All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Ekosfer Derneği ile Hibe Desteğimizle Yaptıkları Dijital Dönüşüm Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Ekosfer Derneği (Ekosfer), insan kaynaklı iklim değişikliğini durdurmak için gerekli politikaların uygulanması, biyo-çeşitliliğin bozulmaması ve ekolojik dengenin korunması amacıyla çalışmalar yapıyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD)ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Ekosfer, savunuculuk kampanyalarını, iletişim faaliyetlerini ve kaynak geliştirme çalışmalarını dijitalde daha etkili bir şekilde yürütebilmek amacıyla internet sitesini güncelledi. 

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Barış Eceçelik ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle beraber Türkiye’yi bekleyen değişiklikler, dijital çağda iklim aktivizmi, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Geçtiğimiz dönemde dernek olarak “Türkiye Paris Anlaşması’nı imzalasın” kampanyasının yürütücülüğünü yaptınız. Kasım ayı itibari ile Paris Anlaşması Türkiye’de yürürlüğe girdi. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile  bizleri ne tür değişiklikler bekliyor?

Paris Anlaşması’nın onaylanması, Türkiye’nin iklim krizine katkısının netleşmesi ve politik bir zemine sahip olması bakımından kritik bir öneme sahipti. Anlaşmanın onaylanmasıyla Türkiye uluslararası müzakerelerin yürütüldüğü sürecin içinde kaldı. Türkiye için de Paris Anlaşması bir yol haritası olacak. Bu uzun, ince bir yol ve fazla zamanımız yok. Türkiye’nin anlaşmadaki 1,5 derece hedefine bağlılığı ve onay sürecinde telaffuz ettiği “2053 net sıfır emisyon” hedefi önemli. Ancak yapılması gereken işler bunlarla sınırlı değil. Paris Anlaşması sonrası yapılması gerekenleri öneren beş maddelik bir liste hazırladık. Bu adımlar ivedilikle atılırsa iklim krizi konusunda Türkiye’nin politikası netleşir ve ilgili alanlarda uzun zamandır beklediğimiz değişiklikler gerçekleşebilir. Hedeflerin güçlülüğü değişimin hızını da belirleyecek. Önceliklendirdiğimiz 5 madde şöyle:

– Ulusal Katkı Beyanı’nın güncellenmesi

– Kömürlü termik santrallerin kapatılması için bir takvim belirlenmesi ve yeni inşaatların

durdurulması

– Enerji tüketimini azaltmak için başta enerji verimliliği olmak üzere gerekli politikaların

hayata geçirilmesi

– Rüzgar, güneş, elektrikli araçlar ve yeşil hidrojen gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı teknolojilerin tercih edilmesi; fosil yakıtlar ve nükleer enerji gibi kaynaklara verilen teşviklerin durdurulması

– Kentlerin iklim krizine uyumlu ve hazır hale getirilmesi. Ulaşımda hava ve karayolu

yerine demiryolu, toplu taşıma ile bisikletin öne çıkarılması

Dünyanın ilk dijital grevi COVID-19 salgının başında iklim krizi üzerine gerçekleşti. Aynı zamanda iklim değişikliğine ve çevre sorunlarına dikkat çekmek amacıyla birçok hashtag kampanyası düzenleniyor. Dijital çağda iklim aktivizmi yürütüyor olmanın olumlu ve olumsuz yanlarından bahsedebilir misiniz?

Dijital araçların yoğun olarak kullanılmasının iklim ve çevre hareketi dahil sivil topluma ve savunuculuk kampanyalarına olumlu birçok katkısı olduğunu düşünüyorum. Sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanarak daha fazla insana ulaşmak, imza kampanyaları, e-posta yönlendirme gibi dijital aktivizm araçlarını kullanarak karar vericilere ulaşmak ve üzerlerindeki baskıyı artırmak sayılabilecek en önemli avantajlar. Bunun yanı sıra pandeminin de etkisiyle birlikte birçok şey tamamen dijitale kaymışken sokak hareketi ve eylemliliğin önemini de pas geçmemek gerektiğini düşünüyorum. 

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Ekosfer Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Yürüttüğümüz kampanyalarda dijital araçları etkili bir şekilde kullanıp daha fazla insana ulaşmak bizim için çok önemli. Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nu derneğimizin dijital araçlarını geliştirmek için kullandık. Öncelikle derneğimizin internet sitesini yeniledik. Yeni sitemizde basın için ayrı bir bölüm oluşturduk. Yakın zamanda çıkarmayı planladığımız e-bülten için de ayrı bir bölüm ekledik. Sitemiz şu anda çok daha kullanışlı. 

Buna ek olarak derneğimizin çalışmalarını uzun vadede büyük ölçüde  etkileyeceğini düşündüğümüz iki çalışma daha gerçekleştirdik. Bunlardan ilki imza kampanyalarımız için oluşturduğumuz sistem. Oldukça hızlı bir şekilde etkili imza kampanyaları oluşturabileceğimiz bir sistem geliştirdik. 

Son olarak bireysel destekler her sivil toplum kuruluşu (STK) gibi bizim için de oldukça önemli. Hali hazırda kullandığımız bağış sitesini çok daha etkili olacağına inandığımız, çeşitli testler gerçekleştirebileceğimiz, performansını daha yakından ölçebileceğimiz bir bağış sitesiyle değiştirmek için gerekli altyapıyı da oluşturduk. 

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı? 

Fon kapsamında uzun süredir yapmak istediğimiz fakat kaynak yetersizliğinden dolayı yapamadığımız fikirlerimizi hayata geçirdik. 2022 yılında bu araçları etkin bir şekilde kullanmayı ve yeni kampanyalar başlatmayı hedefliyoruz. Bu sayede iklim kriziyle ilgili çalışmalarımızı daha fazla kişiye ulaştırabileceğiz, onların katılımı ve desteğiyle de kampanyalarımızı büyütebileceğiz. Dijital varlığın bu denli önemli olduğu günümüzde Dijital Dönüşüm Fonu’nun STK’lar için oldukça değerli olduğunu düşünüyorum. 

Ekosfer Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için  planlarından bahseder misiniz?

2022 yılında iklim krizine dikkat çekmek, gerekli politikaların özellikle Türkiye’de hayata geçirilmesini sağlamak yine önceliğimiz olacak. İçinde kömüre dair birçok yazı, rapor, STK’ların faydalanması için görsel arşiv ve haritanın olduğu Türkiye’de Kömür projemiz devam ediyor. Türkiye’de Kömür sitemizi yeniledik, kömür ve enerjiyle ilgili güncel bilgileri buradan paylaşacağız ama söyleşi ve güncel haberlerle siteyi daha aktif hale getireceğiz. 

Gazeteciler için hazırladığımız iklim haberciliği eğitimlerimizi kapsamını genişleterek sürdürmeyi planlıyoruz. Fosil yakıtlardan çıkış, nükleer enerji, okullarda iklim eğitimi ve yeşil ulaşım gibi kendimize çalışma alanı seçtiğimiz konularda da yeni proje ve kampanyalar hazırlıyoruz.

 

Derin Yoksulluk Ağı Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan Yalnız Annelere Temel İhtiyaç Desteği Projesine Başladı

By | Şartlı Hibe

Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen Derin Yoksulluk Ağı (DYA), derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yürütüyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri bağışçılarla derin yoksulluk koşullarında kişileri temel ihtiyaç desteği sağlamak için bir araya getiriyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan DYA, sağladığımız hibe desteği ile Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan Yalnız Annelere Temel İhtiyaç Desteği projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında; 36 kadına 8 ay süreyle temel gıda ve hijyen ürünleri desteği sağlayacak. Aynı zamanda DYA, birlikte çalıştığı kadınların psiko-sosyal ve hukuki destek hizmetlerine erişimini sağlamak ve istihdama katılımını teşvik etmek amacıyla çeşitlik etkinlikler ve atölyeler düzenleyecek.

Derin Yoksulluk Ağı Açık Alan Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Proje Koordinatörü Şevval Şener ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; pandemi ve daha da derinleşen ekonomik kriz ile beraber derin yoksulluğun nasıl değiştiği, birlikte çalıştıkları ailelerin ihtiyaçlarında yaşanan değişim, sağladıkları yardımlar, Destekle Değiştir etkinliği ve proje kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler Derin Yoksulluk Ağı’nı ve çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Derin Yoksulluk Ağı’nın kuruluş hikayesinden ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Derin Yoksulluk Ağı, İstanbul’da sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı çeşitli mahallelerde ve Çimenev Bilim ve Sanat Merkezi’nde hem kadın hem de çocuklara yönelik çeşitli atölyeler yürüten, bu mahallelerde artan yoksulluğu, günlük ve güvencesiz işlerde çalışan, sistematik olarak ayrımcılık ve dışlanmaya maruz kalmış kişilerin içinde olduğu yoksulluk döngüsünü araştırmak isteyen bir grup gönüllü tarafından kuruldu.

Artan ekonomik kriz ve 2020 Mart ayında başlayan pandemi ile birlikte yaşam koşulları zorlaştı. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulamaları, sokakta seyyar satıcılık yapmanın yasaklanması ya da kısıtlanması, pandemiden ötürü alınan önlemler günlük ve güvencesiz işlerde çalışan kişilerin işlerini, dolayısıyla da günlük gelirlerini kaybetmelerine sebep oldu. Bahsettiğimiz işler temizlik, fabrika, inşaat ve tekstil işçiliği, seyyar satıcılık, hurda ve kâğıt toplayıcılığı, bıçak bileyiciliği gibi işlerdir.

Biz de tam bu dönemde en temel ihtiyaçların karşılanamadığını, atölyelere devam eden kişilerin gıda, fatura ve kira desteğine ihtiyaç duyduğunu fark ettik ve evden değiştir isminde bir dayanışma kampanyası başlattık.

Derin yoksulluk alanında çalışmaya başlarken dayanışma kampanyası acil durum müdahalesi olarak önemliydi. Ancak yoksulluğun boyutlarını ve neden olduğu insan hakları ihlallerini araştırmak ve yoksulluğun insan hakları ihlali olarak ele alınması için veriye dayalı bir savunu yapmak da oldukça gerekliydi. Bunun yanı sıra, dayanışma ağının bir parçası olan ve yoksulluğu bizzat deneyimleyen kişilerin güçlendirilmesi ve ihtiyaç duyduğu alanlarda diğer kamu kaynaklarına ve STK’lara erişebilmesi için bir sosyal hizmet desteği sağlamanın da önemini fark ettik.

İki yılda kurumsal kapasitemizi geliştirerek üç ana faaliyet alanı oluşturduk: Evden Değiştir Dayanışma Kampanyası, Araştırma & Savunu ve Sosyal Hizmet ile Güçlendirme. Bu doğrultuda; hak temelli yaklaşım, dayanışma, sürdürülebilirlik, acil müdahale, insan onurunun korunması, katılım, açık alan, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerimizi yürütmeye başladık.

Geçtiğimiz iki yıl içerisinde dayanışma kampanyası ve sosyal hizmet güçlendirme çalışmaları dışında 2 Araştırma Raporu, 6 Bilgi Notu, 2 Acil Çağrı, 1 Hikâye Kitabı ve 1 Kuşlu Takvim yayımladık.

Kuruluşumuzdan bu yana yürüttüğümüz faaliyetlere dair bilgi almak için Ocak 2022’de yayımladığımız 2020-21 Faaliyet Raporu’nu inceleyebilirsiniz.

Sahadaki deneyimlerinizden de yola çıkarak, Derin Yoksulluk Ağı’nın pandeminin başından beri ulaştığı ve birlikte çalıştığı kişilerin durumu, öne çıkan ihtiyaçları, sağladığınız yardımların kapsamı ve etkisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kasım 2020’de yayımladığımız Pandemi ve İnsan Haklarına Erişim araştırması Derin Yoksulluk Ağı olarak çalışmalarımızın temelini oluşturdu. Bu rapora göre hanelerin %66’sında yetişkinlerin günlük işini ve gelirini kaybettiği, %6’sında sadece çocukların, %13’ünde ise yetişkinler ile birlikte çocukların da çalıştığı görülüyor. Hanelerin %82’si yeterli miktarda gıdaya erişemediğini, %87’si bebek bezi ve maması alamadığını dile getiriyor.  Benzer şekilde, pandemi döneminde bu hanelerin %67’sinin maske ve dezenfektana erişemediği görülüyor. Okula devam eden çocukların %57’si dijital eşitsizlik, bilgisizlik ve takip eden bir yetişkin olmaması nedeniyle uzaktan eğitimi takip edemediğini ve %11’i okula devam etmeyeceğini söylüyor. Elektrik ve su faturalarının ödenememesi nedeniyle kapandığını, kiraların ödenememesi nedeniyle insanların evden çıkarıldığını biliyoruz.

Güncel verilerimize göre hanelerin %20’si çadır ve barakada, %41’i fiziksel koşulları uygun olmayan gecekondularda yaşıyor. %55’inde en az bir kronik hastalık bulunuyor. Hanelerin %39’unda barınma koşullarına bağlı erken yaşta astım ve KOAH hastalığı, beslenme biçiminin tetikleyebildiği diyabet hastalığının olduğunu görüyoruz. Talep edilen ihtiyaçların sıralamasına baktığımızda öncelikle gıda ve bebek maması, ardından bebek bezi, kıyafet ve beyaz eşyalar geliyor. Hanelerin %42’sinde yetişkinler okuma yazma bilmiyor, %18’i hiç okula gitmemiş, lise mezunu olanların oranı ise sadece %2. Okul öncesi çağındaki çocukların %70’i kreş ya da anasınıfına gitmiyor ve bunun en önemli sebebi mahallede ücretsiz anasınıfı/kreş olmaması.

“Evimiz karantina altında. Ben, annem, çocuklarım korona. Yiyecek yok. Bize diyorlar ki,  dışarı çıkmayın. Çıkmıyoruz. Diyorlar ki, bağışıklık sisteminizi güçlendirin. Nasıl yapacağız, koronadan mı açlıktan mı ölelim?”

“Bebeğim 3 yaşında. Çok zayıf; 5 yerine 3 numara bez yollayın. Oğlumsa 8 yaşında ama 6 yaş gibi.”

Tüm bu verilere bakıldığında öne çıkan ihtiyaçların aslında çok kapsamlı olduğu, kişilerin neredeyse tüm haklarına erişmekte güçlük çektiği görülüyor. Biz de bu doğrultuda politika bazlı değişimler olması için araştırma ve savunuculuk faaliyetleri yürütürken, Evden Değiştir kampanyası ve sosyal hizmet çalışmaları ile doğrudan yoksulluk yaşayan kişilere destek oluyoruz.

İstanbul Çekmeköy, Sancaktepe, Ümraniye, Beyoğlu, Fatih ve Şişli odağında olmak üzere her ay 300’den fazla haneye 400 TL (2021) / 500-600 TL (2022) bakiyeli market kartı ulaştırıyoruz. Ayrıca Mobil Gıda Bankası aracılığı ile 150 haneye temel ihtiyaç desteği sağlıyoruz. Dönemsel olarak yapılan kampanyalar ya da işbirlikleri ile kıyafet, kırtasiye, hijyen kitleri, oyuncak, kitap destekleri de sağlıyoruz. Yakın zamanda belirlediğimiz bir mahallede TOKTUT işbirliği ile haftalık sıcak yemek desteklerine de başladık.

Bu süreçte kişilerin DYA’dan gelecek desteklere bağımlı kalmaması için nasıl güçlendirilebileceği üzerine de kafa yoruyor, sosyal hizmet uzmanları aracılığı ile yüksek risk altında olan kişilerin ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirme ve takip yapıyoruz. Fakat ekonomik krizin ve enflasyonun etkileri nedeni ile süreç geçtikçe dayanışma ağına dahil olmak isteyen, bize ulaşan hane sayısı artıyor.

Salgın koşullarının yanı sıra ekonomik kriz de birlikte çalıştığınız aileleri olumsuz şekilde etkiledi. Derin Yoksulluk Ağı’nın çalışmalarına başladığı dönemden bugüne geldiğimizde Türkiye’de derin yoksulluk nasıl değişti? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız ailelerin ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve mevcut durumdan bahseder misiniz?

Pandemi döneminde insanlar ellerindeki kısıtlı ve günlük parayı idare edebilmek için bakkaldan veresiye alışveriş yapmak, birbirlerine destek olmak, 1 litre sıvı yağ almak yerine bir bardak almak ya da bebek bezini paket halinde almak yerine 3-4 adet almak gibi çeşitli yöntemler geliştirmek zorunda kaldı. Ancak artan enflasyon, düşen alım gücü ve fiyat artışları artık insanların geliştirdiği bu yöntemleri de boşa çıkarıyor. Beslenme yetersizliği nedeniyle sütü yetersiz olan anneler, mama alamadığı için çocuklarını şekerli suyla beslemeye başladı. Bakkaldan taneyle alınan bezler, bardakla alınan sıvı yağlar artık lüks oldu. Uzaktan eğitimi internet ve tablete erişimi olmadığı için takip edemeyen çocuklar, yüz yüze eğitimin başlamasıyla okula geri dönmediler. Çalışmaya başlayan çocukların sayısı arttı. Nesilden nesile devreden yoksulluk döngüsü, hiç olmadığı kadar çok kişiyi kıskacına aldı. Bütün bunların yanı sıra kira ödemekte zorlanan aileler sürekli olarak evsiz kalma, sokakta kalma korkusu yaşıyor. Bu konuyla ilgili olarak beraber çalışma yürüttüğümüz ailelerden gelen geri bildirimleri sizlerle paylaşmak isteriz.

“​​Kiramı ödeyemedim. Oturduğum ev fare ve böcekle doluydu. Yarı yıkıktı. Şimdi sokağa attılar. Hurda topladığım arabada geçirdik geceyi çocuklarla. Arabanın üstünü kapatmayı düşünüyorum.”

“Okul çantası varmış 49 TL markette. Sabah saat 9 olmadan gittim, kapısında kuyruk vardı. Erkenden sıraya girmiş insanlar. İçeri girdim kasiyer çanta bitti dedi. Ne yapacağız bilmiyorum.”

Tüm bu verileri ve gözlemleri analiz ettiğimizde; derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin beslenmeden barınmaya, eğitim hakkından sağlık hizmetlerine erişime ve sosyal katılıma kadar her alanda haklarına erişmekte zorluk yaşadığını görüyoruz. Aynı zamanda, yoksulluk döngüsünün nesilden nesle aktarıldığını ve bu durumun sistematik bir tarafı olduğunu da gözlemliyoruz.

Mahallelerde park ve kreşlerin olmaması, çocukların uzaktan eğitime geçişle birlikte okuldan kopması, yetişkinlerin zamanında okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmış olması ve buna bağlı olarak okuma yazma bilmiyor olmalası, düzenli ve güvenli bir istihdama katılamıyor olması, sağlık ve sosyal güvencelerinin olmaması yoksulluk koşullarında yaşayan bireylerin sorumluluğu değildir. Bu sorun son 2 yılda derinleşen ekonomik krizin de sonucu değildir. Uzun yıllardır süregelen sistematik ayrımcılığın ve yoksulluğa karşı hak temelli, önleyici ve bütünsel politikaların geliştirilmemesinin bir sonucu.

Oysa Türkiye devletinin de taraf olduğu Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı Madde 30 yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı korunma hakkını tanıyor: “Akit Taraflar, toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı korunma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla; toplumsal dışlanma ve yoksulluk durumunda yaşayan ya da bu duruma düşme tehlikesinde olan kişilerin ve ailelerinin, özellikle istihdam, konut, eğitim, öğrenim, kültür ile sosyal ve tıbbi yardım olanaklarına fiilen ulaşmalarını teşvik edecek genel ve eşgüdümlü bir yaklaşım çerçevesinde önlemler almayı taahhüt ederler”.

Bizler yoksullukla mücadelenin partiler üstü bir hak mücadelesi olduğunu düşünüyor ve bu kapsamda bir savunu yürütüyoruz. Ne yazık ki toplumda, medyada ve siyasal düzlemde yoksulluğa bakış açısı ön yargılarla dolu. Ama bu ön yargıların hem medya dilinde hem de siyasal söylemde kırılmaya başladığını görmek, yoksulluğun insan hakları çerçevesinde ele alınmaya başlanması ve bu doğrultuda bir dil geliştirilmesi umut verici.

Derin Yoksulluk Ağı, 30 Kasım 2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alan STK’lardan biri oldu. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

DYA olarak ilk defa böyle bir etkinliğine katıldık. Destekle Değiştir etkinliği sırasında 6 dakika içerisinde hem faaliyetlerimizi hem birlikte neler değiştirebileceğimizi hem de destekçilerin neden bize güvenebileceğini anlatmamız gerekiyordu. Yoksulluk hakkında konuşmak acıma, çaresizlik ve umutsuzluk hislerini tetikleyen, aynı zamanda çokça istismar edilmiş bir alan. Sunum sırasında, insan onurunu koruyan bir dil ile kısa bir süre içerisinde sorunu aktarıp değişim yolları için umut yaratmak aşmamız gereken zorlu bir görev oldu. Bu süreçte hem İletişim Uzmanımız Damla Özlüer’in hem de Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ekibinin verdiği geribildirimler, o dili kurmamız konusunda bize çok yardımcı oldu. Aslında Destekle Değiştir etkinliği sunumuna hazırlanmak destekçiler ile ilişkilenirken kurduğumuz dili de yeniden şekillendirmemizi sağladı.

Gayet profesyonel bir şekilde yürütülen etkinlik süreci, genç ve yeni bir ekip olan bizim için kapasite geliştirme desteğine de dönüşmüş oldu. Destekle Değiştir etkinliği sayesinde dayanışmaya ve mücadeleye katılıp harekete geçebilecek bir kitlenin varlığını görmek bizim için umut vericiydi.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan Yalnız Annelere Temel İhtiyaç Desteği projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yoksulluğu ele alırken her bireyin yoksulluğunu ayrı ele almak gerekiyor çünkü neden olduğu insan hakları ihlalleri her bireyi ayrı etkiliyor. Kadınlar da bu hak ihlallerini çok katmanlı bir şekilde yaşıyor.  Çoğu zaman toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin getirdiği roller nedeniyle hanenin tüm yükü kadınlarda oluyor. Özellikle hanede bakım gerektiren yaşlı, çocuk, hasta birey ya da bireyler varsa kadın tüm ihtiyaçları karşılayan, sosyal desteklere ulaşmaya çalışan, bu sürecin fiziksel ve psikolojik yükünü taşıyan kişi oluyor.  Derin Yoksulluk Ağı olarak destek olduğumuz hanelerdeki bireylerin %32’si okula hiç gitmemiş, %30’u ise ilkokul terk etmiş. Hanelerde okulu ilk bırakmak zorunda olanlar ise kız çocukları.

Bu durumun yanı sıra kadınlar sağlık, temel bakım veya hijyenik ürünlere erişim noktasında birçok sıkıntı yaşıyorlar. Görüşme yaptığımız kadınların %82’si pandemi döneminde hijyenik ped ürünlerine erişemediğini belirtti. Benzer şekilde, ped harcamasının lüks olarak görüldüğü hanelerde, kadınların ped almak yerine çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamayı tercih ettiği gördük. Ev içi temizlik malzemelerine de erişemeyen birçok kadın sadece su kullanarak temizlik yapabildiğini belirtti.

Pandemi Döneminde Derin Yoksulluk ve Haklara Erişim Araştırması kapsamında görüşme yaptığımız hanelerin %66’sında kadınlar çalışmıyordu. Hanelerdeki çalışmayan yetişkinlerin %55’i çocuk bakımı yükümlülüğü sebebiyle çalışmadığını belirtti.

Önümüzdeki dönemde İstanbul’da ikamet eden 60 yalnız kadını bütünsel yöntemlerle desteklemeyi hedefliyoruz. Sağladığınız hibe desteği ile temel gıda ihtiyacının yanı sıra kadınların psikolojik, sosyal ve ekonomik gelişimlerini ve temel hayat becerilerini destekleyecek ihtiyaca yönelik atölyeler de düzenleyeceğiz. Bir sosyal hizmet uzmanı, projeye dahil olan 60 kadın için bireysel sosyal hizmet vaka planlaması hazırlayıp takibini yapacak. Bu planlama kadınları istihdama yönlendirmek, kamu kurumlarından alabilecekleri kaynaklardan faydalanmalarını sağlamak, özel eğitim ve bakım hizmetlerine erişimlerini sağlamak gibi çeşitlenen hizmetleri kapsayacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2022 Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 4 STK’ya toplam 462.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

 Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Kadın Dayanışma Vakfı: Ankara’da faaliyet yürüten Kadın Dayanışma Vakfı, kadına yönelik her türlü şiddetle feminist ilkeler doğrultusunda mücadele etmek, şiddet karşısında kadın dayanışmasını güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 130.000 TL hibe desteği ile Vakıf, Kadın Dayanışmasını Kadın Danışma Merkezi ile Güçlendirmek projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Kadın Dayanışma Vakfı’nın şiddete maruz kalan kadınlara ihtiyaç duydukları desteği sağladığı Kadın Danışma Merkezi’nde 8 ay süreyle tam zamanlı çalışacak sosyal çalışmacı ve yarı zamanlı çalışacak finans sorumlusu istihdam edecek.

Konuşmamız Gerek Derneği: Konuşmamız Gerek Derneği, Türkiye’de regl yoksulluğu ve regl tabusu ile mücadele etmek amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Kadınların regl hakkında kapsamlı ve doğru bilgiye ulaşamama sorununu da regl yoksulluğunun bir parçası olarak gören dernek, bu kapsamda çeşitli eğitimler ve atölyeler düzenliyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 130.000 TL kurumsal hibe desteği ile dernek, operasyonel kapasitesini arttırmak amacıyla iletişim faaliyetlerinden ve gönüllü koordinasyonundan sorumlu olacak yarı zamanlı çalışacak bir kişiyi istihdam edecek.

Lezbiyen Gey Biseksüel Trans Artı Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG): Çocukları veya yakınları LGBTİ+ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) olan ailelere destek olmak amacıyla faaliyetlerini yürüten dernek, ailelerin LGBTİ+ çocuklarını ve/veya yakınlarını kabul etmeleri, sevmeleri, LGBTİ+’ların onurlu bir şekilde yaşamalarını sürdürmeleri ve toplumda kabul görmeleri için çalışmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 130.000 TL kurumsal hibe desteği ile LİSTAG, finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yürütecek. Hibe kapsamında bir Mali ve İdari İşler Sorumlusu istihdam edecek olan LİSTAG, bu sayede mali ve idari faaliyetlerinin koordinasyonunu sağlayacak.

Mimoza Kadın Derneği: Mersin’de faaliyet yürüten Mimoza Kadın Derneği, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı her türlü şiddetle mücadele etmek ve duyarlılık oluşturmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 72.000 TL kurumsal hibe desteği ile insan kaynağı giderlerini karşılayacak olan dernek, kurumsal yapısını güçlendirmek amacıyla çalışmalarını yürütecek.

 

 

 

 

Yücel Kültür Vakfı ve Improdancefest ile Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Yücel Kültür Vakfı, 1969 yılından beri gençler arasında ayırım yapmaksızın, 16-33 yaş grubu arasındaki istekli gençlere kendilerini geliştirmeleri için olanaklar sunuyor.  Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile Yücel Kültür Vakfı ev sahipliğinde, bağımsız sanatçı girişimi @Improdancefest tarafından yürütülecek olan Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesi ile doğaçlama kavramının dans ve performans sanatları ile ilişkilendirilmesine odaklanan 2. Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali düzenlenecek. Festival 10-19 Haziran 2022 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek. Festival kapsamında çevrimiçi ve yüz yüze atölye çalışmaları, performanslar, açık doğaçlama dans seansları, dans filmi gösterimleri, konferans ve performatif sunumlar sergilenecek.

Yücel Kültür Proje Koordinatörü Murat Kuru, İmprodancefest Festival Direktörü Damla Durman, İmprodancefest Festival Koordinatörü Gonca Gümüşayak ve İmprodancefest Festival Proje ve Sosyal Medya Koordinatörü Esma Akın ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Yücel Kültür Vakfı ve İmprodancefest arasındaki işbirliğinin ortaya çıkış süreci ve kapsamı, dans ve performans sanatlarının Türkiye’deki yeri ve Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali hakkında konuştuk.

Yücel Kültür Vakfı, Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın Vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yücel Kültür Vakfı, 1969 yılından beri gençler arasında ayrım yapmaksızın, 16-33 yaş grubu arasındaki istekli gençlere kendilerini geliştirmeleri için olanaklar sunuyor. Gençlerin çağın teknoloji ve imkanlarını kullanarak öncelikle kendilerini ve yeteneklerini geliştirmelerini, ülke ve insanlığa yararlı bireyler olmalarını sağlamayı, dünya gençlerini bir araya getirerek sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunarak diğer kültürler ile olan iletişimlerini de güçlendirmeyi ve sosyal gelişimlerini sağlamayı amaçlıyor. Bireysel ve proje bazlı burslar, Avrupa Birliği Gönüllü Hizmetleri projeleri, kültürler arası gençlik değişim programları, yabancı dil, sinema, tiyatro, konser gibi sanatsal ve kültürel faaliyetler; dağcılık, yelken, kayak gibi spor faaliyetleri; fotoğrafçılık, çevre gezileri, müzeler, sergiler, konserler gibi kültürel aktiviteler; yerel ve uluslararası proje ve etkinlikleri yürütüyor ve gençlerden gelecek yeni proje ve etkinlik fikirlerine maddi ve sosyal destekler sağlıyor.

Yücel Kültür Vakfı aynı zamanda bir burs alma ve verme platformu olan www.bursverenler.org girişimini hayata geçirdi ve bu platform üzerinden 180 binden fazla burs arayan gence hizmet veriyor.

Hibe desteğimizle Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesi, ‘doğaçlama’ kavramının dans ve performans sanatlarıyla ilişkilenmesine odaklanan bir festival gerçekleştirmeyi amaçlıyor. 2021 yılında festivali ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştiren improdancefest inisiyatifi, bu yıl İstanbul’un her iki yakasındaki sahne, stüdyo ve kamusal alanları kullanarak festivalin ikincisini  yüz yüze olarak 10-19 Haziran 2022 tarihleri arasında düzenlemeyi planlıyor. Festival yerel ve uluslararası işbirliklerini, yaratıcı atölyeler ile yeni eser üretimlerini, hemzemin platformlarda atölye, performans, dans filmi gösterimleriyle kültürel faaliyetleri çeşitlendirmeyi ve dans alanındaki teori- arşivleme çalışmalarının geliştirilmesini hedefliyor. Hem profesyonel hem de amatör topluluk ve dansçıların katılabileceği etkinliklerin yanında dans aracılığıyla gençlerin, engelli bireylerin ve farklı bedenlerin kültür ve sanat etkinliklerine katılımını artırmayı hedefliyor.

Festivalin bu yılki teması: ‘Boş Alan’ ve ‘Boşluk’, Peter Brook’un kavramsallaştırdığı “The Empty Space (Boş Mekan)” kavramından ilhamını alıyor. Festival; dansın, şehrin “boşluk”larında yeniden kurgulanması ve insanlar arasında hareket aracılığıyla bu ‘boşluklarda’ yeni bağlar inşa etmesine odaklanıyor. Tema kapsamında “Mekanın bileşenleri, uzamın dönüşümü, hareketin mekana özgü yerlerde varoluşu, boşlukta beden, bedenin içi ve dışındaki boşluklar, oyun alanı olarak dans,  boşluk anı, ‘şimdi ve burada olma hali’, kendiliğindenlik, andalık (spontanlık)” alt başlıkları arasında yer alıyor.

Kamusal alanlar için kurgulanmış mekana özgü performanslar, farklı bedenlerle dans, her yaş ve her beden yapısına uygun hemzemin dans platformlarda planlanmış atölye, performans ve deneyim alanları ile toplumun farklı sosyoekonomik kesimlerinden bireyleri ve tüm dans severleri bir araya getirmeyi hedefliyor.

Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesi, Yücel Kültür Vakfı ev sahipliğinde Improdancefest tarafından hayata geçirilecek. Improdancefest’in amacından ve yürüttüğü çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

@İmprodancefest ekibi bağımsız bir sanatçı inisiyatifi. Ekibin tamamı performans sanatlarının farklı disiplinlerden gelen genç sanatçılardan oluşuyor. Dansı ve doğaçlamayı odağına alarak hibrit bir şekilde (çevrimiçi ve yüz yüze) eğitim, performans ve deneyim alanları sunuyor. Uluslararası Doğaçlama Dans festivalini düzenliyor, sanatçılar, katılımcılar, kurumlar arasında bağlar inşa ediyor. Bütün yıla yayılan eğitim programları oluşturuyor.

Manifestomuz:

Bizim için ‘Doğaçlama Dans’ vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Doğaçlama dans, ise anı yakaladığımız bir varoluş şeklidir.

“Steve Paxton ‘doğaçlama dansı’ şu şekilde tanımlar; “Doğaçlama dans formu; fiziksel temas halinde olan iki hareketli beden arasındaki iletişime ve onların hareketlerini yöneten fiziksel yasalarla – yerçekimi, momentumun, birleşik ilişkisine dayanır.”

Festivalimiz dünyanın her yerinden gelen katılımcılar ile dans tutkunlarının buluşabileceği ortak alanlar tasarlar. Tıpkı Paxton’ın dansla fiziksel yasalara temas ettiği gibi biz de festivalimiz aracılığıyla performans sanatları alanı katılımcıları ve mekanları arasında yeni bir diyalog ve momentum alanları oluşturuyoruz.

Festivalimizin ilki, 2021 yılının Mayıs ayında tamamı çevrimiçi olarak gerçekleşti. Festivalde, mekana özgü performanslar, sanatçı konuşmaları, atölyeler ve film gösterimleri oldu. Herkesin katılımına açık olan festival ilk senesinde ücretsiz olarak gerçekleşti.10 farklı ülkeden 35 farklı dansçı, akademisyen, koreograf programa dahil oldu.14 atölye, 7 performans,7 sanatçı konuşması ve 6’sı dans filmleri gösterimi olarak gerçekleşti. 600 ü aşan katılımcı sayımız ile multimedyanın yeni özelliklerini kullanarak çevreye de duyarlı bir festival gerçekleştirildi.

Festivalimiz, 2022 yılında Türkiye’deki ve yurtdışındaki dansçı, akademisyen ve koreograflar arasında artistik ve kültürel bir diyalog geliştirmeyi, yeni üretilecek eserlere mekan, sergileme, prova vb.destekleri sunmayı hedefliyor. Doğaçlama dans ve performans alanındaki teknik, teorik çalışmaların arttırılması ve yaygınlaştırılmasını teşvik ediyor. Dünya dans sahnesiyle, Türkiye’den genç dansçı ve dans üreticilerini aynı platformlarda buluşturmayı hedefliyor. Dijital teknolojileri kullanarak, karbon ayak izimizi azaltan içerikler oluşturmayı ve erişilebilir festival yapısının sürdürülebilir formlarını araştırıyor. Çevreye duyarlı, sanata ve dansa ilgili, beden farkındalığı yüksek bir neslin yetişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Yücel Kültür Vakfı ve Improdancefest olarak nasıl bir araya gelmeye karar verdiniz? Bu işbirliğinin kapsamından ve çalışmalarınıza katkılarından bahseder misiniz?

Uluslararası bir dans festivali gerçekleştirmek için gerekli unsurları bir araya getirme ihtiyacı, kültür ve sanat alanında benzer amaçlar için çalışan biri kurumsal ve  biri bağımsız olan bu iki oluşumu ortak bir amaç için birleştirdi ve bu güzel ortaklık doğmuş oldu. 50 yıldır sanatı ve sanatçıyı destekleyen bir sivil toplum kuruluşu (STK) olan Yücel Kültür Vakfı ile doğaçlama dans alanında yetkin bir bağımsız sanatçı inisiyatifi olan İmprodancefest ekibinin bir araya gelmesi projenin amaçlarına uygun olarak iki grubun kendi yetkinliklerini birleştirmeyi istemesiyle  gerçekleşti. Ortak bir amaç için buluşma, kapasite geliştirme ve iki grubun hedef kitlelerini birleştirmek gibi ortaklıkların bu hibe gibi başka ortaklıkları da doğurabileceğini fark ettik.

Dans ve performans sanatlarının Türkiye’de yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz? Dans alanına dikkat çekmek ve destekleri arttırmak amacıyla yürütülen çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Dans ve performans sanatlarının Türkiye’de devlet ve kurumlar tarafından yeterince desteklenemediğini düşünmekle birlikte, üniversiteler, müzeler, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı özel dans okulları, kısmı süreli devamlılık gösteren festivaller tarafından desteklenmeye çalışıldığını gözlemlemiyoruz.  Devlet kurumlarına bağlı olan opera bale, modern dans topluluklarının İstanbul ve Ankara’da devamlılık gösterdiğini söyleyebiliriz. Diğer büyük şehirlerimizde İzmir, Antalya, Samsun’da ise bale bölümlerinin çalışmaları devam ediyor. İstanbul’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (Çağdaş) Modern Dans Bölümü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesinde Modern Dans yüksek lisans programı, Ankara’da Hacettepe ve Ankara Üniversitelerinde Modern Dans bölümleri her yıl üniversite düzeyinde-kısıtlı sayıda öğrenci alımlarına devam ediyor. MEB’e bağlı özel okullarda ise bale ve modern dans alanında sadece ekonomik koşulları belirli bir seviyede olan bir kitlenin ulaşımına açık olarak gerçekleşiyor. Çağdaş anlamda herkesin ulaşabileceği toplumun geneline yayılmış (Örgün eğitimde okullarda yer alan.) özgür bir dans araştırma alanının yaygın olduğunu söyleyemeyiz.

Özel bir kuruluş olan Akbank Sanat’ın dans alanında destekleri; stüdyoları, herkesin katılımına açık ulaşılabilir eğitimler, dans kumpanyalarını destekleme çalışmaları bulunuyor. Stüdyolarında dans gösterilerini destekliyor, dans videoları oluşturuyor, yurtdışından gelen dansçıların verdiği dersler vb. gibi programlara alan açıyorlar.

Şu anda Türkiye’de, sanatçı inisiyatifleri bağımsız bir şekilde birbirlerini destekleyerek bir çatı oluşturup faaliyetlerine devam etmeye çalışıyor. Örneğin Tiyatro Kooperatifi, Çatı Çağdaş Dans Sanatçıları Derneği. Türkiye’de dans alanında İstanbul Çağdaş Dans ve Performans Festivali (İdans) ( 2009-2013), Transit Dans Festivali ( 2008-2009), Ortadoğu Teknik Üniversitesi Çağdaş Dans Günleri ( 1999- 2011, 2014-2019) ( Ankara), Dance Platform ( 2000-2002) (Ankara- MDT) üniversitelerin dans bölümleri, kulüpleri, son dönemde Ankara’da 2018’den beri gerçekleşen CerModern Solo Dans Festivali’nin bu alanının sürekliliğini sağlamayı hedefleyen oluşumlardan olduğunu söyleyebiliriz.

İstanbul’da Çağdaş Dans ve Performans Sanatları Festivali alanında- hafızamızda yaklaşık 10 senelik bir ara oluştu. Ekip olarak bu 10 senelik araya derin bir nefes alarak tekrar sürekliliği olan bir festival ile geri dönüş yapmayı hedefliyoruz. Ve temamızı “ boşluk” olarak belirledik. Dansın tiyatro festivali gibi diğer festivallerin içinde var olduğunu gözlemliyoruz ancak biz dansın kendi sesi ve özerkliği olduğunun altını çiziyoruz.

Türkiye’deki koreografların, akademisyenlerin dans alanını ileriye taşıdıkları çalışmaları mevcut, ancak kamu ve özel kurumların da dansı desteklemesi ve bu konuda yenilikçi ileriye dönük hedeflerin oluşturulması çok önemli. O yüzden festivalimizi konumlandırdığımız yerde özel ve kamusal kurumların desteğini alarak Türkiye’de gerçekleşmiş çalışmaları, günümüz dans sanatçılarını, diğer ülkelerdeki sanatçı ve ekolleri, yenilikleri, programları takip ederek bugünün dans festivalini oluşturmayı hedefliyoruz.

Devlet kurumları ve STK’larla yeterli bağların kurulamaması sebebiyle dansın bir sanat ve toplum ihtiyacı olarak yeterli destek alamadığını gözlemliyoruz. Improdansfest ekibi olarak, sivil toplum ile devlet kurumları ve sanatçı inisiyatiflerinin arasında bağların kuvvetlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O yüzden bizlerin, Yücel Kültür Vakfı ile kurmuş olduğumuz sivil inisiyatif bağları aracılığıyla kültür ve dans alanına yer açılması, Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın, Kültür Sanat Fonu aracılığıyla desteklenmesi bu bağların sağlamlaştırılıp devamlılığının sağlanması bizler için çok önemli.

Ekibimize Katılacak İzleme ve Değerlendirme Uzmanı Arıyoruz

By | Genel

Vakfımızın hibe programlarına ilişkin yaptığı izleme ve değerlendirme çalışmalarında tam zamanlı olarak görev alacak bir İzleme ve Değerlendirme Uzmanı arıyoruz.

İlgilenen adayların özgeçmişleri ile bu pozisyona neden başvurduklarını anlatan İngilizce hazırlanmış motivasyon mektuplarını (bir sayfayı geçmeyecek şekilde) e-postanın konusunda İzleme ve Değerlendirme Uzmanı” başlığını kullanarak 24 Mayıs Salı günü saat 18:00’e kadar kurumsal@siviltoplumdestek.org adresine göndermeleri gerekir.

Başvurular geldikçe değerlendirileceği için ilgilenen adayların başvurularını son başvuru tarihinden önce yapmaları önemle rica olunur. Yalnızca eksiksiz olarak gönderilen başvurular değerlendirmeye alınacak ve ön elemeyi geçen başvuru sahipleri ile iletişime geçilecektir.

İzleme ve Değerlendirme Uzmanı pozisyonunun görev tanımı, adaylarda aranan özellikler ve başvuru koşullarına dair bilgilerin yer aldığı ilana buradan ulaşabilirsiniz.

Önemsiyoruz Derneği Kurumsal Hibe Sürecini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Risk altındaki çocukların ve çevresindeki yetişkinlerin; sosyal, kültürel ve ekonomik alanda nitelikli ve sürdürülebilir gelişimlerini sağlamak, psiko-sosyal iyi oluş hallerini desteklemek ve bu alanlardaki ihtiyaçlarını tespit etmek amacıyla çalışmalarını yürüten Önemsiyoruz Derneği, Çocuk Fonu 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile sağladığımız kurumsal hibe desteği kapsamında derneğin kurumsal kapasitesini güçlendirmek amacıyla bir çalışan istihdam etti. Aynı zamanda, hibe desteği kapsamında Matters Dijital İstihdam Platformu projesi kanalı olan dijitalistihdam.org internet sitesini tamamlanarak faaliyete geçirdi.

Önemsiyoruz Derneği Genel Koordinatörü Melike Çorlak ve Proje Koordinatörü Hilal Ilgaz Saçar ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; risk altındaki çocuklar, yakın zamanda yayımladıkları Yetişkinler ve Çocuklar için Afet Rehberi ve hibe sürecinde yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk.

COVID-19 salgının etkisi ile risk altında yaşayan çocuklar tanımlamasına uyan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Çocukların risk altında olarak değerlendirilmesine neden olan etkenler nelerdir? Türkiye’de yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla ne tür çalışmalar yürütülüyor?

COVID-19 küresel çapta bir salgın olmasına rağmen en çok “kırılgan grupları” etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. Kırılgan grup olarak adlandırdığımız habitatta çocuklar da yer alıyorlar. Salgın sürecinde bir başkasının bakımına, desteğine ihtiyaç duyan çocuklar biz yetişkinlerin dahi anlam veremediği bir gerçekliğin içinde kaldı. Neden maske takıldığı ya da neden evlerde kalmak zorunda olduğumuza ilişkin basit soruları bile yanıtlamakta zorlandık. Çünkü yetişkinler olarak bu bizim de hazırlıklı olmadığımız bir durumdu. Bu duruma adaptasyonda bireylerin sosyo-kültürel seviyelerinin de oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Yani bakım verenlerin farkındalık seviyeleri çocukların salgın şartlarından etkilenme derecelerini de belirledi. Bu durum çocuğun ihtiyaçlarının görülemediği noktaları doğurdu. Çocukların parkta, okulda sosyalleşmelerinin yanı sıra temel ihtiyaçlarının karşılanamadığı durumlar da meydana geldi. Bu da sosyo-ekonomik seviyeye bağlı olarak salgının boyutunun farklı şekillerde hissedilmesine sebep oldu. Evlerde yaşanan karantina süreci bakım verenin eve ekonomik getirisini etkilerken bu getirinin düşmesi beslenme ögelerinin kalitesini de etkiledi. Çocuk, ihtiyacı olan temel besin kaynaklarından mahrum kaldı. Bu durum çocuğun risk altında olarak değerlendirilmesinin nedenlerinden biri olarak kabul edilebilir. Aile içi ihmal ve istismara maruz kalan çocuğun istismarcısı ile pandemi öncesine göre görece daha fazla aynı ortamda kalması gibi durumlar da yine çocuğun risk altında olarak değerlendirilme nedenleri arasında yer alabilir. Yukarıda belirttiğimiz örnekler risk altındaki çocuk tanımlanmasına neden olan etkenlerden bazıları. Bu örnekler elbette çoğaltılabilir. Fakat genel itibari ile toparlayacak olursak; çocuğun temel ihtiyaçlarından yoksun bırakılması, gereksinimlerinin göz ardı edilmesi; ihmal ve istismara maruz kalma oranının görece daha fazla olması bu tanımlamaya girmeye neden olabilir.

Sadece pandemi süreci içinde değerlendirecek olursak; yerel yönetimler risk altındaki bu grubun ihtiyaçlarını karşılamak için birtakım hamlelerde bulundu. Bu hamlelerden birisi de Süt Kuzusu Projesi. Projenin hedef kitlesi 1-5 yaş arası çocuklar. Proje kapsamında, 1-5 yaş çocuk bulunan hanelere aylık 8 litrelik süt dağıtımı yapılıyor.  Sivil toplum kuruluşları (STK) ise pandemi şartları nedeni ile çocuğa doğrudan ulaşma imkânı bulunmadığı için, çocuk ile temasta olan kilit aktörlerin güçlenmesine yönelik faaliyetler yürütmeyi tercih etmek zorunda kaldı. Ebeveyn ve bakım verenlerin bilgi ve farkındalık seviyelerini arttıracak ve salgın döneminde iyi oluş hallerini destekleyecek faaliyetlere yöneldiler. Özellikle sosyal medya platformları aracılığı ile ebeveynlere ulaşan uzmanlar, bilgilerini daha fazla erişime sunmaya başladılar.

Geçtiğimiz dönemde Yetişkinler ve Çocuklar için Afet Rehberi’ni yayımladınız. Rehberin öne çıkan başlıklarından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Kasım ayında yayımladığımız Yetişkinler ve Çocuklar için Afet Rehberi’nde öncelikle doğal afetlerden ve doğal afetlerin nedenlerinden bahsettik. Arkasından rehberimizi yetişkinlere ve çocuk/ebeveynlere yönelik olarak iki kısma ayırdık. Yetişkinler için sunulan rehberin ilk kısmında; afetlerin yaratacağı travma etkisinden ve travmanın ruhsal olarak organizmada nasıl karşılandığı konusunda uzmanlarımız detaylı bilgiler verdi. Bu bilgiler içerisinde travmanın her zaman her koşulda olumsuz yönde etkili olmayacağı, bazı durumlarda “travma sonrası büyüme”nin de gerçekleşebileceği bilgisi oldukça dikkat çekiciydi. Bu sayede insanlara travma sonrasında ruhsal organizmanın krizi fırsata çevirme işlevinden de bahsedilmiş oldu. Aynı zamanda, travma bilgisinden sonra psikolojik ilk yardımın nasıl yapılacağı ve afete maruz kalmış insanlara, afetin travma sonrası stres bozukluğuna sebep olmaması için olay anında ve hemen sonrasında yapılması gerekenler listelendi. Rehberde bu bilgiye detaylı şekilde yer verilmesinin sebebi, kriz durumlarına maruz kalanın yanında bulunanları, yani ikincil kişileri bilgilendirerek neler yapılabileceklerini hap bilgi şeklinde sunmaktı.
Çocuklar için düzenlenen rehberin ikinci kısmı ise üç ayrı bölüme ayrıldı: Afet öncesi, sırası ve sonrası. Bu kısımda oyun ve etkinlik önerilerine ve süreci çocuklara anlatılırken nelere dikkat edilmesi gerektiğine yer verdik. Özellikle somut ve net davranış örneklerine yer verilmiş olması ebeveynlerin konuyu özümsemesi için oldukça önemliydi.

Çocuk Fonu’un 2020 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteği ile hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Fon sayesinde Matters Dijital İstihdam Platformu projesine başladık. Proje kapsamında kadın istihdamına ve kadınların istihdama giden yolda iyi oluş hallerinin desteklenerek mesleki bilgi ve becerilerinin arttırılmasına odaklandık. Projeyi biraz daha detaylandıracak olursak; Matters ile bağlayıcı nedenlerden dolayı evlerinden çıkmayan/çıkamayan kadınların hane içinde kendi belirledikleri zaman dilimlerinde çalışabilecekleri işlere erişimlerinde köprü görevi görmeyi ve bu yolda onların iyi oluş hallerini desteklemeyi amaçladık. 3 ayaklı olan proje, dijitalistihdam.org internet sitesi üzerinden katılımcı kadınların kayıtlarının alınması ile başlıyor. Kayıtlar alındıktan sonra, kadınların çağrı merkezlerinde çalışabilmesi için gerekli olan mesleki bilgi ve beceriler kazanması amacıyla eğitimler düzenleniyor. 6 modüllük içerikleri kapsayan bu eğitim serisi sonunda katılımcılar modül sonu sınavlara tabi tutuluyor. Bu sınavlardan geçer not alan kadınlar projenin 2. ayağı olan psiko-sosyal desteğe yönlendiriliyor. Burada hem bireysel hem de grup süpervizyonu alan kadınlar; istihdama giden bu süreçte karşılaştıkları güçlükleri ve yaşadıkları duyguları aynı yolu yürüyen diğer kadınlarla paylaşıyor. Böylelikle hem kadınların bir araya geldiği bir deneyim ağı yaratılmış olunuyor hem de doğrudan profesyonel destek sağlanıyor. Bu süreç Proje Koordinatörü Uzman Psikolojik Danışman Hilal Saçar Ilgaz tarafından yürütülüyor. Psiko-sosyal destek aşaması tamamlandıktan sonra kadınlar istihdama hazır bir noktaya gelmiş oluyor. Şu anda projenin 3. ayağı olan, katılımcıları istihdam edecek kurum ve kuruluşlarla işbirliği sağlama çalışmalarımıza devam ediyoruz. Fakat şunu da belirtmeliyiz ki proje sadece iş veren ile istihdama hazır personelin bir araya getirilmesini amaçlamıyor aynı zamanda kadınların istihdama katılım konusunda güçlendirerek, var olan potansiyellerini keşfetmelerine hizmet ediyor. Proje kapsamında aldıkları eğitim ve süpervizyon desteği sonrası kadınlar kendilerinin daha güçlü ve motive olmuş hissettiklerini dile getirdiler. Kendilerinde buldukları güç ile istihdamda yer alan kadınların var olduğunu bilmek projeye ve projenin sürdürülebilirliğine olan inancımızı arttırdı.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi paydaşlığında gerçekleştirdiğimiz bu proje ile kadın istihdamına ve güçlenmesine odaklanmanın yanı sıra, yerel yönetimlerle olan işbirliğini arttırmaya yönelik hedefimize de yönelmiş olduk. Kadınların güçlenmesi gibi sivil toplum ile yerel yönetimlerin dirsek temasında olmasını da önemsiyoruz.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Matters Dijital İstihdam Platformu Projesi için proje koordinatörü istihdam ederek kurumsal insan kaynağı kapasitemizi arttırmış olduk. Aynı zamanda hibe desteği ile projenin iletişim kanalı olan dijitalistihdam.org internet sitesini tamamlayarak faaliyete geçirdik. İnternet sitesinde yer alacak modüller ve modüllere bağlı eğitim içeriklerinin hazırlanması, eğitmen videoların çekilmesi ve prodüksiyon ile ilgili işlerin yapılması da aldığımız fon desteği sayesinde tamamlandı. Pilot projesini Çocuk Fonu sayesinde gerçekleştirdiğimiz bu proje pek çok kadının hayatına dokundu. Çok yönlü gerçekleşen içeriklerimizle yaratmayı amaçladığımız çarpan etkisi kadınların yanı sıra kadınların temas halinde olduğu kişilere de (aile bireyleri, komşular, akrabalar vb.) pozitif etki sağladı. Kendilerini iyi ve güçlü hisseden kadınlar bu hissiyatlarını temas halinde oldukları kişilere de yansıtabildiler. Pilot uygulama olarak gerçekleşen bu projenin başlangıç tohumunda bizleri destekleyen tüm destekçilere teşekkür ederiz.

Önemsiyoruz Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Topluluk oluşturma ve ekip çalışması başlıkları üzerinde yoğunlaşmak öncelikli hedeflerimiz arasında olacak. Önemsiyoruz gönüllü koordinasyonunu komiteler aracılığı ile sağlıyor. Komitelerin nasıl daha iyi işleyebileceğine ve topluluğun çevrimiçi platformda nasıl daha aktif ve etkin kılınabileceğine yoğunlaşmaya gayret edeceğiz. Kurumsal yapının yanı sıra yerel kurumlarla işbirliği kurma konusuna daha fazla ağırlık vermeyi planlıyoruz. Yerel yönetimleri sivil toplum ile işbirliğe daha fazla dahil ederek paydaşlarımız arasına katmak hedeflerimiz arasında. Böylelikle kadın ve çocuk odaklı gerçekleşen faaliyetlerimizle yerel yönetimlerin bu alandaki farkındalığı arttırarak kadın odaklı ve çocuk dostu belediyecilik anlayışını benimsemelerine teşvik etmek istiyoruz. Sadece yerel yönetim değil, finansal sürdürülebilirliğimizin sağlanması için özel sektörle de ortaklık kurma konusunda çalışmalarımıza başladık. Hedeflerimiz arasında yer alan bu işbirliklerini daha kurumsal kılabilmek adına kurumsal prosedür ve politika belgelerimizi oluşturmaya devam edeceğiz. Çocuk Fonu sayesinde pilot uygulamasını gerçekleştirdiğimiz Matters Dijital İstihdam Platformu projemizin de yeni dönem katılımcıları ile uygulamaya devam edeceğiz.

Yaşam için Toprak Derneği ile Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Şehirlerdeki atık sorununa odaklanan Yaşam için Toprak Derneği, atıkların kompost yapılmasını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yapıyor. Özellikle kadın, genç ve çocuklar ile ortak çalışmalar yürüten dernek, bu gruplar ile kompost konusunda hem teorik hem de pratik bilgi paylaşımı ve uygulama projeleri geliştiriyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Yaşam için Toprak Derneği hibe kapsamında internet sitesini yenileyerek, dijital içerik oluşturacak kaynaklar yarattı.

Yaşam için Toprak Derneği kurucularından Elif Çatıkkaş ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; ekolojik sürdürülebilirlik kavramı, 2022 yılında beklenen gıda krizi, derneğin 2022 planları ve  dijital dönüşüm çalışmaları hakkında konuştuk.

Yaşam için Toprak Derneği ekolojik sürdürülebilirlik sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Ekolojik sürdürülebilirlik nedir? Kentlerde ekolojik sürdürülebilirlik anlayışına bağlı bir yaşam sürdürmek mümkün mü?

Güneşin sonsuz bir enerji kaynağı olduğu varsayımıyla; sürdürülebilir bir sistem ömrü boyunca ihtiyacı olan enerjiyi karşıladığı gibi, ömrünün sonunda yenilenmesi için gereken enerjiyi de üretmelidir. Bu açıklama ile baktığımızda, bir sistemin ekonomik olarak sürdürülebilir, ekolojik olarak sürdürülebilir olmaması söz konusu değil. Böyle bir sürdürülebilirlik tanımıyla baktığımızda, insan eliyle oluşturduğumuz hiçbir sistemin sürdürülebilir olmadığını görüyoruz. Bu durumda ne yapmalıyız? Odağımızı doğal ekosistemlere doğru çevirerek buradan ilham alarak kurduğumuz sistemleri tekrar gözden geçirmeliyiz.  Kentler yapısı itibariyle bu bağlamda bir sürdürülebilirliği çok fazla desteklemiyor. Bu durumda ne yapacağız, elimiz kolumuz bağlı oturmak yerine, sürdürülebilirliği destekleyecek şekilde taleplerin oluşması için bireysel farkındalık ve alışkanlıklarımız değiştirmek üzere çalışabiliriz. Mesela, şehirde gıda atıklarını çöpe atmak yerine kompost yapmaya başlayanlar, şimdi bu kompostlarını tamamlamak ve değerlendirmek üzere yerel yönetimlere taleplerini iletiyorlar. Mutfaklarında komposta yer açanlar akıllarında da iklim krizine, gıda krizine ve bu krizi çözecek politikalara da yer açmış oluyorlar. Artık bu konuda söyleyecek pek çok sözleri oluyor. Kendi uygulamalarının yarattığı etik bakış açısı onları çevrelerinden ve ekonomi-politiğin aktörlerinden de sorumlu olmalarını beklemeye itiyor. Burada sadece kompost örneği üzerinden ilerledik, örnekleri ve dolayısıyla talepleri çoğaltmak mümkün.

Türkiye’nin 2022 yılında büyük bir gıda krizi ile karşı karşıya kalabileceği yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu krizin nedeni nedir? Krizi geciktirmek veya önlemek için bireysel seviyede yapabileceklerimizden bahseder misiniz?

Türkiye’de halihazırda uygulanan tarım politikaları ekonomide yaşanan krizi aynı zamanda bir gıda krizine dönüştürüyor. Tarım pratiklerimiz maalesef ithal edilen girdiler (Bübre, böcek ve ot ilaçları vb.) üzerine kurulu. Hasat alabilmek için her sene bu girdileri biraz daha fazla kullanmanız gerekiyor.  İşin kötü tarafı kısa vadede bu girdilerin sonucunu üretimde görsek bile, uzun vadede topraklarımızı öldürüyorlar. Her açıdan kırılgan bir sistem. Bu sistemi dış kaynaklara olan bağımlılığını azaltarak, mümkün olduğunca kendi kendine yeten ve toprağın sürdürülebilirliğini destekleyecek şekilde tekrar düzenlemek gerekiyor.

Eğer dünyada büyük ekonomik ve politik aktörler yıkıcı rantlarından, yanlış politikalarından vazgeçip krizin önlenmesi için doğru adımları atsalardı, işte o zaman bizim bireysel çabalarımız oyunun kurallarını değiştirecek büyük farkları yaratabilirdi. Şu andaysa bireysel çaba adına en büyük umut o çabanın ve göstergelerinin tam da şu an yaptığı şeyi yapmaya devam etmesini ummak: “Farkındalık.” Toplumsal farkındalık sağlamak. Komşumun özenini, gıdasını seçerken, atıklarını dönüştürürken, türetici olarak konumlanışını izlerken benim de önce sorunun sonra çözümün farkıma varmamı sağlamasını temenni etmek. Unutmayalım, bu konuda aldığımız aksiyonlar sadece bizi değil, çevremizi de dönüştürüyor.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Yaşam için Toprak Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yaşam için Toprak Derneği olarak hibe döneminde kurumsal gelişimimize ve dijital olarak dönüşümümüze odaklandık. Kurumsal gelişimimize dair, fon kapsamında ekipçe açılan eğitimlere katılmanın yanı sıra, amaç, hedef ve stratejilerimizi metodolojik olarak tekrar gözden geçirdik ve aldığımız mentor desteği ile netleştirdiğimiz çalışmalara yer verdik. Dijital dönüşümümüzde ise internet sitemizi yeniledik, youtube kanalımızı açtık, içerik çalışmaları için kaynak oluşturduk. Aynı zamanda, düzenli aralıklarla yayınlanacak kütüphane köşemizi oluşturduk.  Bunlara ek olarak 2022 yılı içerisinde toprak üzerine yapacağımız podcast üzerine planlamalarımızı tamamladık.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığımız desteğin derneğimizi kurduğumuz temelleri daha görünür hale getirebilmemizde çok önemli katkıları oldu. Finansal desteğin yanı sıra verilen eğitimler ile, kurumsal gelişimimizi tamamlamamız açısından yeni adım atmaya başlayan bir dernek için çok faydalı olduğunun altını çizmek isteriz. Fon sürecinin yönetimi, raporlamalar ve mentor programı sayesinde gerçekten yapmak istediğimiz çalışmaları yapabilecek alanımızın olması bizi daha verimli kıldı. Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu özellikle bizim gibi hayatına yeni başlayan, büyük aktörlerin yanında kendi yerini açmaya ve sağlamlaştırmaya çalışan sivil toplum kuruluşlarının daha sağlam köklenebilmesi için can suyu oldu. Fonu destekledikleri için tüm bağışçılara teşekkür etmek isteriz.

Yaşam için Toprak Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu ile beraber 2021 yılında başladığımız dijital dönüşüm çalışmalarımıza, 2022 yılında farklı mecralarda (Medium, podcast vb.) bilgi paylaşımak, farkındalık yaratmak amacıyla devam edeceğiz. Yılın ikinci yarısında ise “Okullar Dönüşüyor” programımızı yeni bir metodoloji üzerinden derinleştirmeyi hedefliyoruz. Tüm bu çalışmaların paralelinde hibe sürecinde oluşturduğumuz kaynak geliştirme çalışmalarına devam edeğiz.

Troya Çevre Derneği Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Troya Çevre Derneği, kentsel ve kırsal ölçekte enerji verimliliğini sağlamak, enerji demokrasisi ve toplum temelli enerji üretimini geliştirmek amacıyla Çanakkale’de faaliyet gösteriyor. 2017 yılında tamamı kadın kuruculardan oluşan Troya Enerji Kooperatifi’ni kuran dernek, yaptığı çalışmalarla diğer enerji kooperatiflerine yol göstermeyi ve enerji sektöründe çalışan kadınların sektördeki rolünü güçlendirmeyi hedefliyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD)ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Troya Çevre Derneği, yenilenebilir enerji kooperatiflerini bir araya getirmek amacıyla çevrimiçi bir platform olan Enerji Kooperatifleri Ağı’nı kurdu. Dernek aynı zamanda, kooperatiflerin çalışmalarının daha geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlamak için enerji ve enerji kooperatifleri ile ilgili podcast yayınları düzenlemeye başladı. Kapasite Gelişim Bileşeni kapsamında sağladığımız mentör ve atölye destekleri ile dernek, dijital içerik üretme ve dijital güvenlik gibi konularda çalışarak kurum içi dijital araç kullanım becerisini geliştirdi.

Troya Çevre Derneği Başkanı ve Proje Koordinatörü Oral Kaya ve Proje Asistanı Nadide Su Dağlı ile yaptığımız röportajda; yenilenebilir enerji kavramı, Yenı̇lenebı̇lı̇r Enerjı̇ Sektöründe Kooperatifler Alternatif Bir İstihdam Modeli raporu, Enerji Kooperatifleri Ağı ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yenilenebilir enerji nedir? Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinden ve yenilenebilir enerjinin sürdürülebilirliği için yapılan ya da yapılması planlanan çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Yenilenebilir enerji, kaynağın tüketim hızının üretim hızından fazla olmadığı enerji kaynaklarını tanımlalar. Tüketim hızı üretim hızından fazla olmadığı için de kaynak kendini yenileyebilir. Yenilenebilir enerji kaynakları fosil yakıtlar gibi büyük ölçüde karbon salınımına neden olmaz. Bu nedenle de yenilenebilir enerji, insan etkisi ile özellikle enerji ihtiyacımızdan dolayı meydana gelen iklim değişikliği konusunda bir çözüm yoludur.

Ülkemizde, yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklardan yararlanma çok yeni bir kavram. Kıta Avrupa’sındaki iklim değişikliği hatta nükleer karşıtlığı üzerinden gelişen yenilenebilir enerji kaynakları ile elektrik üretimi, ülkemizde daha çok fosil yakıtlara alternatif geliştirmek üzerine kurulu. Yenilenebilir enerjinin Türkiye’deki tarihine baktığımızda, 1970’li yıllardaki baraj yatırımları dışında ilk yenilenebilir yatırım 1993 yılında Çeşme’de kurulan Çeşme Rüzgâr Enerjisi Santrali’dir. Santrali hızla gelişen güneşten su ısıtma sektörü izlemiştir. Geçmişi 2000’lere uzanan güneşten elektrik üretimi ise daha çok yenidir. Bugün ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları üzerine çalışan birçok yerel üretici ve sivil toplum örgütü vardır.

Yakın zamanda Yenı̇lenebı̇lı̇r Enerjı̇ Sektöründe Kooperatifler Alternatif Bir İstihdam Modeli raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Yenilenebilir enerji sektörü, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, fosil yakıtlara bir alternatif olarak ülkemizde gelişmiştir. Özellikle tüm dünyada, iklim değişikliğinin etkilerine karşı hızla gelişen fosilden uzaklaşma adımları görmekteyiz. Kömür santrallerinin kurulması iptal edildi, var olanlar da yavaş yavaş sökülmeye başlandı. Bu sektörlerde çalışan ara elemanların yeni iş alanlarına kaydırılması için temel eğitimlerden geçirilerek, yeni sektörlere hızla ara eleman yetiştirilmesi gerekiyor. Raporda temel olarak bu iki eksen üzerinde duruldu ve ara eleman yetiştirmede enerji kooperatiflerinin rolü üzerinde odaklanıldı.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Troya Çevre Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Alınan hibe ile öncelikle yenilenebilir enerji kooperatifleri arasında bir ağın oluşması konusuna odaklandık. Kurum olarak da hibe desteği ile bir internet sitesi oluşturduk. Aynı zamanda,  dijital kapasitemizi güçlendirmek amacıyla verilerin güncellenmesi konusuna ve podcast içerik üretimi için ilgili eğitimler almaya odaklandık. Hibe desteğinin yanında verilen mentor desteği ve atölyeler ile de kurum içerisinde bizler için kolaylık sağlayacak dijital uygulamalar ve pratik çözümler konusunda bilgi edinerek kurumsal kapasitemizi güçlendirdik.

Tüm bu eğitimler sonucunda oluşturduğumuz internet sitemizde veri güncellemesi ve içerik ekleme yapabiliyoruz. Aldığımız podcast eğitimleri sayesinde podcast içeriği üretiyor, düzenliyor ve podcastlerimizi yayımlayabiliyoruz. Kurum içerisinde artık ortak takvim kullanıyor, şifrelerimizi dijital ortamda saklayabiliyor ve farklı uygulamalar ile görsel içerikler üretebiliyoruz.

Hibe desteğimizle Türkiye genelinde bulunan Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri arasında ağ kurulması amacıyla Enerji Kooperatifleri Ağı’nı hayata geçirdiniz.  Bu ağı oluşturma fikri nasıl bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı? Ağın üyeleri ile birlikte yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Troya Çevre Derneği olarak her yıl düzenlediğimiz Enerji Kooperatifleri Konferansı’nı pandemi nedeni ile yapamadık. Bu durum, Türkiye’de bulunan yenilenebilir enerji kooperatifleri arasındaki iletişim kopukluğunu farketmemizi sağladı.  Aynı zamanda, insanların yenilenebilir enerji kooperatifi ile ilgili bilgilerinin sınırlı olması böyle bir projeyi hayata geçirmemize neden oldu. Yaşanan bu sıkıntılar çerçevesinde ne yapabileceğimizi düşünürken bu hibe fonuyla karşılaştık ve kooperatifleri bir platformda toplayarak hem iletişim ve işbirliklerini güçlendirmeye hem de insanların alanla ilgili kaynaklara rahatlıkla bulaşabilmelerini sağlayama karar verdik. Ağımıza dahil olan yenilenebilir enerji kooperatifleri ile proje başlangıcında ağ hakkında toplantılar gerçekleştirerek, ağın yaygınlaşmasını ve benimsenmesini sağladık. Kooperatifler ile internet sitesinin kullanımı ve dijital beceriler üzerine toplantılar gerçekleştirdik. 07.12.2021 tarihinde Bursa’da gerçekleştirdiğimiz 5. Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı’nda kooperatifler ile bir araya geldik. Konferansta bazı kooperatifler sunum yaparak güncel durumları hakkında bilgiler verdi. Aynı zamanda, konferans sırasında kooperatiflere alanla ilgili iyi örnekler sunuldu.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız bu desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu ile yenilenebilir enerji kooperatifleri adına bir internet sitesi kurduk.  Bu sitede düzenli olarak podcastler yayınlamaya başladık. Bu sayede daha çok insana ulaşabiliyoruz. Aldığımız dijital içerik üretme, dijital güvenlik, dijital ortamda şifre saklama gibi eğitimler ile kurum içi dijital iletişimimizi ve dijital araç becerilerimizi geliştirdik.

Hibe desteği, kurumumuz ile yenilenebilir enerji kooperatifleri arasındaki bağı güçlendirirken aynı zamanda kurum içerisinde bizleri de dijital anlamda güçlendirdi. Projeyi hayata geçirmemize olanak sağlayan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı, Turkey Mozaik Foundation, EBRD ile fonu destekleyen tüm bağışçılara teşekkür ederiz.

Yarınlara Uçuyoruz Projesine Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Yarınlara Uçuyoruz Projesi

18-29 yaş arası gençlerin toplumsal, ekonomik ve sosyal hayata katılımı alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Vakıfımız yürütücülüğünde Pegasus Hava Yolları tarafından hayata geçirilen Yarınlara Uçuyoruz Projesi’nin başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Yarınlara Uçuyoruz Projesi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Altyazı Sinema Derneği ile Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

2019 yılında kurulan Altyazı Sinema Derneği; sinema alanındaki yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra sansür ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere cinsiyet eşitliği, işçi güvenliği ve sağlığı gibi meseleler ile ilgili olarak da faaliyet yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde  Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla  sağladığımız hibe desteği ile Altyazı Sinema Derneği, sinemacıların, gazetecilerin, sinemaseverlerin, sanatçıların ve sinemaya ilgi duyan herkesin yararlanabileceği birincil kaynak olacak bir arşiv oluşturmak amacıyla Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, derginin Eylül 2001’deki ilk sayısından itibaren yayınlanan 144 sayı dijital ortama aktarılacak ve Altyazı Dergisi’nin 213 sayısının tamamı endekslenerek ilgilenenlerin erişimine açılacak.

Altyazı Sinema Derneği Saymanı ve İktisadi İşletmesi Müdürü Ali Deniz Şensöz ile yaptığımız röportajda; derneğin amacı ve yürüttüğü faaliyetler, pandeminin Türkiye sinema sektörüne ve seyirci alışkanlıklarına etkileri, artan kâğıt fiyatlarının matbu dergiciliğe etkileri, Altyazı Sinema Dergisi’nin 2021 yıllığı ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Okuyucularımızın Altyazı Sinema Derneği’ni daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2001’in Ekim ayında “sinema üzerine düşünen aylık bir dergi” fikriyle yola çıkan Altyazı, 20 yıldır bir yandan Türkiye gündemindeki filmlerle, sinema üzerine haberlerle ilgili yorum odaklı yazılara yer verirken, diğer yandan ana akım medyada fazla yer bulamayan kısa film, belgesel ve deneysel sinema gibi alanlara görünürlük kazandırmaya çalışan bağımsız bir kültür-sanat kurumu. Tümüyle özgün içeriğe odaklanan yayın politikasıyla, yeni ve genç sinema yazarlarının düşüncelerini ortaya koyacağı açık bir platform olan ve böylelikle ülkedeki sinema kültürüne canlılık kazandırmayı amaçlayan Altyazı, 2018 yılının son aylarına kadar Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi bünyesinde faaliyet göstermekteydi. Aralık 2018 itibariyle üniversite ile yollarımızı ayırdıktan sonra, yayın hayatına çok kısa bir mecburi ara verdik. Derginin yayın kurulu üyeleri olarak Mart 2019’da bağımsız bir kurum olarak hayatta kalmaya devam etmek üzere Altyazı Sinema Derneği’ni kurduk.

Son yıllarda giderek artan politik baskılar, sansür mekanizmaları ve hem ifade özgürlüğü hem de kültür-sanat alanındaki daralma nedeniyle bağımsız ve muhalif sinemacıların, belgeselcilerin ve video aktivistlerin görünürlüklerinin giderek azaldığı bir ortamda, sadece bir yayın olarak değil, sinema sektörünün organik bir parçası olarak var olmak da temel amaçlarımızdan biri. Bugüne kadar, Emek Sineması’nın yıkılmasına karşı yürütülen mücadeleden Sansüre Hayır eylemlerine sinema alanındaki örgütlenmelerde aktif rol aldığımız gibi, bundan sonra da bağımsız sinemacıların seslerinin ve bağımsız sinema haberlerinin duyulabileceği bir platform olarak da var olmayı önemsiyoruz.

Sinema alanındaki yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra, sansür ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere cinsiyet eşitliği, işçi güvenliği ve sağlığı gibi meselelerle de aktif olarak ilgileniyoruz. Sinemanın farklı alanlarından insanların bir araya gelerek gündemdeki önemli mevzuları tartıştığı #AltyazıTartışıyor, #FasikülTartışıyor ya da pandemi koşullarında bağımsız sinemacı ve sanatçılara alan açan  #İçeridenDışarıya gibi video serilerinin yanı sıra, 15 yıldır sürdürdüğümüz temel sinema seminerlerine de çevrimiçi olarak devam ediyoruz.

Pandemi Türkiye’deki sinema sektörünü ve seyirci alışkanlıklarını nasıl etkiledi? Sektörün ve sektör çalışanlarının pandemi ve ekonomik krizin getirdiği olumsuz koşullardan daha az etkilenmesi için yapılan çalışmalar var mı?

Pandemi kısıtlamalarıyla beraber birçok film ve dizi seti durdu. Sektörde üretime birçok alanda ara verilmek zorunda kalındı. Çekimleri devam eden yapımların bir kısmında ise salgın önlemlerinin yeteri kadar alınmaması nedeniyle virüs hızlı bir şekilde yayıldı. Meslek örgütleri pandemi koşullarında setlerin güvenliğini arttırmak için çeşitli faaliyetlerde bulundu. Pandemi sürecinden belki de en fazla etkilenen işletmeler sinema salonlarıydı. Kısıtlamalar boyunca sinema salonları kapalı kaldı, mülk sahibi olmayan işletmeler süreci atlatamadı. Örneğin Kadıköy’de uzun yıllardır faaliyet gösteren Rexx Sineması pandeminin de getirdiği koşulların da etkisiyle kapandığını açıkladı. Diğer yandan son yıllarda popülaritesini daha da arttıran dijital platformlar herkesin evlerde daha fazla vakit geçirdiği pandemi sürecinde abone sayılarını birkaç katına çıkardı. Pandemi kısıtlamaların kalkmasının ardından sinema salonları tekrar açıldı ve birçok film gösterime girdi fakat sinemaya giden toplam seyirci sayısının geçen yıllara oranla çok daha düşük bir seviyede ilerlediği gözlemleniyor. Hem kapalı alana girme endişesi hem de artan bilet fiyatları bu düşüşün en büyük etkenlerinden. Diğer yandan regülasyonların oldukça yetersiz olduğu sinema sektöründe, sektör çalışanlarının yüksek enflasyon ve ekonomik krizden daha az etkilenmesi için birçok meslek örgütü taban ücret artışı taleplerini işverenlere ilettiler. İşverenler ve çalışanlar arasında müzakere süreci devam ediyor.

Altyazı Sinema Dergisi’nin 2021 Yıllığı’nı yakın zamanda yayınladınız. Türkiye’de sinema alanındaki en önemli yayınlardan biri olan Altyazı Sinema Dergisi’nden ve 2021 Yıllığı’ndan bahseder misiniz?

Pandemi koşulları sebebiyle Mayıs 2020’den beri yayın hayatımıza dijital olarak devam ediyoruz. Kurduğumuz abonelik sistemi ile okuyucularımıza ulaştırdığımız aylık e-dergi’nin yanı sıra herkesin erişime açık olan altyazi.net; sinemada ifade özgürlüğü alanında faaliyet gösteren fasikul.altyazi.net; her iki sitenin sosyal medya kanalları ve YouTube hesabımız ile varlığımızı çok sayıda mecrada sürdürüyoruz. Fakat bir yandan matbu yayın yapmaktan da uzak kalmak istemiyorduk. Bu nedenle pandeminin ve ekonomik koşulların bizi zorladığı bu dönemde her ay dijital dergi çıkarmanın yanında yılda iki defa özel matbu yayın basmaya karar verdik. 2021 Yıllığı bu süreçte çıkardığımız ikinci özel yayın ve her sene bu yayını çıkarmak istiyoruz. Yıllıkta geçtiğimiz yılın sinema ve televizyon gündemine kapsamlı bir bakış atıyoruz. Dünyadan ve Türkiye’den seçtiğimiz onlarca filme dair inceleme yazılarının yanında, yerli ve yabancı dizilere, belgesellere ve birçok farklı tematik başlık altında yılın sinema külliyatını kapsamlı bir şekilde ele alıyoruz.

COVID-19 ile daha da derinleşen ekonomik kriz ve bununla beraber kâğıt fiyatlarındaki artış matbu dergiciliğin sürdürülebilirliğini nasıl etkileyecek? Altyazı Sinema Dergisi’nin geleceğinin dijital mecralar üzerinden ilerlemesini mi öngörüyorsunuz?

Türkiye’de kağıt üretimi yapılmadığı için yayınlar kağıt tedariğini yurtdışından yapmak zorunda kalıyor.  Kağıt masraflarının döviz kuruna bağlı olması ve küresel çapta kağıt arzında düşüş yaşanması baskı maliyetlerini 2021 yılında üç-dört katına çıkardı. Sınırlı sayıda okuyucuya ulaşan matbu yayınların bu ani maliyet artışını karşılaması oldukça zor. Bu nedenle geçtiğimiz birkaç ay içinde özellikle birçok bağımsız dergi basıma ara vermek zorunda kaldığını açıkladı. Maliyetlerin bu kadar değişken ve öngörülemez olduğu bir süreçte bizim gibi küçük oluşumlar için periyodik yayın çıkarmanın imkânsıza yakın bir hale geldiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle Altyazı Sinema Dergisi olarak, kendimizi son iki yıldır öncelikle bir dijital içerik üreticisi olarak konumlandırmaya çalışıyoruz. Diğer yandan koşullar elverdiği sürece özel matbu yayınlarla okuyucularımızla buluşmak istiyoruz.

Hibe desteğimizle Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mayıs 2020’de kullanıma açtığımız ücretli abonelik sistemimizde her ay yeni sayımız yayımlanıyor. Aynı zamanda, kullanıcılar eski sayıların bir kısmına da ulaşabiliyor. Fakat Altyazı’nın tam bir dijital arşive sahip olabilmesi için geriye dönük olarak 144 sayının daha taranması, dijital dergi haline getirilmesi ve tüm sayıların sistemli bir şekilde indekslenmesi gerekiyor. Bu proje sayesinde, Altyazı’nın yirmi yılı aşkın süredir ürettiği matbu içerikler dijital hale gelebilecek. Eski sayılar taranarak yeni hazırlanan altyapıya yüklenecek ve her dergi indekslenecek böylece kullanıcının aradığı içeriğe daha kolay ulaşması sağlanacak. Arşivin  sinema akademisyenleri, araştırmacılar, sektör çalışanları ve sinema ile ilgilenen herkes için sürekli başvurabilecekleri temel bir kaynak olmasını amaçlıyoruz.