz dibi temizliği sonrasında çıkan atıklardan bir sergi de düzenleyecek. Proje sonunda denizel peyzajlara dikkat çekmek için yapılan tüm çalışmaların yer aldığı ve yerel bir sanatçı tarafından tasarlanacak olan Denizel Peyzajlar Kitapçığı yayımlayacak. Bu projenin eş finansmanı SGP- Small Grant Programme tarafından destekleniyor.

İklim Araştırmaları Derneği: Ankara’da faaliyet yürüten İklim Araştırmaları Derneği, iklim değişikliği, sürdürülebilirlik, kaynak verimliliği, afet ve risk yönetimi ile ilgili alanlarda çalışan gerçek ve tüzel kişileri bir çatı altında toplayarak; iklim değişikliği ile mücadele ve uyum, su yönetimi ve politikası, afet ve risk yönetimi, kentsel planlama ve ekonomi ve toplumsal çalışmalar alanlarında faaliyetlerini yürütüyor. Sağladığımız 171.796 TL hibe desteğiyle İklim Dirençli ve Sürdürülebilir Arı Meraları Pilot Uygulama projesini hayata geçiren dernek; Marmaris’te arıcılık faaliyetlerinin daha az çevresel etki ve daha fazla fayda ile sürdürülebilmesini ve yerel ürün ve geçim kaynaklarının çeşitlendirilmesini amaçlıyor. İklim Araştırmaları Derneği bu doğrultuda oluşturulacağı paydaş listesi üzerinden paydaşlarla geliştirilecek ilişkilerin fırsat/risk matrisini hesaplayarak bir paydaş analizi ve haritalaması raporu hazırlayacak. Buna ek olarak, mevcut ve geleneksel arıcılık faaliyetlerinin etkilerini görmek için mevcut durum ve boşluk analizi raporunu hazırlayacak. Konuyla ilgili farklı paydaşları bir araya getirmek amacıyla Marmaris Bölgesi İklim Değişikliği, Arıcılık ve Arı Meraları Çalıştayını düzenleyecek olan dernek yapılacak saha çalışmasıyla Marmaris bölgesinin bitkisel desen ve iklim etkisi haritalandırarak alınacak toprak örneklerinin analizini yaparak arı üretimine katkı sağlayacak ve olası yeni ürünlerin pazar potansiyelini araştıracak. Proje kapsamında oluşturulan modelin yaygınlaştırılabilmesi amacıyla proje sonunda Pilot Uygulama Alanı: Arı Meraları Modeli Fizibilite Çalışması ve Raporu yayımlanacak.

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği (NATURA): Dünyada sadece Güneybatı Anadolu’da yaşayan ve günümüzde parçalanmadan dolayı yok oluşun eşiğinde olan Sığla (Günlük) orman toplulukları arasında koridor oluşturarak, parçaların birleştirilmesi ve bu orman topluluklarının yok oluş sürecinin tersine çevrilmesi için Ankara’da çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız 170.000 TL hibe desteğiyle NATURA, Akdeniz Kıyılarında Mega Yangınların Ardından Yaban Hayatına Ekolojik Restorasyon Desteği projesini hayata geçirecek. Proje ile Temmuz 2021’de Marmaris bölgesinde çıkan mega yangınlar sonrasında bölgedeki yaban hayatın güncel durumunu araştırmak için çalışmalar yapılacak. Bu amaç doğrultusunda toplumun tüm kesimlerini ekosisteminin kendini yenileme sürecine dahil etmek, dünyaya örnek olmak ve Bördübet Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nın Sekonder Süksesyon Gelişim Evreleri’ne katkıda bulunmak için Ekolojik Restorasyon Süreci başlatacak. NATURA, bu kapsamda ilk etapta 5 yıllık bir doğal restorasyon sürecinin uygulanması ve izlemesini konu edinecek Ekolojik Restorasyon Tasarım Rehberi’ni yayımlayacak. NATURA hedef türler hakkındaki güncel bilgileri, ekolojik restorasyon tasarımını ve potansiyel işbirliklerini konuşmak amacıyla çalışma alanından 50 farklı paydaşın katılacağı Mega Yangınlar ve Ekolojik Restorasyon Çalıştay’ını düzenleyecek. 

Sosyal İklim Derneği: İzmir’de doğayı merkeze alarak hak temelli çalışmalar yürüten Sosyal İklim Derneği; gençler arası diyalog kültürünü geliştirmek ve gençlerin sosyal hayata ve sivil topluma aktif katılımını sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda, iklim krizi, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve gençlik hakları konularında programlar, projeler ve atölyeler gerçekleştiriyor. Sağladığımız 180.000 TL hibe desteğiyle Act4Species-Türler için Harekete Geç! projesini hayata geçiren dernek; Ege ve Akdeniz bölgelerinde insan faaliyetleri nedeniyle yok olma tehlikesi altında olan ve/veya endemik türleri korumayı amaçlıyor. Sosyal İklim Derneği, projenin ilk ayağında Ege ve Akdeniz’de bulunan endemik ve/veya yok olmakta olan türlerin güncel durumunu anlamak için iklim krizinden etkilenen bölgelerde çalışmalar yürütmek amacıyla kurulan Kıyı Ege İklim Ağı bünyesinde yer alan akademisyenlerin desteğiyle bir ön rapor hazırlayacak. Proje kapsamında 100’den fazla katılımcının yer alacağı 5 çalıştay düzenleyecek olan Sosyal İklim Derneği, yerel düzeyde farkındalık yaratmak için STK’ların ve akademisyenlerin de dahil edileceği Tür Koruma Eylem Planı ve Tür Koruma Sosyal Medya Kampanyası düzenleyecek. 

Su Ekosistemlerini Koruma Derneği: Denizler, iç sular, kıyı ve geçiş alanlarında ve ilişki alanlarında yaşayan her türlü canlıyı ve bu alanları kapsayan sucul tabiatı korumak amacıyla Çanakkale’de çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız 180.000 TL hibe desteğiyle dernek, Direnen Gökçeada Tuz Gölü Sulak Alanı ile Çevre Bilincinin Geliştirilmesi projesini hayata geçirecek. Proje ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2021 yılında hayata geçirilen Gökçeada Tuz Gölü Sulak Alan Yönetim Planı kapsamında öngörülen eylemlerin uygulanıp uygulanmadığını takip edecek olan dernek aynı zamanda eylemlerin gerçekleşme durumunun takibi için yerel halkı bilinçlendirme çalışmaları yürütecek. Proje kapsamında kuracağı internet sitesi üzerinden yapılan çalışmaları ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşacak. Gökçeada sulak alanının (turistik amaçla vücuda sürülen çamur) şifa niteliği taşıdığıyla ilgili var olan yanlış bilgiyle mücadele etmek için bu alanlarda kullanılan çamurun kimyasal içeriği analiz edilerek, bilgilendirme çalışmaları yapılacak. Yerel halkın çevre bilinci düzeyini belirlemek için ön-test uygulanacak olan Su Ekosistemlerini Koruma Derneği, yerel halkı bilinçlendirme çalışmaları (internet sitesinde düzenli paylaşım yapmak, el afişleri, ilanlar, eğitimler, tür katalogları ve kitapçıklar) sonrasında – uygulayacağı son test ile çalışmanın etkisini ölçecek. Proje kapsamında işletme sahiplerine, gençlere, çocuklara, çiftçilere farkındalık kazandırmak için çeşitli seminerler düzenlenecek. Dernek sulak alanın kuzeyinde bulunan vahşi çöp depolama alanının bertarafı için kamuoyu oluşturacak çalışmalar da yapacak.  

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Köy Öğretmenleri El Ele Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan KODA, sağladığımız hibe desteğiyle hayata geçirdiği Köy Öğretmenleri El Ele projesini tamamladı. Proje kapsamında dernek mesleğe yeni başlayan köy öğretmenlerinin deneyimli köy öğretmenleri tarafından birebir görüşmeler ve eğitimlerle desteklenmesini sağladı.

Proje ve İçerik Geliştirme Koordinatörü Lale Hanöz ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler, projenin mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin kişisel yaşamlarına ve mesleki becerilerine katkıları, Destekle Değiştir etkinliğinin KODA’ya sağladığı katkılar ve derneğin gelecek dönem yürütmeyi planladığı faaliyetler hakkında konuştuk.

COVID-19 salgını sonrası yeniden başlayan yüz yüze eğitimin ikinci yılı kısa bir süre önce başlandı. Öğretmenlerden ve ailelerden aldığınız geri bildirimleri de düşündüğünüzde bu bir yıl köy okulları için nasıl geçti? Birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarından ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Köy okulları, sahip olduğu kaynakların kısıtlılığı sebebiyle bu süreçte çeşitli zorluklar yaşadı. Özellikle salgının arttığı dönemlerde çevrimiçi eğitime geçilmesi hem çocuklar hem aileleri hem de öğretmenler açısından zorlayıcı bir süreçti. Bu sebeple KODA olarak öğretmenlerin ve ebeveynlerin kırsala uygun eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasını ve bu sayede kırsalda okuyan çocukların da nitelikli bir eğitime sahip olabilmesi için çalıştık.

Bu sene devam eden programlarımızla öğretmen adayları, mesleğinin başında yer alan öğretmenler ve mesleğinde deneyim sahibi öğretmenler gibi pek çok farklı gruptan öğretmene ulaştık. Bunun yanı sıra çocukların çevresindeki destek mekanizmasını güçlendirmek adına ebeveynler ile de çalıştık. Şartlı Destek Fonu ile gerçekleştirdiğimiz Köy Öğretmenleri El Ele Programı ise hem mesleğinin başında olan hem de deneyim sahibi öğretmenlere ulaştığımız bir mentorluk programı.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Köy Öğretmenleri El Ele Programı projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamından gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Köy Öğretmenleri El Ele Programı, mesleğinde deneyimli ilkokul sınıf öğretmenlerinin mesleğinin ilk üç yılında olan öğretmenlere sunduğu bir mentorluk programıdır. Bu program kapsamında, öncelikle en az 7 yıllık mesleki deneyime sahip sınıf öğretmenlerinden oluşan 40 kişilik bir öğretmen ekibi oluşturduk. Bu grubu oluştururken öncelikle, mesleğin başında olan öğretmenlere deneyim paylaşımı yapma konusunda motivasyonu yüksek, kendini çeşitli mesleki alanlarda yıllarca geliştirmiş öğretmenler arasından detaylı bir seçim yaptık.

Ardından, deneyimli öğretmenlerimiz KODA’nın gönüllü eğitmenleri tarafından çevrimiçi bir mentorluk eğitimi alarak KODA’nın gönüllü mentor öğretmenleri oldular. Bu mentorluk eğitimi kapsamında, iletişim becerileri ve liderlik gibi alanlarda teorik ve uygulamalı çalışmalar yaparak mentorluk becerileri edindiler.

Her mentor öğretmenimiz toplamda iki menti öğretmenle eşleşerek mentorluk çalışmalarına başladı. Mentorluk çalışmaları, çevrimiçi görüntülü konuşmalar aracılığıyla üç haftada bir olmak üzere toplam 6 görüşme şeklinde gerçekleştirildi. Görüşmelerinde, mesleğin başında olan öğretmenlerin yani metinlerin genel ihtiyaçları olan sınıf yönetimi, birleştirilmiş ya da taşımalı sınıflarda çalışma koşullarının olası ihtiyaçları, aile iletişimi ve benzeri konular ele alındı.

Birinci dönem 6 görüşmeyle mentiler süreçlerini tamamladı. İkinci dönemde ise programımıza yeni mentiler katıldı. Her iki dönem boyunca program katılımcısı öğretmenlerimiz ihtiyaç duydukları alanlarda çevrimiçi eğitimlerle desteklendiler. Örneğin, mentor öğretmenlerimizin mentorluk süreçlerinde doğru çocuk gelişimi perspektifinden faydalanabilmeleri için toplam 6 saat süren çevrimiçi bir pedagoji eğitimi sunduk. Bu sayede deneyimli öğretmenlerimiz hem kendi mesleki becerilerini geliştirirken hem de kazandıkları edinimleri mesleğinin başındaki öğretmenlerle paylaşma fırsatı elde etti.

Köy Öğretmenleri El Ele Programı projesinin mentiler üzerindeki etkisini göstermek için İzleme ve Değerlendirme Raporu hazırladınız. Raporda elde ettiğiniz sonuçları ve aldığınız geri bildirimleri düşündüğünüzde programın menti öğretmenlerin kişisel yaşamlarına ve mesleki becerilerine nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Ortaya çıkardığımız etkiyi en iyi şekilde takip edebilmemiz adına programımızın izleme ve değerlendirme sürecine yürüttük. Bu süreçte elde ettiğimiz verilere göre programdan faydalanmış olan mesleğinin başındaki öğretmenler, kendilerini daha az yalnız hissettiklerini ve özellikle köydeki çalışma koşullarına uygun eğitim ve öğretim modellerini daha iyi uygulaya bildiklerini paylaştılar. Mesleki eğitimin yanı sıra katılımcı öğretmenler kendileriyle benzer deneyimleri yaşamış olan kişiler sayesinde zorluklara karşı birliktelik hissetme, motivasyon gibi duygusal ihtiyaçlarının da karşılandığını belirttiler. Deneyimli mentor öğretmenlerimiz ise mesleğinin başındaki öğretmenlerin hayatlarına dokunurken kendi mesleki motivasyonlarının da arttığını, aldıkları eğitimler aracılığıyla ise mesleki becerilerinin geliştiğine ve kişisel farkındalıklarının arttığını belirttiler. KODA olarak böylesi sonuçları görmekten mutluluk duyuyoruz.

Destekle Değiştir etkinliği sonrası aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Köylerde daha iyi bir eğitimin önünü açmak amacıyla yapılan çalışmaların farklı bağışçılar tarafından desteklenmesi sizce neden önemli?

Köy Öğretmenleri El Ele Programı uzun soluklu ve çevrimiçi olarak tasarlanmış bir program. Bu da program katılımcısı öğretmenlerimizin yoğun çalışma tempoları içerisinde program için ayrıca zaman ayırmaları ve büyük emek vermeleri anlamına geliyor. Bu sebeple öğretmenlerin programa ve KODA’ya duydukları aidiyet duygusu bizim için çok kıymetli. Biz de yaz döneminde gerçekleştirdiğimiz ve bir hafta süren bir yaz kampında mentor öğretmenlerimiz ile bir araya geldik. Bursa’nın Orhaneli ilçesinde yüz yüze gerçekleştirdiğimiz bu eğitim kampında öğretmenlerimiz teorik ve uygulamalı bilgileri çeşitli eğitimlerle pekiştirme fırsatı edindi. Bunun yanı sıra derneğimizi, ekibimizi ve diğer tüm program katılımcılarını daha iyi tanımaları ve programı içselleştirmeleri adına bir alan açılmış oldu. Bu sebeple Destekle Değiştir etkinliğine ve çalışmamıza duyulan ilgiye çok teşekkür ederiz. Böylesi çalışmaların kurumlar tarafından desteklenmesi, çalışmalarımızın hedeflendiği yere ulaşabilmesi ve sürdürülebilmesi açısından çok değerli.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin gelecek dönem önceliklerinden ve yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği olarak öncelikle var olan programları derinleştirmeyi amaçlıyoruz. Bunun yanı sıra bu sene ilk kez sosyal ve duygusal öğrenme programımızı hayata geçirdik. Bu program sayesinde kırsal bölgelerdeki çocuk ve gençlerin özgüven, iletişim, duygularını anlamlandırma gibi sosyal becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz. KODA olarak kırsal bölgelerde yaşayan çocuklara ve onların çevresinde yer alan öğretmen, aile gibi tüm bireylere yönelik eğitim programlarımız ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Tiyatro Kooperatifi ile Tiyatroların Erişilebilirliği Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Tiyatro sanatının kamusal bir hizmet olduğu ön kabulüyle, sektörel sorunlara kalıcı çözümler bulmak ve özel tiyatroların sesi olmak amacıyla savunuculuk ve kapasite güçlendirme çalışmaları yapan Tiyatro Kooperatifi’ne Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladık. Hibe desteğimizle Tiyatroların Erişilebilirliği projesini hayata geçiriyor. Proje kapsamında Erişilebilir Her Şey sosyal girişimi işbirliğiyle, Tiyatro Kooperatifi ortağı 9 tiyatronun yönetici ekiplerine ve saha çalışanlarına 5 saatlik tiyatroda erişilebilirlik, farkındalık ve iletişim eğitimleri verilecek. 6 tiyatro mekânı için fiziksel erişilebilirlik tavsiye raporu hazırlayacak. Ayrıca Türkiye’deki tüm tiyatroların kullanımına açık bir erişilebilirlik kontrol listesi hazırlanacak ve yaygınlaştırılacak.

Tiyatro Kooperatifi Genel Koordinatörü Fisun Eşki ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; özel tiyatrolarının finansal sürdürülebilirliğini desteklemek için yapılması gerekenler, ekonomik krizin özel tiyatrolara etkileri, dijitalleşmenin tiyatrolara etkisi ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

COVID-19 salgınının neden olduğu zorlukların etkisinin devam ettiği bir ortamda kültür-sanat kurumları ve tiyatrolar ekonomik krizin getirdiği zorluklarla da başa etmek zorunda kalıyor. Tiyatro Kooperatifi üyesi özel tiyatroların bu süreçten nasıl etkilendiğinden ve sektörün mevcut durumundan bahseder misiniz?

Kültür-sanat, genel olarak ekonomik ve sosyal krizlere karşı kırılgan bir alan. Pandemi öncesinde de varlıklarını güçlükle sürdüren özel tiyatroların mevzuat uyarınca tacir statüsünde olması, sürdürülebilirlik açısından büyük bir sorun teşkil ediyordu. Fakat salgın süreci var olan sorunları çok daha hayati bir noktaya taşıyarak tiyatrolara ekonomik ve psikolojik olarak büyük hasar verdi. Bu zorlu süreçte kapalı olmalarına rağmen finansal yükümlülükleri devam eden tiyatrolar, büyük bir borç yükü ile karşılaştı. Özel tiyatrolara birtakım kamu destekleri verildi ancak bu desteklere başvuru yapabilmek için “vergi borcunun olmaması” şartı arandığından dolayı pek çok özel tiyatro bu imkânlardan faydalanamadı. Pek çok ortağımız sahnesini, ofisini, atölyesini kapatmak zorunda kalırken, çok sayıda tiyatro profesyoneli hayatlarını sürdürebilmek için başka mesleklere yöneldi. Tiyatroların pandeminin yaralarını sarmak için mücadele verdiği bu dönemde, ekonomik krizle birlikte tüm bu sıkıntılar daha da derinleşti. Bu nedenle biz de Tiyatro Kooperatifi olarak, özel tiyatroların yasal statüsünün değiştirilmesi için yaptığımız savunuculuk çalışmalarımıza öncelik veriyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 2021 yılı itibariyle Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı 608 özel tiyatrodan 503’ü faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Özel tiyatro sahnelerinin ayakta kalmasını sağlamak ve finansal sürdürülebilirliğini desteklemek için neler yapılması gerekiyor? Tiyatro Kooperatifi olarak bu konuda çalışmalarınız bulunuyor mu?

Özel tiyatroların yaşadığı sorunların önemli bir kısmı ekonomik sebeplere dayanıyor. Biz de bu gerçekten yola çıkarak dayanışmamızı bir sosyal kooperatif olarak yapılandırdık ve ortağımız olan tiyatrolar için ekonomik ve sosyal fayda yaratmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Alanımızdaki köklü sorunların çözülebilmesi için kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, akademi ve özel sektör ile işbirlikleri kurarak ilerliyoruz.  Mevcut durumda özel tiyatrolar, gelirlerinin % 90’ını bilet satışlarından elde ediyor ve bu, sürdürülebilirlik açısından büyük bir sorun. Örneğin, pek çok özel tiyatro görünürlük konusunda sıkıntı yaşıyor fakat tanıtım ve pazarlama çalışmalarına ayırabilecekleri kaynaklar çok kısıtlı. Tiyatrolara bu konuda destek sağlanması adına İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) katılımcı bütçe programı “Bütçe Senin” için önerdiğimiz “İstanbul Tiyatrolarının Görünürlüğü Projesi” İstanbulluların oylarıyla İBB 2023 bütçesine girmeye hak kazandı. Bu proje ile kamusal bir faaliyet yürüten İstanbul’daki tüm özel tiyatroların tanıtım ve pazarlama ihtiyacının kamu kaynaklarıyla karşılanması sağlanacak.

Şu anki öncelikli hedefimiz ise özel tiyatroların herhangi bir ticari işletmeden farklı olarak kamusal bir faaliyet yürüttüklerinin altını çizmek ve alana özgü bir statüyle tanımlanmalarını sağlamak. Bu amaçla hukuk ve mevzuat alanlarındaki mücadelemize ağırlık veriyoruz. Özel tiyatroların üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi ve sanat emekçilerinin sosyal güvencelerinin sağlanması gerekiyor. Öte yandan, özel tiyatroların sponsorluk ve bağışlarla desteklenmesinin önünü açacak yönetmelik düzenlemeleriyle alana kaynak aktarımının teşvik edilmesi de büyük önem taşıyor. Bu doğrultuda yaptığımız çalışmaları etki alanımızı ve dayanışma gücümüzü artırarak sürdürüyoruz. 7 sosyal kooperatif ortaklaşarak temellerini oluşturduğumuz Kooperatif Birliği Girişimi, bugün 123 özel tiyatroyu temsil ediyor.

COVID-19 salgını tiyatronun da aralarında yer aldığı birçok alan ve sektör için dijitalleşmeyi zorunlu hale getirdi. Gün geçtikçe daha da dijitalleşen bir dünyada tiyatro nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

Pandeminin ilk dönemlerinde yaşanan kapanmalarla birlikte sahne sanatları faaliyetleri de durdu. Fakat bu alanda çalışan bireyler ve kurumlar; dijital dünyanın sunduğu imkânlarla üretmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya devam etti. Özel tiyatroların bir kısmı dijital mecralarda çalışmalarına ve üretimlerine devam ettiler fakat bunlar için gerekli altyapıyı oluşturmak da oldukça maliyetliydi. Bu süreçte Tiyatro Kooperatifi olarak Google.org desteği ve Inogar Kooperatifi yürütücülüğünde hayata geçirilen Sahne 2.0 projesinin paydaşı olduk. Projenin ana amacı, alanımızda çalışan, üreten, düşünen tüm bireylerin dijital kapasitelerini güçlendirmek ve üretimlerini dijital platformda seyirciyle buluşturmalarını sağlamaktı. Proje kapsamında, alanında uzman eğitmenlerin katkılarıyla, sahne sanatlarına yönelik olarak hazırlanmış 5 modülden oluşan bir çevrimiçi eğitim programı sunuldu. Bu programı tamamlayarak kendi içeriklerini tasarlayan kullanıcılar fikirlerini hayata geçirmek için İstanbul’daki Sahne 2.0 stüdyosundan ücretsiz olarak faydalandılar ve üretimlerini projenin YouTube kanalında seyirciyle buluşturma imkânı elde ettiler.  Fakat sizin de belirttiğiniz gibi dünya dijitalleşiyor, bu yalnızca pandemiyle ilişkili bir eğilim değil. Tiyatro eserlerinin dijital dünyanın imkân ve araçlarını kullanmasını çağın gerekliliği olarak yorumlayabiliriz. Tiyatro binlerce yıllık tarihi boyunca çok defa dönüşüm geçirdi ve şüphesiz günümüzün hızla değişen dünyasında da bu dönüşüm devam edecek.

Hibe desteğimizle Tiyatroların Erişilebilirliği projesini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Erişilebilir Her Şey işbirliğiyle kurguladığımız bu projeyle, özel tiyatro mekânları ve faaliyetlerinin daha erişilebilir ve kapsayıcı hale gelmesini ve engellenen bireylerin kültür-sanat hayatına aktif katılabilmesi için gerekli şartların sağlanmasını hedefliyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2011 yılı verilerine göre, Türkiye’de 4.9 milyon engellenen birey yaşıyor. Mevcut durumda elimizde tiyatroların erişilebilirliğine dair istatistiki bir veri yok ancak, hepimizin bildiği üzere, Türkiye’de farklı engel gruplarındaki bireylerin koşulları ve ihtiyaçları gözetilerek tasarlanmış tiyatro mekânları ve bu doğrultuda kurgulanmış tiyatro oyunları bulunmuyor. İstanbul’un farklı noktalarında her gün yetişkinlere ve çocuklara yönelik çok sayıda tiyatro oyunu sahnelenirken, engellenen bireylerin bu etkinliklere erişimi mümkün kılınmıyor. Biz Tiyatro Kooperatifi olarak sanatın kamusal bir faaliyet olduğunu savunuyoruz ve kültür-sanatın her birey için erişilebilir olmasını çok önemsiyoruz. Bu proje ile hedefimiz, bu fırsat eşitsizliğinin önüne geçecek bir adım atmak ve engellenen bireylerin bilgiye erişme ve kültür-sanata katılma haklarını kullanabilecekleri bir zemin hazırlamak. Hem tiyatro sahnelerinin fiziksel erişilebilirliğini hem oyunların içeriksel erişilebilirliğini hem de tiyatro çalışanlarının iletişimsel erişilebilirliğini sağlayacak adımlar atmayı amaçlıyoruz. Kalıcı bir fayda yaratmak için bilet almaktan, oyunları izlemeye ve geribildirim vermeye kadar farklı adımlar içeren erişilebilirlik döngüsünün tüm adımlarını gözetmek gerekiyor; bu sebeple, öncelikli olarak orta/uzun vadede erişilebilir gösterimlere ev sahipliği yapabilecek ve engellenen bireyler için sosyal buluşma noktaları haline gelebilecek tiyatro mekânlarının fiziksel erişilebilirlik uygulamaları için hazırlık yapılması önem taşıyor.

Proje kapsamındaki ilk faaliyetimiz, Tiyatro Kooperatifi ortağı 10 tiyatronun yönetici ekiplerine ve saha çalışanlarına erişilebilirlik, farkındalık ve iletişim eğitimleri vermek olacak. Yöneticilere yönelik eğitimi, engellilik algı ve farkındalığı konusunda temel kavramlar ve tiyatrolarda erişilebilirlik uygulamalarına odaklanacak. Saha çalışanlarına yönelik olan eğitimi ise iki oturumda gerçekleştireceğiz. Burada da hedefimiz, engellenen bireylerle ilk temas edecek grup olan tiyatro saha ekiplerinin engellilik konusunda farkındalık kazanmalarını ve kapsayıcı tutum geliştirmelerini desteklemek. Tüm eğitimler, daha önce de bu alanda çeşitli eğitimler vermiş olan Erişilebilir Her Şey ekibi tarafından yürütülecek.

Ayrıca, yine Erişilebilir Her Şey ekibi tarafından 6 tiyatro sahnesine gerçekleştirilecek ziyaretler sonucunda, mekânların fiziksel erişilebilirlik durumlarına dair bir tavsiye raporu hazırlayacağız. Edindiğimiz bilgileri Türkiye çapında yaygınlaştırmak ve tüm tiyatroların kullanımına sunmak üzere tiyatrolar için bir erişilebilirlik kontrol listesi yayımlamayı da hedefliyoruz. Bu listenin tüm ilgililere ulaşması için yerel yönetimler, akademi ve sendikalar gibi farklı kurumlarla iletişimde olacağız. Bu konuda yapacağımız iletişim ve görünürlük çalışmalarıyla projemizin ilk aşamasını tamamlamayı hedefliyoruz.

Tiyatroların Erişilebilirliği projesini daha erişilebilir bir yaşama adım atmak isteyen herkese koçluk ve eğitim hizmetleri ile çözümler sunan Erişilebilir Her Şey iş birliğiyle hayata geçiriyorsunuz. Bu iş birliğinin kapsamından ve çalışmalarınıza katkılarından bahseder misiniz?

Erişilebilir Her Şey, kurumlara erişilebilirlik üzerine danışmanlık ve eğitimler veren bir sosyal girişim. 2019’dan bu yana da kültür-sanat kurumları ile çalışmalar yapmaktalar. Ayrıca tüm bu süreçlerde katılımcılık ilkesini gözeterek doğrudan engellenen bireyler ile çalışmaktalar. Tiyatro Kooperatifi olarak, Erişilebilir Her Şey’i sadece bu projede değil, genel olarak çözüm ortağımız olarak konumluyoruz. Bu projenin her adımını Erişilebilir Her Şey ekibi ile birlikte kurguladık, tüm süreci aynı ekibin danışmanlığında ve birlikte yöneteceğiz. Bu işbirliği bizim açımızdan oldukça heyecan verici zira Türkiye’de tiyatroların erişilebilirliği adına yapılan çalışmalar ne yazık ki çok sınırlı. Biz Erişilebilir Her Şey ile işbirliği içinde yürüteceğimiz bu proje ile tiyatroların erişilebilirliği konusunda sürdürülebilir ve kapsamlı bir dönüşüm sürecinin ilk adımlarını atmayı hedefliyoruz. Nihai hedefimiz ve arzumuz, erişilebilirlik konusunda ülke genelinde tiyatrolar başta olmak üzere tüm kültür sanat kurumları için örnek teşkil edebilecek bir model oluşturmak.

 

Çocuk Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi ve haklarının tesis edilmesi için 0-15 yaş arası çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çoçuk Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun 2022 döneminde iki temel öncelik alanı ve bu iki alanın altında belirtilen alt başlıklara yönelik yapılıyor. Bu bağlamda, başvurularda çocuk haklarını ve çocuk çalışmaları alanını desteklemeye yönelik aşağıda yer alan başlıklardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

A) Çocuk haklarının ve çocuğun iyi olma halinin desteklenmesi;

  • Çocuk yoksulluğu ile mücadele, eğitim dışında kalan çocuklar ve çocuk işçiliğine yönelik çalışmalar,
  • Özellikle yetişkinlerle ve çocuklarla çocuk hakları (ayrımcılık, şiddetsizlik, vb.) üzerine yapılan faaliyetler,
  • Çocuğa yönelik ihmal ve istismarın önüne geçebilecek, çocuğun beden ve ruh sağlığını korumaya yönelik çalışmalar,
  • Başta iklim ve ekoloji olmak üzere sivil toplumun farklı alanlarının çocuk hakları ve çocuk çalışmaları ile kesişiminde yapılan çalışmalar,
  • Dijital araçlar, dijital dünyada çocuklar ve dijital araçların güvenliği üzerine çocuklarla yapılan faaliyetler,
  • Çocuk hakları ve çocuk katılımının yaklaşan genel seçimle ilgili paydaşların gündemine dahil edilmesi ve bu çerçevede demokrasi kültürünün geliştirilmesine yönelik çalışmalar,
  • Acil durumlarda (doğal veya insan eliyle gerçekleşen afetler/olaylar) çocuklara yönelik destekler.

B) Çocuk çalışmaları alanının ve bu alanda çalışan STK’ların güçlenmesi;

  • Alanda çalışan hak temelli kuruluşların varoluşlarını destekleyen (kira, fatura, maaş, vb.), kurumsal kapasitelerini güçlendiren çalışmalar,
  • Alandaki diğer paydaşlarla (STK’lar, aktivistler, uzmanlar vb.) çocuk hakları zemininde dayanışma, işbirliği ve ağ kurma temelli faaliyetler,
  • Çocuk hakları alanını destekleyen, alanın ihtiyaçlarını ortaya koyan veya ihtiyaçlara yönelik çözümler sunan araştırma, veri çıkarma, raporlama, çeviri gibi çalışmalar,
  • Alanın ve alandaki STK’ların sorunlarının ve çözüm önerilerinin konuşulduğu/tartışıldığı çalışma toplantıları,
  • Alanda çalışan kuruluşların itibarını ve çocuk hakları alanında çalışan kişilerin/uzmanların esenliklerini gözeten, onları güçlendiren çalışmalar.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Dernek, vakıf, kooperatif ya da kâr amacı gütmeyen ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar,
  • Çocuk alanında deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip olan,
  • 2021 yılından beri sahada aktif olarak çalışan,
  • 2021 yılı gelirleri 30.000 TL ile 3.000.000 TL arasında olan kurumlar (başvuran kuruluş bir vakıf üniversitesi merkezi ise bu birimin gelirleri geçerlidir).

Çoçuk Fonu 2022 dönemi kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 390.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 130.000 TL talep edebilirler.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 21 Kasım 2022 Pazartesi günü saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Çoçuk Fonu 2022 dönemi hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona teknik kriterlere uyan toplam 100 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 86’sı dernek, 10’u  vakıf ve 4’ü kooperatif tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Aksaray, Ankara, Antalya, Bartın, Bursa, Diyarbakır, Düzce, Gaziantep, Giresun, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kocaeli, Mardin, Mersin, Ordu, Osmaniye, Sakarya, Samsun, Tekirdağ ve Van olmak üzere 22 ilden başvuru alındı. Kurumsal Destek Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 11.898.948 TL oldu.

Dem Derneği ile Koşar Adım Alt Yazıya (#koşaradımaltyazıya) Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Toplumsal zıtlıklar arasında diyalog alanları yaratmayı ve bu alanlarda sürdürülebilir çözümler üretmeyi hedefleyen Dem Derneği (Dem), işiten toplum ile sağır toplum ve işitme engelliler arasında acıma duygusundan uzak ve istihdamı destekleyen diyalog alanları yaratmak amacıyla çalışmalar yapıyor. Dem, Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteğiyle Koşar Adım Alt Yazıya (#koşaradımaltyazıya) projesinin yeni dönemini hayata geçirecek. Proje kapsamında ayrıntılı alt yazı ile ilgili farkındalık yaratma, ayrıntılı alt yazıya dair veri oluşturma, “iyi örneklerin” sayısını ve görünürlüğünü arttırma ve potansiyel işbirlikleri ile iletişimi güçlendirme çalışmaları yapacak. 

Dem Derneği Genel Koordinatörü Ayşe Damla İşeri Sunman ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin 2022-2023 döneminde önceliklendireceği konular, Sağır ve İşitme Engelli Kadın Hakları Eğitim Platformu projesi, özel sektörle geliştirdikleri işbirlikleri, Dem Almanak 2021 ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Dem Derneği’ni ve çalışmalarını önceki hibe desteklerimizden tanıyor. Dem Derneği 2022-2023 döneminde hangi konulara öncelik verecek? Sağır ve işitme engelli bireylerle yaptığınız çalışmaların yanı sıra farklı diyalog alanları geliştirmekle ilgili hedefleriniz bulunuyor mu?

Dem’in 2022-2023 gündemini ‘‘mevcut çalışmaların daha çok kişiye ulaşması ve sosyal etkisinin ölçülmesi’’ hedefi şekillendiriyor. 

Özellikle bunu ücretsiz işaret dili eğitim platformumuz bukalemun.co, sağır ve işitme engelli kadınlar için toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı hak bilinci ile güçlendirmek amacıyla hazırladığımız platformumuz sagirkadinhak.com ve ayrıntılı alt yazı savunuculuğu gerçekleştirdiğimiz #koşaradımaltyazıya kampanyası için gerçekleştirmek istiyoruz. Bu savunuculuk kampanyasını 2022-2023 döneminde Kültür-Sanat Fonu kapsamında sağladığınız destek ile devam ettiriyoruz. 

Bunun yanı sıra bildiğiniz gibi pandeminin etkisinin azalması ile fiziksel buluşmaların önü açıldı. Daha çok iletişim için çoğunlukla özel sektör işbirlikleri ile diyalog alanları yaratıyoruz. Bu alanlar kimi zaman farkındalık atölyesi veya demgoodcoffee kahve standı aracılığı ile; kimi zaman ise farklı etkinlik tasarımları ile oluşturuluyor.  

2023 yılında ise artık sadece işiten toplum ile sağır ve işitme engelli bireyleri değil; toplumdaki farklı zıtlıkları da konuşmak, konuşturmak istiyoruz. Şu an nesiller arası iletişim için çalışma ihtimalimiz üzerine tartışmalar yürütüyoruz. 

Engelli Kadın Derneği ve Türkiye Sağırlar Milli Federasyonu işbirliği ile Sağır ve İşitme Engelli Kadın Hakları Eğitim Platformu projesini hayata geçiriyorsunuz.  Sağır ve işitme engelli kadınlar gündelik yaşamda ne tür zorluklarla karşılaşıyor? Projede bu grupla çalışmayı önceliklendirmenizin nedenlerinden bahseder misiniz?

Sağır ve İşitme Engelli Kadın Hakları Eğitim Platformu projesini hayata geçirmemizin temel sebebi mevcut hak temelli kadın hareketinin, eğitimlerinin ve çalışmalarının işitme engelli ve sağır kadınlar için erişilebilir olmamasıydı. Platform kullanıcıları da bunu doğruluyor; kullanıcıların % 78’i ilk defa bu internet sitesi aracılığı ile hak temelli bir eğitim aldığını söylüyor. 

Sağır ve işitme engelli kadınların gündelik yaşamdaki sıkıntıları aslında kadınlardan çok da farklı değil, dertler ortak. Ancak tabii ki çoklu ayrımcılık gerçeği de var.  Özellikle işin içinde iletişim var ise çoklu ayrımcılığa uğruyorlar. Buna iş görüşmelerini ve kadın doğum doktoru ile olan görüşmeleri örnek verebiliriz. Buradaki çarpıcı nokta; iletişim problemi nedeniyle mücadeleyi bırakmış bir kitle ile karşı karşıya olmamız, maalesef.  

Sağırlar, işitme engelliler ve işaret dili hakkında haberleri derlediğiniz Dem Almanak 2021’i yakın zamanda yayımladınız. Bu çalışmayı hayata geçirme nedeninizden ve almanakın içeriğinden bahsedebilir misiniz? 2021 yılına baktığımızda sağır ve işitme engellilerle ilgili karşımıza ne tür haberler çıkıyor? 

Dem Almanak 2021’i bu Temmuz başında yayımladık. Aslında 2021 yılının başında çalışma alanımıza dair bilgimizi kurumsal olarak güncel tutmak için alanımız ile ilgili çıkan tüm haberleri Ajans Press aracılığı ile günlük takip etmeye başladık.  

O kadar çok farklı ama bir o kadar da diyalog potansiyeli olan çalışma karşımıza çıktı ki; öne çıkanları derleyip almanak haline getirmek istedik. Şimdi hedefimiz; sağırlık ve işitme engellilik alanındaki potansiyel kilit paydaşları (kamu, sivil toplum, özel sektör ve medya) işbirliğine teşvik etmek. 

Hatta Dem Almanak 2021’de yer alan çalışmaları gerçekleştiren ve gelecekte alanda çalışma potansiyeli olan kişi ve kurumları bir zirvede bir araya getirmek için de çalışıyor, kaynak arıyoruz. Ayrıca bu çalışmanın uzun vadede alanda bir hafıza oluşmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.  

Örneğin; yıllar sonra 2021’de neler ön plandaydı dediğimizde, markaların işaret dili ile hizmet veren çağrı merkezleri açtığını, içeriklerin işaret dili ile erişilebilirliği hakkında çokça çalışma olduğunu ve de sağır ve işitme engelli bireylerin medyada ve kitaplarda temsiliyetlerinin olduğunu söyleyebileceğiz. Dem Almanak 2021’e göz atmak isteyenler bağlantıya buradan ulaşabilirler. 

Dem Derneği projelerini sıklıkla özel sektör işbirlikleri ve destekleriyle hayata geçiriyor. Şirketlerle işbirlikleri geliştirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Bu işbirliklerinin çalışmalarınıza ne tür katkıları oluyor?

Özellikle işiten toplum ile işitme engelli ve sağır bireyler arasında farkındalık atölyeleri başta olmak üzere diyalog alanları oluştururken sıklıkla özel sektör işbirlikleri geliştiriyoruz. 

İşbirliklerinde temel ilkelerimizden ödün vermeden uzlaşmacı ve esnek bir yaklaşım ile ilerlemeye çalışıyoruz. İşbirliği geliştirdiğimiz şirketlerdeki bireylerle organizasyon sürecindeki sorumluluğu içtenlikle paylaşıyoruz, bir nevi kısa süreli de olsa bir ekip oluyoruz. Bu yaklaşım hem işbirliğinin etkisini artırıyor hem de aynı şirketle ve/veya farklı şirketlerle potansiyel yeni işbirliği süreçleri için iyi referanslar oluşturuyor.  

Özel sektör işbirliklerinin Dem’e iki temel katkısı var. Birincisi; farkındalık çalışmalarının bir organizasyon süreci ile daha çok insana ulaşmasını sağlıyoruz. Bu aynı zamanda derneğin ağını da geliştirmek anlamında geliyor. İkincisi, tabii ki derneğin diğer faaliyetleri için kaynak geliştiriyoruz.  

Hibe desteğimizle Koşar Adım Alt Yazıya (#koşaradımaltyazıya) projesinin yeni dönemini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve yapacağınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

#koşaradımaltyazıya hibe desteğinizle devam ediyor. Bu proje, işitme engelli ve sağır bireylerin filmler başta olmak üzere video ürünlere ayrıntılı alt yazı ile eş erişimi için başlattığımız bir savunuculuk çalışması. 

‘‘Ayrıntılı alt yazı,’’ film gibi görsel-işitsel ürünlerin sağır ve işitme engelli bireyler tarafından etkin bir şekilde tüketilmesi için ürünü anlamlı kılacak işitsel öğelerin de alt yazıda yer aldığı çeviri türü. 

Proje kapsamında konu ile ilgili farkındalık yaratmaya devam etmeyi, veriye dayalı ihtiyaç tespiti yapmayı ve iyi örnekleri ön plana çıkararak işbirlikleri geliştirmeyi amaçlıyoruz. 

Bu doğrultuda; #koşaradımaltyazıya sloganı ile 44. İstanbul Maratonu’na katılıyor,  medya taraması ve masa başı araştırma ile veri oluşturuyor ve raporlaştırıyoruz. En önemlisi de işbirliği geliştirmek için bu çalışmaların hedef kitleye yönelik iletişim stratejilerini geliştiriyor ve uyguluyoruz. 

 

Kültür Sanat Fonu’nun 2022 Dönemi Fon Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2022 dönemi fon başlangıç raporu yayımlandı. Fon kapsamında; Dem Derneği, Kırkayak Kültür Sanat ve Doğa Derneği, Tiyatro Sanatını Geliştirme Yaygınlaştırma Tanıtma Sosyal Kalkınma ve İşletme Kooperatifi ve Troya Kültür Derneği’ne 495.300 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Kırkayak Kültür ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Kırkayak Kültür Sanat ve Doğa Derneği (Kırkayak Kültür), Gaziantep’te faaliyet yürüten Kırkayak Kültür, toplumsal kaynaşmaya ve bir arada yaşam kültürüne katkıda bulunmak amacıyla farklı sosyo-ekonomik koşullara sahip grupların ve bireylerin bir araya gelebileceği gönüllü temas alanları oluşturmak ve var olan temas alanlarını genişletmek amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Toplumsal gelişmeyi arttırmak, demokratik değerleri teşvik etmek ve kültürel açıdan zengin yaşam koşulları yaratmak amacıyla da faaliyetlerini yürüten Kırkayak Kültür; dezavantajlı gruplar, mülteciler ve göçmelerle birlikte çalışıyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız Kırkayak Kültür, Kurumsal hibe desteği ile insan kaynağı giderlerini karşılayacak olan dernek, Sanat Merkezi çalışmalarının ve kültür-sanat programı kapasitesinin güçlenmesi amacıyla faaliyetlerini yürütecek. Bu doğrultuda hibe kapsamında yarı zamanlı istihdam edilecek Program Koordinatörü istihdam edecek.

Kırkayak Kültür Genel Koordinatörü Kemal Vural Tarlan ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin faaliyetleri, Zeugma Film Festivali, Öznenin Sesi: Pandemi Döneminde Göçmen Kadın Emeği projesi, dezavantajlı sanatçıların Türkiye’deki üretim alanları ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Kırkayak Kültür Sanat ve Doğa Derneği, Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminde vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kırkayak Kültür; 2008 yılında Gaziantep’te bir grup akademisyen, sanatçı, avukat, doktor ve gazeteci tarafından bir kültür-sanat inisiyatifi olarak çalışmalarına başladı.   Kültür-sanat çalışmalarının toplumu oluşturan tüm kesimlerin bir arada yaşaması, toplumsal uyumu kolaylaştırıcı etkisi ve farklı kesimlerinin birbirlerine temas ettiği ortak alanlar olduğunu düşüncesiyle yola çıkan inisiyatif, bu temas noktalarını genişleten alanlarda çalışmalar yapmanın öneminin bilinciyle, Gaziantep’te kültürel çalışmalar yapmak için 2011 yılında Kırkayak Kültür Sanat ve Doğa Derneği adıyla bir sivil toplum kurumuna (STK) dönüştü ve kentin film festivali olan Zeugma Film Festivali’ni ve kültür-sanat etkinlikleri organize etmeye başladı.

Kırkayak Kültür 2012 yılından sonra, kente gelen yeni komşu ve hemşerileri olan Suriyeli mülteci topluluğunu da kapsayacak şekilde dezavantajlı gruplar, mülteciler ve göçmenlerle birlikte çalışarak toplumsal uyum ve bir arada yaşama kültürüne katkıda bulunmak için çalışmalarını yeniden düzenledi.  Kırkayak Kültür bugün de faaliyetlerine hak temelli bir yaklaşımla, demokratik değerleri desteklemek ve çoğulcu bir birlikte yaşamın koşullarını yaratmak için devam ediyor.

Kırkayak Kültür şu anda, Sanat Merkezi ve Göç ve Kültürel Çalışmalar Merkezi olmak üzere Gaziantep iki ayrı merkezde Göç, Kentsel Çalışmalar, Mutfak || Matbakh Atölye (Toplumsal Cinsiyet Eşitliği), Birlikte Yaşam için Medya ve Dom Araştırmaları olmak üzere 6 program altında kültürel çoğulculuğu teşvik eden bir anlayışla çalışmalarını sürdürüyor.

Kırkayak Kültür zengin kültürel mirasa sahip Anadolu kentlerinde kültürel hayatın canlanması, kent aidiyetinin de modern vatandaşlık kavramına uygun biçimde gelişmesine yol açacağı düşüncesiyle kültür-sanat programları yürütüyor. Kültürün, kentsel gelişmeyi biçimlendirmesinin, sanat alanında kurulacak karşılıklı ilişkilerin, toplumsal uyumun, kültürler arası iletişimin ve ilişkilerin gelişmesinin, Türkiye’nin kendi içinde olduğu kadar dünya ile de bütünleşmesi ve ilişki kurması açısından önemli olduğunu düşünmektedir.

Gaziantep’te, Kültür-sanat alanında, Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa’daki sanatçılar, kültür-sanat aktivistleri ve STK’lar arasındaki işbirliğini geliştirmeyi ve yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda, kadınlar, gençler, çocuklar, göçmenler, mülteciler ve diğer dezavantajlı gruplarla kültürel – sanatsal ve sosyal çalışmalar yürütmektedir.

Kırkayak Kültür – Göç ve Kültürel Çalışmalar Merkezi’nde ise; göçle yeni gelenle – yerleşik olanın, kentin yeni hemşerilerini ve onların kültürel birikimlerini bir zenginlik olarak düşünmekte, bunu kentin kültür-sanat hayatına yeni bir katkı olarak ele almaktadır. İki toplumun bir arada yaşamayı öğrenme sürecinde kültür-sanat faaliyetlerinin önemine vurgu yaparak, “Birlikte Yaşam” eksenli göç çalışmaları yapmak amacıyla kurulmuştur.

Dezavantajlı, mülteci ve göçmen sanatçılarla çeşitli çalışmalar yürütüyorsunuz. Birlikte çalıştığınız sanatçıların Türkiye’de üretimlerine devam edebilmek için ne tür ihtiyaçları bulunuyor? Kırkayak olarak sanatçılara kendi üretimlerini yapmalarını ve sunmaları için nasıl alan yaratıyorsunuz?

Kırkayak Kültür kültür-sanatın toplumsal gelişme odaklı, katılımcı ve çok sesli bir yaklaşımla yaygınlaşmasını hedefleyen bir sivil toplum girişimi olarak, kültürel çalışmalar ve kültür-sanat etkinlikleri düzenlemek amacıyla kuruldu. Kırkayak Kültür, kültür paylaşımı ve sanat üretimi yapmak için çalışmalarına başladığında kurucuları arasında sanatçılar da vardı. Kurucularının deneyimlerine de dayanarak sanatın ve kültürel alanın paylaşılmasıyla karşılıklı anlayış ve duyarlılıkların artacağına, sosyo-ekonomik farklılıkların ve önyargıların aşılabileceğine olan inanç kuruluş belgemizde de yer alıyor. Zengin kültürel mirasa sahip Anadolu kentlerinde, kültürel hayatın canlanması, kent aidiyetinin de modern vatandaşlık kavramına uygun biçimde gelişmesine yol açacağı düşünüyoruz. Bu doğrultuda kültür-sanat programlarının içeriğinde önemli bir gönüllü temas alanı yer alıyor. Kültürün kentsel gelişmeyi biçimlendirmesinin ve sanat alanında kurulacak karşılıklı ilişkilerin toplumsal uyumu da kolaylaştıracağı düşünüyorduk.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, 2012 yılından itibaren kente yeni gelen komşularımız bu düşüncelerimizin pratik hayatta nasıl uygulayacağımız konusunda bizlere yeni deneyimler sağladılar. Göçle birlikte şunları gördük aslında, her ne kadar aynı kentte birbirimizle temas etmeden ayrı ayrı cemaatler olarak birbirimize paralel yaşamlar sürüyor gibi görünsek de birbirimize temas ettiğimiz, bir araya geldiğimiz alanlar vardı. İşte bu alanlardan biri kültür-sanattı. Kültür-sanat mekanları insanların farklı dilleri konuşsalar da bir araya geldikleri mekanlardır. Bu nedenle Kırkayak Kültür olarak, kültür-sanat alanında, Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa’daki sanatçılar, kültür-sanat aktivistleri ve STK’lar arasındaki işbirliğini geliştirmeyi ve yaygınlaştırmayı hedefleyen çalışmalar yapmaya hız verdik. Bu doğrultuda kadınlar, gençler, çocuklar, göçmenler, mülteciler ve diğer dezavantajlı gruplarla kültürel- sanatsal ve sosyal çalışmalar yürütmek için projeler oluşturmaya ve ortaklıklar kurmaya başladık. Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa şehirleri arasında kültürel değişim projeleri yürütmeye ve bu çalışmalar sonucunda kültürel – sanatsal ve sosyal etkinlikler düzenlemeye başladık. O günden bugüne bütün basılı materyallerimizi Arapça dilinde de basmaya başladık. Özellikle Avrupa’da kuruduğumuz ortaklıklarla o ülkelerin göç deneyimlerine baktık, onların deneyimlerini kendi koşullarımıza nasıl uyarlayabiliriz diye sık sık diğer ülkelere ziyaretlerde bulunduk. Göçlerin nedenleri, süreç ve sonuçları, uluslararası göç hareketlerinin sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları konusunda okumalar yapaya başladık.

Tüm bu çalışmalar sonucunda şunu gördük ki hem eski hem de göçle yeni gelenler birbirlerinin kültürlerine oldukça ilgi gösteriyorlar. Çünkü göçle gelen sadece bir et parçası bir beden olarak sınırı aşıp gelmiyor. O, binlerce yıllık bir kültürel mirasla birlikte geliyor. Türküleriyle, şarkılarıyla, masallarıyla, ninnileriyle, müziğiyle, yemeğiyle, diliyle, tarihiyle yani binlerce yıllık bir kültürel mirasla geliyor. Ve o gelen, eskinin kültürüyle karşılaşıyor ve zamanla birbirine karışıyor. Tam da böyle bir yerden Kırkayak Kültür olarak, gönüllü bir araya geliş alanlarını nasıl genişletebiliriz diye düşündük. Biraz da şanslıydık çünkü kültür-sanat alanında deneyim sahibiydik ve kültür-sanat bu karşılaşma ve karışma alanların başında geliyordu. Yaklaşık 2 yıl boyunca film gösterimlerimize ve diğer kültür-sanat etkinliklerimize pek çok mülteci izleyici geldi. Zamanla Kırkayak Kültür, onlar için bir toplanma alanı halini aldı. Yeni gelenlerin sanatçıların üretim alanı ve ürettiklerini sergileme alanı konusunda yaşadığı sıkıntılar, bizlerin kendi mekanımızı bu sanatçılar için “açık alan” haline getirmemize de sebep oldu. Kapılarının yeni gelenlere açan Kırkayak Kültür; 2014 yılında Beklemek adıyla mülteci genç sanatçıların ilk sergilerini açmaları için onları destekledi. Çünkü, mülteci sanatçıların temel sorunların başında ekonomik olarak ayakta kalmak geliyordu. Bu sebeple pek çok sanatçı, atölyelerde ya da işliklerde, kayıt dışı alanlarda işçi olarak çalışıyor ve yaratım ya da üretim yapacakları alanlardan yoksundular, evlerinde ürettikleri işleri ise sergileyecek olanaklardan yoksundular. Bu günde bu temel sorunlar sürmektedir. Bu sebeple birlikte çalıştığımız sanatçılar buraları bırakıp batı ülkelerine göç ediyor. O ilk sergiyi ziyaret eden Türkiyeli ve Suriyeli pek çok ziyaretçi bu tür etkinliklerin iki toplum açısından ne denli önemli olduğunu dile getirdi.

Bu etkinlik, Kırkayak Kültür açısından bir ilk oldu. Mülteciler bundan önce pek çok etkinliğimize katılımcı olarak katılmıştı, ama ilk kez bir etkinlikte mülteci sanatçılar eserleri için Türkiyelilerle bir araya gelmişlerdi. Bu çok büyük bir değişim anıydı. Bu etkinlikten sonra fotoğraf sanatçıları, müzisyenler, tiyatro sanatçıları hatta zanaatkârlar ürünlerini sergilemek için bizden destek istediler ve mekanlarımızı kullandılar. Bu tür etkinlikler Kırkayak Kültür açısından da bir değişimin ve yeni fikirlerin ortaya çıktığı bir sürecin başlangıcı olmuştur. Bu bir araya gelişler bizde de “Bir arada nasıl yaşayabiliriz?” sorusunu sordurmaya başladı.

Ama yukarıdan da belirtiğim gibi, o sanatçıların büyük kısmı Avrupa’ya geçmek zorunda kaldılar çünkü biz o insanlara, yeterince üretim yapacakları alanlar sunamadık bu ülkede. Misafirlik ve geçicilik insanlarda yavaş yavaş bıkkınlığa sebep oluyor. O nedenle birçoğu Avrupa’ya gitti.

O günden bu güne Kırkayak Kültür, iki merkezini de açık alan olarak tanımlamayı sürdürmektedir. Ayrıca mülteci sanatçıların ürünlerinin sergilenmesi, gösterimi, ulusal ve uluslararası kültür-sanat ağlarından tanıtımı ve ilişkiler kurulması konusunda da destekler verilmektedir.

4-11 Aralık tarihlerinde Uluslararası Zeugma Film Festival’ini 10. Kez hayata geçireceksiniz. Festivalin amacı, bu yılki teması ve gerçekleştirmeyi planladığınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Pandeminin ile beraber fiziksel etkinliklerimizi durdurmak zorunda kalmıştık. Yaz aylarında Kırkayak Kültür Teras ’da Fransız Film Günleri ve birkaç etkinlik daha gerçekleştirdik.  Pandemi döneminde Zeugma Film Festivali’ni dijital ortamda gerçekleştirdik, ama artık insanlar bir salonda birlikte film izlemeyi özlediler. Aynı havayı solumak, birlikte konuşmak çok ayrı bir şey. Fakat artık izleyicinin yüz yüze etkinliklerle ilgili talepleri var. Biz de önümüzdeki ay yeniden Çarşamba film gösterimlerimize başlayacağız.

Geçen yıl hem Kırkayak Kültür’ün resmî olarak kuruluşunun onuncu yılı hem de Zeugma Film Festivali’nin ve Suriyeli mültecilerin ilk gelişinin onuncu yılıydı. Bu vesileyle geçen yılı bir arada yaşam etkinliklerinin yapılacağı bir yıl gibi düşündük. Suriyeli sanatçılar ve uluslararası kurumların da katkılarıyla etkinlikler yapacaktık, fakat ne yazık ki salgın buna izin vermedi.

Kırkayak Kültür tarafından bu yıl 10.su düzenlenecek olan Zeugma Film Festivali, bu yıl da Ortadoğu’dan Avrupa’ya dünya sinemasının ve Türkiye sinemasının en nitelikli ve bol ödüllü filmlerini Gaziantep’te sinema severlerle buluşturacak. Uluslararası Zeugma Film Festivali, önceki yıllarda olduğu gibi bu yılda, Türkiye sinemasına büyük emek vermiş, hemşerimiz,  Onat Kutlar ’ın  “Sinema Bir Şenliktir” sözlerini kendine şiar edinerek, planlanıyor.

Festival, Gaziantep’te sinema kültürünün yerleşmesine katkıda bulunmak, sinemanın bir sanat olarak yaygınlaşmasını ve daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak amacıyla düzenleniyor.  Festival sinemaseverlere ulusal ve uluslararası festivallerde ödül alan bağımsız filmlerden bir seçki sunuyor.

Bu yıl da festivalde geçen yıllarda olduğu gibi, “birlikte yaşam” teması kapsamındaki filmler Arapça ve Türkçe altyazılı olarak gösterilecek. Bu yıl film festivaline, eğer yeterince destek bulabilirsek, Gaziantep’in tüm hemşerilerini katmayı hedefleyen bir çalışma yürüteceğiz.

Kırkayak Kültür göç çalışmalarında; Gaziantep’in yeni hemşerilerini ve onların kültürel birikimlerini bir zenginlik olarak düşünmekte ve kentin kültür-sanat hayatına yeni bir katkı olarak ele almaktadır. İki toplumun bir arada yaşamayı öğrenme sürecinde kültür-sanat faaliyetlerinin önemine vurgu yapmaktadır. Festival yeni gelenleri de kapsayacak şekilde planlanmaktadır.

Öznenin Sesi: Pandemi Döneminde Göçmen Kadın Emeği projesiyle göçmen kadınların pandemi döneminde iş hayatlarında yaşadıkları zorlukları anlattıkları video serileri yayımladınız. Salgın koşullarının yanı sıra yaşanan ekonomik kriz birlikte çalıştığınız göçmen kadınların iş hayatlarını nasıl etkiledi? Bu grupların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden bahseder misiniz?

Öznenin Sesi: Pandemi Döneminde Göçmen Kadın Emeği projesiyle, Kırkayak Kültür olarak çevremizde gördüğümüz bu ihtiyaca bir cevap üretmek istedik. Bu doğrultuda zaten kendileri ve emekleri görünmez kılınan göçmen kadınlara söz vermek ve kamusal alanda görünürlüklerini arttırmak düşüncesiyle yola çıktık. Hepimizin bildiği gibi kadınlar, özellikle de mülteci ya da göçmen kadınlar hem medyada hem de mevcut egemen söylemde sıkça mağdur ve/veya suçla ilişkilendirilen kimlikleriyle anılıyor. Biz de bu projeyle göçmen işçi kadınların kendi gerçekliklerini üretebilmelerinin önünü açmayı hedefledik.

Öznenin Sesi: Pandemi Döneminde Göçmen Kadın Emeği video projesinde kadınları merkeze alan ve bu kadınlarla dayanışma içinde olduğumuz bir çalışma yaptık. Göçmen kadınların kimliklerinin ve emeklerinin görünmezleştirilmesine karşı, bu kadınların sözünü kamusal alana taşıyarak bir dayanışma pratiği ürettik. Bu kapsamda, Gaziantep’te yaşayan farklı etnik gruplardan, farklı mahallelerden ve farklı sektörlerden 10 kadınla görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler sonucunda kadınların ortak sorunlarının başında güvencesizlik ve geleceğe dair belirsizliklerin yer aldığını gördük. Aynı zamanda mesleklerine ve/veya ekonomik durumlarına özgü sıkıntıların da göçmen kadınların hayatlarını zorlaştırdığına şahit olduk. Fakat hem raporda hem de videolarda açıkça ortaya çıkıyor ki yaygın söylemde dile getirilen güçsüz göçmen kadın imajına karşı zorluklarla baş edebilen ve direnç gösteren kadınlar hayatlarımızda ve bu kadınlar kendi hayatlarını yeniden kurmakta.

2011 yılından bu yana sahada bulunan bir kurum olarak, saha deneyimlerimizde hep şunu görüyorduk: Göç süreci ve sonrası, toplumların gündelik hayatından geleneksel kodlarına kadar pek çok toplumsal kural ve statüyü değiştirmekte ve/veya bu geleneksel kodlarda kırılma meydana gelmekte.  Türkiye’ye sığınan Suriyeli kadınlar, içinden çıkıp geldikleri iç savaş ve çatışmalı süreç boyunca toplum içerisinde en çok zarar gören toplumsal kesimlerden biridir. Bu iç savaş süresince yine en çok zararı kadın ve çocukların gördüğü, cinsiyete dayalı şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığı yönünde pek çok  haber, anlatım ve raporlar bulunuyor. Diğer yandan son 9 yıllık göçmen kadın hikayelerine bakıldığında yaşanan toplumsal altüstün kadını gündelik hayat içerisinde daha da görünür kıldığını, göçmen kadınların çalışmak için evden dışarı çıktıklarını, fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, sokakta, ev içi işlerde, hizmet sektöründe, STK’larda ve daha pek çok işte – kayıt dışı da olsa – çalışmaya başladıklarını gösteriyor. Sanılanın aksine evini geçindirmek için emek piyasasına dahil olmuş sayısız göçmen kadın her gün üretim süreçlerinin içinde yer alıyor ve daha da güçleniyor.

Vakfımızın sağladığı kurumsal hibe desteği ile hangi kapasite gelişim alanında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu desteğin derneğinize nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz?

Kırkayak Kültür olarak programlarına göre hedef kitlemiz ve çalışma alanlarımız değişse de daima “birlikte yaşam” odaklı bir yaklaşımı savunuyoruz.

Önümüzde ki dönem Kültür- Sanat Programı kapsamında, kültür-sanata erişimin temel bir insan hakkı olduğu gerçeğinden yola çıkarak kentte kültür-sanat aktivitelerini devam ettireceğiz. Bu açıdan Zeugma Film Festivali başta olmak üzere, film gösterimleri, sergiler, kültür-sanat atölyeleri gibi aktiviteleri başta kente yeni gelen mülteci ve göçmenler olmak üzere, dezavantajlı grupların erişebileceği bir perspektifle sürdüreceğiz.

Kırkayak Kültür, kentte yaşayan sanatçıları ve kültür-sanat aktörlerini, Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, kültürel değişim programlarıyla bir araya getirmeyi ve ürettikleri eserlerin topluma erişimi konusunda destekler sunmaya devam edecek. Diğer yandan Kırkayak Sanat Merkezi binasının kapılarını başta gençler olmak üzere kentte yalayan sanatçılara “açık alan” olarak tutulmaya devam edilecek.

Kırkayak Kültür-Sanat Programı, hem kentin kültür-sanat açısından hareketliliğine katkı sunacak hem de sanatçıların üretim yapacakları ve de ürettikleri eserleri kitlelere ulaştıracakları bir alan sağlama etkisi açısından oldukça önemlidir. Diğer yandan Gaziantep’e dışardan gelen sanatçı ve kültür-sanat aktörlerinin çalışmalarını ve toplantılarını yapacakları bir “açık alana” ulaşımları açısından da Merkezimiz oldukça önemlidir. Bu fonksiyonunu da sürdürmeye devam edeceğiz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçen Kültür Sanat Fonu’ndan aldığımız destek ilk olarak Kırkayak Kültür-Sanat Merkezi, Kültür – Sanat Programının kapasitesinin geliştirilmesidir. Bu kapsamda Vakfınızdan alacağımız uzman desteğiyle Kırkayak Kültür – Sanat Merkezi’nin sürdürülebilirliğini sağlamayı hedefliyoruz. Ayrıca Merkez ve program için 2 yıllık bir yol haritası ve çalışma perspektifi oluşturulacak. Bu doğrultuda Kültür-sanat Strateji Belgesi hazırlanacak.

Ayrıca kurumsal sürdürülebilirlik için, kurumun geçmiş ve mevcut birikimi ile gelecek stratejisinden oluşan, kültür-sanat kurumlarıyla iletişimi sağlayacak ve de işbirliği olanakları için bir iletişim stratejisi oluşturulacak. Aynı zamanda proje faaliyetleri içeresinde pek çok kültür-sanat etkinliği gerçekleştirilecek.

Mimoza Kadın Derneği ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Mimoza Kadın Derneği,  toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı her türlü şiddetle mücadele etmek ve duyarlılık oluşturmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız Mimoza Kadın Derneği, finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için çalışmalar yürütecek. Dernek hibe kapsamında tam zamanlı Vaka Yönetim Koordinatörü istihdam edecek.

Mimoza Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Sosyal Çalışmacı Gülbahar Güzel ile yaptığımız röportajda; derneğin yürüttüğü faaliyetler, geliştirdiği işbirlikleri, salgın ve ekonomik krizle beraber faaliyet yürüttükleri grupların değişen ihtiyaçları ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Mimoza Kadın Derneği, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 döneminde vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

19 Ekim 2020’de 7 kurucu üye ile derneğimiz kuruldu. Kurucu üyelerimiz arasında avukat, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı ve sağlıkçı bulunuyor. Toplam üye sayımız 52. Mersin Kadın Platformu, Mersin Eğitim İzleme Kurulu, Mersin Kent Konseyi bileşeniyiz. Bunun yanı sıra yaklaşık 500 bileşeni olan Eşitlik için Kadın Platformu, Kadın Koalisyonu ve Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeniyiz. Her ne kadar yönetimde bulunan kişiler olarak uzun yıllardır sivil toplum ve kadın çalışmalarında faaliyet yürütüyor olsak da profesyonel olarak bir kadın kurumunda ilk kez çalışıyoruz. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları, insan hakları, şiddetle mücadele, dava izleme, göç gibi konuları içeren eğitimlere aldık. Dernek olarak hukuki ve psikolojik destek sunuyoruz. Yeni kurulmuş bir dernek olmamıza rağmen yüz yüze, sosyal medya ve telefon üzerinden aldığımız başvurular 500’e yaklaşmış durumda.  Aldığımız bu başvurular sonucunda hukuki destek, psikolojik destek ve kamuoyu oluşturmak gibi hizmetlerde bulunduk. İlk görüşmeleri sosyolog/ aile danışmanı veya sosyal hizmet uzmanı olan arkadaşlar yapıyor. Gelen başvurular ihtiyaca göre destekleniyor. İlk görüşmeden sonra hukuki destek ihtiyacı varsa avukatlarımız görüşme yaparak gerekli bilgilendirmeyi yapıyor. Daha sonrasında, baro adli yardım bürosu üzerinden avukat ihtiyacını karşılamak için başvurunun yapılmasını sağlıyoruz. Psikolojik destek talebi ya da ihtiyacı bulunuyor ise psikolojik destek almasını sağlıyoruz. Sığınma evi talebi olan kadınları için ilgili makamlar aracılığıyla güvenlik tedbirleri oluşturduktan sonra sığınma evlerine yerleştiriyoruz. Danışanların süreçlerinin gerekli takip ve izlemesini yapıyoruz. Ayrıca kadın cinayetleri, taciz ve tecavüz gibi vakaların dava takiplerini de yapıyoruz. Ekonomik olarak doğrudan bir yardım yapmıyoruz ancak kadınların ihtiyaçları doğrultusunda belediyelerin sosyal hizmetler biriminden yardım almalarını kolaylaştırıyoruz. Derneğimiz kadınların toplumsal ve siyasal süreçlere eşit temsilinin sağlanmasını önemsiyor. Çünkü kadınların karar alma mekanizmalarında yer almaları başta saydığımız sorunların oluşumunu kısmen de olsa engelleyeceğine inanıyoruz. Bunun için de dernek olarak faaliyetler yürütüyoruz ve işleyişimize entegre ediyoruz. Bunu da Diplomasi birimini hayata geçirerek yapıyoruz. Diplomasinin hem devletler arası makro alana indirgenmesine hem de erkeklere özgü bir alan olmasına karşı tavrımızın bir ürünüdür. Diplomasi sadece devletlerin tekelinde olmadığı gibi erkeklerin tekeline de bırakılamaz. Mimoza Kadın Derneği olarak bizler, kadına yönelik şiddetle mücadele edebilmek ve gücümüzü büyütebilmek için bu alanda sözü olan herkesle birlikte dayanışmayı büyütmeyi asli bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Mersin’in demografik ve sosyo-politik yapısını düşündüğünüzde kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların en sık karşılaştıkları sorunlardan bahseder misiniz? Sizce, bu sorunların çözümü için ne tür önlemler alınması gerekiyor?

Türkiye’de ve dünyada kadınlar cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır.  Mersin, kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde çok kritik bir noktada olup ülke sıralamasında 4. sırada yer alıyor. Mersin 90’lı yıllarda zorla yerinden edilenlerin, Suriye’deki savaşla birlikte yoğun Suriyeli göçü alan çok dilli ve çok kültürlü bir kent. Ekonomik fırsatlara erişim konusundaki cinsiyet eşitsizliği zorla yerinden edilmiş kadınlar açısından daha da derin. Aynı zamanda Mersin bulunduğu coğrafyadan ötürü tarım sektörüne ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle tarım sektöründe ucuz iş gücü adı altında – ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak- kadınlar sömürülüyor. Ekonomik sömürünün yanı sıra bu sektörde çalışan kadınlar tecavüz ve tacize uğruyor. Uyuşturucu madde kullanıma ve zorla fuhuşa sürüklenerek hak ihlallerine uğruyorlar. Bu da kadın yoksulluğunu derinleşmesine neden oluyor. Bu LGBTİ+’lar için de geçerli bir durum. Sadece toplumsal cinsiyet yönelimleri nedeniyle şiddete maruz kalıyorlar. Dezavantajlı gruplar, kadınlar, mülteciler ya da LGBTİ+’lar şiddet ve ayrımcılığa maruz kaldıklarında örgütsüz olmaları, kurumsal işleyişe hâkim olmamaları, şikâyet mekanizmalarına erişim konusunda sorun yaşamaları maruz kaldıkları şiddeti derinleştirebiliyor. Derneğimiz cinsiyet temelinde ayrımcılık yapmama ve toplumdaki tüm bireylerin eşitliğini sağlamak için eğitici çalışmalarda yerini alıyor. Farkındalık ve kamuoyu oluşturmak için çalışma yürütüyor ve bu anlayışı büyütmeyi hedefliyor.

Bu doğrultuda derneğimiz kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddetin sonlandırılması için 6284, Cedaw, Lanzarote sözleşmelerinin gereklilikleri doğrultusunda basın ve toplum destekli çalışmalar yapmaktadır.

Salgın koşullarının yanı sıra yaşanan ekonomik kriz de hali hazırda kırılgan olan grupları daha savunmasız bir hale getirdi. Bu durum kadınları ve çocukları nasıl etkiledi? Birlikte çalıştığınız grupların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Pandemi döneminde birçok ülkede kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin arttığı ve ev içi şiddet acil yardım hattı ve sığınma evi talebi konusunda yardım çağrılarının yükseldiği bildirilmekteydi. Bizler de benzer şekilde kriz döneminde ev içi şiddetin ve acil barınma için yardım talebinin arttığını gözlemledik. Pandemi sürecinde artan stresin, ekonomik sıkıntıların, aile bireyleriyle fazla zaman geçirmenin, geleceği bilememenin ve mevcut belirsizlik nedeniyle yaşanan kaygının kadına yönelik şiddet riskini arttırdığını biliyoruz. Aynı zamanda kadınların şiddet esnasında ve sonrasında şiddet gördüğü kişilerle aynı evde kalmaya devam etme zorunluluğu olmaların gerekli yardım almaları zorlaşmaktadır. Mevcut pandemi koşullarında, kadınların ve kız çocuklarının telefon ve acil yardım hatlarına erişimine ilişkin kısıtlamalar ve kolluk kuvvetleri, adalet ve sosyal hizmetler gibi kamu hizmetlerinin aksaması da dahil, bu alanlarda yaşanan sorunlar bu olumsuz durumları daha da büyümesine neden oldu. Bu aksamalar, şiddete uğrayanların sağlık hizmeti, ruh sağlığı ve psiko-sosyal destek gibi ihtiyaç duyduğu bakım ve desteği ulaşmasını da tehlikeye attı.  Pandemi sürecinde kurulan bir dernek olmakla birlikte, pandemiden ve çıkan kısıtlama genelgelerinden kaynaklı saha çalışmaları yapamadık ancak derneğimizi bu süreçte nöbetleşme sistemiyle sürekli açık tuttuk. 7/24 kadınların ulaşabileceği bir telefon hattı üzerinden ve sosyal medya hesaplarımızdan kadınları desteklemeye devam ettik. Acil durumlarda ilgili makamlara ulaşmak adına kişisel izinler kullanarak şiddet ortamından uzaklaştırmaya çalıştık. Yeri geldiğinde sığınma evlerine kendimiz yerleştirdik.

Yerelde çalışmalarınızı hayata geçirirken kamu kurumları, yerel yöntemler ve sivil toplum kuruluşlarıyla ne tür işbirlikleri geliştiriyorsunuz? Bu işbirliklerinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oluyor?

Yerelde çalışmalarımızı hayata geçirirken kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) tüzüğümüzün ilkeleri doğrultusunda ortaklaşıyoruz. Bursa’da bulunan Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği ile ortaklaşa Şiddeti Frenliyoruz projesinin Mersin ili uygulayıcısı olduk. Proje Türkiye genelinde Van, Trabzon, Mersin ve Edirne’de uygulandı. Projenin hazırlık çalışmaları yapıldı ve bu çerçevede Mersin Şoförler ve Otomobilciler Odası ile protokol imzalandı.  Görünürlüğü sağlamak için basın açıklamaları yapıldı. Proje kapsamında taksi şoförlerine toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verildi. Araçlarına şiddet gören bir kadın bindiğinde hangi yol ve yöntemi izleyecekleri, hangi kuruma yönlendirecekleri konusunda bilgilendirme yapıldı. Saha çalışması Haziran ayında başladı ve 150 şoföre bu kapsamda eğitim verildi. Önerilerimiz doğrultusunda proje kapsamında kullanılan kitapçık ve broşürler Kürtçe, Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde hazırlandı. Bu projenin devamı olarak önümüzdeki dönem Tarsus Şoförler Odası ile protokol imzalayarak Tarsus’ta taksi şoförlerine toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilecektir.

Derneğimize başvuran kadınlar öncelikle dernek avukatımız tarafından süreçle ilgili bilgilendirip, yasal haklarını anlatılıyor. Daha sonra hukuki desteğe ihtiyacı varsa Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi ve Mersin Barosu Adli Yardım Birimi’ne yönlendirilerek destek alması sağlanmaktadır.

Başvuran kadınların ihtiyaçları doğrultusunda belediyelerin Kadın Danışma Merkezleri ve/veya Birimler ile görüşülerek oraya yönlendiriyoruz. Başvuran kadınların güvenlik sorunu varsa Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü ile görüşülerek sığınma evine yerleştiriliyor.

Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği ağında yer alarak aynı zamanda Mersin ili koordinatörü ile iletişim halindeyiz. Eğitim ve diğer faaliyetlerine katılıyoruz. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı bileşeniyiz. Teknik konularda destek almakla birlikte, şiddete uğrayan kadınların başvurusu konusunda da destek veriyorlar.

Mersin Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi Siyaset ve Kadın Birimleri’ne üyelik gerçekleştirildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi ve National Democratic Institute (NDI) ile birlikte Varız Projesi kapsamında 4 günlük belediyenin sığınma evi ve sosyal hizmetler biriminde çalışan personellerine yönelik erkeklik çalıştayı düzenelenecek. Mersin İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü eğitim programı çerçevesinde yöneticilerimiz eğitim aldık. Beraberce Derneği’nin Barış Kültürü Eğitim Ağı- PEACE NET programına katılım sağladık. Beraberce Derneği ile Ortak Sivil Toplum Diyaloğu Ağı- Peace NET projesi kapsamında Barış Kültürünü Yaygınlaştırma atölyesi gerçekleştirildi.

Eşitlik için Kadın Platformu, Kadın Koalisyonu gibi ulusal ağların bileşeni olarak kadın hakları, kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitliği konularda ortak politika geliştirme ve izleme çalışmaları yürütüyoruz. Çukurova Göç ve Mülteci İzleme Derneği iletişim ve işbirliği içindeyiz, rapor ve izleme eğitimi çalışmalarına katılmaktayız.

Mersin Yedi Renk LGBT+ Derneği’nin Farklıyız Birlikte Güçlüyüz projesi kapsamında Mimoza Kadın Derneği işbirliği ile Kesişimsellik Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği paneli gerçekleştirdik. 25 Kasım ve 8 Mart haftalarında yönelik çok dilli ilan panoları çalışmaları ve saha çalışmaları yaptık. Yereldeki platformlara katılım sağladık. Mersin İnsan Hakları Derneği ile hak ihlalleri konusuna işbirliği yapıyoruz. Mersin Kadın STK’ları ile işbirliği içindeyiz, ortak politikalar belirliyoruz. Roman Kadın Hakları ve Eşitlik Derneği’nin düzenlendiği Güçlendirilmesi projesi için deneyim aktarımında bulunduk.

Vakfımızın sağladığı kurumsal hibe desteğini hangi kapasite gelişim alanında kullanacaksınız? Bu desteğin derneğinize nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz?

Kadına yönelik şiddet oranın artması STK’lara olan ihtiyacı artırmaktadır ve dolayısıyla derneğimize başvurularda da artış görülmektedir.  Bu da beraberinde insan ve mali kaynak ihtiyacını getiriyor. Mali kaynağımız aidat ve bağışlardır. Bağış oranı çok düşük ve yetersiz kalmakta ve bu da bizi sınırlandırıyor. Teknik donanım açısından yetersiz olmamız çalışmalarımızı kısıtlayabiliyor. Ücretli ya da profesyonel çalışanların varlığı faaliyetlerin düzenli ve aksamadan yapılması için önemli bir avantaj sağlamakta, fakat mali kaynak yetersizliğinden dolayı böyle bir imkân yaratılamıyor. Nöbet usulü gönüllüler tarafından gerekli hizmetler özenle ve özverili bir şekilde sağlansa da zaman zaman örgüt çalışmalarının yönetim ve üyelerin yoğunlukları nedeniyle aksamalar, hizmet ve faaliyetlerde süreklilik sağlanamaması gibi durumlarla karşılaşılabiliniyor. Belirttiğimiz tüm gerekçelerden ötürü Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın ve Turkey Mozaik Foundation’ının Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında bize sağladığı destek ve dayanışma bizler için çok kıymetli. Kurumsal hibe desteğinizle birlikte derneğimizde insan kaynağı eksiği gideriliyor. Tam zamanlı insan kaynağı açığımızı kapatarak çalışmalarımıza hız kesmeden devam etmekteyiz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2022 Döneminde Yapılan Başvurulara Dair Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2022 dönemi başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.