All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Koruyucu Aile Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Koruyucu Aile Fonu, Uncategorized

Devlet koruması altında bulunan çocukların güvenli ve sevgi dolu bir aile ortamında hayata hazırlanması ve aile temelli bir bakım altında büyümesi için koruyucu aile ve evlat edinme sistemlerinin yaygınlaştırılması hedefiyle çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının projelerini desteklemek amacıyla Merve ÜretmenKRM Yönetim Danışmanlık ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Koruyucu Aile Fonu’nun başvuruları sona erdi.

Teknik kriterlere uyan toplam 10 STK’nun başvurusu alındı. Başvuruların tamamı dernek tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Burdur, Çanakkale, Denizli, İstanbul, Karabük ve Tokat olmak üzere 7 ilden başvuru alındı. Koruyucu Aile Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 1.663.000 TL oldu.

Uçan Süpürge ve İletişim Araştırma Derneği ile Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar Projesi Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Çocuk Fonu

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği (Uçan Süpürge Derneği), toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve bu eşitsizliğin kadınların ve kız çocuklarının yaşamında hangi olumsuzluklara neden olduğunu görünür kılınması amacıyla eğitim hakkı, erken yaşta ve zorla evlilikler, hak temelli medya okuryazarlığı başta olmak üzere ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma ve çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nu 2022 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle Bilim ve Teknolojide Kız Çocukları projesini hayata geçiriyor. Uçan Süpürge Derneği, proje ile bilim ve teknoloji alanlarında var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğin ortadan kalkmasına katkı sunmayı, kız çocuklarının pozitif bilimlere yönelmesine destek olmayı ve kız çocuklarını bilim ve teknoloji alanlarında üretim yapmaya teşvik etmeyi amaçlıyor.

Uçan Süpürge Derneği ile yaptığımız röportajda; derneğin faaliyetleri, proje kapsamında yürütülecek çalışmalar, STEM alanında kariyer yapmak isteyen kız çocuklarının karşılaştığı zorluklar, Kahramanmaraş depreminin kız çocukları üzerindeki etkisi ve çocuk evlilikleriyle mücadele etmek için geliştirilebilecek politikalar hakkında konuştuk. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler Uçan Süpürge Kadın ve İletişim Araştırma Derneği’ni ve çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Uçan Süpürge Derneği’nin kuruluş hikayesinden ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Uçan Süpürge Derneği; toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alanda sağlanması, kadınların ve kız çocukların insan haklarının korunması ve geliştirilmesi hedefiyle 2008 yılının sonunda kuruldu. Feminist bilinç, şiddetsizlik, cinsiyet demokrasisi, kadının insan hakları ve sürdürülebilirlik değerleriyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kurulduğumuz günden bu güne ağırlıklı olarak kız çocukların güçlenmesine yönelik projeler geliştiriyor, farklı kentlerde sivil diyaloğu geliştirmeye öncelik veriyoruz. Uzmanlıklarımız üç temel alanda yoğunlaşıyor: Çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi, kız çocuklarının eğitimde ve meslek seçiminde bilim ve teknolojiye yönlendirilmesi ve toplumsal cinsiyet odaklı eleştirel medya okuryazarlığının geliştirilmesi. 2021 yılı itibarıyla engelli kadınlar ile/için çalışmayı da yol haritamıza dahil ettik. Hak temelli savunuculuk ve iletişim ana başlıklarındaki deneyimlerimizi, üye olduğumuz ağlar ve platformlarda aktif rol alarak yeni işbirliklerine dönüştürme gayretimiz var. İnsan hakları odağından ayrılmadan yenilikçi ve yaratıcı fikirler geliştirerek alandaki deneyimlerimizi çoğaltıyoruz. Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesi Ortaklık Ağı, Engelli Çocuk Hakları Ağı ve Eşitlik İzleme Merkezi’nin aktif üyesiyiz. Ayrıca, çocuk evliliklerinin önlenmesi için 100 ülkede 1600 örgütün bulunduğu küresel bir ağ olan Girls not Brides’ın Türkiye’deki ilk üyesiyiz. 

Çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi ve kız çocuklarının eğitim içerisinde kalması için ülke genelinde Sabancı Vakfı, Global Fund for Women, UN Women gibi kurumların desteğiyle çeşitli projeleri içeren Çocuk Evlilikleriyle Mücadele Programını yürüttük. Okullarda STEM (bilim-teknoloji-mühendislik-matematik) seminerleri ve deney uygulamalarının yapıldığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Avrupa Birliği, Ford Otosan gibi kurumların çeşitli zamanlarda desteklediği Bal Arıları Mühendis Oluyor, Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar projelerini 81 ilde uyguladık. Devamında STEM atölyelerimize mülteci kız çocuklarını ve engelli kız çocuklarını da dahil etti. Kadınların medyada temsilini güçlendirmek için toplumsal cinsiyet bakış açısıyla haber üretimi, hak temelli medya izleme ve kadın haber ağları için Demokrasi Yayında, Kadınların Postası, Kırmızı Kalem ve Medyada Engelli Kadınların Temsilinin İzlenmesi gibi birçok proje ürettik ve uyguladık. Diyarbakır’dan RadioJin’le birlikte kadınlar için/ile podcast üretmek amacıyla stüdyo kurduk, eğitimler düzenledik. Şu sıralar Vakfınız desteğiyle yürütmekte olduğumuz projenin yanı sıra, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (United Nations Population Fund-UNFPA) ve Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin desteğiyle çocuk evlilikleriyle mücadele temalı yeni bir çalışma başlatıyoruz. 

Hibe desteğimizle Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar (Girls Can STEM) projesini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve yapacağınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Proje lise çağındaki kız çocuklarına STEM meslekleri hakkında bilgi sağlamak, katılımcıları rol modellerle buluşturmak ve meslek seçiminde toplumsal cinsiyete dayalı kalıp yargıları sorgulatmak amacıyla bir dizi eğitim ve atölye çalışmalarını içerecek şekilde planlandı. Hedef kitlemiz 14-17 yaş arası kız çocukları. Uygulama yeri olarak seçtiğimiz kentlerin ikisi 6 Şubat depreminden etkilenen bölgede kaldığı için projemizin uygulama planını güncelleyeceğiniz. 

Projemizi geliştirirken göçmen, mülteci, engelli kız çocuklarını dışarıda bırakmadan, kesişim alanlarındaki ayrımcılıklara ve hak ihlallerine dikkat çekmek ve aynı zamanda ihmal edilmiş tüm kesimlerden kız çocukların güçlenmesi için alan açmak istedik. Mesleklerin cinsiyetlendirilmiş olması ve bazı mesleklerden kadınların dışlanması kız çocuklarının eğitim ve meslek seçiminde kararlarını etkiliyor ve potansiyellerini kullanamamalarına sebep oluyor. STEM projemizle buna dair farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz ve toplumsal cinsiyet klişelerine göre değil kız çocuklarının hayallerine ve yeteneklerine göre mesleğe yönlendirilmesini istiyoruz. Proje kapsamında 500 kız çocuğa ve yetişkine ulaşmayı hedefliyoruz.

Farklı yaş gruplarıyla yaptığınız çalışmalardan edindiğiniz deneyimleri düşündüğünüzde, STEM alanında eğitim veya kariyer yapmak isteyen, özellikle düşük gelirli topluluklardan gelen kızların karşılaştığı en büyük zorluklar neler?

Kız çocuklar sadece biyolojik cinsiyetleri değil, etnik kökenleri, vatandaşlık durumları, inançları, konuştukları dil, cinsel yönelimleri, fiziki görünüşleri, giyimleri gibi birçok nedenle birden fazla ayrımcılığa maruz kalıyor. Gelir durumunun yarattığı koşullar ise bu ayrımcılığın derinleşmesine sebep oluyor. Gelir durumu düşük ailelerin kız çocukların eğitimiyle ilgili öncelikleri; meslek edinmesi kolay olduğu düşünülen, mezun olur olmaz iş bulabilme imkânı görece rahat olan ve çalışma saatlerinin ev içinde bakım işlerini yapmayı engellemeyecek şekilde yürütülen alanlar. Kadınların istihdamının belirli sektörlerle sınırlı olması bu durumu destekleyen bir faktör olarak da karşımıza çıkıyor.  

Bilim, teknoloji, mühendislik, matematik alanlarına dair mesleklerin oğlan çocuklar için uygun olduğu düşüncesinin yerleşik olduğu kültürel kalıplar, ekonomik durumun yetersizliğiyle birleşince kız çocukların karşılarında duran duvarı daha da kalınlaştırıyoruz. Toplumsal cinsiyetle ilgili kalıp yargılara dair farkındalık kazanma, sağlanan imkanlar, kamu politikalarının uygulanması ve STEM alanında bilinçlendirme çalışmalarına erişimle mümkün. 

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş depremi kırılgan grupların daha da dezavantajlı olmasına neden oldu. Kız çocuklar özelinde çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarından biri olarak depremden etkilenen kız çocuklar için gözetilmesi gereken önceliklerden bahseder misiniz? 

Kadınlar ve kız çocuklar afet durumlarında en hassas gruplar arasında. Doğa olaylarının afete/felakete dönüştüğü durumlarda bunların sonuçlarından kadınlar ve erkekler farklı biçimlerde etkileniyor. Kadınların yaşamı genellikle ev içi ile sınırlandırıldığından depreme evde yakalanıyorlar ve hayatta kalma şansı azalıyor. Ayrıca, örneğin deprem anında kendilerinden çok çocuklarının korunmasına odaklanıyorlar. Depremde hayatını kaybeden kadınların önemli bir bölümü, gündelik bakım işlerinin gerektirdiği araçlar, giysi veya gıda almak için hasarlı binalara giren kadınlardı. Toplumsal cinsiyet rolleri kadınların afet durumunda da en korunaksız, risklere en açık hale gelmesine neden oluyor. Afet sonrası süreçte kadınların ve kız çocukların özgün ihtiyaçlarının yanı sıra bir de güvenlik sorunu var. Barınma alanlarının onların güvenliğini sağlayacak şekilde oluşturulması, cinsel istismar ve şiddetten korunmaları, hijyen ihtiyaçlarının karşılanması da gerekiyor. Gelişim süreçlerinin desteklenmesi ve kesintiye uğrayan eğitimlerine devam edebilmeleri için gerekli şartların oluşturulması da lazım. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin afet durumlarında daha da belirginleştiğini Kahramanmaraş depremiyle bir kez daha gördük. Afet yönetimi bilgisinin herkes için erişilebilir olması, afet sonrasında verilen desteklerin kadınların ihtiyaçları ve öncelikleri gözetilerek planlanması çok önemli. Medyanın sorumluluğuna da dikkat çekmek istiyoruz; çocukların fotoğraf ve görüntüleri paylaşılmamalı, özellikle insan kaçakçılarının olası girişimlerini önlemek adına, kurtulan kız çocukların görüntüleri medyada rastgele kullanılmamalı. 

Birleşmiş Milletler’in 2021 yılında yayımladığı rapora göre 10 yıl içerisinde çocuk yaşta evli kız çocuklarının sayısının 10 milyonu bulması bekleniyor. Çocuk evlilikleriyle mücadele etmek amacıyla ulusal düzeyde geliştirilmiş bir strateji ya da politikası bulunuyor mu? Bu tür bir çalışmanın hayata geçirilmesi için hangi paydaşlar tarafından neler yapılması gerekiyor? 

Çocuk evliliklerinin iklim kriziyle ilişkisine de kafa yoran bir kadın örgütü olarak, doğa olaylarının yol açtığı yıkımlardan sonra görece güvenli bölgelere göçle birlikte çocuk evliliklerinin de ‘taşındığını’ öngörebiliriz. Bu, ülkenin batısında çocukların evlendirildiği vakalar olmadığı ve bu toplumsal sorunun doğu illerinden göç ettiği anlamına gelmesin çünkü bu doğru bir bilgi olmaz. Çocuk yaşta evlendirmeler depremlerden önce de Suriyeli insanlar buraya gelmeden önce de vardı, halen var. Dinamikleri değişiyor sadece. Deprem bölgesinden ayrılıp başka kentlere yerleşen kişiler bu yeni yaşama uyum sağlamaya çalışırken birçok sosyo-ekonomik ve kültürel sorunla karşılaşacak. Yoksulluk, yabancılık ve uyum sürecinin zorlukları kız çocukların evlendirilmesini hızlandırabiliyor. Yaşadığımız ülkede kapsamlı, sürdürülebilir ve insan hakları temelinde bir çocuk politikası yok. Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal politikaların bir izleği değil. Dolayısıyla, kız çocukları ihmal ve istismardan, cinsel saldırı ve ev içi şiddetten, çocuk satışı ve evliliğinden koruyacak bir mekanizma da yok. Hak temelli anlayış yerine himayecilik bir politika olarak benimseniyor, oysaki hak ihlallerinin olmadan önlenmesi için stratejiler geliştirilmeli. Çocukların evlendirilmesi yasal olmadığı halde toplumda geniş bir kesim tarafından kabul edilebilir görülüyor. Var olan yasaların yetmediği yerde Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri esas alınmalı, bu anayasanın bir gereği. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ülkemizde de yürürlükte olmasına rağmen çocuklar korunamıyor çünkü sözleşmenin hükümleri uygulanmıyor. Cezasızlığın kültüre dönüştüğü yerde hak öznelerini korumak ve ihlalleri olmadan önlemek zaten çok zor. Çocuk evliliklerini önleyebilmek için hukukun etkin biçimde uygulanmasının yanı sıra normların da değişmesi gerekiyor. Kız çocukları için güvenli alanlar yaratmak, eğitimin içinde kalmalarını sağlamak ve evliliğin sadece yetişkinler için bir hak olduğu, çocuk yaşta evlendirmenin suç olduğu bilgisini yaygınlaştırmak gerekiyor. 

 

Medikal Arama Kurtarma Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürüttükleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Medikal Arama Kurtarma Derneği (MEDAK) deprem, yangın, sel gibi afetlerde, büyük kazalarda, toplumsal ayaklanmalarda, dağ ve doğa koşullarında meydana gelen kaybolma ve kaza olaylarında, eğitimli ve organize olmuş tıbbi personelin olay yeri ve çevresinde aktif saha hizmeti yapabilmesi için gereken koordinasyonunu sağlamak ve bu personele bu gibi acil durumlarda kendi hayatını idame ve hayat kurtarma görevleri için gereken tüm eğitimi vermek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteği kapsamında kaynak çeşitliliğini artırmak ve derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yürütüyor.. Bu kapsamda tam zamanlı Kurumsal Kapasite Geliştirme Danışmanı istihdam ediyor.

MEDAK Yönetim Kurulu Başkanı/ HERA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Aral Sürmeli ve MEDAK Saha Direktörü Nurdan Terzioğlu ile yaptığımız röportajda; derneğin faaliyetler, HERA Digital Health’in amacı ve vakfın yürüttüğü çalışmalar, MEDAK’ta gönüllülük süreci ve Kahramanmaraş depremi sonrasında sahada yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Medikal Arama Kurtarma Derneği Kurumsal Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

MEDAK’ın amacı, deprem, yangın, sel gibi afetlerde, büyük kazalarda, toplumsal ayaklanmalarda, dağ ve doğa koşullarında meydana gelen kaybolma ve kaza olaylarında, eğitimli ve organize olmuş tıbbi personelin olay yerinde ve çevresinde aktif saha hizmeti yapabilmesi için gereken koordinasyonu sağlamak ve bu personele bu gibi acil durumlarda kendi hayatlarını idame ettirmeleri ve hayat kurtarma görevleri için gereken tüm eğitimi veriyor.

Oldukça geniş bir yelpazeyi kapsayan üyeleri sayesinde MEDAK; doktorlar, dağcılar, acil tıbbi müdahale ekipleri, ameliyat teknisyenleri, ameliyat hemşireleri, acil hemşireleri, klinik psikolog, ambulans ekibi, veteriner hekimler, ilk yardım eğitmenleri ve eğitmen eğitmenleri, amatör telsiz operatörleri, itfaiyeciler ve saha deneyimli tıp öğrencileri dahil üyeleriyle derin bir deneyime ve uluslararası standartlara uygun faaliyet kapasitesine sahiptir. MEDAK, afetlere hazırlık ve müdahale kapsamında gerçekleştirdiği eğitimlere yönelik bu uluslararası standartlardan ve üye deneyimlerinden faydalanıyor.. Eğitmen, üye ve gönüllü kadrosunun dahil olduğu ulusal ve uluslararası kuruluşları aşağıda görebilirsiniz:

MEDAK, faaliyetlerinde yerel koşul ve ihtiyaçlara, kültürel ve ekonomik gerekliliklere uygun eğitim faaliyetleri yürütür. 

MEDAK, afet ve acil durum senaryolarında saha sağlık hizmetleri sunmak için çalışmakta, ayrıca acil olmayan durumlarda hassas grupların (mülteci kadınlar, mevsimlik tarım işçileri, çocuklar vb.) sağlık hakkına erişimine yardımcı olmak için çalışıyor. Hassas gruplarla yürütülen projeler, sağlık profesyonelleri tarafından detaylı bir şekilde tasarlanır ve en iyi uygulamalar sunulur.

Mülteci nüfusu dikkate alındığında, mülteci kadınların kademeli bir savunmasızlığı söz konusudur. Çoğu zaman evde ve sınırlı bir sosyal ilişki içinde yaşayan bu kadınlar hem kendi sağlık riskleri hem de aile bireylerinin sağlık riskleri konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Ayrıca sağlık sisteminin anlaşılamaması, sağlık kontrollerinin takibi konusunda bilgi eksikliği, sağlık kayıtlarının tutulmaması ve sağlık hizmetlerini kullanırken karşılaşılabilecek ayrımcılık, mülteci kadınların sağlık sisteminden uzaklaşmasına neden oluyor.

Kadınların sağlık hakkına erişimlerinin güçlendirilmesi, toplumsal kırılganlıkları ve riskleri azaltacaktır. Bu varsayımdan hareketle daha fazla kadına ulaşmak, bu kadınların sağlık okuryazarlığına erişmelerini ve doğru bilgilendirilmelerini ve sosyal hayata katılamadıkları için sağlık riski altında olan kadınların bilgi ve eylem bağlamında güçlendirilmesini sağlayacaktır.

MEDAK, son beş yılda aşağıdaki alanlarda faaliyet göstermiş ve bu faaliyetler sonucunda aşağıdaki kazanımlar elde etti:

  • Tıbbi Kurtarma Faaliyetleri: Dernek bünyesinde rutin olarak kurum içi eğitimler yapılıyor, afet ve acil durumlar için gönüllü potansiyeli oluşturmaya çalışılıyor. Bu kapsamda AKUT Arama Kurtarma Derneği ile protokol imzalandı. Ayrıca MEDAK, UMKE tarafından Türkiye Afet Müdahale Planı’nda paydaş olarak belirlendik.
  • Sağlık Okuryazarlığı Programı: 2050 yılında 250 milyon kişinin mülteci olacağı öngörülüyor. Böyle bir durumun riskleri ekonomik, kültürel ve sosyaldir. Mültecilerin sağlık sistemlerine entegre edilmemesi halk sağlığını olumsuz etkiliyor ve mevcut sağlık hizmetlerinin sürekliliğini bozma riski taşıyor. Sağlık okuryazarlığının gelişimi, risk altındaki hassas gruplara sağlık sistemi ile uyumlu bilgi ve rehberlik sağlamakla mümkündür. Bu kapsamda MEDAK’ın hayata geçirdiği SOSyria ve HERA projeleri ile bugüne kadar 5000’den fazla mülteci kadına ulaşılmış ve projeye katılan mülteci kadınların aşılama oranlarında artış gözlemlendi. 
  • Bilimsel Literatür: MEDAK, sağlık alanında olması nedeniyle bilimsel çalışmalara önem veriyor ve güncel literatürü takip ederek bilimsel işbirliklerini destekliyor. MEDAK’ın çalışmaları Dünya Aile Hekimleri Birliği (World Organization of Family Doctors -WONCA) tarafından değerlendirilerek, WONCA’da sunuldu. Aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde mevsimlik tarım işçilerine yönelik yürütülen çalışmalar sunulmuş ve bilimsel işbirlikleri öngörüldü.
  • Hassas Grupların Sağlık Hizmetlerine Erişimine Yönelik Uzun Vadeli Saha Projeleri: MEDAK, proje çalışmaları ile hassas gruplara yönelik çalışmalar yürütmüştür. 2016 yılı itibari ile Suriyeli mülteci kadınlara yönelik hazırlanan proje International Medical Corps tarafından finanse edilmiş ve bu projenin ilk aşamasında altı aylık bir çalışma yapıldı. Bu eğitimler sonucunda 2000 kişiye ulaşıldı. 2018 yılında hayata geçirilen HERA Projesi ile 3000 kadına gebelik ve gebelik sonrası aşı takvimi hakkında bilgilendirme ve uygulama kullanımı eğitimi verildi. Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ardından deprem bölgesindeki sağlık kuruluşlarının ve kapasitelerinin belirlenmesi amacıyla Afet Sağlık Haritası projesi başlatıldı. Projede, sağlık kurumlarının, mobil ekiplerin ve sahra hastanelerinin WhatsApp üzerinden chatbot ile harita üzerinde tanımlanabilmesi hedeflendi. Bu sayede acil durumda veya sağlık müdahalesine ihtiyaç duyanlar, en yakın sağlık kurumuna ilişkin güncel verilere kolayca erişebiliyor. 

HERA Digital Health’in amacından ve bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sağlık kayıtları uygulaması anlamına gelen HERA, hamile kadınlar için koruyucu sağlık hizmetlerinin alımını artırmayı ve iki yaşın altındaki çocuklara aşı yaptırmayı amaçlayan açık kaynaklı bir mobil sağlık (mhealth) platformudur. Platform, bir mobil uygulama aracılığıyla, kullanıcıların sağlık hizmeti randevu hatırlatıcıları almasına, sağlık bilgileri almasına, merkezi tıbbi kayıtları saklamasına, acil servislerle iletişim kurmasına ve ev sahibi ülkenin sağlık sisteminde birden çok dilde gezinmesine olanak tanır. Uygulama şu anda Arapça, Türkçe, İngilizce ve Dari dillerinde mevcuttur.

HERA Dijital Sağlık Mobil uygulaması yerinden edilmiş toplulukların, dünyanın neresine giderlerse gitsinler sağlık öykülerini yanlarında götürebilmelerini ve sağlık hizmetlerine hızlı ve zorlanmadan erişebilmelerini sağlıyor. Bu kapsamda uygulamanın yaygınlaştırılması amacıyla MEDAK olarak eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Afetlerde tecrübeli olan MEDAK ekibi Kahramanmaraş depremlerinin ilk gününden itibaren HERA uygulamasını bölgenin kullanımına açmış, bölgedeki yıkılmamış ve aktif bulunan sağlık kurumlarının tespitini yapmış ve HERA uygulamasından yayınladı. Uygulamaya çeviri özelliği getirdik böylece afetten etkilenen farklı toplulukların bölgede çalışan uluslararası kuruluşlardan hizmet alırken dil bariyerini ortadan kaldırmayı hedefledik. 

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş depremi sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından biri olarak yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Sahadaki deneyimlerinizden yola çıkarak, deprem sonrasında yapılan müdahale çalışmalarının koordinasyonu, kırılgan grupların sağlık hizmetlerine erişimine yönelik çalışmaların etkisi konusundaki görüşleriniz nedir?

Durum tespit çalışması: MEDAK saha ekibi 17 Şubat-31 Mart tarihleri arasında depremden etkilenen Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Mersin ve Osmaniye illerinde, ilçelerinde ve köylerinde sağlık sisteminde yaşanan aksaklıkların giderilmesi konusunda atılan adımlara destek sağlamak; orta ve uzun vadede oluşacak ihtiyaçları belirlemek aynı zamanda ihtiyaç̧ analizi çalışması sonucunda ortaya çıkan sonuçlara uygun bir eylem planının oluşturmak amacıyla hızlı durum tespiti ve değerlendirmeye yönelik bir saha çalışması gerçekleştirdi. Bunun sonucunda Depremden Etkilenen İllerde Cinsel Sağlık Üreme Sağlığı Durum Değerlendirme yayımladık. Raporun İngilizcesi ’ne ulaşabilirsiniz. 

MEDAK/HERA Operasyon Merkezi: Depremin üçüncü haftasında Seyhan Belediyesi’nin Gürselpaşa bölgesinde tahsis ettiği bir alana konteyner operasyon merkezi kurduk ve deprem bölgesindeki çalışmalarını buradan yürütüyoruz. 

afetsaglikharitasi.org: 7 Şubat itibariyle, MEDAK ve HERA teknik birimleri Afet Sağlık Haritası hazırlayarak, afetsaglikharitasi.org adresinden yayımlanmaya başladık. Sağlık hizmeti veren kurumların güncel durumları, en yakın sağlık birimlerinin mevcut konumları, kurulan sahra hastanelerinin verdiği hizmetler anlık güncellemeler ile deprem bölgesindeki halkın kullanıma açıldı. Afet sağlık haritasının kullanımını artırmak için Türkiye genelinde ve afet bölgeleri özelinde Facebook, Instagram gibi dijital kanallar aracılığıyla yaygınlaştırma çalışmaları yapıldı. Bunun yanı sıra saha ziyaretleri yapılan il ve ilçelerde kurumsal görüşmeler ile yaygınlaştırma çalışmaları yürütüldü. Haritanın geliştirilme sürecinde yaklaşık olarak 40 gönüllü̈ görev almıştır. Sahadan veri toplama, veri işleme ve veri doğrulama yönergeleri oluşturularak çalışmalara başlandı. Afet sağlık haritası aynı zamanda çeviri özelliği ile afet bölgesinde bulunan kullanıcıların ana dillerinde sesli ve yazılı olarak hizmet veriyor. 

WhatsApp Chatbot Destekli Afet Haritası: helpbot.heradigitalhealth.org afet bölgelerinde insani yardım hizmeti veren sivil toplum kuruluşlarının (STK), WhatsApp chatbot üzerinden, 18 farklı kategoride, çok hızlı şekilde sundukları hizmetleri ekledikleri, herkesin kullanımına açık bir haritadır. WhatsApp chatbot özelliği ile hızlı şekilde afet bölgesinde istenen bütün hizmet merkezleri/ noktaları eklenebilir. 18’den fazla merkez veya noktayı haritaya eklemek bir dakikadan daha kısa sürüyor. Haritada yer alan kategoriler özelleştirilebilir. Haritaya girilen servis/yardım merkez veya noktaları son hizmet tarihinin dolması ile otomatik olarak haritadan siliniyor. 

STK’ların İç Koordinasyonu için WhatsApp Chatbot Destekli Harita: ngo.heradigitalhealth.org, MEDAK ve HERA geçmiş̧ afet tecrübesinden yola çıkarak -afetin boyutu da düşünüldüğünde- depremin ilk gününden itibaren, kuruluşlar arası iletişim ve koordinasyon sorunu yaşanmasının yüksek olasılığını öngörmüştür. Deprem bölgesinde faaliyet gösteren kuruluşların ekip içi koordinasyonunu kolaylaştırmak ve STK’ların gerekli gördükleri desteği mükerrer desteklerin önüne geçmek için afetsaglikharitasi.org haritasına ekleyebilecekleri, kaynakları verimli kullanabilmek ve STK’lar arası koordinasyonunun sağlanması için WhatsApp chatbot üzerinden hızlıca konum ekleme ve koordinat bazlı ve gerçek zamanlı tek bir harita üzerinden görüntülemeye olanak sağlayan bu platformu geliştirdik. Saha ekipleri anlık durumlarını WhatsApp chatbot üzerinden haritaya ekledikleri yönetilebilir bir sistem yöneticisi paneline sahiptir. Sadece STK’lara özeldir. Yönetilebilir ve özelleştirilebilir bir sistem yöneticisi paneline sahiptir. Hızlı şekilde toplu işlem ve raporlama yapılabilir. WhatsApp chatbot özelliği üzerinden hızlı şekilde kaynak eklenebilir. 

HERA Dijital Sağlık Mobil Uygulaması: HERA Dijital Sağlık Mobil Uygulaması, afetten etkilenen nüfusun kullanımına açılmış olup, Afet Sağlık Haritasında yapılan güncellemeler HERA uygulamasına eş zamanlı olarak entegre edilmiştir. Aynı zamanda, HERA Dijital Sağlık Mobil Uygulamasını kullanmadan önce kadınlara hamilelikte ve sonrasında önerilen bakımlar ve riskli durumlar, aşının çocuklar için önemi ve kurallara uygun olmayan aşılamanın potansiyel sonuçları hakkında bilgilendirme yapılmaktadır. Hatay Merkez, Antakya, Altınozü ve Samandağ ilçelerinde gerçekleştirilen ziyaretlerde, aile ve göçmen sağlığı merkezi çalışanlarına uygulama tanıtılmış ve nasıl kullanılacağı konusunda eğitim verilmiştir. HERA uygulaması hakkında daha detaylı bilgiye heradigitalhealth.org internet sitesi üzerinden erişilebilir.

Kadın Hijyen Kiti Dağıtımı ve HERA Dijital Sağlık Mobil Uygulamasının Deprem Bölgesinde Yaygınlaştırılması: Afetlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı (CSÜS) için Asgari Sağlık Hizmet Paketi (MISP) çerçevesinde hazırlanan kadın hijyen kitleri, MEDAK saha ekibi tarafından düzenli olarak deprem bölgesinde kırsal alanlarda yaşayan kadınlara dağıtılmaktadır. Aynı zamanda, HERA Dijital Sağlık Mobil Uygulamasının tanıtımı da gerçekleşiyor.

Deprem bölgesinde yaptığımız tespit çalışmaları sonucunda yayınladığımız raporda belirtildiği gibi, depremle birlikte cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili hizmetler bölgede kesintiye uğramıştır.

Hastanelerin çoğunun hasar alması ve kullanılamaz hale gelmesi, kurulan geçici sağlık hizmet noktalarının ise akut sağlık ihtiyaçlarına yanıt vermek amacıyla tasarlanmış olması, hem hamile kadınların takibinde aksaklıklara yol açmış hem de bebekler için koruyucu-önleyici sağlık hizmetlerinin sınırlanmasına neden olmuştur. Cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetleri için sahra/gezici sağlık tesislerine ve dolayısıyla gerekli tıbbi ekipmana olan ihtiyaç artmıştır. Ayrıca gebelik önleyici ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar için koruyucu materyallere erişimin bölgede son derece zor olduğu görülmüştür. Depremin ilk 30 gününde yeterli ekipmanın bölgede bulunmadığı, sonrasında ise sınırlı sayıda ekipmanla hizmetlerin sunulduğu gözlemlenmiştir. Cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetleri için saha/gezici sağlık tesislerine ve dolayısıyla gerekli tıbbi ekipmana ihtiyaç olduğu, sağlık otoriteleri ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından açıklanmıştır.

Bölgede birçok STK faaliyet gösteriyor, ancak bu kuruluşlar arasında koordinasyon ve iletişim sağlanamadığından hizmetlerin tekrarlanması ve kaynak israfının oluşmasına neden oluyor. Depremden etkilenen insanların bazıları hizmetlerden yeterince faydalanırken bazıları hala hizmetlere erişim sağlayamamıştır; bu durum ciddi bir koordinasyon sorununa işaret ediyor. Deprem bölgesinin genişliği ve hasarın derinliği, kırılgan grupların özel ihtiyaçlarını görünmez kılıyor. Örneğin, LGBTI+’lar ve mülteci kadınlar için sınırlı sayıda hizmet bulunmakta ve bu da fiziksel ve cinsel şiddet ile ilişkili sağlık sorunlarının ölümcül sonuçlarına yol açıyor. Bölgede, kamuya dahil olmak üzere hiçbir kurumda cinsel şiddetin ardından koruyucu-önleyici sağlık malzemelerine rastlanmıyor.

Ne yazık ki Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs-UNOCHA) her hafta düzenlediği sağlık sektörü toplantılarına katılım sayısı düşmekte bu da sağlık alanında çalışan STK’ların kapasite ve kaynak yetersizliği nedeniyle bölgeden çekilmeye başladığını gösteriyor. AFAD ve sağlık alanında çalışan devlet kurumlarının şeffaf olmaması çadır ve konteyner kentlerde sağlık müdahalelerinin izlememesine yol açıyor. Bölgede çalışan STK’ların etki alanının artması için desteklenmesi gerekiyor. 

MEDAK medikal alt yapılı arama-kurtarma çalışmalarını gönüllülerin desteğiyle gerçekleştiriyor. MEDAK’ın gönüllülük sürecini ve gönüllülerin çalışmalarınıza katkıları anlatır mısınız?

MEDAK’ın kuruluşundan bu yana temel amacı afet ve insani krizlerde sağlık hizmeti sunmaktır. Bu amacı arama kurtarma ve medikal kurtarma faaliyetleriyle yerine getiriyoruz. Sağlık alanında deneyimi olan çoğunlukla sağlık çalışanlarından oluşan gönüllüler, belirli eğitimleri tamamlayarak sahada görev yapabilecek duruma getiriliyor. Dolayısıyla asıl hedefimiz, sağlık bilgisine sahip olan kişilere bir afet durumunda nasıl davranmaları ve çalışmaları gerektiğini aktarmaktır.

Yaşadığımız son depremler ve önceki afetlerde, önceden eğitim almış olan gönüllülerimiz, diğer arama kurtarma dernekleri ile işbirliği içinde, afetin akut döneminde sahadaki çalışmalara katılıyor. Bu afette de, daha önce eğitim almış kişiler, birçok arama kurtarma ekibinin çalışmalarına katılmış ve afetin ilk haftasından itibaren sahada görev yapmıştır. Bu görevler, lojistik destek sağlama, koordinasyon faaliyetleri, sağlık hizmeti sunma ve sağlık hizmeti sunucularını haritalama gibi birçok aktiviteyi içeriyor.

Buna ek olarak yaşanan afetin boyutu düşünüldüğünde, arama kurtarma dışında da birçok desteğe ihtiyaç oldu. Bunlardan birisi teknoloji ve yazılım mühendisliğiydi. Bunun sebebi MEDAK’ın bir yandan sahadaki sağlık durumu, sağlık hizmeti sunan merkezlerin aktif olup olmadığını anlamak ve popülasyona bunu bildirmek. Bunun için neredeyse 30 gönüllü arkadaş hem uzaktan hem de bölgede çalışmalar yürütüp bu bilgileri toparladı ve basit bir harita üzerinden bölgedeki afetzedelerin hizmetine aldı.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2022 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu ile MEDAK’ın finansal sürdürülebilirlik ve dernek yönetimi konularında kapasite geliştirmeyi planlıyoruz. Bu iki konu, MEDAK’ın sahada etkili olabilmesi için uzun vadeli olarak ihtiyaç duyduğu en önemli unsurlardır. Bu şekilde gelecekte alacağımız fonları garanti altına almayı ve kalıcı bir bağışçı kitlesi oluşturmayı amaçlıyoruz. Bunun yanı sıra, derneğimizin yönetimsel işlerini düzenlemeyi ve daha sistematik ve profesyonel bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz.

Bu iki konuda kurumsal olarak gelişebilmek için dışarıdan danışmanlık desteği almayı ve personel alımını planlıyoruz. Bu sayede bilgi edinme imkânı buluyor ve bu bilgiyi içselleştirerek kurumsal hafızamıza yerleştiriyoruz. Amerika’da bulunan kardeş kuruluşumuz HERA ile ilişkilerimizi güçlendirmek ve uluslararası bağışçılarla ilişkilerimizi geliştirmek için çaba gösteriyoruz. Bu kapsamda danışmanımız HERA ile işbirliği yaparak yaptığımız çalışmaları geliştiriyor ve bu çalışmaları bağışçılara raporluyor ve sosyal medya aracılığıyla duyuruyoruz. Ayrıca, Türkiye’de meydana gelen depremle birlikte saha odaklı çalışmalara da önem veriyoruz. Bu şekilde yaptığımız çalışmaları daha fazla duyurabiliyor, potansiyel ve mevcut bağışçılara çalışmalarımızı aktarabiliyor ve bağış toplayabiliyoruz.

 

Her Yaşta Fonu’nun 2023 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Her Yaşta Fonu, Her Yaşta Fonu

Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremler sonrası depremden etkilenen yaşlıların iyi olma halini destekleyen, yaşlılık ve yaşlanma alanlarıyla kadın, sağlık, eğitim gibi bu alanı çevreleyen konularda faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2023 dönemi başvuruları açıldı.

Her Yaşta Fonu’na yapılacak başvuruların odağında aşağıda yer alan yaklaşımlardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  • Depremden etkilenen yaşlılara yönelik psiko-sosyal destek sağlayan,
  • Depremden etkilenen yaşlıların fiziki iyi olma hallerini destekleyen,
  • Deprem bölgesinde yaşayan yaşlıların hizmetlere erişim çerçevesinde teknoloji, finans, vb. alanlarda üretilen ürün ve hizmetlerden eşit yurttaşlık temelinde yararlanılmasını sağlamaya yönelik savunuculuk, işbirliği ve uygulama tasarlayan,
  • Depremin ardından yaşlıların günlük hayatta karşılaştığı izolasyon, ayrımcılık ve istihdam gibi temel sorunların çözümlerini teşvik eden, uygulayan ve model haline getirme potansiyeli bulunan,
  • Deprem bölgesinde sivil toplum, özel sektör, kamu kurumları ve yerel yönetimlerin işbirliği kapsamında kurumların yaşlıların lehine ortak ve kalıcı çözümler üretmelerini destekleyen,
  • Türkiye’deki yaşlı haklarını geliştirici politikaların ve yasal altyapının oluşturulmasına ve geliştirilmesine yönelik savunuculuk faaliyetleri yürüten çalışmalara öncelik verilecek.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar,
  • 2022 gelirleri 40.000 TL ve 4.000.000 TL arasında olan kuruluşlar,
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar.

Her Yaşta Fonu’nun 2023 dönemi kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı 400.000 TL’dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 200.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 26 Temmuz Çarşamba günü saat 18:00’a kadar göndermeleri gerekir.

Her Yaşta Fonu hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna ulaşabilirsiniz.

Dijital Dönüşüm Fonu 2023 Dönemi Tanıtım Toplantısına Davetlisiniz

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından bölgede yaşanan tahribatın giderilmesi ve depremden etkilenenlerin iyi olma halinin desteklenmesi amacıyla sahada aktif olarak faaliyet gösteren ve/veya bölgeye destek sağlamak üzere çalışmalarına başlayan sivil toplum kuruluşlarının dijital dönüşüm süreçlerini kapasite güçlendirme programları ve hibelerle desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development  ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2023 döneminin çevrimiçi tanıtım toplantısına davetlisiniz.

5 Temmuz 2023 Çarşamba günü saat 13.00-14.00 arasındaki gerçekleşecek tanıtım toplantısında fonun öncelikleri, başvuru koşulları ve değerlendirme kriterleri gibi konularda bilgi paylaşımının yanı sıra katılımcıların fon ve başvuru süreci hakkındaki sorularına yanıt verilecek bir soru-cevap oturumu da düzenlenecektir.

Toplantıya katılmak isteyenlerin kayıt formunu doldurmasını rica ederiz. Toplantının katılım bağlantısı yalnızca kayıt yaptıran kişilere e-posta yoluyla iletilecektir.

Yeşil Düşünce Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürüttükleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Yeşil Düşünce Derneği, şenlikli, kolektif, katılımcı, şeffaf, sürdürülebilir, dirençli ve kendine yeten topluluklar oluşturmak anlayışı ile iklim krizini temele alarak; yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi, ekolojik sürdürülebilirlik, demokrasi ve medya ile sosyal adalet alanlarında çalışmalarını yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği verdiğimiz Yeşil Düşünce Derneği, etki ölçüm kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürüttü. 

Yeşil Düşünce Derneği Genel Koordinatörü Melisa Kutluğ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Kurumsal Destek Fonu kapsamında yürütülen çalışmalar, Afete Dirençli Kentlerde Güneşin Rolü Tutum Belgesi, Kimseyi Arkada Bırakmadan: Batı Karadeniz’de İklim Hareketinin Güçlendirilmesi projesi ve derneğin gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Vakfımızdan aldığınız hibe desteği ile derneğinizin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Hibe desteğimizle yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde ağırlıklı olarak etki ölçümü/ izleme ve değerlendirme alanına odaklandık. Yaptığımız ihtiyaç toplantıları sonrasında oluşturduğumuz stratejik yönelim dokümanı sayesinde sene içinde hem izleyeceğimiz bir rota hem de sene sonunda dönüp bakabileceğimiz bir planımız oldu. Sene içerisinde alana dair, konusunda son derece uzman mentorumuzla eşleştik ve çok çeşitli çalışmalar gerçekleştirdik. Konuyu farklı yönleriyle ele alan üç farklı eğitim çalışması gerçekleştirdik. Bunun haricinde mentorumuz ile sene içinde ayda en az iki defa olacak şekilde ofis ekibi ile birlikte toplantılar gerçekleştirdik. Bu toplantılarda ise dernekte hali hazırda kullandığımız araç ve metotların iyileştirilmesi, etki ölçüm planının hazırlanması, mevcut veri toplama araçlarının güncellenip bunlarla ilgili kılavuz görevi görecek rehberlerin oluşturulması, toplanan verilerin tasniflenmesi ve toplanan verilerin görselleştirilmesi gibi daha önce pek çalışma fırsatımız olmayan konuları ele alma ve geliştirme fırsatımız oldu. 

Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Etki izleme ölçme ve değerlendirme çalışmaları kendine genellikle proje bütçelerinde pek de yer bulamayan bir alan. Ancak bu alan bir kuruluşun, özellikle kendi gelişimini, hedeflerini, ortaya konan işler sonrası geriye yönelik değerlendirme ve iyileştirme açısından çok önemli. Biz de Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız bu destekle konunun uzmanı ile birlikte derinlemesine çalışma ve geliştirme fırsatı bulduk. Bu desteğin tüm seneye yayılması ve mentorun de yine bu süreçte uzun dönem desteği süreci özümseme, sürdürülebilir araçları tanımlama ve öğrenme aşamasında çok destekleyici oldu. Kendi çalışma alanında üretim yapan, bu konu üzerine profesyonelleşen kruluşlarla için kuruluşun kendi ihtiyaçlarını gözeterek gelişmesine katkıda bulunmak açısından Sivil Toplum Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Fonu’nun önemini deneyimlemiş olduk. Bu kurumsal gelişim desteklerinin uzun vadede demokratik, kapasitesi güçlü, etkin, kendine yeten bir sivil toplum geliştirmek açısından çok destekleyici olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan fonu destekleyen bağışçılara sizin aracılığınızla teşekkür etmek isterim. 

Yakın zamanda Afete Dirençli Kentlerde Güneşin Rolü Tutum Belgesi’ni yayımladınız. Belge’nin içeriğinden ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Afete Dirençli Kentlerde Güneşin Rolü Tutum Belgesi’ni iklim ve çevre alanında çalışan ve faaliyet geliştiren on farklı kuruluş olarak beraber yayımladık. Belge Şubat ayında yaşadığımız depremler sonrası özellikle deprem bölgesi ve Türkiye genelinde, iklim hedefleriyle uyumlu bir yeşil yeniden inşa sürecine dair öneri ve taleplerimizi içeriyor. Şehirlerin yeşil iyileşme ve toparlanma süreçlerinin merkeziyetçi bir yapılanma süreciyle değil katılımcı, bilim ve akla dayalı yeniliklerle iklimi, doğal alanları, çevreyi yani bölgenin tüm ekosistemini gözeterek kültür, ekonomi, gıda ve tarım boyutlarının da ele alarak şekillenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunlar ile birlikte güneş enerjisinin etkili kullanımına dair bazı taleplerimizi de ilettik. Talepler Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na inşa edilecek binalarda güneş paneli konulmasının yasal düzenleme ile zorunlu hale getirilmesi talebi ile başlıyor. Yapılacak evlerin çatılarının güneş paneline uygun olması, tüm alt yapı sisteminin uygunluğu ve tüm enerji ihtiyacının elektrifikasyonunu sağlayacak düzeyde inşa edilmesi yine taleplerden bazılarıdır. Detayları yine bu belgede inceleyebilirsiniz.

Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği’nin desteğiyle Kimseyi Arkada Bırakmadan: Batı Karadeniz’de İklim Hareketinin Güçlendirilmesi projesini yürütüyorsunuz. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Bu projemizin geçmişi Ağustos 2021 yılında Kastamonu’da meydana gelen sel felaketine dayanıyor. 97 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda yaralının olduğu bu felaket sonrası geçtiğimiz sene başında bir rapor çalışmamız olmuştu. Bu rapor felaketin Bozkurt ilçesinde yarattığı tahribat ve bunun iklim adaleti bağlamında değerlendirilmesine yönelik saha çalışması notlarından oluşmakta idi. Böyle bir çalışmayı yapmışken iklim krizi etkilerini derinden hissetmeye başlayan Batı Karadeniz’e yönelik biraz daha uzun ve kapsamlı bir çalışmayı devam ettirmek istedik. Bu proje vesilesi ile de Zonguldak ve Kastamonu ilçelerinde birer günlük İklim Okulu organize ettik, bunların haricinde iklim forumu, bir rapor çalışması ve bunun yerel yönetim yetkililerine ve yöredeki kurumlara sunulması gibi etkinliklerimiz de olacak. Temelde Kastamonu ve Zonguldak’ta iklim krizine adaptasyon ve dayanıklılık kazanma süreçlerinde sivil toplumun katılımının sağlanmasına destek olmak, var olan kurumların, üniversitelerın ve  yerel yönetimlerin iklim değişikliği adaptasyonu ve dirençliliği konularında ilişkilenmeleri gibi hedeflerimiz de bulunuyor. 

Yeşil Düşünce Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz?

Yeşil Düşünce Derneği olarak bu sene iklim krizi alanında kapasite geliştirme ve ağ kurma faaliyetlerinin haricinde yeşil ekonomi çalışmalarına ağırlık verdik. Yıllardır birlikte yeşil ekonomi üzerinde çalıştığımız Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği ile 13.’sünü gerçekleştireceğimiz Yeşil Ekonomi Konferansı ve bu alanda çalışan, çalışmalarını daha geniş kitlelerle paylaşma imkanı veren Araştırmacılar Konferansı’nı gerçekleştireceğiz. Brüksel merkezli Yeşil Avrupa Vakfı (Green European Foundation) ile bizim de aralarında olduğumuz Avrupa’nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren  altı yeşil kurumun da dahil olduğu adil geçiş, yeşil mutabakat üzerine çalıştığımız bir proje yürütüyoruz. Ekolojik ve refah düzeyi yüksek bir düzende Yeşil Mutabakat için öneriler, geçişin adil olması için belirli toplum kesimlerinin ihtiyaçları üzerine yoğunlaşacağız. İklim krizi  bağlamında ise kömürden çıkış hedefleri için ise partnerilerinden biri olduğumuz Fosil Yakıtların Ötesinde (Beyond Fossil Fuels) kampanyası ile çeşitli iletişim içerikleri hazırlıyoruz. Yaz sonu için ise yeşil hareketin buluşma noktası sayılan, harekete ilgi ve merak duyanlarla buluştuğumuz Yeşil Kamp’ın da çalışmalarına başladık.  Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız eğitim ve mentorumuzla yaptığımız çalışmalar sayesinde tüm bu çalışmalarımıza devam ederken, gösterge belirleme ve etki ölçümü çalışmalarımızı da yürütüyor, her etkinlik ve projenin sonunda da çıktıları ve ölçümleri kaydetmeye devam ediyoruz.
Tüm çalışmalarımızın detayları için hem web sitemizi hem de sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz! Çok teşekkür ederiz.

 

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği Çocuk Hakları Krizi Değil! Yerel Yönetimler İçin Çocuk Hakları Temelli Kriz Yönetimi Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) bir yandan maddi yetersizlikler nedeniyle öğrenimini tamamlayamamış, şehir ya da öğrenim kurumu değiştirmiş veya kayıt yaptırmaktan imtina etmiş öğrencilere burs kaynağı sağlarken, öte yandan çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla, çocuk ihmali ve istismarı, çocuk işçiliği, ayrımcılık, çocuk katılımı, çocuk ve göç, engellilik ve eğitim alanlarında proje ve programlar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe desteği ile Çocuk Hakları Krizi Değil! Yerel Yönetimler İçin Çocuk Hakları Temelli Kriz Yönetimi projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında dernek, yerel yönetimlerin olağan koşulların yanı sıra yangın, salgın, sel gibi çeşitli kriz durumlarında da çocukların yaşam, sağlık, eğitim, barınma, beslenme, katılım hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak ve ihlalleri önleyecek yerel politikalar ve uygulamalar geliştirilmesine destek olacak bir stratejik plan hazırlayarak, Çiğli Belediyesi, Sultanbeyli Belediyesi ve Fındıklı Belediyesi’sine bu stratejiler üzerinden eğitimler düzenledi. 

FİSA Çocuk Hakları Merkezi Kurucusu ve Proje Koordinatörü Esin Koman ile yaptığımız röportajda; 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremler sonrası yürüttükleri çalışmalar, Türkiye’de Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu, hibe kapsamında hayata geçirdikleri proje ve gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş depremi sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından (STK) biri olarak yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Sahadaki deneyimlerinizden yola çıkarak, deprem sonrasında yapılan müdahale çalışmalarının koordinasyonu ve çocuklara yönelik çalışmaların etkisi konusundaki görüşleriniz nedir?

Öncelikle depremin beşinci gününden itibaren insan hakları örgütleriyle birlikte bir koordinasyon oluşturularak deprem bölgesine izleme ve raporlama yapmak üzere saha çalışması yaptık. Farklı örgütlerden oluşan ekiplerle beraber farklı bölgelere üçer günlük ziyaretler yaptık. Durum değerlendirmesi ve ihtiyaç analizi yaparak bundan sonra yapılacak çalışmalar planlandı.  Depremin insan hakları bağlamında etkilerinin görünür kılındığı, oluşabilecek hak ihlallerine dikkat çeken ve önerilerin de yer aldığı ortak bir rapor hazırlandı. Kamuoyu, kamu idaresi ve ilgili STK’lar, medya  ve uluslar arası kurumlarla paylaşıldı. 

Buna paralel olarak depremin ikinci günü FİSA Çocuk hakları merkezi olarak çocuk hakları örgütlerine bir çağrı yaptık. Çağrı karşılık buldu ve Afet Sivil Çocuk Koordinasyonu kuruldu. İçinde çocuk hakları örgütlerinin ve çocuk hakları aktivistlerinin de bulunduğu yaklaşık 200 kişilik bir yapı oluştu. İlk bir ay her gün ve sonrasında düzenli periyotlarda çevrimiçi toplantılarla bir araya geldik. Temalara ve acil yapılması gerekenlere göre çalışma grupları oluşturuldu. Depremde çocukların korunmasına ilişkin çok hızlı ve acil nelerin yapılması gerektiğiyle ilgili bilgi ve belge üretildi. Hem sosyal medya da hem de kamu kurumlarıyla paylaşıldı. Sahaya çıkan çocuk hakları örgütleri ya da aktivistleriyle sahadan gelen bilgiler değerlendirildi, ihtiyaçlar tespit edildi. Gerekli işbirlikleri sağlandı. Bu konularla ilgi kaynaklar oluşturuldu; ebeveynler, kamu idaresi, gönüllüler, uzmanlarla paylaşıldı ve yaygınlaştırıldı. Depremin yarattığı hak ihlallerine ilişkin hızlı ve acil savunuculuk çalışmaları yapıldı. Hem yurt içinde hem de yurt dışında olmak üzere hak ihlalleri görünür kılınmaya çalışıldı. Koordinasyon hale devam ediyor. Sürecin getirdikleri göz önünde bulundurarak yapısı ve içeriği ile ilgili yeni düzenlemelerin yapılması üzerine çalışılıyor. 

FİSA Çocuk Hakları Merkezi olarak izleme yapmak, model oluşturmak ve çocukların seslerini duyurmak üzere hak temelli psiko-sosyal destek çalışmaları başlattık. Kahramanmaraş- Elbistan ve Adıyaman Merkez’de saha ziyaretleri yaparak ihtiyaçları belirleyip, çalışma programları hazırladık. Gönüllü ve profesyonel ekipler oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle çocuklarla çalışacak gönüllülere çocuk hakları temelli eğitim programları hazırlayıp atölyeler düzenliyoruz. 

Yakın zamanda Türkiye’de Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu’nu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahseder misiniz?

En önemli bulgu yaşamını kaybeden çocukların hepsinin önlenebilir sebeplerden dolayı yaşamını kaybettiğidir. Gerek aile gerek devlet yapılarının – okul hastane oyun alanları- içinde yaşanan bu hak ihlallerinin nedeninin toplumun ve devletin çocuk algısının çarpıklığı, çocuğu yok sayan bir bakış açısının benimsenmiş olması ve hizmetlerin hak temelli bir bakış açısıyla çocuk odaklı olmamasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. 

Çözüm önerisi olarak yıllardır söylediğimiz gibi, bütüncül, çocuğu merkeze alan hak temelli bir çocuk politikasının benimsenmesi, uygulanması ve sistemli bir şekilde izlenmesi gerekiyor. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Çocuk Hakları Krizi Değil! Yerel Yönetimler İçin Çocuk Hakları Temelli Kriz Yönetimi projesini tamamladınız. Proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

İlk önce yerel yönetimlerin kriz dönemlerinde hak temelli stratejiler geliştirilmesine destek olanak sağlayacak çocuk hakları temelli standartlar geliştirdik. Belirlediğimiz üç belediyenin ilgili personelleri ile çocuk hakları eğitimleri düzenledik. Bu belediyelerinin çocuk hakları stratejilerin ilişkin hazırladıkları belgeleri, kurmuş oldukları birimlerin çalışmalarını inceledik. Ve özellikle kriz dönemlerinde çocuk hakları temelli yapılması gerekenlere yönelik öneriler geliştirdik ya da var olan çalışmalarını güçlendirecek şekilde değerlendirmeler yaptık. 

Bu tarama çalışması doğrultusunda taslak strateji belgeleri hazırladık. Bu belgeleri belediyelerin ilgili birim personelleriyle çevrimiçi toplantı yaparak sunduk. Onların görüşlerini ve geri bildirimlerini aldık. Ve bir süre belirleyerek kriz dönemlerine ilişkin çocuk hakları temelli strateji belgelerini hazırlamalarını istedik.

Son olarak hem proje sürecini hem de çıktıklarımızı paylaştığımız geniş katılımlı çevrimiçi bir toplantı yaptık. Bu toplantıya birçok belediyenin ilgili birimlerinde çalışan kişileri çağırdık. Hem hazırlanan strateji belgeleri sunuldu (Proje kapsamında çalıştığımız belediyeler, İzmir- Çiğli ve İstanbul- Kartal belediyesi) hem de projeye dahil olamayan ama bu konuda çalışmaları olan belediyeler yaptıkları çalışmaları anlatı. Sonunda ufak bir form düzenlenerek ihtiyaçlar ve öneriler konuşuldu.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuklara yönelik yapılan çalışmaların farklı bağışçılar tarafından desteklenmesi sizce neden önemli?

Çocuk Fonu’ndan almış olduğumuz hibe desteğiyle beraber derneğimizin görünürlüğü arttı. Çalışmalarımızı anlatma ve geliştirme olanağı yarattı. Yeni işbirlikleri geliştirme fırsatı oluştu. Aynı zamanda çocuk hakları meselesine ilişkin farkındalığın artmasında ve görünür olmasına katkı sağladı. Fonun diğer önemli katkısı, alana ilişkin özellikle yerel yönetimlerin ihtiyaçları ortaya çıktı ve buna bağlı olarak yeni çalışma alanlarını tanımlama fırsatı yakaladık ve uzmanlık alanlarımız güçlendi. Ayrıca, yerel yönetimlerin çocuk hakları meselesine bütüncül bakış açısıyla yaklaşmasına neden oldu bu da bizim çalışmalarımızı güçlendirecektir. Çocuk hak ihlallerini görünür kıldı. Çözüm önerilerinin tartışılmasını sağladı. Çocuk hakları meselesini farklı kurumların gündemine alması, çocuk hakları meselesinin ana akımlaştırılması, bağış yapan kurumların sadece kendi belirledikleri alanlarla sınırlı kalmayıp meseleye bütüncül bakması, bu konuda da güçlenmesi, çocuk hakları alanının genişlemesi ve daha fazla görünür olması açısından önemlidir. Bu durum, meseleye bütüncül bakmaya neden oluyor

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? 

Depremin yarattığı etkileri ortadan kaldırmak üzere çocuk katılımına ilişkin ve bu etkilerin görünür kılmak üzere izleme ve raporlama çalışmalarımız öncelikli olmak üzere, çocuk isçiliğinin önlenmesi, çocuk haklarının izlenmesi ve raporlanması, çocuk hakları temelli atölyelerin geliştirilmesi ve yaygınlaşması, çocuk hakları ihlallerine ilişkin davaların izlenmesi, çocuk hakları merkezinin kapasitesinin güçlendirilmesi öncelikli çalışmalarımız arasında yer alacaktır. 

 

Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2023 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından bölgede yaşanan tahribatın giderilmesi ve depremden etkilenenlerin iyi olma halinin desteklenmesi amacıyla sahada aktif olarak faaliyet gösteren ve/veya bölgeye destek sağlamak üzere çalışmalarına başlayan sivil toplum kuruluşlarının (STK) dijital dönüşüm süreçlerini kapasite güçlendirme programları ve hibelerle desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2023 dönemi başvuruları açıldı.

Fon kapsamında desteklenmeye hak kazanan her bir STK’nın kurumsal hedefleri doğrultusunda dijital dönüşüm planı oluşturması ve uygulaması bekleniyor. Toplam 15 ay sürecek hibe programının ilk üç ayında STK’lara yönelik yön belirleyici, bilgilendirici ve yetenek geliştirici atölyeler düzenlenecek. Daha sonraki 12 ayda ise STK’lar hibeler, mentorluk, pro bono ve diğer yetenek geliştirici çeşitli imkanlardan faydalanacak.

Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2023 dönemine yapılan başvuruların odağında aşağıda yer alan yaklaşımlardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  1. Kurumsal Verimlilik: STK’nın bilgi ve veri ile ilişkisini iyileştirmesi ve/veya düzenlemesi aynı zamanda haritalama, veri tabanı oluşturma, yeni veri toplama biçimleri, yeni yazılımların satın alınması ve ekiplerin bu sürece uyumunun sağlanması gibi çalışmalar,
  2. Paydaşlarla İletişim: STK’nın kamuoyunu ve/veya hedef kitlesini hareketlendirebileceği iletişim altyapısı oluşturulması, savunuculuk çalışmalarında desteklemek amacıyla veri görselleştirme çalışmaları, mevcut bir programın dijital ortama aktarılarak dönüştürülmesi gibi çalışmalar,
  3. Gelir Getirme Potansiyeli Olan Ürün veya Hizmet Geliştirme: Bağışçı arayüzü, e-dükkân, kayıt temelli e-eğitim ve/veya e-sertifika programı oluşturması, bağışçı odaklı bilgilendirme için altyapı kurulması gibi çalışmalar,
  4. Verileri, Altyapıyı ve Ürünleri Başkalarının Kullanımına Açmak: Kullanılan dijital altyapıların ve toplanan verilerin, farklı STK’ların da kullanımına sunulmasını içeren çalışmalar.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar,
  • 2022 gelirleri 40.000 TL ve 4.000.000 TL arasında olan kuruluşlar,
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar.

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 960.000 TL’dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 120.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 17 Temmuz Pazartesi günü saat 18:00’a kadar göndermeleri gerekir.

Dijital Dönüşüm Fonu hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna  ulaşabilirsiniz.

Turquoise Coast Environment Fund-Turkey 2023 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Turquoise Coast Environment Fund

Kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve/veya batı kıyı bölgelerinde; doğa ve biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Conservation Collective işbirliği hayata geçirdiğimiz Turquoise Coast Environment Fund-Turkey (TCEF)’in 2023 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona teknik kriterlere uyan toplam 23 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 18’i dernek, 2’si vakıf ve 3’ü kooperatif tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Antalya, Balıkesir, Çanakkale, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir ve Muğla olmak üzere 9 ilden başvuru alındı. TCEF’den talep edilen toplam hibe tutarı 8.081.539 TL oldu.

Koruyucu Aile Fonu Başvuruları Açıldı

By | Koruyucu Aile Fonu

Devlet koruması altında bulunan çocukların güvenli ve sevgi dolu bir aile ortamında hayata hazırlanması ve aile temelli bir bakım altında büyümesi için koruyucu aile ve evlat edinme sistemlerinin yaygınlaştırılması hedefiyle çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Merve Üretmen, KRM Yönetim Danışmanlık ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Koruyucu Aile Fonu’nun başvuruları açıldı.

Koruyucu Aile Fonu’na yapılan başvuruların odağında devlet koruması altında yaşayan çocukların ve /veya evlat edinme, koruyucu aile ya da evlat edinme süreci içerisinde yer alan bireylerin desteklenmesine yönelik aşağıda yer alan yaklaşımlardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  • Aile temelli bakım, koruyucu aile ve evlat edinme sistemlerinin niceliğini ve niteliğini artırmayı, tanıtmayı ve yaygınlaştırmayı hedefleyen,
  • Koruyucu aile olmanın veya evlat edinmenin aile kurmanın bir yolu olduğu anlayışını destekleyecek görsel, yazılı ve işitsel içerikler üreten,
  • Koruyucu aile ve evlat edinme sürecinde / sisteminde olan bireyler için destek ve dayanışma mekanizmaları kuran,
  • Koruyucu aile ve evlat edinme yoluyla kurulan ailelerde ebeveynleri ve çocukları destekleyen,
  • Koruyucu aile ve evlat edinme sistemi içerisindeki aileler ve çocuklar için psiko-sosyal destek sağlayan,
  • Koruyucu aile ve evlat edinme sisteminde çocuğun katılımını ve temsiliyetini artırmayı hedefleyen,
  • Koruyucu aile ve evlat edinme sistemi içerisindeki bireylerin, ailelerin, konuyla ilgili çalışan STK’ların ya da çocukların Kahramanmaraş Depremi sonrasında ortaya çıkan ihtiyaçlarına yönelik projeler önceliklendirilecek.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar,
  • 2022 gelirleri 40.000 TL ve 4.000.000 TL arasında olan kuruluşlar,
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar.

Koruyucu Aile Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 400.000 TL’dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 200.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 7 Temmuz Cuma günü saat 18:00’a kadar göndermeleri gerekir.

Koruyucu Aile Fonu hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna  ulaşabilirsiniz.