Tag

çocuklar arşivleri - Sayfa 3 / 3 - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Türkiye’de Devlet Koruması Altında Yetişen Çocuklar

By | Uzman Görüşü | No Comments

Hayat Sende Derneği / www.hayatsende.org 

Bu yazıyı sonuna kadar okuyacağını düşündüğüm insanlardansınız.

Ve ”yuvaların kapatıldığı, devlet koruması altında yetişen çocuk ve gençlerin hayata sevgi dolu ailelerde eşit ve güçlü bir şekilde atıldığı bir dünya” hedefini kuran ve bunu gerçekleştirmek için ”Koruma altındaki çocuk ve gençler ile korumadan ayrılan gençlerin hayatlarına yenilikçi çözümler getirmeyi” kendine misyon edinen Hayat Sende Derneği ile umarım bir gün tanışırsınız.

Türkiye’de yaklaşık 17.000 çocuk devlet korumasında yaşıyor. Bunlardan sadece 4.800 kadarı koruyucu ailede yetişiyor. Kalanı, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında büyüyor. Bu yurt ve yuvalarda cinsel istismar, personel şiddeti, akran zorbalığı nadir görülen şeyler değil. Çocuklar, neyin hak neyin hak ihlali olduğunu bilmiyor ve bilse de bu tip hadiselerle karşılaştığında hangi merciye güvenip başvurabileceği bilgisinden yoksun. Başka bir deyişle haklarına erişemiyor. Bunu zaten tahmin edebilirsiniz. Ancak işin bir de az bilinen, mevzuya daldıkça öğrendiğimiz bir kısmı var.

3 yaşından küçük çocuklar, günde 18 saatini karyolaların arkasında geçiriyor. Ya da 5 yaşındaki bir çocuğa, fotoğrafını çekip kendisini gösterdiğinizde, çocuk kendini tanıyamıyor. Çünkü kurumdaki aynalar çalışanların boyuna göre asılmış durumda oluyor. Yurtlara gönderilen gönüllü dişçiler çocukların dişlerinin bir türlü uyuşmadığını söylüyor çünkü tahminlere göre neredeyse yarısı anti-depresan bağımlısı olmuş durumda. Okul çağına geldiğinde çocuk, askere gider gibi kısa kesilmiş saçıyla ve tek tip kıyafetlerle okula gittiğinde, “kimsesiz”, “yetim fare”, “bakımsız”, “yurt çocuğu” gibi sözlerle etiketleniyor ve ötekileşiyor. Diğer öğrencilerin aileleri zaten onları istemiyor; öğretmenlerin ise yurtta yetişen çocuklardan beklentisi yerleşik yargılar sebebiyle az oluyor. Yalnızlaşan ve kendilerinden başarı umulmayan bu çocukların çok büyük kısmı liseyi bile bitiremiyor. Kanuna göre, yüksek öğrenimi kazanamamış olan çocuk, 18 yaşını doldurduğunda yurdu terk etmeye zorlanıyor. Yurttan ayrılan gençlerin, %70’i devlet kurumlarında hizmetli yani temizlikçi, odacı vs. olarak işe giriyor. Ayrıca 18 yaşına kadar bakkala gidip ekmek bile almamış olan bu çocukların para ile ilişkisi de sorunlu oluyor. Çoğu parayı yönetmeyi bilmediğinden borç içinde hayat mücadelesi veriyor ve hayata tutunamıyor.

Bağlanma kuramına belki hakimsinizdir… Çocukların çoğu sürekli değişen “anne”lerle yetiştikleri ve güvenecek birini arkalarında hissetmedikleri için, “kaygılı bağlanma” denilen şeyi yaşıyor ve bakım sonrası hayatlarında da ilişki kurdukları kişilere ya fazla kolay bağlanma veya hiç bağlanamama gibi sorunlar yaşayıp sağlıklı ve suçtan uzak hayatlar sürdüremiyor. Uluslararası istatistiklere göre, yurt bakımından çıkan gençlerin yüzde 10’u intihar ediyor, yüzde 20’si suça, yüzde 15’i de fuhuşa sürükleniyor. Türkiye’de zaten bu konuda tutulmuş ne bir istatistik ne de yeterli farkındalık var.

İşte benim de dahil olduğum, Hayat Sende’nin gündeminde bunlar gibi kimsenin gündeminde olmayan dertler var. İlk bakışta görünmeyen ama aslında birtakım gençlerin “hayatı” anlamına gelen meseleler.

Hayat Sende, yurttan ayrılmış bir grup idealist genç tarafından kurulmuş Ankara merkezli, uluslararası ödüllü bir dernek. Derneğin esas derdi, yurtları kapatmak. Tamamen kapatmak. Bu, radikal bir söylem olarak görünse de, bu radikallik, yurtlarda yaşanan çeşitli olumsuzluğu ancak karşılıyor. Bu ideale ancak “Koruyucu Aile” ve “Evlat Edinme” pratikleri yaygınlaştırılarak ulaşılabilir. Dernek, bununla uğraşıyor. Tabii, bu kolay ve kısa vadede ulaşılabilecek bir hedef olmadığından bu süreçte devlet kurumlarının şartlarının iyileştirilmesini dert ediyor. Ve bunu Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının düştüğü “çocuklar gelsin, yüz boyayalım” ve “hayır bahşetme” tavrıyla değil, hak temelli bir anlayışla yürütüyor. Çocukların kendisini, bizim kendi çocuklarımızı gördüğümüz gibi, değişim ve dönüşümün öncüleri olarak görüyor ve potansiyellerini gerçekleştirme haklarını teslim ediyor.

Bu anlamda, çocukları eğitim, iş ve staj konularında yönlendiriyor. Yurtta yetişen gençlere kamplar, eğitimler düzenliyor, iş olanakları sağlıyor. Söz gelimi, bugüne kadar uygulanmayan ama yasada olan “yurttan ayrılan çocuğun SGK priminin 5 sene boyunca devlet tarafından ödenmesi” pratiğini kurumlara hatırlatıyor. Gelecek projelerinden biri, kurumların üst düzey yöneticilerinin bu çocuklara mesleki “mentor”luk yapabilecekleri bir internet platformu oluşturmak. Bir diğeri, çocukların alışveriş, yemek yapmak, bütçe çıkarmak gibi temel yaşam bilgileri edinebileceği, sosyalleşebileceği, eğitim görebileceği bir kafe açmak. Eğitimleri sadece çocuklara değil, sosyal görevlilere ve ülke çapında öğretmenlere de veriyor.

Toplumda ve medyada, yurtta yetişen çocuklara yönelik, ayrımcı söylemle mücadele ediyor. Medyada yurtlarla ilgili çıkan haberlerin %98’i olumsuz ve bu haberler sansasyona dönük görseller ve başlıklarla dolu. Toplumda diyelim koruyucu aile olmayı düşünen kimselere yönelik söylenen “Başına bela mı alacaksın?” “Büyüsün de seni kessin” gibi yaklaşımlara yabancı değiliz. Türkiye’de toplum, yurtta yetişen çocuklara 12 yaşına kadar acıma duygusuyla yaklaşırken, 12’sinden sonra onları potansiyel suçlu olarak görüyor ve korkuyla yaklaşıyor. Yurttan ayrılan gençlerin geçmişlerini saklama, toplumdan genel olarak saklanma korunma taktiklerine cevap olarak, yürüttüğü “Sosyal Duvarları Yıkalım” projesiyle iyi örnekleri ön plana çıkartmaya çalışıyor. “Doğru Sözlük” projesindeyse, dilimizdeki ayrımcı ifadelerle mücadele etmeyi amaçlıyor. 

Çocukların haklarını gözetecek politikalar üretiyor. Bir anlamda devlete danışmanlık yapıyor, yönlendirici oluyor ve mevzuat değişiklikleri yapılmasına çağrıda bulunuyor. Örneğin devlet, 2015 sonunda aldığı kararla, koğuş bakımı denilen uygulamanın sona ermesi gerektiğine nihayet ikna oldu ve tüm yuva ve yurtları 6 – 16 kişilik çocuk ya da sevgi evlerine dönüştürüyor. Ancak bunu yaparken bu kurumların binalarını şehir merkezlerinin uzaklarına kuruyor. Hayat Sende, çocukların iyice toplumdan izole edilmesi anlamına geldiği için buna karşı çıkıyor. Veya önceki kampanyalarından (“Kardeşler Ayrılmasın”) birinde çok kardeşli çocukların farklı yurt veya yuvalara gönderilmemesine dikkat çekiyor, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuda mevzuat değişikliği yapmasını sağlıyor. Yine son olarak “18 Yaş Çok Erken” isimli kampanyayla çocukların 20 yaşını doldurana kadar yurttan kendi istekleri dışında çıkarılmamasına dair uygulamanın başlamasını başardı. Ayrıca devlete sürekli olarak yetiştirme kurumlarını sivil denetime açması, şeffaflaşması yönünde baskıda bulunuyor. Önerdiği ve uygulamaya geçmesini umduğumuz projelerden biri, ayda 1.500 TL gibi bir paraya çalışan bakıcı annelere, nefes almaları ve kendilerini değerli hissetmeleri için ayda iki defa sinema biletleri sağlanması.

Peki siz bu yazıyı okuduktan sonra ne yapabilirsiniz?

– Yazıyı konuyla ilgileneceğini düşündüğünüz herkese yollayabilirsiniz.

– Hayat Sende’nin Facebook ve Twitter sayfalarını “beğenebilirsiniz.”

– Dilerseniz bizimle iletişime geçerek yurttan ayrılma sürecindeki bir gence, aylık burs sağlayabilirsiniz.

– Hiç olmazsa Hayat Sende’ye bir defalık bağış yapabilirsiniz.

– Kurumsal bir yerde çalışıyorsanız, çalıştığınız yerin kurumsal iletişim bölümüne, sosyal sorumluluk anlamında, derneğe bağışta bulunmasını söyleyebilir, bu bağış karşılığında gelip koruyucu ailelik ve evlat edinme üzerine bilgilendirici bir konuşma yapmamızı talep edebilirsiniz. (Ayrıca şirketlerle başka türlü ortaklıklar kurmamız için toplantılar da düzenliyoruz. Bunlardan biri son olarak masalara konulan Amerikan servislerine bilgilendirici metinler yazmak üzere bir fast-food zinciri olmuştu. Beraber düşününce son derece yaratıcı ortaklıklar çıkabiliyor.)

– Etrafınızdaki medya kuruluşlarında çalışan kimselere, Hayat Sende’yi takibe almalarını ve uygun zamanlarda/dönemlerde yer vermelerini söyleyebilirsiniz.

– İşe birini alacakken, yurttan ayrılan bir gencin 5 senelik SGK priminin devlet tarafından ödendiğini aklınızda tutabilirsiniz.

– Sevdiklerinize ya da kurumsal müşterilerinize Hayat Sende’nin tebrik kartlarından (yılbaşı, anneler/babalar günü, doğum günü vs.) gönderebilirsiniz. Bu hem bağış yapmak hem de bu işlerin bilinirliğini artırmak bakımından iyi olur. Doğum gününüzde etrafınıza “Bana hediye almak yerine Hayat Sende’ye bağışta bulun” diyebilirsiniz.

– Hayat Sende’yi daha yakından tanımak için Necatibey Cad. No: 27/11 Kızılay/Çankaya/ANKARA  adresine gelip bir çayımızı içebilirsiniz.

Şehrin Merkezinde “Görünmez” Bir Mahalle

By | Röportaj | No Comments

Tarlabaşı Toplum Merkezi / www.tarlabasi.org

Üyelerimizden Ali Karabey’in doğum günü bağışçıları ve Any İstanbul’un katkısıyla oluşturulan Çocuk Hakları Fonu, Tarlabaşı Toplum Merkezini destekliyor.

Tarlabaşı Toplum Merkezini ve çalışmalarını daha yakından tanımak için yaptığımız röportajı okuyabilirsiniz. 

“Merkezde aile içi şiddet, stres ve travma, çocuk okul devamsızlıkları veya okul terkleri, okul şiddeti, velayet, kamu ile ilişkiler konularında psikolojik ve hukuksal danışmanlık ile vaka takibi yapılmaktadır. “

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Tarlabaşı’nı genel hatlarıyla anlatmaya kalksak ve mahallelilerin ihtiyaçlarından bahsetsek hangi başlıklardan söz etmemiz gerekir?

Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM): Tarlabaşı, çok farklı kültürden birçok insanın yoksulluk çatısı altında birlikte yaşadığı şehir merkezinde bir bölge. Bölge tarihsel ve mimari olarak öneme sahip. Rum, Ermeni ve Yahudiler dışında Osmanlılar döneminde yerleştirilen Romanlar bölgenin en eski sakinleri. Cumhuriyet dönemi, mübadele ve 5-6 Eylül olayları sonrasında bölgeden azınlıklar hızla göç etti. Sanayi devrimi ile kırdan kente göç eden Anadolu halkı boşalan evlere yerleşti. 1980’de zamanın Belediye başkanı Bedrettin Dalan bölgedeki birçok evi yıkarak Tarlabaşı Bulvarı’nı inşa etti. O zamana kadar Beyoğlu’nun en gözde sokaklarının yer aldığı Tarlabaşı fiziksel olarak ikiye ayrıldı. Bu fiziksel ayrılış sosyal ayrılışı da beraberinde getirdi. Bakımsız kalan sokaklar ve evler, şehir merkezinde olmasıyla da yoksulların tercih ettiği yerler haline geldi. 90 ve 2000’li yıllar sonrasında Türkiye’nin doğusundan yerinden edilmeler ile İstanbul’a sağlık, eğitim ve geçimlerini sağlamak için göç eden Kürtler Tarlabaşı’nın o yıllardaki yeni sakinleri olmaya başladı.

Tarlabaşı ayrıca transit göçle gelen Afrikalılar ‘ın, seks işçilerinin, LGBTı bireylerin, bekar işçilerin, Erasmus öğrencilerinin ve savaş sonrasında Suriyeliler’in de kendilerine yer buldukları yerlerden biri.

Tabi şehrin merkezinde ama bir anlamda da görünmez olan bir yerde suçla ilişkilendirilebilecek gruplar da mevcut. Binaların sıkışık yapısı, kentsel dönüşüm planı ile yıkılan binaların da etkisi ile çocuklar için güvenli oyun alanı ihtiyacını arttırıyor.

Kayıtsızlar dışında yaklaşık 30.000’e yakın nüfusuyla Tarlabaşı, yoksulluk ve geçim sıkıntıları başta olmak üzere, güvencesiz işlerde çalışma, yetişkinlerde okuma yazma bilmeme gibi sorunlar ile mücadele ediyor.

DV: Tarlabaşı Toplum Merkezi ne zaman kuruldu? Bugüne kadar yapılan temel faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

TTM: Merkez 2006 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından Avrupa Birliği projesi olarak kuruldu. 2007 yılında dernek olarak çalışmalarını sürdüren merkez, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde bölgede on senedir çalışan bir sivil toplum örgütüdür. Merkez çocuklara, gençlere, kadınlara, mültecilere sosyal eğitsel ve psikolojik destek vermek amacıyla çalışmalarını düzenlemektedir. Faaliyetlerini çevre ilköğretim okullarının çalışma saatlerine göre planlar. Hafta içi saat 10:00-18:00 arası hizmet veren merkez sabah saatlerinde yetişkinlerle öğleden sonra çocuklarla çalışır. Kurulduğu ilk günden itibaren sanat odaklı eğitimin benimsendiği yaratıcı plastik sanatlar, yaratıcı drama ve müzik atölyeleri ile hak odaklı ve çocuk/genç katılımına yer veren medya çalışmaları merkezin ana çalışmaları içindedir. Ayrıca AÇEV ve TAPV desteği ile kadınlara yönelik okuma yazma ve kadın sağlığı çalışmaları da yapılmaktadır.

2014 yılından beri kadınları ve genç kızların ihtiyaçlarını odağa alan ev ziyaretleri yapılmakta; bölgedeki kadınların durumunun analizi dışında her kadının özel durumuna ilişkin evlerde danışmanlık da verilmektedir.

Merkezde aile içi şiddet, stres ve travma, çocuk okul devamsızlıkları veya okul terkleri, okul şiddeti, velayet, kamu ile ilişkiler konularında psikolojik ve hukuksal danışmanlık ile vaka takibi yapılmaktadır. 

DV: İstanbul’da az sayıda mahalle temelli çalışan dernekten birisiniz. Bu tür bir çalışmanın avantajlarını ve etkilerini nasıl açıklarsınız? 

TTM: Mahalle temelli çalışma, derinlemesine çalışma yapabilmek için en doğru yol. Mahalle temelli çalışma yaptığın zaman, çalıştığın grubu daha iyi tanıyor, ihtiyaçlarını daha iyi belirliyor, süreci daha iyi takip edebiliyorsunuz. Yaptığınız çalışmalar bir defalık ya da sadece tek bir grupla olmadığı için birikimli ve olumlu davranış aktarımı ile çalışmalarınızı ilerletebiliyorsunuz. Eğer gerçekten adil bir çalışma prensibi belirlediyseniz insanların güvenini kazanabiliyor, birlikte daha etkili çalışmalar yapabiliyorsunuz. Genelde donör kişi ve kuruluşlar Türkiye genelinde hizmet veren sivil toplum örgütlerini tercih etme yönünde eğilim gösteriyorlar. Hedef grup olarak gösterilen sayıların yüksek olması çalışmaların etkisinin de yüksek olduğu izlenimini verse de bir defalık ve tek bir grupla yapılan çalışmalar gerekli davranış değişikliğini yapmakta bazen yeterli olmayabiliyor. Tam da bu noktada sistematik ve belli gruplarla düzenli çalışmalar aileleri, diğer kuşakları ve çevreyi daha derinden etkiler ve daha kalıcı davranış değişikliği yapmakta fayda sağlar.

DV: Tarlabaşı’ndaki temel faaliyetlerinizden biri de çocuklarla çalışmak. Onlara yönelik ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz? En etkili çalışma sizce hangisi?

TTM: TTM’de tüm çalışmalar çocukların okul saatlerine göre ayarlanıyor. Genelde psikososyal ve sanatsal faaliyetlere çok önem veriliyor. Tiyatro, müzik ve plastik sanatlar atölyelerin bunların başında geliyor. Ancak çocukların en sevdiği atölye TTM’nin dokuz senedir yürüttüğü Parlayan Çocuklar Çocuk Kulübü. Dokuz senedir kaynak buldukça “Parlayan Çocuklar” dergisini çıkartan kulüp, en çok çocuk hakları medyası alanında uzmanlaşmıştır. Çocuklar tarafından, çocuklar ve yetişkinler için, çıkarılan derginin yazarları da çocuklardır. Türkiye ve dünya gündemini tartışan ve değerlendiren çocuklar ayrıca kendi gündemleri hakkında da görünürlük yaratmaktadır. Üç ayda bir çıkan dergi, mahalleye, okullara, öğretmenlere, diğer sivil toplum kuruluşlarına ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çocuklarla çalışan kurumlara ulaştırılmaktadır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteği size nasıl bir katkı sağlayacak?

TTM: Geçtiğimiz sene müzik ve yaratıcı drama eğitmenleri daha önce TTM’de eğitim alan ve alan içinde yetişmiş eğitmenlerdir. Bu hibeyle bu atölyelerin devam etmesinin sağlanması ile hem atölyeden faydalanan 40 çocuk 4 ay daha hizmet alacak, hem de Tarlabaşılı genç öğretmenler desteklenmiş olacaktır.

DV: Sizin gibi dernekler için finansal sürdürülebilirlik kolay değil. Son 10 yılda Türkiye’de ilişkide olduğunuz hibe veren kuruluşların öncelikleri değişti mi? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?

TTM: Hibe veren kurumlar insan kaynağını desteklemek istemiyorlar. Yazılan bütçeler onlara bazen yüksek geliyor. Oysaki yazılan bütçenin çok büyük bir kısmı vergilere gidiyor. Dernek olduğumuz için sigortasız kimseyi çalıştıramayız. Ayrıca unuttukları bir şey var ki, o kişi yoksa çoğu zaman o çalışma ve o çalışmadan faydalanacak kişi de olamaz. Bir kişi için bütçe yaratma konusunda işi yokuşa sürüyorlar fakat o kişi aynı zamanda 100 çocuk, 100 aile demek çoğu zaman. 

Yerelin desteklenmesi de aynı ölçüde önem taşıyor. TTM olarak belki bir seferde 1000 kişiye hemen erişemiyoruz ama çalışmanın kalitesini ve etkisini arttıracak çalışmalar yapabiliyoruz. Yaptığımız çalışmaların etkisini kolay görebiliyoruz. Bizim gibi çalışan derneklerin proje bazlı değil kurumsal desteğe daha fazla ihtiyacı oluyor. Dezavantajlı alanlarda çalışma bilgi, deneyim ve motivasyonun sürdürülebilirliği de çalışmaların sürdürülebilirliği kadar önemli ve desteklenmeli. Proje değil, programların standartizasyonu üzerinde durulmalı ve gerçekçi hedefler için en az 4 senelik zamanlama yapılmalı. Fakat Türkiye’de sivil toplum ve özellikle hak temelli sosyal hizmet çalışmalarının uzun bir geçmişi yok. Varolan sistem şirket yönetimlerinden evrilmiş, sektörel bazda bir bakış açısına sahip. Niceliksel değer, niteliksel değerden üstün tutuluyor; hibe veren kurum her aşamada görünür olmak istiyor, görünür olamayacağı ve pazar olarak fayda sağlayamayacağı alanlarda destek olmak istemiyor. Tarlabaşı çoğu zaman bu hedef kitleye uymuyor.

Her yıl yeni proje yapmak yerine daha uzun süreli programlarla yapılan çalışmaların sürekliliği ve çok boyutluluğu hibe verenler tarafından gözetilmelidir.

Koruma Altındaki Çocuklar ve Gençler

By | Röportaj | No Comments

Hayat Sende Derneği / http://www.hayatsende.org/

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Hayat Sende Derneğine Kurumsal Program dahilinde hibe desteği sağlıyor.  

Hayat Sende Derneği ve çalışmaları ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz.

“Ülkemizdeki çocuk koruma sisteminde, halen personel eliyle bakımın hakim olduğu koruma modeli uygulanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde koruma altındaki çocukların ortalama yüzde 85’i aile temelli hizmetlerden yararlanarak hayata hazırlanırken, ülkemizde bu oran maalesef çok yoğun kampanyalara rağmen henüz yüzde 25 civarındadır.”

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Hayat Sende’nin çalışma alanından ve bu konuda Türkiye’deki durumdan kısaca bahsedebilir misiniz?

Hayat Sende Derneği (HD): Hayat Sende Derneği 2007 yılında devlet korumasında yetişen bir grup idealist genç tarafından kurulmuştur. Hayat Sende’nin hedefi yuvaların kapatıldığı, tüm çocukların sevgi dolu ailelerde hayata hazırlandığı bir dünyadır.

Ülkemizde koruma altında 17.800 çocuk ve genç bulunmaktadır. Bu çocuk ve gençlerin 4.600’ü koruyucu aile modelinden yararlanarak hayata hazırlanırken, 13.200 çocuk ve genç ise çocuk evi, sevgi evi, yetiştirme yurdu, çocuk yuvası, çocuk destek merkezi gibi farklı kurum ve kuruluşlarda kalmaktadır. Her yıl ortalama 700 çocuk ise evlat edindirilmektedir.

DV: Türkiye’de koruma altındaki çocukların ve gençlerin karşılaştığı öncelikli sorunlar sizce nedir? Hayat Sende bu sorunun çözümüne nasıl katkı sağlıyor?

HD: Ülkemizdeki çocuk koruma sisteminde halen personel eliyle bakımın hakim olduğu koruma modeli uygulanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde koruma altındaki çocukların ortalama yüzde 85’i aile temelli hizmetlerden yararlanarak hayata hazırlanırken, ülkemizde bu oran maalesef çok yoğun kampanyalara rağmen henüz yüzde 25 civarındadır. İşte Hayat Sende tam da bu noktada ailesizliğin bir çocuk için şiddetle eşdeğer olduğunu, tüm çocukların “Ben kimin aklındayım?” sorusunu kendisine sorduğunu, bu sorunun cevabının çocuğu destekleyen bir ebeveyn olması durumunda çocuğun hayata çok daha başarılı şekilde hazırlandığını bilmekte ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir. Aile Hakkı giderek gerek ulusal gerekse uluslararası bağlamda temel insan haklarından birisi olarak görülmeye başlamıştır. Maalesef ülkemizde ise koruma altındaki çocuklar için aile temelli hizmetleri savunan sivil toplum örgütü bir elin parmağını geçmezken, binlerce sivil yapılanmanın halen geleneksel hayır-hasenat yaklaşımıyla gereksiz bir şekilde toplumun hem insan hem de finansal kaynağını çocukların gelişimine onulmaz zararlar veren yuva ve yurt modellerine aktardığı görülmektedir.

Tüm bu sorunlar ele alındığında Hayat Sende aile ve toplum temelli hizmetlerin geliştirilmesi bağlamında kapsamlı bir farkındalık oluşturmakta; ulusal ve uluslararası alandan birçok yenilikçi yaklaşımı ülke gündemine sokmaktadır. Bu konuda en çok zorlanılan husus ise, yuva ve yurtlara bağış yapmanın geleneksel olarak çok yaygın olmasıdır.

DV: Uzun süredir ‘Her çocuğa bir aile’ amacı ile devletin uygulamalarını geliştirmeye çalışıyorsunuz. Son durumla ilgili bilgi verebilir misiniz?

HD: Ülkemizdeki Çocuk Koruma Sistemi son on yıldır önemli bir değişim geçirmekte. Geleneksel olarak ülkemizde çocuk koruma sisteminde personel eliyle bakım hakim rasyonalite olarak görülmekte idi. 2005 yılında Malatya Çocuk Yuvası’nda yaşanan şiddet olayları kamuoyunda oldukça yoğun tepki alınca Çocuk Koruma Sistemi dönüşmeye başlamıştır. Bu süreçte yoksulluk sebebiyle yuvalara çocuk almak neredeyse sonlandırılmış, ailelere mali ve psikososyal destekler verilmeye başlanmıştır. Yuvalarda kalan 11.000 çocuğun da verilen bu desteklerle ailelerine döndürüldüğü görülmektedir. Ayrıca koruyucu aile ve evlat edinme modellerine ilişkin de kapsamlı bir farkındalık oluşturulmuştur. 2012 yılında koruma altındaki çocukların yalnızca 1.225’i koruyucu ailedeyken, bugün bu rakam dörde katlanmıştır. Evlat edinme sayılarının da yılda ortalama 300-400’lerden 700’lere çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte bu hızlı büyümeden de kaynaklı olarak halen birçok sorunun olduğu görülmektedir. Bizler alanda birlikte çalıştığımız derneklerle beraber, bu modellerin sağlıklı bir şekilde kurgulanabilmesi için gerek personel eğitimi gerekse ailelere psikososyal destekler vererek alanı pozitif yönde dönüştürmeye çalışıyoruz.

DV: Türkiye’de STK’ların finansal sürdürülebilirliği ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Acaba Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe derneğinize nasıl bir katkı sağlayacak? Daha sonrasında kaynak geliştirme alanında yapacağınız çalışmalar nelerdir?

HD: Hayat Sende olarak finansal sürdürülebilirliğimiz konusunda ilk kurulduğumuz dönemde daha çok proje bazlı giderken son 2 yılda bireysel bağışçılığın geliştirilmesine daha çok odaklandık. Bu konuda yaptığımız alternatif kaynak geliştirme stratejilerimiz oldukça önemli sonuçlar verdi. Bugün özellikle Vakfınızdan aldığımız destek sonrasında daha ilk ayda bireysel bağışçılarımızın ikiye katlanarak 3.000 TL civarına çıktığını memnuniyetle görebiliyoruz. Hedefimiz projenin sonuna kadar bireysel bağışçılarımızın katkısını 5.000 TL seviyesine çıkartmak.

Kurumsal bağışçılık ise derneğimizin en fazla eksikliğini hissettiği alan. Bu konuda farklı sivil toplum örgütlerinin stratejilerini inceleyerek, yerinde çalışma ziyaretleri yaparak, yenilikçi modelleri bünyemizde uyarlayarak kurumsal bağışçılarımızın da arttırılmasını hedeflemekteyiz.

DV: Sizce STK’ların özellikle bireysel bağışçılara yönelik çalışmalarını geliştirmeleri gerekiyor mu? Bu konudaki deneyimizden bahseder misiniz?

HD: Bireysel bağışçılığın geliştirilmesi Türkiye’de en fazla eksikliği hissedilen alanlardan birisi. Sivil toplum örgütlerine maalesef güvenilmiyor. Sivil toplum örgütlerinin de birçoğunun gizli ajandaları maalesef olabiliyor. Ayrıca yeterince şeffaf bir şekilde gerek karar alma süreçlerini gerekse bütçelerini yayınlamamaları önemli bir problem. Bizler bu noktada tüm faaliyet raporlarımızı, denetleme kurulu raporlarımızı sitemizde yayınlıyoruz. Önümüzdeki dönemdeki hedefimiz ise yıllık Yeminli Mali Müşavir Denetimi yaptırmak.

Bu noktada vurgulamak istediğimiz ana hususlardan birisi ise, sivil toplum örgütlerinin toplumla diyalog kurmada önemli hatalar yapmaları. Genelde sosyal medyayı iç iletişim aracı olarak doğrudan hizmet sağlayıcısı olduğu hedef kitlesine yönelik kullanması mesela böyle hatalardan birisi. Bunun yerine daha çok toplumla diyalog kurulmaya çalışılması, iç iletişim için ise alternatif mekanizmaların kurulmaya çalışılması olmalı.

Tabi bürokrasinin baskınlığı, Yardım Toplama Kanunu’nun sıkıntıları, sosyal etkinin ölçülmesinde yeterli teknik kapasitenin olmaması ve topluma anlatılmaması da bireysel bağışçılığın geliştirilmesindeki ana sıkıntılar.

Sorunuzun özüne gelirsek, fon veren kuruluşların kaynakları gerçekten çok sınırlı ve rekabetçi. Bireysel bağışçılığın geliştirilmesi Türkiye’deki sivil toplumunun geleceği için olmazsa olmaz. Her yıl hedefler koyarak yıllık gelirimizin en az yüzde 50’sini bireysel bağışlardan temin etmeye çalışmak ana hedefimiz.

Koruma Altındaki Gençlerin ve Çocukların Sorunlarına Yenilikçi Çözümler

By | Kurumsal Destek Fonu | No Comments

2007 yılında koruma altında yetişmiş bir grup genç tarafından kurulan Hayat Sende Derneği, yuvaların kapatıldığı, devlet koruması altında yetişen çocuk ve gençlerin sevgi dolu ailelerde, eşit ve güçlü bir şekilde hayata atılmasını desteklemek amacıyla kurulmuştur.

Bu çerçevede, koruma altında yetişen çocuk ve gençleri eğitim, iş, burs, staj ve hakları konusunda desteklemek, onların sorunları hakkında farkındalık oluşturmak, projeler hazırlamak başlıca hedeflerindendir. 

Ayrıca Hayat Sende Derneği, koruma altında yetişen çocuk ve gençlere ilişkin medyada ve toplumdaki olumsuz eylem ve söylemlerle mücadele etmektedir.

Detaylı bilgi için http://hayatsende.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Hayat Sende Derneği, finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için Sivil Toplum için Destek Vakfından Kurumsal Program dahilinde hibe desteği alacaktır. 

Hibe, Haziran 2016 – Ocak 2017 tarihleri arasında derneğin 4 aylık Kaynak Geliştirme Koordinatörü maaşını, kurum ziyaretlerini ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezinde katılacakları eğitimi destekleyerek kaynak geliştirme çalışmalarına ağırlık vermelerini amaçlamaktadır.

Kentsel Dönüşüm ve Sulukule

By | Röportaj | No Comments

Sulukule Gönüllüleri Derneği / http://www.sulukulegonulluleri.org/

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Sulukule Gönüllüleri Derneğine Kurumsal Program dahilinde hibe desteği sağlıyor. Sulukule Gönüllüleri’ni ve çalışmalarını daha yakından tanımak için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz.

“Evleri yıkılanlar, evsiz kaldı veya Karagümrük’teki akrabalarının yanına yerleşti. Yıkımlar en fazla çocukları ve kadınları etkiledi. Okulu terk oranı arttı, çocuklar arasında okula gitmeyenler de fazlaydı. Dernek kuruluşundan önce bu yıkım alanında çocuklarla çalışmaya başladık, derneği kurmamız, şu anki çalışma programımızı oluşturmamız, yıkım alanında başladığımız çocuk çalışmalarının bir ürünüdür.”

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sulukule Gönüllüleri Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak mahalledeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD): Sulukule Gönüllüleri Derneği, Sulukule Platformu’nun bir parçası olarak, yıkım alanında gönüllü çalışan kişiler tarafından, 2010 yılında kuruldu.

SGD, risk altındaki, dezavantajlı, ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla çalışmayı, hak temelli faaliyetler organize etmeyi hedeflemektedir. Okulu terki önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak, SGD’nin hedeflerinin başında gelmektedir.

Dernekte ve çocukların devam ettiği okullarda yaptığımız çalışmalarla şunları hedefliyoruz;

  • Risk altındaki çocukların eğitime erişebilirliğine destek olmak, okula bağlamak

  • Uyum problemi olan çocukların, çevreleriyle sağlıklı iletişim kurmalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlamak

  • Erişim imkanı bulamadıkları sosyal-kültürel faaliyetlere ulaşmalarını sağlamak

  • Okulu terki önleme konusunda okul yönetimi, öğretmenler, veli, öğrenci ve sivil toplum ayaklarını birlikte güçlendirmek

  • Eğitim hakkından yararlanabilmeleri için maddi imkanı yetersiz olan çocuklara beslenme, kırtasiye ve burs desteği sağlamak

Birçok çocuğun temel konulardaki ihtiyaçlarına çözüm bulmaya çalışarak çocukların eğitim haklarından yararlanmaları kolaylaştırılmakta, böylece ihtiyaç sahiplerine doğrudan odaklanılarak ilgili çocuklar desteklenmektedir.

DV: ’Kentsel dönüşüm’ ve Suriyeli mültecilerin ‘entegrasyonu’ günlük yaşamı nasıl etkiledi?

SGD: Sulukule’nin Yenileme Alanı ilan edilip, kentsel dönüşüme uğraması uzun bir zamana yayıldı, 2006 ile 2009 yılları boyunca yıkımlar sürdü. Mahalle bu süre boyunca bir enkaz yığını halinde bırakıldı ve evleri ‘henüz yıkılmamış’ insanlar bu koşullarda yaşadılar. Evleri yıkılanlar, evsiz kaldı veya Karagümrük’teki akrabalarının yanına yerleşti. Yıkımlar en fazla çocukları ve kadınları etkiledi. Okulu terk oranı arttı, çocuklar arasında okula gitmeyenler de fazlaydı. Dernek kuruluşundan önce bu yıkım alanında çocuklarla çalışmaya başladık, derneği kurmamız, şu anki çalışma programımızı oluşturmamız, yıkım alanında başladığımız çocuk çalışmalarının bir ürünüdür.

Suriyeli mülteciler ise son 2-3 yıldır Fatih’te, özellikle de yıkılan ve yerine lüks konutların yapıldığı eski Sulukule mahallesinde yer seçmeye başladılar. Fatih ilçesi İstanbul’da üçüncü en fazla Suriyeli mülteci nüfusunun barındığı ilçedir. Ancak yıkılan mahallelerinin yakınında yaşayan Romanlar arasında evlerinin, mahallelerinin Suriyeli mültecilere verildiği algısı oluştu.

Derneğimize Türkçe’yi bilen Suriyeli çocuklar yeni yeni gelmeye başladı. Derneğin kuruluşundan bu yana Roman çocuklar ile mahalledeki Kürt ve Türk çocukların kaynaşma ortamı olması gibi Suriyeli çocukların da onlarla bir arada olabileceği bir ortam olmasını istiyor, çabalıyoruz.

DV: Okul terkini azaltmak için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Okula devamı sağlamak konusunda veli (daha çok anne veya nine), okul ve sivil toplum ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

SGD: Dernekte ve çocukların devam ettiği okullarda gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetler ve destek çalışmalarımızın tümü okulu terki önlemek ve çocuğu okula bağlamak için 5 yıldır kullandığımız yöntemlerdir. Bu sayede Karagümrük bölgesinde kimliği olmayan, okulu bırakmış, hiç okula başlamamış çocuklar SGD gönüllülerinin okul ve İlçe MEB ile iletişim kurması sayesinde okula başlamıştır.

Hali hazırda okula devam eden ancak hem maddi güçlük çeken hem de okul başarısı düşük çocuklara sunulan destek çalışmaları (beslenme desteği, eğitim bursu gibi), çocuğun bu yoksunluklar sebebiyle okuldan ayrılmasının önüne geçmektedir.

Gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerde sivil toplum, veli (özellikle anne veya nine) ve okul ayaklarını hep birlikte güçlendirmeyi hedefliyoruz, böylece okulu terki önlemek için tüm aktörler arasında işbirliği sağlamayı istiyoruz. Risk altındaki çocuklarla çalışmada tutarlı olunması, benzer davranış kalıplarının sergilenmesi önemlidir. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların hayatların hiçbir zaman rutin yoktur, bu rutini sağlamak için tüm aktörler işbirliği halinde olmalıdır.

Kadınlarla çalışmalar ise, çocuğuna okulda destek olmak isteyen annelerin okuma-yazmayı öğrenme taleplerini derneğe iletmeleriyle açılan dersler sayesinde başlamıştır. Bunun yanında yine kadınlardan gelen ihtiyaçlar doğrultusunda çocuk yetiştirme üzerine eğitimler organize edilmiş, burada öğrenilenlerin çocuklara yaklaşımda kullanılması sayesinde, çocuğun hem dernek hem de ev ortamında daha uyumlu olması sağlanmaya başlanmıştır.

DV: Saha çalışmaları sırasında en çok zorlandığınız konu/alan nedir?

SGD: Özellikle okul içinde yaptığımız çalışmalarda bazı bürokratik engeller çalışmaları aksatabiliyor. Okul terki için okul içinde atölyeler yapmayı çok önemsiyoruz, dönem başında Fatih İlçe Milli Eğitim’den izinlerimizi alıyoruz ancak dönem içinde Belediye veya Kaymakamlık tarafından bizim kullanacağımız mekanlar başka bir işe ayrılıyor ve atölyelerimiz aksayabiliyor.

Dernek mekanımızın küçük ve tek oda olması da saha çalışmalarımızda bir diğer engel. Aynı anda farklı yaş grupları veya çocuk ve kadınlarla çalışmalar yürütemiyoruz. Özellikle kadın çalışmalarında küçük çocuğu olan kadınlar çocuklarını da yanlarından getirdikleri için, tam anlamıyla kendilerine vakit ayıramamış oluyorlar.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz?

SGD: Bu hibe ile bir kapasite geliştirme uzmanı ve bir genel koordinatör istihdam etmeye başladık.

DV: Özellikle “finansal sürdürülebilirlik” açısından hibe desteğinin size nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz? Kurumun devamlılığı için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

SGD: Kapasite geliştirme uzmanı derneğe kaynak geliştirme, bağışçılarla ilişkileri güçlendirme, görünürlüğü arttırma alanlarında katkı sunacak;  genel koordinatör ise derneğin genel faaliyetlerinin yürütülmesi, koordinasyonun yapılmasına destek olacak. Böylece kurumsal kapasiteyi güçlendirmek adına ilk kez profesyonel bir destek almış oluyoruz.

DV: Mahalle temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarının sizce en çok karşılaştığı ihtiyaç nedir?

SGD: SGD ve benzer şekilde yerelde çalışan derneklerin en büyük sorunlarından birisi finansal sürdürülebilirlik. Bunun için sadece hibe ve fonlara bağımlı kalmak, belirli süreli (genelde 12 ay) projelerin sonucunda devamlılık kaygısı yaşamak yıpratıcı bir durum oluşturuyor. Bu nedenle Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteği bizim gibi kurumlar için çok uygun bir destek oldu.

Öneri olarak, belki her yeni fon veya hibe, kurumun devamlılığı için de içinde bir destek payı içerebilir. 12 ay boyunca desteklenen proje, takip eden yıl da devamlılığı olan bir çalışma ise, desteğin devamı ve o kurumun önceliğinin gözetilmesi için yöntemler düşünülebilir. Bu durum, ilk kez destek alacak kurumların payını kısıtlayacak şekilde olmamalıdır elbette…

Çocuk Hakları Fonu, Tarlabaşı Toplum Merkezini destekleyecek

By | Proje Destek Fonu | No Comments

Çocuk Hakları Fonu, Tarlabaşı Toplum Merkezini destekliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı üyelerinden Ali Karabey, çevresinden doğum gününde hediye alınması yerine vakfa, çocuklara yönelik çalışan bir kurumun desteklenmesi amacıyla, bağış yapılmasını istedi. 

Doğum günü etkinliğinin gerçekleştiği ANY İstanbul, o günkü cirosunun yarısını bu fona aktardı. Doğum günü bağışları ve ANY İstanbul’un desteğiyle, dezavantajlı çocukların güçlenmesine yönelik çalışmaları desteklemek amacıyla ‘Çocuk Hakları Fonu’ oluşturuldu. 

Bağışçıların görüşü ve kurum ziyaretlerinin sonucunda ‘Çocuk Hakları Fonu’ hibe desteğinin Tarlabaşı Toplum Merkezine aktarılması kararlaştırıldı. 

Tarlabaşı Toplum Merkezi, İstanbul’un merkezindeki dezavantajlı bölgelerinden biri olan Tarlabaşı’nda sosyal hayattan dışlanan, yoksullukla mücadele eden kadın, çocuk ve gençlerin kent yaşamına eşit katılımını desteklemek için 2006 yılında kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür.

Çocuklara yönelik okula devamı destekleyecek kurslar, sanat ve medya atölyeleri, çocuk hakları forumu düzenliyor  ve ihtiyaç duyan çocuklara da psikolojik danışmanlık hizmeti veriyorlar. 

2006 yılından bu yana Tarlabaşı’nda 13.000’in üzerinde dezavantajlı çocuk, genç ve kadına sosyal, psikolojik ve eğitsel destek ve danışmanlık sağlamışlar.

Sağlanan hibe desteği ile, çocuklar üzerinde çok etkili olduğunu belirttikleri ritm atölyesini 6 ay daha devam ettirecekler. 

Toplum Merkezi’nin alt katında çalışabilecekleri ek bir mekanın hazırlıklarını tamamlayacaklar. 

Sulukule Gönüllüleri Derneğine Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek Fonu | No Comments

Sulukule Gönülleri Derneği (SGD), Sulukule’de yaşayan risk altındaki, dezavantajlı, ayrımcılığa maruz kalmış, maddi güçlük çeken gruplarla çalışmak, hak temelli faaliyetlerle bu kesimlerin günlük hayatındaki yaşam kalitesini geliştirmek ve bu kesimlerin toplumsal katılımlarını artırmak amacıyla 2010 yılında kurulmuştur.

Okul terkini önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak, SGD’nin başlıca hedeflerindendir. 

Bu kapsamda; okulu terk etmenin ciddi bir sorun olduğu mahallede okula devamı odağa alan çalışmalar gerçekleştirmek, okul içi ve dışında çocukların eğitsel ve yaratıcılıklarının gelişimine yönelik faaliyetler organize etmek, eğitim hakkından yararlanabilmeleri için maddi imkanı yetersiz olan çocuklara beslenme, kırtasiye ve burs desteği sağlamak  ve mahalledeki kadınlara yönelik eğitimler organize etmek çalışmaları arasında yer almaktadır.

Detaylı bilgi için http://sulukulegonulluleri.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Sulukule Gönüllüleri Derneği, finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için Sivil Toplum için Destek Vakfından Kurumsal Program dahilinde hibe desteği alacaktır. 

Hibe, Mayıs 2016 – Ocak 2017 tarihleri arasında derneğin tam zamanlı çalışanların giderlerini destekleyerek, kaynak geliştirme çalışmalarına ağırlık vermelerini amaçlamaktadır.

Mavi Kalem, Kadın ve Çocuk Çalışmaları

By | Röportaj | No Comments

Mavi Kalem Derneği / www.mavikalem.org

“Şekerden tekstile kadar pek çok kaçak ve riskli malzeme ile çalışan atölyelerde kız çocukları ve kadınlar tehlikeli koşullarda çok düşük bedellerle çalışmaktadır. Yine kız çocuklar ve genç kızlar küçük kardeşlerinin bakım sorumluluğunu erken yaşlarda üstlenmek durumunda kalabilmektedirler. Genç erkekler için ise gelir getirici işler arasında yasadışı çeteler ile çalışmak seçeneklerden biridir… “

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Kurumsal Program dahilinde ilk hibe desteğini Mavi Kalem Derneği’ne veriyor. Mavi Kalem Derneği’ni ve çalışmalarını daha yakından tanımak için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Mavi Kalem ne zaman kuruldu? Genel olarak Mavi Kalem’in etki alanından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

Mavi Kalem (MK): Mavi Kalem, 2000 yılında kurulmuş bir STK’dır. 15 yıldır esas olarak kadın ve çocukları hedef alan projeler yürütmektedir. Mavi Kalem’ in çalışma alanları çocuk eğitiminin desteklenmesi, kadın sağlığı ve kadın sağlık hakları ile afet ve acil durumlarda çalışma standartlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Hedef gruplarımız ise öncelikli olarak çocuklar ve kadınlardır. 

Mavi Kalem,  Fener- Balat  (Fatih-İstanbul) semtlerinde Anadolu’dan değişik nedenlerle İstanbul’a göç eden ailelerin çocuklarının eğitimlerini sürdürmesini ve eğitim başarılarını desteklemeyi hedefleyen bir çocuk programını 2002 yılından itibaren yürütmektedir.  Fener – Balat Anadolu’nun farklı yerlerinden göç almasının yanı sıra son 2 yıldır Suriyeli mültecilerin İstanbul’daki yerleşim alanlarından biri olmuştur. 

Semtteki çocuklar yoksul ailelerden ve farklı coğrafi ve/veya kültürel kimliklerden gelmektedir. Kimlik farkları sosyal ve siyasal ortamın çocukların dünyasına yansıması olarak aralarında ayrımcılığa, çatışmalara, gruplaşmalara neden olup iletişimde zorlaştırıcı rol oynayabilmektedir.  Okulda, sosyal alanda, komşuluk ilişkilerinde ayrımcılık davranışlarına açıkça tanık olmak mümkündür.

Çocuklar için sosyalleşme alanları eğer okula devam ediyorsa okul, sokak, din eğitimi veren kurslar ve gruplar, genç erkekler için erkek kahveleri ve kızlar için ise anneleri ile komşu ortamları ile çok sayıdaki kayıt dışı “merdiven altı” üretim atölyeleridir.  Şekerden tekstile kadar pek çok kaçak ve riskli malzeme ile çalışan atölyelerde kız çocukları ve kadınlar tehlikeli koşullarda çok düşük bedellerle çalışmaktadır. Yine kız çocuklar ve genç kızlar küçük kardeşlerinin bakım sorumluluğunu erken yaşlarda üstlenmek durumunda kalabilmektedirler. Genç erkekler için ise gelir getirici işler arasında yasadışı çeteler ile çalışmak seçeneklerden biridir. 

Madde kullanımı (sigara ve diğer bağımlılık yapan maddeler) çok erken yaşta çocukların hayatına girmektedir. 

Başta şiddet olmak üzere taciz ve ensest yine çocukların karşılaşabildiği sorunlardandır.

Parçalanmış ve/veya ebeveynlerinden birinin cezaevinde olduğu ailelere rastlanmaktadır.

Tüm bu ortam çocukların ve gençlerin okul dışı kalması ile birleşince suça karışma riski artmaktadır. Kız çocuklarında ise erken evlilikler ve onun taşıdığı sağlık sorunları ile karşılaşmak bir diğer risk olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Çocuklar ve gençler okulda başarısız olduğunda ya da ailenin çocuk için okuldan beklentisi olmadığında gelir sağlayıcı işlere yönelmekte ve yönlendirilmektedir. 

Kurum olarak çalışma anlayışımız; yararlanıcıların kendi tanımladıkları ihtiyaçları üzerinden projeler planlamaktır. Projelerin uygulama ve karar süreçlerinde yararlanıcılar dahil olarak çalışmaların gönüllü dayanışmanın teşvik edilmesiyle yürütülmesi sağlanmaktadır. 

Mavi Kalem 2004 ve 2008 yıllarında semtte 250 ve 350 hane ile çocuk ve kadınlara yönelik ihtiyaç analizleri yaparak programlarını geliştirmiştir.

Semt ilköğretim okulu ile iletişim de kurularak çocukların, ailelerinin okuryazarlığı ve eğitim düzeyi düşük olduğundan eğitim konusunda destek alamadığı, okul başarısı düşen çocukların hem okul hem de aile tarafından eğitim dışına itildiği görüşmüştür. 

Mavi Kalem çocuk programının ana hedefi çocukların okul başarısını arttırmak ve çocukları güçlendirmektir.

Mavi Kalem’in kuruluşundan itibaren kadınlara yönelik çalışmaları kadın sağlığı ve hakları ile kadınların aile içi şiddet, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitsizliği karşısında güçlendirilmesini hedeflemiştir.

Özellikle son 10 yıldır hızla artan kadına yönelik şiddet; muhafazakârlaşmanın etkisiyle kadınların sağlık hizmeti alırken artan çekinceleri, sağlıkta özelleştirme politikaları sonucu ücretsiz kadın sağlığı hizmetlerinin, gebelikten korunma ve kürtaj hizmetinin uygulamada büyük ölçüde ortadan kalkması; kürtaj karşıtı politik söylem ve kampanyaların olumsuz etkisi kadınların sağlık durumuna ve sağlık haklarına zarar vermiştir. 

Her ne kadar kadınlar siyasete, ekonomiye, kadın hakları mücadelesine, akademik çalışmalara aktif olarak katılsa da kadını aileden bağımsız birey olarak görmeyen sağlık ve beden politikaları kadınların hak ve eşitlik mücadelelerini zayıflatmaktadır.  Mavi Kalem çalışmalarında, kadınların bedenleri, sağlıkları ve beden ve sağlık hakları konusunda farkındalık oluşturularak ve bilgilendirilerek güçlendirilmesini misyon edinmiştir. 

Mavi Kalem’in başlıca çalışmaları;

– 2000 de Düzce’de Marmara depreminden etkilenen nüfusa yönelik gezici sağlık hizmeti, kadın sağlığı, hakları ve dezavantajlı durumlarda sağlık ve hijyen konularında projeler, çocuklara psiko-sosyal destek aktiviteleri ve afet acil durumlarda uluslararası insani yardım standartlarının Türkiye’de afetlerden etkilenen gruplarla çalışan kuruluşlar arasında yaygınlaştırılmasını hedefleyen projeler uygulayarak çalışmalarımıza başladık.

– 2002 den itibaren İstanbul- Balat/Fener semtlerinde Anadolu’dan göç ederek gelen ailelerin çocuklarına okul başarılarını arttırmaya yönelik “eğitim desteği” programını başlattık. Farklı proje ve destekçilerle gelişerek 2015 Haziranına kadar program devam etmiştir. Bu çerçevede ilköğretim dönemindeki çocuklar için matematik, Türkçe, İngilizce gibi etüt dersleri; resim, el işleri, dans ve müzik gibi sanat ağırlıklı çalışmalar; bilgisayar, çocuk hakları atölyesi, gezi, piknik ve sokak etkinlikleri, psiko-sosyal destek çalışmaları gibi güçlendirme ve beceri geliştirme projeleri uygulanmıştır. Son 2 yıldır Suriyeli kadın ve çocuklardan küçük gruplara Türkçe konuşma ve kaynaştırma etkinlikleri yürütülmüştür.

– Yine 2002 den itibaren hem Fener/Balat semtlerinde hem de Türkiye genelinde kadınlara yönelik çalışmalar da yürütülmüştür. Sağlık hizmeti ve bilgilendirme/danışmanlık, şiddeti tanıma ve farkındalık geliştirme, kentte yaşama becerisi geliştirme ve sosyalleşme, kadın sağlığı ve sağlık hakları atölyeleri, psikoterapi desteği, kadın sağlığı toplantıları, kadın danışma noktası, el becerileri atölyeleri gibi projeler Fener/Balat semtlerinde uygulanmıştır. 

– Ayrıca Van depremi sonrası Van’da Van Saray Kadın derneği ile “Depremzedelere Danışmanlık Birimi” kurulmuş, 2013 de İstanbul, Ankara; Diyarbakır ve İzmir’de yerel kadın kuruluşları ile işbirliği halinde Kadın Sağlığı Politikaları Forumları gerçekleştirilmiştir.

– Halen Fener/ Balat ve Sulukulede 14-18 yaş arası genç kızlara yönelik güçlendirme atölyeleri uygunlanmaktadır. Yine aynı semtlerde 12-14 yaş grubu risk altındaki çocukların okula devamını desteklemek amacıyla etüt ve destek atölyeleri projesi yeni başlamıştır.

DV: Bu yılki çalışmalarınızın, faaliyetlerinizin odak noktası nedir?

MK: Doğal ya da insan kaynaklı afetlerden etkilenerek iç veya dış göçle yer değiştiren gruplardaki kadın ve çocuklar çalışmalarımızda öncelikli gruplar olmuştur. 

2016 yılı için çalışmalarımızda kadın ve genç kızları öncelikli gruplar olarak tanımladık. Bu nedenle 2016 daki projelerimiz öncelikle bu hedef gruplara yönelik olacaktır. 

DV: Özellikle “finansal sürdürülebilirlik” açısından hibe desteğinin size nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?

MK: Mavi Kalem’in 2016 hedefleri doğrultusunda finansal sürdürülebilirliğin önemli bir yeri vardır. Mavi Kalem’in 15 yıldır yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde genel olarak; çocuk eğitiminin desteklenmesi, kadın sağlığı ve kadın sağlık hakları ile afet ve acil durumlarda çalışma standartlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını içermektedir. Fener/Balat çevresinde sürekli değişen bir profil mevcutken, genel ihtiyaç alanları değişmemektedir.

Mavi Kalem’in finansal sürdürülebilirliğinin sağlanmasına dair başlıca konusu proje bazlı kaynaklara ulaşarak çalışmalarını yürüttüğü için çalışanlarını kalıcı ve uzun süreli istihdam edememesidir. Bu nedenle Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın oluşturduğu hibeden yararlanıyor olmak bizim için büyük bir fırsattır. Bu fırsatla hibe desteği süresince bir çalışanımızın bir yıldan daha uzun istihdam edilmesini sağlayarak çalışmaların sürdürülebilirliğini ve yeni kaynaklara erişimin daha çok kişiyle yürütülerek birkaç yıl için mali olası kaynaklarını kesinleştirilmesini destekleyecektir. Yanı sıra proje fonlarından çoğunlukla karşılayamadığımız genel giderlerimize bu hibeden destek alıyor olmamız da finansal sürdürülebilirliği sağlamamızı kolaylaştıracaktır. 

DV: Metropollerde, mahalle temelli olan ve çalışmalarını uzun süredir devam ettirebilen STK sayısı çok fazla değil. Genel hatlarıyla, bu alanda yaşadığınız zorluklar ve edindiğiniz deneyimler nelerdir?

MK: Fener-Balat bölgesi İstanbul’un en eski yerleşimlerinden biridir. Türklerin, Kürtlerin, Romanların ve az sayıda Rum ve Ermenilerin, Suriye’deki savaşla birlikte Suriyelilerin de yaşadığı bir semt olmuştur. Etnik, dinsel ve kültürel farklılıklar, içe kapalı yaşamlar, yoksulluk ve muhafazakârlık, şiddet ve ayrımcılık; uyum sorunları, yaygın uyuşturu kullanımı, kendine güvensizlik, eğitimden uzaklaşma, riskli para kazanma yollarına yönelme gibi durumları beraberinde getiriyor. Bu gibi durumlarda çocuklar ve kadınlar dezavantajlı gruplar arasında yer alıyor. 

Yerinde etme ve yerinden edilme gibi sosyal sebeplerden dolayı mahalle profili her sene değişmektedir. Değişen mahalle yapısı projelerde yaşanan iletişim ve uyum problemleri Mavi Kalem’i sürekli yeni stratejiler geliştiren, yenilikçi ve vizyoner bir kurum haline getirmiştir.   

Mavi Kalem kuruluşundan itibaren Fener-Balat çevresindeki mahalle sakinleri ile kurduğu ilişkiler sayesinde karşılıklı güven ve paylaşım alanı yaratmıştır. Mahalle sakinlerinin ihtiyaç alanlarını doğru bir şekilde analiz ederek, yararlanıcıların kendi tanımladıkları ihtiyaçları üzerinden projeler planlanmıştır. Projelerin uygulama ve karar süreçlerinde yararlanıcılar da dahil edilmiştir. Çalışmalarımızda gönüllü katılım ve gönüllü dayanışmanın teşvik edilmesi temel çalışma prensiplerimizden olmuştur.

Yıllar içerisinde Mavi Kalem’in çalışma anlayışının bir model olarak benimsenmesi hedeflerimizden biridir. Uluslar arası temel insani yardım standartları ve insani yardım prensiplerini benimseyerek kurumsal davranış kurallarımızı oluşturup çalışma anlayışımızı güçlendirdik. Bu perspektifimizin gönüllü çalışma anlayışının katkısıyla ortaklık ve işbirliği geliştirdiğimiz kurumlara örnek oluşturmasını hayal ediyoruz. 

Fener/ Balat, Sulukule ve Heybeliada-Büyükada’da 14-18 yaş arası genç kızlara yönelik güçlendirme atölyeleri uygulanmaktadır.

Yine Fener/Balat ve Sulukule semtlerinde 12-14 yaş grubu risk altındaki cocukların okula devamını desteklemek amacıyla etüt ve destek atölyeleri projesi yeni başlamıştır.

Afet ve Acil Durum Çalışmalarında Kadın Hakları ve Sorunu Çalıştayı’nı 16-17 Nisan tarihlerinde Sivil Düşün’ün desteği ile düzenleyeceğiz. 

Mavi Kalem, Türkiye’de ve uluslararası alanda çalışma konuları ile bağlantılı ağların üyesidir. 

– Türkiye’de SİTAP(Sivil Toplum Afet Platformunun) 3 kurucu kuruluşundan biridir. 

– Kreş Haktır Platformu, Kürtaj haktır platformu katılımcısıdır. 

– Uluslarası ağlardan OBOS (Our Bodies Ourselves) Global Network üyesidir.

– Sphere İnsani Yardım Standartları ağının Türkiye bağlantı noktası, 

– İNEE (Inter-Agency Network for Education in Emergencies) ve CHS (Core Humanitarian Standarts) Alliance’ın Türkiye’den tek katılımcısı ve üyesidir. 

– Global Güneyli Sivil Toplum Kuruluşları Ağı’nın üyesidir. 

– Avrupa Birliği Gençlik Programlarında 2007 den beri gönüllü gençlerin yurt dışına gidişine destek verir ve ev sahipliği yapar. 

– Yurt içinden ve dışından üniversitelerden stajyer alır. 

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz?

MK: Mavi Kalem çalışmalarını sınırlı bağışlar, proje fonları ve gönüllülük ile 15 yıldır yürütmüştür.

2016 yılında Mavi Kalem, yeniden yapılanma sürecinde olup kurumsallaşmayı hedeflenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan alınan hibe desteği ile Mavi Kalem’in insan kaynaklarını daha etkin kullanacağı bir süreç hedefliyoruz. Böylece kurumsal temel giderlerimize dair aldığımız destekle uzun süreli profesyonel istihdamı ve kurumun kira giderinin bir kısmını karşılanması kurumsal olarak yeni kaynaklara ulaşılabilirliğimize önemli bir katkı oluşturacaktır. Bu etkenle kurumun tanıtımı ve yeni kaynaklara erişimin sağlanması için alt yapının güçlenmesi açısından büyük bir katkı sağlayacaktır. 

Böylelikle hibe aldığımız süre sonunda Mavi Kalem’in finans olarak da temel giderlerinin sürekliliğini sağlayabilir ve proje ön çalışmalarını yapabilir durumda olmasını, bağışçı ve kaynaklarla daha etkin iletişimi ve daha interaktif tanıtım perspektifi geliştirmiş olmasını hedefliyoruz. 

Mavi Kalem Derneğine Kurumsal Destek

By | Kurumsal Destek Fonu | No Comments

Sivil Toplum için Destek Vakfı, kurumsal programdaki ilk hibe desteğini Mavi Kalem’e sağlıyor. 

Dernek 1999 Kocaeli depremi sonrası, Eylül 2000’de kuruldu. Afet gibi olağandışı koşullarda çifte dezavantajlı hale gelen kadın ve çocukların psiko-sosyal destek, beceri geliştirme, eğitim ve sağlık konularında desteklenmesine yönelik çalışmaları sorun olarak belirlediği ilk alanlardandır.

Derneğin tüm çalışmalarında toplumsal cinsiyet eşitliği öncelikli olarak ele alınmakta, tüm faaliyetler hedef gruplar için güçlendirici ve özgürleştirici bir perspektifle hayata geçmektedir. Halen 14-18 yaş grubu genç kızlarla şiddet, taciz, bedeni ve sağlığını koruma, erken evlilik ve erken cinsellik konularında güçlendirme odaklı çalışmalar yapmakta,  2014’ten beri Fatih Balat’taki Suriyeli göçmenlerle yürüttüğü Çocuk Atölyelerinde çocukların sosyalleşmeleri ve bilgi ve becerilerini geliştirmekte ilgili faaliyetler yapılmaktadır. Başta mahalleli kadınlarla yürüttükleri buluşmalar olmak üzere mahalle temelinde farklı faaliyetler de yürütmektedirler.

Vakfın seçici kurulu tarafından değerlendirilen başvurular sonucunda hibe desteği alması kararlaştırılan Mavi Kalem, Mart-Ekim 2016 tarihleri arasında bu destekten yararlanacak.

Mavi Kalem’in kurumsal açıdan gelişimini destekleyecek olan hibe programında, derneğin de onayı ve ihtiyacı dahilinde, finansal sürdürülebilirlik konusunda bir mentor ile birlikte çalışılacak. Mavi Kalem ile ilgili detaylı bilgiler için http://www.mavikalem.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yeni başvuruların değerlendirilme süreci ise Temmuz 2016’ya kadar her ay yapılan toplantılarla devam edecek.