Monthly Archives

Aralık 2020

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak amacıyla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Dalyan Foundation ve Kahane Foundation iş birliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe vereceğimiz STK’lar çalışmalarına başlıyor. Fon kapsamında Açık Alan Derneği, Bütün Çocuklar Bizim Derneği, Dem Derneği, Rengarenk Umutlar Derneği, Tarih Vakfı, Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği, Temiz Giysi Kampanyası Derneği, Toy Gençlik Derneği ve Yeryüzü Derneği’ne toplam 688.440 TL hibe desteği sağlayacağız.

Kurumsal Destek Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamında yapacakları çalışmalarla ilgili bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

 

Temiz Giysi Kampanyası Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Kurumsal Destek Fonu

Tekstil işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini amacıyla çalışmalar yapan Temiz Giysi Kampanyası Derneği (Temiz Giysi Kampanyası) tüketici aktivizm kampanyaları düzenliyor; farklı paydaşlarla savunuculuk ve lobicilik faaliyetleri yürütüyor ve daha fazla işçinin meslek hastalıklarından korunması ve tedaviye erişebilmesi için bilgilendirme çalışmaları yapıyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde desteklediğimiz Temiz Giysi Kampanyası Derneği, sağladığımız hibe ile iletişim stratejisi oluşturmak ve bu stratejiyi uygulamak için çalışmalar yapacak.  Derneğin Kaynak Geliştirme ve İletişim Sorumlusu Sevinç Coşkun ile Temiz Giysi Kampanyası’nın yürüttüğü araştırma ve savunuculuk çalışmalarını, salgının çalıştıkları alanlardaki etkilerini ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği’nin amaçlarından ve bu doğrultuda gerçekleştirdiği çalışmalardan bahseder misiniz?

Tabii ki, Temiz Giysi Kampanyası Derneği’nin temel amacı tekstil işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi. Derneğimiz tekstil işçilerinin normal mesai saatlerini aşmadan, hayatlarını idame ettirebilecekleri bir maaş karşılığında, tamamı korunma yöntemleriyle önlenebilir olan meslek hastalıkları ve iş kazalarına yol açmayacak şartlar altında çalışabilmesini hedefliyor ve bu doğrultuda Şeffaflık, Yaşam Ücreti, Acil Eylem Davaları ve Meslek Hastalıkları alanında çalışmalar yürütüyor.

Derneğimiz, uluslararası Clean Clothes Campaign ağıyla birlikte tekstil markalarının şeffaflaşması için lobi faaliyetleri hayata geçiriyor ve tüketici kampanyaları organize ediyor. Markaların, taşeron firmalardaki kötü çalışma şartlarına karşı sorumluluk almalarını sağlamak adına tedarik zincirlerini şeffaflaştırmak için çalışıyoruz. 2019 yılı içinde markaların taşeron uygulamalarındaki usulsüzlükleri deşifre etmek için potasyum permanganat kullanımı ve tekstil endüstrisinde çalışan Suriyeli işçiler üstüne iki araştırma raporu yayınladık ve yaygınlaştırdık. Potasyum permanganat kullanımın yasaklanması ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor.

Tekstil işçilerinin, birer insan hakkı olan gıda, barınma, giyim, eğitim gibi masraflarını karşılayabileceği bir ücret alması için çalışma yürütüyoruz. Çalışmalarımıza 2013 yılında “5 yıl içinde bu ücretin ödeneceği” sözünü veren H&M’le başladık. 2018 yılında Türkiye’nin de dahil olduğu 4 farklı ülkedeki H&M tedarikçisi fabrikalarda birer saha araştırması yapıp ödenen ücretin yaşam ücretinden çok uzak olduğunu raporladık. Yayınladığımız rapor ve imza kampanyasıyla araştırmamıza konu olan Pameks Tekstil çalışanlarının maaşlarının %40’ına denk gelen 1.000’er TL zam almasını sağladık.

Tekstilde çalışan bir işçi ücretini alamadığında, sendikaya üye olduğu için işten atıldığında, tacize ya da mobbinge maruz kaldığında derneğimizin Acil Eylem Davası sistemine başvurabiliyor. Biz de markayla lobi faaliyetleri yürüterek ve tüketici kampanyaları örgütleyerek bu sorunlara çözüm üretilmesi için çalışıyoruz. Bugüne kadar Desa, Mullberry ve Zara işçilerinin mağduriyetinin giderilmesini sağladık.

Türkiye’de tüm sektörlerde meslek hastalıklarının bilinirliğini arttırmak ve işçilerin meslek hastalıklarından korunmasını amacıyla www.meslekhastaligi.org sitesini kurduk. Düzenli haber ve köşe yazıları yayınlıyoruz. Ayrıca, tarafımıza ulaşan işçilere bilgi desteği veriyor, gerektiğinde tıp ya da hukuk personeli gönüllülerimize yönlendiriyoruz. 2020’de internet sitemizi Arapçaya tercüme ettik. Bir senedir yürüttüğümüz Meslek Hastalığı projesi kapsamında çalışma şartlarından kaynaklanan meslek hastalıkları hakkında Arapça ve Türkçe kitapçıklar ve videolar hazırladık. Bu kitapçık ve videolarda 12 farklı iş sektöründe ortaya çıkabilecek hastalıkları, alınması gereken koruyucu önlemleri ve meslek hastalığı ortaya çıktığında neler yapılması gerektiğini paylaştık. Şu an bir ajansla birlikte bu projenin daha çok işçiye ulaşabilmesi için bir kampanya yürütüyoruz. Önümüzdeki dönemde de hazırladığımız bu içerikleri çalışanların faydalanması için yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği, uluslararası alanda işçi hakları için mücadele eden Clean Clothes Campaign’ın Türkiye organizasyonunu yürütüyor. Clean Clothes Campaign ile iş birliğinizin kapsamı nedir? Uluslararası bir ağın parçası olmak derneğinize ve yaptığınız çalışmalara ne tür katkılar sağlıyor?

Clean Clothes Campaign (CCC) tekstil üretimi yapan ülkelerdeki yerel sorunları ve değişim hedeflerini tespit etmek için çalışan, 200’den fazla kurum ve sendikadan oluşan bir ağ. Ağ içindeki ülkeler arasında hem üretimin hem de tüketimin olduğu nadir ülkelerden biri olarak ayrı bir yerimiz var. Türkiye’deki tüketicilere işçilere yönelik yapılan haksızlıkları ve adaletsizlikleri duyurmak, tüketicilerin de desteğini alarak bu alanda dönüşüm sağlamak ve taleplere cevap almak diğer ülkelere göre çok daha mümkün.

CCC, hem strateji geliştirmemize hem de Türkiye’de yürüttüğümüz kampanyaları dünyanın dört bir yanına duyurmamıza ve yaygınlaştırmamıza destek oluyor. CCC ağının bir parçası olmanın en güzel yanlarından biri hak arayışı için yola çıktığınız bir kampanyada, Endonezya’dan Kanada’ya, neredeyse dünyanın her bir ülkesinden ekip arkadaşlarınızın yanınızda olduğunu bilmek. Buna ek olarak, Temiz Giysi Kampanyası olarak ağın yönetiminde ve ağ içindeki gruplardan olan European Production Focus Group, Urgent Appeal Group ve Network Building Group’da derneğimizin Yönetim Kurulu Başkanı Abdulhalim Demir koordinatör olarak aktif şekilde yer alıyor.

COVID-19 salgınının işçi haklarına ve bu alanda verilen hak mücadelelerine nasıl etkileri oldu? Birlikte çalıştığınız gruplar özelinde, salgının ekonomik ve sosyal etkilerinden bahseder misiniz?

Salgın bütün alanları olduğu gibi derneğimizin çalışma alanlarını da etkiledi. Bu nedenle de iş yükümüz oldukça arttı. Mevcut yıllık faaliyet planımızı salgına uygun olarak güncelledik. Yakın zamanda aldığımız bir hibe sayesinde COVID-19’un tekstil işçilerini nasıl etkilediğini raporlayacak bir araştırma için çalışmaya başladık. Mart başından beri düzenli olarak tekstil işçilerinin bu süreçten nasıl etkilendiğini kayıt altında tutmaya çalışıyoruz. Ayrıca COVID-19’un tüm çalışanlar için meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için Aile, Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’na yönelik bir imza kampanyası başlattık. 13 Kasım itibariyle ulaştığımız imza sayısı 23 bini geçti.

Tüm bunların yanında biliyoruz ki Temiz Giysi Kampanyası olarak alanda olduğumuz sürece güçlenip sosyal sorunlara çözümler üreterek faydalanıcılarımızı güçlendirebiliriz. Uzaktan çalışmamız ve rutin işleri şu anki haliyle yürütmemiz sadece bu süreci atlatabilmek için geçici olarak uyguladığımız bir durum. Beraber çalıştığımız kişilere, faydalanıcımız olan gruplara yakın olabilmek için internet sitesi ve sosyal medya çalışmalarına ağırlık vermeye başladık, kişilere ulaşmanın alternatif yollarını düşünüyoruz ve bu sırada Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteğiyle iletişim stratejimizi iyileştirmeye çalışıyoruz.

Çalıştığımız grup özelindeyse geçtiğimiz süreçte COVID-19, tekstil işçilerinin hayatlarını oldukça etkiledi. Salgının başlarında hem salgın önlemleri hem de sipariş olmadığı için tekstil firmalarının büyük bir bölümü üretime ara verdi. Bu süreçte işçilerin büyük bir kısmı ya zorunlu olarak yıllık izinlerini kullandılar ya da yaşam ücretinin çok altında olan 1.177 TL tutarındaki kısa çalışma ödeneği ile geçinmek zorunda kaldılar. Nisan ayında %40 oranında düşen tekstil üretiminin kapasitesi Haziran’da başlayan normalleşme ile birlikte artmaya başladı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre Mart’tan beri en az 20 tekstil işçisi COVID-19 yüzünden hayatını kaybetti.

Türkiye’de meslek hastalıkları konusunda bir farkındalık var mı? Dernek olarak yaptığınız kampanya ve savunuculuk çalışmalarının konuyla ilgili bilincin artmasında nasıl bir etkisi oluyor?

Maalesef ülkemizde meslek hastalıkları yeterince bilinmiyor. Ülkemizde meslek hastalığı bilinirliği ve teşhisi alan işçi sayısı ile Dünya Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (International Labour Organization – ILO) Türkiye’yle dair verileri hiçbir şekilde eşleşmiyor. ILO Türkiye ise çalışma koşullarına bakıldığında her yıl 40 ila 120 bin arasında meslek hastası beklendiğini öngörüyor. Fakat Dr. Rana Güven 2012 yılında yaptığı bir çalışmada bu yüksek tahmine rağmen 2010 yılında sadece 433 vakanın olduğunu aktarıyor. Kot kumlama işçileri için yaptığımız Silikozis Kampanyası bu sayıyı artırsa da gerçek rakamdan hala çok uzaktayız.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği silikozis ile bilinirlik kazandırdığı meslek hastalığı konusunda ciddi bir farkındalık yaratarak yüzde yüz önlenebilir durumda olan meslek hastalıkları vakalarını olmadan önlemek ve bu hastalıklara yakalananlara yol göstererek yasal haklarına ulaşmalarını sağlamayı hedefliyor. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu sene çeşitli meslek kollarında çalışan işçiler için bilgilendirici kitapçık ve videolar hazırladık, şu an bu çıktıları yaygınlaştırmak için bir sosyal medya kampanyası üzerine çalışıyoruz. Yine daha önceden de bahsettiğimiz gibi şu an hepimizin en önemli gündemi olan COVID-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için bir kampanya sürdürüyoruz.

Arapça ve Türkçe dillerinde çeşitli içeriklerin olduğu meslek hastalığı internet sitemiz aylık ortalama 180 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor. Ayrıca sayfada yer alan telefon hattı ve sosyal medya üzerinden bize ulaşanlara meslek hastalığı hakkında bilgi vermeye, gerekli olduğu durumlarda arayan kişileri birlikte çalıştığımız gönüllü avukat ve doktorlara yönlendirmeye devam ediyoruz. Bir süredir projelerin yoğunluğu dolayısıyla azaltmak durumunda kaldığımız haber ve röportajlara da tekrar ağırlık vereceğiz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Ana başlığımızı iletişim olarak belirledik. Amacımız salgın dönemiyle evlere kapandığımız, birbirimize ulaşmak için araçlarımızın kısıtlandığı bu dönemde iletişim stratejimiz üzerine çalışıp iletişim dili, iletişim araçları ve bu araçların nasıl kullanılacağını özetleyen bir iletişim planı ortaya çıkarmak ve Temiz Giysi Kampanyası’nın hangi alanlarda nasıl çalışmalar yaptığının hem hedef kitle hem de olası paydaşlar tarafından net bir biçimde bilinir olmasını sağlamak. Bu sayede daha çok insana ulaşıp yaptığımız çalışmaları, amacımızı, değiştirmek istediklerimizi ve sağladığımız faydayı anlatabileceğimizi düşünüyoruz.

Yeryüzü Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Kurumsal Destek Fonu

Yeryüzü Derneği, sürdürülebilir yaşam prensiplerinin hayata geçirilmesini, ekolojik, paylaşımcı ve doğayı koruyan bir toplum yaratılmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek bu kapsamda kent bahçeleri ve gıda toplulukları oluşturuyor, tohum takas ve ileri dönüşüm şenlikleri, kampanyalar, çalıştaylar ve eğitim faaliyetleri düzenliyor. Kurumsal Destek Fonu’un 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Yeryüzü Derneği, iletişim alanında kurumsal kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yapacak.  Yeryüzü Derneği Gönüllüsü Ayten Timur ile üzerinde çalıştıkları topluluk destekli tarım modelini, yeni gıda kooperatifleri Yeryüzü Kooperatifi dükkanını ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Gıda üretimi ve tüketimi arasında doğrudan bağlantı kuran Topluluk Destekli Tarım modelini ve Yeryüzü Derneği’nin bu model kapsamında yaptığı çalışmaları anlatır mısınız?

Dünyada Topluluk Destekli Tarım uygulamaları ilk olarak Japonya’da 70’li yıllarda 30-40 kadar kadının girişimi ile başladı. Onları örnek alarak, benzer uygulamayı Fransa’ya taşıyan gönüllüler, AMAD’ı kurdular. Biz de Yeryüzü Derneği olarak uygulamanın detaylarını Fransızlar’dan öğrendik. Temel olarak problem, tarlasında üretim yapan küçük üreticinin ürünlerinin dev gibi gıda sisteminin dişlileri arasında yok olup gitmesi ve küçük üreticinin hayatını sürdüremez olması. Bu uygulama ile onlara ürününün gerçek değerini veriyoruz ve gerekirse ön ödeme yaparak kabzımala borçlanma sıkıntısından kurtarıyoruz. Buna karşın küçük üretici ne üretmiş, nasıl üretmiş, üretirken kendi habitatına zarar vermiş mi gibi konuları öğrenme ve onlarla etkileşime girme şansı yakalıyoruz.

Şubat ayında yaptığımız röportajda yakın zamanda bir gıda kooperatifi kurduğunuzdan bahsetmiştiniz. Bu kooperatifin amaçlarını ve bu süreçte yaşanan gelişmeleri paylaşır mısınız? Gıda kooperatiflerinin bu alanda nasıl bir dönüşüm yaratmasını öngörüyorsunuz?

Gıda kooperatifimizi Mart ayında Yeryüzü Kooperatifi ismi ile hayata geçirdik. İstanbul Bostancı’da açtığımız birinci dükkanda gerek mahalleli ile gerekse çevre semtlerden gelen yüzlerce türetici ile değerli bir iletişim yakaladık. Topluluk destekli tarım uygulaması, sadece meraklısına ve daha çok sosyal medyada vakit geçiren ilgililere ulaşırken bu dükkan sayesinde çok daha farklı bir kitleyle ilişki kurma şansını yakaladık. Bizim gözümüzde raflara koyduğumuz ürünlerin değeri çok yüksek. Bu sevgi ve saygı dükkana uğrayanları şaşırtıp bizimle gönül bağları kurmalarını sağladı. Önümüzdeki dönemde, resmi kurumlardan ya da vakıf, dernek gibi kurumlardan yeterli desteği alabilirsek dükkan sayımızı artırmayı planlıyoruz. Önceliğimiz olan ilçeler Ataköy, Beşiktaş ve Sancaktepe olacak.

Yeryüzü Derneği çalışmalarını gerçekleştirirken farklı paydaşlarla iş birlikleri kuruyor. Yaptığınız iş birliklerinden ve bu iş birliklerinin derneğe katkılarından bahseder misiniz?

Birlikte iş üretme kültürünün önemine çok inanıyoruz. Esasında önümüzdeki dönemde Türkiye’de ve dünyada çatışmanın değil, iş birliği ve birlikte hareket etme kültürünün yerelden başlayarak yayılacağını ve değer kazanacağını, bu yörüngenin dışında kalan topluluk ya da toplumların dışlanacağını düşünüyoruz. Bu nedenle dernek içinde şiddetsiz bir iletişimin önemine inanıyor ve bu konuda eğitimler alıyoruz. Bu ilişki biçimini, zorlama olmadan sadece örnek olarak dalga dalga yaymak için çaba harcıyoruz. Bu pencereden bakınca, giriştiğimiz etkinlik ve eylemlerin etkisinin daha güçlü olacağını düşünüyoruz.

COVID-19 salgınıyla başlayan sürecin çalışma yaptığınız alanlarda ve kurumsal olarak işleyişinizde yarattığı değişikliklerden bahseder misiniz? Bu süreçte çalışmalarınıza devam edebilmek için kullandığınız farklı yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Ne yazık ki biz de diğer herkes gibi etkinliklerimizi çevrimiçine taşıdık. Henüz bu konuda çok becerikli olduğumuzu ve yeteri kadar verim aldığımızı düşünmüyoruz. Ancak bu yeni deneyimin karbon ayak izini düşürmesi olumlu yaklaştığımız bir kazanım. COVID-19 sonrası dönemde de pek çok toplantı ve buluşmanın çevrimiçi süreceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu yeni iletişim şekilleri üzerine düşünüyoruz ve bu konuyu aramızda tartışıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’ndan 2020 döneminde alacağımız hibeyle bütünüyle iletişim konusuna odaklanacağız, özellikle de sosyal medya iletişimimiz üzerine çalışmalar yapacağız. Instagram ve Twitter gibi kanallardan gönüllülerimizle kurduğumuz bağı güçlendirmeye çalışacağız, ayrıca yeni gönüllülere ulaşmayı hedefliyoruz. Geçmişte yaptığımız veya devam ettirdiğimiz projelerdeki birçok bilgi, ekolojik hayata gönül vermiş arkadaşlarımız için bir rehber niteliği taşıyor. Bu sebeple internet sitemizin güncellenmesi de bizim için çok önemli.

 

Bütün Çocuklar Bizim Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Çocukların eğitimsel ve yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesine destek olmak amacıyla çalışmalar yapan Bütün Çocuklar Bizim Derneği (BÇBD) Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladığımız sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. Bu hibeyle bütünsel yönetim yaklaşımını güçlendirmeyi hedefleyen BÇBD,  organizasyon yönetimi başlığında çalışmalar yapacak. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Tekbulut ile yaptığımız röportajda derneğin kuruluş hikayesini ve amaçlarını, yakın zamanda başlattıkları ve iklim değişikliği konusunu çocuklara aktarmayı amaçladıkları İklim Abla projesini ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

BÇBD, Kurumsal Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş hikayenizi ve amaçlarınızı paylaşır mısınız?

BÇBD 1 Aralık 2015 tarihinde kuruldu. Kurucusu Leyla Tekbulut, daha önce de eğitim ve sağlık amaçlı kurulmuş olan çeşitli sivil toplum örgütlerinde (İNSEV, 1884 Vakfı, İEL Mezunlar Derneği gibi) mütevelli heyeti, yönetim kurulu üyesi ve üye olarak hizmet vermiş bir sivil toplum gönüllüsü.

BÇBD’nin kuruluş amacı, eğitim, sağlık, aile, toplum gibi pek çok alanda ekonomik, sosyal, psikolojik ve cinsel istismara maruz kalan dezavantajlı çocukların yaşamlarına destek olmak. Tüzüğümüz doğrultusunda yaptığımız çalışmalarla amacımıza yönelik pek çok etkinlikle binlerce çocuğumuza çeşitli platformlarda destek oluyoruz. Çok yakında dernek olarak kuruluşumuzun 5. yılını tamamlayacağız.

Dernek olarak okul öncesi ve ilkokul 1. kademe öğrencilerinin okul ve giysi ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve okul kütüphaneleri kurulması ya da  mevcut kütüphanelerin kitaplarla zenginleştirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. Okullarda robotik kodlama atölyeleri düzenliyoruz ve bilgisayar sınıfları kurulmasını teşvik ediyoruz. Ayrıca her kademeden öğrenciye burs sağlayarak eğitime erişimlerini destekliyoruz. Çocuklara yönelik olarak yaz okulları; bilim, sanat, doğa, çevre ve sürdürülebilirlik konularında atölye çalışmaları, gönüllülerimiz ve yazarlarla birlikte okuma etkinlikleri hayata geçiriyoruz. Beraber çalıştığımız hedef kitlelerin arasında öğretmenler ve aileler de bulunuyor. Hizmet içi zorunlu veya isteğe bağlı öğretmen eğitimleri ile veli eğitimleri gerçekleştiriyoruz. Bunların yanı sıra, destekçimiz olan sanatçıların bağışladıkları eserlerle oluşturulan sergiler de düzenleyerek kaynak geliştirme çalışmaları yapıyoruz.

BÇBD, Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu, Zehirsiz Sofralar Platformu ve Cüneyt Cebenoyan Çocuk ve Sinema Platformu’nun aktif üyesi.

BÇBD’nin ticari bir oluşumu bulunmuyor, bütün çalışmalarını kişi ve kurumların hibe ve bağışları ile gerçekleştiriyor.

Dernek olarak önceliklendirdiğiniz konulardan biri de çocuklarda okuma kültürünün gelişmesi. Bu konuyu öncelik vermenizin nedenlerini ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Çoğu çocuğun kitap olarak sadece ders kitapları ile karşılaştığı bir ülkedeyiz. Kitapla buluşamayan, hangi ekonomik kesimden olursa olsun ailesinde kitap okuyan ebeveyni olmayan bir çocuğun kitap okuru olmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yetişebildiğimiz kadarı ile çocuklara kitap okumanın keyfini tattırmayı, yazarlarla ve kitaplarla buluşturarak kitap okumanın çocuk hafızasında yer etmesini hedefliyoruz.

Örneğin, TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda 3 yıl art arda bir proje gerçekleştirdik. Her yıl fuar alanına çok yakın bir mesafede olan büyük bir okulun 500 öğrencisini 50 çocukluk gruplarla fuar alanına getirdik ve bir yazarla buluşturduk. Her yazar kendi kitabını çocuklarla paylaştı. Etkinlik sonunda da kitabını tek tek imzalayarak çocuklara verdi. Biz bu proje ile sadece çocuklara kitap armağan etmiş olmuyoruz. Kitapları BÇBD olarak satın alarak yazarı ve yayınevini de desteklemiş oluyoruz. Çünkü yayın sektörünün ve yazarların ekonomik zorluklarla işlerini sürdürdüğünün de bilincindeyiz.

Çeşitli gönüllü okuma gruplarımızla okullarda okuma etkinlikleri sürdürüyoruz. Hafta içi yetişkin gönüllülerimiz okullarda sınıflara giderek bir kitap okuyor, çocuklarla okuma kültürü ile ilişkili bir etkinlik gerçekleştiriyorlar. Hafta sonları ise lise veya üniversite öğrencisi genç gönüllüler çocuklara kitap okuyorlar. Bu faaliyetlerimizdeki bir diğer amaç da genç gönüllülerin çocuklara rol model olmalarını sağlayabilmek. Çevrelerinde eğitimli büyüklerin pek bulunmadığı çocukların birer rol model edinmesini sağlamak istiyoruz.

Yakın zamanda başlattığınız İklim Abla projesi ile 5-8 yaş arasındaki çocuklarda iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyorsunuz. Projede bu yaş grubunu önceliklendirmenizin nedeni nedir? Bu kapsamda ne tür faaliyetler yapmayı ve nasıl bir etki yaratmayı planlıyorsunuz?

Ülkemizde yetişkinler için farkındalık çalışmaları yapılırken çocuklar biraz göz ardı ediliyor. Üstelik en çok da onların geleceği tehlike altında iken, onların bilgilendirilmemesinin çocuk haklarına aykırı olduğu kanısındayız. Üstelik, çocukluğun ilk dönemlerindeki öğrenme hevesi harikulade. O yüzden özellikle bu yaşta atılacak tohumların kök vereceğine inanıyoruz.

Çocuklarla, bölgelerinde yaşayan endemik türler için hikayeleştirme, iklim değişikliği konulu oyun kartları tasarımı, ülkemizin ormanları konusunda harita oluşturma, doğa takvimi tasarımı gibi farklı etkinlikler planladık. Çocukları hem teknik konularla biraz tanıştırıyoruz hem de sosyal öğrenme gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Doğa sevgisini içinde taşıyan ve doğadaki diğer türlerle barış içinde yaşamayı isteyecek çocuklar hayal ediyoruz.

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler çocukların gündelik hayatında önemli değişikliklere neden oldu. Birlikte çalıştığınız çocuklar özelinde, bu sürecin öne çıkan etkileri ve ortaya çıkan ihtiyaçlar neler oldu? Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Salgın nedeniyle saha çalışmalarımız tamamen durdu. Bunun yerine iki tür çalışma planladık.

Birincisi salgın nedeniyle üniversite eğitimlerini çalışarak sürdürürken işsiz kalan gençlere ve gündelik işlerde çalıştıkları için işsiz kalan, eğitim hayatında çocukları olan anne-babalara 3 aylık maddi destek ve/veya erzak yardımı gerçekleştirdik. Ayrıca İstanbul’daki iki büyük üniversite hastanesinin devletten ek ödeme alamayan ve eğitim hayatında çocukları olan sağlık çalışanlarına maddi destekte bulunduk.

Diğer çalışmalarımız ise çevrimiçi veya sosyal medya aracılığı ile çocuklara ulaşabileceğimiz üç proje oldu. Bu projeler, tasarlanma aşamasında olan Dodo Masal Anlatıyor projesi, devam eden İklim Abla projesi ve Kocaeli, Elazığ ve Antalya’dan üç okulun öğrencileri ile halihazırda devam eden Robotik Kodlama eğitimlerimiz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığımız hibe ile, temelde organizasyon yönetimi başlığına odaklanarak kapasite gelişimimizi sağlamayı amaçlıyoruz. İnsan kaynağı gücümüzü daha etkili kullanacak şekilde geliştirmeyi ve COVID-19 salgınının gerekli hale getirdiği dijital dönüşümü de hızlandırmayı planladık. Halihazırda sahip olduğumuz gönüllü ağını güçlendirerek ve gönüllülerimizin bizimle dijital alanda rahatça etkileşime geçip projelerde yer alabileceği bir ortam sunarak daha çok çocuğa erişeceğimize inanıyoruz. Güçlü yönlerimizden de beslenerek organizasyon yapımızı iyileştireceğiz. Düzenli e-bülten gönderimi, ölçme ve değerlendirme, proje raporlama, veri depolama, gönüllü ağını kuvvetlendirme gibi çalışmalarla kurumsal hafızayı koruyacak ve güçlendireceğiz. Organizasyon yönetimi alanında alacağımız hibe desteğiyle, derneğimizin küresel salgın nedeniyle değişen koşullara daha iyi uyum sağlayacağına ve proje yönetimi ile ilgili farklı iç görüler kazanacağına inanıyoruz. Sivil Toplum için Destek Vakfı’na finansal sürdürülebilirliğimize ve kapasite gelişimimize katkıda bulundukları ve bu sayede daha çok çocuğa erişmemize olanak tanıdıkları için Bütün Çocuklar Bizim Derneği olarak çok teşekkür ederiz.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği ile Öğretmen Toplulukları Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Kırsaldaki okullarda bütünsel ve kaliteli eğitim sağlamak için öğretmenleri ve diğer paydaşları güçlendirmek ve bu konudaki iyi uygulamaları yaygınlaştırmak amacıyla çalışan Köy Okulları Değişim Ağı’na (KODA) Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağlıyoruz. Öğretmen Toplulukları projesinin 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalarını desteklediğimiz projede, öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırması, birbirlerinden öğrenme pratiklerinin çoğalması ve ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak mesleki ve kişisel gelişimlerinin sağlanması için çalışmalar yapılacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Topluluk Koordinatörü Esra Yıldırmış ve Akış ve Proje Yazım Asistanı Dilara Avdagiç ile öğretmen adaylarını kırsaldaki eğitim hayatına hazırlamak üzere hayata geçirdikleri Köye İlk Adım programını, 2017’den beri yürüttükleri Öğretmen Toplulukları projesinin öğretmenler üzerindeki etkilerini ve Öğretmen Toplulukları projesi kapsamında Diyarbakır’da yapacakları çalışmaları konuştuk.

KODA ile Ekim ayında yaptığımız son röportajdan bu yana 2020-2021 eğitim öğretim döneminde kademeli ve yarı zamanlı olarak yüz yüze eğitime başlanma kararı alındı. Bu uygulama, birlikte çalıştığınız köy okulları ve bu okullarda öğrenim gören çocuklar için ne ifade ediyor?

Salgın ile birlikte gelen uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerimiz hem kendi olanakları hem de öğrencilerinin olanakları dahilinde çok çaba gösterdiler ve yaratıcı çözümler buldular. Biz de KODA olarak uzaktan eğitim boyunca yalnız bırakmadığımız öğretmenleri okula dönüş sürecinde de desteklemeye devam ettik ve çeşitli faaliyetler gerçekleştirdik.

Bu faaliyetlerimizden ilki, Temmuz ayında düzenlediğimiz Kırsalda Eğitim Konferansı oldu. Bu konferans ile amacımız yaratıcı fikirlerle uzaktan eğitim sürecini yürüten öğretmenlerimize deneyimlerini meslektaşlarıyla paylaşmaları için bir alan açmak ve hep birlikte uzaktan eğitim sürecini değerlendirirken okula dönüş sürecine dair fikir alışverişi yaparak çözüm önerileri üretmekti. Yüz yüze eğitime odaklanan çalıştay grubu, okulların açıldığı durumda ailelerin çocuklarını okula göndermekteki çekincelerinden, bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyaçtan, okul-aile-öğrenci arasında açık iletişim ve güven ortamı kurmanın öneminden, okuldaki fiziksel alanların (ör. masa, sandalye, bahçe) sosyal mesafeye uygun kurgulanması gerektiğinden ve öğrencilerin uyum sürecinde sosyal ve duygusal becerilerinin desteklenmesinin gerekliliğinden bahsettiler. Bu ihtiyaçların tespitini takiben öğretmenler hem kendi sorumluklarının neler olduğunu ele aldılar hem de aileler, kamu kurumları, STK’lar, özel sektör gibi eğitimin diğer paydaşlarından neler beklediklerine dair bir çerçeve çizdiler. Çok yakında, öğretmenlerle yeniden bir araya geleceğiz ve okula dönüş sürecinin nasıl geçtiğini onlardan duyacağımız bir buluşma düzenleyeceğiz. Böylece öğretmenlerin gözünden köy okulları ve öğrencileri için yüz yüze eğitimin ne ifade ettiğini daha yakından inceleyebileceğiz.

Yeni eğitim öğretim yılında yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarındaki öğretmenler, önlemler dahilinde öğrencileriyle bir araya geldi. Önceki okula dönüş süreçlerinden farklı olarak öğretmenlerin salgın önlemleri dahilinde eğitimi yeniden planlaması gerekiyordu. Burada hem öğretmenlerin hem de ailelerin ve öğrencilerin birçok sorusu oluştu ve ihtiyaçları değişiklik gösterdi. Örneğin okullarda maske kullanımı, sosyal mesafe ile etkinliklerin planlaması, öğrencilerin duygu durumundaki olası değişiklikleri anlama, sınıfta güven ortamını oluşturma, çocuklarla iletişim ve sorularını yanıtlama gibi konularda daha çok kaynağa ihtiyaç duydular.

Bu sorulara cevap aradığımız ve yüz yüze eğitim sürecine dair önerilerimizi içeren Okula Dönüş Kitapçığı’nı hazırladık. Kitapçığımıza ek olarak ise yüz yüze eğitim sürecinde çocukların gelişimsel süreçlerini destekleyen, sosyal mesafe kurallarına uygun etkinlikleri içeren Etkinlik Önerileri Kitapçığımızı geliştirdik. Aynı zamanda öğretmenlerin okula dönüş sürecini kolaylaştırmak ve öğretmenler arası dayanışma ve motivasyonu güçlendirmek amacıyla çevrim içi ortamda Okula Dönüş Buluşmaları düzenledik. Bu faaliyetlere dair alınan geri bildirimlere bakıldığında çoğunlunun olumlu olduğunu, öğretmenlerin hem kişisel hem de mesleki ihtiyaçlarına yanıtlar aranıp bulunduğunu ve öğretmenlerde yeni ufuklar açtığını görüyoruz.

KODA olarak köyde yaşayan bir çocuğun eğitim yolculuğunu güçlendirmenin yolunun, çocuğun içinde bulunduğu eğitim ekosistemini güçlendirmekten geçtiğine ve köy öğretmenlerinin yanında aileler, muhtarlar, köydeki gençler gibi paydaşların aktif rol almaları gerektiğine inanıyoruz. COVID-19 Bilgi İletişim Ağı projemizde, 81 ilden muhtarlar ve aileler başta olmak üzere tüm paydaşlarla telefon görüşmeleri yaparak başta eğitim olmak üzere salgınla bağlantılı konularda doğrudan ihtiyaçlarını tespit ediyoruz ve bu bilgilerden yola çıkarak köy halkını destekleyici içerikleri WhatsApp grupları üzerinden kendileriyle paylaşıyoruz. Böylece, kırsal bölgelerdeki çocukların salgın ve alınması gereken önlemler hakkında doğru bilgiye ulaşmalarını sağlamayı, aynı zamanda her çocuğun okula dönüş sürecinde nitelikli eğitim hakkına erişebilmesini sağlamak için hem çocukları hem de yetişkinleri destekliyoruz.

*Bu röportaj salgın önlemleri kapsamında okulların uzaktan eğitime geçmesinden önce tamamlanmıştır.

KODA, köy öğretmeni adayı olan eğitim fakültesi öğrencilerine yönelik de çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda hayata geçirdiğiniz Köye İlk Adım Programı’nı hangi ihtiyaçlara cevap vermek için oluşturdunuz?

Üniversitelerin eğitim fakültelerinde, köyde öğretmenliğe ve özellikle birleştirilmiş sınıflarda eğitime dair bir çalışma bulunmuyor. Üniversiteden mezun olan öğretmenler, özellikle mesleklerinin ilk yıllarında köye atandıklarında birçok problemle ilk kez karşılaşıyorlar. Sınıf içinde yaşanan zorlukların yanı sıra köy yaşamının kendine özgü kültürel ve fiziksel dinamiklerinden kaynaklanan problemlere de tek başına çözüm aramak durumunda kalıyorlar. İlk görev yeri olarak köylere atanmış olan öğretmenlerimizden çok sık duyduğumuz bir söz vardı: “Köye ilk gittiğimde ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.” KODA olarak yarının öğretmenlerinin köydeki ilk zamanlarına daha hazır olması için Köye İlk Adım Programını geliştirdik. Amacımız öğretmen adaylarını eğitim fakültesindeyken destekleyerek köyde öğretmenliğe ve özellikle birleştirilmiş sınıflarda eğitime dair bilgi ve deneyim edinmelerini sağlamak. Böylece öğretmen adayları hem köyde öğretmenlik yapmaya dair mesleki hazırlıklarını artırıyor hem de deneyimli eğitmenler, köy öğretmenleri ve akranları ile ilişkiler geliştirerek destekleyici bir sosyal ağın parçası oluyorlar.

Akademisyenler, köy öğretmenleri ve eğitim fakültesi öğrencilerinin iş birliği ile devam eden program, yüz yüze eğitim yoluyla iki senedir üniversitede yapılan teorik dersler ve köy okullarında gerçekleştirilen altı atölye uygulamasından oluşuyordu. Uzaktan eğitim ile birlikte programımızın önemli unsurlarından biri olan köy okullarında deneyim kazanmaya yönelik atölye uygulamalarını, salgın önlemleri kapsamında gerçekleştirmek ne yazık ki mümkün değil. Buna karşılık programımız haftalık çevrim içi buluşmalar, program kapsamında hazırladığımız videolar ve yazılı dokümanlar gibi farklı araçlar yoluyla öğretmen adaylarıyla buluşuyor. Deneyimli köy öğretmenleri ve akademisyenlerin paylaşımlarına yer verdiğimiz oturumlarda, kırsalda eğitime dair genel çerçeve çiziliyor ve öğretmen adaylarının köyde öğretmen olma hazırlığında yararlanabileceği çeşitli konulara yer veriliyor. 13 hafta boyunca devam edecek programımızda bu dönem Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Ege Üniversitesi,Muş Alparslan Üniversitesi, Kastamonu Üniversitesi,  Siirt Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi olmak üzere 8 üniversiteden ortalama 150 öğretmen adayıyla haftalık çevrim içi oturumlarla bir araya geliyoruz. İkinci dönem ise koşulların izin vermesi halinde programı yüz yüze devam ettirmeyi planlıyoruz.

2017 yılından beri yürüttüğünüz Öğretmen Toplulukları projesi, KODA’nın öncelikli çalışmaları arasında yer alıyor. Bu projenin nasıl ortaya çıktığından ve amaçlarından bahseder misiniz?

Nüfusu az olan köy okullarında bir veya iki öğretmen bulunuyor. Öğretmenlerin hem mesleki anlamda hem de kişisel ve sosyal anlamda paylaşımda bulunabilmeleri, meslektaşları ile etkileşim halinde kalmaları neredeyse imkansız hale geliyor. Bu durum, yıl boyunca öğretmenlerin motivasyonlarında önemli bir düşüşe yol açarken farklı deneyimlerden beslenerek ilerlemelerine de engel oluyor. KODA olarak, köyde yaşamın getirdiği zorlukları aşmalarına destek olmak için yerel topluluklar oluşturmanın gerekli olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırarak iletişim halinde kalabilecekleri, birbirlerinden öğrenme pratiklerinin çoğalacağı, ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak gelişebilecekleri Öğretmen Toplulukları Projemizi hayata geçirdik. Çalıştığımız bölgelerde yer alan köy ilkokullarındaki öğretmenler ile ayda bir kez öğretmen buluşmaları düzenleyerek bir araya geldik ve ihtiyaç duydukları öncelikli konularda eğitimler düzenledik. Salgın sebebiyle uzaktan eğitime geçildiği 2019-2020 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde, öğretmenleri ihtiyaçları doğrultusunda desteklemek adına buluşmalarımızı çevrim içi ortamda sürdürdük. Eğitim buluşmalarının içerikleri hem öğrenme yöntemlerine yönelik konulardan hem de öğretmenlerin kişisel gelişimlerine katkı sunabilecek konulardan oluşuyor.

Amacımız köylerde çalışan öğretmenleri güçlendirme yoluyla köy ilkokullarında okuyan çocukların daha nitelikli bir eğitim almasını sağlamak. Hem kırsalda hem de kentte, hem Türkiye’de hem de dünyada yapılan birçok akademik araştırma tartışmasız biçimde öğretmen niteliğinin eğitim niteliğini belirleyen başlıca faktör olduğunu ortaya koyuyor. Biz de benzer şekilde saha çalışmalarımızdan biliyoruz ki öğretmenlerin motivasyonları, bilgi, yaklaşım ve tecrübeleri o okuldaki öğrencilerin hatta tüm köy halkının üzerinde çok büyük farklar yaratabiliyor. Özellikle küçük köy okullarında öğretmenin inisiyatif alabilmesi şehirlerdeki okullara göre çok daha kolay olduğundan öğretmenlerin üzerindeki olumlu etkiler büyüyerek hızlıca öğrencileri ve köy halkını etkileyebiliyor.

Öğretmen Toplulukları Projesi ile köylerde çalışan öğretmenleri motivasyon, kişisel gelişim, mesleki gelişim ve destek mekanizmalarını artırmak bakımından bütünsel olarak desteklemeyi, onların mesleklerini daha motive bir şekilde icra etmelerini, genel olarak pedagojik bakımdan ve kırsala özgü sorun ve fırsatlar karşısında doğru tutum ve metotları izlemelerini ve diğer öğretmenlerden, gönüllülerden ve kurumlardan daha kolay destek almalarını hedefliyoruz. Böylece köylerde yaşayan çocukların da benzer şekilde sosyal, duygusal ve bilişsel becerilerinin gelişmesini, bu şekilde Türkiye’de var olan eğitimde fırsat eşitsizliğinin azaltılmasını ve kırsal kalkınma çabalarını destekleyebileceğimizi düşünüyoruz. Toplumsal adalete, yani toplum tarafından her bireye kendini gerçekleştirmek için eşit imkanların verilmesi idealimize, sürdürülebilir biçimde kırsalda eğitimi iyileştirebildiğimizde yaklaşabileceğimize inanıyoruz.

Öğretmen Toplulukları projesi kapsamında bu zamana kadar yaptığınız çalışmaların ne tür katkıları oldu ve katılan öğretmenlerden nasıl geri bildirimler aldınız? Bu geri bildirimler ve salgının getirdiği değişiklikler yeni dönemde yaptığınız çalışmaları ne şekilde etkiledi?

Proje süresince alınan geri bildirimlerde, öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimlerine yönelik olumlu yönde etkilendiklerini gördük. Öğretmenlerimiz, dönem sonunda; farklı bakış açıları geliştirdiklerini, kendileri ve etraflarındaki birçok konuya yönelik farkındalıklarının arttığını, çocukların bireysel gereksinimlerinin artık daha fazla farkında olduklarını ve buna göre davrandıklarını, özgüvenlerinin geliştiğini, şiddetsiz bir iletişim ortamı kurabilmeyi öğrendiklerini, bir şeyleri başarma ve değiştirme konusunda daha motive olduklarını, sanatı günlük hayatlarına dahil etmeye ve kendilerini daha iyi ifade etmeye başladıklarını belirttiler. Projenin okul-aile-köy ilişkilerine olan katkısı çerçevesinde, öğretmenler ve öğrencilerin okula bağlılıkları güçlenirken, öğretmenlerin velilerle daha sık iletişim kurma çalışmaları hem öğrencilerin başarı oranlarına yansıdı hem de öğretmenlerin köy halkı ile olan ilişkilerini güçlendirdi. Bir aile gibi olduğumuz öğretmenlerimizden aldığımız geri bildirimler, yürümekte olduğumuz yola olan inancımızı daha da arttırdı.

2019-2020 eğitim öğretim yılına baktığımızda ise öğrendiklerini uygulama fırsatı bulan öğretmenlerin, uygulamaları sonucunda öğrencileri üzerindeki etkileri gördükçe motivasyonlarının arttığını ve buluşmalarının devam etmesine yönelik temennilerini yinelediklerini gördük. Öğretmenlerin hem yüz yüze hem de çevrim içi buluşmalar çerçevesinde en çok dile getirdikleri konulardan biri de yaşadıkları sorunları yalnızca kendilerinin yaşamadıklarını görmelerinin ve aynı şeyleri yaşayan kişilerin bu durumlarla nasıl başa çıktıklarına dair yol göstermelerinin onlara umut ve destek vermesi oldu. Proje hedeflerinin ötesinde, salgın dönemi her ne kadar faaliyetlerin yürütülmesini engellemiş gibi görünse de zorunlu hale gelen çevrim içi eğitim buluşmaları ile 41 ilden öğretmenlerle bir araya gelerek daha geniş kitlelere ulaştık ve projeden daha fazla sayıda öğretmen yararlanma fırsatı bulabildi.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda bakım yükümlülüğü olan kişilerin (genelde evli ve çocuklu kadın öğretmenler) yüz yüze buluşmalara katılım oranı düşükken çevrim içi buluşmalara katılım oranlarının oldukça yüksek olduğunu gördük. Bu durum yüz yüze buluşmalara katılamayacak durumdaki öğretmenlerin ve illerinde Öğretmen Topluluğu bulunmayan öğretmenlerin de yararlanabilmesi açısından çevrim içi buluşmaların devam etmesinin hem etkisini hem de gerekliliğini gösterdi. Bunun dahilinde 2020-2021 eğitim öğretim yılı için salgın önlemleri kapsamında, ilk dönem Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık haftalık çevrim içi eğitimler yapmaya başladık. İkinci dönem çevrim içi buluşmaların sıklığı ayda bire indirilecek ve saha faaliyetleri düzenlenebilirse projemiz hem yüz yüze hem de çevrim içi şekilde öğretmenlerle buluşmayla devam edecek.

Aynı zamanda bu sene sonunda, Öğretmen Toplulukları projemizi yaygınlaştırmak için farklı öğretmen gruplarından talepler aldık ve bu yıl yapılan açık çağrıda 33 yeni ilden başvuru aldık. Hem daha fazla bölgeye ulaşmak hem de proje faaliyetlerinin daha sürdürülebilir olmasını sağlamak adına bu yıl, yüz yüze eğitim çalışmalarına geçebilirsek proje ekibinin üzerindeki sorumlulukları Öğretmen Topluluklarındaki öğretmenler ile paylaşmayı planlıyoruz. Bu sürecin sorunsuzca ilerleyebilmesi için bu sorumlu öğretmenleri bir seçim süreci ile belirledik. Çevrim içi oryantasyon buluşmaları ve şartlar uygun olursa gerçekleşecek yüz yüze kamp ile sorumlu öğretmenlerin, saha faaliyetleri için hazırlanarak bu faaliyetlerin yereldeki koordinasyonundan sorumlu olmaları planlanıyor.

*Belirtilen geri bildirimler, KODA İzleme ve Değerlendirme Uzmanı tarafından çalışmalarımız kapsamında toplanan verilerin analiz edilmesi ile raporlanmıştır. Önümüzdeki süreçte izleme-değerlendirme sonuçlarımızı, 2019-2020 Faaliyet Raporu dahilinde kamuoyu ile paylaşacağız.

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibeyle Öğretmen Toplulukları projesinin 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalarını gerçekleştireceksiniz. Bu kapsamda yürüteceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Öğretmen Toplulukları Projesi, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında 10 il/ilçede uygulanıyor. Diyarbakır’daki faaliyetlerimizi ise Turkey Mozaik Foundation desteği ile gerçekleştireceğiz, bu yolculuğumuza bizlere ortak olduğunuz ve bizi desteklediğiniz için KODA Ailesi olarak sizlere yeniden teşekkür ederiz.

Bu faaliyetler kapsamında projenin ilk döneminde, salgın önlemleri dahilinde Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık çevrim içi eğitimlere başladık. Diyarbakır Öğretmen Topluluklarıyla, bu bölgede görev yapan köy öğretmenlerine ulaşıyoruz ve onları çevrim içi eğitimlerle destekliyoruz. Haftalık düzenlenen bu eğitimleri, öğretmenlerden gelen geri bildirimler doğrultusunda planlıyoruz ve ihtiyaçları olduğunu belirttikleri konuları ele almaya özen gösteriyoruz. Eğitimlerimiz zaman yönetimi ve öz farkındalık gibi kişisel gelişim; sınıf yönetimi, planlama ve okul-aile-köy ilişkileri gibi mesleki gelişim; öğretmenlerin birbirleriyle paylaşım yapacakları tematik buluşmalar olan birbirimizden öğrenme; müzik ve hareket, hikaye anlatıcılığı gibi konuları işlediğimiz sanat ve eğitim başlıklarından oluşuyor. İkinci dönemde ise çevrim içi eğitimlerimizi ayda bir olmak üzere Diyarbakır’daki öğretmenlerimizle yüz yüze gelerek sürdürmeyi planlıyoruz.

Aynı zamanda ilk dönem, Diyarbakır’daki 5 sorumlu öğretmenin katılımıyla çevrim içi oryantasyon çalışmamıza başladık. Ayda bir gerçekleşen buluşmalarda sorumlu öğretmenlerle birlikte topluluk olma dinamikleri, KODA değerleri ve  sorumluluklarını netleştirme gibi konuları ele alıyoruz. Sonrasında, Diyarbakır’daki 5 sorumlu öğretmen ve diğer il/ilçelerdeki 38 sorumlu öğretmenin de katılımıyla sömestr tatilinde bir yüz yüze eğitim kampı düzenleyeceğiz. Oryantasyonu tamamlayıcı nitelikteki bu kamp süresince öğretmenlerin birbirleriyle ve eğitmenleriyle yüz yüze tanışmasına ve ilişkiler geliştirmesine, grup çalışmalarına, olası sorularının ve ihtiyaçlarının cevaplanmasına ve çocuk hakları, ekoloji, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli konularda eğitimlere odaklanacağız. Böylece sorumlu öğretmenlerimizin oryantasyon konularını içselleştirmeleri hedeflenecek, olası ihtiyaçlarına çözümler üretilecek ve Diyarbakır’da topluluk kurma ve yürütmeleri için gerekli bilgi ve becerileri (ör. program planlama, öğretmenlerin seçimi) kazanacaklar.

İkinci döneme geldiğimizde sorumlu öğretmenlerin dahil edilmesiyle KODA, Diyarbakır’daki yüz yüze buluşmaların düzenlenmesi ve yürütülmesindeki sorumluluğu onlarla paylaşacak. Diyarbakır topluluğumuzda, 5 sorumlu öğretmenin yanı sıra yereldeki 50 öğretmen ile birlikte çalışacağız ve ayda bir kez olmak üzere 5 ay süreyle topluluk buluşmaları ve eğitimleri düzenleyeceğiz. İlk buluşmada topluluk birbiriyle tanışacak, takibindeki 3 eğitim buluşmasında Diyarbakır bölgesindeki ihtiyaçlar doğrultusunda eğitimler gerçekleştirilecek ve son olarak da değerlendirme toplantısı yapılacak. Yüz yüze buluşmaları tamamladığımızda ise bu seneki faaliyetlerimizin sonuna geleceğiz.