All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Nirengi Derneği İstismar Mağduru Destek Hattı Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu‘nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz Nirengi Derneği(Nirengi) istismar, akran zorbalığı ve flört şiddetinin önlenmesi ve sonuçlarıyla baş edilmesi için daha sistematik ve bütüncül bir anlayışın yaygınlaşması ve bu konuda uygulanabilir politika önerilerine dayalı adımlar atılması amacıyla çalışıyor. Dernek hibe kapsamında hayata geçirdiği İstismar Mağduru Destek Hattı projesi ile istismar mağduru 20 çocuğa ve/veya onların bakım verenlerine psiko-sosyal danışmanlık desteği verdi.

Nirengi Derneği Başkanı İdil Türkmen Ayaydınlı, Programlar Koordinatörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Sanduvaç ile yaptığımız röportajda; istismar türleri, çocukların ve bakım verenlerin “onay” “bedensel söz hakkı” gibi sınır belirleyici kavramlar ile ilgili farkındalığı ve proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk.

Çocukların karşı karşıya kaldığı farklı istismar türlerinden ve belirtilerinden bahsedebilir misiniz?

İnsanın 0-18 yaş aralığını kapsayan “çocukluk dönemi”, gelişmeye ve öğrenmeye en yatkın olduğu dönemdir. Ancak bu dönem; aynı zamanda fiziksel, duygusal ve sosyal risklere de en açık olunan, yetişkinler ve diğer çocuklar karşısında en savunmasız kalınan bir dönemdir.

Çocuğun iyi olma halini ve gelişimini tehdit eden olguları içeren istismar kavramı; fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik istismar olmak üzere dört boyutta ele alınmaktadır. Kimi durumlarda istismarın farklı türleri birlikte görebilmekte, kimi zaman da ayrı olgular olarak karşımıza çıkabilmektedir.

İstismar türleri:

İstismar türlerini fiziksel, duygusal, ekonomik ve cinsel istismar olarak dört grupta ele almak mümkündür. İstismar türlerine ait özellikler ve her bir istismar türünün fark edilmesi için sunulan önemli ipuçları aşağıda yer almaktadır:

-Fiziksel istismar: Çocuğun kaza dışı fiziksel açıdan zarar görmesi ve bedensel bütünlüğünün bozulmasıdır. Çocuğa/gence; tokat, yumruk veya tekme atmak, ısırmak, yakmak, saç ve kulak çekmek, çocuğu sarsmak, çocuğa belli nesnelerle zarar vermek (bıçak, kemer vb.), çocuğa eşya fırlatmak fiziksel istismar örnekleri arasındadır.

Duygusal istismar: Çocuğun, kendini olumsuz etkileyen tutum ve davranışlarla karşılaşması ya da gereksinim duyduğu ilgi, sevgi ve bakımdan yoksun bırakılması, toplumsal ve bilimsel standartlara göre psikolojik zarara uğraması durumudur. Duygusal istismar, çocuğun duygusal bütünlüğüne ve kişilik gelişimine zarar veren her türlü davranıştır.

Cinsel istismar: Çocuğun bir yetişkin veya cinsel açıdan olgun ergen tarafından cinsel uyarım ve doyum için kullanılmasıdır. Cinsel istismar, temas içeren ve temas içermeyen şekillerde olabilir. Temas içermeyen cinsel istismar örnekleri arasında; kişinin izni olmadan izlenip röntgenlenmesi, teşhircilik yapılması, çocuk/ergene pornografik öğeler içeren fotoğraf/video gösterilmesi, çocuğun/ergenin cinsel içerikli fotoğraf/videolarının çekilmesi veya pornografik amaçlı kullanılması yer almaktadır. Buna ek olarak karşıdaki üzerinde bıraktığı etkiye dikkat etmeden sözlü olarak taciz etme ve cinsel içerikli konuşmalar yapma da temas içermeyen cinsel istismar örnekleri arasındadır. Temas içeren cinsel istismar örnekleri arasında da cinsel dokunma/özel bölgelere temas içeren her türlü davranış, pornografi ve fuhuş yolu ile yapılan cinsel sömürü ve tecavüz yer almaktadır.

Ekonomik istismar: Çocuğun gelişimini engelleyici, haklarını ihlal edici işlerde ya da düşük ücretli iş gücü olarak çalıştırılması veya çalışması ekonomik istismardır. Diğer bir deyişle, çocuk emeğinin istismar edilmesidir. İlköğretimi tamamlamamış ve 14 yaşını bitirmemiş çocukların çalıştırılması yasaktır. Ekonomik istismar olarak değerlendirilebilecek örnekler: Çocuğun çalışmak için okula gitmemesi, çocuğun dilendirilmesi, çocuğun Yönetmelikte yaş gruplarına göre belirtilen işlerde çalışmaması, çocuğun güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyen işlerde çalışması, çocuğun çalıştığı işteki risklere karşı korunmaması, çocuğun kanunda belirtilen sürelerin üzerinde çalışması.

İstismar belirtileri:

Türü ne olursa olsun, istismar psikolojik, sosyal ve bilişsel gelişimi olumsuz etkiler.

ÖNEMLİ: Öğretmenlerin/sosyal çalışmacıların/ebeveyn ve bakım verenlerin ilk aşamada fark edebileceği belirtiler arasında; belirgin düzeyde üzgün, kaygılı, isteksiz, donuk veya öfkeli, saldırgan, tepkili ve huzursuz duygu durum yer alabilir. Huy değişimi ve çocuğun tanınan/

alışılagelen mizacının dışında davranması da ipuçları arasındadır.  Günlük faaliyetleri sırasında uyuklama, günlük faaliyetlere karşı ilginin ciddi düzeyde azalması ve arkadaşlıklarda geri çekilme, bedenini gizleyecek şekilde mevsim şartlarına uygun olmayan giysiler giyme de dikkati çekecek belirtiler arasındadır.

Belirtileri somutlaştırmak gerekirse şu örneklere yer verebiliriz:

◊ Depresif duygu durum (aşırı üzüntü, değersizlik ve yetersizlik hissi, enerji kaybı, isteksizlik vb.)

◊ Kendine zarar verme, intihar düşünceleri ve/veya girişimleri (kesme, yakma gibi davranışlar sergileme) veya bu davranışları sergilemeye yönelik planlar yapma

◊ Travma sonrası stres bozukluğu (kaygı, panik, suçluluk, utanç duyguları, aşırı tetikte olma durumu, olay anını yeniden oluyormuş gibi hissetme ve tepkiler gösterme vb.)

◊ Odaklanma ve dikkati sürdürmede belirgin bozulma, öğrenme zorlukları yaşama

◊ Öfke nöbetleri ve davranış sorunları sergileme

◊ Aşırı uyku veya hiç uyumama

◊ Aşırı yeme veya az yeme/hiç yememe

◊ Kilo/beden görünümüyle ilgili takıntılı düşüncelere sahip olma ve kilo kontrolüne yönelik yeme sonrası kusma, aşırı spor, ilaç kullanımı gibi davranışlar sergileme

◊ Takıntıların oluşumu ve belirli konular özelinde (cinsellik, temizlik vb.) sürekli tekrarlayan düşünceler ve davranışlar oluşması

◊ Dissosiyatif bozukluklar (unutkanlık, amneziler (bellek kaybı), aşırı hayal kurma, andan kopmalar)

◊ Kişiler arası ilişkilerde bozulma (arkadaşlık, aile/bakım veren, öğretmenler vb.)

◊ Huy değişimi sergileme (içe dönük/sakin bir öğrencinin ani şekilde dışa dönmesi, çocuğun alışıldık yapısı ile örtüşmeyen ve bu yönüyle dikkat çeken bazı davranışlar sergilemesi, ilişkilerinde belirgin çatışmalar yaşama, olumsuz/riskli davranışlar sergileme durumu veya dışa dönük, hareketli bir çocuğun ani şekilde suskunlaşması, kendisini iletişime kapatması)

◊ Alkol veya uyuşturucu/madde bağımlılığı, sigara bağımlılığı oluşması

◊ Suç işlemeye yatkınlık, riskli davranışlarda artış gösterme

Sizce Türkiye’de çocuklar ve bakımverenleri “onay”, “bedensel söz hakkı” gibi sınır belirleyici kavramlar konusunda farkındalık ve bilgi sahibi mi? Çocukların bedensel söz haklarının ihmal edilmesinin ve istismara maruz bırakılmasının önlenmesi amacıyla ne tür çalışmalar yapılıyor?

Hem Türkiye’de hem de dünyada “onay”, “bedensel söz hakkı” ve hatta “kişisel alan farkındalığı” konuları başta olmak üzere sınır belirleyici kavramlar konusunda olumlu kazanımlar olsa da atılması gereken pek çok adım bulunuyor. Nirengi Derneği olarak çocuk koruma alanındaki çalışmalarımızın teorik arka planı sosyo-ekoloji modeline göre şekillenmiştir. Bütüncül bir çerçeve sunan bu modele göre çocuk merkez çekirdek halkada bulunuyor, bu halkanın hemen üzerinde okul ve aile, çevreleyen halkada toplum, bir üstünde çocukla ilgili kurum ve kuruluşlar ve onun üzerinde ise politikalar ve yasalar geliyor. Çocuk koruma alanındaki çalışmalarımızı bu beş halkanın da güçlenmesi ve bütüncül bir koruma sağlaması için koruyucu- önleyici aktiviteler, izleme ve değerlendirme aktiviteleri ve müdahale aktiviteleri şeklinde üç ana başlık altında sürdürüyoruz.

Koruyucu önleyici olarak onay, bedensel söz hakkı, kişisel alan farkındalığı konularını da içeren Çok Geç Olmadan, Çocuk İstismarına Dur De ve Pozitif Gençlik Gelişimi başlıklı eğitimler düzenleyerek eğitim ve sosyal hizmet alanında çalışan profesyonel meslek elemanlarına, bakım verenlere, konuya ilgi duyan her kesimden kişiyle bir araya geliyoruz. 2021 yılı sonuna dek söz konusu eğitimleri 15.000’in üzerinde kişiye küçük gruplarla aktardık. Eğitimlerde teorik bilgilerin yanı sıra hazırladığımız Çocuklar için Pozitif Gelişim Etkinlik Kılavuzu ile meslek elemanlarının ve bakım verenlerinin çocuklara istismar, zorbalık vb. başlıkları aktarırken faydalanabilecekleri aktivite örneklerine de yer veriyoruz. Eğitimlerin yanı sıra toplumun her kesimine yönelik bilgilendirici içerikler üretmeye ve sosyal medya, internet sitesi gibi mecralarda yaygınlaştırmaya devam ediyoruz. İçeriklerimize internet sitemiz, youtube.com/nirengidernegi ve instagram.com/nirengidernegi hesaplarından ulaşılabilinir.

Ayrıca savunuculuk alanında çalışmalar yürüterek paydaş toplantılarının çıktıları olarak oluşturduğumuz politika raporları ile ulusal ve uluslararası mevzuatların çocuk koruma bakış açısı ile güçlenmesine katkı sağlıyoruz.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz İstismar Mağduru Destek Hattı projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Çocukların her türlü şiddete karşı korunması uluslararası insan hakları anlaşmaları ve standartları tarafından güvence altına alınan temel bir haktır. Yine de şiddet, ekonomik ve sosyal durumları, kültürleri, dinleri veya etnik kökenleri ne olursa olsun, dünyanın dört bir yanındaki çocuklar için hem acil hem de uzun vadeli sonuçlarıyla hayatın fazlasıyla gerçek bir parçası olmaya devam ediyor. Ülkemizde şiddete maruz kalan çocuklar ve bakım verenleri için hem yasal danışmanlık hizmeti hem de eş zamanlı psikososyal destek hizmeti alabilecekleri sistematik bir mekanizma konusunda ciddi bir boşluk bulunuyor.

Mağduriyetin oluşmasını takiben şiddet mağduru çocuklar ve bakım verenleri yasal ve psiko-sosyal koruma hakları için nereye ve nasıl başvuracakları, başvuruyu takiben sürecin nasıl işleyeceği vb. konularında danışmanlık alma ihtiyacı içinde. Ayrıca, mağdur çocuk ve ailesinin özellikle adli süreçte karşılaştıkları sistemin işletilmemesinden kaynaklanan zorluklara karşı sağlam durmalarını desteklemek için de psiko-sosyal destek ihtiyaçları çok belirgin oluyor.

Nirengi Derneği olarak istismara uğrayan bir çocuğa ve bakım verenine ne kadar erken yasal ve psikososyal koruma desteği sağlanabilirse, çocuğun fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne gelecek zararların o ölçüde azaltılabileceğine, istismarın yarattığı olumsuz etkileri onarmanın ve şiddet döngüsünü kırmanın mümkün olabileceğine kuvvetle inanıyoruz. Bu çerçevede Türkiye’de istismara ve şiddete maruz kalan çocuklara yönelik hem yasal danışmanlığın hem de psikososyal desteğin eş zamanlı aynı çatı atında ücretsiz olarak sunulduğu tek destek hattı olan İstismara Karşı Destek Hattı’nı kurduk.

Çocuk Fonu desteği ile istismara maruz kalmış olan 20 çocuğa ve bakım verenine ücretsiz psiko-sosyal destek sağlandı. Ayrıca, psiko-sosyal destek verdiğimiz çocuklar ve bakım verenlerinin yanı sıra, toplumda istismar ve şiddet konularında bilgi ve farkındalık yaratmak, hak arama anlayışını güçlendirmek amacıyla çeşitli bilgilendirme içerikleri üreterek yaygınlaştırdık. Söz konusu içeriklere Nirengi Derneği sosyal medya hesaplarından ulaşılabilir. Destek hattımızdan desteğe ihtiyaç duyan tüm çocuk ve bakım verenlerin haberdar olması amacıyla medya kanallarında (gazete, radyo, sosyal medya vb.) hattı tanıtan yayınlar gerçekleştirdik. Ek olarak, hattı tanıtan posterlerimizi gönüllülerimiz aracılığıyla tüm Türkiye’de yaygınlaştırmaya ve hattan tüm ihtiyaç sahiplerini haberdar etmeye çalışıyoruz.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde aldığımız hibe desteğinin derneğimize ve çalışmalarımıza katkıları:

  • Nirengi’nin çocuk koruma konusundaki çabalarının İstismara Karşı Destek Hattı ile görünür olmasına katkıda bulundu.
  • İstismara maruz kalan çocuklar ve bakım verenleri için güçlü bir koruma merceğine sahip ölçeklenebilir ve tekrarlanabilir bir Destek Yardım Hattı’nın tasarlanmasına ve uygulanmasına katkıda bulundu.
  • İstismara Karşı Destek Yardım Hattı aracılığıyla kamuoyunun çocuk istismarına olan ilgisinin artmasına katkıda bulundu.
  • Değişen koşulların ve ihtiyaçların değerlendirilmesi, çok sektörlü bir sevk mekanizmasının geliştirilmesi dahil olmak üzere ilgili personel kapasitelerinin ve becerilerinin geliştirilmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulundu.

Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarla paylaşmak istediğimiz mesajlar:

  • Öncelikle Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılara deniz yıldızı[1] örneğindeki gibi Nirengi’nin bu fon ile 20 istismara maruz kalmış çocuğa ve bakım verenine ulaşmasını sağladığı için teşekkür ederiz.
  • Nirengi Derneği olarak, istismara maruz kalan çocukların ve bakım verenlerin adalet ve psikolojik desteğe ve bütüncül iyi olma hallerine ilişkin diğer hizmetlere erişiminde ciddi bir boşluk olduğuna inanıyoruz.
  • Nirengi çocuk haklarına ilişkin kamu müdahale mekanizmalarındaki boşlukları dolduran ve uygulanabilir, ölçeklenebilir bir model öneren bir dernek olarak finansal desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle, projemiz kapsamında sunduğumuz hizmetleri şiddete ve istismara maruz kalan çocuklara ve bakım verenlerine  devam etmek için  bağışçı desteği almayı umuyoruz. 

Nirengi Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Nirengi Derneği olarak 2022 yılı için öncelikli alanlarımızı geçmiş yıllarda olduğu gibi Çocuk Koruma, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Afet ve Acil Durumlar, Kapasite Geliştirme ve Farkındalık alanları olarak belirledik. Ek olarak pandemi ve iklim değişikliği alanlarını da bu alanlar ile kesişen alanlar olarak belirledik.

Öne çıkan çalışmalarımızdan, istismar ve şiddete maruz kalan çocuklara ve bakım verenlerine yönelik ücretsiz yasal danışmanlık ve psiko-sosyal destek sunduğumuz İstismara Karşı Destek Hattı Programımızın bilinirliğini ve kaynaklarını arttırarak daha çok ihtiyaç sahibine ulaşmak için hiç bir çocuğu geride bırakmama ilkesi ile 2022 yılında da devam edeceğiz.

[1] Gelgit sırasında kıyıya vuran ve yaşam savaşı veren her deniz yıldızını deniz ile buluşturarak, denize attığı deniz yıldızı için ‘fark yaratan’ kişinin öyküsü.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği ile Çevreci Etkinlikler Platformu’nun Dijitalleşmesi İçin Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği (SADE), Türkiye’de sürdürülebilirlik çalışmalarının yaygınlaştırılması, etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız SADE, bu destek ile Türkiye genelinde farklı sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve sivil inisiyatiflerin yaptığı sürdürülebilirlik odaklı etkinliklerin paylaşıldığı bir platform olan Çevreci Etkinlikler’in altyapısını ve içeriklerini yenileyerek çevrimiçi eğitim videoları oluşturdu.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği Başkanı Emrah Kurum ve Genel Sekreteri Doğa Tamer ile yaptığımız röportajda; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ve sürdürülebilirlik kavramına özel sektörün yaklaşımını, Z kuşağının iklim mücadelesindeki rolünü, derneğin 2022 planlarını ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmaları konuştuk.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) çerçevesinden moda, tekstil, gıda gibi farklı sektörlerin kalkınmayı sürdürebilir kılmak ve güçlendirmek amacıyla sürdürülebilir iş modellerine geçtiğini biliyoruz. Farklı sektörden şirketlerle çalışmalar yürüten bir dernek olarak Türkiye’de sürdürülebilirlik kavramının ve SKA’in ne kadar anlaşıldığını düşünüyorsunuz? Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarının geliştirilmesini sağlamak için neler yapılması gerekiyor?

Sürdürülebilirlik Adamları Derneği, üçüncü yılını geride bırakmış olsa da sürdürülebilirlik özelinde yaptığımız çalışmalar 10 yılı buldu. Geriye dönüp baktığımızda ülkemizde sürdürülebilirlik çalışmalarının yaşadığı gelişimi ve şirketlerin sürdürülebilirlik konusunu sahiplenişlerini umutla izliyoruz. Şirketler bir zamanlar bu konuya kurumsal sosyal sorumluluk olarak bakıyorlardı. Üretim yaparken verdikleri zararı bir şekilde karşılamaya çalışıyorlardı. Bu doğrultuda yapılan işlerin büyük bir kısmı da sektörden ve şirket faaliyetlerinden uzaktı.

Tüketicilerin talebiyle perakendeciler, tedarikçiler gibi değer zincirinin diğer halkaları devreye girmeye başladı. Bazı zorunluluklar ve yaptırımlar getirildi. Tüm bunlar, şirketlerin döngüsel, kapsayıcı, sürdürülebilir iş modellerine geçişini başlattı. Sürdürülebilirliği, kurumsal yönetişim modellerinin içine aldılar. Firmalar müşterilerine, ilişkili olduğu diğer şirketlere, tedarikçilerine, bulundukları bölgeye, çalışanlarına, topluma hizmet etmeye ve gezegenin çıkarlarını gözetmeye yönelik bir sistem oturuyor. Şirketler, yapacakları faaliyetlerden zarar ya da yarar göreceğini düşünerek hareket ediyor. Herkesin taleplerini hesaba katarak hareket eden şirketler, küreselleşen dünyada hem daha anlamlı bir iş yapmış oluyor hem de yaptıkları iş uzun ömürlü olduğu için herkes kazanıyor.

Özel sektör Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşmada çok büyük rol oynasa da konunun hükümet düzeyinde sahiplenilmesi çok önemli. Sürdürülebilirliğe geçiş noktasında zorunluluklar ve talepler ön plana çıkıyor. Hükümetler de çıkardıkları mevzuatlar ve yaptıkları politikalarla bu zorunlulukları hızlandırıyorlar. Yerel yönetimlerin de büyük çabası ve etkisi var. Yerel yönetimler, bölgesel sorunlara çözümler üretebilmek için, sorundan etkilenen kişileri süreçlere dahil ediyor. Küresel bir sorunu ancak yerelleşerek çözebiliriz.

İklim değişikliği, sürdürülebilirlik gibi alanlarda yürütülen aktivizm çalışmalarında Z kuşağının daha görünür olduğunu görüyoruz. Beraber çalıştığınız gençleri göz önüne aldığınızda bu kuşağın çevre konusunda daha duyarlı olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu duyarlılıklarını hayat pratiklerine ne şekilde dahil ediyorlar?

Gençler iklim mücadelesinde de haklarını arama noktasında da artık bizlerin liderleri çünkü bugün atılan her adımın onların geleceğini etkileyeceğini biliyorlar. Bugün ne satın alacaklarını seçerken markaların sürdürülebilirlik çabalarına büyük değer veriyorlar. Atık ve enerji tüketimini azaltma ihtiyacının çok daha farkındalar ve gezegen üzerindeki etkilerini en aza indirmek istiyorlar. Adil üretim yapan, etik değerleri olan markalara yöneliyorlar. Şirketlerin de harekete geçmesini bekliyorlar. Bir şirket, attığı adımlar ve yaptığı girişimlerle ilgili şeffaf bir iletişim yürütüyorsa tüketicilerin, özellikle de gençlerin güvenini kazanıyor. Araştırmalar; gençlerin %73’ünün bir ürün sürdürülebilir veya sosyal açıdan bilinçli bir şirketten geliyorsa bu ürüne daha fazla para harcamaya istekli olduğunu gösteriyor. Gençlerin % 81’i markaların şeffaf olmasını ve sürdürülebilirlik etkileri hakkında aktif olarak konuşmasını bekliyor.

Vakfımızın hibe ve kapasite gelişim desteği ile derneğinizin bir projesi olan Çevreci Etkinlikler Platformu’nun altyapısını ve içeriklerini yenilediniz. Platformdan ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Çevreci Etkinlikler, 2013 yılında Türkiye genelinde farklı STK’ların ve sivil inisiyatiflerin yaptığı etkinlikleri tek bir yerde toplayan Türkiye’nin ilk çevre etkinlikleri platformu olarak kuruldu. Altyapısı ve içerikleri yenilenen platformun ziyaretçileri, Türkiye genelinde farklı kişi ve kurumlar tarafından gerçekleştirilen sürdürülebilirlik odaklı etkinlikleri takip etmeye devam ederken, eğitim videolarına ve iş ilanlarına da ulaşabiliyorlar.

STK’ların ve sivil inisiyatiflerin yaptığı sürdürülebilirlik odaklı etkinlikler Çevreci Etkinlikler platformu ile tek bir yerde toplanıyor. Çevresel ve sosyal açıdan duyarlı topluluklar, etkinliklerin ilgili kişilere doğrudan ulaşmasını sağlıyorlar. Kurumların sürdürülebilirlik odaklı iş ilanları Çevreci Etkinlikler platformunda paylaşılıyor. Sürdürülebilirlik alanında çalışmak isteyen bireyler, kurumların iş ilanlarını bu platformdan takip edebiliyorlar. Çevreci Etkinlikler platformunda oluşturulan sürdürülebilirlik odaklı dijital eğitim arşivi ile sürdürülebilirlik konusuna ilgi duyan, Türkçe kaynağa ihtiyaç duyan bireyler eğitim videolarından ücretsiz olarak faydalanabiliyorlar.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Sürdürülebilirlik temelli işleri yaygınlaştırmak ve görünür kılmak amacıyla çalışmalarını sürdüren derneğimiz; Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’ndan aldığı hibe desteği ile geçmişte çok başarılı işlere imza atmış, ödüllü Çevreci Etkinlikler platformunu yenileyerek STK’ların ve sivil inisiyatiflerin görünürlüklerine katkı sağlar hale geldi. Bu destek çalıştığımız alanda yeni kurumları tanımamıza vesile oldu. Var olan veri tabanımızı güncelledik ve güçlendirdik. Özellikle mentorluk süreci, derneğimiz açısından çok kıymetliydi. Mentorluk almaya başladıktan sonra iş süreçlerimiz gözle görülür bir şekilde hızlandı. Mentorumuzla yaptığımız görüşmeler, kendisinin yönlendirmeleri ve bize olan inancı enerjimizi ve çalışma motivasyonumuzu daha da artırdı.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

2018 yılından bu yana Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları özelinde iyi uygulama örneklerinin görünür olması ve paydaşlar arasında işbirliklerinin güçlenmesi için yürüttüğümüz Sorunlara Çözümler Buluşmalarımıza devam ediyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Programme-UNDP) Türkiye çözüm ortaklığı ve Zorlu Holding desteğiyle 2022’de beşinci yılını dolduracak olan Sorunlara Çözümler Buluşmaları ile bu yıl da 6 etkinlik gerçekleştireceğiz. Geçmiş buluşmalarımızı adresinden izleyebilirsiniz.

Nisan 2020’de derneğimizin Youtube kanalından başlattığımız Sürdürülebilirlik Gündemi adlı canlı yayınlara bu yıl da devam edecek, 2022’de de sürdürülebilirlik alanında yaşanan gelişmeleri konuşmak, çözüm önerilerini sunmak ve iyi uygulamaları paylaşmak üzere birbirinden değerli uzmanları ağırlayacağız. Bugüne kadar 28 yayın yaptık. Takip etmek isteyenler, adresinden yayınlarımıza ulaşabilirler.

Üniversiteden yeni mezun gençlerin toplumdaki ve iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmek ve sürdürülebilirliğin yaygınlaştırılmasında öncü olmalarını sağlamak üzere yürüttüğümüz projelere, eğitim ve atölye çalışmalarına devam edeceğiz. Genç mühendislerin iklim krizinin önemli çıktılarından biri olan su yönetimi ve suya erişimde karşılaştıkları sorunlara ekip olarak nasıl çözüm üretebileceklerini deneyimlemelerini amaçlayan yeni bir projeye de başlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun 2022 dönemi kapsamında desteklenecek projelerin odağında Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye yönelik aşağıda yer alan çalışmalardan en az bir tanesinin bulunması bekleniyor:

  • Mevcut çalışmalarını ve /veya hizmetlerini devam ettirmek isteyen STK’ların projelerini destekleme (Örnek: Sığınma evinin yürütülme masrafları.),
  • Saha çalışmalarının hayata geçebilmesi için gerekli olan veri toplama, veri ve durum analizi çalışmaları (Örnek: Medeni kanundaki kazanımların toplumun geniş kesimleri tarafından kolay anlaşılabilmesini desteklemek için yapılacak durum analizleri.),
  • STK’ların kurumsal gelişimini desteklemeye yönelik çalışmalar (Örnek: Kurumun finansal sürdürülebilirliklerini geliştirmek için yapılan çalışmalar, yasal ve psikolojik danışmanlık alma kapasitesinin desteklenmesi.).

Fonun 2022 döneminde yoksulluk ve bir arada yaşam alt bileşenleri tüm projelerde ana unsur olarak aranacak ve bu alanlara katkı sunan projelere önceliklendirilecek.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve bir tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilir:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen tür, (Bir ağ ya da girişim gibi tüzel kişiliğe sahip olmayan birlikteliklerin başvurularını tüzel kişiliğe sahip ev sahibi kuruluş aracılığıyla yapmaları gerekir. Bu durumda ev sahibi kuruluşun başvuru kriterlerini karşılıyor olması ve kurulan ortaklığa ilişkin başvuru aşamasında  iyi niyet sözleşmesinin sunulması gerekir).,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
  • 2021 gelirleri 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olan,
  • Çalışmalarının odağında toplumsal cinsiyet eşitliği olan kuruluşlar

Tüm şehirlerden başvuru kabul edilecek olup İstanbul, İzmir ve Ankara dışındaki şehirlerde bu faaliyetleri yürüten STK’ların başvurularına öncelik verilecek.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 400.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 130.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz olarak doldurarak
11 Nisan 2022 Pazartesi tarihinde saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2022 dönemi hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

A4 Atölye Çağdaş Sanat Derneği Birlikte Hareket Etme ve Hafızayı Kaydetmek Projesine Başlıyor

By | Kültür Sanat Fonu

A4 Atölye Çağdaş Sanat Derneği (a4atölye), cesur ve üretken gençleri desteklemek, yeni imkanlar yaratmak ve tecrübe kazandırmak amacıyla Diyarbakır’da kuruldu. Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteğiyle Birlikte Hareket Etme ve Hafızayı Kaydetmek projesini hayata geçirecek olan a4atölye, yapılacak açık çağrı sonucunda Diyarbakır’da yaşayan 6 kadın sanatçıyı proje katılımcısı olarak belirleyecek. Proje kapsamında, kadın sanatçıların sanatsal üretimde birlikte hareket etmesineve yeni yöntemler geliştirmesine destek olmak amacıyla 4 atölye ve bir sergi düzenleyecek. Proje katılımcısı kadınlara çeşitli eğitim destekleri sağlayacak olan dernek; sergilerin daha fazla kişiye ulaşması amacıyla herkesin katılımına açık olacak 5 atölye düzenleyecek.

A4atölye Çağdaş Sanat Derneği Başkanı Rıdvan Kuday ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Diyarbakır özelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadın sanatçılara yansıması, COVID-19 salgınının Diyarbakır’daki kültür-sanat faaliyetlerine etkileri, dijitalleşen dünyada sanatın dönüşümü ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için a4atölye Çağdaş Sanat Derneği’nin kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

a4atölye Çağdaş Sanat Derneği 2018 yılında kuruldu. Kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu (STK) olarak Diyarbakır’da etkinliklerini sürdürüyor. Dernek olarak, genç sanatçılara yönelik toplantılar,  sergiler, portfolyo değerlendirmeleri, sunumlar, atölye çalışmaları ve araştırma faaliyetleri yürütüyorüz. Sanatçıların öğrenme ve üretim imkânlarını artırmak için projeler ve programlar yapıyoruz. Diyarbakır’ın ve bölgenin güncel sanatını desteklemek ve uluslararası tanınırlığını artırmak amacıyla işbirliklerine önem veriyoruz. Dünyada ve Türkiye’de sanat kurumları ve ağlarıyla etkileşimlerimizi arttırmayı hedefliyoruz.

Kadın sanatçılar için kültürel istihdam alanı oluşturmak derneğinizin amaçları arasında yer alıyor. Faaliyet yürüttüğünüz bölge özelinde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadın sanatçılara yansımaları nelerdir? Sanatsal üretim yapan kadınların en sık karşılaştığı zorluklardan bahsedebilir misiniz?

Bölge genelinde kadınların güçlü olduklarını gözlemliyorum. Gerek siyasi iklim gerekse yaşanmışlıklar, kadınların kendi öz güçlerinin farkında olmalarını sağlıyor. Bizim kadınlarla olan diyaloglarımız onların profesyonel düzeyde üretken olmalarıyla ilgili. Kültür-sanat alanında iletişim ağları kurarak kadınların bu üretkenliklerinin görünür olmasına katkı sağlıyoruz. Temsil edilmeyen sanatçı buna karşı çözüm üretmeyen sanatçıdır; eğer çözüm üretmek istenilirse her zaman temsil edilecek bir yer bulunur. Kadın sanatçı bağlamında düşünürsek kendi kabuğuna çekilmiyor (Burada kadın ya da erkek olmak önemli değil) ve bununla ilgili bir mücadele veriyorsa kendini görünür kılabilir. a4atölye olarak kadın sanatçılarla ilgili ne kadar proje üretirsek üretelim; eğer kadın sanatçılar görünürlük ve istihdam sorunsalını problem etmiyorsa ya da çalışmalar içerisinde değilse bunun bir anlamı olmuyor. Önemli olan kadınların temsiliyet konularında harekete geçmeleri. İşte bu istek ve mücadele, bizlerin daha çok çaba içerisine girmesine vesile oluyor. Temsiliyet kadın sanatçıların kendi isteği ile oluşuyor. a4atölye olarak inanıyoruz ki tek yönlü işler yapmak bu konuların her zaman bir yanının eksik ve/veya  tamamlanmamış olmasına neden oluyor. Bu eksikliği ortadan kaldırmak için mücadele ve istek önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Kültürel istihdamı ekonomik istihdamdan ayırmak gerekiyor. Daha çok sanatçıların kendi pratiklerinde buluşmak istedikleri kültür-sanat aktörleriyle bir araya getirme işine biz kültürel istihdam diyoruz. Bu istihdam türü ile kadın sanatçıların kendi sanat pratiklerinde oluşan sorunsallara cevap olabilecek aktörlerle buluşmalarını sağlamak ve işlerini kolaylaştırmak istiyoruz. Bu konularda adım atmak  isteyen herkes bir platform bulur. Biz de bir platform görevi görerek sanatçılar için profesyonel düzeyde sergileme alanları oluşturup, prodüksiyon desteği sunarak işbirliği yapıyoruz. Birlikte hareket ederek kadın sanatçıları görünür kılmak, profesyonel düzeyde motivasyonlarını artırmak, kültür-sanat alanında istihdam sağlamak amacıyla çalışıyoruz. Bu anlamda geçmiş dönemlerde yaptığımız benzer proje çıktıları ve sanatçı takipleri yaptığımız çalışmaları değerlendirme olanakları yaratıyor.

Kültür-sanat alanının COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Normalleşme sonrası kültür-sanat etkinliklerinin yeniden canlandığı bu dönemde, Diyarbakır özelinde, salgının kültür-sanat alanına etkilerine dair gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Kültür-sanat alanının pandemiden etkilenmesi ilk başta bize bir eksen kayması gibi geldi. Oysaki kısa bir süre sonra bunun bir eksen kayması olmadığını, hatta sanatın anlamının genişlediği kanısını uyandırdı. İlk şok etkisi atlatıldıktan sonra, daha çok dijital altyapı ile insanlara ulaşma konusunda hızlı adımlar atıldı.  Sanat öyle bir şeydir ki; her zaman hızlı bir şekilde kendini duruma göre konumlandırabilme kabiliyetine sahiptir. Sürekli değişen ve kendini yenileyen bir yapıdır sanat. Her zaman yaşayan, ölmeyen bir yapı.

COVID-19 salgın dönemi birçok belirsizliği de kendi içinde barındırdı. Bu sürecin en temel özelliği kamusal alanlarda insanların bir araya gelemiyor olması. Bu durumun, kültür-sanat dünyasını olumsuz etkilediğine şahit olduk. COVID-19 tedbirleri kapsamında gerçekleşen kısıtlamalardan kültür-sanat alanındaki etkinlikler de nasibini aldı. Karşılaştığımız başlıca durumlar: Etkinliklerin iptali, kapanmalar, projelerde yapılan zorunlu değişiklikler oldu. Sanatsal faaliyetlerin durma noktasına geldiği bu dönemde, bizler de içe dönme, derin düşünme fırsatı yakalamış olduk. Küresel çapta etkili COVID-19 salgını, beraberinde kültür-sanat alanında farklı alternatifler yarattı. Dijital altyapıların gelişmesi ile beraber sanatseverlerin sanata ulaşma ve sanatta yararlanma olanakları oluşturduğunu, merkez periferi gibi kavramların anlamını yitirdiğini gördük. COVID-19 salgınında, kültür-sanat alanları da dahil, tüm dünya nasıl etkilendiyse, Diyarbakır özelinde de aynı etkilerin yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Gelişen teknoloji, sanat eserlerinin ortaya çıkış sürecinin değişmesine ve yeni kavramların ortaya çıkmasına neden oluyor. Bunlardan birisi de son dönemlerde sıklıkla duyduğumuz veri bilimi ile yapay zekâyı buluşturan yapay zekâ sanatı. Gün geçtikçe daha da dijitalleşen bir dünyada sanat nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

Aslında salgın bu sorunun cevabını biraz daha hızlandırdı (NFT, ripto paralar vs.). COVID-19 salgını sanatın anlamının değişme sürecini hızlandırdı. Bana göre bu durum salgınla doğru orantılı gelişen bir durum değil. Teknolojinin gelişimiyle birlikte sanat piyasalarında, NFT ve kriptoya olan ilgi artacaktı, ancak salgın bu sürecin hızlanmasına neden oldu. Kültür-sanat dünyasında dijital alt yapılar ve sosyal medya kullanımı, sanat aktörlerinin dijital ortama uyum sağlamaları hızlı bir şekilde gerçekleşti. Sanat, her zaman tarihin diğer dönmelerinde olduğu gibi bir çıkış yolunu bulur. Bu dönemde, salgın vesilesiyle hızlı bir şekilde kendini gösterdi. Salgın, sadece kültür-sanat ortamını değil, ekonomi dünyasını da yakından etkiledi. Her şeyin anlamı değişti. NFT, sadece sanatın yatırım konusu olmaktan çıktı, sanatın diğer tüm alanlarını da kapsadı. Tüm alanlara yapay zekâ sanatı dahil oldu. Yaptığım okumalarda kripto sanatçılarının, kendilerini NFT dünyasında daha özgür ve yaratıcı hissettiğini görüyorum. Bu sanatçıların bu şekilde hissetmesi çok önemli çünkü istedikleri her şeyi yapabiliyor olmaları kulağa çok hoş geliyor. Bu durum sanata, sanatçıya, sanat yatırımcısına çeşitli şekillerde yeni kapılar açan bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Daha da gelişecek, olgunlaşacak ve kendisine yeni imkânlar oluşturacak diye düşünüyorum. Bunun yanında, şöyle bir gerçeği de göz ardı etmememiz lazım: projesi olmayan, sürdürebilirliği olmayan yapay zekâ üretimlerin birçoğunun NFT piyasasında çöp olacağı kanısındayım. Sağlam bir temele dayanan işler NFT piyasasında gün geçtikçe yerini daha da sağlam bir şekilde konumlandıracak. İşte burada sanatın farklı bir evresi oluşuyor ya da başka bir bölümü bu evreye dâhil oluyor. Sanat her zaman kendini yeniliyor, fakat geride kalan evreleri hiçbir zamanda yok olmuyor. Bu evrede oluşan yapay zekâ sanatını herkes beğenmek ya da yapmak zorunda değil ama yapay zekâ sanatını yok saymak da yersiz olur. Yapay zekâ sanatının hayatımıza girmesi beraberinde sanatçı hakları meselesini getirdi. Sanatçının yaptığı işlerin muhatabı arada komisyon ya da galeri olmaksızın doğrudan sanatçının kendisi oluyor. İşlerin takibinin yapılması ve el değişimlerinin kayıt altına alınması sebebiyle, sanatçı hak kaybına uğramamış oluyor. Aynı zamanda, sanat piyasası da kendini buna göre konumlandırmış oluyor (Vergi komisyon düzenlemeleri vs.)

Yapay zekâ sanatında, sanatçılar evden çalışıp iş üretebilecek ve üretimlerinin NFT piyasalarında pazarını oluşturabilecekler. Bu piyasa, her zaman aktif olma olanağı sunan, saat sınırlaması olmayan çok güzel bir dünya elbette. Ancak olumsuz yönleri de yok değil. Zaman ve enerji tüketiminin ekosisteme olan zararlarını da göz ardı etmemek gerekiyor. Sanat dünyası bu durumu nasıl normalleştirecek, enerji tüketmeden nasıl bir rol alacak, nasıl devam edecek gibi soruların düşünülmesi gerekiyor. Bu sorunlara rağmen yapay zekâ sanatında yaşanan gelişmenin önüne geçemeyiz. Umarım bu sorunlara ilişkin çözümler de bulunur.

Hibe desteğimizle Birlikte Hareket Etmek ve Hafızayı Kaydetmek projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Birlikte Hareket ve Hafızayı Kaydetmek projesi, sanatsal üretimde birlikte hareket etmek, konuşmak ve yeni yöntemler geliştirmek amacıyla; eğitim atölyeleri ve akabinde gerçekleştirilecek bir sergi için kadın sanatçıları bir araya getiriyor. Düşünsel ve pratik birlikteliğinin hangi dinamiklerle ilerlediğini deneyimlemek amacıyla, Diyarbakır’da yaşayan, farklı disiplinlerden kadın sanatçılara tartışma alanları oluşturan proje; araştırma ve pratiğe yönelik karşılaşma olanaklarını çeşitlendirmeyi amaçlıyor. Açık çağrı sonucunda belirlenecek olan katılımcılara; kendi sanat pratiklerini geliştirmeye yönelik kaynak sağlayacak ve aynı zamanda çevrimiçi söyleşiler ve final sergilerinde bir araya gelecekler. Ayrıca proje kapsamında hedef grup için araştırma ve pratiğe yönelik karşılaşma olanakları ve kaynaklar sağlamayı amaçlıyoruz. Bunu yanında, kadın sanatçılar için kültürel istihdam alanı oluşturmak, şehrin ve ülkenin genelinde yaşanan kadın sorununun çözümünde sanatın rolünü güçlendirmek, alternatif ilişki ağları kurmak ve var olanı güçlendirmek ve/veya dönüştürmek amaçlarımız arasında yer alıyor.

Birlikte Hareket ve Hafızayı Kaydetmek projesinin odağında toplumsal cinsiyet yer alıyor. Proje sürecindeki atölyelerde aidiyet ve yerinden edilme gibi kavramlar çerçevesinde Diyarbakır’ın eski yerleşim bölgesindeki yıkım ve yıkım ile birlikte süren soylulaştırma sorunu ekoloji, kent, toplumsal hafıza, güncel politikalar üzerinden tartışmaya açılacak. Proje sürecinde oluşan üretimler, final sergisiyle Diyarbakırlı sanatseverle buluşacak.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Çocukların eğitimsel ve yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesine destek olmak amacıyla çalışmalar yapan Bütün Çocuklar Bizim Derneği (BÇBD), Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe ve mentorluk desteği ile derneğin organizasyon yapısını ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yaptı.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Tekbulut ve Proje Koordinatörü Büşra Süer ile yaptığımız röportajda; çocukların çevre ile olan ilişkileri, dijitalleşen dünyada çocukların kitap okuma alışkanlığı, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

2021 yılında yaşanan orman yangınları ve seller çocukların gelecek dönemde iklim krizinin sonuçlarını daha sık ve şiddetli şekilde deneyimleyeceğini gösterdi. Çocuklarda çevresel sorunları anlama ve çözüm üretme bilincini geliştirmek için ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?  Bu çalışmalar çocukların çevre ile olan ilişkisini nasıl etkiliyor?

Maalesef 2021 yılında yaşanan orman yangınları ve seller hepimizi gelecek için çok endişelendirdi. Artan doğa olayları ve bu felaketler iklim krizinin ciddiyetini ortaya koyuyor. İnsan faaliyetleriyle oluşan aşırı karbon salınımının sonucu olarak küresel ısınma ve etkileri dünyanın önde gelen problemlerinden birisi. En çok etkiyi bugünün ve yarının çocukları hissedecekken bu alanda onlar için çok az içerik üretiliyor. Aynı zamanda, konunun onlara ulaştırılmasının çocuk hakları açısından bir gereklilik olduğunu düşünüyoruz. Bu amaçla bugünün çocukları, aynı zamanda geleceğin yetişkinlerinin farkındalığı için İklim Abla projesini hazırladık.

İklim Abla projesi; çevre, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularında çocukların doğa ve ekolojik farkındalıklarını artırmak için geliştirdiğimiz, çocuk dilinde içerikler üreten bir proje. İklim Abla; doğayı ve tüm canlıları seven, dünyadaki problemlere duyarlı, aynı zamanda da çocuklarda iklim ve doğa farkındalığı yaratmak amacıyla onları teşvik eden bir karakter. Aylık hava durumuna göre farklı kıyafetler giyip farklı ortamlara giderek çocuklar için videolar çekiyor. Her hafta İklim Abla, çocuklara farklı sorular soruyor ve etkinlik önerileri sunuyor. İklim Abla projesinde, çocuklar ile iletişime geçebilmek adına doğayı seven ve neşeli bir karaktere hayat veriliyor. Ayrıca, iletişim adımlarında görsel ve işitsel iletişim araçlarıyla çocuklar ile interaktif bir proje yürütülmesi için çalışıyoruz.

Proje; çocukları dünyadaki değişimleri, ekolojik sorunları ve doğayı keşfetmeleri için çevrelerini tanımaya teşvik ediyor. İklim Abla’nın önerdiği ve çocuklarla birlikte yaptığı etkinlikler, çocuklara doğa ve çevre sevgisi kazandırırken deneyime bağlı öğrenme yöntemiyle bilişsel ve sosyal gelişimlerini de destekliyor. İklim Abla projesi kapsamında hazırladığımız çevrimiçi içerikler ve fiziksel etkinlik müfredatımız bulunuyor. 6 haftalık etkinlik programında çocuklar iklim değişikliği, aşırı yağışlar, küresel ısınma, karbon ayak izi, biyolojik çeşitlilik gibi dünyamızı ve bizi ilgilendiren birçok konuda çeşitli faaliyetler aracılığıyla doğa farkındalığı ediniyor ve çevreleriyle bağ kuruyor. Bu etkinlikleri yaparken ayrıca İklim Abla videolarından ve çevreci kuklalarımızdan yararlanıyoruz. Çocukların iklim krizinin etkilerinin oldukça hissedildiği bu dönemde çocuk diline uygun ekolojik farkındalık çalışmaları doğayla sağlıklı bağ kurmalarını sağlarken ekolojik kaygılarını da azaltıyor. Çocuklar sorunun değil, çözümün bir parçası olarak geleceklerinde kendi söz haklarının ve eylemlerinin de etkisi olacağını fark ediyor ve daha umutlu, harekete geçen bir yaklaşım benimsiyorlar.

İklim Abla’nın başka sivil toplum kuruluşları (STK) ve eğitim kurumlarıyla işbirliği içinde farklı projelerin oluşmasına olanak tanıyacağını, çocukların dünyaya olan merakını artırırken gezegenimizdeki sorunlara olan duyarlılığını ve farkındalığını artıracağına da inanıyoruz.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği olarak okuma kültürüne katkı sunmak amacıyla çeşitli projeler yürütüyorsunuz. Her geçen gün daha da dijitalleşen bir dünya çocukların kitap okuma alışkanlığını nasıl etkiliyor?  Bu koşullarda çocuklara kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz?

Özellikle pandemi nedeniyle hepimiz gibi çocuklar da dijital dünya ile daha iç içe bir yaşam sürdürmek zorunda kaldı. Bu durum kitap okuma alışkanlığı açısından bir dezavantaj gibi görünse de dijitalleşmenin bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdığı bir gerçek. Teknolojinin baskın olduğu bu dönemde okuma alışkanlığı yeniden şekillenen alışkanlıklarımız arasında. Kitap okumak hala çocukların gelişim süreçlerinde çeşitli yetkinliklere sahip olması için gereken en önemli alışkanlıklardan biri. 21. Yüzyıl yetkinliklerinin vurgulandığı bu çağda çocukların kitapla ilişkisini güçlendirmek oldukça önemli.

Dijital teknolojiler çocukların okuma alışkanlığını olumsuz etkilese de çocuklar hala en güçlü bağları kitaplarla kurabiliyor.  Çocuklar kitaptaki bir karakterle bağ kurarak zor duygularla başa çıkmayı, duygusal regülasyonu öğreniyor, çeşitli sosyal ve bilişsel becerileri kazanıyorlar, hayal kurmayı öğreniyorlar. Çocukların okuma alışkanlığı edinebilmesi için hala en önemli yer okul. Çocukların okuma alışkanlıklarını inceleyen güncel araştırmalar, yeni çağda çocukların ya ebeveynlerinin teşvik etmesi ya da okul ortamında, kütüphanelerde veya öğretmenlerinin desteğiyle okuma alışkanlığı kazandığını belirtiyor. Bu nedenle okulda gerçekleştirilen okuma etkinlikleri ve nitelikli kütüphaneler evdeki okuma faaliyetlerinin niteliğini de doğrudan etkiliyor. Bu süreçte çocuk aile ve okulun yönlendirmesi ile bilgiye ulaşma becerisini ve zevkini edinebilirse kitap ile ilişkisi de güçlenebilir. İleride iyi okuyucular olmaları için ebeveynlerin ve öğretmenlerin işbirliği içinde olması da çok önemli. Çocukların okuma tercihleri eleştirilmeden kendilerini okurken iyi hissettikleri kitaplar okumaları teşvik edilmeli.

Ayrıca dijitalleşmenin yalnızlığı ve asosyal yaşamı beraberinde getirdiği de bir gerçek. Yüz yüze öğretimde kitap okuma, tartışma, canlandırma grupları, çocukların yazarlar ve çizerlerle buluşmaları kitaba olan ilgiyi artıracaktır. Çocukların zevk alarak kitap okumaları için kitap okumanın bir zorunluluk değil en az sanal dünya kadar heyecan verici, eğlenceli bir dünya olduğunu görmeleri gerekiyor. Özen gösterilmesi gereken bir konu da çocukların nitelikli kitaplara ulaşmalarının kolaylaştırılması. Hala kütüphanesi olmayan çok sayıda okulumuz bulunuyor. Okullarda çocukların ilgi duydukları alanlarda kitaplar bulunması, çocukların istedikleri zaman kitaba dokunabilmeleri, kitabı karıştırabilmeleri kitapla yakınlıklarını artıracaktır. Çocuklar nitelikli kitaplarla tanışıp, onlara uygun canlı, davetkar kütüphanelerde arkadaşlarıyla vakit geçirerek birbirlerini de kitap okuma konusunda isteklendiriyorlar.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Bütün Çocuklar Bizim Derneği’nin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Hibe desteğimizle yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kurumsal Destek Fonu kapsamında öncelikli olarak organizasyon yapımızı geliştirmeye odaklandık. Pandemi dönemi iş hayatında ve gündelik hayatta kalıcı değişiklikler yapmamıza sebep oldu. Bu dönemin getirdiği belirsizlikler özellikle iş hayatı için başlangıçta birçok soru işaretinin belirmesine neden oldu. Kurumsal Destek Fonu tam da bu döneme denk geldi. Hibe desteği sayesinde organizasyon yapımızı pandemi dönemine uyum sağlayacak ve sürdürülebilir olacak şekilde yeniden gözden geçirme fırsatı bulduk. Ayrıca yararlandığımız hibe ile insan kaynağı ve dernek giderlerimizin bir kısmını finanse ederek, pandemi döneminde finansal sürdürülebilirliğimize katkıda bulundu.

Bu süreçte mentörümüzün desteği ile gönüllü ve çalışan görev tanımlarını standardize ettik, gönüllülük politikamızı yeniledik, dernek hafızasını koruyacak araçlardan yararlanarak çevrimiçi veri tabanları ve çalışma yöntemlerinden yararlandık. Mentörümüz Derya Kılıçalp ile düzenli olarak 15 günde bir buluşmalar gerçekleştirdik. Çeşitli ev ödevleri ve hazırlıkları göz önünde bulundurarak bu süreçte de hep iletişim içinde kaldık. Hazırlıklarımızı aldığımız geri bildirimlere göre yeniden şekillendirdik. Mentör buluşmalarında oldukça verimli fikir alışverişleri gerçekleştirerek derneğimizin vizyon ve misyonuna uygun bir organizasyon şeması, gönüllülük politikası oluşturduk. Ayrıca projelerimiz için ölçme ve değerlendirme sistemi, proje yazım formatları, satın alma süreçleri için formlar hazırladık. Çevrimiçi öğrenme ortamlarından yararlanarak çocuklara yönelik atölyeler, öğretmenlerle seminerler ve gönüllü buluşmaları gerçekleştirdik.

Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Kurumsal Destek Fonu, STK’ların çok ihtiyacı olan ve fırsat eşitsizliğinin giderek belirginleştiği bu dönemde bize kaynaklarımızı yeniden değerlendirme ve organizasyon yapımızı güçlendirerek gözden geçirme fırsatı verdi. BÇBD, her projenin ve faaliyetin geliştirme ve uygulama süreçlerinde aktif olarak gönüllülerle çalışan bir dernek. Bu nedenle dernekte çalışan profesyonellerin ve gönüllülerin ahenk içinde çalışmalarına destek olduğumuzu, üretkenliklerini körükleme ve uyumluluğunu sürdürme konusunda daha da güçlendiğimizi düşünüyoruz.

Kurumsal Destek Fonu aracılığıyla organizasyon yapımızı yeniden değerlendirme ve güçlendirme fırsatı bulduk. Bu hem iş verimliliğine hem de operasyonel süreçlere olumlu olarak yansıdı. Mentörümüz Derya Kılıçalp’in desteği ve uzman buluşmaları bizim için oldukça yol göstericiydi. Organizasyon yapımız ve dernek içi işleyişimizi geliştirdik. bilgi dokümantasyonunu veri tabanı oluşturarak daha verimli hale getirdik. Gönüllülük politikalarımızı yeniden gözden geçirerek BÇBD misyon ve vizyonuna uygun gönüllülük politikamızı oluşturduk. Pandeminin getirdiği değişen şartlara uyum sağlayarak yeni projelerimizi daha sistematik bir şekilde geliştirdik. Bu dönemde geliştirdiğimiz projelerin kapsamını genişleterek sosyal etki ölçümüne odaklanmayı amaçlıyoruz.

Bu bağlamda fonu destekleyen bağışçılara sivil toplum kuruluşlarının iç yapılarını geliştirmek için verdikleri bu değerli destek için çok teşekkür ederiz. Desteklerinin devamını diliyoruz. Konularında uzman çok değerli gönüllü kadromuzla maliyeti çok düşük projeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle 5-8 yaş çocukları için yaptığımız bu projelerin yaygınlaştırılması için hibeye ihtiyacımız devam ediyor.

 Bütün Çocuklar Bizim Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

2022 yılında da özellikle okul öncesi ve ilkokul öğrencilerine yönelik proje çalışmalarımıza devam edeceğiz. Pandeminin çocuklar üzerindeki fırsat eşitsizliğini daha da arttırdığını, çocukların nitelikli eğitime erişiminin ve mekânsal haklarının kısıtlandığını görüyoruz. Bu nedenle özellikle dezavantajlı bölgelerde bulunan çocuklara yönelik okuma kültürünü geliştirme faaliyetleri, iklim farkındalığı, zorbalık, çocukların sosyal ve bilişsel gelişimini destekleyen robotik kodlama ve kültür-sanat projelerimize devam edeceğiz. Projelerimizden bağımsız olarak hali hazırda sürekli güncellenen bir ihtiyaç listemiz var. Bu liste üzerinden okullara ulaşıp öğrencilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Yılda 10.000’in üstünde nitelikli çocuk kitabını kütüphaneler aracılığıyla çocuklara ulaştırıyoruz. Şubat ayında ikisi Rize’de diğer ikisi de Gebze’de olmak üzere dört kütüphane kurulumunu tamamladık.

2022 yılında odaklanacağımız projelerden biri de “zorbalık” hakkında olacak. Bu proje ile öğrenciler arasında oldukça yaygınlaşan, yıkıcı ve kalıcı etkileri olan akran zorbalığına karşı mücadele etmek ve önlemek amacıyla farkındalık geliştirecek bir program hazırlıyoruz. Yaklaşık 3 aydır gönüllü ve profesyonellerden oluşan proje ekibimiz proje hazırlıklarına devam ediyor. Hazırladığımız akran zorbalığını önleme ve müdahale programına pilot proje olarak başlayıp başka okullarda da yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz.

2017’den beri devam ettiğimiz ve pandemi nedeniyle ara verdiğimiz Dodo Kitap Okuyor projesine bu dönem üniversite öğrencilerinin sosyal sorumluluk dersleri kapsamında tekrar başlıyoruz. Dodo Kitap Okuyor projesi kapsamında gelişim psikoloğumuz ve uzman psikolojik danışmanımız tarafından seçilen ve her hafta farklı temada şekillenen çocuk kitapları bir ders saatinde okul öncesi ve ilkokul öğrencileriyle okunuyor. Ardından ilgili temada etkinlikler uygulanıyor. Bu projenin hem gençlerin sivil toplum bilincini artıracağına hem de çocukların üniversiteli abi ve ablalarla tanışıp aralarında olumlu bir diyalog başlatacağına inanıyoruz.

2020 30 Ekim 2020 Ege Denizi depreminden sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Uzundere Gençlik ve Çocuk Merkezi bünyesinde oluşturduğumuz BÇBD Çocuk Kitap ve Oyun Evi’ndeki etkinliklerimize yeni dönemde de devam ediyoruz. BÇBD Çocuk Kitap ve Oyun Evi’nden ayda ortalama 230 çocuk yararlanıyor. Bu alanda gönüllü öğrenciler ve bölge sorumlumuz aracılığıyla çocuklara yönelik serbest zaman etkinliklerine ek olarak kutu ve grup oyunları oynanıyor ve ayrıca projelerimiz de gerçekleştiriliyor. Çocukların oyun hakkı ve mekânsal haklarının korunması ve kaliteli vakit geçirebilecekleri ortamlar oluşturmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

İklim Abla projemiz kapsamında geçtiğimiz sene Türkiye’nin farklı bölgelerinden birçok çocuğa ve öğretmene ulaştık. Bu sene de oyunlaştırma yönteminden yararlanarak çocukların hem sosyalleşip hem de iklim farkındalığı kazanacakları İklim Çocukları kartlarını hazırlıyoruz. Ayrıca geçen dönem öğretmenlere yönelik gerçekleştirdiğimiz iklim değişikliği ve ekolojik farkındalık eğitimlerinden olumlu geri bildirimler aldık. 2022’de bu eğitimleri daha çok okulda uygulayacağız. İklim değişikliği ve ekolojik farkındalık eğitimleriyle ilgili detaylı bilgi almak isteyen öğretmen ve kurumlar bizimle iletişime geçebilir.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Çorbada Tuzun Olsun Derneği (ÇOTUN), temel insani yardım dağıtımları ile evsizlerin günlük ihtiyaçlarını karşılamak, topluma geri kazanımlarını sağlamak ve bu konuda farkındalık oluşturarak, toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla çalışmalar yapıyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz ÇOTUN, finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla 2 kişi istihdam edecek.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Türker ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; evsizliğin tanımı, son 10 yılda artan evsizlik oranının nedenleri, Türkiye’deki evsizlerin durumu, Biyolojik Afet: COVID-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama raporu, derneğin yürüttüğü faaliyetler ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bir inisiyatif olarak 2014 yılının son çeyreğinde her akşam evsizlere çorba dağıtarak çalışmalarımıza başladık. Bir yandan da kıyafet ihtiyaçlarını gidermeye çalıştık. Birkaç evsizin ailesinin yanına geri dönmesini ve birkaç evsizin de işe girmesini sağladık. Fakat süreklilik olarak, gıda dağıtımının ilerisine gidemiyorduk. 2016 yılında evsizler için ücretsiz hizmet veren bir ‘Kıyafet Mağazası’ kurduk. Bir süre devam ettikten sonra kaynak yetersizliğinden dolayı bu dükkânı kapatmak zorunda kaldık.

Kaynak yetersizliklerini aşmak ve kalıcı çözümlere adım atabilmek için gereken tüzel kişilik ihtiyacına binaen, köklü ve sürdürülebilir çözümler üretmek amacıyla 6 Ocak 2017’de dernek statüsünde resmi olarak kurumlaştık. Kurumlaştıktan sonra üniversite toplulukları ağırlıklı olmak üzere bir gönüllü ağı kurduk. 260’ın üzerinde üniversite kulübü ve 150’nin üzerinde lise öğrenci topluluğu şu an Çorbada Tuzun Olsun çatısı altında gönüllülük yapıyor. Kamu kurumları, özel sektör, diğer sivil topluluklar ve akademisyenler gönüllü olarak faaliyetlerimize katılıyor.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği olarak, gönüllü ağını kurarken bir yandan da evsizlik sorununa yönelik kendimize özgün model ve programlar geliştirdik. Bu özgün model ve programları ‘Evsiz Dostu Toplum ve Şehir’ adı altında bir ekosisteme dönüştürerek evsiz dezavantajlı bireylerin yabancılaşmadan ve ötekileşmeden topluma katılabilmesine ve devamında topluma yeniden kazandırılabilmesine yönelik bir sistem oluşturmuş olduk.

Her gün sahada toplumdan soyutlanan evsizlere, mobil gıda bankacılığı ile güvenli ve sağlıklı gıda eriştirmek başta olmak üzere, temel ihtiyaçlara yönelik insani yardımlarla destek olmakta ve evsiz dezavantajlı bireylerle iletişim kurmaktayız. Diğer yandan yaptığımız iş ekonomik ve sosyal bir afet olduğu için bir ‘Kriz Masası’ kurduk. Gelen ihbarları değerlendiriyor ve haritalama yaparak ekosistemimize dahil ediyoruz.

Kurulan iletişim aracılığıyla faaliyetlerde bulunarak sokakta yaşayan evsizlerin kimliklendirilmesi ve G0 (Genel Sağlık Sigortası ve yardımlar) alarak kayıtlı yaşamasına, sağlık ve sosyal hizmetlerden gönüllüler aracılığıyla yararlandırarak topluma katılabilmelerini sağlıyoruz. Topluma katılım sağlamalarıyla birlikte ekosistemimiz içerisinde; rehabilitasyon, barındırma ve istihdam (veya engel, yaşlılık durumunda bakımevlerine yerleştirme) ile evsizleri topluma kazandırıyoruz. Kişilerin barınması, işe girmeleri sonrasında da sosyal izleme ile takiplerini sürdürmeye devam ediyoruz. Daha sonrasında topluma kazandırılan ve dezavantajlılığı kalmayan bireyler, çeşitli gönüllü destekleriyle bize katkı sağlayabiliyorlar.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tüm kurumları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi(İBB) başta olmak üzere kamu, akademi, özel sektör ve sivil sektörün koordine olduğu bir çatı oluşturduk. Bu çatı sayesinde evsizlerin sadece topluma kazandırılmasını sağlamıyoruz. Aynı zamanda bu çatıyla, evsizlerin görünürlüğünü sağlıyor; kamuda yok sayılmamasını, akademide evsizlik adına çalışmalar yapılmasını, özel sektörde evsizler için kaynak oluşturulmasını ve sivil toplumda evsizlere yönelik işbirlikleri geliştirilmesini sağlıyoruz.

Kısa, orta ve uzun vadeli senaryolarla hem evsizlik popülasyonun azaltılması hem de aşırı yoksullukla ilgili çalışmalarla evsizlik riskinin düşürülmesine yönelik stratejiler geliştiriyoruz.

Birleşmiş Milletler’in 2020 yılında yayımladığı rapora göre dünya genelinde son 10 yılda evsizlerin sayısında endişe verici bir artış görülüyor. Öncelikle kimler evsiz olarak tanımlanıyor? Evsizliğin nedenlerinden ve genel hatlarıyla Türkiye’de evsizlerin durumundan bahseder misiniz?

7,5 senelik çalışmamızda gözlemlediğimiz, evsizlerin %80-85’nin ailesi ve geçmişten bir sosyal çevresi olduğu yönünde. Kimsesizlik durumu biyolojik bir yoksunluktan öte, kimsesi olup kimsesizleşecek travmalardan veya tutunamamaktan geçiyor. Burada hepimizin birer evsiz adayı olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Evsiz dediğimiz kişilerin çeşitli sebeplerden dolayı sokakta yaşamaya başlayan, ötekileşen ve toplumdan soyutlanan kişiler olduğunu anlamalıyız. Birçok dezavantajlı grubun evsiz olduğunu görmemiz gerekiyor. Mülteciler var, madde bağımlıları var, istismar mağdurları var, şiddet mağdurlaru kadınlar var, kanser hastaları var, HIV pozitifler var, engelliler—kör olan, sağır olan kişiler var. Aynı zamanda farklı statüdeki insanlar var: zengin olup eşini trafik kazasında kaybetmiş, bu yüzden de ağır depresyon sürecine girmiş ve bütün şirketlerini kaybedip sokağa düşen de var. Tam aksine yarın ne yiyeceğini bilemeyecek yoksulluk ve yoksunluğun içinde doğmuş büyümüş insanlar da. Ailesiyle bir çatışma yaşayıp küsenler ve o gururla ‘Kendi ayaklarımın üzerinde duracağım’ deyip sokakta yaşamaya başlayanlar veya kısa süreli göç planı ile çalışmak için büyükşehirlere gelip yokluk ve gururdan sokaktaki yaşama adapte olanlar da var. Burada aslında farkına varmamız gereken şey, evsizliğin ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik ve politik nedenlerden dolayı meydana geldiği.

Son 10-12 yılda evsizliğin bu kadar artmasındaki başlıca sebep çok fazla göç dalgasının yaşanması. Ama göç edenlerin dışında da dünyada ciddi bir lokal evsizleşme sorunu var. Göç dalgası dışında evsizlik sorunu yaşayanlar için birden fazla neden olarak ‘evsizliğin etmenleri/nedenleri’ söz konusu.

Sosyal ve kültürel olarak bireyselleşme ve turbo tüketim kültürünün etkisi ilişkilerimiz üzerinde yalnızlaşarak soyutlanma olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik olarak 2016 yılında yavaş yavaş başlayan ekonomik daralma — likidite sorununun etkisi var.

Tüm bu neden ve etmenler evsizleşmeyi dünyanın dört bir yanında arttırırken, ortaya çıkan krizler de mevcut sürecin içerisinde kontrollü bir kontrolsüzlüğe gebeydi. Bizler de zamana ve toplumsal koşullara bağlı olarak yoksulluk ve evsizliğin daha da artacağını öngörüyorduk. Ama bu süreç pandeminin başlamasıyla birlikte daha hızlı ve öngörülemeyen—doğrusal olmayan bir kırılma ile gerçekleşti. Son 2 yılda yaşananlar evsizlik popülasyonu ve evsizlik riskinin ciddi şekilde yükselmesine neden oldu.

Evsizlik riskinin de her geçen gün daha arttığının altını çizmemiz gerekiyor. Pandeminin başladığı dönem yoksulluğun derinleştirdiği bir dönem oldu. Yani yoksulluk içerisinde olan dezavantajlı kişilerin yoksulluğunun arttığını söyleyebiliriz. Daha sonra bunun ötesine geçtik. Farklı bir noktayı tüm dünyada yaşamaya başladık. ‘Yeni yoksul’ diye adlandırılan bir sınıf belirdi. Orta sınıftan belirli bir kesim yoksullaşmaya ve evsizleşmeye başladı. Pandemi ile birlikte temelde iki tür yoksulluğun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. ‘Derinleşerek aşırılaşan bir yoksulluk’ ve yeni yoksulların ortaya çıktığı ‘yaygınlaşan yoksulluk’. Bu durumu değiştirecek kökten bir politika benimsenmediği için yoksulluğun ve evsizliğin ilerleyen süreçte daha çok artacağını ve yaygınlaşacağını öngörüyoruz.

Bunlara ek olarak Türkiye’de evsizleşmenin artmasının bir nedeni de pandemi sebebiyle cezaevinden çıkarılanların olması. Öğrencilerin, pandemide barınma düzenlerini memleketlerine dönerek değiştirmeleri ve sonrasında sınıfta ders yapılmaya başlayacağı zaman kampüslerine döndüklerinde pahalılıktan barınamayacak duruma gelmeleri var. Kira artışları sadece öğrencileri etkilemedi. İşsizliğin artmasıyla da haneleri evsizliğe sürüklemeye başladı. Eskiden sadece metropol ve büyükşehirlerde evsiz ihbarı alırdık. Şu an diğer illerden de evsizlik bilgisi geliyor. Evsizler temel ihtiyaçlara erişimde çoğunlukla zorluk yaşayan dezavantajlı bir grup. Fakat şu an temel ihtiyaçlara erişimlerinin ilk defa daha da zorlaştığını söylüyorlar.

ÇOTUN olarak pandeminin başında COVID-19 salgını kapsamında evsizlerin yaşadığı zorluklar ve alınması gereken önlemler ile ilgili “Biyolojik Afet: COVID-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama” raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularını paylaşabilir misiniz? Aradan geçen 2 yılda bu kapsamda evsizlere yönelik ne tür adımlar atıldı?

Raporu COVID-19’un ilk çıktığı dönem hazırladık. O nedenle raporda işlenen sağlığa yönelik bulguların ilk dönemki COVID-19’a dair olduğunu söyleyerek başlayalım.

Bizler afet çalıştığımız için, COVID-19’u afet literatürüne dayandırarak bir ‘biyolojik afet’ olarak değerlendirmiştik. Bunun kabul ve bilinciyle hareket etmenin önemi; kamu tarafından afet yönetimi yapılması ve sivil toplum ile özel sektörün afet yönetimine katkı sağlayacak şekilde hareket etme gerekliliğiydi. Açıkçası bu konuda genel olarak afet bilinciyle hareket edildiğinin söylenmesi zor.

Hazırladığımız raporda evsizlerle ilgili 3 plan önerimiz vardı. Bunlardan ilki ‘evde kal’ mantığına dayalı, kişilerin özel—küçük gruplar içerisinde karantina altına alınması. İkincisi daha kalabalık olan tesis modelinde bir karantina alanı oluşturulması. Üçüncü önerimiz ise gerek kaynakların yetersizliği gerek bulundukları alanı çeşitli sebeplerden terk etmeyecek/kapalı alanlara gitmeyecek evsiz kişilerin, bulundukları sokak ortamında karantina altına alınmasıydı.

İlk model Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ‘Evsizlere Konaklama Projesi’ kapsamında ulusal çapta uygulandı. İkinci model İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından metropol ölçeğinde pandemi tesisi açılarak uygulandı.

Bu raporun dışında pandemi dönemini esas alarak evsizlik popülasyonu ve evsizlik riskinin düşürülmesine yönelik 22 Nisan 2020 tarihli bir çözüm raporu daha hazırladık. Bu raporu kamuya açık paylaşmadık. Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle görüşmelerimiz esnasında ilgili kişiler ile paylaştık. Rapor merkezi yönetim ve yerel yönetim üzerinden işbirliği ile nasıl daha iyi bir süreç yönetimi yapılabileceğine dayalıydı. Pandemi öncesi Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarımıza da dayanan kısa, orta ve uzun vadeli senaryolar üzerinden evsiz dostu bir anlayışla evsiz popülasyon ve evsiz riski düşürmeye yönelikti.

İkinci dalga sırasında da barınma alanları açıldı. Bu sırada açılan barınma tesislerinde İBB’nin dile getirdiği ‘Evsiz Dostu Şehir Projesi’ aslında bizim ikinci dalga öncesindeki İBB ile görüşmelerimizde anlattığımız ekosistemimiz. Bu ekosistemin kent ölçeğinde gerçekleşmesi için altyapı ve çeşitli projeler sunuyoruz.

Şu an için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve İBB başta olmak üzere merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle daha güçlü koordinasyonumuzun olduğunu söyleyebiliriz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ve İBB’ye ekosistemimizin uygulanabileceği bir projeyi sunacağız. Beyoğlu Kaymakamlığı ve Beyoğlu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı(SYDV) ile Beyoğlu’ndaki evsizlere sosyal hizmetlerin ulaştırılması konusunda işbirlikleri yapıyoruz.

Pandemide gizli evsiz—derin yoksulluk yaşayan ailelere de koli ve alışveriş kartları dağıtımına başlamıştık. Dağıtımlarımızın bir kısmını Beyoğlu SYDV ile koordinasyon ve işbirliği içerisinde gerçekleştirdik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tüm kurumlarıyla işbirliği yaparak, dezavantaj durumuna göre evsiz ve gizli evsizlerin hizmet almalarını sağlıyoruz.

İBB Sağlık Daire Başkanlığı ile birlikte çalışarak evsizlerin ve gizli evsizlerin psiko-sosyal destek almasını sağlıyoruz. İstihdam ofisi ile de işe girmeleri konusunda işbirliğine başladık. Bunun dışında İBB’nin Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve Sosyal Politikalar Dairesi Başkanlığı ile ortak çalışmalarımız var. Ayrıca bu kurumlar ile, evsizlere yönelik bilgi birikimimizi ve uygulama becerimizi paylaşıyoruz. Zabıta Daire Başkanlığı ile evsizlerin mağdur olmaları konusunda ve mağduriyetlerin giderilmesi konusunda sahada işbirliklerimiz oluyor.

Türkiye’de evsizlere yönelik olarak sağlanan hizmet ve destek modelleri nelerdir? Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları evsizler için çözüm üretmede nasıl bir rol oynuyor?

Merkezi yönetim; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları üzerinden, yerel yönetimler ise Sosyal Hizmetler Dairesi ve Sağlık Dairesi üzerinden evsizlere temel destek sağlıyorlar. Kış aylarında barınma alanları açıyorlar.

Sivil toplum kuruluşları (STK) da sosyal yardıma—insani yardıma yönelik hizmetler üretiyor. Fakat bunlar bir sosyal izleme ve sosyal hizmet anlayışı ile yapılmadığı taktirde geçici hizmetler olarak günü kurtarıyor ve bir noktadan sonra bağımlılığa da dönüşebiliyor.

Bu noktada Türkiye’de genel olarak kamunun da sivil toplumun da ne yazık ki sosyal politika anlayışının, ‘sosyal yardımlar’ın ötesine geçebildiğini söylemek zor. Sürdürebilir bir anlayış olmaması ve günü kurtarma eğiliminin ardında ya koordinasyonsuzluk ve takipsizlik ya da beklentiler ve romantizm ile ilişkili yaklaşım ve tutumların olduğunu gözlemliyoruz. Bu kısa vadede kuvvetli bir dayanışma hissi verirken, uzun vadede kaynakların ve kapasitenin verimsiz kullanımı sonucunda düşük etkilere neden oluyor. Sosyal yardım faaliyetleri elbet çok önemli. Bizler de sosyal yardımların aracılığıyla programlarımızı yürütüyoruz. Ama sosyal yardımların amaçlaştığı bir yaklaşım, tutum ve söylem örgüsünün sosyal yardımları değersizleştirdiğini ve sorunu çözmekten öte olumsuz etkilerle sorunu büyüttüğünü bilmemiz gerekiyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bizler sosyal yardımı araç olarak kullanıyor, sosyal hizmet ve sosyal girişim disiplinlerini temel alarak birçok farklı disiplinden yararlanan multidisipliner bir yaklaşımı benimsiyoruz. Tüm paydaşların katılım ve koordinasyonuyla çalışmaların yapıldığı bir ekosistemimiz var.

Bu ekosistemi paydaşlarımızdan İhtiyaç Haritası’nın teknolojik altyapısı ile birleştirerek Evsizler Haritası isminde bir harita ortaya çıkardık. Şu an test aşamasında. Bu harita ile evsizleri ve evsizlik riskinde olan aşırı yoksul kişilerin anonimleştirerek haritalamasını yapacağız. Öncesinde telefon aracılığıyla yaptığımız evsiz ve evsizlik riskindeki kişilerin bildirimlerini alıp teyitlerini herkese açık bir şekilde harita üzerinden gerçekleştireceğiz. Daha sonra bize özgün model ve programlarla sosyal entegrasyonlarını gerçekleştirerek topluma kazandıracağız.

Bir Kriz Masası kurduk. Bu kriz masası Evsizler Haritası üzerinden evsiz bildirimlerinin teyidini, ihtiyaçların tespit ve karşılanmasını, bağış ve gönüllü kaynağının bu koordinasyonda verimli şekilde değerlendirilmesini yapacak. Aynı zamanda, paydaş topluluk ve kurumların koordinasyonunu artık bu harita üzerinden gerçekleştirecek. Harita sayesinde evsiz sayısını, evsizlik riskindeki kişilerin sayısını tespit edebileceğiz. Çalışmalarda edinilen verilerin analiz ve sentezlerini değerlendirmemiz kolaylaşacak. Aynı zamanda, ulusal çapta çalışmalarımızda tıpkı İstanbul’daki gibi sistemli bir şekilde yürüyebileceğiz.

Sosyal yardım ile sınırlı bir hizmet anlayışının ötesine geçilmesi ve sadece kış aylarında hizmet sağlanmaması adına evsizlik popülasyonu ve riski düşürecek ‘evsiz dostu’ bir toplumu inşa etmeyi hedefliyoruz. Buna yönelik kendi ekosistemimizin uygulanabilirliğini toplum ve şehirlere yaygınlaştırmaya yönelik altyapı oluşturuyor ve kapasitemizi güçlendiriyoruz.

Bu noktada kapasite ve kaynak geliştirme noktasında hibemizi Kriz Masası’nda çalışacak iki sosyal çalışmacı için kullanacağız.

İzmir Eğitim Kooperatifi Oyun Yeniden Başlasın Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

İzmir Eğitim Kooperatifi (İZEK), eğitimcilerin ortak problem, sorun ve ihtiyaçlarını birlikte çözerek daha etkin ve verimli eğitim faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız İZEK, Oyun Yeniden Başlasın projesini yakın zamanda tamamladı. İZEK proje kapsamında, 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi nedeniyle travma yaşayan 134 çocuğa psikolojik destek sağlamak amacıyla 8 hafta boyunca drama odaklı çalışmalar yaptı. Ortalama 117 ebeveynin katıldığı aylık veli destek seminerleri düzenledi.  Proje sürecinin detaylı bir analizini de yapan İZEK çıkan bulguların yayımlanacağı Oyun Yeniden Başlasın, Eğitmenler için Uygulama Rehberi kitabını hazırladı.

İzmir Eğitim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kurt ile yaptığımız röportajda, Türkiye Acil Eylem planını üzerinden acil ve afet müdahale durumlarında çocuklar için sağlanacak standart uygulamalar, proje kapsamında gerçekleştirdikleri çalışmalar ve İZEK’in2022 yılı için planları hakkında konuştuk.

Oyun Yeniden Başlasın projesini geçtiğimiz dönemde tamamladınız. Salgın nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında  gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Oyun Yeniden Başlasın projesi ile afet zamanlarında ihmal edilen  gruplardan birisi olan çocuklara yönelmek istedik. Afet dönemlerinde yapılması gereken yaşamsal birçok iyileştirmenin arasında çocuklara dönük planlı ve kapsamlı çalışmalar yürütülemiyor. Bizler de İZEK olarak, Oyun  Yeniden Başlasın projesi ile bu boşluğu doldurmayı hedefledik.

Birinci aşamada çocukların iyi oluş süreçlerine eğitim aracılığı ile destek olmayı ve gelecek hayatlarında onlar için engel oluşturabilecek bir travmayı aşmalarında rehber olmayı hedefledik. Burada elde edilen sonuçları bilimsel yöntemlerle ölçümleyerek gelişim alanlarını netleştirdik. Bu çalışmanın afetlerin olduğu her yerde uygulanabilmesi için projenin ikinci aşamasında çalışmayı kitaplaştırdık. Son olarak; amaçları, yönergeleri, yöntemleri ve çıktıları ile bütünsel bir bilimsel çalışmayı yaygınlaştırma ve ihtiyaç duyan her kurumun uygulayabileceği formatta dokümante etme aşamasını tamamladık.

Projenin hedef kitlesi depremzede çocuklar olsa da sizin de belirttiğiniz üzere pandemi büyük bir gerçek olarak karşımızda duruyordu. Depremden dolayı travma yaşamış olan çocukları bir de pandeminin yaratacağı travmalardan uzak tutmak istediğimiz için proje ile ilgili tüm faaliyetleri çevrimiçi ortamda yaptık. Proje boyunca yaptığımız ölçme ve değerlendirme çalışmaları gösterdi ki çalışma grubunda yer alan çocukların duygularını anlatma ve olumsuz duygularla başetme becerilerinde olumlu bir fark oluştu. Depreme Bayraklı ve çevresinde yakalanan ama farklı ilçe ve illere taşınmış çocuklara da ulaşma şansımız oldu. Hedef kazanımların dışında, yan kazanım olarak da pandeminin çocuklar üzerindeki  etkilerin hafifleme yönünde bir seyir olduğu görüldü.

Türkiye Acil Eylem Planı içerisinde afet ve acil müdahale durumlarında çocuklar için sağlanacak standart bir uygulama bulunuyor mu? Çocuk haklarını temel alacak bir uygulamanın oluşturulması için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Oyun Yeniden Başlasın projesinin çıkış sebebi,  Türkiye Acil Eylem Planı içerisinde afet ve acil müdahale durumlarında çocuklar için sağlanacak standart bir uygulama bulunmamasıydı. Yaptığımız bilimsel araştırmalar da Türkiye’de Çocuk Merkezli Afet Yönetiminin bulunmadığını ve olması gerektiğini gösterdi. İşte bu yüzden kolları sıvayarak giriştiğimiz bu projede, tam olarak bu eksiği doldurmak üzere bir müfredat geliştirdik. Projeyi, bilimsel ölçme-değerlendirme teknikleriyle ve akademisyenlerle destekleyerek, afet durumunda çocuklara  uzmanlar (yaratıcı drama)  tarafından uygulanabilecek bir eğitim programı oluşturduk. Bu çalışmadan sonra da bu programı yaygınlaştırmak ve her ilde her kurumun istediği zaman ulaşabileceği bir kaynak haline getirmek için çalıştık. Kasım 2021’de  Ege Üniversitesi’nde gerçekleşen 8. Uluslararası Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi (ICCI-EPOK)’ nde bilimsel bildiriyi sunduk ve kongrenin kitapçığına girdi. Projemiz sonucunda çıkan eğitim programının Eğitim Bilimi camiasında; kabul gören ve eksik olan bir boşluğun doldurulduğu yönünde yorumlar aldığını bildirmek gurur verici. Bir diğer çalışma da eğitim programının “Oyun Yeniden Başlasın, Eğitmenler için Uygulama Rehberi” adı altında ücretsiz kitap basımını yapmak. Basım aşaması bittiğinde e-kitap formatı ile tüm Milli Eğitim Müdürlüklerine, Yerel Afet Yönetim Merkezlerine, okullara ve drama eğitmenlerine yollamayı planlıyoruz.

Oyun Yeniden Başlasın projesi kapsamında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerin etkisini ölçmeye dair de çalışmalar yaptınız. Bu çerçevede, depremin çocuklar üzerindeki etkilerinden ve bu olumsuz etkileri azaltmak için kullandığınız yöntemlerin sonuçlarından bahseder misiniz?

Projemizin ana hedeflerinden biri sürdürülebilir ve geçerliliği kabul görmüş bir eğitim programı hazırlamaktı. Bu amaç doğrultusunda, karma yöntem içinde öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen uyguladık. Nicel analizler için çocuklara “Yaşam Doyum Ölçeği”,  “Olumlu-Olumsuz Duygu Ölçeği” ve “Çocuklarda Umut Ölçeği”ni uyguladık. Aynı zamanda, nitel veri almak için de aile bilgi formları, projenin tüm paydaşlarına uygulanan anket formları ve eğitim gözlem formları kullanıldı. Araştırma soruları sırası ile uyumlu şekilde bulguları değerlendirdiğimizde: Eğitim alanındaki sosyal, duygusal, fiziksel ortam ve olanakların özellikleri bakımından katkıları, katılımcılar olarak çocuğa duygusal, sosyal, akademik yönden katkıları, ebeveynlere de aile etkinlikleri ve kişisel gelişim yönünden katkıları ve koordinasyon olarak da idari ve akademik işleyiş yönünden katkıları ile ilgili sonuçlar elde ettik. Nicel veriler incelendiğinde Olumlu-Olumsuz Duygu Ölçeği incelemesinde t-testi sonuçlarında deney ve kontrol gruplarının olumlu duygu boyutu son-test puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu tespit edildi. Nitel bulgularda ise; Çocuklardan Ç071’nın “Hepsinden keyif aldım. Çünkü hepsi çok eğlenceliydi. Severek yaptım.”, ebeveynlerden V059’un “Son gün çok üzüldü. Günü puanlama konusunda kendi tabiriyle ‘bugüne 10 üzerinden eksi 1000 veriyorum’ diyerek eğitimin bitmesine olan üzüntüsünü dile getirdi.”,  V054’ün “Katıldığı bütün etkinlikleri heyecanla anlatmasını ve ders gününü beklerken sabırsızlanmasını izlemek çok güzeldi.” Çocuklardan Ç009’i “Benim bilmediğim duyguları öğrendim.”,  Ç020 VE Ç027’i “Duygularımı anlatmayı öğrendim.”,  Ç042’nin “Yapabileceğime inanmak ve pes etmemek”, Ç003’ün “İlk hafta kendimizi tanıtmak için yaptığımız oyunda aslında kendimi tanıdım.”,   Ç057’nin “Bu etkinlikleri yaparken İzmir depremini unutuyordum.”; ebeveynlerden V038’in “Evde yalnız kalmak istemiyordu. Şu anda biraz daha iyi. Geçen hafta 3-4 saat evde kardeşiyle beraber kaldılar.”,  V083’ün “Kaygısını daha açık şekilde ifade edip anlayış göstermemi istemesi kendini rahat ifade edebilmesi olumlu bir değişim idi.” ve V093’ün “Hiç yalnız kalamayan deprem dediğim anda evde koşmaya başlayan bir kızım vardı şimdi o korkusu yok.” ifadeleri nicel  bulguları doğrular niteliktedir.

Vakfımızdan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

İZEK, ortaklarının farklı ilgi alanlarına yönelik oluşturdukları çalışma gruplarını destekliyor ve derinleştirilmesine kurumsal katkı sunuyor. Burada daha önce bireysel ya da yerel biçimde yaptığımız çalışmaları akademik açıdan da besleyerek daha geniş bir kitleye yayma fırsatı bulduk. Aldığımız verim bu alanın kalıcı çalışma alanlarımızdan biri olarak belirlenmesini sağladı. Bu sağladığımız önemli faydalardan biriydi. Ayrıca, uzun vadeli programlarımız çoğunlukla eğitmenler ve yetişkinlere dönük olarak planlanmıştı. Çocuklar için kısa programlı etkinlikler vardı ve bu programlar o çocuklarla aidiyet ilişkisine dönüşecek uzunluğa sahip değildi. Bu proje ile Öğretmen Kulübü ve Sanat ile Geliştirilen Çevrimiçi Eğitim (DOEwA) gibi gruplardaki öğretmenlerimize tekrar ulaştık. Ancak bu sefer onların kendileri ile değil ya çocukları ya da okullarındaki öğrencilerle çalışma yaptık. Çocukların İZEK’le bağ kurabilecekleri boyutta bir çalışma yürüttük. Eğitmen ve yetişkin takipçilerimiz ise bizi sahada gördü ve yeni bir kitle kazanmış olduk.

Fonu destekleyen bağışçıların bu tür çalışmaların devamını da gözetmelerini ve desteklemelerini bekliyoruz.

İzmir Eğitim Kooperatifi’nin 2022 yılında yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

İzmir Eğitim Kooperatifi, “öğrenen organizasyon” modeline uygun olarak farklı alanlarda yürüttüğü çalışmalardan elde ettiği deneyimleri yeni çalışmalarına aktarmayı öncelik olarak görüyor. Bu bağlamda proje eğitmenlerimizden bir kısmı, Oyun Yeniden Başlasın çalışmasının kazanımlarını geliştirmek ve bu alanda derinleşmek üzere çalışmalara başladı. Çocukların eğitiminin ebeveyn eğitimlerinden de beslenmesini ve iki alanın bir arada yürütülmesini hedeflediğimiz çalışmaların sayısı da artacak. İZEK, İzmir’in tüm ilçelerindeki çocuklar için eğitim programları oluşturacak.   Oluşturulan eğitim içeriklerini uygulayabilmek   için yerel yönetimlerle işbirlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz.  Bölgedeki her çocuğa ulaşacak etkin ve geniş bir çalışma planlanıyoruz.

Bir başka çalışma alanı olarak İZEK, sanat ve eğitimin bir araya gelmesini hedefleyen çalışmalar yürütmeye devam edecek. Bu konuda yürütülen çeşitli çalışmaları devam ettirirken yeni çalışmaların da desteklenmesini sağlayacağız. Sanatçı ortaklarımızın artması ile bu konuda çok daha fazla çalışma üretileceğine inanıyoruz. Ayrıca, rutin olarak sürdürdüğümüz, satranç, robotik, scratch vb. eğitimler devam edecek.

Türk Psikologları Derneği İzmir Şubesi Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Türk Psikologlar Derneği (TPD) İzmir Şubesi psikoloji biliminin topluma katkısını artırmayı hedefleyerek kamu yararını gözeten psikolojik destek çalışmaları gerçekleştiriyor. Dernek hibe kapsamında 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi sonrası depremden doğrudan ve dolaylı biçimde etkilenen kişilere akut ve uzun dönemde psikolojik destek sağlamak amacıyla hayata geçirdiği Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek projesini tamamladı. Proje kapsamında 344 gönüllü psikolog 2.315 kişiye 3.785 seans seanslık akut ve uzun dönemli terapi desteği sağladı.

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi’nden Psikolog Esma Çetin ile yaptığımız röportajda; pandeminin toplum sağlığı üzerindeki etkisi, yoğun ve hızla değişen Türkiye gündeminin toplum psikolojisi üzerindeki sonuçları, TPD İzmir Şubesi’nin 2022 planları   hakkında konuştuk.

COVID-19 salgınında ikinci yılı geride bırakmaya hazırlanırken yarattığı toplumsal ve bireysel etkilerinin daha da hissedildiğini ve yaşananların birçok duygu durum bozukluğuna neden olduğunu gözlemliyoruz. COVID-19 sürecinde psiko-sosyal destek veren bir dernek olarak, pandeminin toplum sağlığı üzerindeki etkileriyle ilgili gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Bizler yaşadığımız dünyaya dair belki de üzerine hiç düşünmediğimiz ama hepimizde var olan bazı düşünce ve inançlara sahibiz. Bunların en önemlilerinden birisi yaşadığımız dünyanın güvenli bir yer olmasına dair var olan inancımızdır. Fakat yaşadığımız travmatik olaylar, doğal afetler, insan eli ile gerçekleştirilen saldırılar ve salgınlar sonucu dünyanın güvenli bir yer olduğuna dair inancımız sarsılır. Gerçekleştirdiğimiz çalışma içerisinde hem toplumsal olarak gözlemleyebildiğimiz hem de görüşme yaptığımız kişilerden aldığımız bilgiler doğrultusunda pandemi süreci kişiler üzerinde umutsuzluk, çaresizlik, kaygı duygularını, çeşitli stres faktörlerini, zorlukları ve belirsizlik duygusunu da beraberinde getirdi.

Küresel bir kriz olan COVID-19 pandemisinin ilk aylarında bulaş kaygısı ve ölüm korkusu en yoğun hissedilen duygu ve düşüncelerdendi. İlerleyen süreç içerisinde salgın sürecinin ne kadar devam edeceğine ya da ne zaman sonlanacağına dair söz konusu olan belirsizlik sosyal ve bireysel hayatlarımıza da tezahür etti. Bunların getirisi olarak yaşam biçimimizin değişmesi, maddi zorluklar ve daha nicesi stres faktörü olarak yerleşen duygular ve bazı önlenemeyen düşüncelere sebebiyet verdi.  Pandemi sürecine dair var olan kaynaklar ve geçmiş yıllara dayanan benzer durum ve olaylara dair yaptığımız araştırmalar ve gerçekleştirdiğimiz çalışma bize gösterdi ki pandemi süreci diğer travmatik olaylarda olduğu gibi benzer tepkiler doğurdu. Stres tepkileri bireylerde yaygın olarak görülmekte ve belli bir düzeyde ve sürede yaşanan stres tepkilerini deneyimlemek ‘’olağan’’ olarak nitelendirilir. Tabii ki bu tepkilerin süresi, şiddeti ve zaman içerisinde azalması ilerleyen zamanlarda bunların kronikleşmemesi adına oldukça önemli kriterler.

Yaptığımız çalışmayı sürdürüken ve sonucunda gördük ki zaman içerisinde yaşanan salgın sürecine ve değişen koşullara karşı bir şekilde uyum sağladık. Bununla birlikte yaşam ihtiyaçlarımız farklılaşsa da bu ihtiyaçları giderdik ve gidermeye devam ediyoruz. Bizler bu konuda zorluk çeken kişilere öncelikle nasıl bir süreç içerisinden geçtiğimize dair bir bakış sağlamak adına psikososyal destek verdik. Travmatik olay nedir, olay süresi içerisinde ve sonrasında verdiğimiz tepkiler, bu tepkilerin hangilerinin olağan olarak nitelendirebileceğini paylaştık. İçinden geçmekte olduğumuz bu zorlu süreç hepimize önemli ölçüde öğrenimler sağladı ve bizler de bu öğrenimleri deneyim çantalarımıza ekledik.

Türkiye’de gündem çok hızlı bir şekilde değişiyor. Sadece son iki yıla baktığımızda; salgın, depremler, yangınlar, seller, ekonomik kriz, kadın cinayetleri ve insani krizler bu gündem başlıklarından yalnızca birkaçı. Böylesine yoğun ve hızlı değişen gündem toplumun psikolojisini nasıl etkiliyor?

Türkiye’de gündem oldukça hızlı bir şekilde değişmekte ve değişimin içerisinde yaşayan bizlerin hayatları da bu gündeme bağlı olarak hızlı bir şekilde farklılaşmakta. Bizler değişimi genellikle olumlu olarak nitelendiririz fakat bazı değişimlerin hem kendisi hem de sonucu olumsuz durumlar ve duygular yaşatabilir.

Yaşanan bu değişimlerin bireylerin hayatlarında nerede durduğu ne derece önem arz ettiği, ne gibi etki ve sonuçlarının olduğu oldukça kişisel çıkarımlar da olsa topluma etki eden tarafından baktığımızda bu değişimlerin bizlerin hayatlarını olumsuz olarak etkilediği aşikar bir sonuçtur.

Yaşanan zorlayıcı deneyimler bireylerin baş etme becerisine göre çok farklı sonuçlar doğurabilir. Fakat farklı türlerde ve fazla sıklıkta gerçekleşen olumsuz deneyimlere karşı baş etme becerilerimizi kullanmakta ya da uygulamakta bile güçlük çekmeye başlayabiliriz.  Toplum içerisinde yaşayan bireyler olarak kendimizi toplum içerisinde ayrı bir noktada düşünmemiz ve değerlendirmemiz oldukça güçtür. Özellikle bazı temel inançlarımızı temelden sarsan olaylar (doğal afetler, insan eli ile gerçekleştirilen saldırılar ve salgınlar) sonucunda, bireysel bazda olayı deneyimlemesek de ikincil travma olarak adlandırdığımız travmatik yaşantıdan kaçınmak günümüz şartlarında neredeyse imkansızdır. İkincil travma, travmatik yaşantıya doğrudan maruz kalan kişiler değil, dolaylı olarak maruz kalmak demektir. Buna yakınlarımızın olayı yaşaması veya televizyondan ya da sosyal medyadan o konu ile ilgili bilgimizin olması da dahildir. Yapılan araştırmaların sonucunda görüyoruz ki ikincil travmatik stres belirtileri ile birincil travmatik stres belirtileri arasında oldukça benzerlik görülmekte. Bu da bize yaşanan olumsuz bir olayı kendimiz yaşamasak bile ne denli etkilendiğimizi gösteriyor.

Tüm bu yaşanan olumsuz değişimler sonucunda bireysel olarak artan stres faktörleri ve daha yoğun kaygı yaşama halimiz toplumsal olarak de etkilerini gösteriyor. Toplumsal olarak daha mutsuz, gergin, tedirgin, tahammülsüz olmak gibi olumsuz duyguları hissetmemiz maalesef kaçınılmaz bir sonuç oldu. İçinde bulunduğumuz durumun diğer bir tarafından bakmak gerekir ise, bu gibi olumsuz duygularla baş etme becerisini desteklemek adına toplumsal olarak verdiğimiz reaksiyonlar bizleri daha yakın ve daha anlaşılır kılmakta.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek Projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Gerçekleştirdiğimiz proje ile 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi sonrası depremden doğrudan ve dolaylı biçimde etkilenen kişilere akut ve uzun dönemde psikolojik destek sağlamayı amaçladık. Fakat depremin, pandemi süreci içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle deprem için planladığımız çalışmanın içerisine COVID-19’dan etkilenen kişileri de dahil etmeye ve iki çalışmayı birlikte yürütmeye karar verdik.

30 Ekim 2020 Ege Denizi depreminin gerçekleştiği akşam vakti itibariyle çalışmalarımıza başladık. Geçmiş yıllarda Türkiye’de yaşanan depremler ve diğer psikososyal destek çalışmalarda yer alan deneyimli meslektaşlarımız ile ilk etapta ihtiyaç belirleme çalışmaları yaptık ve faaliyetlerimizi nasıl bir şekilde yürütmemiz gerektiğine dair şemamızı oluşturduk.

1 Kasım 2020 tarihi itibariyle sosyal medyadan psikososyal destek çalışması için gönüllü psikolog çağrısına çıktık. 8 Kasım tarihinde yoğun başvurudan dolayı gönüllü başvuru sürecini sonlandırdık. Toplamda 2.460 öğrenci ve meslektaşımız, deprem sonrası psikososyal destek çalışması için gönüllü olmak istediklerini bildirdi. İlk haftadan itibaren, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) kapsamında yetkili kuruluş olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinatörlüğünde sahada yürütülen afet çalışmalarına destek sağlamak adına resmi başvurularımızı gerçekleştirdik ve bakanlığın İzmir İl Müdürlüğü ile bir protokol imzaladık. Bunun yanı sıra yine TAMP çerçevesinde yetkili kuruluşlardan birisi olan Türk Kızılay ile geçmiş afet çalışmalarında olduğu gibi işbirliği içerisinde hareket ettik.

Depremden sonra ilerleyen günlerde COVID-19 vaka sayılarının artması nedeniyle hem çadır alanlarında bulunan depremzedeleri hem de gönüllü olarak destek veren uzmanlarımızı riske atmamak adına ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sahadaki kısıtlamalarını da dikkate alarak deprem sahasındaki fiziki uzman sayılarımızı azaltma kararı aldık. Bununla birlikte psikolojik destek çalışmalarının önemli bir kısmını pandemi sürecinin başlaması ile tanıştığımız ve deneyim kazandığımız çevrimiçi bir platforma çekme kararı aldık. Platform, TPD İzmir Şube tarafından pandemi sürecinde halka yönelik uzaktan psikolojik destek sağlamak amacıyla deprem öncesi hayata geçirilmiş bir ücretsiz destek hattıdır. Böylece çalışmalarımızı kısa bir süre hem sahada kısıtlı bir şekilde hem de çevrimiçi olarak sürdürdük.

Yürüttüğümüz bu çalışma içerisinde çalışmaya gönüllü olarak destek veren ve vermek isteyen meslektaşlarımıza yönelik kısa ve uzun süreli eğitimler planladık ve uyguladık. Çalışmamızın pandemi süreci içerisinde gerçekleşmiş olması nedeniyle yürüttüğümüz daha önceki çalışmalarımızda afet, travma ve krize müdahale durumlarında uyguladığımız protokollerin dışına çıkmak ve bu sahaya uygun bir çalışma organize etmek durumunda kaldık. Bu sebeple Travma, Afet ve Kriz Birimi olarak değişen şartlar ve uygulanabilirliğini bizlerin de içinden geçerek deneyimlediğimiz çevrimiçi çalışma koşulları nedeniyle güncel duruma uygun ‘’Travma, Afet Eylem Planı’’ oluşturmak adına 24-26 Eylül 2021 tarihinde travma alanında deneyimli uzmanlarımızla 2 günlük bir çalışma düzenledik. Bu çalışma içinde yer alan uzmanlarımız belirlenen başlıklara yönelik gerekli verileri topladı ve değerlendirdi. Her başlık hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak düzenlendi. Şu anda çalışmayı bir rehbere çevirmek için gerekli düzenlemeleri yapıyoruz.

Destek talebinde bulunan kişiler ile ortalama 5-8 hafta süren görüşmeler yapıldığı için projenin bitiş tarihini göz önüne alarak 16 Kasım tarihi itibariyle sabit hattımızı sosyal medyadan duyurarak kapattık. Şu an halen devam eden görüşmelerimiz mevcut.

Proje kapsamında yürüttüğümüz bu çalışmanın sonucuna bakacak olursak;

  • Çalışma içerisinde 344 meslektaşımız gönüllü olarak destek verdi.
  • 3 Kasım 2020 – 15 Aralık 2021 tarihleri arasında toplamda 2.315 kişi ile 3.785 seans görüşme yapıldı.
  • Tüm çalışma boyunca 11 uzmanımız, çalışma içerisinde destek veren uzmanlarımıza 98 süpervizyon grup oturumu ve 8 özbakım grup çalışması düzenledi.
  • 26 ayrı oturum ile 2.608 meslektaşımıza eğitim verildi.
  • Süreç içerisinde 13 oturum TPD İzmir Şube- Afet, Travma ve Kriz Birimi Koordinasyon ekibi toplantısı yapıldı.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz mesaj var mı?

Bu çalışmanın sonucunda TPD İzmir Şube olarak çalışmayı koordine eden bizler önemli kazanımlar elde ettik. Öncelikle Türk Psikologlar Derneği Travma, Afet ve Kriz Birimi, 1999 Marmara depreminden sonra kurulmuştur. O tarihten bugüne aktif olarak ülkemizde gerçekleşen her türlü afet ya da kriz durumunda psikososyal destek çalışmaları ile devam etmiştir. Elde ettiğimiz verilere göre travma birimimizin en kalabalık gönüllü ağı ile en fazla destek verilen kişi sayısına ulaşılan çalışması ‘’Ege Denizi Depremine ve Koronavirüse Yönelik Psikososyal Destek Çalışması’’ oldu.

Afet sonrası yayınladığımız gönüllü çağrısına oldukça yüksek oranda geri dönüş aldık. Gelen başvurular sonrası gönüllü olarak destek vermek isteyen meslektaşlarımızın önemli bir çoğunluğunun daha önce travma eğitimi almamış ya da travma ile çalışmamış olması bizler için önem teşkil etmekteydi. Bu sorunu ortadan kaldırmak için TPD İzmir Şube, Travma Afet ve Kriz Birimi olarak geniş kapsamlı bir travma eğitimi düzenledik. Özellikle ilk teması sağlayan triaj ekibinde yer alan gönüllülerin gönüllülük sürelerini, kişisel yaşantılarını etkilemeyecek düzeyde tutmaya çalıştık. Bu eğitimler sayesinde, bundan sonra meydana gelecek afet ve kriz durumlarına psikososyal müdahalede eğitimli ve deneyimli meslektaş havuzumuzu genişletmiş olduk.

Önceki çalışmalarda deprem konusunda TPD Travma, Afet ve Kriz Birimi olarak deneyime sahip olsak da pandemi sürecinde çevrimiçi olarak yürüttüğümüz ilk deprem çalışmasını gerçekleştirdik. Çalışma içerisinde bulunan tüm gönüllü meslektaşlarımız için çok yeni olsa da oldukça deneyim dolu bir süreç oldu.

Değişen yeni düzene uygun oluşturduğumuz güncel format ve bunun deneyimi sonucunda elimizde var olan eylem planlarını yenilemek için gerçekleştirdiğimiz ‘’Travma, Afet Eylem Planı Çalışması’’ hem bu çalışmanın en önemli çıktısı hem de bundan sonra oluşabilecek çalışmalar için oldukça kıymetli bir kılavuz ve kaynak görevi görecektir.

Çalışma içerisinde gerçekleştirdiğimiz değerlendirme görüşmelerini yaparken, destek alan kişilerden ve meslektaşlarımıza eğitimler için açtığımız katılım formlarına, bizler için oldukça kıymetli ve anlamlı geri dönüşler ve mesajlar aldık.  Bu mesajlar öncelikle süreç içerisinde gönüllü destek veren meslektaşlarımıza, çalışmayı koordine eden TPD İzmir Şube Travma, Afet ve Kriz Birimi Koordinasyon ekibine sonrasında böyle bir çalışma sürdürebilmemize olanak sağlayan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a gönderilmiştir.

Hepimiz için oldukça sarsıcı pandemi süreci içerisinde yaşanan bir afet sonrası yürüttüğümüz psikososyal destek çalışmasını bu denli işbirliği içerisinde devam ettirip sonlandırabilmemizdeki katkılarından dolayı ayrıca Sivil Toplum için Destek Vakfı çalışanlarına teşekkürlerimizi sunarız.

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi olarak derneğimizin 6 ayrı alt birimi mevcuttur. Bunlar Travma, Afet ve Kriz Birimi, LGBTİQ Birimi, Çift ve Aile Çalışmaları Birimi, Meslek Özlük Hakları Birimi, Spor ve Egzersiz Psikolojisi Birimi, Psikoloji Öğrencileri Birimi, Çocuk ve Ergen Çalışmaları Birimi ve Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Birimi’dir.

Yaşanan doğal afetler ve salgın nedeniyle 2020-2022 çalışma yılı içerisinde Türk Psikologlar Derneği İzmir Şube’nin en aktif birimi, Travma, Afet ve Kriz Birimi oldu. Oldukça yoğun geçirdiğimiz 2 yıl içerisinde ihtiyaç dahilinde diğer birim ve şubelerde görev alan meslektaşlarımız Travma, Afet ve Kriz birimi olarak yürüttüğümüz çalışmalara gönüllü olarak destek verdi.

Her birimimizin ayrı bir oluşum amacı ve çalışma planı var. Bu çalışma planları 2022 yılında faaliyetlerine devam edecek şekilde organize edildi. Birimlerin aktiviteleri dahilinde çeşitli dernek ve kurumlarla ortak projeler planlanmaya ve yeni proje çalışmaları arayışlarımıza devam ediyoruz. Özellikle STDV ile yürüttüğümüz ‘’30 Ekim Ege Depremi ve Koronavirüse Yönelik Psikososyal Destek Çalışması’’ çıktılarına baktığımızda oldukça etkili ve verimli bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışma sonucunda dernek olarak daha fazla proje temelli ilerlemeyi, planladığımız çalışmaları sivil toplum kuruluşlarının desteği ile hayata geçirmeyi istiyoruz ve bunu için çalışıyoruz. Sadece ülkemizde yaşanan afetlere yönelik değil çocuklara ve kadınlara yönelik planladığımız çalışmaları da projeleştirip daha kalıcı ve kapsamlı hale getirmek en temel amaçlarımız arasında yer alıyor.

Her yıl düzenlediğimiz travma sempozyumunu geçtiğimiz yıl hem pandemi hem de Travma, Afet ve Kriz Birim’nin yoğunluğu nedeniyle gerçekleştiremedik fakat 2022 yılı içerisinde 4. Travma Sempozyumu’nu gerçekleştirmek için çalışmalarımız devam ediyor. Proje dahilinde gerçekleştirdiğimiz ‘’ Travma, Afet Eylem Planı’’ çalışmasının çıktısı olarak bir rehber hazırlıyoruz. 2022 Ocak-Şubat ayları içerisinde bu rehberi basım aşamasına getirip meslektaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Bunun yanı sıra güncel konularımızdan bir diğeri de Meslek Özlük Hakları Birimi tarafından sürdürülen meslek yasası çalışması. Meslek yasası taslağımızın onaylanmasına dair gerekli faaliyetler ve bilgilendirme toplantıları yapıyoruz.

Kısacası pandemi nedeniyle kısıtlamak zorunda kaldığımız birçok faaliyeti 2022 yılı içerisinde sağlıkla gerçekleştirebilmeyi amaçlıyoruz. Bu nedenle de bizleri oldukça yoğun bir yılın beklediğini şimdiden söyleyebiliriz.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM), Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde hibe desteği verdiğimiz BBOM, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği Genel Koordinatörü Pelin İpek Boyacı ile yaptığımız röportajda; pandemi sonrası yüz yüze eğitime dönüşün çocuklar üzerindeki etkisi, Sınıf Çemberi İlkokul Öğretmen Kılavuzu internet sitesi ve Sınıf Çemberi metodu, BBOM Öğretmen Köyü’nün sağladığı avantajlar ve hibe desteğimizle yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yüz yüze eğitim Eylül 2021 itibarıyla yeniden başladı. Beraber çalışma yürüttüğünüz grupları göz önüne aldığınızda yüz yüze eğitime dönüşün çocuklar üzerindeki etkisinden bahsedebilir misiniz? Öğretmenler ve öğrenciler açısından bu adaptasyon süreci nasıl gerçekleşti?

Bu soruya verebileceğimiz cevap, Kasım 2021’de başlayan BBOM Öğretmen Köyü Başlangıç Programı 12. nesil katılımcılarından duyduğumuz deneyimlerin yorumu olarak görülebilir.

Paylaşılan deneyimlere baktığımızda, çocuklar arasında ve çocuklar ile öğretmen arasındaki bağlantıyı yüz yüze eğitimin daha çok güçlendirdiği öne çıkan yorumlar arasında. Bununla beraber okulda geçirilen tüm süre boyunca maske takma zorunluluğu bulunmasının, öğretmenlerin sürekli hareket ve konuşma halinde olması nedeniyle zorluk yaratabildiği paylaşılan geri bildirimler arasında yer alıyor. Buna ek olarak, pandemi döneminin başında, çocukların evde geçirdiği süreçteki deneyimlerini görebilmek için yaptığımız Çocuklar Evde Nasılsınız? araştırmasının sonuçlarını paylaşabiliriz. Yine geçtiğimiz yıl içerisinde uzaktan eğitim devam ederken yürüttüğümüz ve çocukların uzaktan eğitim sürecindeki halini döken bir araştırmanın sonuçları da yakın zamanda yayımlanacak. Araştırma sonuçlarının çocuklar için özetini buradan okuyabilirsiniz.

Sınıf Çemberi İlkokul Öğretmen Kılavuzu internet sitesini 2021 yılında yayına aldınız. Sınıf Çemberi nedir? Sınıf Çemberi’nin yapısından ve BBOM Eğitim Modeli’ndeki yerinden bahseder misiniz?

Sınıf Çemberi’ni, sınıftaki tüm bireylerin bir arada, belirli bir düzen içinde oluşturduğu bir ifade ve öğrenme alanı olarak tanımlayabiliriz. Birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar tüm ilkokul düzeyinde uygulanmak üzere geliştirilen Sınıf Çemberi İlkokul Öğretmen Kılavuzu’nu sınıftaki diğer öğrenme alanlarından ayıran özelliği, tüm bireylerin kendisiyle ve birbirleriyle duygu ve ihtiyaçlar aracılığıyla bağlantısına, sınıfı herkes için güvenli ve katılımcı bir yaşam alanına dönüştürmeye odaklanmış olması. Bunun için Sınıf Çemberi’nde üç ana tema olan duygu ve ihtiyaç farkındalığı, birlikte yaşam ve anlaşmazlık çözümü üzerine çalışılır. Bu üç tema yıl içinde döngüsel bir akışla, derinleşerek ilerler. Çember çalışmaları benzer biçimde, birinci sınıftan dördüncü sınıfa doğru da giderek derinleşir.

Sınıf Çemberi ders niteliği taşımayan bir öğrenme alanı. Çemberde doğru ya da yanlışın ne olduğundan çok herkesin hakiki ve özgün hâlinin ne olduğuna odaklanılır. Bu özelliği ile Sınıf Çemberi, öğretmen dâhil sınıftaki herkesin sosyal duygusal öğrenmesini ve gelişimini destekler. Çocukların güçlenmesini ve sınıfın öğrenen bir topluluk hâline gelmesini sağlar. Bu niteliği ile Sınıf Çemberi aslında BBOM Derneği’nin vizyonu olan katılımcı ve barışçıl öğrenmenin yaygınlaşması için önemli araçlardan bir tanesidir. Çocuklar için okullarda var etmek istediğimiz değerleri yaşama çabamızla Çember, sadece okullar için bir hedef olmaktan öteye geçip BBOM Derneği’nde de aktif kullanılır oldu. Ve nihayetinde, bizim için, kamu ve özel okullarda da modeli yaygınlaştırmanın araçlarından biri haline de geldi. Dolayısıyla kolektif birikimimizin üzerine inşa ederek, son 2 yıldır odaklı olarak ilkokul düzeyi için ve içeriğini öğretmenlerle birlikte hazırladığımız Sınıf Çemberi Kılavuzu’nu uygulayıcı öğretmenler ile beraber geliştirmeye devam ediyoruz.

Son dönemlerde birçok sivil toplum kuruluşunun faydalanıcıları ile birebir ilişki kurabilecekleri yerel merkezler oluşturmak üzere çalıştığını gözlemliyoruz. BBOM olarak 2015 yılında hayata geçirdiğiniz Öğretmen Köyü projesi de bu örnekler arasında yer alıyor. Bu tür bir alana sahip olmanın avantajlarından ve süreçteki deneyimlerinizden bahseder misiniz? Bu tarz bir projeye yeni başlayacak olan STK’lara neler önerirsiniz?

BBOM Öğretmen Köyü hem bir topluluğu hem de bir yerleşkeyi ifade ediyor. BBOM Öğretmen Köyü Topluluğu, eğitimcilerin katılımcı ve barışçıl öğrenmeyi deneyimlemeleri ve içselleştirmeleri adına bir araya gelip sürdürülebilir bir topluluğa dönüşmeleri için fırsat sağlar, destek olur. Her yıl açılan BBOM Öğretmen Köyü Başlangıç Programları’nı tamamlayanlar, Köy topluluğunun bir parçası olmaları için davet edilir. Topluluk içinde yapılan çalışmalar hem mesleki gelişmeyi desteklerken hem de beraber öğrenme deneyimini içerir.

BBOM Öğretmen Köyü yerleşkesi ise, bu topluluğun çalışmaları için kullandığı ana mekandır. BBOM Öğretmen Köyü çalışmaları, öğretmenler için yapılandırılmış kimi atölye ve programlardan ziyade, öğrenme deneyimini tasarlama ve içselleştirmeye imkân verir. BBOM Öğretmen Köyü’nde bu öğrenme deneyimine katılan öğretmenler, aynı zamanda ekolojik denge ile uyumlu bu yerleşkede beraber yaşama deneyimi de edinir. İş bölümü, karar alma, iletişim gibi konularda, topluluk araçlarını deneyimlerler. Programların içerikleri ile yerleşkede süren hayatın iç içe ve uyumlu ilerlemesi, içselleştirme ve topluluk üyelerinin birbirleriyle bağlantı kurmasını da güçlendirir. Bununla beraber Köy’ün koordinasyon ekibi de Köy topluluğunun eşdeğerli üyeleridir.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda nasıl çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe ile derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çalışacağız. Bireysel ve kurumsal bağış konusunda bir sistem kurmak ve derneğin gelirlerini bağışlar ile çeşitlendirmek amacıyla çalışacak bir uzman istihdam edeceğiz. Bununla beraber bu uzman aynı zamanda Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın (STDV) hibe kapsamında sağladığı mentor ile de çalışacak.

Dernek olarak kaynak geliştirme açısından ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Hibe kapsamında oluşturacağınız aşamalı kaynak geliştirme planının benzer çalışmalar yapan STK’lar için bir model oluşturabileceğini düşünüyor musunuz?

 Bu hibe vesilesiyle aldığımız destek, derneğin içinden geçtiği olağanüstü finansal zorluk dönemini atlatmak üzere kısa ve orta vadeli stratejik planları da kapsıyor. Hali hazırda proje geliştirmek ve bu projeler ile hibe almak üzere edindiğimiz deneyimin yanında, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Böylece, olası değişikliklere karşı daha dirençli olmayı ve finansal sürdürülebilirliğimizi garanti altına almayı hedefliyoruz. Bu hibe desteği de, kaynak geliştirme konusunda uzun vadeli stratejik planlarımızı hayata geçirmek için bir başlangıç fırsatı sunuyor. İçinden geçtiğimiz finansal zorluk dönemini birçok STK’nın da yaşadığının bilinciyle, kaynak geliştirme planımızın işlemesi durumunda tüm STK’lara ilham olmasını umuyoruz.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu Kapanış Toplantısı Gerçekleşti

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Çevresel sürdürülebilirlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK),  dijital dönüşümlerini desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği ile 2021 yılında hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nun ilk dönemi 25 Şubat 2022 Cuma günü çevrimiçi  gerçekleştirdiğimiz kapanış toplantısı ile tamamlandı.

Toplantının açılış konuşmaları; EBRD Sivil Toplum İlişkileri ve Özel Sektör Ortaklıkları Başkanı Olena Koval, Turkey Mozaik Foundation Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Üyesi Ergem Şenyuva ve Vakfımızın Genel Koordinatörü Liana Varon tarafından yapıldı. Açılış konuşmalarının ardından fon kapsamında desteklenen Ekosfer Derneği, Kadın Balıkçılar Derneği, Sürdürülebilirlik Adımları Derneği, Troya Çevre Derneği ve Yaşam için Toprak Derneği Fon kapsamında sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteğiyle yürüttükleri çalışmaları  paylaştı. Etkinliğin son bölümünde ise İzleme ve Değerlendirme Uzmanı Burcu Oy, Fonun etkisi ve desteklenen STK’lara katkısına yönelik önce çıkan bulguları paylaştı.