Tag

gençler arşivleri - Sayfa 2 / 2 - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Türkiye’de Devlet Koruması Altında Yetişen Çocuklar

By | Uzman Görüşü | No Comments

Hayat Sende Derneği / www.hayatsende.org 

Bu yazıyı sonuna kadar okuyacağını düşündüğüm insanlardansınız.

Ve ”yuvaların kapatıldığı, devlet koruması altında yetişen çocuk ve gençlerin hayata sevgi dolu ailelerde eşit ve güçlü bir şekilde atıldığı bir dünya” hedefini kuran ve bunu gerçekleştirmek için ”Koruma altındaki çocuk ve gençler ile korumadan ayrılan gençlerin hayatlarına yenilikçi çözümler getirmeyi” kendine misyon edinen Hayat Sende Derneği ile umarım bir gün tanışırsınız.

Türkiye’de yaklaşık 17.000 çocuk devlet korumasında yaşıyor. Bunlardan sadece 4.800 kadarı koruyucu ailede yetişiyor. Kalanı, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında büyüyor. Bu yurt ve yuvalarda cinsel istismar, personel şiddeti, akran zorbalığı nadir görülen şeyler değil. Çocuklar, neyin hak neyin hak ihlali olduğunu bilmiyor ve bilse de bu tip hadiselerle karşılaştığında hangi merciye güvenip başvurabileceği bilgisinden yoksun. Başka bir deyişle haklarına erişemiyor. Bunu zaten tahmin edebilirsiniz. Ancak işin bir de az bilinen, mevzuya daldıkça öğrendiğimiz bir kısmı var.

3 yaşından küçük çocuklar, günde 18 saatini karyolaların arkasında geçiriyor. Ya da 5 yaşındaki bir çocuğa, fotoğrafını çekip kendisini gösterdiğinizde, çocuk kendini tanıyamıyor. Çünkü kurumdaki aynalar çalışanların boyuna göre asılmış durumda oluyor. Yurtlara gönderilen gönüllü dişçiler çocukların dişlerinin bir türlü uyuşmadığını söylüyor çünkü tahminlere göre neredeyse yarısı anti-depresan bağımlısı olmuş durumda. Okul çağına geldiğinde çocuk, askere gider gibi kısa kesilmiş saçıyla ve tek tip kıyafetlerle okula gittiğinde, “kimsesiz”, “yetim fare”, “bakımsız”, “yurt çocuğu” gibi sözlerle etiketleniyor ve ötekileşiyor. Diğer öğrencilerin aileleri zaten onları istemiyor; öğretmenlerin ise yurtta yetişen çocuklardan beklentisi yerleşik yargılar sebebiyle az oluyor. Yalnızlaşan ve kendilerinden başarı umulmayan bu çocukların çok büyük kısmı liseyi bile bitiremiyor. Kanuna göre, yüksek öğrenimi kazanamamış olan çocuk, 18 yaşını doldurduğunda yurdu terk etmeye zorlanıyor. Yurttan ayrılan gençlerin, %70’i devlet kurumlarında hizmetli yani temizlikçi, odacı vs. olarak işe giriyor. Ayrıca 18 yaşına kadar bakkala gidip ekmek bile almamış olan bu çocukların para ile ilişkisi de sorunlu oluyor. Çoğu parayı yönetmeyi bilmediğinden borç içinde hayat mücadelesi veriyor ve hayata tutunamıyor.

Bağlanma kuramına belki hakimsinizdir… Çocukların çoğu sürekli değişen “anne”lerle yetiştikleri ve güvenecek birini arkalarında hissetmedikleri için, “kaygılı bağlanma” denilen şeyi yaşıyor ve bakım sonrası hayatlarında da ilişki kurdukları kişilere ya fazla kolay bağlanma veya hiç bağlanamama gibi sorunlar yaşayıp sağlıklı ve suçtan uzak hayatlar sürdüremiyor. Uluslararası istatistiklere göre, yurt bakımından çıkan gençlerin yüzde 10’u intihar ediyor, yüzde 20’si suça, yüzde 15’i de fuhuşa sürükleniyor. Türkiye’de zaten bu konuda tutulmuş ne bir istatistik ne de yeterli farkındalık var.

İşte benim de dahil olduğum, Hayat Sende’nin gündeminde bunlar gibi kimsenin gündeminde olmayan dertler var. İlk bakışta görünmeyen ama aslında birtakım gençlerin “hayatı” anlamına gelen meseleler.

Hayat Sende, yurttan ayrılmış bir grup idealist genç tarafından kurulmuş Ankara merkezli, uluslararası ödüllü bir dernek. Derneğin esas derdi, yurtları kapatmak. Tamamen kapatmak. Bu, radikal bir söylem olarak görünse de, bu radikallik, yurtlarda yaşanan çeşitli olumsuzluğu ancak karşılıyor. Bu ideale ancak “Koruyucu Aile” ve “Evlat Edinme” pratikleri yaygınlaştırılarak ulaşılabilir. Dernek, bununla uğraşıyor. Tabii, bu kolay ve kısa vadede ulaşılabilecek bir hedef olmadığından bu süreçte devlet kurumlarının şartlarının iyileştirilmesini dert ediyor. Ve bunu Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının düştüğü “çocuklar gelsin, yüz boyayalım” ve “hayır bahşetme” tavrıyla değil, hak temelli bir anlayışla yürütüyor. Çocukların kendisini, bizim kendi çocuklarımızı gördüğümüz gibi, değişim ve dönüşümün öncüleri olarak görüyor ve potansiyellerini gerçekleştirme haklarını teslim ediyor.

Bu anlamda, çocukları eğitim, iş ve staj konularında yönlendiriyor. Yurtta yetişen gençlere kamplar, eğitimler düzenliyor, iş olanakları sağlıyor. Söz gelimi, bugüne kadar uygulanmayan ama yasada olan “yurttan ayrılan çocuğun SGK priminin 5 sene boyunca devlet tarafından ödenmesi” pratiğini kurumlara hatırlatıyor. Gelecek projelerinden biri, kurumların üst düzey yöneticilerinin bu çocuklara mesleki “mentor”luk yapabilecekleri bir internet platformu oluşturmak. Bir diğeri, çocukların alışveriş, yemek yapmak, bütçe çıkarmak gibi temel yaşam bilgileri edinebileceği, sosyalleşebileceği, eğitim görebileceği bir kafe açmak. Eğitimleri sadece çocuklara değil, sosyal görevlilere ve ülke çapında öğretmenlere de veriyor.

Toplumda ve medyada, yurtta yetişen çocuklara yönelik, ayrımcı söylemle mücadele ediyor. Medyada yurtlarla ilgili çıkan haberlerin %98’i olumsuz ve bu haberler sansasyona dönük görseller ve başlıklarla dolu. Toplumda diyelim koruyucu aile olmayı düşünen kimselere yönelik söylenen “Başına bela mı alacaksın?” “Büyüsün de seni kessin” gibi yaklaşımlara yabancı değiliz. Türkiye’de toplum, yurtta yetişen çocuklara 12 yaşına kadar acıma duygusuyla yaklaşırken, 12’sinden sonra onları potansiyel suçlu olarak görüyor ve korkuyla yaklaşıyor. Yurttan ayrılan gençlerin geçmişlerini saklama, toplumdan genel olarak saklanma korunma taktiklerine cevap olarak, yürüttüğü “Sosyal Duvarları Yıkalım” projesiyle iyi örnekleri ön plana çıkartmaya çalışıyor. “Doğru Sözlük” projesindeyse, dilimizdeki ayrımcı ifadelerle mücadele etmeyi amaçlıyor. 

Çocukların haklarını gözetecek politikalar üretiyor. Bir anlamda devlete danışmanlık yapıyor, yönlendirici oluyor ve mevzuat değişiklikleri yapılmasına çağrıda bulunuyor. Örneğin devlet, 2015 sonunda aldığı kararla, koğuş bakımı denilen uygulamanın sona ermesi gerektiğine nihayet ikna oldu ve tüm yuva ve yurtları 6 – 16 kişilik çocuk ya da sevgi evlerine dönüştürüyor. Ancak bunu yaparken bu kurumların binalarını şehir merkezlerinin uzaklarına kuruyor. Hayat Sende, çocukların iyice toplumdan izole edilmesi anlamına geldiği için buna karşı çıkıyor. Veya önceki kampanyalarından (“Kardeşler Ayrılmasın”) birinde çok kardeşli çocukların farklı yurt veya yuvalara gönderilmemesine dikkat çekiyor, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuda mevzuat değişikliği yapmasını sağlıyor. Yine son olarak “18 Yaş Çok Erken” isimli kampanyayla çocukların 20 yaşını doldurana kadar yurttan kendi istekleri dışında çıkarılmamasına dair uygulamanın başlamasını başardı. Ayrıca devlete sürekli olarak yetiştirme kurumlarını sivil denetime açması, şeffaflaşması yönünde baskıda bulunuyor. Önerdiği ve uygulamaya geçmesini umduğumuz projelerden biri, ayda 1.500 TL gibi bir paraya çalışan bakıcı annelere, nefes almaları ve kendilerini değerli hissetmeleri için ayda iki defa sinema biletleri sağlanması.

Peki siz bu yazıyı okuduktan sonra ne yapabilirsiniz?

– Yazıyı konuyla ilgileneceğini düşündüğünüz herkese yollayabilirsiniz.

– Hayat Sende’nin Facebook ve Twitter sayfalarını “beğenebilirsiniz.”

– Dilerseniz bizimle iletişime geçerek yurttan ayrılma sürecindeki bir gence, aylık burs sağlayabilirsiniz.

– Hiç olmazsa Hayat Sende’ye bir defalık bağış yapabilirsiniz.

– Kurumsal bir yerde çalışıyorsanız, çalıştığınız yerin kurumsal iletişim bölümüne, sosyal sorumluluk anlamında, derneğe bağışta bulunmasını söyleyebilir, bu bağış karşılığında gelip koruyucu ailelik ve evlat edinme üzerine bilgilendirici bir konuşma yapmamızı talep edebilirsiniz. (Ayrıca şirketlerle başka türlü ortaklıklar kurmamız için toplantılar da düzenliyoruz. Bunlardan biri son olarak masalara konulan Amerikan servislerine bilgilendirici metinler yazmak üzere bir fast-food zinciri olmuştu. Beraber düşününce son derece yaratıcı ortaklıklar çıkabiliyor.)

– Etrafınızdaki medya kuruluşlarında çalışan kimselere, Hayat Sende’yi takibe almalarını ve uygun zamanlarda/dönemlerde yer vermelerini söyleyebilirsiniz.

– İşe birini alacakken, yurttan ayrılan bir gencin 5 senelik SGK priminin devlet tarafından ödendiğini aklınızda tutabilirsiniz.

– Sevdiklerinize ya da kurumsal müşterilerinize Hayat Sende’nin tebrik kartlarından (yılbaşı, anneler/babalar günü, doğum günü vs.) gönderebilirsiniz. Bu hem bağış yapmak hem de bu işlerin bilinirliğini artırmak bakımından iyi olur. Doğum gününüzde etrafınıza “Bana hediye almak yerine Hayat Sende’ye bağışta bulun” diyebilirsiniz.

– Hayat Sende’yi daha yakından tanımak için Necatibey Cad. No: 27/11 Kızılay/Çankaya/ANKARA  adresine gelip bir çayımızı içebilirsiniz.

Sokağın Konuşulmayan Hafızası

By | Röportaj | No Comments

Karakutu Derneği / http://www.karakutu.org.tr/ 

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Karakutu Derneğine Kurumsal Program dahilinde hibe desteği sağlıyor.  

Karakutu Derneği ve çalışmaları ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz.

“Geçmişte gerçekleştirilen hak ihlalleri, yüzleşme yaşanmadıkça, cezasızlık sürdükçe ve travmalar çözümlenmedikçe günümüzde de farklı şekiller alarak -bazen de şekil bile değiştirmeden- devam ediyor. Tek taraflı, kendisinden başka doğruyu/doğruları kabul etmeyen bir yaklaşımla yaşamak zorunda bırakılan bireyler, başka hikayeleri dinleme fırsatı bulmadıkça bu yaklaşımlarını sorgulama yoluna da gitmiyor.”

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Karakutu Derneği, ne zaman kuruldu ve hangi sosyal sorundan yola çıktı? Genel olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz? 

Karakutu Derneği (KD): Karakutu Derneği, 7 Ocak 2014 tarihinde, uzun yıllardır sivil toplum alanında çalışmakta olan kişilerin ortak hayallerini hayata geçirme çabasıyla kuruldu. Kurucuların hayali, gençlerle toplumsal hafıza alanında çalışmalar yürütmek ve gençlere geçmişle yüzleşme üzerinden sorgulama yeteneklerini geliştirebilecekleri ve barışa katkı sunabilecekleri bir platform olanağı sunabilmekti. Bu hayalin neticesi olan Karakutu’nun ilk adımları, dernekleşmesinden daha önce atılmaya başlandı. Dünyada bu alandan iyi örneklerin incelendiği, yurt içi ve dışında çalışma ziyaretlerinin gerçekleştirildiği, toplumsal hafıza üzerine çalışan uzman ve kurumlarla fikir alışverişinin yapıldığı bir ön hazırlık süreci sonunda yola çıkmak için en uygun metot olarak “Hafıza Yürüyüşü” konsepti belirlendi. 

Karakutu olarak, dünyanın birçok yerinde farklı temalara odaklanan daha çok bir çeşit tur formatı olarak uygulanan Hafıza Yürüyüşü’nü farklı bir biçimde, yenilikçi bir akran eğitim modeli olarak uyguluyoruz. Gençlerin aktif olarak sürece katılabilecekleri, aynı zamanda güçlenmelerine katkı sağlayacak şekilde yenilikçi bir eğitim modeline dönüştürdüğümüz Hafıza Yürüyüşü, Hafıza Yolculuğu adını verdiğimiz eğitim programımızın adımlarından biri.

Yola çıkış noktamız olan, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan ve temel meselemizi oluşturan sosyal sorunu da kısaca şöyle özetleyebiliriz: Karakutu olarak, geçmişle yüzleşmenin, barışı sağlama ve demokratikleşmenin vazgeçilmez öğelerinden olduğuna inanıyoruz. Yaptığımız çalışmalarda da karşılaştığımız üzere, hiçbir hak ihlali geçmişte gerçekleştirildiği yerde kalmıyor; yaşananların günümüze uzantıları hem makro hem mikro anlamda hepimizin hayatlarını büyük ölçüde etkilemeye devam ediyor. Bu etkiler, toplumsal barışın sağlanmasında ve birlikte yaşama önünde büyük bir engel oluşturmakla birlikte gündelik hayatlarımıza da daha görünmez ve “normalleşmiş” şekillerde etki ediyor. “Bir daha asla!” nosyonundan hareketle, bu olumsuz etkilerden özgürleşmek için Türkiye’de toplumsal hafıza alanında çalışan birçok kurum ve kişi, çok önemli işler üretiyorlar. Ne var ki bu işlerin büyük kısmı, zaten bu alana ilgi duyan kişiler dışında özellikle bu meselelerle haşır neşir olmayan –hatta çoğunlukla bu meselelerle uğraşma imkanı dahi bulamamış- gençler için erişilebilir değil. Biz, başta resmi eğitim sistemi olmak üzere kurumların sebep olduğu bu erişememe ve katılamama sorununa bir çözüm getirebilmeyi; gençlerin aktif olarak içinde yer alabilecekleri toplumsal hafıza alanına odaklanan çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz. Başka bir deyişle, kronikleşmiş bu sorunun çözümüne, yürüttüğümüz çalışmalarda aktif özneler olarak yer alan gençlerin güçlenmesiyle, onlara sorgulama alanları açarak ve farkındalık geliştirmelerini sağlayacak imkanlar sunarak katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. 

DV: Hatırlamak ve sessizleştirilen hikayelerin görünürlüğünü arttırmak güncel sorun ve çatışmaların çözümünde sizce nasıl bir rol oynuyor?

KD: Yukarıda da belirttiğimiz gibi, geçmişte gerçekleştirilen hak ihlalleri yüzleşme yaşanmadıkça, cezasızlık sürdükçe ve travmalar çözümlenmedikçe günümüzde de farklı şekiller alarak -bazen de şekil bile değiştirmeden- devam ediyor. Bu devamlılık makro boyutta etkileri olan politikalar yoluyla olduğu gibi, bireylerin gündelik hayatlarında da ayrımcılık ve nefret biçiminde karşımıza çıkıyor. Tek taraflı, kendisinden başka doğruyu/doğruları kabul etmeyen bir yaklaşımla yaşamak zorunda bırakılan bireyler, başka hikayeleri dinleme fırsatı bulmadıkça bu yaklaşımlarını sorgulama yoluna da gitmiyor.

Ama egemen olan tarafından sessizleştirilen hikayeleri dinlemek, marjinalleştirilmiş gruplarla temas etmek; tek yönlü bakışın kafalarımızda oluşturduğu düşman tiplemelerinin aslında gerçek olmadığı fikriyle tanışmaya imkan yaratıyor. Geçmişteki hak ihlalleri hakkında bilgi sahibi olma fırsatı yaratan platformlar, başka ihtimallerin varlığını hesaba katarak çok boyutlu düşünmeyi ve sorgulamayı; beraber iyileşmeyi; konuşabilmeyi; anlayabilmeyi; kendi önyargılarınla yüzleşebilmeyi mümkün kılıyor. Karakutu olarak, tüm bunların kendimizden farklı olanı tehdit olarak algılamamanın, dolayısıyla güncel çatışmaların ve sorunların çözümünde ve barışın sağlanmasında çok önemli rol oynadığına inanıyoruz. Gençlerle gerçekleştirdiğimiz etkinliklerin sonrasında aldığımız geribildirimler de bu inancımızı destekliyor. Örneğin:

– (Hafıza Yürüyüşü’ndeki hafıza mekanlarından biriyle ilgili olarak): “Gettoların aslında orada yaşayanlar için ‘güvenli bölge’ olduğunu bugün idrak ettim. Şimdiye kadar ben de ‘X Sokak arındırıldı’ tarzı haberlere inanırdım. Bugünden sonra çok farklı bir gözle bakacağım.”

– “Çocukluktan beri kulaktan duyma öğrendiğimiz şeylerin aslında gerçeği yansıtmadığını ve önyargıların yıkılması için o dönemi yaşayan insanlardan öğrenmenin en doğru olduğunu öğrendim.”

– “Bu kadar fazla biçimde yapılan ayrımcılıkların gün yüzüne çıkması çok iyi oldu. Herkes bireysel olarak kendini yargılamalıdır.”

– (Hafıza Yürüyüşü’ndeki hafıza mekanlarından biriyle ilgili olarak): “6-7 Eylül olaylarına ilişkin az da olsa bilgim vardı Bu mekana ilişkin bugün ilk defa bilgi sahibi oldum. Mekanlara daha dikkatli bakmak gerekiyor. Bu mekan benim için artık sadece çay içtiğim bir mekan olmayacak.”

DV: Geçmişle yüzleşme konusunda neden özellikle gençlerle çalıştığınızı açıklar mısınız?

KD: Yine daha önce belirttiğimiz gibi, geçmişle yüzleşme konusunda Türkiye’de çok önemli çalışmalar yürütmekte olan kuruluşlar, gruplar ve kişiler var. Bu çalışmaların sonucunda yine çok başarılı çıktılar üretiliyor. Ancak bu alanda yapılan çalışmalar ve çıktıları çok büyük bir kesime ulaşamıyor. Özellikle, Türkiye’deki çocukları ve gençleri apolitik ve sessiz, “olaylara karışmayan” ve “tarafsız” yetiştirme geleneği yüzünden birçok genç ne ailesi ne de eğitim sistemi aracılığıyla yaşadıkları toprakların siyasi tarihi, burada yaşanan hak ihlalleri ve mücadeleleri ile ilgili bilgiye ve haliyle fikre sahip olabiliyor.

Halbuki genç nüfus, niceliksel olduğu kadar niteliksel anlamda da dönüştürücü olabilecek bir potansiyele sahip. Fakat gençlerin tamamı, bu potansiyellerini kullanabilecekleri, kendi sözlerini üretebilecekleri ve paylaşabilecekleri yeterli imkana sahip değil. Sosyal medya bu anlamda önemli bir alan açsa da, fiziksel anlamda bir araya gelmek bir arada öğrenme, beraber tartışma, fikir alışverişi yapma açısından çok daha sürdürülebilir bir yöntem. Bizim hedef grubumuz da bu sebeple 16-25 yaş arası gençler. Gençlerin bir araya gelerek, beraber araştırarak, tartışarak, paylaşarak geçmişle yüzleşmesini hem güçlenmeleri hem de toplumsal barışa katkı sağlayacak potansiyellerini kullanabilmeleri açısından önemsiyoruz. Yürüttüğümüz programlar aracılığıyla gençlerin alanda yapılan çalışmalara erişebilmelerini, kendilerinin de alanda aktif olarak çalışabilmelerini ve üretebilmelerini, eğitim kurumlarında her zaman bulamadıkları özgür bir sorgulama alanında akranlarıyla fikir ve söz üretmelerine destek olmaya çabalıyoruz. 

DV: Hafıza Yürüyüşü’nün hazırlık ve uygulama aşamalarından bahseder misiniz? Sizce metodundaki farklılık, katılımcılar açısından, nasıl bir etki yaratıyor?

KD: Hafıza Yürüyüşü, Hafıza Yolculuğu adındaki yenilikçi ve interaktif eğitim programımızın adımlarından birisi. Hafıza Yolculuğu programının hedefi, gençlerin, dini, etnik, cinsiyete dayalı ve/veya politik nedenlerle tarihsel olarak dışlanmış gruplara karşı gerçekleştirilen haksızlıkları keşfetmesi ve sorgulaması. Sürdürülebilir olan ve her adımının kendisinden sonraki adımı ve programın devamlılığını sağladığı Hafıza Yolculuğu’nu, temel olarak üç adımlı bir döngü olarak tasarladık ve uyguluyoruz:

a.) Gençlerin Kapasite Gelişimi : Programın sonraki adımlarında sorumluluk alacak olan 16-25 yaş arası genç gönüllüler, çeşitli faaliyetlerle program kapsamında ihtiyaç duyacakları bilgi ve becerileri geliştirir. Farklı metotlar kullandığımız çeşitli oturumlar ve atölyelerle teori ve pratiği bir araya getiren iki günlük bir eğitimle başlayan süreç başka bağımsız etkinliklerle devam eder. Bu etkinliklere örnek olarak tarih alanında çalışan uzmanlarla seminerler, yerel/sözlü tarih atölyeleri, birebir destek, insan hakları örgütleriyle toplantılar, film gösterimleri ve sergi gezileri verilebilir.

b.) Keşif Süreci: Hafıza Mekanlarının Araştırılması : İki günlük eğitimi tamamlayan gönüllüler, Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet döneminden, belirlenen fiziksel mekanın sınırları içinde bir tema ve ilişkili bir hafıza mekanı belirler. Bu mekanlar, marjinalleştirilmiş grupların mücadelelerini, yaşanan hak ihlallerini ve yok edilmiş/edilmeye çalışılan kültürel çeşitliliği hafızalaştıran mekanlardır. Seçtikleri bu hafıza mekanları ve ilişkili tema üzerine araştırma yürüten gençler, farklı kaynaklardan ve farklı yöntemlerle bilgi ve veri toplar. İkincil kaynakların taranması, arşiv araştırması, tanıklarla ve uzmanlarla görüşmeler vb. sonucunda gençler seçmiş oldukları hafıza mekanlarına dair görsellerle de desteklenen bir bilgi ve veri seti oluşturur. Gençler, araştırma bulgularını derler ve Hafıza Yürüyüşü’nde aktarabilecekleri şekilde metinleştirir. Bu süreç, genç gönüllüler için bir güçlenme ve öğrenme fırsatı sunar.

c.) Hafıza Yürüyüşleri : Hafıza Yürüyüşleri, gençlerin sessizleştirilmiş tarihi anlatıları duymasını ve egemen anlatılara karşı eleştirel düşünce geliştirmesini amaçlar. Yürüyüşlerin içeriği büyük ölçüde önceki adımda genç gönüllülerin yürüttüğü araştırmaların sonuçlarına dayanır. Hafıza Yürüyüşleri, kapalı ve açık mekanlarda gerçekleştirilen çeşitli bölümlerden oluşan tüm günlük bir etkinlik olarak uygulanır. Etkinliğin dış mekanlarda uygulanan kısmı, hazine avı benzeri bir formattadır; katılımcı gençlerin küçük gruplar halinde kendilerine verilen harita ve şifrelerle hafıza mekanlarını bulur, burada mekanın hikayesini araştıran gençle bir araya gelerek ilgili hikayeyi dinler. Farklı mekanlar için bu uygulamayı tekrarlayan katılımcı gençler, kapalı bir mekanda kapanış oturumu için bir araya gelir ve günün deneyimini tartışır. Kapanış oturumu, gençlerin fikirlerini tartışmalarına olanak sağlayacak; geçmişle yüzleşmenin barışa nasıl katkı sağlayabileceğini ve gündelik hayatlarımıza etkisi üzerine konuşabilecekleri; medya ve eğitim gibi kanalların ayrımcılık ve dışlama açısından oynadığı rol üzerine düşünebilecekleri ve insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarını tanıyabilecekleri şekilde tasarlanmıştır.

Gerek araştırma sürecinde yer alan genç gönüllüler gerek Hafıza Yürüyüşü’ne katılan gençlerin geribildirimleri yöntemin geleneksel ve alışılageldik eğitim yöntemlerinden ayrılan yönüne vurgu yapıyor. Gençlerin, Hafıza Yürüyüşü’nde en sevdikleri şeyin ne olduğu sorusuna verdikleri cevaplardan bazılarına yer verecek olursak:

-“Kişilere, yani bizlere sıkılmadan bir seminer havasında değil de farklı bir yolla eğitici, öğretici bilgiler verilmesi.”

-“Hem eğlenceli hem de öğretici. Dikkat dağıtıcı bu kadar tüketimsel şey varken. Gençleri yakalamak için, onların farkındalığını arttırmak için süper bir proje.”

-“Olayları mahalinde görmek, içselleştirmek açısından önemli ve güzel bir noktaydı.”   

-“Aktif olarak içerisinde yer almak öğrenmeyi kalıcı kıldı.”

-“Farkındalık yarattığı için olumlu buluyorum. Tarihi eğlenceli bir şekilde daha iyi anlayabiliyoruz.”

-“Böyle bir etkinliği ipuçları, oyunlar, puzzle gibi eğlenceli halde hazırlamak çok iyi bir düşünce. Eğlenirken öğrenmek diye buna derim. :)”

-“Mekanların tarihini farklı insanlarla keşfetmek çok keyifliydi…”   

-“Yöntem çok güzeldi. Heyecanla mekanları aramak adeta tarihin karanlık bir noktasında bir şey aramak gibiydi. Çok heyecanlı ve güzel bir deneyimdi.”   

-“İnteraktif, bedensel ve insanlar ile iletişimde olabildiğimiz bir etkinlikti. Öğrenmek adına çok güzel ve keyifli bir yöntem.”   

-“Kapanış oturumunda (…) olaylar hakkında bağlam kurma, fikir yürütme, deneyim paylaşma kısmı çok hoşuma gitti.”

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Hibe süreci, finansal sürdürülebilirlik açısından nasıl bir etki yaratıyor?

KD: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibeyi idari giderlerimizi karşılamak amacıyla kullanacağız. Karakutu olarak biz de, Türkiye’deki pek çok sivil toplum kuruluşu gibi, oldukça sınırlı kaynaklarla çalışmalarımızı yürütmeye çabalıyoruz. Tam zamanlı sadece bir çalışanı olan bir dernek olarak, halihazırda var olan programlarımızı iyileştirebilmemiz ve uygulayabilmemiz, bunun yanı sıra yeni projeler geliştirebilmemiz ve daha çok gence temas edebilmemiz açısından bizim için çok kıymetli. Bu zamanın azımsanamayacak bir bölümünü, yine çoğu sivil toplum kuruluşu gibi, giderlerimizi karşılamak için kullanabileceğimiz kaynaklar geliştirmek için harcıyoruz. Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek sayesinde, kaynak geliştirme çabalarımızı kısa dönemli değil sürdürülebilir kaynak ve gelir modellerine ayırabilme imkanı bulacağız.

Bununla beraber, Sivil Toplum için Destek Vakfı aracılığıyla yeni birçok kişiyle tanışacağımızı, iletişim ve yaygınlaştırma anlamında da bu hibe sayesinde önemli bir katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz. Bu sayede genişleteceğimiz ağımızı, finansal sürdürülebilirlik açısından bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışacağız. Bu vesileyle, Sivil Toplum için Destek Vakfı’na bir kez de buradan teşekkür ederiz. 

Koruma Altındaki Gençlerin ve Çocukların Sorunlarına Yenilikçi Çözümler

By | Kurumsal Destek Fonu | No Comments

2007 yılında koruma altında yetişmiş bir grup genç tarafından kurulan Hayat Sende Derneği, yuvaların kapatıldığı, devlet koruması altında yetişen çocuk ve gençlerin sevgi dolu ailelerde, eşit ve güçlü bir şekilde hayata atılmasını desteklemek amacıyla kurulmuştur.

Bu çerçevede, koruma altında yetişen çocuk ve gençleri eğitim, iş, burs, staj ve hakları konusunda desteklemek, onların sorunları hakkında farkındalık oluşturmak, projeler hazırlamak başlıca hedeflerindendir. 

Ayrıca Hayat Sende Derneği, koruma altında yetişen çocuk ve gençlere ilişkin medyada ve toplumdaki olumsuz eylem ve söylemlerle mücadele etmektedir.

Detaylı bilgi için http://hayatsende.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Hayat Sende Derneği, finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için Sivil Toplum için Destek Vakfından Kurumsal Program dahilinde hibe desteği alacaktır. 

Hibe, Haziran 2016 – Ocak 2017 tarihleri arasında derneğin 4 aylık Kaynak Geliştirme Koordinatörü maaşını, kurum ziyaretlerini ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezinde katılacakları eğitimi destekleyerek kaynak geliştirme çalışmalarına ağırlık vermelerini amaçlamaktadır.

Kentsel Dönüşüm ve Sulukule

By | Röportaj | No Comments

Sulukule Gönüllüleri Derneği / http://www.sulukulegonulluleri.org/

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Sulukule Gönüllüleri Derneğine Kurumsal Program dahilinde hibe desteği sağlıyor. Sulukule Gönüllüleri’ni ve çalışmalarını daha yakından tanımak için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz.

“Evleri yıkılanlar, evsiz kaldı veya Karagümrük’teki akrabalarının yanına yerleşti. Yıkımlar en fazla çocukları ve kadınları etkiledi. Okulu terk oranı arttı, çocuklar arasında okula gitmeyenler de fazlaydı. Dernek kuruluşundan önce bu yıkım alanında çocuklarla çalışmaya başladık, derneği kurmamız, şu anki çalışma programımızı oluşturmamız, yıkım alanında başladığımız çocuk çalışmalarının bir ürünüdür.”

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sulukule Gönüllüleri Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak mahalledeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD): Sulukule Gönüllüleri Derneği, Sulukule Platformu’nun bir parçası olarak, yıkım alanında gönüllü çalışan kişiler tarafından, 2010 yılında kuruldu.

SGD, risk altındaki, dezavantajlı, ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla çalışmayı, hak temelli faaliyetler organize etmeyi hedeflemektedir. Okulu terki önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak, SGD’nin hedeflerinin başında gelmektedir.

Dernekte ve çocukların devam ettiği okullarda yaptığımız çalışmalarla şunları hedefliyoruz;

  • Risk altındaki çocukların eğitime erişebilirliğine destek olmak, okula bağlamak

  • Uyum problemi olan çocukların, çevreleriyle sağlıklı iletişim kurmalarına ve kişisel gelişimlerine katkı sağlamak

  • Erişim imkanı bulamadıkları sosyal-kültürel faaliyetlere ulaşmalarını sağlamak

  • Okulu terki önleme konusunda okul yönetimi, öğretmenler, veli, öğrenci ve sivil toplum ayaklarını birlikte güçlendirmek

  • Eğitim hakkından yararlanabilmeleri için maddi imkanı yetersiz olan çocuklara beslenme, kırtasiye ve burs desteği sağlamak

Birçok çocuğun temel konulardaki ihtiyaçlarına çözüm bulmaya çalışarak çocukların eğitim haklarından yararlanmaları kolaylaştırılmakta, böylece ihtiyaç sahiplerine doğrudan odaklanılarak ilgili çocuklar desteklenmektedir.

DV: ’Kentsel dönüşüm’ ve Suriyeli mültecilerin ‘entegrasyonu’ günlük yaşamı nasıl etkiledi?

SGD: Sulukule’nin Yenileme Alanı ilan edilip, kentsel dönüşüme uğraması uzun bir zamana yayıldı, 2006 ile 2009 yılları boyunca yıkımlar sürdü. Mahalle bu süre boyunca bir enkaz yığını halinde bırakıldı ve evleri ‘henüz yıkılmamış’ insanlar bu koşullarda yaşadılar. Evleri yıkılanlar, evsiz kaldı veya Karagümrük’teki akrabalarının yanına yerleşti. Yıkımlar en fazla çocukları ve kadınları etkiledi. Okulu terk oranı arttı, çocuklar arasında okula gitmeyenler de fazlaydı. Dernek kuruluşundan önce bu yıkım alanında çocuklarla çalışmaya başladık, derneği kurmamız, şu anki çalışma programımızı oluşturmamız, yıkım alanında başladığımız çocuk çalışmalarının bir ürünüdür.

Suriyeli mülteciler ise son 2-3 yıldır Fatih’te, özellikle de yıkılan ve yerine lüks konutların yapıldığı eski Sulukule mahallesinde yer seçmeye başladılar. Fatih ilçesi İstanbul’da üçüncü en fazla Suriyeli mülteci nüfusunun barındığı ilçedir. Ancak yıkılan mahallelerinin yakınında yaşayan Romanlar arasında evlerinin, mahallelerinin Suriyeli mültecilere verildiği algısı oluştu.

Derneğimize Türkçe’yi bilen Suriyeli çocuklar yeni yeni gelmeye başladı. Derneğin kuruluşundan bu yana Roman çocuklar ile mahalledeki Kürt ve Türk çocukların kaynaşma ortamı olması gibi Suriyeli çocukların da onlarla bir arada olabileceği bir ortam olmasını istiyor, çabalıyoruz.

DV: Okul terkini azaltmak için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Okula devamı sağlamak konusunda veli (daha çok anne veya nine), okul ve sivil toplum ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

SGD: Dernekte ve çocukların devam ettiği okullarda gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetler ve destek çalışmalarımızın tümü okulu terki önlemek ve çocuğu okula bağlamak için 5 yıldır kullandığımız yöntemlerdir. Bu sayede Karagümrük bölgesinde kimliği olmayan, okulu bırakmış, hiç okula başlamamış çocuklar SGD gönüllülerinin okul ve İlçe MEB ile iletişim kurması sayesinde okula başlamıştır.

Hali hazırda okula devam eden ancak hem maddi güçlük çeken hem de okul başarısı düşük çocuklara sunulan destek çalışmaları (beslenme desteği, eğitim bursu gibi), çocuğun bu yoksunluklar sebebiyle okuldan ayrılmasının önüne geçmektedir.

Gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerde sivil toplum, veli (özellikle anne veya nine) ve okul ayaklarını hep birlikte güçlendirmeyi hedefliyoruz, böylece okulu terki önlemek için tüm aktörler arasında işbirliği sağlamayı istiyoruz. Risk altındaki çocuklarla çalışmada tutarlı olunması, benzer davranış kalıplarının sergilenmesi önemlidir. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların hayatların hiçbir zaman rutin yoktur, bu rutini sağlamak için tüm aktörler işbirliği halinde olmalıdır.

Kadınlarla çalışmalar ise, çocuğuna okulda destek olmak isteyen annelerin okuma-yazmayı öğrenme taleplerini derneğe iletmeleriyle açılan dersler sayesinde başlamıştır. Bunun yanında yine kadınlardan gelen ihtiyaçlar doğrultusunda çocuk yetiştirme üzerine eğitimler organize edilmiş, burada öğrenilenlerin çocuklara yaklaşımda kullanılması sayesinde, çocuğun hem dernek hem de ev ortamında daha uyumlu olması sağlanmaya başlanmıştır.

DV: Saha çalışmaları sırasında en çok zorlandığınız konu/alan nedir?

SGD: Özellikle okul içinde yaptığımız çalışmalarda bazı bürokratik engeller çalışmaları aksatabiliyor. Okul terki için okul içinde atölyeler yapmayı çok önemsiyoruz, dönem başında Fatih İlçe Milli Eğitim’den izinlerimizi alıyoruz ancak dönem içinde Belediye veya Kaymakamlık tarafından bizim kullanacağımız mekanlar başka bir işe ayrılıyor ve atölyelerimiz aksayabiliyor.

Dernek mekanımızın küçük ve tek oda olması da saha çalışmalarımızda bir diğer engel. Aynı anda farklı yaş grupları veya çocuk ve kadınlarla çalışmalar yürütemiyoruz. Özellikle kadın çalışmalarında küçük çocuğu olan kadınlar çocuklarını da yanlarından getirdikleri için, tam anlamıyla kendilerine vakit ayıramamış oluyorlar.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz?

SGD: Bu hibe ile bir kapasite geliştirme uzmanı ve bir genel koordinatör istihdam etmeye başladık.

DV: Özellikle “finansal sürdürülebilirlik” açısından hibe desteğinin size nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz? Kurumun devamlılığı için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

SGD: Kapasite geliştirme uzmanı derneğe kaynak geliştirme, bağışçılarla ilişkileri güçlendirme, görünürlüğü arttırma alanlarında katkı sunacak;  genel koordinatör ise derneğin genel faaliyetlerinin yürütülmesi, koordinasyonun yapılmasına destek olacak. Böylece kurumsal kapasiteyi güçlendirmek adına ilk kez profesyonel bir destek almış oluyoruz.

DV: Mahalle temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarının sizce en çok karşılaştığı ihtiyaç nedir?

SGD: SGD ve benzer şekilde yerelde çalışan derneklerin en büyük sorunlarından birisi finansal sürdürülebilirlik. Bunun için sadece hibe ve fonlara bağımlı kalmak, belirli süreli (genelde 12 ay) projelerin sonucunda devamlılık kaygısı yaşamak yıpratıcı bir durum oluşturuyor. Bu nedenle Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteği bizim gibi kurumlar için çok uygun bir destek oldu.

Öneri olarak, belki her yeni fon veya hibe, kurumun devamlılığı için de içinde bir destek payı içerebilir. 12 ay boyunca desteklenen proje, takip eden yıl da devamlılığı olan bir çalışma ise, desteğin devamı ve o kurumun önceliğinin gözetilmesi için yöntemler düşünülebilir. Bu durum, ilk kez destek alacak kurumların payını kısıtlayacak şekilde olmamalıdır elbette…

Karakutu Derneğine Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek Fonu | No Comments

Hatırlamak ve sessizleştirilen hikayelerin görünürlüğünü arttırmak üzerinden toplumsal barışa ve demokratikleşme sürecine katkıda bulunmayı hedefleyen Karakutu Derneği 2014 yılında kuruldu. 

Karakutu, adalet ve barış için geçmişten dersler çıkarmanın, hatırlamanın elzem olduğundan yola çıkarak bu alanda Türkiye toplumunun çoğunluğunu oluşturan, seslerini yeterince duyuramayan, yetişkin toplumu ve onun kurumları tarafından “kıskaca alınmış” ama ciddi bir dönüştürücü potansiyele sahip olan gençler ile çalışıyor. 

Gençlerin geçmişe alışılagelmiş olandan daha geniş bir perspektiften bakılabilmesi, tabulaşmış konularla yüzleşilmesi ve dönüştürücü gücü etkisiyle Karakutu, geliştirdiği yenilikçi bir akran eğitimi metodu olan “Hafıza Yürüyüşü” ile gönüllü gençleri ve katılımcıları “hazine avı” benzeri bir oyunla hatırlamaya ve yüzleşmeye çağırıyor. 

Hafıza Yolculuğu Programı içinde yer alan Hafıza Yürüyüşü, gönüllü gençlerin ve katılımcıların dini, cinsiyete dayalı, etnik veya politik nedenlerle tarihsel olarak dışlanmış gruplara yapılan haksızlıkları keşfetmesini ve sorgulamasını hedefliyor. 

Detaylı bilgi için www.karakutu.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı, bu çalışmalar çerçevesinde Mayıs 2016 – 2017  tarihleri arasında Karakutu Derneğine profesyonel ekibe destek olmak, kapasite gelişiminine katkı sağlamak amacıyla hibe verecektir.