Category

Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 5 STK’ya toplam 647.000 TL hibe desteği sağlayacağız. Önceki yıllarda olduğu gibi, Fonun bu döneminde de hibe desteklerinin yanı sıra Vakfımız tarafından geliştirilen Kapasite Gelişim Bileşeni kapsamında mentorlarla çalışma başta olmak üzere STK’ların kurumsal gelişimlerini desteklemeye yönelik farklı imkanlar da sunacağız.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Demokrasi, Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği (DEMOS): Ankara’da faaliyet yürüten DEMOS, toplumsal cinsiyet bakış açısını merkeze alarak barış çalışmaları etrafında araştırmalar, analizler ve çeviriler yapıyor. Aynı zamanda, hak özneleri, toplumsal barış mücadelesi veren STK’lar, aktivistler ve araştırmacılar için ve onlarla beraber eleştirel ve erişilebilir bilgi üreterek, basılı ve dijital yayınlar, podcast’ler üretiyor; konferanslar, atölyeler ve seminerler düzenliyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 129.000 TL hibe desteğiyle DEMOS, etki ölçümü kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yapacak. Bu kapsamda dernek yarı zamanlı bir Etki Değerlendirme Uzmanı istihdam edecek.

Derin Yoksulluk Ağı (DYA): Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen DYA, derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yapıyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin temel ihtiyaçlarına erişimlerini desteklemek amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Fon kapsamında 130.000 TL hibe desteği sağladığımız DYA, etki ölçümü kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütecek. Bu amaç doğrultusunda izleme ve değerlendirme çalışmalarını koordine edecek tam zamanlı bir çalışan istihdam edecek.

Lotus Kadın Dayanışma Yaşam Derneği (Lotus Kadın): Kocaeli’nde faaliyet yürüten Lotus Kadın, kadına yönelik şiddetin son bulması hedefiyle başta yerel düzeyde olmak üzere tüm mekanizmaların işlemesi amacıyla dayanışma ağları kuruyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlayacak yerel ve ulusal politikalar üretilmesine katkı sağlayan dernek; eğitimler ve atölyeler düzenliyor. Aynı zamanda, veri toplayarak politikalar geliştiren dernek bu kapsamda savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. Sağladığımız 130.000 TL hibe desteğiyle kaynak çeşitliliğini arttırmak ve derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için çalışmalar yapacak olan dernek bu amaç doğrultusunda yarı zamanlı Kaynak Geliştirme Sorumlusu istihdam edecek.

Kökler ve Filizler Derneği (Roots & Shoots Turkey – R&S TR): Çocuklar ve gençler için hazırlanmış küresel bir program olan Roots and Shoots, çocukların ve gençlerin ihtiyaç duydukları alanlarda bilgi ve becerilerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla buluşmalar, çevrimiçi ve çevrimdışı atölyeler, etkinlikler ve eğitimler düzenliyor. Dernek, çocukların ve gençlerin maruz kaldığı zorbalık, özel hayatın korunmasının ihlali, ticari istismar ve tokenizm gibi risklerin önüne geçmek için çocuk haklarının bilinirliği konusunda da çalışmalar yürütüyor. Aynı zamanda, Dünya’daki yaşamın ve çeşitliliğin sürmesi için gençlerin dahil olduğu çalışmalar yürüten dernek; çocuklara ve gençlere değişim yaratmak istedikleri konular ve sosyal sorunlarla ilgili alanlar açıyor ve bu grupların toplumsal süreçlere etkin ve anlamlı katılımı için çalışmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla 130.000 TL hibe desteği sağladığımız dernek, kaynak çeşitliliğini artırmak ve derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yürütecek. Bu kapsamda kaynak geliştirme çalışmalarından sorumlu yarı zamanlı bir kişi istihdam edecek.

Medikal Arama Kurtarma Derneği (MEDAK): Deprem, yangın, sel gibi afetlerde, büyük kazalarda, toplumsal ayaklanmalarda, dağ ve doğa koşullarında meydana gelen kaybolma ve kaza olaylarında, eğitimli ve organize olmuş tıbbi personelin olay yeri ve çevresinde aktif saha hizmeti yapabilmesi için gereken koordinasyonunu sağlamak ve bu personele bu gibi acil durumlarda kendi hayatını idame ve hayat kurtarma görevleri için gereken tüm eğitimi vermek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Aynı zamanda acil olmayan durumlarda kırılgan grupların sağlık hakkına erişimine aracı olmak için çalışmalar yapan MEDAK, kadınların ve çocukların sağlık hizmetlerine dijital yollarla daha kolay erişmesi için de çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla 128.000 hibe desteği sağladığımız MEDAK, kaynak çeşitliliğini artırmak ve derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yürütecek. Bu kapsamda tam zamanlı Kurumsal Kapasite Geliştirme Danışmanı istihdam edecek.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona teknik kriterlere uyan toplam 100 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 86’sı dernek, 10’u  vakıf ve 4’ü kooperatif tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Aksaray, Ankara, Antalya, Bartın, Bursa, Diyarbakır, Düzce, Gaziantep, Giresun, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kocaeli, Mardin, Mersin, Ordu, Osmaniye, Sakarya, Samsun, Tekirdağ ve Van olmak üzere 22 ilden başvuru alındı. Kurumsal Destek Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 11.898.948 TL oldu.

Kurumsal Destek Fonu 2022 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun 2022 döneminde, özellikle dezavantajlı ve kırılgan kesimlerle çalışan STK’ların kurumsal açıdan ortaya çıkan yeni ya da derinleşen ihtiyaçlarını merkezine alacak biçimde STK’ların kapasitelerini geliştirmelerine yönelik desteklere öncelik verilecek. Vakfımız tarafından geliştirilen Kurumsal Gelişim Desteği ile Fon kapsamında hibe alan kuruluşlara seçtikleri kurumsal gelişim alanlarında kapasitelerini güçlendirmelerine destek olmak amacıyla 6-9 ay süreyle alanda uzman mentorlarla çalışma fırsatı sunulacaktır.

Kurumsal Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan STK’ların kurumsal gelişim desteği ile destekleneceği alanlar aşağıdaki gibidir:

  • Finansal sürdürülebilirlik
  • Ağ ve ortaklık kurma
  • Gönüllülerle işbirliği
  • Proje yönetimi
  • Savunuculuk ve lobi faaliyetleri
  • Ölçme ve değerlendirme
  • Organizasyon yönetimi
  • İletişim

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar ve kooperatifler,
  • En az bir yıldır sahada aktif olarak çalışan,
  • 2021 yılı gelirleri 30.000 TL’den fazla ve 3.000.000 TL’den az olan (Senelik geliri 30.000 TL’nin altında olan kuruluşların kurucuları veya yönetim birimlerinde görev alan kişiler başvuruda bir referans olarak kabul edilebilir. Ancak bu durumda bu kişilerin sivil toplum tecrübeleri ile ilgili ayrı bir bilgi istenmektedir. Buna ek olarak, kuruluşun 2021 yılında kullandığı bazı hibelerin kuralı gereği harcamaların hibe veren kurum tarafından doğrudan yapıldığı ve başvurucu kuruluşun kasasına girmediği durumlarda da 30.000 TL’nin altında gelirler kabul edilebilir.),
  • Çalışmalarının odağında dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek, haklarını savunmak ve/veya sosyal refahını artırmak olan,
  • Kurumsal kapasite gelişimiyle ilgili bir vizyona ve ihtiyaca sahip olan kuruluşlar.

Kurumsal Destek Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 130.000 TL talep edebilirler. Kurumsal Destek Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 20 Ekim 2022, saat 18:00’e kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Kurumsal Destek Fonu hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci, kapasite gelişim bileşeni, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar) sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer STK’lar arasında görünür kılmayı amaçlıyor.  Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Sivil Sayfalar, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; 2022 yılında sivil toplumun gündemi, hızla değişen gündemin sivil topluma etkileri, sivil toplum haberciliğinin yaygınlaştırılmasının önemi, dijital habercilik yapan platformlar için var olan kaynak fırsatları ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Sivil toplum haberciliği yapan bir kurum olarak 2022 yılında sivil toplum gündeminde hangi konuların ön plana çıkmasını bekliyorsunuz?

Küresel, ulusal ve yerel düzeydeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler kaçınılmaz olarak sivil toplumu doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkiyor. Bu çerçevede 2022 yılında, sivil alanın gündeminde: Türkiye özelinde, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı hükümler içeren, sivil alanı doğrudan etkileyen mevzuat hükümleri, daralan sivil alanda yeni-özgün savunuculuk yöntemleri, demokratik sisteme sivil toplumun sunabileceği katkıya dair çözüm önerileri, mülteci karşıtı eğilim, ekonomik kriz ve pandeminin sivil alan üzerindeki etkileri, iklim krizi ve artan afetlere karşı sivil toplumda farklı alan ve uzmanlıklara disiplinler arası işbirlikleri gibi başlıkların öne çıkmasını bekliyoruz.

Ayrıca, Z kuşağının ve gençlerin sivil alana daha çok katılımını mümkün kılacak şekilde sivil toplumda kurumsal-tüzel yapılar yerine yeni tür sivil örgütlenmeler konusunun da gündemde olmasını umuyoruz.

Türkiye’de hızla değişen gündem sivil toplumu nasıl etkiliyor? Farklı alanlarda uzmanlığa sahip sivil toplum kuruluşları bu yoğun gündemde seslerini duyurabiliyorlar mı? 

Türkiye’nin bazen gün içinde ve hatta saatler içinde değişen yoğun gündemi, sivil toplumu olumsuz etkiliyor. Son yıllarda “sivil alanın daraldığına” dair dilimize pelesenk olan tespit, Türkiye’de değişen siyasi iklim, sivil topluma elverişli bir demokratik ortamın varlığı ile doğrudan bağlantılı. Demokratik bir sistemin vazgeçilmez unsurları olan sivil toplum örgütleri (STÖ), son yıllarda artan kutuplaşma ve siyasi baskılara karşın varlığını sürdürme gayreti içinde.

Özellikle hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarından (STK) kadın ve LGBTİ+ hakları, insan hakları ve çevre alanındakilerin çok daha zor koşullarda faaliyetlerini sürdürdükleri; OHAL süreci ve ardından gelen pandeminin, sivil alanı daha da kısıtladığını gözlemiyoruz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, özellikle kadın ve insan hakları alanında çalışan STK’ların, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü daraltan mevzuat ve uygulamaların yoğunlaştığı ortamda, çalışmalarını dirayetle sürdürdüğünü göz ardı edemeyiz.

Sivil toplumda yaşanan bu sorunların ve STK’ların yürüttüğü başarılı çalışmaların kamuoyuna yeterince yansıdığını söylemek güç. Türkiye kamuoyunun sivil topluma katılım seviyesi, gelişmiş demokrasilere kıyasla düşük. Buna koşut olarak, sivil topluma ve STK’ların varlığına ve önemine dair farkındalık seviyesi de düşük. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalar da toplumun STK’ların yaptığı faaliyetlerden sınırlı seviyede haberdar olduğunu ve sivil topluma da sınırlı seviyede katılım gösterildiğini ortaya koyuyor. Bu durumun siyasi ve toplumsal sebepleri var.  Tüm bu sebeplerle, farklı uzmanlıklara sahip olan STK’ların Türkiye’nin yoğun, değişken ve “acil” öncelikli gündeminde yer bulabilmesi, yer bulabildiğinde de beklenilen etkiyi yaratabilmesi oldukça güç görünüyor. 

2021 yılında Türkiye’nin çeşitli illerinde sivil toplum haberciliği eğitimleri düzenlediniz. Bu eğitimlerin amacından bahsedebilir misiniz? Sivil toplum haberciliğinin yaygınlaşmasının sivil alana ve basın dünyasına nasıl katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

2021 yılının Eylül ayında Türkiye’nin farklı bölgelerinden 6 kentte (Trabzon, Samsun, Gaziantep, Van, Konya ve Çanakkale) sivil toplum haberciliği eğitimleri düzenledik. Hak temelli habercilik anlayışı ile şekillenen eğitimlerimize, söz konusu kentlerde farklı uzmanlık alanlarına sahip olan STK’ların temsilcileri ile yerel gazeteciler katılım gösterdi.

Eğitimler ile sivil toplumun ilgi alanına giren sosyal konularda habercilik yapmak ve içerik üretebilmek için gösterilmesi gereken hassasiyetlerin ve yerel düzeyde STK’ların kendi faaliyetlerini yerel ve ulusal medyaya ulaştırmak amacıyla içerik üretirken dikkate almaları gereken etik değerler ve  prensiplerin (Cinsiyetçi dil kullanılmaması, çocuk hakları odaklı haber yazımı, vb.) neler olduğunu göstermeyi hedefledik. Bu hedef doğrultusunda, STK’ların yürüttükleri faaliyetleri basın bültenine çevirirken ve haber metni hale getirirken kullanabilecekleri pratik yöntemleri göstedik.  Aynı zamanda, eğitim içeriklerini hazırlarken teori ve uygulamanın birlikte olduğu bir sistem oluşturduk. Ayrıca eğitimlerden sonra, katılımcıların kendi yerellerinde hazırladıkları içeriklere Sivil Sayfalar internet sitesinde yer verdik. Eğitimlerin sonrasında da katılımcılar ve eğitimlere dahil olan STK’lar ile temasımızı ve işbirliği olanaklarımızı canlı tutmaya özen gösteriyoruz.

Sivil Sayfalar olarak Türkiye’de sivil toplum haberciliğinin yaygınlaşmasının; hem sivil alana dair bilgi, farkındalık sağlamada hem STK’lara destek ile katılımın artmasında önemli rol oynayacağına hem de medyada hak temelli haberciliğin gelişmesine büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bu hibenin sağlayacağı imkanlarla hedefimiz, bundan sonraki yıllarda kurumun yapısı ve misyonuna uygun bir kaynak geliştirme stratejisi tasarlamak olacak. Bunun için kurumun hafızasının, örgütsel yapısının, vizyonunun, misyonunun ve hedeflerinin birbirini tamamlaması gerekiyor. Dolayısıyla kurumsal hafızanın, organizasyon şemasının, faaliyetlerinin, işbirliklerinin ve diğer öz kaynaklarının belirlenerek tek bir çatı altında toplanması gerekiyor. Bu hibe bize var olan kurumsal kapasitemizi tam anlamıyla resmetmemizi; imkanlarımız ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda sürdürülebilir bir yapıya ulaşmamızı sağlayacak diye umuyoruz. Kurumsal hafıza oluşturmak, sürdürülebilir bir kaynak stratejisi belirlemek ve sivil alana fayda sağlayacak eğitim, rehberlik gibi sürdürülebilir kendi kaynağını kendi yaratan programlar tasarlamak bu hibe ile ulaşmayı hedeflediğimiz çalışmalar arasında yer alıyor.

Hibe kapsamında kaynak çeşitliliğinizi arttırmayı hedefliyorsunuz. Dijital habercilik yapan platformların kaynak yaratması için ne tür fırsatlar var?

Dijital habercilik yapan platformların bağımsızlıklarını koruyarak kaynak yaratması son yıllarda “alternatif medya” alanında sıklıkla tartışılan bir başlık. Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliği gibi niş bir alanda yayın faaliyetlerini sürdürmeye ağırlıklı olarak uluslararası fon kaynakları ile devam ediyor. Dijital habercilik yapan medya organlarından biri olarak Sivil Sayfalar’ın kaynak yaratması ve bu kaynakları çeşitlendirmesine dair yapılacak bir değerlendirme, Türkiye’de hem sivil toplumun hem medyanın yapısal sorunlarının başında gelen finansal kısıtlardan ayrı düşünülemez.

Sivil Sayfalar hem bir medya organı hem de Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği çatısı altında faaliyetlerini sürdüren kurumsal bir yapı olarak her iki alanda kaynaklarını çeşitlendirmeye gayret ediyor. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası düzeyde hem yeni medya hem sivil alandaki çalışmaları yakından takip ediyor; işbirliği olanaklarını araştırıyor ve kaynaklarımızı çeşitlendirme yolunda gayretlerimizi sürdürüyoruz.

Yeşil Düşünce Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Yeşil Düşünce Derneği, şenlikli, kolektif, katılımcı, şeffaf, sürdürülebilir, dirençli ve kendine yeten topluluklar oluşturmak anlayışı ile iklim krizini temele alarak; yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, ekolojik sürdürülebilirlik, demokrasi ve medya ile sosyal adalet alanlarında çalışmalarını yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Yeşil Düşünce Derneği, etki ölçüm kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yürütecek.

Yeşil Düşünce Derneği Proje Koordinatörü Yağız Eren Abanus ve Genel Koordinatörü Melisa Kutluğ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin faaliyetleri, yeşil politika kavramı, yeşil şehirler, Yeşil Politikalar için Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları projesi ve hibe kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yeşil Düşünce Derneği Kurumsal Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yeşil Düşünce Derneği 2009 yılında yeşil düşünce ve yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla kuruldu. Derneğin temel çalışma alanları arasında ekoloji, iklim krizi, yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, sosyal politikalar, demokrasi ve medya gibi konular bulunuyor. Çalışmalarımızı ulusal ve uluslararası kampanyalar ve projelerle gerçekleştiriyoruz. Geçmiş yıllarda; iklim değişikliği, yenilenebilir enerjinin finansmanı, enerji kooperatifleri ve enerji demokrasisi, kent politikaları, dijital aktivizm gibi konulara yönelik projeler yürüttük. Güncel olarak ise kentler, cinsiyet, yeşil ekonomi, doğa hakları ve eko-kırım, eko-demokrasi gibi konular etrafında projeler yürütüyoruz. Bunların yanı sıra yeşil hareketin buluşma noktaları diyebileceğimiz Yeşil Kamp ve Yeşil Diyalog gibi yeşillerin geleneksel etkinliklerini de birkaç senedir hayata geçiriyoruz.

Yeşil politikalar nedir? Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla ne tür çalışmalar yapılıyor?

Yeşil politikalar temelde toplumsal örgütlenmemizin ve bireysel yaşamlarımızın doğa-merkezci bir dünya görüşü doğrultusunda gerçekleşmesi için oluşturulmuş araçlardır. Diğer yandan her ne kadar yeşil politikaların ilk bakışta sadece çevre ile ilgili olduğuna dair bir algı olsa da şiddetsizlik, savaş karşıtlığı, âdem-i merkeziyetçilik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel ve doğrudan demokrasi, adil paylaşım, özgür yaşam ve çoğulculuk gibi farklı hususlar da yeşil politikalar açısından en az doğa-merkezcilik kadar önemlidir. Yeşil politikaların yaygınlaşması için Türkiye’nin birçok farklı bölgesinde yürütülen doğa koruma mücadelelerinin yanı sıra demokrasi, çoğulculuk ve sosyal haklar gibi konular için gerçekleştirilen faaliyetler de Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla yürütülen faaliyetler arasında görülebilir. Diğer yandan ekolojiyle ilgili farklı sivil oluşumların gerçekleştirdiği kampanyalar, projeler, lobicilik ve aktivizm faaliyetleri, farkındalık artırma odaklı seminer benzeri etkinlikler ve kooperatifler gibi sosyal girişimlerin inşa etmeye çalıştıkları alternatif ekonomi modellerinin Türkiye’de yeşil politikaların yaygınlaşmasına yönelik katkıları göz ardı edilemez.

Avrupa Yeşil Vakfı (Green European Foundation-GEF) ortaklığı ile Yeşil Politikalar için Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları projesini yürütüyorsunuz. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Yeşil Politikalar için Cinsiyet çalışmaları aslında en temelde yeşil politikalar ve cinsiyet alanındaki kesişimsellik üzerine çalışarak iki alan arasında bir bağ kurmaya ve bu alanda çeşitli ağlar geliştirmeye dayanıyor. Projenin ilk senesinde, 2020 yılında feminist, kuir, Yeşil literatür ve aktivizm ile özellikle dernek ve dernek çevresi kapasite geliştirme çalışmaları kapsamında çeşitli atölyeler gerçekleştirdik. Bununla beraber hem bir video çalışması hem de uluslararası ve ulusal çapta cinsiyet çalışmaları ve ekoloji aktivizmi yapan konuşmacıların katılımı ile Harekete Geçen Kadınlar isimli bir konferans gerçekleştirdik.

Projenin ikinci senesinde ise yeşil politikanın iklim krizi, yenilenebilir enerji, adil geçiş, doğa mücadeleleri gibi tematik konularıyla cinsiyet meselelerinin kesişimselliği doğrultusunda bu alanda çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirdiğimiz toplantılar yaptık. Bu sene içinde de yine bu iki alanda aktivizm yapan, mücadele yürüten kişilerle kısa bir podcast çalışmamız oldu ve Harekete Geçen Kadınlar konferansının ikincisini gerçekleştirdik.

Yeşil Düşünce Derneği’nin temel ilkelerinden biri olan toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde cinsiyet, cinsellik, cinsel yönelim özgürlüğü ve feminizmi vurgulamaya ve aynı zamanda ekoloji, iklim krizi, doğa mücadeleleri ile ortak mücadelelerini vurgulayan çalışmalar gerçekleştirmeye devam etmeyi planlıyoruz.

Salgın süreci ile yeşil şehirlerin daha fazla konuşulur hale geldiğini gözlemliyoruz. Yeşil şehir nedir? Yeşil şehirler için öne çıkan ihtiyaçlar nelerdir? Yeşil şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla ne tür politikalar geliştirilmesi gerekiyor?

Yeşil şehirler için literatürde farklı tanımlar bulunuyor. “Tüm faaliyetlerinde enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerjiyi öne çıkaran, yeşil çözümleri yaygın olarak destekleyen, planlama sistemlerinde karma arazi kullanımı gibi uygulamalarla arazi kompaktlığını sağlayan ve yerel kalkınmasını yeşil büyüme ve eşitlik ilkelerine bağlayan bir şehir” tanımı buna bir örnek olabilir. Ayrıca yeşil politikanın büyüme fetişizmi karşısındaki duruşu, doğaya uyum ve gezegenin sınırları bağlamında yeşil şehirler; “canlı organizmalardan habitatlarına kadar tüm doğa biçimlerinin kentsel formun son derece önemli bileşenleri ve yeşil altyapının bir parçası olduğu ‘doğayla dengede’ bir şehir olmak” olarak da tanımlanabilir. Bunlara ek olarak yeşil politikanın önem atfettiği katılımcılık, çoğulculuk, özgür yaşam ve adil paylaşım gibi ilkelerin benimsenmemesi ve uygulanmaması şehirlerin yeşil olarak nitelenmesini önleyecektir. Bu bağlamda örnek olarak mültecilere ayrımcılık yapılan bir belediyenin yeşil olarak görülmesi düşünülemez. Günümüzde yeşil şehirler için öne çıkan ihtiyaçlar doğaya uyum, doğrudan demokrasinin gerçekleştirilmesi ve sosyal adalet olarak gösterilebilir. Yeşil şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için yağmur suyu hasadı gibi yeşil altyapı uygulamalarını zorunlu kılan veya teşvik eden politikalarla birlikte doğrudan demokrasiyi ve sosyal adaleti sağlayacak yerel iklim konseyleri ve topluluk destekli tarım gibi mekanizmaların da hayata geçirilmesi gerekir. Zira sürdürülebilirliğin ekolojik, ekonomik ve sosyal olmak üzere üç boyutu bulunuyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağlanan hibe ile temel olarak etki izleme alanında kendimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında; kaynak geliştirme, idari ve organizasyonel yapı, kampanyacılık, savunuculuk ve kurumlarla ilişkiler bağlamında merkezi yönetimle ilişkilerimizi geliştirmek ikincil gelişim başlıkları arasında yer alıyor. Özel olarak etki izleme açısından kendimizi geliştirmek için kurum içi bir etki izleme grubu oluşturma, eğitimler organize etme, izleme şablonları hazırlama ve veri görselleştirme örnekleri üretmek gibi çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Çocukların eğitimsel ve yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesine destek olmak amacıyla çalışmalar yapan Bütün Çocuklar Bizim Derneği (BÇBD), Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe ve mentorluk desteği ile derneğin organizasyon yapısını ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yaptı.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Tekbulut ve Proje Koordinatörü Büşra Süer ile yaptığımız röportajda; çocukların çevre ile olan ilişkileri, dijitalleşen dünyada çocukların kitap okuma alışkanlığı, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

2021 yılında yaşanan orman yangınları ve seller çocukların gelecek dönemde iklim krizinin sonuçlarını daha sık ve şiddetli şekilde deneyimleyeceğini gösterdi. Çocuklarda çevresel sorunları anlama ve çözüm üretme bilincini geliştirmek için ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?  Bu çalışmalar çocukların çevre ile olan ilişkisini nasıl etkiliyor?

Maalesef 2021 yılında yaşanan orman yangınları ve seller hepimizi gelecek için çok endişelendirdi. Artan doğa olayları ve bu felaketler iklim krizinin ciddiyetini ortaya koyuyor. İnsan faaliyetleriyle oluşan aşırı karbon salınımının sonucu olarak küresel ısınma ve etkileri dünyanın önde gelen problemlerinden birisi. En çok etkiyi bugünün ve yarının çocukları hissedecekken bu alanda onlar için çok az içerik üretiliyor. Aynı zamanda, konunun onlara ulaştırılmasının çocuk hakları açısından bir gereklilik olduğunu düşünüyoruz. Bu amaçla bugünün çocukları, aynı zamanda geleceğin yetişkinlerinin farkındalığı için İklim Abla projesini hazırladık.

İklim Abla projesi; çevre, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularında çocukların doğa ve ekolojik farkındalıklarını artırmak için geliştirdiğimiz, çocuk dilinde içerikler üreten bir proje. İklim Abla; doğayı ve tüm canlıları seven, dünyadaki problemlere duyarlı, aynı zamanda da çocuklarda iklim ve doğa farkındalığı yaratmak amacıyla onları teşvik eden bir karakter. Aylık hava durumuna göre farklı kıyafetler giyip farklı ortamlara giderek çocuklar için videolar çekiyor. Her hafta İklim Abla, çocuklara farklı sorular soruyor ve etkinlik önerileri sunuyor. İklim Abla projesinde, çocuklar ile iletişime geçebilmek adına doğayı seven ve neşeli bir karaktere hayat veriliyor. Ayrıca, iletişim adımlarında görsel ve işitsel iletişim araçlarıyla çocuklar ile interaktif bir proje yürütülmesi için çalışıyoruz.

Proje; çocukları dünyadaki değişimleri, ekolojik sorunları ve doğayı keşfetmeleri için çevrelerini tanımaya teşvik ediyor. İklim Abla’nın önerdiği ve çocuklarla birlikte yaptığı etkinlikler, çocuklara doğa ve çevre sevgisi kazandırırken deneyime bağlı öğrenme yöntemiyle bilişsel ve sosyal gelişimlerini de destekliyor. İklim Abla projesi kapsamında hazırladığımız çevrimiçi içerikler ve fiziksel etkinlik müfredatımız bulunuyor. 6 haftalık etkinlik programında çocuklar iklim değişikliği, aşırı yağışlar, küresel ısınma, karbon ayak izi, biyolojik çeşitlilik gibi dünyamızı ve bizi ilgilendiren birçok konuda çeşitli faaliyetler aracılığıyla doğa farkındalığı ediniyor ve çevreleriyle bağ kuruyor. Bu etkinlikleri yaparken ayrıca İklim Abla videolarından ve çevreci kuklalarımızdan yararlanıyoruz. Çocukların iklim krizinin etkilerinin oldukça hissedildiği bu dönemde çocuk diline uygun ekolojik farkındalık çalışmaları doğayla sağlıklı bağ kurmalarını sağlarken ekolojik kaygılarını da azaltıyor. Çocuklar sorunun değil, çözümün bir parçası olarak geleceklerinde kendi söz haklarının ve eylemlerinin de etkisi olacağını fark ediyor ve daha umutlu, harekete geçen bir yaklaşım benimsiyorlar.

İklim Abla’nın başka sivil toplum kuruluşları (STK) ve eğitim kurumlarıyla işbirliği içinde farklı projelerin oluşmasına olanak tanıyacağını, çocukların dünyaya olan merakını artırırken gezegenimizdeki sorunlara olan duyarlılığını ve farkındalığını artıracağına da inanıyoruz.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği olarak okuma kültürüne katkı sunmak amacıyla çeşitli projeler yürütüyorsunuz. Her geçen gün daha da dijitalleşen bir dünya çocukların kitap okuma alışkanlığını nasıl etkiliyor?  Bu koşullarda çocuklara kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz?

Özellikle pandemi nedeniyle hepimiz gibi çocuklar da dijital dünya ile daha iç içe bir yaşam sürdürmek zorunda kaldı. Bu durum kitap okuma alışkanlığı açısından bir dezavantaj gibi görünse de dijitalleşmenin bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdığı bir gerçek. Teknolojinin baskın olduğu bu dönemde okuma alışkanlığı yeniden şekillenen alışkanlıklarımız arasında. Kitap okumak hala çocukların gelişim süreçlerinde çeşitli yetkinliklere sahip olması için gereken en önemli alışkanlıklardan biri. 21. Yüzyıl yetkinliklerinin vurgulandığı bu çağda çocukların kitapla ilişkisini güçlendirmek oldukça önemli.

Dijital teknolojiler çocukların okuma alışkanlığını olumsuz etkilese de çocuklar hala en güçlü bağları kitaplarla kurabiliyor.  Çocuklar kitaptaki bir karakterle bağ kurarak zor duygularla başa çıkmayı, duygusal regülasyonu öğreniyor, çeşitli sosyal ve bilişsel becerileri kazanıyorlar, hayal kurmayı öğreniyorlar. Çocukların okuma alışkanlığı edinebilmesi için hala en önemli yer okul. Çocukların okuma alışkanlıklarını inceleyen güncel araştırmalar, yeni çağda çocukların ya ebeveynlerinin teşvik etmesi ya da okul ortamında, kütüphanelerde veya öğretmenlerinin desteğiyle okuma alışkanlığı kazandığını belirtiyor. Bu nedenle okulda gerçekleştirilen okuma etkinlikleri ve nitelikli kütüphaneler evdeki okuma faaliyetlerinin niteliğini de doğrudan etkiliyor. Bu süreçte çocuk aile ve okulun yönlendirmesi ile bilgiye ulaşma becerisini ve zevkini edinebilirse kitap ile ilişkisi de güçlenebilir. İleride iyi okuyucular olmaları için ebeveynlerin ve öğretmenlerin işbirliği içinde olması da çok önemli. Çocukların okuma tercihleri eleştirilmeden kendilerini okurken iyi hissettikleri kitaplar okumaları teşvik edilmeli.

Ayrıca dijitalleşmenin yalnızlığı ve asosyal yaşamı beraberinde getirdiği de bir gerçek. Yüz yüze öğretimde kitap okuma, tartışma, canlandırma grupları, çocukların yazarlar ve çizerlerle buluşmaları kitaba olan ilgiyi artıracaktır. Çocukların zevk alarak kitap okumaları için kitap okumanın bir zorunluluk değil en az sanal dünya kadar heyecan verici, eğlenceli bir dünya olduğunu görmeleri gerekiyor. Özen gösterilmesi gereken bir konu da çocukların nitelikli kitaplara ulaşmalarının kolaylaştırılması. Hala kütüphanesi olmayan çok sayıda okulumuz bulunuyor. Okullarda çocukların ilgi duydukları alanlarda kitaplar bulunması, çocukların istedikleri zaman kitaba dokunabilmeleri, kitabı karıştırabilmeleri kitapla yakınlıklarını artıracaktır. Çocuklar nitelikli kitaplarla tanışıp, onlara uygun canlı, davetkar kütüphanelerde arkadaşlarıyla vakit geçirerek birbirlerini de kitap okuma konusunda isteklendiriyorlar.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Bütün Çocuklar Bizim Derneği’nin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Hibe desteğimizle yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kurumsal Destek Fonu kapsamında öncelikli olarak organizasyon yapımızı geliştirmeye odaklandık. Pandemi dönemi iş hayatında ve gündelik hayatta kalıcı değişiklikler yapmamıza sebep oldu. Bu dönemin getirdiği belirsizlikler özellikle iş hayatı için başlangıçta birçok soru işaretinin belirmesine neden oldu. Kurumsal Destek Fonu tam da bu döneme denk geldi. Hibe desteği sayesinde organizasyon yapımızı pandemi dönemine uyum sağlayacak ve sürdürülebilir olacak şekilde yeniden gözden geçirme fırsatı bulduk. Ayrıca yararlandığımız hibe ile insan kaynağı ve dernek giderlerimizin bir kısmını finanse ederek, pandemi döneminde finansal sürdürülebilirliğimize katkıda bulundu.

Bu süreçte mentörümüzün desteği ile gönüllü ve çalışan görev tanımlarını standardize ettik, gönüllülük politikamızı yeniledik, dernek hafızasını koruyacak araçlardan yararlanarak çevrimiçi veri tabanları ve çalışma yöntemlerinden yararlandık. Mentörümüz Derya Kılıçalp ile düzenli olarak 15 günde bir buluşmalar gerçekleştirdik. Çeşitli ev ödevleri ve hazırlıkları göz önünde bulundurarak bu süreçte de hep iletişim içinde kaldık. Hazırlıklarımızı aldığımız geri bildirimlere göre yeniden şekillendirdik. Mentör buluşmalarında oldukça verimli fikir alışverişleri gerçekleştirerek derneğimizin vizyon ve misyonuna uygun bir organizasyon şeması, gönüllülük politikası oluşturduk. Ayrıca projelerimiz için ölçme ve değerlendirme sistemi, proje yazım formatları, satın alma süreçleri için formlar hazırladık. Çevrimiçi öğrenme ortamlarından yararlanarak çocuklara yönelik atölyeler, öğretmenlerle seminerler ve gönüllü buluşmaları gerçekleştirdik.

Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Kurumsal Destek Fonu, STK’ların çok ihtiyacı olan ve fırsat eşitsizliğinin giderek belirginleştiği bu dönemde bize kaynaklarımızı yeniden değerlendirme ve organizasyon yapımızı güçlendirerek gözden geçirme fırsatı verdi. BÇBD, her projenin ve faaliyetin geliştirme ve uygulama süreçlerinde aktif olarak gönüllülerle çalışan bir dernek. Bu nedenle dernekte çalışan profesyonellerin ve gönüllülerin ahenk içinde çalışmalarına destek olduğumuzu, üretkenliklerini körükleme ve uyumluluğunu sürdürme konusunda daha da güçlendiğimizi düşünüyoruz.

Kurumsal Destek Fonu aracılığıyla organizasyon yapımızı yeniden değerlendirme ve güçlendirme fırsatı bulduk. Bu hem iş verimliliğine hem de operasyonel süreçlere olumlu olarak yansıdı. Mentörümüz Derya Kılıçalp’in desteği ve uzman buluşmaları bizim için oldukça yol göstericiydi. Organizasyon yapımız ve dernek içi işleyişimizi geliştirdik. bilgi dokümantasyonunu veri tabanı oluşturarak daha verimli hale getirdik. Gönüllülük politikalarımızı yeniden gözden geçirerek BÇBD misyon ve vizyonuna uygun gönüllülük politikamızı oluşturduk. Pandeminin getirdiği değişen şartlara uyum sağlayarak yeni projelerimizi daha sistematik bir şekilde geliştirdik. Bu dönemde geliştirdiğimiz projelerin kapsamını genişleterek sosyal etki ölçümüne odaklanmayı amaçlıyoruz.

Bu bağlamda fonu destekleyen bağışçılara sivil toplum kuruluşlarının iç yapılarını geliştirmek için verdikleri bu değerli destek için çok teşekkür ederiz. Desteklerinin devamını diliyoruz. Konularında uzman çok değerli gönüllü kadromuzla maliyeti çok düşük projeler gerçekleştiriyoruz. Özellikle 5-8 yaş çocukları için yaptığımız bu projelerin yaygınlaştırılması için hibeye ihtiyacımız devam ediyor.

 Bütün Çocuklar Bizim Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

2022 yılında da özellikle okul öncesi ve ilkokul öğrencilerine yönelik proje çalışmalarımıza devam edeceğiz. Pandeminin çocuklar üzerindeki fırsat eşitsizliğini daha da arttırdığını, çocukların nitelikli eğitime erişiminin ve mekânsal haklarının kısıtlandığını görüyoruz. Bu nedenle özellikle dezavantajlı bölgelerde bulunan çocuklara yönelik okuma kültürünü geliştirme faaliyetleri, iklim farkındalığı, zorbalık, çocukların sosyal ve bilişsel gelişimini destekleyen robotik kodlama ve kültür-sanat projelerimize devam edeceğiz. Projelerimizden bağımsız olarak hali hazırda sürekli güncellenen bir ihtiyaç listemiz var. Bu liste üzerinden okullara ulaşıp öğrencilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Yılda 10.000’in üstünde nitelikli çocuk kitabını kütüphaneler aracılığıyla çocuklara ulaştırıyoruz. Şubat ayında ikisi Rize’de diğer ikisi de Gebze’de olmak üzere dört kütüphane kurulumunu tamamladık.

2022 yılında odaklanacağımız projelerden biri de “zorbalık” hakkında olacak. Bu proje ile öğrenciler arasında oldukça yaygınlaşan, yıkıcı ve kalıcı etkileri olan akran zorbalığına karşı mücadele etmek ve önlemek amacıyla farkındalık geliştirecek bir program hazırlıyoruz. Yaklaşık 3 aydır gönüllü ve profesyonellerden oluşan proje ekibimiz proje hazırlıklarına devam ediyor. Hazırladığımız akran zorbalığını önleme ve müdahale programına pilot proje olarak başlayıp başka okullarda da yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz.

2017’den beri devam ettiğimiz ve pandemi nedeniyle ara verdiğimiz Dodo Kitap Okuyor projesine bu dönem üniversite öğrencilerinin sosyal sorumluluk dersleri kapsamında tekrar başlıyoruz. Dodo Kitap Okuyor projesi kapsamında gelişim psikoloğumuz ve uzman psikolojik danışmanımız tarafından seçilen ve her hafta farklı temada şekillenen çocuk kitapları bir ders saatinde okul öncesi ve ilkokul öğrencileriyle okunuyor. Ardından ilgili temada etkinlikler uygulanıyor. Bu projenin hem gençlerin sivil toplum bilincini artıracağına hem de çocukların üniversiteli abi ve ablalarla tanışıp aralarında olumlu bir diyalog başlatacağına inanıyoruz.

2020 30 Ekim 2020 Ege Denizi depreminden sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Uzundere Gençlik ve Çocuk Merkezi bünyesinde oluşturduğumuz BÇBD Çocuk Kitap ve Oyun Evi’ndeki etkinliklerimize yeni dönemde de devam ediyoruz. BÇBD Çocuk Kitap ve Oyun Evi’nden ayda ortalama 230 çocuk yararlanıyor. Bu alanda gönüllü öğrenciler ve bölge sorumlumuz aracılığıyla çocuklara yönelik serbest zaman etkinliklerine ek olarak kutu ve grup oyunları oynanıyor ve ayrıca projelerimiz de gerçekleştiriliyor. Çocukların oyun hakkı ve mekânsal haklarının korunması ve kaliteli vakit geçirebilecekleri ortamlar oluşturmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

İklim Abla projemiz kapsamında geçtiğimiz sene Türkiye’nin farklı bölgelerinden birçok çocuğa ve öğretmene ulaştık. Bu sene de oyunlaştırma yönteminden yararlanarak çocukların hem sosyalleşip hem de iklim farkındalığı kazanacakları İklim Çocukları kartlarını hazırlıyoruz. Ayrıca geçen dönem öğretmenlere yönelik gerçekleştirdiğimiz iklim değişikliği ve ekolojik farkındalık eğitimlerinden olumlu geri bildirimler aldık. 2022’de bu eğitimleri daha çok okulda uygulayacağız. İklim değişikliği ve ekolojik farkındalık eğitimleriyle ilgili detaylı bilgi almak isteyen öğretmen ve kurumlar bizimle iletişime geçebilir.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Çorbada Tuzun Olsun Derneği (ÇOTUN), temel insani yardım dağıtımları ile evsizlerin günlük ihtiyaçlarını karşılamak, topluma geri kazanımlarını sağlamak ve bu konuda farkındalık oluşturarak, toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla çalışmalar yapıyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz ÇOTUN, finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla 2 kişi istihdam edecek.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Türker ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; evsizliğin tanımı, son 10 yılda artan evsizlik oranının nedenleri, Türkiye’deki evsizlerin durumu, Biyolojik Afet: COVID-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama raporu, derneğin yürüttüğü faaliyetler ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bir inisiyatif olarak 2014 yılının son çeyreğinde her akşam evsizlere çorba dağıtarak çalışmalarımıza başladık. Bir yandan da kıyafet ihtiyaçlarını gidermeye çalıştık. Birkaç evsizin ailesinin yanına geri dönmesini ve birkaç evsizin de işe girmesini sağladık. Fakat süreklilik olarak, gıda dağıtımının ilerisine gidemiyorduk. 2016 yılında evsizler için ücretsiz hizmet veren bir ‘Kıyafet Mağazası’ kurduk. Bir süre devam ettikten sonra kaynak yetersizliğinden dolayı bu dükkânı kapatmak zorunda kaldık.

Kaynak yetersizliklerini aşmak ve kalıcı çözümlere adım atabilmek için gereken tüzel kişilik ihtiyacına binaen, köklü ve sürdürülebilir çözümler üretmek amacıyla 6 Ocak 2017’de dernek statüsünde resmi olarak kurumlaştık. Kurumlaştıktan sonra üniversite toplulukları ağırlıklı olmak üzere bir gönüllü ağı kurduk. 260’ın üzerinde üniversite kulübü ve 150’nin üzerinde lise öğrenci topluluğu şu an Çorbada Tuzun Olsun çatısı altında gönüllülük yapıyor. Kamu kurumları, özel sektör, diğer sivil topluluklar ve akademisyenler gönüllü olarak faaliyetlerimize katılıyor.

Çorbada Tuzun Olsun Derneği olarak, gönüllü ağını kurarken bir yandan da evsizlik sorununa yönelik kendimize özgün model ve programlar geliştirdik. Bu özgün model ve programları ‘Evsiz Dostu Toplum ve Şehir’ adı altında bir ekosisteme dönüştürerek evsiz dezavantajlı bireylerin yabancılaşmadan ve ötekileşmeden topluma katılabilmesine ve devamında topluma yeniden kazandırılabilmesine yönelik bir sistem oluşturmuş olduk.

Her gün sahada toplumdan soyutlanan evsizlere, mobil gıda bankacılığı ile güvenli ve sağlıklı gıda eriştirmek başta olmak üzere, temel ihtiyaçlara yönelik insani yardımlarla destek olmakta ve evsiz dezavantajlı bireylerle iletişim kurmaktayız. Diğer yandan yaptığımız iş ekonomik ve sosyal bir afet olduğu için bir ‘Kriz Masası’ kurduk. Gelen ihbarları değerlendiriyor ve haritalama yaparak ekosistemimize dahil ediyoruz.

Kurulan iletişim aracılığıyla faaliyetlerde bulunarak sokakta yaşayan evsizlerin kimliklendirilmesi ve G0 (Genel Sağlık Sigortası ve yardımlar) alarak kayıtlı yaşamasına, sağlık ve sosyal hizmetlerden gönüllüler aracılığıyla yararlandırarak topluma katılabilmelerini sağlıyoruz. Topluma katılım sağlamalarıyla birlikte ekosistemimiz içerisinde; rehabilitasyon, barındırma ve istihdam (veya engel, yaşlılık durumunda bakımevlerine yerleştirme) ile evsizleri topluma kazandırıyoruz. Kişilerin barınması, işe girmeleri sonrasında da sosyal izleme ile takiplerini sürdürmeye devam ediyoruz. Daha sonrasında topluma kazandırılan ve dezavantajlılığı kalmayan bireyler, çeşitli gönüllü destekleriyle bize katkı sağlayabiliyorlar.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tüm kurumları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi(İBB) başta olmak üzere kamu, akademi, özel sektör ve sivil sektörün koordine olduğu bir çatı oluşturduk. Bu çatı sayesinde evsizlerin sadece topluma kazandırılmasını sağlamıyoruz. Aynı zamanda bu çatıyla, evsizlerin görünürlüğünü sağlıyor; kamuda yok sayılmamasını, akademide evsizlik adına çalışmalar yapılmasını, özel sektörde evsizler için kaynak oluşturulmasını ve sivil toplumda evsizlere yönelik işbirlikleri geliştirilmesini sağlıyoruz.

Kısa, orta ve uzun vadeli senaryolarla hem evsizlik popülasyonun azaltılması hem de aşırı yoksullukla ilgili çalışmalarla evsizlik riskinin düşürülmesine yönelik stratejiler geliştiriyoruz.

Birleşmiş Milletler’in 2020 yılında yayımladığı rapora göre dünya genelinde son 10 yılda evsizlerin sayısında endişe verici bir artış görülüyor. Öncelikle kimler evsiz olarak tanımlanıyor? Evsizliğin nedenlerinden ve genel hatlarıyla Türkiye’de evsizlerin durumundan bahseder misiniz?

7,5 senelik çalışmamızda gözlemlediğimiz, evsizlerin %80-85’nin ailesi ve geçmişten bir sosyal çevresi olduğu yönünde. Kimsesizlik durumu biyolojik bir yoksunluktan öte, kimsesi olup kimsesizleşecek travmalardan veya tutunamamaktan geçiyor. Burada hepimizin birer evsiz adayı olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Evsiz dediğimiz kişilerin çeşitli sebeplerden dolayı sokakta yaşamaya başlayan, ötekileşen ve toplumdan soyutlanan kişiler olduğunu anlamalıyız. Birçok dezavantajlı grubun evsiz olduğunu görmemiz gerekiyor. Mülteciler var, madde bağımlıları var, istismar mağdurları var, şiddet mağdurlaru kadınlar var, kanser hastaları var, HIV pozitifler var, engelliler—kör olan, sağır olan kişiler var. Aynı zamanda farklı statüdeki insanlar var: zengin olup eşini trafik kazasında kaybetmiş, bu yüzden de ağır depresyon sürecine girmiş ve bütün şirketlerini kaybedip sokağa düşen de var. Tam aksine yarın ne yiyeceğini bilemeyecek yoksulluk ve yoksunluğun içinde doğmuş büyümüş insanlar da. Ailesiyle bir çatışma yaşayıp küsenler ve o gururla ‘Kendi ayaklarımın üzerinde duracağım’ deyip sokakta yaşamaya başlayanlar veya kısa süreli göç planı ile çalışmak için büyükşehirlere gelip yokluk ve gururdan sokaktaki yaşama adapte olanlar da var. Burada aslında farkına varmamız gereken şey, evsizliğin ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik ve politik nedenlerden dolayı meydana geldiği.

Son 10-12 yılda evsizliğin bu kadar artmasındaki başlıca sebep çok fazla göç dalgasının yaşanması. Ama göç edenlerin dışında da dünyada ciddi bir lokal evsizleşme sorunu var. Göç dalgası dışında evsizlik sorunu yaşayanlar için birden fazla neden olarak ‘evsizliğin etmenleri/nedenleri’ söz konusu.

Sosyal ve kültürel olarak bireyselleşme ve turbo tüketim kültürünün etkisi ilişkilerimiz üzerinde yalnızlaşarak soyutlanma olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik olarak 2016 yılında yavaş yavaş başlayan ekonomik daralma — likidite sorununun etkisi var.

Tüm bu neden ve etmenler evsizleşmeyi dünyanın dört bir yanında arttırırken, ortaya çıkan krizler de mevcut sürecin içerisinde kontrollü bir kontrolsüzlüğe gebeydi. Bizler de zamana ve toplumsal koşullara bağlı olarak yoksulluk ve evsizliğin daha da artacağını öngörüyorduk. Ama bu süreç pandeminin başlamasıyla birlikte daha hızlı ve öngörülemeyen—doğrusal olmayan bir kırılma ile gerçekleşti. Son 2 yılda yaşananlar evsizlik popülasyonu ve evsizlik riskinin ciddi şekilde yükselmesine neden oldu.

Evsizlik riskinin de her geçen gün daha arttığının altını çizmemiz gerekiyor. Pandeminin başladığı dönem yoksulluğun derinleştirdiği bir dönem oldu. Yani yoksulluk içerisinde olan dezavantajlı kişilerin yoksulluğunun arttığını söyleyebiliriz. Daha sonra bunun ötesine geçtik. Farklı bir noktayı tüm dünyada yaşamaya başladık. ‘Yeni yoksul’ diye adlandırılan bir sınıf belirdi. Orta sınıftan belirli bir kesim yoksullaşmaya ve evsizleşmeye başladı. Pandemi ile birlikte temelde iki tür yoksulluğun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. ‘Derinleşerek aşırılaşan bir yoksulluk’ ve yeni yoksulların ortaya çıktığı ‘yaygınlaşan yoksulluk’. Bu durumu değiştirecek kökten bir politika benimsenmediği için yoksulluğun ve evsizliğin ilerleyen süreçte daha çok artacağını ve yaygınlaşacağını öngörüyoruz.

Bunlara ek olarak Türkiye’de evsizleşmenin artmasının bir nedeni de pandemi sebebiyle cezaevinden çıkarılanların olması. Öğrencilerin, pandemide barınma düzenlerini memleketlerine dönerek değiştirmeleri ve sonrasında sınıfta ders yapılmaya başlayacağı zaman kampüslerine döndüklerinde pahalılıktan barınamayacak duruma gelmeleri var. Kira artışları sadece öğrencileri etkilemedi. İşsizliğin artmasıyla da haneleri evsizliğe sürüklemeye başladı. Eskiden sadece metropol ve büyükşehirlerde evsiz ihbarı alırdık. Şu an diğer illerden de evsizlik bilgisi geliyor. Evsizler temel ihtiyaçlara erişimde çoğunlukla zorluk yaşayan dezavantajlı bir grup. Fakat şu an temel ihtiyaçlara erişimlerinin ilk defa daha da zorlaştığını söylüyorlar.

ÇOTUN olarak pandeminin başında COVID-19 salgını kapsamında evsizlerin yaşadığı zorluklar ve alınması gereken önlemler ile ilgili “Biyolojik Afet: COVID-19 Salgınında Evsizlerin Durumu ve Evsizlere Yönelik Stratejik Planlama” raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularını paylaşabilir misiniz? Aradan geçen 2 yılda bu kapsamda evsizlere yönelik ne tür adımlar atıldı?

Raporu COVID-19’un ilk çıktığı dönem hazırladık. O nedenle raporda işlenen sağlığa yönelik bulguların ilk dönemki COVID-19’a dair olduğunu söyleyerek başlayalım.

Bizler afet çalıştığımız için, COVID-19’u afet literatürüne dayandırarak bir ‘biyolojik afet’ olarak değerlendirmiştik. Bunun kabul ve bilinciyle hareket etmenin önemi; kamu tarafından afet yönetimi yapılması ve sivil toplum ile özel sektörün afet yönetimine katkı sağlayacak şekilde hareket etme gerekliliğiydi. Açıkçası bu konuda genel olarak afet bilinciyle hareket edildiğinin söylenmesi zor.

Hazırladığımız raporda evsizlerle ilgili 3 plan önerimiz vardı. Bunlardan ilki ‘evde kal’ mantığına dayalı, kişilerin özel—küçük gruplar içerisinde karantina altına alınması. İkincisi daha kalabalık olan tesis modelinde bir karantina alanı oluşturulması. Üçüncü önerimiz ise gerek kaynakların yetersizliği gerek bulundukları alanı çeşitli sebeplerden terk etmeyecek/kapalı alanlara gitmeyecek evsiz kişilerin, bulundukları sokak ortamında karantina altına alınmasıydı.

İlk model Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ‘Evsizlere Konaklama Projesi’ kapsamında ulusal çapta uygulandı. İkinci model İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından metropol ölçeğinde pandemi tesisi açılarak uygulandı.

Bu raporun dışında pandemi dönemini esas alarak evsizlik popülasyonu ve evsizlik riskinin düşürülmesine yönelik 22 Nisan 2020 tarihli bir çözüm raporu daha hazırladık. Bu raporu kamuya açık paylaşmadık. Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle görüşmelerimiz esnasında ilgili kişiler ile paylaştık. Rapor merkezi yönetim ve yerel yönetim üzerinden işbirliği ile nasıl daha iyi bir süreç yönetimi yapılabileceğine dayalıydı. Pandemi öncesi Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarımıza da dayanan kısa, orta ve uzun vadeli senaryolar üzerinden evsiz dostu bir anlayışla evsiz popülasyon ve evsiz riski düşürmeye yönelikti.

İkinci dalga sırasında da barınma alanları açıldı. Bu sırada açılan barınma tesislerinde İBB’nin dile getirdiği ‘Evsiz Dostu Şehir Projesi’ aslında bizim ikinci dalga öncesindeki İBB ile görüşmelerimizde anlattığımız ekosistemimiz. Bu ekosistemin kent ölçeğinde gerçekleşmesi için altyapı ve çeşitli projeler sunuyoruz.

Şu an için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve İBB başta olmak üzere merkezi yönetim ve yerel yönetimlerle daha güçlü koordinasyonumuzun olduğunu söyleyebiliriz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ve İBB’ye ekosistemimizin uygulanabileceği bir projeyi sunacağız. Beyoğlu Kaymakamlığı ve Beyoğlu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı(SYDV) ile Beyoğlu’ndaki evsizlere sosyal hizmetlerin ulaştırılması konusunda işbirlikleri yapıyoruz.

Pandemide gizli evsiz—derin yoksulluk yaşayan ailelere de koli ve alışveriş kartları dağıtımına başlamıştık. Dağıtımlarımızın bir kısmını Beyoğlu SYDV ile koordinasyon ve işbirliği içerisinde gerçekleştirdik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tüm kurumlarıyla işbirliği yaparak, dezavantaj durumuna göre evsiz ve gizli evsizlerin hizmet almalarını sağlıyoruz.

İBB Sağlık Daire Başkanlığı ile birlikte çalışarak evsizlerin ve gizli evsizlerin psiko-sosyal destek almasını sağlıyoruz. İstihdam ofisi ile de işe girmeleri konusunda işbirliğine başladık. Bunun dışında İBB’nin Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve Sosyal Politikalar Dairesi Başkanlığı ile ortak çalışmalarımız var. Ayrıca bu kurumlar ile, evsizlere yönelik bilgi birikimimizi ve uygulama becerimizi paylaşıyoruz. Zabıta Daire Başkanlığı ile evsizlerin mağdur olmaları konusunda ve mağduriyetlerin giderilmesi konusunda sahada işbirliklerimiz oluyor.

Türkiye’de evsizlere yönelik olarak sağlanan hizmet ve destek modelleri nelerdir? Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları evsizler için çözüm üretmede nasıl bir rol oynuyor?

Merkezi yönetim; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları üzerinden, yerel yönetimler ise Sosyal Hizmetler Dairesi ve Sağlık Dairesi üzerinden evsizlere temel destek sağlıyorlar. Kış aylarında barınma alanları açıyorlar.

Sivil toplum kuruluşları (STK) da sosyal yardıma—insani yardıma yönelik hizmetler üretiyor. Fakat bunlar bir sosyal izleme ve sosyal hizmet anlayışı ile yapılmadığı taktirde geçici hizmetler olarak günü kurtarıyor ve bir noktadan sonra bağımlılığa da dönüşebiliyor.

Bu noktada Türkiye’de genel olarak kamunun da sivil toplumun da ne yazık ki sosyal politika anlayışının, ‘sosyal yardımlar’ın ötesine geçebildiğini söylemek zor. Sürdürebilir bir anlayış olmaması ve günü kurtarma eğiliminin ardında ya koordinasyonsuzluk ve takipsizlik ya da beklentiler ve romantizm ile ilişkili yaklaşım ve tutumların olduğunu gözlemliyoruz. Bu kısa vadede kuvvetli bir dayanışma hissi verirken, uzun vadede kaynakların ve kapasitenin verimsiz kullanımı sonucunda düşük etkilere neden oluyor. Sosyal yardım faaliyetleri elbet çok önemli. Bizler de sosyal yardımların aracılığıyla programlarımızı yürütüyoruz. Ama sosyal yardımların amaçlaştığı bir yaklaşım, tutum ve söylem örgüsünün sosyal yardımları değersizleştirdiğini ve sorunu çözmekten öte olumsuz etkilerle sorunu büyüttüğünü bilmemiz gerekiyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bizler sosyal yardımı araç olarak kullanıyor, sosyal hizmet ve sosyal girişim disiplinlerini temel alarak birçok farklı disiplinden yararlanan multidisipliner bir yaklaşımı benimsiyoruz. Tüm paydaşların katılım ve koordinasyonuyla çalışmaların yapıldığı bir ekosistemimiz var.

Bu ekosistemi paydaşlarımızdan İhtiyaç Haritası’nın teknolojik altyapısı ile birleştirerek Evsizler Haritası isminde bir harita ortaya çıkardık. Şu an test aşamasında. Bu harita ile evsizleri ve evsizlik riskinde olan aşırı yoksul kişilerin anonimleştirerek haritalamasını yapacağız. Öncesinde telefon aracılığıyla yaptığımız evsiz ve evsizlik riskindeki kişilerin bildirimlerini alıp teyitlerini herkese açık bir şekilde harita üzerinden gerçekleştireceğiz. Daha sonra bize özgün model ve programlarla sosyal entegrasyonlarını gerçekleştirerek topluma kazandıracağız.

Bir Kriz Masası kurduk. Bu kriz masası Evsizler Haritası üzerinden evsiz bildirimlerinin teyidini, ihtiyaçların tespit ve karşılanmasını, bağış ve gönüllü kaynağının bu koordinasyonda verimli şekilde değerlendirilmesini yapacak. Aynı zamanda, paydaş topluluk ve kurumların koordinasyonunu artık bu harita üzerinden gerçekleştirecek. Harita sayesinde evsiz sayısını, evsizlik riskindeki kişilerin sayısını tespit edebileceğiz. Çalışmalarda edinilen verilerin analiz ve sentezlerini değerlendirmemiz kolaylaşacak. Aynı zamanda, ulusal çapta çalışmalarımızda tıpkı İstanbul’daki gibi sistemli bir şekilde yürüyebileceğiz.

Sosyal yardım ile sınırlı bir hizmet anlayışının ötesine geçilmesi ve sadece kış aylarında hizmet sağlanmaması adına evsizlik popülasyonu ve riski düşürecek ‘evsiz dostu’ bir toplumu inşa etmeyi hedefliyoruz. Buna yönelik kendi ekosistemimizin uygulanabilirliğini toplum ve şehirlere yaygınlaştırmaya yönelik altyapı oluşturuyor ve kapasitemizi güçlendiriyoruz.

Bu noktada kapasite ve kaynak geliştirme noktasında hibemizi Kriz Masası’nda çalışacak iki sosyal çalışmacı için kullanacağız.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM), Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde hibe desteği verdiğimiz BBOM, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği Genel Koordinatörü Pelin İpek Boyacı ile yaptığımız röportajda; pandemi sonrası yüz yüze eğitime dönüşün çocuklar üzerindeki etkisi, Sınıf Çemberi İlkokul Öğretmen Kılavuzu internet sitesi ve Sınıf Çemberi metodu, BBOM Öğretmen Köyü’nün sağladığı avantajlar ve hibe desteğimizle yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yüz yüze eğitim Eylül 2021 itibarıyla yeniden başladı. Beraber çalışma yürüttüğünüz grupları göz önüne aldığınızda yüz yüze eğitime dönüşün çocuklar üzerindeki etkisinden bahsedebilir misiniz? Öğretmenler ve öğrenciler açısından bu adaptasyon süreci nasıl gerçekleşti?

Bu soruya verebileceğimiz cevap, Kasım 2021’de başlayan BBOM Öğretmen Köyü Başlangıç Programı 12. nesil katılımcılarından duyduğumuz deneyimlerin yorumu olarak görülebilir.

Paylaşılan deneyimlere baktığımızda, çocuklar arasında ve çocuklar ile öğretmen arasındaki bağlantıyı yüz yüze eğitimin daha çok güçlendirdiği öne çıkan yorumlar arasında. Bununla beraber okulda geçirilen tüm süre boyunca maske takma zorunluluğu bulunmasının, öğretmenlerin sürekli hareket ve konuşma halinde olması nedeniyle zorluk yaratabildiği paylaşılan geri bildirimler arasında yer alıyor. Buna ek olarak, pandemi döneminin başında, çocukların evde geçirdiği süreçteki deneyimlerini görebilmek için yaptığımız Çocuklar Evde Nasılsınız? araştırmasının sonuçlarını paylaşabiliriz. Yine geçtiğimiz yıl içerisinde uzaktan eğitim devam ederken yürüttüğümüz ve çocukların uzaktan eğitim sürecindeki halini döken bir araştırmanın sonuçları da yakın zamanda yayımlanacak. Araştırma sonuçlarının çocuklar için özetini buradan okuyabilirsiniz.

Sınıf Çemberi İlkokul Öğretmen Kılavuzu internet sitesini 2021 yılında yayına aldınız. Sınıf Çemberi nedir? Sınıf Çemberi’nin yapısından ve BBOM Eğitim Modeli’ndeki yerinden bahseder misiniz?

Sınıf Çemberi’ni, sınıftaki tüm bireylerin bir arada, belirli bir düzen içinde oluşturduğu bir ifade ve öğrenme alanı olarak tanımlayabiliriz. Birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar tüm ilkokul düzeyinde uygulanmak üzere geliştirilen Sınıf Çemberi İlkokul Öğretmen Kılavuzu’nu sınıftaki diğer öğrenme alanlarından ayıran özelliği, tüm bireylerin kendisiyle ve birbirleriyle duygu ve ihtiyaçlar aracılığıyla bağlantısına, sınıfı herkes için güvenli ve katılımcı bir yaşam alanına dönüştürmeye odaklanmış olması. Bunun için Sınıf Çemberi’nde üç ana tema olan duygu ve ihtiyaç farkındalığı, birlikte yaşam ve anlaşmazlık çözümü üzerine çalışılır. Bu üç tema yıl içinde döngüsel bir akışla, derinleşerek ilerler. Çember çalışmaları benzer biçimde, birinci sınıftan dördüncü sınıfa doğru da giderek derinleşir.

Sınıf Çemberi ders niteliği taşımayan bir öğrenme alanı. Çemberde doğru ya da yanlışın ne olduğundan çok herkesin hakiki ve özgün hâlinin ne olduğuna odaklanılır. Bu özelliği ile Sınıf Çemberi, öğretmen dâhil sınıftaki herkesin sosyal duygusal öğrenmesini ve gelişimini destekler. Çocukların güçlenmesini ve sınıfın öğrenen bir topluluk hâline gelmesini sağlar. Bu niteliği ile Sınıf Çemberi aslında BBOM Derneği’nin vizyonu olan katılımcı ve barışçıl öğrenmenin yaygınlaşması için önemli araçlardan bir tanesidir. Çocuklar için okullarda var etmek istediğimiz değerleri yaşama çabamızla Çember, sadece okullar için bir hedef olmaktan öteye geçip BBOM Derneği’nde de aktif kullanılır oldu. Ve nihayetinde, bizim için, kamu ve özel okullarda da modeli yaygınlaştırmanın araçlarından biri haline de geldi. Dolayısıyla kolektif birikimimizin üzerine inşa ederek, son 2 yıldır odaklı olarak ilkokul düzeyi için ve içeriğini öğretmenlerle birlikte hazırladığımız Sınıf Çemberi Kılavuzu’nu uygulayıcı öğretmenler ile beraber geliştirmeye devam ediyoruz.

Son dönemlerde birçok sivil toplum kuruluşunun faydalanıcıları ile birebir ilişki kurabilecekleri yerel merkezler oluşturmak üzere çalıştığını gözlemliyoruz. BBOM olarak 2015 yılında hayata geçirdiğiniz Öğretmen Köyü projesi de bu örnekler arasında yer alıyor. Bu tür bir alana sahip olmanın avantajlarından ve süreçteki deneyimlerinizden bahseder misiniz? Bu tarz bir projeye yeni başlayacak olan STK’lara neler önerirsiniz?

BBOM Öğretmen Köyü hem bir topluluğu hem de bir yerleşkeyi ifade ediyor. BBOM Öğretmen Köyü Topluluğu, eğitimcilerin katılımcı ve barışçıl öğrenmeyi deneyimlemeleri ve içselleştirmeleri adına bir araya gelip sürdürülebilir bir topluluğa dönüşmeleri için fırsat sağlar, destek olur. Her yıl açılan BBOM Öğretmen Köyü Başlangıç Programları’nı tamamlayanlar, Köy topluluğunun bir parçası olmaları için davet edilir. Topluluk içinde yapılan çalışmalar hem mesleki gelişmeyi desteklerken hem de beraber öğrenme deneyimini içerir.

BBOM Öğretmen Köyü yerleşkesi ise, bu topluluğun çalışmaları için kullandığı ana mekandır. BBOM Öğretmen Köyü çalışmaları, öğretmenler için yapılandırılmış kimi atölye ve programlardan ziyade, öğrenme deneyimini tasarlama ve içselleştirmeye imkân verir. BBOM Öğretmen Köyü’nde bu öğrenme deneyimine katılan öğretmenler, aynı zamanda ekolojik denge ile uyumlu bu yerleşkede beraber yaşama deneyimi de edinir. İş bölümü, karar alma, iletişim gibi konularda, topluluk araçlarını deneyimlerler. Programların içerikleri ile yerleşkede süren hayatın iç içe ve uyumlu ilerlemesi, içselleştirme ve topluluk üyelerinin birbirleriyle bağlantı kurmasını da güçlendirir. Bununla beraber Köy’ün koordinasyon ekibi de Köy topluluğunun eşdeğerli üyeleridir.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda nasıl çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe ile derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çalışacağız. Bireysel ve kurumsal bağış konusunda bir sistem kurmak ve derneğin gelirlerini bağışlar ile çeşitlendirmek amacıyla çalışacak bir uzman istihdam edeceğiz. Bununla beraber bu uzman aynı zamanda Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın (STDV) hibe kapsamında sağladığı mentor ile de çalışacak.

Dernek olarak kaynak geliştirme açısından ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Hibe kapsamında oluşturacağınız aşamalı kaynak geliştirme planının benzer çalışmalar yapan STK’lar için bir model oluşturabileceğini düşünüyor musunuz?

 Bu hibe vesilesiyle aldığımız destek, derneğin içinden geçtiği olağanüstü finansal zorluk dönemini atlatmak üzere kısa ve orta vadeli stratejik planları da kapsıyor. Hali hazırda proje geliştirmek ve bu projeler ile hibe almak üzere edindiğimiz deneyimin yanında, derneğin gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Böylece, olası değişikliklere karşı daha dirençli olmayı ve finansal sürdürülebilirliğimizi garanti altına almayı hedefliyoruz. Bu hibe desteği de, kaynak geliştirme konusunda uzun vadeli stratejik planlarımızı hayata geçirmek için bir başlangıç fırsatı sunuyor. İçinden geçtiğimiz finansal zorluk dönemini birçok STK’nın da yaşadığının bilinciyle, kaynak geliştirme planımızın işlemesi durumunda tüm STK’lara ilham olmasını umuyoruz.

Toy Gençlik Derneği Kurumsal Destek Fonu Sürecini Tamamladı

By | Kurumsal Destek Fonu

Toy Gençlik Derneği (TOY), gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılımını, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarının yaratılmasını ve gençlerin gönüllülük bilinci ile tanışmasını sağlamak adına sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel konularda yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladığımız Toy Gençlik Derneği, kurumsal kapasitesini güçlendirmek için savunuculuk ve kaynak geliştirme başlıklarında çalışmalar yaptı.

Toy Gençlik Derneği Sekreteri Şeyma Keskin ve Saymanı Çağlar Yenilmez ile yaptığımız röportajda; Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali raporunun öne çıkan bulgularını, Toy’lar Anlatsın Podcast serisini ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmaları konuştuk.

2021 yılında yayımlanan Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali araştırma raporunun sonuçları pandemi ile beraber Türkiye’de yaşayan her iki gençten birinin gelecekten umutsuz olduğunu gösteriyor. Gençlerle birlikte çalışan bir dernek olarak raporun sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz? Bu kapsamda, gençlerin iyi olma hallerini desteklemek amacıyla gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

Raporda da belirtildiği üzere İyi olma hali yaklaşımı; “sağlık, maddi durum, eğitim, ev ve çevre koşulları, risk ve güvenlik, katılım ve ilişkiler gibi farklı alanlarda bireylerin ‘iyi’ olmasını hedefleyerek, kişilerin refahına ve gelişmesine bütünsel olarak” yaklaşılmasıdır. Dünya çapında yaşadığımız pandemi sürecinin derinleştirdiği eşitsizlikleri gençler olarak “yangında ilk gözden çıkarılanlar” kategorisinde yaşarken; zaten eşit yurttaş olarak görülmeyen ve kendi yaşamlarını etkileyen kararların alınma sürecinde katılımı sınırlı olan biz gençlerin, otonomilerini de hem maddi ve kültürel hem de pandemi gibi sebeplerle “ev genci” olarak yitirmeye başlaması ile geleceğe yönelik umutsuzluğu bizler de deneyimledik.

Gençler tarafından kurulmuş, gençler için ve gençler ile çalışmalarını sürdüren bir öz örgütlenme olarak, kurumsal destek ile yaptığımız ilk şeylerden birisi derneğin üye tabanını genişletmekti. 8 senedir birlikte çalıştığımız, birlikte öğrendiğimiz ve birlikte dayanıştığımız çeşitli arkadaşlarımız derneğimizin üyesi oldular. Bu zor dönemde böylesine bir dayanışma çemberi yaratmak hepimiz için bir motivasyon kaynağı oldu.

Bizler de özellikle Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) desteği ile kendimizi biraz daha tanımaya ve tanımlamaya çalışırken, bir yandan da pandeminin getirdiği kısıtlamalar ve değişen dünya düzeni içerisinde gençlerin kendilerini ifade edebileceği güvenli alanlar yaratma konusunda kararlı bir şekilde ilerlemeye çalışıyoruz. Yine bununla birlikte, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarını yeni dönemde nasıl araçsallaştırabileceğimize dair olanakları arıyoruz. Bunu dijitalde çeşitli mecralarda (YouTube, Spotify, Twitch, Reddit) ve metotlarla (Podcast, canlı yayın programları, discord vb.)  yaparken, sahada da üyelerimiz, gönüllülerimiz ve yerelimizdeki gençlerle bir araya gelerek yapmaya çalışıyoruz. Yerelde özellikle gençleri ilgilendiren kararların alınma sürecinde mekanizmalar yaratmaya (yerel hibe modeli), var olanlara dahil olmaya, etkilemeye ve görüş vermeye (Gençlik Sivil Katılım Yol Haritası) çalışıyoruz.

Fakat biliyoruz ki, gençlerin temel haklarıyla ilişkili yapısal sorunların çözümü tek bir sivil toplum örgütünün (STÖ) çözebileceğinden çok daha büyük bir konu. Biz hem kendi deneyimlerimizden hem de araştırma raporlarının nitel verilerinden anlıyoruz ki, gençlerin en büyük ihtiyaçlarından birisi (ekonomi ve eğitim dışında) kendini ifade edebilmek (yalnızca ifade özgürlüğü değil, imkan olarak da) ve aslında anlaşılmak. Ne yazık ki teknoloji, küreselleşme, pandemi gibi büyük tarihsel olayların denk geldiği ve yaşadığımız büyük dönüşüm ve değişim içinde gençler umutsuz değil, umuttan mahrum bırakılmış durumdalar. Bir de son olarak bütüncül, homojen bir gençlikten bahsetmek mümkün değil, her bir gencin derdi biricik. Bunun yanı sıra her gencin de farklı kesişimsellikleri var.  Bu nedenle, bu umutsuzluk hali katmanlı ayrımcılıklar silsilesinin de bir sonucu. Dernek olarak, bu konularla ilgili izleme yapmak, yasaları incelemek, stratejik davalama süreçlerine dahil olmak gibi daha savunuya yönelik faaliyetler yürütmeyi de şu sıralar konuşuyoruz.

Yakın zamanda “Toylar Anlatsın” podcast serisinin sezon finalini yaptınız. Podcast serisinin içeriğinden ve ortaya çıkış hikayesinden bahsedebilir misiniz? İletişim çalışmalarınızda nelere öncelik veriyorsunuz? 

Dijital mecralarda bir şekilde hep vardık. Pandemi öncesinde Youtube’da yayın yapma fikrimiz pandemi ile hızlandı. Youtube dışında farklı mecralarda da birtakım dertlerimizi anlatmak istedik. Podcast bizi her zaman heyecanlandıran bir formattı. Ekipmanlar ve mecralarla haşır neşir olmak ve aslında podcast yapmayı hiç bilmeme hali bizi çok cezbetti ve denedik. Anlatmak, tartışmak, karantina süreçlerinden sonra keyifli sohbetlere duyduğumuz özlem ve tüm bunları yaparken hiç çaktırmadan “korsan bilgilendirme” yapacak olmak -en azından bunu umuyorduk- iyi bir fikir gibi geldi.

Her şeyi süreçte deneme yanılma yoluyla öğrenmek istedik ve öyle oldu. Kendi aramızda ve sahada sürekli konuştuğumuz temaların dijital arşiv olarak çeşitli platformlarda yer alması hoşumuza gitti. Program bitse de bölümler her zaman dinlenebilecek formatta olduğu için hala yeni dinleyicilerden geri bildirimler alıyoruz ve bu da üretme konusundaki heyecanımızı diri tutuyor.

İletişim çalışmalarımızda özne olarak konumlandırdığımız gençlerin ve onların gündeminin görünür olmasını önceliklendiriyoruz. Aynı zamanda bizi yeni tanıyanlar için farklı mecralarda, farklı metotlarla varoluş hikayemizi ve amacımızı yeniden aktarmaya çalışıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Toy Gençlik Derneği’nin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Hibe desteğimiz ile yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kurumsal desteği aslında bizim çalışmalarımızı dışarıdan takip edenlerin ilk bakışta fark edemeyeceği ancak Toy’un varlığını ve yolculuğunu güçlendiren alanlarda kullandığımızı söyleyebiliriz. Üye tabanını genişlettiğimiz ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız mentörlük desteği sayesinde aslında biraz daha neyi, ne için ve neden yaptığımızı tekrar gözden geçirdiğimiz bir süreç olarak görüyoruz. Özellikle uzman buluşmaları ve mentörlük süreci çokça şeyi öğrendiğimiz, hatırladığımız, yeniden üzerine düşündüğümüz ve deneyimlediğimiz bir süreç oldu. Bu da bizim daha fazla güçlenmemizi sağladı.  Henüz yazılı hale getiremesek de savunu odağımız üzerine tartışmalar yaptık ve Toy Gençlik Derneği ile çalışmalarının gelecekte nasıl görünebileceği ile ilgili düşüncelerimiz şekillenmeye başladı.

Buna ek olarak, hibe kapsamındaki kira desteği ile gençlerin erişebileceği şehir merkezinde bir ofise kavuşurken, sağlanan ekipman desteği ile de faaliyetlerimizi yapabilmek için teknik altyapıya kavuşmuş olduk. Teknik ekipman meselesi oldukça önemli çünkü özellikle dijitalde “yapabilirliğimizin” artması anlamında bize çeşitli kapılar açtı. Ayrıca yine kurumsallaşma süreci olarak bilgi ve belge yönetimi/erişebilirliği/hafızası oluşturduk.

Burdan kullandığımız ekipmanlar ile hazırladığımız Youtube yayınları için kanalımıza abone olmayı unutmayın da diyelim.

Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Taban örgütlerinin dertleri içinde bulundukları bağlama göre değişebiliyor ve dolayısı ile konvansiyonel hibe programlarının aksine kurumsal desteğin önemi aşikar. Kurumun kendi kendine yapabilirliğini hiyerarşi olmadan desteklemek herkes için öğrenme alanı açıyor. Bu serüven için kendilerine teşekkür ederiz.

Toy Gençlik Derneğinin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Bütün bu anlattıklarımızın ışığında tabii ki TOY da bir değişim içerisinde, hem doğal örgütlenme aşamalarını hem de içerisinde bulunduğumuz dönemle birlikte değişimi yaşıyor. TOY kurumsal destek sürecinde tasarladığı savunu odağı ile yerel aktörlere yönelik lobi ve savunuculuk çalışmalarına tekrar yüzünü çevirmiş durumda.

Gençlik Örgütleri Forumu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Çalışmaları Merkezi işbirliğinde sağlanan ayni destek sayesinde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ortaklığı ile Eskişehir’deki gençlerin yerel ihtiyaç analizi çalışmasını bitirdik, yakında raporu yayınlayacağız. Tasarlanan savunu planının, veri temelini oluşturmasını da hedefleyen çalışma ile “Eskişehir’de gençlerin, gençlik çalışanlarının ve gençlik örgütlerinin ihtiyaçları, gerçekleştirmek istedikleri hayalleri nelerdir?” temel sorusu ile başlayan süreçte, yereldeki gençlik örgütleriyle ve hedef kitlesi gençler olan kurumlarla iletişime geçmeye başladık. Kamu kaynaklarının, gençlerin öncelik ve ihtiyaçlarına göre mobilize edildiği bir yerel mikro-hibe programını yeniden modelleme sürecindeyiz. Bunun yanı sıra Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından koordine edilen “Gençlerin Sivil Katılımı Güçlendirme Yol Haritası” sürecinde, belediyenin gençlik politikasının oluşturulması için savunumuzu yapmaya devam edeceğiz.

Yine gençlerin birbirinden öğrenebileceği alanların yaratılması adına, gençlerin kendisini ifade edebildiği, karar alma süreçlerine dahil olabildiği alanlar yaratmaya ve gençlerle dayanışmaya devam edeceğiz.

Tarih Vakfı ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Türkiye’de bireylerin tarihe bakışlarına yeni bir zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla ve geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan Tarih Vakfı, tarih alanında oluşturulacak eleştirel, alternatif ve çok sesli eserlerin, kaynakların ve referansların öncelikli olarak öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere farklı hedef kitleler arasında yaygınlaştırılması için çalışmalar yapıyor. Tarih Vakfı, Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteği ile yeni kaynak modelleri geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için çalışmalar yaptı.

Tarih Vakfı Kaynak Geliştirme ve İletişim Sorumlusu Başak Emir ile yaptığımız röportajda; sözlü tarihin günümüz sorunlarını anlamaktaki önemi, Toplumsal Tarih Dergisi’nin etkileri, Dinyakos 2.0 kampanyası ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Tarih Vakfı olarak uzun süredir sözlü tarih çalışmaları yürütüyorsunuz. Sözlü tarih nedir? Sözlü tarih çalışmaları günümüz sorunlarını anlamada ve çözüm önerileri üretmede nasıl yardımcı olabilir?

Bir ülkenin tarih eğitimi modelini incelemek; bir toplumun çoğulculuk, adalet, barış ve demokrasi konusundaki mevcut tutumlarına ve algılarına yönelik derin bir bakış açısı kazandırabilir. Çatışma ve çatışma sonrası durumlarda ise böyle bir analiz, tarihsel anlatıların inşa edilmesinin, toplumların kendi içinde ve birbirleriyle çatışmasının altında yatan itici güçlerden biri olarak nasıl hareket edebileceğine ışık tutabilir. Tarih eğitimi ve ders kitaplarındaki çatışma anlatılarının, çatışmayı teşvik eden öğretim metodolojilerinin ve müfredat dışı etkinliklerin, “öteki” olduğu düşünülen gruplara ve topluluklara yönelik düşmanca ve hasmane tavırları, retoriği ve eylemleri takip eden yekpare milliyetçi kimliklerin oluşumuna nasıl katkıda bulunabileceğine dair birçok akademik çalışma yapılmıştır.

Bilgi toplumuna geçilmesi, çoğulcu bir kültür anlayışının oluşturulması, barış kültürünün yerleştirilmesi ve demokratikleşme hedefleri ile, eğitim sistemimizin çağdaşlaştırılması ve bu kapsamda eğitim malzemesinin insan haklarına uygun duruma getirilmesi arasında yakın bir bağlantı vardır. Aktif, sorumlu, katılımcı yurttaşların yetiştirilmesi eğitim sistemi ve ders kitaplarının bu amaca uyumlu hale getirilmesi ile sağlanabilir.

Modern demokratik toplum, eleştirel düşünebilen, sorgulayan, çevresi ile somut gerçeklik ilişkileri ve neden-sonuç bağlantıları kurabilen yurttaşlardan oluşur. Didaktik bir eğitim anlayışı, bilgi toplumunun gerektirdiği donanımı sağlamakta yetersiz kalıyor. Tarih eğitiminin bu doğrultuda yeniden yapılandırılması ancak müstakbel tarih eğitimcilerinin bu sorunları tespit ve çözüm kapasitelerinin güçlendirilmesi ile mümkün olabilir.

İşte tam da bu noktada sözlü tarihin önemi daha da belirginleşiyor. Sözlü tarih, toplumsal tarihten siyasi ve ekonomik tarihe uzanan geniş bir yelpazede, geçmişin belleklerde kalan bilgisini bugünden derleyen, disiplinler arası bir yaklaşımdır. Sözlü tarih araştırmacılığı, tarih yazımının demokratikleşmesini sağlamıştır. Toplumsal tarih yazımında dışarıda bırakılmış farklı sosyo-ekonomik ve kültürel grupların, kadınların da tarih yazımının konusu olmasını sağlamış ve tarih yazımının alanının genişlemesine doğrudan katkıda bulunmuştur. Sözlü tarih çalışmaları, belli bir olay veya döneme ilişkin kişisel tanıklık ve/veya yaşantıların kaydedilerek derlenmesi yoluyla toplumların tarihlerini dinamik bir eksende -eleştirel bir gözle- yeniden kurmalarına katkıda bulunuyor. Yaşam anlatılarının derlenmesi yazılı-belgeye dayalı tarihin saptayamayacağı bilgilere ulaşılmasını sağlar, bilimsel tutarlılığa uyumlu şekilde kişisel belleği, sıradan insanların anılarını tarih yazımında ön plana çıkarır.

Sözlü tarih yöntemiyle belli bir tema etrafında, belli bir toplumdaki farklı toplumsal grupların tanıklıklarından hareketle belli bir döneme ilişkin tarihsel bilgi üretilebilir. Örneğin; ulusal ya da bölgesel düzeyde, Cumhuriyet dönemi farklı mesleki pratikleri; ipek dokumacılığı, bakırcılık vb. kaybolmaya başlamış zanaatlar yaşam anlatıları üzerinden araştırılabileceği gibi, küçük bir yerleşim yerinin yerel tarihi de sözlü tarih araştırmacılığının konusu olabilir. Benzer bir şekilde sözlü tarih araştırmacılığıyla, belli bir toplumda siyasi, kültürel ve iktisadi açıdan ayırt edici özelliklere sahip “kuşakları” birbiri ile kıyaslamak/karşılaştırmak ve/veya toplumsal-ekonomik travma dönemlerinin sıradan hayatlardaki karşılığının tarihlerini de yazmak mümkün olur. Tarih, insansız bir soyutlama alanı olmaktan çıkar, bizzat farklı yaşam deneyimleri ve bunların anlatımlarıyla bezeli insani bir forma bürünür, soluk alır hale gelir.

Uzun yıllardır Toplumsal Tarih Dergisi aracılığıyla insan haklarının bütünlükçü bir yorumuyla kamuoyu bilinci oluşturma, iletişim ve görünürlük sağlama faaliyetleri yürütüyorsunuz. Yürüttüğünüz faaliyetlerin kapsamından ve toplumsal bilincin oluşmasına katkılarından bahsedebilir misiniz?

Toplumsal Tarih Dergisi aracılığı ile yürüttüğümüz faaliyetler, sosyal sorunlarımızı ele alma biçimimizi ve çözüm önerilerimizi etkilemektedir. Bu açıdan bakıldığında bizatihi tarihin, tarih yazımının ve tarih algısının kendisi doğrudan sosyal, kültürel ve politik bir sorun olarak zuhur eder. Kuşakların yetişmesi ve sosyalizasyonunda hem eğitim hem popüler kültür düzeylerinde belirleyicidir. Bugün Türkiye’de tarihe yaklaşım ve tarih algısı muazzam ölçüde ideolojikleştirilmiş, dar ve kısa vadeli politik, ideolojik çıkarlara tabi kılınmıştır. Demokratik olmayan, yanlı ve insan haklarına duyarsız bu tarih algısı eğitim alanından medyaya, tarih biliminden gündelik popüler kültür üretimine kadar tüm alanlarda tezahür ediyor ve Türkiye’nin temel sosyal sorunları arasında yer alıyor.

Vakfımız tarih bilincini; günün algılanmasını, geçmişin yorumunu ve geleceğin beklentilerini içeren bir bütün olarak tanımlıyor ve tarih bilincinin yaygınlaştırılıp derinleştirilmesini, toplumların sorunlarına çözüm üretme kapasitelerini artırmanın önemli bir bileşeni olarak değerlendiriyor. Tarih Vakfı, tarih çalışmalarının böyle bir yaklaşımla yürütülmesinin Türkiye’de katılımcı demokrasinin gelişmesine önemli bir katkıda bulunabileceği ve ülkemiz yurttaşları arasında çağdaş ve güçlü bir dayanışmayı olanaklı kılacağı görüşündedir. Bu toplumsal işlev ve amaçlarını, her türlü araştırma, eğitim ve kütüphanecilik-arşivcilik etkinliği ile basılı yayın, elektronik yayın, belgesel film, radyo ve televizyon programları, tarih alanında sanat ve edebiyat ürünleri üretimi, müzecilik-sergicilik, bilimsel toplantı örgütleyiciliği, kültür turizmi ve benzeri çalışmalar yaparak, yaptırarak ya da yapılmasını destekleyerek gerçekleştirir.

Tarih Vakfı, yurtiçinde ve yurtdışında paralel çalışmalar yapan tüm kişi, grup, girişim ve kuruluşlarla, özellikle bilim, eğitim ve sanat kurumlarıyla dayanışma içinde çalışır. Bu kurumlar ile ortak projeler ve çalışmalar yapmaya çaba gösterir, ilişkilerini büyük şehirler dışına da yaymayı ve gönüllülüğe dayanan güçlü bir kamusal destek sağlamayı hedefler. Tarih, coğrafya, edebiyat, sosyoloji, psikoloji gibi sosyal bilimler alanında çalışan araştırmacılar, öğrenciler, gazeteciler, aile tarihi yazmayı hedefleyen bireyler, araştırma alanları genişledikçe karşılaştırmalı araştırma için farklı türden malzemelere ihtiyaç duyan her türlü grup için de bir kaynak olma bilincini taşır.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Tarih Vakfı’nın kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Finansal sürdürülebilirlik alanında kurumsal kapasitemizi geliştirebilmek adına başvurmuş olduğumuz bu hibenin gerçekleşmesi ile Vakfın mali ve kurumsal altyapısını güçlendiren çalışmaların yapılması hedeflenmişti. Hibe dönemi için istihdam kaynağı yaratılmış olan kaynak geliştirme uzmanımızın çalışmalarıyla Vakfın sabit gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve artırılması; yeni proje içerikleri geliştirilip araştırma fonlarına başvurulması ve böylece tarih ve eğitim alanları başta olmak üzere insan hakları temelli projelerin çeşitlenmesi ve çoğalması amaçlanmıştı. Aynı zamanda kurumun yayın ve ürünlerinin daha geniş kitlelere yaygınlaşması için yapılacak iletişim faaliyetleri için de altyapı sağlanması hedeflenmişti.

Bu bağlamda, hibe döneminin başlaması ile beraber mentorumuz Betül Selcen Özer ile aylık çevrimiçi toplantılar gerçekleştirdik. Bu toplantıların yanı sıra yazışmalarımızla da faaliyetlerimiz ve yapılan çalışmalar hakkında bilgilendirme yaptık. Mentorumuzla yaptığımız toplantılar sayesinde geliştirdiğimiz stratejileri ve gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Kısa, orta ve uzun vadede kaynak geliştirme stratejilerimiz üzerinde çalıştık. Kaynak geliştirme için politika ve prosedürlerimiz, kaynak yaratma yöntemlerindeki önceliklerimiz ve bunlarla paralel iletişim politikalarımız belirlendi.

Hibemizin başladığı dönemden itibaren proje fonlarına da artan sayıda başvuru gerçekleştirdik. Bu dönemde ikisi kurumsal destek diğerleri araştırma proje fonu olmak üzere toplam 8 yeni başvuru gerçekleştirdik. Yapılan başvuruların bir kısmı tarih eğitimi üzerine, bir kısmı kültürel miras ve dijitalleşme üzerine ve bir tanesi de Vakıf arşivlerinin dijitalleştirilmesi üzerine oldu. Bunların arasında yer alan Sabancı Vakfı Hibe Programı başvurumuz 386 başvuru arasından ön görüşmeye kabul edilen 22 başvuru arasında yer aldı. The Heritage Management Organization (HERITAGE) ortaklığı ile başvurduğumuz bu proje için kurum ile toplantı yapıldı ve başvuruda gerekli revizyonlar tamamlandı. Ayrıca Vakfın arşivlerinin dijitalleştirilmesi için de İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA), Yaratıcı Endüstriler Mali Destek Programı’na başvurduk. Bu proje başvurularından yalnızca birinden sonuç beklenmekte, ne yazık ki diğerleri olumsuz sonuçlandı. Bu proje ve hibe çağrıları dışında kamu kurumları ve özel sektör kuruluşularına yönelik kurum tarihi ve yerel tarih proje teklifleri de talep üzerine yazıldı.

Tarih Vakfı’nın ilke, amaç ve faaliyetlerine uygun ve bu yöndeki toplumsal ihtiyaçlara da hitap edebilecek şekilde bir sosyal medya iletişim stratejisi oluşturduk. Bu doğrultuda toplumsal tarih olgularını güncel sorunlara paralel olarak popüler tabir edilebilecek grafik tasarımlar ile düzenli olarak sosyal medya platformlarımızda yayımlamaya başladık.

Hibe döneminde yaptığınız çalışmalar kapsamında 4129 Grey ve Socrates Dergi ile geliştirdiğiniz işbirliği kapsamında Dinyakos 2.0 kampanyasının oluşturulmasına katkı sağladınız. Bu işbirliğinin kapsamından ve Vakfınıza katkılarından bahseder misiniz? 

Sokrates Dergi ile işbirliği görüşmelerimiz Mart ayında başladı. Sokrates Dergi ve 4129 Grey ile bu toplantılarda Sokrates Dergi ile Türkiye’de futbolun efsane isimlerinin daha iyi ve konforlu futbol oynamasını sağlayan, bir nevi lokal inovasyonun ürünü olan Dinyakos kramponunun hikayesini ele almak üzere bir proje planlaması gerçekleştirdik. Dinyakos’u dijital çağda doğan yeni nesil futbolseverlere anlatmak için, Son Dinyakos Ustası İbrahim Yöney’in verdiği bilgiler ışığında, yeni nesil bir dijital tasarımcı ile FIFA 21’de giyilebilen Dinyakos 2.0 yaması yaratıldı. Markanın tarihçesi ve yeniden tasarım sürecinden görüntülerin yer aldığı film ile kampanya yayına girdi. Oyuna yüklenebilen Dinyakos 2.0 yaması ve yükleme kılavuzu socratesdergi.com/dinyakos20 adresinden yayına girdi. Markanın nostaljik dokusuna vurgu yaparak tasarlanan internet sitesinde ayrıca Dinyakos’un tarihinden bilgiler ve nostaljik fotoğraflar yer aldı.

Türk futbol tarihinin en ünlü yerel krampon markası olma özelliğini taşıyan fakat bir marka kimliği bulunmayan futbol ayakkabısı Dinyakos için tüm hatlarıyla çağdaş bir markada olan her şeyi kapsayan yeni bir marka kimliği yaratıldı. Markanın ses tonunu belirlemek için hayattaki Son Dinyakos Ustası İbrahim Yöney, Türk Futbol Tarihi araştırmacısı-yazar Fethi Aytuna ve Tarih Vakfı’ndan alınan bilgilerden yararlanıldı. Faaliyette olduğu yıllarda reklamı yazılmayan Dinyakos markası için 50’li yılların retro reklamları stilinde, 5’i gerçek tarihi olaylara dayanan, 1’i ise kampanyanın FIFA modunu duyuran 6 adet ilan hazırlandı. Uzun metinlerde o dönem kullanılan dile uygun eski kelimelere yer verildi kurgu hikayeler bazen o tarihi olayı yaşayan, bazen de tarihe tanıklık eden kahramanın gözünden esprili bir şekilde anlatıldı.

Eski ile yeninin, gerçeklik ile dijitalin bir araya geldiği kampanya Socrates Stüdyo’nun sevilen programı Oyna Devam’da Mehmet Demirkol ve Kaan Kural ile izleyicilere tanıtıldı. Bu proje 16.sı düzenlenen Felis Ödülleri’nde 2 felis, 4 başarı, 2 de kısa listeye ile Kristal Elma’da da 2 bronz ve 1 gümüş ödüle layık görüldü.

Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığınız desteğin Vakfınıza ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Hibe döneminde farkına vardığımız konulardan biri de sosyal etki ölçümü planlamamızın olmadığıydı.  Bunun için bir yandan finansal sürdürülebilirlik planı hazırlanırken öte yandan Vakfın hali hazırda yürüttüğü faaliyetler ve sahip olduğu iletişim kanallarına uygun olarak önerilebilecek etki ölçümü yolları geliştirildi.

Tarih Vakfı’nın hedef kitlesi öğrenciler, öğretmenler, akademisyenler ve genel kamuoyundan oluşuyor. Bununla beraber sosyal medya takipçilerimizin çoğu 25-34 yaş aralığında ve yine çoğu kadınlardan oluşmakta. Tarih dostlarımızın yaş aralığı ise 35 – 40 yaş üstü bir ortalamada seyrederken, mütevellilerimizin yaş ortalaması ise 55 civarında. Bu çeşitliliğe rağmen her bir kitleye özel iletişim stratejimiz bulunmuyordu. İletişim dilimizin daha güçlü olması gerektiği kanısına vardık. Yine bu sebeple finansal sürdürülebilirlik planımıza uygun ayrıca bir de iletişim planı gereksinimi doğdu ve bununla ilgili çalışmalarımızı da yine mentorumuzun da desteği ile gerçekleştirdik. Vakfımıza ait bir iletişim ilkeleri oluşturduk.

Bundan sonrası için dileğimiz ve hedefimiz, kaynak geliştirme komisyonunun etkisiyle bu stratejik planlamayı etkin kılabilmek.  Bunun için de ilk yapılacak olan 5 yıllık bir stratejik planın oluşturulması.