Monthly Archives

Şubat 2021

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz BisiKoop Çalışmalarına Başladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

İzmir’de bisikletli ulaşımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten S.S. Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’ne (BisiKoop) İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Kahane Foundation  finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. İzmir’de deprem sonrası oluşan yoğun trafik problemini bisikletli ulaşım yoluyla atlatarak arama kurtarma faaliyetlerinin etkin şekilde yürütülmesine destek olan Bisikoop, hibe desteğini kurumsal kapasitesini geliştirmek ve gönüllü yönetimini güçlendirmek amacıyla kullanacak. Bisikoop bu sayede olası diğer afetlerde  benzer çalışmalar yapmaya hazırlıklı hale gelecek ve bu çalışma modelini afet sonrası müdahalelerin etkinliğini artırmak amacıyla diğer illerde de yaygınlaştıracak. BisiKoop Kurucu Ortağı Mustafa Karakuş ile salgına karşın alınan önemler kapsamında evde kalan kişilere destek olmak için kurdukları sosyal girişim BisiDestek’i, İzmir Depremi’nde sahada gerçekleştirdikleri lojistik faaliyetlerini ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

İzmir’de faaliyet gösteren Bisikoop Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’nin kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2018 yılında 35 kurucu ortak ile kurulan BisiKoop, Türkiye’de bisikletli ulaşımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik olarak ve bisikletlilerin ortak ihtiyaç ve sorunlarına çözümler üretmek amacıyla ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürütüyor.  Misyonumuz ve vizyonumuz doğrultusunda Uluslararası Kooperatif Birliği’nin (International Cooperative Alliance) uluslararası kooperatifçilik ilkelerine göre faaliyet göstermeyi ve binlerce bisikletlinin ortak olduğu örnek bir işletme olmayı hedefliyoruz.

BisiKoop, genel kurulunda aldığı kararla İkinci El Bisiklet ve Takas Pazarı, Bisikletli Tur Organizasyonları, Bisiklet ve Aparatları Kiralama, Mobil Bisiklet Servisi, Bisiklet Sürüş Eğitimleri faaliyet konularında çalışma grupları oluşturdu ve şu an halen aktif olarak bu alanlarda faaliyetleri yürütüyor.

2019 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı’na yapılan BisikletliKent-İzmir (CitiesOnBike) başvurumuz kabul edildi ve bu projenin faaliyetlerini 2020 yılı sonuna kadar başarıyla tamamladık. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Karşıyaka Belediyesinin de proje ortağı olduğu 98.000 USD bütçeli proje kapsamında İzmir ilindeki ilçe belediyelerin bisikletli ulaşımı geliştirme konusundaki kapasitelerini iyileştirmeye yönelik bir dizi faaliyet gerçekleştirdik.

Türkiye’nin birçok şehrindeki kentsel ulaşım problemlerini ve çevresel etkilerini düşündüğümüzde bisikletli ulaşımın bu konuların çözümünde nasıl bir etkisi olabileceğini düşünüyorsunuz?

Bisikletli ulaşım, yeni dünyada sürdürülebilir ulaşım stratejisinin çekirdeğini oluşturuyor. Gelişmiş ülkelerde, otomobil odaklı ulaşım çözümleri rafa kaldırıldı; insan odaklı mikro-mobilite (e-scooter), bisiklet/elektrikli bisiklet ve yaya ağırlıklı çözümler devreye alınmaya başladı. Şehir düzeni her bireyin en fazla 15 dakikada erişebileceği hale getirilmek üzere yeniden tasarlanıyor.  

Ülkemizde, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma konuları gittikçe daha ağırlıklı olarak kentlerin gündemine giriyor. Mevcut otomobil temelli ulaşım anlayışının sürdürülebilir olmadığına ilişkin farkındalık gelişiyor.

Bisikletli ulaşımın gelişmesi; hava ve çevre kirliliğini, kentlerdeki trafik ve otopark problemini, petrolde dışa bağımlı bir ülkenin getirdiği ekonomik problemleri azaltacaktır. Ayrıca, bisikletli ulaşımın beden ve ruh sağlığına da olumlu katkıları göz ardı edilemeyecek ölçüde olduğunu biliyoruz.

Bisikletli ulaşımın gelişmesi sadece kamu ve yerel yönetimlerin çabaları ve imkanları ile mümkün değil. Kapsayıcı ve katılımcı bir yaklaşımla sivil toplumun da bu alanda aktif olması gerekiyor. Bisikletli ulaşımın ileri düzeyde gelişmiş olduğu kentlerde özellikle bisiklet kooperatiflerinin de çok aktif olduğunu ve bu kooperatiflerin yerel yönetimler ve kamu kurumları ile birlikte ortak projeler geliştirdiklerini görüyoruz. Bisikletli ulaşımın gelişmesi trafik, çevre ve sağlık gibi pek çok probleme çözümler sunarken aynı zamanda kargo, lojistik ve hızlı tüketim gibi pek çok sektörde de olumlu değişikliklere neden oluyor.

Bisikoop bünyesinde ihtiyaç sahiplerine bisikletle ulaşmak üzere kurulan BisiDestek kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve özellikle de İzmir Depreminin ardından yürüttüğünüz acil müdahale çalışmalarından bahseder misiniz?

Geçen sene başlayan COVID-19 salgınından dolayı yaşlılar, evlerinde çocukları bırakacak kimsesi olmayan ebeveynler ve engelliler gibi toplumun önemli bir kısmı evden dışarı çıkamıyordu. BisiKoop ortakları, Mart 2020’de bu probleme yönelik BisiDestek isminde bir sosyal girişim başlattı. BisiDestek, evden çıkamayanların dışarıdaki ihtiyaçlarını karşılamak ve problemlerini çözmek için bisikletli gönüllüler ile organize oldu.

Bu süreçte 120’ye yakın gönüllü ile 2500’e yakın kişi ve kurumun problemini çözdük. Çağrılar BisiDestek için devreye alınan ücretsiz çağrı merkezi üzerinden alındı. Çağrı merkezinde masa başında çalışan 7 gönüllü 4 ay boyunca hizmet verdi. Gönüllülerimiz aynı zamanda belediyelerin yardım ekiplerine ve sağlık çalışanlarına destek organizasyonlarına da hizmet verdiler. BisiDestek, basında oldukça ilgi gördü. TRT, Star TV, İhlas Haber Ajansi, Habertürk ve Sabah gibi mecralar hakkımızda haberlere yer verdi. Ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı tarafından da örnek/iyi uygulama olarak tanıtıldı.

Yaz aylarında salgın kısıtlamalarının gevşetilmesi ile faaliyetleri azalan BisiDestek’in gönüllülerinin aralarındaki etkileşim buna rağmen devam etti ve bir takım kültürü gelişti. Bu nedenle, İzmir Depremi sonrasında en hızlı organize olan ekiplerden birisi olduk. Bayraklı ve Bornova bölgesindeki gönüllü sayımızın fazla olmasının da bölgeye hızlı şekilde müdahale edebilmemizde etkisi oldu. Depremden hemen sonra kaos durumunda ciddi bir trafik ve ulaşım problemi ortaya çıktı. Herkes yapıları boşaltmış ve arabalarına binmiş uzaklaşmaya çalışıyordu. Bir yandan da yıkılan veya her an yıkılabilecek durumda olan binalar nedeniyle bazı kritik yollar kapalıydı. Depremden hemen sonra birçok yardım ekibi ve aracı hedeflerine ulaşmakta çok zorlandı. Depremden sonraki 1 hafta yolların kapalı olması ve yıkılan binaların bölgenin farklı yerlerinde dağınık lokasyonlarda olması bisikletli lojistiği doğal olarak devreye soktu.

AFAD ve Belediye gibi kamu kurumları dışında alana ilk gelenlerin arasında pek çok sivil toplum kuruluşu (STK) vardı. İletişim araçları vasıtasıyla bölgedeki ihtiyaçlar hızla belirleniyor ama lojistik konusunda problem yaşanıyordu. STK’ların araçlarının afet alanlarına girmesi problem oluyordu. Ana ihtiyaç kalemleri karşılansa da yıkılan bir binanın afet alanına özel veya eksik kalmış acil bir malzeme ve ekipman ihtiyacı bildirilebiliyordu. Bu bildirimlerdeki ihtiyaçların az miktarda ama çok farklı kaynaklardan temin edilmesi gerekiyor ve 24 saat içinde çok değişken sıklıkta ve saatlerde olabiliyordu. Römorklu ve kargo donanımlı bisikletler ile sırt çantalı bisikletliler öncelikle STK’ların söz konusu lojistik problemini çözdü. Sonrasında sahada aktif görülen BisiDestek ekipleri AFAD’ın ve Belediye ekiplerinin ilgisini çekti ve kamu kurumları da çeşitli taleplerini bize iletmeye başladı.

30 Ekim 2020’de yaşanan İzmir Depremi’nden bir saat sonra BisiDestek ekipleri sahada yerini aldı. Sosyal medya üzerinden yaptığımız çağrıya gelen ilk 3 talep bizler için oldukça çarpıcıydı. Buca’ya kanser ilaçlarının ulaştırılması, evlerine giremeyen ailelere BisiDestek ekibiyle erzak ve su dağıtılması ve Manavkuyu’daki bir baz istasyonuna kargo bisiklet ile jeneratör götürülmesi istekleri karşılandı. Devam eden günlerde BisiDestek ekibi Manavkuyu 75. Yıl parkına karavanını getirdi, çadırını kurdu ve 110 kişilik ekibiyle bölgede nöbet tutmaya başladı. Depremin 2. gününden itibaren bu çadır, BisiDestek’in merkezi oldu; tüm lojistik operasyon buradan yürütüldü. Gece nöbetçi ekipler oluşturularak 24 saat sahada kalındı. Jeneratörden bebek mamasına; ilaçtan battaniyeye pek çok malzeme nakliyesi problemi hızla çözüldü.

BisiDestek gönüllülerinin ortak bir özelliği, pek çoğunun kampçı olması. Bu özellikleri ile sahada özellikle çadır alanlarında pek çok problemi hızla çözmeleri, onları sürekli destek istenen bir ekip haline getirdi. Örneğin çadır kurulumlarında BisiDestek ekipleri tüm kurumlardan daha hızlıydı. BisiDestek gönüllülerinin çok farklı disiplinlerden geliyor olmasının da birçok olumlu yanı oldu. Aralarında doktor, diş hekimi, avukat, öğrenci ve mühendisler gibi birçok meslekten bisikletliyi barındıran BisiDestek’in bu yapısı da problem çözme beceri ve etkisini arttıran bir etkendi.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu hibenin Bisikoop’un çalışmalarına nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

İzmir depremindeki ekip başarımızın birçok kesim tarafından takdir edilmesi, ekibin elde ettiği deneyimleri kurumsallaştırarak kapasitesini geliştirmesi ve BisiDestek’in başka şehirlerde de örgütlenmesi konusunda bizleri cesaretlendirdi. Özellikle depremden sonra farklı şehirlerdeki bisikletlilerden BisiDestek’e bu yönde talepler gelmeye başladı. Biz de bir yandan bu talepler ile ilgili görüşmeleri yürütürken bir yandan da bu süreci doğru ve sürdürülebilir bir şekilde nasıl başarılı bir modele dönüştürebileceğimizi tartıştık. Bu yönde çalışmalara başladığımız süreçte, Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın İzmir Depremi Acil Destek Fonu çağrısı ile karşılaştık. Tam ihtiyacımız olan bir anda tam da BisiDestek’in hedefleri ile uyumlu bir çağrı motivasyonumuzu artırdı ve başvurumuzu yaptık.

Projedeki amacımız, BisiDestek gönüllü organizasyonunu kurumsal bir yapıya kavuşturup kapasitesini geliştirerek başka şehirlerde olası afetler için hazır BisiDestek ekipleri oluşturmak ve ulusal çapta faaliyet gösteren bir organizasyona dönüşmek. Bu amac doğrultusunda BisiDestek gönüllülerine yönelik olarak takım olmaları ve kurmaları için, afet alanlarında daha dikkatli, planlı ve profesyonelce çalışmaları için gerekli eğitim ve atölye faaliyetleri gerçekleştireceğiz. Gerek gönüllü yönetişiminde gerekse gönüllülerin afet alanlarında çalışmaları için rehberler, yönergeler, taahhütnameler ve bunları destekleyen dijital uygulamalar üreteceğiz. Bu doğrultuda BisiDestek gönüllü sürecine ilişkin olan Gönüllü Rehberi ve BisiDestek gönüllülerinin afet alanlarında çalışırken yararlanacakları Afet Eylem Rehberi olmak üzere iki kitapçık oluşturacağız. Kurumsal kimliğimizi güçlendirmek için ise dinamik bir internet sitesi, daha aktif sosyal medya hesapları ve kurumsal basılı materyaller hazırlayacağız.

Bu çalışmaların yanı sıra hibe ile 10 kişilik tam donanımlı BisiDestek timi için gerekli iş yeleği, kafa feneri, çanta, yağmurluk gibi ekipman ve araçları da  temin edeceğiz. Afetlerde lojistik kapasitemizi artırmak üzere dörder adet bisiklet römorku, bisiklet tamir setleri gibi araç ekipmanları satın alacağız. BisiDestek gönüllüleri, çeşitli kargo bisikletlerini kullanma deneyimi elde edecek. Bu ana faaliyetlerimize, sahada sıkla gözlemlediğimiz depremden etkilenen çocuklara yönelik bir bisiklet eğitimi faaliyeti de ekledik ve bu faaliyet de Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu hibe, gönüllü yönetiminde kurumsallaşma, sosyal girişim kapasitesini geliştirme, sosyal etkiyi artırma gibi temel konularda BisiKoop’a katkı sağlayacak. Ayrıca bu hibe ile Türkiye’nin pek çok şehrindeki bisikletlilere ulaşmış ve bisikletliler arasında bir ağ oluşturmuş olacağız. BisiDestek girişiminin kurumsallaşması ve gelişmesi, dolaylı olarak ülkemizde bisikletli ulaşımın gelişmesine de destek olacak.

Hibe kapsamında yapacağınız çalışmaları çeşitli şehirlerde iletişimde olduğunuz bisikletli gruplarla paylaşmayı ve yaygınlaştırmayı hedefliyorsunuz. Bu yaygınlaştırma stratejisinin bisikletli ulaşım ve acil müdahale alanlarına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

Şu an İzmir’de başlayan BisiDestek girişimini bu hibe ile ülke çapında yaygınlaştırabilmemiz için gönüllü sistemini kurumsallaştırmamız gerekiyor. BisiDestek’in pek çok şehirde temsilcileri olacak ve bu temsilcilerden bir koordinasyon ekibi oluşturacağız. Farklı lokasyonlarda çalışan bu koordinasyon ekibinin süreci etkin, verimli ve şeffaf bir şekilde yürütmeleri için gerekli teknik altyapıyı hazırlayacağız. Hibe desteği ile dijital araçlardan en iyi şekilde yararlanarak başvuru alma, ölçme, değerlendirme, izleme ve takip sistemlerini kurabileceğiz. Gönüllü başvuru formları internet üzerinden e-formlar vasıtasıyla alındıktan sonra yasal olarak gerekli evraklar da sistem üzerinden yüklenecek. BisiDestek ile ilgili tüm veriler ve süreçler internet tabanlı bulut sistemi üzerinde tutulacak. Tüm bu süreçleri gerek yeni bir gönüllü için gerekse koordinasyon üyesi olan şehir temsilcisi için açıklayan bir rehber oluşturacağız.

BisiDestek ekiplerince çokça tartışılarak hemfikir olunan önemli bir konu ise BisiDestek gönüllülerinin afetlerde kurtarma çalışmalarına katılan ekipler olmaması. AFAD ve  AKUT gibi  birçok kurum ve gönüllü bu alanda çalışıyor. BisiDestek, afetlerde görevli kurumlara bisikletli ulaşım ve lojistik konularında servis ve destek sağlayacak bir alanda kendini konumlandırıyor. BisiDestek ekipleri bu servis ve destek hizmetlerini afet alanlarında verecekleri için afet konuları ile ilgili belirli bir birikim sahibi olmaları gerekli. Hibe kapsamında bu ihtiyaca yönelik bir eğitim çalışması da olacak ve bu çalışmalardan sonra gönüllülerin afet alanlarında çalışırken dikkat etmeleri gereken hususları, riskleri, çözümleri içeren ve aynı zamanda BisiDestek ekiplerinin alanda nasıl organize olacaklarını açıklayan “BisiDestek Afet Acil Eylem Planı” başlıklı ikinci bir rehber kitapçığımız olacak.

Her iki rehber kitapçık; afet durumunda bölgeye ulaşacak BisiDestek ekiplerinin ve onlara katılan yeni bisikletli gönüllülerin sahada emniyetli, etkin ve verimli bir şekilde organize olmalarını ve hizmet vermelerini sağlayacak. Koordinasyon ekibi bu içerikleri her deneyimden sonra düzenli olarak güncelleyecek.

Şehirlerdeki temsilcilikler ile büyüyecek BisiDestek girişimi ile bisikletli ulaşımın farkındalığının artacağına ve bisikletin afet durumları gibi hayati konularda nasıl işlevsel çözümler sunduğunun tüm kesimlerce fark edileceğine inanıyoruz.

Sivil Sayfalar ile İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Hibe Verdiğimiz #SallanmadanHazırlan Projesini Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar), sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını sivil toplum haberciliği yoluyla medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer STK’lar arasında görünür kılmak amacıyla çalışmalar yapıyor. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe ile #SallanmadanHazırlan projesini hayata geçiren Sivil Sayfalar, hibe desteğini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen tüm siyasi partilerin ortak iradesi sonucu kurulan Deprem Araştırma Komisyonu’na dair izleme değerlendirme ve farkındalık çalışmaları yapmak amacıyla kullanıyor. Sivil Sayfalar Yayın Yönetmeni Emine Uçak Erdoğan ile röportajımızda sivil toplum haberciliğinin önemini, sivil toplum kuruluşlarının yasa yapımı ve karar alma süreçlerine dahil olmak için kullanabileceği yöntemleri ve #SallanmadanHazırlan projesi kapsamında gerçekleştirdikleri çalışmaları konuştuk.

Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliği yoluyla sivil alandaki tartışmaları ve yapılan çalışmaları görünür kılmayı amaçlıyor. Sivil toplum haberciliğinin kapsamından ve Türkiye’deki medya çalışmaları içindeki yerinden bahseder misiniz?

Sivil Sayfalar’ın Türkiye’de kavramsallaştırmaya katkı sunduğu sivil toplum haberciliği, sivil toplumda biriken tecrübenin görünür kılınması, birbirinden farklı alanlarda ve kimliklerde yapılan savunuculuk faaliyetlerinin ortak bir zeminde buluşabilmesine ve karşılaşmasına imkan sağlamayı amaçlıyor. Biraz daha genişletmek gerekirse, hak haberciliğinin topluma karşı sorumluluk ilkesini içinde barındıran sivil toplum haberciliği; meseleleri sivil toplumun gündemi içinden dile getirip bu konuda farkındalık yaratması olarak tanımlanabilir. Sivil Sayfalar’ın çıkış öyküsünün kaynağında Türkiye’deki sivil toplumun hem kendi içinde hem de etkilemeye çalıştığı aktörler nezdinde görünürlük ve etki kapasitesini güçlendirmek yer alıyor. Bunun için de sivil alandaki birikimi aktörleriyle birlikte görünür kılmaya çalışıyoruz.

Medya, gerek yapısal gerek de baskılarla topluma karşı sorumluluk noktasında amacından çok uzaklaşmış durumda. Hak haberciliği genel anlamda daha çok alternatif medya dediğimiz yeni medya alanında yapılıyor. Araştırmalar geleneksel ve merkezi medyanın sivil toplum kuruluşlarına (STK) daha çok dekoratif olarak yer verdiğini ve çalıştığı alanlardaki birikimini görünür kılacak içerik üretmediğini ortaya koyuyor.

Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliğiyle sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı sağlarken sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği ve yeni tartışmalar açabileceği bir mecra olarak hizmet veriyor.

Pandemi Sürecinde Sivil Toplum Almanak/2020’yi yakın zamanda yayınladınız. Bu yayının amacını ve almanakta öne çıkan noktalardan hareketle COVID-19 salgının Türkiye’de sivil alana etkisine dair görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Pandemi Sürecinde Sivil Toplum Almanak 2020’yi hazırlama amacımız; her anlamda zor geçen bir yılda sivil toplumun yaptığı çalışmaları kayıt altına almak idi. Halen devam eden sürecin ekonomik, sosyal ve psikolojik yansımaları STK’lar tarafından yoğun şekilde hissediliyor. Özellikle sahada çalışan kuruluşlar için sıkıntılı bir dönem oldu. Salgının sivil alana etkisi iki yönlü. Yani hem çalışanlar hem de çalışılan alanlara etkiler söz konusu. Yereldeki STK’ların kapasite güçlükleri sebebiyle dijital çalışmalara adapte olmakta zorlandığını gözlemliyoruz. Ama sadece yereldekiler değil genel olarak bütün STK’lar bu süreçten etkileniyor. Geçtiğimiz yıldan beri İçişleri Bakanlığı’nın genelgesiyle genel kurullar yapılamıyor. Bu konuda da sorunlar yaşanıyor. Çeşitli alanlarda çalışmalar yapan STK’lar, farklı düzeylerde de olsa ekonomik daralma, hareket kısıtları ve dijitalleşmenin yarattığı bir “yeni normal” düzenle karşı karşıya kaldı diyebiliriz.

Genel olarak; büyük, küçük, yerel yahut ulusal, dezavantajlı gruplara yönelik çalışan yahut hak temelli alanlarda çalışan STK’ların, fark etmeksizin, yaşanan sorunlara yaratıcı ve yeni çözümler bulmaya çalıştığını da söylemek mümkün.

Sivil Sayfalar olarak bu süreçte, sivil toplumun yüzleştiği sorunları, hangi ihtiyaçlarının belirginleştiğini ve ortaya konulan çözüm önerileri ile yeni yöntemleri yakından takip ederken STK’ların hem sorun alanlarının tespiti hem çözüm bulma kabiliyeti açısından krize rağmen güçlü durabildiklerine şahit olduk. Salgın boyunca; bu süreçte yapılan çalışmalara, yeni medya araçlarını kullanarak alan açmaya, düzenlediğimiz çalıştaylarla süreçle ilgili karşılıklı bilgi paylaşımına ve çözüm önerileri geliştirilmesine zemin sağlamaya çalıştık.

Pandemi Sürecinde Sivil Toplum almanağı; sivil toplumun COVID-19 salgını boyunca özveriyle imza attığı çalışmalarının ne kadar önemli ve kapsamlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. 2020 yılının Mart ayından itibaren Türkiye’de sivil toplum alanında yapılan çalışmaların, yürütülen projelerin, ortaya konulan araştırmaların küçük bir demosu olan bu almanak, aynı zamanda bu dönemin hafıza kaydı olma işlevini de görecek diye düşünüyoruz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu kapsamda hayata geçirdiğiniz #SallanmadanHazırlan kampanyasından ve hedeflerinden bahseder misiniz?

Projemiz izleme, savunuculuk ve raporlama alanlarında yürütülen bir çalışma. Hedefimiz STK’ların İzmir depreminin ardından Meclis’te kurulan Deprem Komisyonu’nun çalışmalarını takip etmesini, kendi çalışmalarıyla komisyonu desteklemesini ve böylece depremlerin etkilerini azaltacak önlemlerin alınmasını sağlamak. Hem deprem ve afet üzerine çalışan STK’ların hem de toplumsal hayatın her alanıyla ilgili uzmanlığa sahip olan diğer STK’ların önümüzdeki 4 aylık faaliyet planlarına TBMM Deprem Araştırma Komisyonu ile iletişim kurma, komisyonun faaliyetlerini izleme, bu faaliyetlere katkı sunma konusunda farkındalıklarını artırma ve bu doğrultuda çıktı üretmelerini sağlayacak bir izleme çalışması yapmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda da #SallanmadanHazırlan başlıklı bir sosyal medya kampanyası yürütüyoruz. Hem kamunun hem özel sektörün hem de sivil toplumun depremler konusunda afet kurtarma çalışmalarının ötesine geçmesi ve depremler yaşanmadan gerekli önlemlerin alınması noktasında takipçi olmasını hedefliyoruz. Komisyon’un görüşmeye çağırdığı STK’lar dışındaki STK’larında ya Komisyon’a davet edilerek ya da dışarıdan katkı sunarak süreçte yer almasını destekleyeceğiz. Proje kapsamında afetler konusundaki sivil toplum – kamu – siyaset iş birliğinin mevcut durumunu, bu konuda yapılabilecekleri ve çözüm önerilerini konuşmak üzere bir çalıştay düzenleyeceğiz. Araştırma Komisyonu raporunu hazırladığında bu raporun değerlendirmesini yapacağız. Bu doğrultuda, Sivil Sayfalar’da depremlerin öncesi ve sonrasında STK’ların yapabilecekleri konusunda içerikler hazırlayacağız. STK’ların bu konuda halihazırda yaptığı, çalışmaları görünür kılmaya çalışacağız.

Depreme Karşı Alınabilecek Önlemleri Araştırma Komisyonu’nun çalışma prensipleri ve görevleri neler? Sivil toplum kuruluşları bu çalışmalara nasıl dahil olabilir veya katkı sağlayabilirler?

Bu konuyla ilgili Sivil Sayfalar’da geniş bir haber hazırladık. Kısaca anlatmak gerekirse; “Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” 10 Kasım’da göreve başladı. 3 aylık görev süresine ek olarak gerekli görülmesi durumunda bu süre 1 ay daha süre uzatılabiliyor. Son 17 senede depremle ilgili sayısız araştırma önergesi hükümet tarafından reddedilmiş. İlk defa bütün partilerin ortak kararıyla, tabii ki İzmir Depremi’nin yıkıcı sonuçları ve depremde can kaybına yol açan tedbirsizliklerin yarattığı kamuoyu tepkisinin de etkisiyle bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu fırsatın çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Komisyonun görev süresi en geç 10 Mart 2021’de bitecek ve bir rapor hazırlayacaklar. Komisyonun görevi, bu raporda genel olarak depreme ilişkin sorunların tespit edilmesi ve bu öneriler doğrultusunda hem meclise hem yürütme organına somut önerilerde bulunmak. Bu raporun tozlu raflarda çürümemesi ve içerdiği aksiyon planı ile tavsiyelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Kısıtlı bir zaman söz konusu olduğu için komisyon her kurumla görüşemeyebilir. Ancak gerek çevrimiçi gerekse de postayla yapılacak başvurulara ve katkılara açık olduklarını belirtiyorlar. STK’lar dilekçe hakkını da kullanarak ve komisyona çalışmalarını göndererek katkı sunabilir, yine aynı şekilde görüşme talep edebilirler.

STK’lar deprem@tbmm.gov.tr adresinden veya 0 (0312) 420 53 88-90 numaraları telefon hattından ya da 0312 420 53 77 faks numaralarından komisyona önerilerini iletebilirler. Biz de Sivil Sayfalar olarak depremle ilgili tüm çalışmalara sayfalarımızda yer vermeye hazırız. O yüzden de komisyona gönderilen bilgileri bizimle de paylaşabilirler.

Sivil toplum kuruluşlarının deprem ve benzeri afetlerle ilgili yaptıkları çalışmalar genellikle depremin hemen ardından gelişen ve sahada yürütülen acil müdahalelere odaklanıyor. Projenizde, sivil toplumun karar alma süreçlerine dahil olmasını da içerecek şekilde daha uzun vadeli bir müdahale yaklaşımını teşvik ediyorsunuz. Bu yaklaşımın önemi ve Türkiye’nin gelecek dönemde yaşanabilecek depremlere daha hazırlıklı hale gelmesi açısından katkılarının neler olacağını paylaşır mısınız?

Sivil Sayfalar olarak STK’ların yasama süreçlerine etkin katılımının önemine inanıyoruz ve bu konuda hem izleme hem de farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Bu kapsamda STK’ların Meclis’te dilekçe hakkı almaya yetkili üç komisyona olan başvurularıyla ilgili bir de rapor hazırladık. Yaptığımız izleme çalışması bu hakkın çok kullanılmamasının sebepleri ve bu konuya ilişkin çözüm önerilerini içeriyor. STK’lar genelde yasaların kabulünden sonra iptali veya düzenleme talepleri noktasında girişimlerde bulunuyorlar. Oysa daha yasalaşma sürecinde Meclis çalışmalarına dahil olma imkanları var. Bu STK’ların karar alma süreçlerine etki etmesi bakımından çok anlamlı. Ancak yasa bir şekilde çoğunluk tarafından kabul edilse de bu yasanın toplumsal etkilerini ölçmek, analiz etmek de önemli.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hem Meclis’in yasama ve denetleme işlevlerini daha önemli hale getirdi hem de güçlü yürütme doğrultusunda Meclis’in etkisini ve gündemdeki yerini azalttı. TBMM’nin yasama ve denetleme süreçlerinde STK’larla bilgi ve deneyim paylaşma ilişkisi de son derece sınırlı bir seviyede ilerliyor. STK’ların TBMM süreçlerine katılımıyla ilgili yapılması gereken çok fazla düzenleme, geliştirilmesi gereken pratik ve aşılması gereken zihinsel ve algısal engel var. Ama tüm yapısal ve algısal sorunlara rağmen bu kanallar istenirse kullanılabilir ve hayvan hakları savunucularının henüz çıkmış olmasa da Hayvan Hakları yasasının oluşmasında ilk günden itibaren süreçlerde yer alması bu anlamda önemli bir örnek teşkil ediyor.

Afet konusu genel itibariyle ancak yaşandıktan sonra gündeme gelen bir konu. Oysa gerekli önlemler alındığı takdirde deprem başta olmak üzere afetlerin vereceği kayıplardan korunmak mümkün. Bu konuda hem yasal mevzuat olarak hem bina iyileştirmeleri hem de gerçek anlamda tüm kurumların içinde bulunduğu bir afet planı oluşturulmasıyla kayıpların azaltılması mümkün. İklim krizinin etkilerini düşünürsek afetlere hazırlıklı olmamızın ehemmiyeti daha da iyi anlaşılıyor. Bu konu genel itibariyle kamunun etki gücüyle ilgili bir konu olsa da sivil toplumun denetleme, sorunları keşfetme, savunuculuk yapma yönleriyle katkılarının büyük olacağı bir durum. Sivil toplumun kapsadığı sosyal ve ekonomik uzmanlık alanlarından ve toplumsal erişiminden faydalanılması gerekiyor. Sivil toplumun afet sonrası süreçlere katılımı öncelediği kadar afetlere hazırlık noktasında da inisiyatif alması bu konuda kurulmuş koordinasyonların içinde yer alması önemli. Afetlerde can kaybının yaşanmasının en önemli nedeni olan kontrolsüzlük ve yönetişime dair sorunlara dikkat çeken STK ve inisiyatiflerin dikkate alınması şart. Burada her siyasi partiye görev düşüyor. Mecliste kararlar çoğunlukla alınsa bile genel görüşmede gündem ve gündem dışı konuşmalar, basın toplantıları, mensubu oldukları Komisyonları toplantıya çağırma baskısı, yazılı önergeler gibi yöntemlerle konunun takipçisi olabilirler.

 

AKUT ile İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Türkiye’nin ilk arama kurtarma derneği olan Arama Kurtarma Derneği (AKUT) deprem, sel, heyelan gibi afetlerde ve zorlu doğa koşullarında doğru ve etkin arama kurtarma faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla kuruldu. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız AKUT, bu kapsamda yapacağı çalışmalarla depremden etkilenen 250 aileye erzak ve hijyen paketleri ulaştıracak ve AKUT ekiplerinin arama kurtarma çalışmalarında ihtiyacı olan bazı teknik ekipmanları temin edecek. AKUT Proje ve Kaynak Yaratma Üst Kurul Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Gülçin Güreşçi ile yaptığımız röportajda derneğin çalışmalarını, AKUT’taki gönüllülük süreçlerini ve sağladığımız hibeyle yapacakları çalışmaları konuştuk.

AKUT’un kuruluş hikayesini ve hangi alanlarda çalışmalar yaptığını bizimle paylaşır mısınız?

1994 yılında Bolkar Dağları’nda kaybolan 2 üniversite öğrencisinin 14 gün arandığı ve sonuçsuz kalan arama çalışmaları akabinde bir grup dağcı bir araya gelerek 1995 yılında AKUT’u kurdu. Bu grup, aynı yıl AKUT ismi ile Uludağ’da ilk kurtarma faaliyetini gerçekleştirdi. Dernek, 14 Mart 1996 yılında “AKUT Arama Kurtarma Derneği” adı altında resmî kuruluşunu tamamladı.

Türkiye’nin ilk arama kurtarma derneği olan AKUT, dağlarda ve diğer zorlu doğa koşullarında doğru ve etkin arama-kurtarma faaliyetleri gerçekleştirme hedefiyle kuruldu ve hızla gerekli eğitimleri alarak talep edildiği takdirde doğal afetlerde de ilgili resmi kurumlara yardımcı olabilir hale geldi. AKUT, 1998 Adana-Ceyhan depreminde sağladığı toplumsal fayda nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararıyla 19 Ocak 1999’da “Kamu Yararına Dernek” statüsü aldı. Ülkemizde arama kurtarma konusunda milat kabul edebileceğimiz Marmara depreminde, bu alandaki ihtiyacı öngörüp odaklanması ve örgütlü çalışmasıyla birçok sivil toplum kuruluşu ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının arama-kurtarmaya bakış açılarını ve yaklaşımlarını değiştirerek yeni atılımların da öncüsü oldu.

AKUT yalnızca Türkiye’de değil yurt dışında da bilgi ve birikimini faydaya dönüştürmek ve insan hayatı kurtarmak için faaliyetlerde bulundu. Marmara depreminin hemen ardından meydana gelen Yunanistan-Atina depreminde arama kurtarma çalışmalarında aktif olarak görev aldı. Atina depreminin ardından yine 1999 yılında Tayvan, 2001 yılında Hindistan, 2003 yılında İran, 2005 yılında Pakistan, 2010 yılında Haiti, 2015 yılında Nepal depremlerinde arama-kurtarma; 2000 ve 2019 yıllarındaki Mozambik selinde ise tıbbi destek çalışmaları gerçekleştiren AKUT uluslararası alanda konumunu günbegün geliştirdi.

1999 yılından beri Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bulunan Arama Kurtarma Danışma Kurulu’nun (Internatıonal Search And Rescue Advısory Group-INSARAG) üyesi olan AKUT, tüm dünyada uluslararası standartlara uygun olarak arama-kurtarma ekipleri içinde deprem konusunda en deneyimli ve bilgili ekiplerden biri haline geldi. INSARAG standartlarına göre “Ağır Arama-Kurtarma Ekibi” (Heavy) ve “Orta Ölçekli Arama-Kurtarma Ekibi” (Medium) olmak üzere gerçekleşen sınıflandırma içerisinde AKUT, 2011 yılında “Sınıflandırılmış Orta Seviye Ekip” grubunda Türkiye’de bu sertifikayı alan ilk kurum oldu. 2018 yılında Bulgaristan’ın Montana kentinde düzenlenen INSARAG yeniden değerlendirme sınavıyla aynı zamanda gerçekleşen AB ModEX tatbikatını da başarıyla tamamladı. Böylece Avrupa Sivil Koruma Mekanizması’na Türkiye’den giren ilk kentsel arama-kurtarma ekibi oldu. 2020 yılında ise Avrupa Komisyonu altında faaliyet gösteren Avrupa Sivil Koruma Mekanizması bünyesindeki Avrupa Sivil Koruma Havuzu’na (European Civil Protection Pool) Türkiye’den giren ilk arama-kurtarma ekibi olarak küresel bir  başarıya daha imza attı.

Bugün ülke genelinde 27 ekibi ve kurulma çalışmaları devam eden yeni ekipleriyle, sayısı her geçen gün artan gönüllüleriyle, gün geçtikçe büyüyen ve güçlenen AKUT, çalışmalarına özveri ve kararlılıkla devam ediyor, yeni bilgiler ışığında metodolojisini güncelliyor ve uzmanlık alanlarına yenilerini eklemeye önem veriyor.

AKUT arama kurtarma çalışmalarını gönüllülerin desteğiyle gerçekleştiriyor. AKUT’ta gönüllülük sürecini ve gönüllülerin çalışmalarınıza   katkıları anlatır mısınız?

Gönüllü olmak isteyen bir kişi internet sitemizdeki bağlantı yoluyla AKUT Portal üzerinden başvurusunu yapıyor. Ardından tanışma toplantısına davet ediliyor. Tanışma toplantısı hem derneğin tanıtımı hem de adayları tanıma sürecini içeriyor. Ardından aday, sırasıyla “temel afet bilinçlendirme” ve “etik disiplin” oryantasyon seminerlerine davet ediliyor. Bu seminerlere katılım sağladıktan sonra adaydan beş evrak talep edilerek beş ayrı formu doldurması ve imzalaması isteniyor. Bu aşamadan sonra daha yakından tanınması ve hangi bölüm ya da birimde görev alacağını kararlaştırmak üzere bir mülakat yapılıyor ve görev alacağı bölüm ya da birime kaydı yapılıyor. Aday bu aşamalardan sonra gönüllü olarak kaydediliyor.

Kurumsal yapının gereği olarak derneğin organizasyonunda temelde mali ve idari işler, proje ve kaynak yaratma, lojistik, kurumsal iletişim, insan kaynakları, eğitim ve operasyondan oluşan yedi bölüm ve bu bölümlere bağlı birimler yer alıyor. Her bölüm ve birim prosedürlerine göre faaliyet gösteriyor, diğer bölüm ve birimlerle eşgüdümlü ve ortaklaşa şekilde çalışıyor. Gönüllü kendi isteği ve/veya uzmanlığına göre gerekli görüldüğü doğrultuda bir veya birden fazla bölüm veya birimde görev alabilir. Gönüllülerin görev alanına dair oldukça geniş bir spektrum sunuyoruz.

1994 yılından beri arama kurtarma çalışmaları yapan AKUT, özellikle 1999 yılındaki Marmara Depremi sonrasında yaptığı çalışmalarla daha bilinir hale geldi. Aradan geçen zamanı düşündüğünüzde, sizce Türkiye’de arama kurtarma ve afetle mücadele alalarında ne gibi gelişmeler yaşandı?

Marmara depremi, Türkiye’de bir milat oldu. Bu depremden sonra çok sayıda arama kurtarma derneğinin yanı sıra afet sonrası psikolojik destek ve insani yardım ile ilgili de çalışan birçok dernek sahada yer almaya başladı. Bu alanda sivil toplumun önemi daha çok anlaşıldı. Bugün Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının etkinliği anlamında çok daha iyi durumdayız. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) sivil toplum kuruluşlarına verdiği eğitim gibi desteklerin de bundaki etkisinin önemli olduğunu düşünüyoruz.

AKUT afet bilinci ve ilkyardım konularında bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları da gerçekleştiriyor. Bu alanlardaki çalışmalarınızdan ve bu önleyici çalışmaların toplumsal faydalarından bahseder misiniz?

Türkiye’nin en güvendiği kurumlardan biri olan AKUT, sosyal sorumluluk anlayışıyla toplumu bilinçlendirme faaliyetlerini de aralıksız sürdürüyor. Seminer birimleri bu kapsamda yılda ortalama 2.000 oturumla 100.000 kişiye ulaşarak “Temel Afet Bilinçlendirme” ve “Deprem Bilinçlendirme” seminerleri veriyor.

Yine 2010-2014 yılları arasında gerçekleşen “Hayata Devam Türkiye” projesi kapsamında AKUT TIR’ı Anadolu’yu karış karış gezerek 5 yılda 60.000 kilometre yol kat etti; 52 il, 174 ilçede toplam 5,5 milyon kişiye ulaşarak “Deprem Bilinçlendirme” semineri verdi.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu hibenin bölgedeki depremzedelere ve kurumunuza nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

AKUT uzun yıllardır afet bilinçlendirme seminerleri veriyor ve halkı bilinçlendirme çalışmaları yürütüyor. Ama şu an yaşadığımız salgın durumunda halkın salgın hakkında da bilgilendirilmesi önem taşıyor. Bu nedenle proje kapsamında ulaşacağımız ailelere hijyen paketlerini dağıtırken küçük bir afet ve salgın bilinçlendirmesi yaparak hazırladığımız broşürleri de dağıtacağız. Bu sayede yaşadıkları deprem yüzünden endişeli durumda olan depremzedelere afetlere hazırlıklı olmaları durumunda daha güvenli bir şekilde yaşayacaklarını hissettirerek endişe durumlarını da azaltma konusunda yardımcı olabilmek istiyoruz. Ayrıca hibe kapsamında İzmir depremindeki enkaz müdahalesi sırasında zarar gören kesme ayırma setimizden alarak bir daha afet olması durumunda kullanabileceğimiz malzemelere ulaşmış olacağız. Böylece afet sonrası enkaz müdahalelerine daha hazırlıklı olabileceğiz.

Hayata Destek Derneği İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile desteklediğimiz Hayata Destek Derneği çalışmalarını tamamladı. Dernek hibe desteğini depremden etkilenen kişilerin yerleştirildiği geçici çadır alanlarındaki tuvalet eksikliği ve mevcut tuvaletlerin yoğun kullanımı nedeniyle oluşan hijyen problemine çözüm sunmak amacıyla Bornova ve Bayraklı’da bulunan geçici çadır kamplarına 10 gün süreyle portatif tuvalet sağlamak amacıyla kullandı. Hayata Destek Derneği Operasyonlar Koordinatörü Volkan Pirinççi ile yaptığımız röportajda depremin hemen ardından İzmir’de gerçekleştirdikleri çalışmaları, hibenin alandaki acil ihtiyaçların karşılanmasındaki rolünü ve derneğin gelecek dönem için planladığı çalışmaları konuştuk.

Hayata Destek Derneği, 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen ve İzmir’de yıkıma sebep olan depremin hemen ardından sahada faaliyet gösteren ilk sivil toplum kuruluşlarından biri oldu. Depremden etkilenenlere destek olmak üzere bu süreçte sahada gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Ekiplerimiz İzmir Depremi’nden en fazla etkilenen Bornova-Bayraklı bölgesine depremden 17 saat sonra giriş yaptılar. Akabinde durum tespiti ve ihtiyaç analizi çalışmalarımız başladı. Barınma, ısınma, sağlık, hijyen ve sanitasyon, koruma başlıkları altında detaylı durum tespitlerimizi hızla tamamlayıp yerel, ulusal ve uluslararası ilgili tüm paydaşların erişiminde olabilecek şekilde raporlarımızı yaygınlaştırdık ve bilgi paylaşımında bulunduk. Üyesi olduğumuz Afet Platformu’ndan paydaşlarımız da sahadaydı ve koordinasyon masamızı kurup Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kızılay, ilgili Bakanlıklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi sahadaki tüm aktörlerle koordinasyonu başarıyla sağlamış olduk.

Maddi hasarın ciddi boyutuna rağmen sahadaki operasyonun ilk aşamadan itibaren başarılı olduğunu, “afet sonrası hizmetlerdeki boşluklar” şeklinde tabir edebileceğimiz alanların kısıtlı olduğunu gördük. Geçici barınma amaçlı olarak AFAD ve Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan çadır kamplarda tespit ettiğimiz durumlardan biri tuvalet eksikliğiydi. İnsani yardım standartlarına göre kamplarda 20 kişiye 1 tuvalet en kötü durumlarda geçici olarak 50 kişiye bir tuvalet düşmesi gerekiyor ancak ilk günler maalesef yeteri sayıda tuvalet sahada mevcut değildi. Bu süreçte COVID-19 ile ilintili riskleri de ciddi anlamda ele aldık.

Bu çalışmalar ve görüşmeler sonucunda bölgede hijyen kiti ihtiyacı, acil durum kullanımına uygun portatif tuvalet kurulumu ve evi hasarlı olan kırılgan durumdaki aileler için nakdi desteklere ihtiyaç duyulduğunu gördük. Sonrasında sahada sağladığımız destekler de bu üç başlık altında şekillendi.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmalar ile depremden etkilenen kişilerin hangi ihtiyaçları karşılandı?

Yürüttüğümüz koordinasyon görüşmeleri sonrasında Sivil Toplum için Destek Vakfı ve  Turkey Mozaik Foundation’dan aldığımız destek ile sahaya portatif acil durum tuvaletlerinin kurulması için mutabakata vardık. Bu kapsamda, geçici çadır alanlarının kurulduğu 75. Yüzyıl Parkı, Hakan Ünal Parkı, Zeki Müren Parkı, Öğretmen Evi, Bilal Çakırcalı Parkı, Barış Manço Parkı ve Paten Pisti yerleşkelerine toplam 72 adet içinde el yıkama ünitesi de olan portatif tuvalet kurduk ve 10 gün boyunca bu tuvaletlerin düzenli olarak dezenfektasyonunu sağladık. COVID-19 ile ilintili salgın risklerini de göz önünde bulundurduğumuzda, su ve sanitasyon alanında ihtiyaçları zamanında ve doğru şekilde karşılamak güvenli barınma koşulları yaratma adına önemli bir alt başlıktı aslında. AFAD’ın ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin daha uzun vadeli konteyner tuvaletlerinin yerleştirilmesi ve konteyner kentlere geçişlerle beraber biz de 10. günün sonunda bu operasyonumuzu sonlandırdık.

Ocak 2020’de yaşanan Elazığ Depremi’nde sahada çalışan STK’lar ve bazı kamu kurumları acil durum müdahalesini eşgüdümlü ve verimli bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla Hayata Destek Derneği’nin de içinde bulunduğu Afet Platformu’nu kurdu. Platformun İzmir Depremi sonrasında da afet müdahale çalışmalarına aktif şekilde dahil olduğunu gördük. Afet Platformu’nun bu alanda yapılan çalışmalar açısından öneminden bahseder misiniz?

Elazığ depremiyle bir araya gelen sivil toplum kuruluşları olarak afet risklerini azaltmak, afetlere müdahalede sivil toplum ve kamu koordinasyonunu artırmak amacıyla iş birliklerimizi güçlendirerek platformumuzu günden güne daha etkili çalışır hale getirdik. İzmir depreminde de bu çabaların katkısını bir kez daha deneyimlemiş olduk. İzmir’de kamu ile koordinasyon, ihtiyaçların koordineli şekilde belirlenmesi, gönüllü yönetimi ve kaynak yaratma alanlarında çok önemli iyi örneklere imza attık. Afetlere daha etkili müdahale için devam eden hazırlık faaliyetlerimizin yanı sıra önümüzdeki dönemde afet öncesi risk azaltma konusuna da daha fazla eğilmeyi planlıyoruz.

Afet ve acil durumların hemen sonrasında hazırladığınız raporlar sahadan bilgi aktarımı ve ihtiyaç tespitlerine odaklanıyor. Bu raporların yaptığınız acil durum müdahaleleri ve çalışma alanınız için öneminden bahseder misiniz?

Söylediğiniz gibi teknik tabiriyle SITREP (situation report – durum raporu) dediğimiz acil durum raporlarını güvenilir ve güncel bilgiler içerecek şekilde hazırlamaya ve yaygınlaştırmaya özen gösteriyoruz. Bilgi paylaşımının öneminin birkaç boyutu var. Öncelikle bu çalışmalar, ulusal ve uluslararası basını ve kamuoyunu bilgilendirmek, afet sonrasında sivil dayanışmanın doğru ve ihtiyaca yönelik şekilde mobilize olmasına katkı sağlamak açısından önemli bir yol oynuyor. İkincisi, herhangi bir afet sonrasında gerek yurtiçinden gerek yurtdışından acil yardım alanına yoğunlaşan, bu yönde ayni ve parasal destekler sunan birçok kurum ve kuruluş sahadaki durumu, oluşan hasarı, meydana çıkan acil ihtiyaçları öğrenmeye çalışıyor. Hazırladığımız ve sık sık güncellediğimiz durum raporlarını hem açık kaynaklar vasıtasıyla hem doğrudan yaygınlaştırarak tüm ilgili paydaşlarımızı bilgilendiriyoruz. Bu raporlarda yer alan ihtiyaçlara yönelik olarak sektörel uzmanlıkları bulunan ya da kaynak ayırabilecek pozisyonda olan kişi ve kurumlar bizimle iletişime geçiyorlar. Bunu takiben biz de ilgili müdahaleyi planlamaya koyuyoruz ve hızlıca program aşamasına geçiyoruz.

Hayata Destek Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmaları paylaşır mısınız?

Hayata Destek’in halihazırda 8 ilde yürüyen faaliyetleri kapsamında Mülteci Destek, Mevsimlik Tarımda Çocuk Koruma ve Kapasite Geliştirme gibi süreklilik arz eden programları var. Bunlara ek olarak, mümkün mertebe acil durumlara ve afetlere hazırlıklı olmak ve herhangi bir afet durumunda acil ihtiyaçlara cevap vermek için çalışıyoruz. Tabii dileğimiz, 2021’de Türkiye’de hiçbir afet yaşanmaması ve dolayısıyla herhangi bir acil yardım operasyonu yürütmemek. Diğer bir deyişle, asla kullanmamayı umduğumuz bu yetkinliği, kurum bünyesinde canlı tutmak ve güçlendirmek için çalışacağız. Bu esnada afete dirençli hale gelme ve afet bilincini artırma kapsamında daha fazla çaba sarf edeceğiz. Afet Platformu olarak da koordinasyon toplantılarımızı periyodik olarak sürdürüyoruz, platform çatısı altında birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

Kültür Sanat Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Semaver Kumpanya ile Kurumsal Hibe Sürecini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde kurumsal hibe desteği sağladığımız Semaver Kumpanya, sanatsal üretimi ve aktiviteleri şehir merkezinden uzağa taşımak ve bu yolla sanata sınırlı erişimi olanların da sanatsal faaliyetlerden faydalanmalarını sağlamak amacıyla Kocamustafapaşa’daki sahnesinde tiyatro oyunları sahneliyor ve tiyatro atölyeleri düzenliyor. Kurumsal hibe desteğimizi kira giderlerini karşılamak için kullanan Semaver Kumpanya, bu sayede sanat üretimini salgın döneminde de sürdürülebilir kılmayı hedefliyor. Semaver Kumpanya’dan Volkan M. Sarıöz ile yaptığımız röportajda Semaver Kumpanya bünyesindeki tiyatro kütüphanesini ve özel tiyatroların COVID-19 salgınının nedeniyle yaşadığı zorlukları konuştuk.

Semaver Kumpanya’nın kuruluş hikayesini ve yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız? Bir kooperatif olarak kurulmayı tercih etmenizin sebepleri nedir?

Semaver Kumpanya 2002 yılında Işıl Kasapoğlu tarafından, öğrencileri ve Haliç’in öte yakasında tiyatro hayalini destekleyen arkadaşlarıyla birlikte kuruldu. Semaver Kumpanya başlangıçta bir kooperatif olarak başlamadı. İlerleyen dönemde içinde barındırdığı oyuncuları ve çalışma prensibiyle birlikte kooperatif olmaya karar verdi. Semaver Kumpanya yapı olarak oyuncu, dekorcu, sesçi, ışıkçı, kostümcü, dramaturg ve yazarlarıyla kolektif bir çalışma prensibini seçtiğinden ve kumpanya olarak varlığını sürdürmek istediğinden dolayı kooperatif olma kararı aldı.

Semaver Kumpanya çalışmalarını Fatih Kocamustafapaşa’da bulunan Çevre Tiyatrosu’nda gerçekleştiriyor. Kültür-sanat kurumlarının genellikle şehir merkezinde olmayı tercih ettiğini düşündüğümüzde, sizin için bulunduğunuz yerin ve Çevre Tiyatrosu’nun önemi nedir?

Çevre Tiyatrosu bizden çok önce vardı. 1972’de Altan Erbulak’la başlayıp Nejat Uygur’la devam etmiş köklü bir yeri olan bir mekandı. Biz de Haliç’in öte yakasında tiyatro diyerek Çevre Tiyatrosu’ndaki çalışmalarımıza başladık.

Semaver Kumpanya bünyesinde, içeriği sadece tiyatro kitapları ve metinlerinden oluşan Türkiye’nin ilk tiyatro kütüphanesi de yer alıyor. Böyle bir kütüphane oluşturmanızın nedenini ve bu kütüphane aracılığıyla nasıl bir katkı sağlamayı istediğinizi paylaşır mısınız?

Evet gayet güzel bir kütüphanemiz var. Oluşma sürecinde pek çok değerli insanın katkısı oldu. Şimdiye kadar pek çok tiyatro öğrencisi faydalandı ve faydalanmaya devam ediyor. Ayrıca mahalle sakinleri de tiyatromuzun fuayesinde kitaplarla birlikte vakit geçirebiliyor. Kitapların kullanımında herhangi bir kısıtlama bulunmuyor. Gelecekte kütüphanemizin kullanımını daha profesyonel bir anlayışla daha geniş bir kesime açmayı planlıyoruz. Bu kütüphane bizim için çok değerli, hem kütüphanenin oluşumunda katkıları bulunan değerli insanların anıları adına hem kütüphanemizin içeriğinin tiyatro sanatına özel olması nedeniyle bizim için büyük bir anlam taşıyor.

 Kültür-sanat kurumlarının özellikle de tiyatroların COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi şekilde etkilendiğini biliyoruz. Salgının getirdiği koşullar Semaver Kumpanya’yı ve özel tiyatroları ne şekilde etkiledi?

COVID-19 salgını, tiyatroları çok etkiledi. İşimizi yapamaz olduk. Tiyatromuzu ayakta tutmak için çok uğraşıyoruz, her şeyin ödemesi maalesef devam ediyor. Ne yazık ki bünyemizde çalışan insanların pek çoğu bu süreçte işsiz kaldı. Salgın bizim mesleğimizi can evinden vurdu. Tüm dünyadaki meslektaşlarımız aynı durumda. Bu sırada en çok zarar görecekler daha küçük ölçekli tiyatrolar oluyor ve elden bir şey gelmiyor. Tabii ki bu zorlu günler sağlıkla bittiğinde işimizin başına çok daha istekli ve dolu bir şekilde dönmek için hazırlanıyoruz. Seyircimizle sıcacık salonlarda yeniden hikayelerimizle buluşmayı dört gözle bekliyoruz.

Semaver Kumpanya’ya Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibeyi ne şekilde kullanacaksınız? Bu hibenin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Kurumsal hibeyi tiyatromuzun bulunduğu mekanın kirasının bir kısmını ödemek için kullanacağız. Bu süreçte en azından evimizi elimizde tutmuş olacağız. Sağlık olsun, gerisi de olur diyeceğiz.