All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2022 Döneminde Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2022 dönemi başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Rengarenk Umutlar Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), Diyarbakır’da dezavantajlı hale getirilen mahallelerde yaşayan, risk altındaki, ayrımcılığa maruz kalmış çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla hak temelli faaliyetler yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, hibe kapsamında Temmuz 2021’de hazırladığı İletişim Strateji Belgesi’ni uygulayacak tam zamanlı İletişim Uzmanı istihdam edecek ve ofis giderlerini karşılayacak. 

Rengarenk Umutlar Derneği Genel Koordinatörü Yeter Erel Tuma ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; ekonomik krizin birlikte faaliyet yürüttükleri gruplar üzerindeki etkisi, Diyarbakır’da yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla yürütülen çalışmalar, çocukların çevreye ve çevre sorunlarına dair farkındalıklarını arttırmak amacıyla yürüttükleri faaliyetler, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Rengarenk Umutlar Derneği’nin 2022 yılı için planlarından ve öncelik vereceği çalışmalardan bahseder misiniz?

RUMUD olarak, 2022-2024 Yılı için stratejik planımızı oluşturduk. Stratejik planımız doğrultusunda toplam 8 ana hedefimiz bulunuyor: 

  1. Kurumsal kapasitenin geliştirilmesi,
  2. İnsan ve doğal kaynaklı krizlerin yönetiminde çocuk hakları odaklı bir ağ oluşturulması,
  3. Barış köyü kurulması,
  4. Erken Çocukluk Eğitim merkezinin oluşturulması (Geliştirilen programa uygun olarak),
  5. Çocuk hakları akademisinin geliştirilmesi,
  6. Çocuk hakları izleme merkezinin oluşturulması,
  7. İzleme çalışmalarının yapılması,
  8. Uluslararası ortaklıklar

Bu ana başlıklar aracılığıyla gelmek istediğimiz noktayı ise şöyle tanımlayabiliriz: Çocuk hakları alanında kurumsal kapasitemizi daha fazla geliştirerek yerel işbirlikleri ve ortaklıklar kurmak ve çocuk hakları meselesini bölgenin gündemine sokmak. Erken çocukluk eğitim merkezi, barış köyü ve çocuk hakları akademisi gibi çalışmalar yürüterek çocuk hakları ihlallerine karşı etkili savunuculuk geliştirmek ve bu bağlamda izleme, raporlama ve belgeleme çalışmalarını sürdürmek.

Salgın koşullarının yanı sıra yaşanan ekonomik kriz de hali hazırda kırılgan olan grupları daha savunmasız bir hale getirdi. Bu durum faaliyet yürüttüğünüz bölgedeki çocukları ve ailelerini nasıl etkiledi? Bu çerçevede birlikte çalıştığınız grupların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden v bahseder misiniz?

Pandemi, mevcut çocuk ihlallerinin yanı sıra yeni ihlal alanları yarattı. Dijital fırsat eşitsizliğinin daha fazla görünür olduğu süreçte çocukların farklı ve niteliksiz işgücüne informal bir şekilde eklemlendiğini söyleyebiliriz. Pandemide Artan Çocuk İşçiliği Araştırma Raporu Diyarbakır Örneği raporumuzda da açıkça görüleceği üzere eğitime erişememe çocukların çalıştırılmasının önünü açtı. Yeteri kadar işletilmeyen denetim mekanizmaları salgın sürecinde çocuk işçi sayısını artmasına neden oldu. Bir yandan salgının çocuk işçiliği üzerindeki etkisi öte yandan ortaya çıkan ekonomik kriz, çocukların okullarını  terk etmesine ve çalışmaya devam etmesine neden oldu. Her geçen gün artan çocuk yoksulluğu meselesi ile ilgili etkili savunu araçları geliştirmeye ve yerel aktörler ile işbirliği içerisinde olmaya devam ediyoruz.

COVID-19 salgının etkisi ile risk altında yaşayan çocuklar tanımlamasına uyan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Diyarbakır’da yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Her ne kadar çocuklar COVID-19 salgınının mağdurları arasında görünmese de aslında salgının en büyük mağdurlarından birisidir. En azından bugüne kadar COVID-19’un çocukların fiziksel sağlığı üzerinde önemli bir etki yaratmadığı gözlense de salgının çocukların iyi oluş hali üzerinde ciddi etkileri olduğu biliniyor. Her yaştan ve tüm ülkelerden çocuklar, krizin sosyo-ekonomik etkilerine maruz kalıyor. Bazı durumlarda da çocuklar yarardan çok zarar veren, hafifletici tedbirlerden etkilenmektedir ve ne yazık ki bu etkiler çok uzun yıllar sürecek gibi görünüyor.

Maalesef ki, COVID-19 salgının zararlı etkileri eşit bir şekilde dağılmıyor. Yoksul ülkelerde, yoksul mahallerde yaşayan ya da hali hazırda dezavantajlı durumda olan çocuklar üzerinde salgının çok daha zararlı etkileri olduğundan bahsetmek mümkün. 

Çocuklar bu krizden üç şekilde etkileniyor: Doğrudan virüsün bulaşması, salgını durdurmaya yönelik tedbirlerin kısa vadeli sosyo-ekonomik etkilerinin hissedilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni uygulama sürecindeki gecikmenin uzun vadedeki olası sonuçları.

RUMUD olarak çalışma sahamız olan Diyarbakır’ın Sur ilçesinde eşitsizliğin ve yetersiz tedbirlerin çocuklar üzerinde ki etkilerini görünür kılmak için çeşitli çalışmalar yürütüyoruz: Raporlar,basın açıklamaları ve  kampanya. Aynı zamanda, dernek merkezinde yürüttüğümüz atölyelere katılım sağlayan çocuklar ve bakım verenleri için bilinç yükseltme, çocukların akademik devamlılığı ve güçlendirme çalışmalarımız devam ediyor.

Çocuklarla beraber geri dönüşüm malzemelerini farklı şekillerde kullandığınız birçok çalışma yürütüyorsunuz. Gerçekleştirdiğiniz bu çalışmaların amaçlarından bahsedebilir misiniz?  Bu faaliyetler çocukların çevreye ve çevre sorunlarına bakış açısında nasıl bir dönüşüme neden oldu? 

Sürdürülebilir bir çevre için politika belgemizi hazırladık. Bu belgede aldığımız tüm kararlar derneğin tüm çalışma alanlarına entegre edilmiş durumda. Ancak bu farkındalığı geliştirmek ve çocukların çevreye duyarlılığını arttırmak için çeşitli faaliyetler de yürütmeye devam ediyoruz. Bunlardan biri de “İleri Dönüşüm Atölyesi”dir. Düzenlediğimiz atölye ile geri dönüşüm bir malzemeyi hammaddesine dönüştürmek, artık kullanılmayan bir malzemeyi başka bir şeye dönüştürmek gibi faaliyetler yürütüyoruz. Bu atölye aracılığı ile çocuklar evlerinde artık kullanılmaya, çöp olarak tanımlanabilecek malzemeleri oyuncağa dönüştürüyor. Temel hedefimiz elbetteki çocukların farkındalığını arttırmak ama bu yöntemle aynı zamanda çocukların yaratıcıkları, el becerileri ve hayal dünyaları da gelişiyor.

Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız Şartlı Destek Fonu kapsamında Temmuz 2021’de hazırladığınız İletişim Strateji belgenizi uygulamayı hedefliyorsunuz. Çocuk hakları alanında faaliyet yürüten bir dernek olarak iletişim stratejinizi belirlerken nelere öncelik verdiniz? Hibe desteğimizle bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bir sivil toplum örgütü olarak görünürlülüğün çok önemli olduğunun farkındayız. Son dönemlerde yürüttüğümüz savunuculuk ve kampanya çalışmaları bir kez daha gösterdi ki dijital platformlar bu faaliyetlerin oluşturduğu etkide çok önemli bir rol oynuyor. Fakat bizim için önemli olan bu iletişim faaliyetlerini yürütürken çocuk güvenliğini sağlayabilmek. Bu nedenle stratejimizi; çocuk hakları odaklı, çocukları ajite etmeyen, tüm çocukların eşit haklara sahip olduğu ve olması gerektiği söylemi üzerine kurguladık. 

Turkey Mozaik Foundationdan aldığımız destekle istihdam ettiğimiz İletişim Uzmanı; başta çocuk koruma politakımız olmak üzere, RUMUD’un tüm ilkeleri ile harmanlanmış olan iletişim stratejimizi uygulayacak. Çocuk güvenliği odağa alınmış iletişim modelimiz ile çocuk hakları alanında çalışan diğer örgütlere örnek olmayı hedefliyoruz.

 

Derin Yoksulluk Ağı ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Uncategorized

Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen Derin Yoksulluk Ağı (DYA), derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yürütüyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri bağışçılarla derin yoksulluk koşullarında kişileri temel ihtiyaç desteği sağlamak için bir araya getiriyor. Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Derin Yoksulluk Ağı, savunu ve izleme-değerlendirme kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Koordinatörü Selen Yüksel ile yaptığımız röportajda; Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması raporu, Medyada Yoksulluk Gündemi başlığı altında gerçekleştirdikleri faaliyetler, son dönemlerde yürüttükleri savunu faaliyetleri ve hibe kapsamında hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalar hakkında konuştuk. 

Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması raporunu yakın zamanda yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması raporunu, Birleşmiş Milletler Yeterli Barınma Özel Raportörü ve Birleşmiş Milletler Aşırı Yoksulluk ve İnsan Hakları Özel Raportörünün “Evsizlik ve Aşırı Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması” ortak raporuna katkı çağrısına yönelik olarak hazırladık. Raporda öne çıkan bulgulardan bahsedecek olursak; ; amacı “toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak” olarak belirtilen Kabahatler Kanunu kapsamında yoksulluk sebebiyle kamusal alanlarda dilenmek, yemek yemek, uyumak, kişisel hijyen faaliyetlerinde bulunmak ve seyyar satıcılık yapmak yasaklanmaktadır. Bu kanunun yapısı ve uygulamalarını incelediğimizde, kişilerin herhangi bir yargılama olmadan gözaltı ve para cezası gibi uygulamalara izin vermesi ve yoksulluğu önlemek yerine yasadışılaştırdığını görüyoruz. Aynı zamanda bu uygulamalar; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. Maddesi, Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesi; Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 8. ve 11. Maddesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesine aykırı. Bunun yanında, 2014 yılında Başbakanlık tarafından yayımlanan genelgeyle dilencilik yapan göçmenlerin geri gönderilmesi talimatının verilmesi ve 2021 yılında İstanbul Valiliği’nin basın açıklamasıyla kâğıt toplayıcılığının suç olarak görülmeye başlanması kişilerin çalışma hakkını ihlal etmekle birlikte cezaların keyfi olarak uygulanamayacağını belirten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırı uygulamalardır. Bu duruma yönelik çözüm önerimiz; kamusal alanda dilenmek, seyyar satıcılık yapmak, uyumak, kâğıt toplayıcılığı gibi ruhsatsız işler yapmak gibi faaliyetleri cezalandırmak ve suç olarak ele almak yerine yoksulluğun göstergeleri olarak ele alınması ve yoksulluğu önlemeye yönelik yeterli hizmetler geliştirilmesidir. 

Haftalık olarak yaptığınız medya taramalarını Medyada Yoksulluk Gündemi başlığı ile yayımlıyorsunuz. Çalışmanın amacından ve kapsamından bahsedebilir misiniz? Yoksulluğun daha da derinleştiği bu dönemde en sık karşılaştığınız haberler neler? 

Haftalık medya taramaları ile Türkiye’de yoksulluk gündemini takip etmeyi ve görünür kılmayı hedefliyoruz. Yoksulluğun sebep olduğu hak ihlallerinin, yoksulluk alanında yapılan çalışmaların ve yoksulluğun medyaya yansımalarının yaygınlaşması amacıyla haber kaynaklarından haberleri derliyor ve internet sitemizde düzenli olarak paylaşıyoruz. Son dönemlerde ısınma, elektrik ve su da dahil olmak üzere temel ihtiyaçlara gelen zamlar, yeterli yaşam koşullarına erişemeyen işçilerin yaptığı grevler, her gün yükselen yoksulluk ve açlık sınırları ve yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin öznesi olduğu intihar haberleri en sık karşılaştığımız haberler arasında yer alıyor. 

Yoksulluk konusuna dikkat çekmek için son dönemde yaptığınız savunuculuk çalışmalarından bahseder misiniz? Bu alanda savunuculuk yapmak neden önemli?

Son dönemde; Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’ne Türkiye’de çocuk yoksulluğu konusunda raporlar ilettik. Bu raporlarla birlikte sosyal medya ve basın aracılığıyla, çocuk yoksulluğunu çocuk hakları perspektifinden görünür kılmaya çalıştık. Bu savunu çalışmalarımız sonucunda, beslenmeye erişimi olmadığı için okula devam edemeyen çocuklar mecliste gündem oldu. Milletvekili Gülistan Kılıç tarafından okullarda beslenme desteği sağlanması hakkında bir kanun teklifi sunuldu. Bunun yanında, “Hikâyenin Yok Hali” kitabı ile yoksulluğu deneyimleyen kişilerin hikayelerinin ve yaşanan hak ihlallerinin görünür olmasını hedeflediğimiz bir çalışma yürüttük. Kâğıt toplayıcılara yönelik artan baskı ve cezalandırma süreçlerine karşı bir bilgi notu yayımlayarak milletvekillerine, yerel yönetimlere ve basın kurumlarına ilettik. 

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Odaklanacağımız kurumsal gelişim başlığı savunuculuk ve izleme-değerlendirme olacak. Savunu başlığı kapsamda; Derin Yoksulluk Ağı’nın savunu çalışmaları için planlama yapmayı, karar vericilere yönelik yoksulluğu önlemeye yönelik talep ve önerilerini içeren dokümanlar hazırlamayı, lobi faaliyetleri için iletişim listesi oluşturmayı, yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin yoksulluk alanındaki uygulamalarını izlemeye yönelik planlama yapmayı, düzenli bilgi notları yayınlamayı, yoksulluk konusunun insan hakları çerçevesinde görünürlüğü artırmaya yönelik savunu çalışmaları yapmayı hedefliyoruz. İzleme-değerlendirme başlığı kapsamında ise Derin Yoksulluk Ağı’nın faaliyetlerinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla izleme çalışması yürütmeye başlamayı ve ardından faaliyetlerin değerlendirmesini yapmayı planlıyoruz. 

Vakfımızın Kurumsal Destek Fonu’ndan farklı bir başlık altında ikinci kez hibe ve kapasite gelişim desteği alıyorsunuz. Geçmiş dönemdeki deneyimlerinizi de düşündüğünüzde iki sene üst üste bu tür bir kurumsal destek almanın derneğinize ne tür katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

Geçen sene aldığımız kurumsal hibe ve  kapasite gelişim desteği sayesinde derneğimizin finansal sürdürebilirliğini sağlamak yolunda önemli adımlar attık. Kaynak geliştirme alanında kapasitemizin gelişmesiyle desteklediğimiz hane sayısı arttı. Bu sene alacağımız destek ile, derneğin savunu ve izleme-değerlendirme kapasitesini arttırma, yoksulluk alanında oluşacak politikalara katkı sağlama, çözüm önerileri sunma, yoksulluk konusunda karar vericilere yönelik etkili savunu stratejileri geliştirme ve yoksulluğun sebep olduğu hak ihlallerini görünür kılma alanlarında güçleneceğimize inanıyoruz. Bu desteğin, derneğin önemli bir faaliyet alanı olan savunu çalışmalarının temelinin güçlenmesi ve sürdürebilirliğinin sağlanması anlamında önemli olduğuna inanıyoruz. İki sene üst üste Kurumsal Destek Fonu’ndan yararlanmamızın; Açık Alan Derneği’nin kurumsallaşma sürecinde sağlam temeller kurması, faaliyetlerini ve etki alanını genişletmesi yönünde önemli bir kaynak olduğunu düşünüyoruz.

 

Türkiye Alzheimer Derneği ile Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Türkiye Alzheimer Derneği kişilerin, Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve bu hastalıktan muzdarip kişi ve ailelerin yaşam kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalar yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız dernek, Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Şişli Gündüz Yaşam Evinde; 16 kişilik gruplar halinde toplam 32 hastaya, gruplar için belirlenen günlerde 8 saat rehabilitasyon ve sanat terapisi sağlayacak. Sanat terapisi kapsamında haftada iki kez ikişer saatlik müzik dinleme, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri gerçekleştirecek olan dernek; bir yandan da resim, ebru, kil, mandala, seramik gibi hastaların ince kaslarını çalıştırmalarına ve zihinsel becerilerini korumalarına destek olmayı amaçladığı atölyeler gerçekleştirecek.

Türkiye Alzheimer Derneği Genel Sekreteri Füsun Kocaman, Sosyal Hizmet Uzmanı/Gündüz Yaşam Evi Sorumlu Müdürü Gizem Akpınar, Prof. Dr. Başar Bilgiç Başkan ve dernek Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nil Tekin ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; her yıl daha da yaşlanan Türkiye nüfusunu sağlık hizmetlerine erişim açısından bekleyen riskler, hava kirliliğinin bunama hastalığına etkileri, Türkiye’de demans hastalarını desteklemek amacıyla geliştirilen stratejiler ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yakın zamanda yayımladığı rapora göre, Türkiye’de yaşlı nüfusu son 5 yılda %24 arttı. Her geçen gün artan yaşlı nüfus göz önüne alındığında yaşlanmakta olan nüfusu özellikle sağlık hizmetlerine erişim açısından ne tür riskler bekliyor? 

Yaşlanmakta olan nüfusu sağlık hizmetlerine erişim açısından bekleyen riskler şu başlıklar altında özetlenebilir:

  • Kapasite yetersizliği nedeniyle tedavi için uzun süre beklemek zorunda kalınması, 
  • Yoksulluk sebebiyle sağlık hizmetlerine (hastane, ameliyat, ilaç vs) erişilememesi,
  • Çok yaşlı olan ve/veya yalnız yaşayan hastaların sağlık kuruluşlarına gidememesi.

Yaşlı nüfusun artması kamusal sağlık hizmetlerinin yetersiz kalma ihtimalini doğurmaktadır. Nüfus yoğunluğu sağlık hizmetlerin yavaşlamasına ve imkanların yetersiz kalmasına neden olabilir. Yatak kapasiteleri ya da bakım evlerinin kapasitesi yaşlı nüfusa yetmeyebilir. Bu sebeple yaşlı nüfus aktif yaşlanma sürecini tamamlayacak sağlık hizmetlerinden yoksun kalabilir. 

Bir diğer sorun ise yoksulluk sebebiyle sağlık hizmetlerine (Hastane, ameliyat, ilaç vs) erişememe. Ülkemizde kayıt dışı çalışanların ve sigorta kapsamı dışında kalanların oranı bir hayli fazla. 

65 yaş üstü 851 bin kişinin %92’si kayıt dışı çalışıyor. Türkiye’de bakımı üstlenenlerin yarısından fazlası da kadınlardan oluşuyor. Evde bakım vb. devlet destekleri ancak belirli bir gelir düzeyinin altında kalan kişilere veriliyor. Bu nedenle bakım sağlayan kesim bu görevi ücretsiz olarak yerine getiriyor ve çalışma imkanına erişemiyor. Bu da yaşlanmayla birlikte yoksulluğun giderek artacağını gösteriyor. Yoksullukla birlikte öz bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında karşılaşılacak sorunlar ve kısıtlar, sağlığa ihtiyacı daha da artıracak. Bu da sağlığa erişim sorunu daha da büyüyecek. 

Çok yaşlı olan ve/veya yalnız yaşayan hastaların sağlık kuruluşlarına erişimi çok zor hatta kimi durumlarda imkânsız. Bu da evde sağlık uygulamalarını gündeme getiriyor. Yaşlıların sağlığa erişimini sağlamak için sağlık ve sosyal hizmet uygulamaları bir arada düşünülmeli.

Türkiye’de Alzheimer hastalarını desteklemek amacıyla geliştirilmiş ulusal düzeyde bir stratejik plan veya politika bulunuyor mu? Bu tür bir çalışmanın hayata geçirilmesi için hangi paydaşlar tarafından neler yapılması gerekiyor?

Demans, en sık görülen formuyla Alzheimer Hastalığı (AH) yaşla birlikte görülme riski artan, hastada oluşturduğu engellilik durumu, mortalite oranları, bakıcı yükü ve bakım maliyeti ile toplumu etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Demans dünya genelinde 50 milyon kişiyi etkilemektedir ve her 3 saniyede yeni bir demans olgusu ortaya çıkmaktadır. Bu artış hızıyla 2030 yılında 82 milyona, 2050 yılında ise yaklaşık 152 milyona ulaşacağı öngörülmektedir.  Son zamanlarda Türkiye’de 800.000 kişinin bu hastalıkla mücadele ettiği düşünülmektedir.  Her geçen yıl daha da artan ve şu anda nüfusun %9.1’ini oluşturan yaşlı nüfusu ile beraber düşünüldüğünde demansın Türkiye’de görülme oranı da artacaktır. 

Yaşlanan Türkiye’de demans hastalığı hakkında daha fazla farkındalık ve bilgi sahibi olmak büyük önem taşımaktadır. Demans hastalığında korunma, erken tanı, bilgilendirme, kaliteli bakımın sağlanması, hastanın ve ailelerinin yaşam kalitesinin arttırılması için verilecek destek hizmetlerini içeren planlamalara gereksinim giderek artmaktadır.  Kesin tedavisi olmayan, ilerleyici, kronik bir hastalık olarak tanımlanan demans hastalığına yönelik olarak özellikle gelişmiş ülkelerde stratejik planlar oluşturulmasıyla tüm dünyada ülkelerin kendilerine has planların yapılma gereksinimi ortaya konmuştur. Alzheimer’s Disease International (ADI) küresel bir eylem planı oluşturmaya, bu eylem planına daha fazla ülke ve bölgeyi dâhil etmeye çalışmaktadır.

Hızla yaşlanan Türkiye’de giderek daha sık görülmeyen başlayan Alzheimer ve diğer demans tiplerine yönelik bir ulusal stratejik planın oluşturulması önem taşımaktadır. Koordinasyon, bilgi paylaşımı ve işbirlikleri, kaynakların etkin kullanımı, finansman modelleri, sürdürülebilirlik, değişen gereksinimlerin doğru şekilde değerlendirilmesi ve bütünleşik bakımın sağlanması için tüm Dünya’da Alzheimer derneklerine önemli görevler düşmektedir.  ADI üyesi de olan Türkiye Alzheimer Derneği bünyesinde Ulusal Demans Stratejik Plan Çalışma Grubu tarafından Ulusal Demans Stratejik Planı (2020-2025) oluşturulmuştur. Oluşturulan plan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na sunulmuştur.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı öncülüğünde yaşlılara yönelik ulusal eylem planları yapılıyor olsa da Alzheimer özelinde ulusal bir plan mevcut değildir. 

Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı(2007 Kalkınma Ba- kanlığı Devlet Planlama Teşkilat)

Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı Uygulama Programı(2013-2015-2016 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı) 

Bakım Hizmetleri Stratejisi ve Eylem Planı(2011-2013 Aile ve SosyalPolitikalarBakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü) 

Türkiye Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı ve Uygulama Programı(2015-T.C. Sağlık Ba- kanlığı)

Hava kirliliğinin bunama hastalığı üzerinde ciddi etkileri olduğu biliniyor. Hava kirliliği bunama hastalığını nasıl tetikliyor? Bunun önüne geçmek için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Hava kirliliği görülme oranı artan küresel bir sorundur. Kalp hastalığı, felç ve kanser dahil olmak üzere birçok bulaşıcı olmayan hastalıkta bilinen bir nedensel faktördür. Demans (bunama) da ilerleyici, engellik yaratan, bulaşıcı olmayan bir hastalık olarak hızla büyüyen küresel bir sorundur. Hava kirliliği ile bunama veya bilişsel bozulma arasında ilişki olduğunu düşündüren çalışmalar mevcuttur. 

Temel olarak hava kirliliğine, özellikle de havada yer alan ince partiküllü maddelere maruz kalmanın, hipertansiyon, hiperlipidemi, ateroskleroz, oksidatif stres, insülin direnci, endotelyal disfonksiyon, pıhtılaşma eğiliminde artış, iltihaplanma ve inme riskini artırdığı ve bunların hepsinin aynı zamanda zihinsel işlevleri de bozduğu düşünülmektedir. 

Genel olarak, uzunlamasına kohort çalışmalarından elde edilen kanıtlar, hava kirliliğinde, özellikle küçük partiküller olan PM2.5, NO2/NOx ve O3 kirleticilerine maruz kalmanın, bunama riskini arttırdığını ve zihinsel işlevleri bozduğunu göstermektedir. Solunduğunda, partikül yüzeyinden desorbe edilen gaz, partiküller veya materyalin inflamatuar yanıtları, mikroglial aktivasyonu, reaktif oksijen türlerinin üretimini ve Aβ peptitlerinin artan üretimini ve birikimini indüklemek üzere hareket ettiği varsayılmaktadır. Bir çalışmada ikamet yeri ile en yakın ana yola olan mesafe arasındaki ilişkiye bakarak kirliliğe maruz kalmanın bir temsili ölçüsü kullanılmış, sonuçlarda konut ana yola ne kadar yakınsa demans riski o kadar yüksek bulunmuştur.

“2017 yılında “Lancet Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Komisyonu” demans için potansiyel risk faktörleri listesine hava kirliliğini de dahil etmiştir. 2018 yılında da özellikle yaşlılarda havada asılı küçük partiküller ve bunama için nedensellik kanıtlarının arttığını belirtmiş ve ortaya çıkan nedensel bağlantıların araştırılması için daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulunmuştur. Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğu bilinirken, bilişsel işlev üzerindeki etkisini değerlendirmek için gereken uzunlukta klinik çalışmalar yapmak gerekmektedir.”

Demans için belirlenmiş risk faktörlerinin çoğunda olduğu gibi hava kirliliği, tek başına zihinsel işlevleri etkilemez. Aksine, biri demans olan birden fazla bulaşıcı olmayan hastalık riskini artırır. Bununla birlikte, yerleşik bunama risk faktörlerinin çoğunun aksine, hava kirliliğinden kaynaklanan risklere maruz kalma üzerinde kişisel kontrol imkânı düşüktür. Hava kirliliği yaygın, küresel, yaşam boyu sürer ve sağlığa zararlıdır. Maruziyetin azaltılması, potansiyel olarak demans riskini azaltmak da dahil olmak üzere sağlık yararı ve maliyet tasarrufu için büyük bir potansiyele sahiptir.

Bunama için risk yaratan havadaki bu küçük zararlı partiküllerin ana kaynağı petrol türevlerini kullanan içten yanmalı motorlar, termik santraller ve ağır sanayidir. Bu nedenle bunama açısından hava kirliliği kaynaklı riski azaltmak için ülke politikası olarak çevreci bir yaklaşım benimsenmeli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmelidir. Ayrıca içten yanmalı motorların yerine elektrikli araçların yaygınlaşması, ikamet edilen yerlerin otoyol, termik santral ve ağır sanayi alanlarından uzak yapılandırılması da özellikle yaşlı nüfusta hava kirliliği kaynaklı bunama riski azaltacak yaklaşımlardır.  

Türkiye Alzheimer Derneği olarak COVID-19 salgını döneminde; Dijital Torunum, Dijital Çay Saati, Bana Bir Hikâye Anlat gibi faaliyetler yürüttünüz. Pandemi kısıtlamalarının kalkması ile yüz yüze faaliyetler yeniden başladı. Dernek olarak bu dönemde edindiğiniz tecrübeleri ilerleyen dönemlerde nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Dijital etkinlikler yapmaya devam edecek misiniz? 

Hem hastalarımızın – hatta birçok hasta yakınımız – riskli yaş grubu içerisinde yer alması hem de Gündüz Bakım Evi, Evde Bakım ve Eğitim hizmetlerimize uzun süre ara vermiş olmamız,  pandemi koşullarının yarattığı olumsuz etkileri çok ciddi bir şekilde hissetmemize neden oldu. Gündüz Yaşam Evimizde faaliyetleri yaklaşık 18 ay aradan sonra 1 Eylül 2021 itibari ile tekrar başladık. Ancak, bazı aksaklıklar nedeniyle ve pandemi koşullarında henüz yeterli serbesti sağlanamadığı için şu anda hastalarımızı “üçer kişi-yarımşar gün” kabul edebiliyoruz. 1 Mart 2022 tarihinden itibaren tekrar eski düzende çalışabilmenin ilk adımlarını attık. Buna göre dünya standartlarına göre üst sınır kabul edilen 16 hastayı pazartesi, çarşamba ve cuma, diğer 16 hastadan oluşan ikinci grubu da salı ve perşembe günleri kabul ediyoruz. Yani, toplam 32 hastaya günde 8 saat rehabilitasyon ve terapi sağlayacak şekilde pandemi öncesi hizmet modelimize geri dönmek için gerekli planlamaları yapıyoruz. 

Gündüz Yaşam Evimizde sunduğumuz yüz yüze danışmanlık, aylık bilgilendirme seminerleri, aylık grup psiko-terapi seansları, hasta ve hasta yakınlarına canlı müzik eşliğinde birlikte eğlenme imkânı sunan Çay Saati programlarımızı pandemi döneminde telefon üzerinden ve dijital platformlar aracılığı ile devam ettirdik. Böylece, hastalarımıza ve ailelerine sağladığımız destekleri hiç aksatmamış olduk. Aynı zamanda pandemi döneminde, tüm danışma hatlarımızı evlerimize yönlendirerek telefon, görüntülü görüşme ve sosyal medya platformları aracılığı ile hasta yakınlarına psiko-sosyal destek vermeye devam ettik. Mayıs 2021’den itibaren her perşembe saat 15:00’da çevrimiçi bilgilendirme toplantıları yapmayı ve acil ihtiyaç duyan ailelere evde bakım hizmeti sağlanmayı sürdürdük. Ayrıca pandemi döneminde hayata geçen Dijital Torun projesiyle gençler, kendileriyle eşleştirilen hastalarla belirlenen gün ve saatlerde görüntülü görüşerek moral vermeye ve iletişim becerilerini kaybetmelerini önlemeye çalıştılar ve bu görüşmeler halen devam etmekte.

Pandemi hepimize dijitalleşmenin önemini ve kolaylaştırıcılığını gösterdi. Mekandan bağımsız olarak dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir ulaşım sorunu ve masrafı yaşamadan ve özellikle hasta yakınları için hastalarını yalnız bırakmak ya da birine emanet etmek zorunda kalmadan her türlü bilgilendirme, dayanışma, eğlence, vb. etkinliğe katılma imkanı sundu. Dijitalleşme iletişimi yaygınlaştırdı. Ayrıca pandemi dönemi hem bizim hem hizmet sunduğumuz hasta yakınlarımız dijital becerilerini geliştirdi.

Bu dönemde hizmet verdiğimiz hedef kitlemizden aldığımız geri dönüşlere dayanarak, yüz yüze faaliyetlerimizin yanında dijitalde de çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Örneğin ABKOSE – Alzheimer Hastalarına Bakımveren Kadınlar için Online Sertifikalı Eğitim Programı Geliştirme projesini hayata geçirdik. ABKOSE projesiyle, Alzheimer hastalarının, ailelerinin ve profesyonellerin doğrudan katılımı ve eğitimi üzerine biricik ve yenilikçi bir dijital eğitim programını tasarlıyoruz. Projeyle gayri resmi bakımveren kadınların akrabalarına bakarken edindikleri becerilerin yapılandırılmasını, eksiklerinin tamamlanmasını ve belgelendirilmesini, kadınların sosyal ve ekonomik dışlanmanın üstesinden gelebilmesi için güçlendirilmesini amaçlıyoruz. Eğitimle Türkiye’de artan paramedikal ve bakım personeli açığına cevap verileceği ve yalnızca nihai yararlanıcıların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına değil, aynı zamanda ülkenin işgücü piyasası talebi için de fayda sağlayacağı öngörülmektedir. Eğitim, Alzheimer ve demans hastalarına bakımveren kadınlara bakım teknikleri ve teknolojilerini sunarak kişisel güçlenmelerini destekleme ve meslek sahibi yapma noktasında katkı sağlayacak.

Özetle, bundan böyle yüz yüze etkinliklerimizi dijital kanallar aracılığıyla sunacağımız etkinliklerle destekliyor olacağız.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirmeyi planladığınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesi ile hastalarımıza canlı, dinamik, keyifli ve saygın bir yaşam sunmayı ve onlara moral, motivasyon desteği vermeyi amaçlıyoruz. Özellikle pandemi sürecinin hasta ve yakınlarında yarattığı zihinsel durgunluğu ve psikolojik yorgunluğu atmak için bu tarz aktivitelere geçmişe oranla çok daha fazla ihtiyaç duyulmakta. Bu amaçla haftada iki kez ikişer saat müzik ve sanat terapistleri gerçekleştiriyoruz. Projemiz 1 Mart 2022 tarihinde başladı. Önceki dönemlerde de beraber çalıştığımız ve hastalarımızla çok güzel diyaloglar kuran müzik terapisti eşliğinde; dinleme, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Tüm bu faaliyetler hastalara hem zihinsel hem ruhsal hem fiziksel olarak iyi geliyor. Proje kapsamında yürüttüğümüz bir diğer faaliyet ise Psikolog ve Sanat Terapisti uzmanımız eşliğinde gerçekleşen resim, ebru, kil, mandala, seramik gibi hastaların hem ince kaslarını çalıştırmalarına hem zihinsel becerilerini korumalarına yarayan çalışmalar. Aynı zamanda bu çalışmalar sayesinde yeniden üretmeye başlayan hastalar hem moralman daha da güçleniyor hem de bakımverenleri ile birlikte çalışma yaparak aralarındaki iletişim sağlamlaşıyor. 

Hibe desteğiniz sayesinde pandemi döneminde yaşanan tüm maddi sıkıntılara rağmen Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projemizi yeniden hayata geçirebildik. Proje ile beraber 24 hafta boyunca hastalara yönelik atölye çalışmaları (Atölyeler 1 ile 3 haftada tamamlanabilemektedir.), canlı müzik ve dans terapisi sunma imkânı elde ettik.

 

Kültür Sanat Fonu’nun 2022 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerini desteklemek amacıyla  Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2022 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun 2022 dönemi kapsamında desteklenecek çalışmaların odağında Türkiye’de kültür-sanat alanını geliştirmeye yönelik aşağıda yer alan prensiplerden en az bir tanesinin yer alması bekleniyor:

  • Kurumsal destek: İlgili kültür-sanat kurumunun varoluşunun, temel faaliyetlerinin ve/veya kurumsal ihtiyaçlarının desteklenmesi,
  • İşbirliği: Sivil paydaşların (sanatçılar, kurumlar, kültür çalışanları, vb.) arasındaki yerel iletişim, etkileşim, dayanışma, örgütlenme, işbirliği vb. biçimlerinin desteklenmesi,
  • Alanın güçlendirilmesi: Kültür-sanat alanının dayanıklılığının ve güncel gelişmelere uyumunun sağlanmasını hedefleyen altyapı güçlendirme çalışmaları.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve bir tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilir:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen tür, (Bir ağ ya da girişim gibi tüzel kişiliğe sahip olmayan birlikteliklerin başvurularını tüzel kişiliğe sahip ev sahibi kuruluş aracılığıyla yapmaları gerekir. Bu durumda ev sahibi kuruluşun başvuru kriterlerini karşılıyor olması ve kurulan ortaklığa ilişkin başvuru aşamasında  iyi niyet sözleşmesinin sunulması gerekir).,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
  • 2021 gelirleri 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olan,
  • Kültür-sanat kurumları ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren STK’lar.

Kültür Sanat Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 390.000 TL’dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 130.000 TL talep edebilir. Eş finansman mümkündür ve bununla ilgili bir kısıt bulunmamaktadır.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz olarak doldurarak 4 Temmuz 2022 Pazartesi tarihinde saat 18:00’kadar göndermeleri gerekir.

Kültür Sanat Fonu 2022 dönemi hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Roman Hakları Derneği ile Hayal Ev Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Roman Hakları Derneği (ROMHAK), Romanlara karşı toplumda yaygın biçimde görülen ayrımcı tutumlar ve önyargıların sebep olduğu eğitim, istihdam ve barınma konularında eşitsizliğin giderilmesi amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Çocuk Fonu 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız dernek Hayal Ev projesinin sürdürülebilirliği sağlandı. Ankara’nın Kale mahallesinde risk altındaki ve ayrımcılığa maruz kalan çocukların temel haklarına erişimlerini güçlendirmek ve sosyal içermelerini destelemek amacıyla kurulan Hayal Ev Çocuk Merkezi (Hayal Ev), çocukları örgün eğitim sistemine dahil olmaya teşvik etmek ve yaşadıkları hak ihlallerine karşı hukuki olarak desteklemek amacıyla çeşitli çalışmalar hayata geçiriyor ve psiko-sosyal alanda destekleyici atölyeler yürütüyor. Hibe desteği kapsamında ROMHAK, COVID-19 salgını nedeniyle durma noktasına gelen Hayal Ev’in temel faaliyetlerine ve psiko-sosyal atölye ve eğitim çalışmalarına devam etti.

Roman Hakları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yücel Tutal ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; çocuk işçiliğinin ve okul terkinin önlenmesine yönelik geliştirilebilecek öneriler, normalleşmenin birlikte çalıştıkları gruplar üzerindeki etkisi, derneğin 2022 planları ve Hayal Ev projesi kapsamında yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Eğitim İzleme Raporu 2021: Öğrenciler ve Eğitime Erişim raporuna göre 2004 doğumlu çocukların 2020 yılında net okullulaşma oranları %92,3 iken; 2021 yılında bu oran %88,5’e düştü. 15 yaşın yasal olarak çalışmaya başlama yaşı olması bu düşüşün nedenlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Çalışma yürüttüğünüz grupta da benzer bir sonucu gözlemliyor musunuz? Okul terkinin ve çocuk işçiliğinin önlenmesi için neler yapılması gerekiyor?

Salgın sürecinin insanlar üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerle beraber derinleşen yoksulluk ve ekonomik yetersizlik okullaşma oranlarının düşmesinde rol oynamaktadır. Okullaşma ve çalışma oranlarını etkileyen bir diğer neden ise ailelerin çocuk bakımı ve gelişim sürecine yönelik bilinç düzeylerinin düşük olmasıdır. Yukarıda belirtilen çalışma kapsamında çocuk işçiliği tanımladığımızda, alana dair gözlemlerimizle beraber şunu söyleyebiliriz ki çocuk işçiliği yaş sınırı 15 yaşın altında seyretmektedir ve ne yazık ki her geçen dün giderek düşmektedir. 

Okul terkinin önlenebilmesi için öncelikli olarak çocuğun çevresi içinde değerlendirilmesi ve temel yaşamsal gereksinimlerinin sağlanması gerekiyor. Aynı zamanda, çocuk-aile-okul başlıkları altında değerlendirmelerin yapılması ve birçok alanda müdahale geliştirerek çocuk refahının sağlanmasına yönelik adımların atılması gerekiyor. Aileler ve dezavantajlı alanda görevini yapan öğretmenlerin farkındalık kazanması ve bilinçlenmesine yönelik eğitim çalışmalarının önemli bir noktada olduğunu düşünüyoruz.

Çocuk işçiliğinin önlenmesi noktasında yukarıda verilen önerilere ek olarak; çocukların haklarının savunulması ve hak korunumunun sağlanabilmesi için dava süreçlerinin takibi, alanda polis, zabıta vb. çalışan meslek gruplarına yönelik hak temelli yaklaşım, bilgilendirme ve farkındalık edindirici eğitimler düzenlenebileceği düşünüyoruz.

Türkiye’de Mayıs 2021 itibari ile salgın sonrası kademeli normalleşme süreci başladı. Normalleşmenin birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileleri üzerindeki etkisinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yeni ortaya çıkan ya da derinleşen ihtiyaçlarla karşılaştınız mı?

Salgın sürecinden alınan önemler çeşitli iş yerlerinin kapanmasına ve özellikle gündelik işlerde çalışan bireylerin olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. Bu durum var olan yoksulluğu daha da derinleştirmiştir. Bu doğrultuda; ekonomik gereksinimlerin karşılanamaması bireylerin hak kayıpları yaşamasına sebep olmuştur. Salgın sürecinde çevrimiçi sistem ile derslerin verilmesi, hanesinde internet, televizyon, tablet vb. teknolojik araçlar bulunmayan çocuklar için eğitime erişimde olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Normalleşme süreciyle beraber okula dönem çocukların akranları ile aralarında seviye farkı oluştuğu gözlenmektedir. Aynı zamanda, çeşitli sebeplerle akran zorbalığı ile karşılaştıkları gözlenmiştir. Pandemi sürecinde en temel ihtiyaçlarına bile ulaşmakta sorun yaşayan aileler pandemi sonrasında da bu zorlukla mücadele etmeye devam etmek zorunda kalıyor. Çocukların eğitimde akranlarından daha da fazla geride kaldıkları hatta okula devam etme oranlarının düştüğü de görülmektedir. Derin yoksullukla mücadele eden ve temel gıdaya erişimi öncelikli hedef haline getiren aileler, çocuklarının eğitimini daha arka plana atmak zorunda kaldı.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Hayal Ev projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Hayal Ev projesini Ankara’nın Kale mahallesinde yürütüyoruz. Bu bölgede çocukların en önemli problemlerinden biri güvenli alan eksikliği. Çocukların gidebileceği güvenli bir park, kütüphane ve benzeri bir yer bulunmuyor. Dernek olarak bu proje ile çocuklara kitap ve oyuncak kütüphanesi oluşturmayı amaçladık. Böylece çocukların hem kitap okumalarını sağlamayı ve oyuncaklarla oynayabilecekleri bir alan yaratmayı hem de bunları değiş tokuş etmelerini sağlamaya çalıştık. Bunları yaparken de güvenli bir alan oluşturmayı önceliklendirdik. Bu faaliyetlerin yanında farklı etkinlikler düzenledik, geziler yaptık (Park, bahçe vb.), müzelere, üniversitelere ziyaretler gerçekleştirdik. Mentörlük çalışmasını hayata geçirerek çocukların daha özel gereksinimlerini karşılamaya çalıştık.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Roman Hakları Derneği olarak 2018 yılında başlattığımız Hayal Ev projesi; 2020 yılında sizden aldığımız desteğe kadar tamamen gönüllü yürüyen ve imkanları bir hayli sınırlı olan bir çalışmaydı. Sizden aldığımız destek sayesinde imkanlarımız oldukça genişledi ve iyileşti. Özellikle malzeme desteği ve koordinatör atamamız işimizi kolaylaştırdı, en önemlisi de görünürlüğümüzü arttırdı. T.C. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız görüşmeler sonucunda faaliyetlerimizi yürüttüğümüz Ankara kalesi içinde bir yer verilmesi konusunda anlaştık.  Bu verilecek yerin dış tadilatı tamamlandı.  Mayıs ayında iç düzenlemesinin de tamamlanıp bize teslim edilmesini bekliyoruz. Çocuk Fonu destekçilerine şu mesajı vermek isterim: Bu fon bize can suyu oldu! Bundan sonra yapacağımız çalışmaların önünü açtı. Bundan sonra yapacağımız daha güzel şeylere de vesile oldu. Bu desteği hiçbir zaman unutmayacağız.

ROMHAK 2022 yılında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyor?  Önümüzdeki dönemde öncelik     vereceğiniz çalışmalardan bahseder misiniz? 

Mayıs 2022 itibari ile T.C. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin derneğimize hibe ettiği mekâna geçiş yapacağız. Kale mahallesinde, Ankara Kalesi içinde bir alan tahsis edildi. Bu yeni alan çalışma yürüttüğümüz alanın geliştirmeye, birbirinden farklı gruplara yönelik oluşturulmuş etkinliklerin çeşitliliğinin arttırılmasına katkı sağlayacak. Aynı zamanda yeni alanımız, derneğimizin yürütmekte olduğu Hayal Ev projesi kapsamında çocuklarla olan faaliyetler için de çocuk dostu bir alan oluşturulmasında bizlere ortam hazırlıyor. 

Bu sürecin dışında alandaki çocukların refahı için çalışmalarımızı bütüncül bir çerçevede gerçekleştirmek istiyoruz. Bu doğrultuda; çocukların çevresi içinde değerlendirmeye tabi tutulması ve ilişki içinde olduğu gruplar ile çalışma gerçekleştirmesi amaçlanıyor. Çocuğun ailesi ve öğretmenleri ile olan ilişkilerini ele alarak aile üyelerine ve öğretmenlere farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları planlamaktayız. Aile üyeleri ile ilgili olarak; gençlere ve genç annelere öncelik tanınması gerektiği çeşitli koşullar sebebi ile kararlaştırılmıştır. 

Alanda daha etkili çalışmalar geliştirmek, düzenli gelişim ve sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için dönem içinde kamu kurum ve kuruluşları ile iletişimin arttırılması ve ilişkilerin güçlendirilmesi adına adımlar atılması da planlanmaktadır.

 

BoMoVu ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesini Konuştuk

By | Uncategorized

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu), bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştirip, uyguluyor. Dernek, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. Latro Kimya işbirliği ve mali desteği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile BoMoVu eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini daha fazla öğretmene ulaştırmak için çalışmalar yaptı. BoMoVu, proje kapsamında İstanbul, Konya, Ankara ve İzmir illerinden 15 öğretmene yönelik 3 günlük bir eğitmen eğitimi düzenledi. Eğitim katılımcısı öğretmenler, yaklaşık 66 öğretmene yönelik 4 farklı ırkçılık karşıtı pedagoji atölyesi düzenledi. BoMoVu proje sürecinde toplam 90 öğretmene ulaştı. Çocuk ve gençlerle ırkçılık karşıtı çalışmalar yaparken kullanılabilecek kaynak ve araçları çoğaltıp ulaşılabilir kılmak amacıyla “Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu”nu Türkçe’ye çevirdi. 

BoMoVu Proje Koordinatörü Samet Saygı ile yaptığımız röportajda ırkçılık kavramı ve Türkiye’de en sık karşılaşılan ırkçılık türleri, Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesi İzleme ve Değerlendirme Raporu, Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu ve proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Irkçılık kavramından ve türlerinden bahsedebilir misiniz? Türkiye’de en sık karşılaşılan ırkçılık örnekleri nelerdir? Sivil toplum kuruluşları ırkçılık, nefret söylemi ile mücadele gibi konular çerçevesinde ne tür çalışmalar yürütüyor? 

Irkçılıkla ilgili konuşulurken ırkçılığın ne olduğunu tanımlamadan önce ne olmadığı belirlemek  gerekir. Ayrıca, sosyal bilimlerdeki birçok kavram gibi tek ve yekpare bir tanım yapmak da kolay değildir. Sorun tam da ırkçılığın tanımını netleştirmekten ziyade ırkçılığı önemsizleştiren, kişisel ön yargılara indirgeyen, tarihsel ve toplumsal arka planını gizleyen tanımların yaygın olarak kullanılmasıdır. Mesela çok yaygın bir ırkçılık tanımı olarak sunulan “Irkçılık psikolojik bir hastalıktır.” ifadesi demin bahsettiğimiz birçok manipülasyonu içinde barındırmaktadır. Yine de ırkçılığı ana hatlarıyla ortaya koymak gerekirse tarih boyunca iktidar ilişkileri içerisinde kurulup iktidar lehine iş görmüş, ekonomik altyapıyla da sıkı sıkıya ilişkili, çoğunlukla kurumsal yapıların kurucu unsurlarından biri olmuş ve bu yapılarda varlığını çoğunlukla korumuş/sürdürmüş, zaman zaman kitlesel linçlere, zaman zaman da soykırımlara yol açan, farklı toplumlarda farklı görünümler alabilen bir dünya sorunudur. Irkçılık türleri ise toplumsal bağlamlarda farklı şekillerde  kategorilendirilip farklı şekillerde isimlendirilmektedir. Bu sebeple tüm dünya toplumları için geçerli bir kategorizasyon da mümkün değildir. Yine de tarihsel olarak ırkçılığı; Klasik/Biyolojik Irkçılık ve Yeni Irkçılık olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bu iki kategori akademi dünyasında kabul gören, bu konudaki asgari uzlaşıdır denilebilir. Biyolojik Irkçılık; kölecilik ve sömürgecilik tarihine kadar izi sürülebilen, 18. ve 19. yüzyılda yoğunlaşan “Bilimsel” ırk sınıflandırmalarıyla bilimselleştirilmeye çalışılmış ve insanlığın en büyük felaketlerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı’na sebep olmuş ve maalesef günümüzde de çeşitli şekillerde devam eden bir ırkçılık biçimidir. Yeni Irkçılık ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ırk kavramına yüklenen negatif anlamlar neticesinde toplumlar arasındaki tarihsel olarak kurulan hiyerarşileri devam ettirmek için merkezine kültür kavramını koyan bir ırkçılık biçimidir. Bu ırkçılık biçimi de çeşitli toplumlarda gündelik yaşam içerisinde birçok farklı biçim alabilmektedir. Bunlara: Renk-Körü ırkçılık, Sakınmacı Irkçılık, Meritokratik Irkçılık gibi ırkçılık biçimleri örnek gösterilebilir. Ne yazık ki Türkiye’de siyahlara yönelik yaygın sayılabilecek biyolojik ırkçılığa dayanan söylem ve pratikler bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye’de hemen tüm azınlıklara ve yabancılara yönelik kültürel ırkçılık başta olmak üzere Kurumsal Irkçılık gibi birçok ırkçılık biçimi yaygın olarak uygulanmaktadır.

STK’ların kıymetli çalışmaları var elbette. Hrant Dink Vakıf, İnsan Hakları Derneği gibi alanda çalışmalar yürüten STK’lar var. Türkiye’de ırkçılık karşıtı çalışmaların daha görünür olması için geniş dayanışma ağları kurulmalı, zamanla bunun da oluşacağını umuyoruz. 

Vakfımızdan aldığınız hibe desteği ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini yürüttünüz. Projenin amacından ve hibe sürecinde gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu proje, eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve bunun mağduru çocuklara destek mekanizmaları geliştirmeleri için öğretmenlerin kapasitesini geliştirmeyi hedefliyordu.  Büyük oranda da bu hedefimize ulaştık.

Proje kapsamında; Ekim ayının öğretmenlerimizle 3 günlük bir atölye gerçekleştirdik.  BoMoVu’dan eğitmenlerimizin yürüttüğü bu atölyeyi tamamlayan 12 öğretmenimiz ile Kasım ayında düzenlenen yaygınlaştırma atölyelerinde öğrendiklerini başka öğretmenlerle paylaştılar ve bu şekilde proje sürecinde toplam 90 öğretmenle bu atölyeleri gerçekleştirmiş olduk. Ayrıca bu süreçte akademisyen-araştırmacı Serkan Turgut ile bir Youtube canlı yayını ve söyleşi yaptık. 

Öğretmenlerin alanda daha fazla materyale ulaşması için bir internet site kurduk, sosyal medya paylaşımları ile proje ve faaliyetlerini duyurduk ve projenin ana teması hakkında bilgilendirmeler yaptık. Çocuklarla ve gençlerle ırkçılık karşıtı çalışmalar yaparken kullanılabilecek kaynak ve araçları çoğaltıp ulaşılabilir kılmak amacıyla STAR: Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu’nu Türkçe’ye çevirdik. 

Proje faaliyetleri kapsamında Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesi İzleme ve Değerlendirme Raporunu da yakın zamanda tamamladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve gerçekleştirilen faaliyetlerin sağladığı temel kazanımlardan bahsedebilir misiniz?

Proje süresince, İzleme ve Değerlendirme Uzmanımız projenin sıkı bir takipçisi ve izleyicisi oldu. Bu vesileyle kendisine de teşekkür ederiz. 

Raporda da detaylı bir şekilde ortaya konulduğu gibi öğretmen ve yaygınlaştırma atölyeleri ile belirlediğimiz tüm hedeflerimize ulaştık. Bu bağlamda öğretmen atölyeleri ile katılımcı öğretmenleri farklı ırkçılık biçimleri ve yansımaları ile ilgili olarak teorik açıdan güçlendirdik. Öğretmenleri ırkçılığa maruz kalan çocuklara nasıl yaklaşmaları gerektiği ve bu çocukları nasıl güçlendirecekleri ile ilgili bilgilendirdik. Aynı zamanda, ırkçı söylemler ve davranışlar üreten çocuklarda farkındalık ve değişim yaratabilecekleri pedagojik yaklaşımlar ve farklı etkinlik yöntemleri hakkında öğretmenleri bilgilendirerek bu alanda güçlenmelerini sağladık.

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi kapsamında düzenlediğimiz eğitimin yaygınlaştırma çalışmalarını da uygulayıcı öğretmenlerimiz ile beraber yürüttük. Böylece hem içerik hem onu aktarım becerileriyle ilgili olarak öğretmenlerin güçlenmeleri ve katılımcı öğretmenlerin eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimleri hakkında farkındalık kazanmaları amacıyla kurgulanan yaygınlaştırma atölyeleri de hedefine ulaştı. Projenin öğretmenler arasında bir ağ oluşturmak ve onların da çevrelerindeki öğretmenlere yönelik olarak yaygınlaştırma eğitimleri düzenlemelerini sağlamak hedefi de gerçekleşti. Bu hedef ile proje kapsamında yaygınlaştırma eğitimleri düzenleme sınırının ötesine geçilerek, proje sonunda bu alanda farklı çalışmalar yapmak konusunda motivasyonu yüksek bir öğretmen grubu oluşturuldu.

Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu’nu proje kapsamında Türkçe’ye kazandırdınız. Kılavuzun içeriğinden bahsedebilir misiniz? Çevirmiş olduğunuz kılavuzun ırkçılıkla mücadele alanında geliştirilen stratejilere nasıl bir katkısı olmasını ön görüyorsunuz? 

Irkçılık sürekli değişen ve kendisini farklı ideolojik zeminlerde var eden bir ayrımcılık türüdür. BoMoVu olarak, görünmez ırkçılığın  görünür olmasını sağlamak ve tekrarlamasını engellemek için çalışmalar yürütüyoruz. Proje kapsamında çevirisini yaptığımız kitabı belirlerken de bu çerçeveyi kendimize rehber ettik. 

‘’Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu’’ başlığı ile Türkçe’ye kazandırdığımız kaynağın amacı ırkçılığı görünür kılmak ve ırkçılığı adalet talebiyle karşı gelinebilir bir  hale getirmek. Gençler ile yapılan çalışmalara yönelik olan bu kaynak; başta öğretmenler ve sivil toplum çalışanları olmak üzere bu alanda çalışmalar yürüten herkesin elini güçlendirecek; görünmez/adı konulmayan ırkçılığın daha görünür ve konuşulabilir olmasını hedefliyoruz. Böylece, hem ırkçı yaklaşım ve  pratiklerin azalmasına hem de bu pratiklerin çocuklar üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerin hafiflemesine katkımız olabileceğini düşünüyoruz. 

Kılavuzun daha fazla kişiye ulaşması ve uygulanması  için sahada yeni atölyelerin düzenlenmesi gerekiyor. Projenin bundan sonraki dönemlerinde buna yönelik çalışmalar yapmak istiyoruz. 

Bu değerli kaynağı yaygınlaştırarak, Türkiye’de herkesin erişimine açmak bizim için çok önemliydi. Bu röportaj vesilesiyle bu  kaynağı geliştirmiş olan STAR ekibine ve proje destekçilerimiz olan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na (STDV) ve Latro Kimya’ya tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı? 

Hem derneğimiz hem de proje faydalanıcısı öğretmenlerimiz için çok verimli bir proje dönemi geçirdik. Bu süreçte, alanda üretilen çalışmaları yakından takip edip kapasitemizi geliştirdik.

Proje ile eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmayı ve bunun mağduru çocuklara destek mekanizmaları oluşturacak öğretmenlerin kapasitesini geliştirmeyi hedefledik.  Proje amacımıza ulaşabilememiz için  biz destekleyen STDV’ye ve Latro Kimya’yaçok teşekkür ederiz. 

 

Genç LGBTİ+ Derneği ile LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

İzmir’de faaliyet gösteren Genç Lezbiyen Gey Biseksüel Trans Interseks Gençlik Çalışmaları ve Dayanışma Derneği (Genç LGBTİ+ Derneği), LGBTİ+ gençlerin sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve LGBTİ+ gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan Genç LGBTİ+ Derneği, sağladığımız hibe desteği ile LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi projesini hayata geçiriyor. Proje kapsamında sosyal medya hesapları, e-posta ve danışmanlık hattı üzerinden 12 ay süreyle toplam 1.200 kişiye hukuksal, psikolojik, hizmetlere erişim, cinsiyet uyum süreci gibi konularda danışmanlık ve yönlendirme desteği sağlayacak.

Genç LGBTİ+ Derneği’nden Rıfat Can Yiğit ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin amacı ve yürüttüğü faaliyetler, LGBTİ+ gençlerin öne çıkan ihtiyaçları, 5.yılını kutlayan derneğin alan ile ilgili tecrübeleri, Destekle Değiştir etkinliği ve proje kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Genç LGBTİ+ Derneği’nin çalışmalarını önceki hibelerimizden tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Genç LGBTİ+’nin kuruluş amacından ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Genç LGBTİ+ Derneği, 2016 yılında, “LGBTİ+ gençler için LGBTİ+ gençler tarafından” mottosuyla, LGBTİ+ gençlerin sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve LGBTİ+ gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak amacıyla İzmir’de kuruldu. 

Barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişim hakkı için çalışmalar, gençlik hakkı, cinsel haklar, sosyal faaliyetler, hak savunuculuğu, nefret suçlarıyla mücadele ve akran desteği derneğin temel faaliyet alanlarını tanımlar.

Genç LGBTİ+ Derneği, gönüllülerden oluşan bir dernektir. LGBTİ+ gençler derneğin öncelikli çalışma alanını oluştursa da LGBTİ+ hareketi ilgilendiren konular da çalışma alanı içinde yer alır. Her yaş grubundan insanlar dernek çalışmalarında yer alabilir, dernek hizmetlerinden faydalanabilir.

Dernek, üyeleri, gönüllüleri, etkinlik katılımcıları gibi dernek ile temas edecek kişilerin ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, dini inanç, felsefi görüş, sağlık durumu, yaş ya da statüsü üzerinden ayrım yapmaz ve herkese eşitlikçi bir yaklaşım sergiler.

Genç LGBTİ+ Derneği olarak birden fazla kanal aracılığıyla LGBTİ+ gençlere danışmanlık hizmeti veriyorsunuz. Danışmanlık hizmeti verdiğiniz alanlar üzerinden karşılaştığınız talepleri de göz önüne aldığınızda LGBTİ+ gençlerin öne çıkan ihtiyaçları hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu alanlarda danışmanlık hizmeti sağlamak neden önemli?

Dernek, hukuki danışmanlık, psikososyal destek danışmanlığı, akademik danışmanlık, uzman yönlendirmesi ve akran danışmanlığı desteği sağlamaktadır. Yüz yüze, çevrimiçi, sosyal medya yoluyla ve danışma hattı aracılığı ile danışanlara hizmet verilmektedir. 

Danışmanlık hizmetimiz; dernek ve dernek etkinlikleri hakkında bilgi alma, temel kavramlar hakkında bilgi alma, açılma, aile içi şiddet, nefret suçu ve nefret söylemine dair hak temelli talepler, mülteci ve sığınmacıların hak ve sorunları, diğer LGBTİ+ derneklerinin hizmetleri, akademik danışmanlık, cinsel sağlık, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair genel bilgi alma, translara dair süreçler, psikososyal destek danışmanlığı, kondom hizmetine erişim, yurtdışında yaşam, taciz/ifşa süreçleri hakkında bilgi alma, sosyalleşme, dayanışma, yayın talebi, örgütlenme hakkı, eğitim hakkı, taşıyıcı annelik, LGBTİ+ dostu mekanlar ve güzellik merkezleri, askerlikten muafiyet süreci, barınma ve istihdam, hukuki danışmanlık, sosyal yardımlar gibi konulardan oluşmaktadır. LGBTİ+ olduğu için ayrımcılığa uğrayan, doğru bilgiye erişemeyen, haksızlığa maruz bırakılan, yalnız hisseden gençlerin ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyetlerimizi yürütmekteyiz. Hukuki danışmanlık hizmeti ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden doğan hak temelli taleplere yönelik hukuki danışmanlık vermekteyiz. Gönüllü avukat ağımızla verdiğimiz danışmanlık kapsamında doğrudan bir avukatlık hizmetimiz bulunmuyor. Daha çok hukuki olarak kapasite güçlendirmeyi ve bilgi edinmeyi sağlayan bir danışmanlık hizmetidir. Hukuk alan danışmanlıkları hak ihlali yaşayan, yaşama ihtimali olan LGBTİ+’lar için doğru ve eşit bir imkan yaratılması için önemlidir. Eşit haklara erişim konusunda LGBTİ+’ları desteklemek amaçlanmaktadır. Akran danışmanlığı, akranların birbirlerinin ihtiyaç duyduğu konularda danıştığı, daha rahat ve özgür hissettiği alanlar yaratmayı hedeflemektir. Psikososyal destek danışmanlığı, kendini LGBTİ+ olarak tanımlayan herkesin cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi, cinsel yönelim ve psikolojik sağlıkla ilişkili alanlarda ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakılmadan psikolojik desteğe erişebilmesini amaçlamaktadır. LGBTİ+’ların ruhsal sağlıklarına ve iyilik hallerine destek olmayı amaçlar. Direkt olarak bir terapi şeklinde gerçekleşmemektedir. Ön görüşmeler sonrası, danışan için uygun uzmana yönlendirme yapılmaktadır. Bu yönlendirmeler için uzman ağımız vardır ve bu ağı geliştirmek temel hedefimizdir.

Genç LGBTİ+ yakın zamanda 5.yaşını kutladı. Aradan geçen 5 yılı değerlendirdiğinizde, çalışma alanınızda karşılaştığınız koşullar ve derneğin yaşadığı değişime dair öne çıkan noktalardan bahsedebilir misiniz?

Öncelikle, gönüllüleriyle birlikte örgütlenen bir dernek olduğumuzu söyleyebilirim. Örgütlenme gücünü tabandan alan bir derneğiz. Kurulduğumuz günden bugüne gönüllü grubu ve ofis personeli kapasitemizin artması, verdiğimiz hizmetlerin kapsamının da genişlemesini ve organizasyon çeşitliliğimizin artmasını sağlamıştır. Dernek ofisimizde bulunan kütüphanedeki yayın sayısı ve çeşitliliği de günden güne artış gösteriyor. Aynı zamanda Genç LGBTİ+ Derneği olarak çıkardığımız yayınlarımızla kendi arşivimizi de LGBTİ+ hareketinin arşivini de günden güne güçlendiriyoruz. Her ne kadar LGBTİ+ savunuculuğu yaparken hedef göstermelerle, türlü baskılarla karşılaşsak da kurumsal işbirliklerimizi arttırdığımızı da eklemeliyiz. İzmir’deki hak temelli çeşitli sivil toplum örgütleriyle ilişkilerimizi her geçen gün daha da güçlendirdiğimizi söyleyebiliriz.   

Genç LGBTİ+ Derneği, 30 Kasım 2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alan STK’lar arasındaydı. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize katkılarını bizimle paylaşır mısınız?

Hazırlık aşamasından etkinlik gününe kadar geçen süreç bizim için oldukça heyecanlıydı. Çalışmalarımızı bağışçılara anlatmak için gerçekleşen toplantılarda Sivil toplum için Destek Vakfı (STDV) ekibi hem oldukça destekleyici bir tavır içerisindeydi hem de heyecanımıza ortak oldu. Bağışçılarla buluşup danışmanlık hizmetlerimizi anlatmak, LGBTİ+ gençlerin ihtiyaçlarını görünür kılacak bir alan bulmak ve bağışçılara kurumumuzu tanıtmak bu süreçte en önemsediğimiz konuydu. Daha önce bireysel bağışçılara yönelik bir deneyimimiz olmamıştı. Bu açıdan da bizim için heyecanımızı artıran bir süreç oldu. Etkinlik günü katılımcı sayısını görmek ve etkinlik sonucunda toplanan miktarın hedeflediğimizin üstünde olması bizi çok mutlu etti. Bu vesileyle hem destekleri için STDV ekibine hem de Destekle Değiştir etkinliğine katılan tüm destekçilere bir kez daha teşekkür ederiz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğin danışmanlık hizmetinin sürekliliğinin sağlanması ve kapsamının genişletilmesi temel planlarımızdan birisi. Daha fazla kişinin danışmanlık hizmetine erişmesini sağlamayı hedefliyoruz. En sık kullanılan danışmanlık kanalı olan sosyal medya üzerinden, genç LGBTİ+’lara daha kolay ulaşmayı, danışmanlık hizmetlerimizinden ücretsiz olarak faydalanabileceklerini duyurmayı amaçlıyoruz. 

 

Ravandalı Kadınlar Derneği ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Kilis’de faaliyet gösteren Ravandalı Kadınlar Derneği, kadın emeğinin değerlendirilmesi ve kadınların sosyal yönden güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek, Ravandalı kadınların ürettikleri ürünleri derneğin internet sitesindeki çevrimiçi satış portalı ve farklı platformlar üzerinden satışa sunuluyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız Ravandalı Kadınlar Derneği hibe kapsamında, yarı zamanlı sosyal medya uzmanı ve tam zamanlı pazarlama uzmanı istihdam etti. 

Ravandalı Kadınlar Derneği Başkanı Emel Yılmaz ile yaptığımız röportajda; ekonomik olarak özgürleşen kadınların yaşadığı dönüşüm, satış gelirlerini arttırmak için yürüttükleri aktiviteler, 2022 planları ve hibe sürecinde yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Ravandalı Kadınlar Derneği ürün satışları ve diğer çalışmaları ile kadınların güçlenmesine katkı sağlıyor. Etkinliklerinize katılan ve ürün satışı yapan kadınların hayatı bu çalışmalardan nasıl etkilendi? Kadınlar bu süreçte nasıl bir dönüşüm yaşadı?

Bizim bu yörede belirli dönemlerde kazanç elde edilir. Erkekler bu kazancı ya zeytin hasadından ya da bahçeden, bağdan elde eder. Fakat bu kazanç kadınlarla paylaşılmaz, paylaşılsa bile bu sadece evin ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir. Ravandalı Kadınlar Derneği olarak kırsalda yaşayan kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanabilmesine ve ihtiyaçlarını giderebilmesine destek oluyoruz. Ürettiğimiz ürünleri çeşitli platformlar ve internet sitemiz üzerinden satıyoruz. Böylece kadınlar kendilerinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Kadınlarımız her geçen gün daha da güçleniyor ve güçlendikçe daha da mutlu oluyor. Bu da bizim mutlu olmamızı sağlıyor. 

Ravandalı Kadınlar Derneği geliştirdiği işbirlikleri ve internet üzerinden yaptığı satışlarla gelir elde ediyor. Daha fazla kişiye ulaşmak ve satışlarınızı artırmak için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Satışlarımızı arttırmak ve daha fazla kişiye ulaşmak için sosyal medyayı bir araç olarak görüyoruz. Bu doğrultuda, hazırladığımız sosyal medya stratejisi ile uyumlu olarak var olduğumuz platformlarda iletişim çalışmaları yürütüyoruz. Örneğin, Instagram üzerinden ürünlerimizi tanıttığımız bir seri düzenledik. Benzer şekilde ürettiğimiz ürünlerin faydalarının, yapım aşamalarının görsellerle desteklendiği içerikler hazırlıyoruz. Bir diğer örnek “#RavandalıKadınlarDerneğinden tariflerde bugün” başlığı altında verdiğimiz yemek tarifleri serisidir. Buradaki amacımız internet sitemizde yer alan ürünlere referans vererek hem satışlarımızı hem de sosyal medya platformları üzerindeki etkileşim oranımızı arttırmaktır. 

Pazarlama uzman’nın istihdam edilmesi ile beraber Trendyol, Hepsiburada gibi çevrimiçi platformlar üzerinden de satış yapmaya başladık. Aynı zamanda, şehirde önemli bir pazar alanı olan Olea Otel ile görüşmeler yaparak dernek ürünlerinin satışı için anlaşma yaptık. 

 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde Vakfımızdan aldığınız hibe desteği ile derneğinizin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız? Hibe desteğimizle yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Sosyal medya platformlarını daha etkin kullanmak ve derneğimizin bu platformlardaki görünürlüğünü arttırmak için çalışmalar yaptık. Bu doğrultuda, yarı zamanlı Sosyal Medya Uzmanı istihdam ettik. İstihdam ettiğimiz sosyal medya uzmanı hali hazırda dernek üyemiz olan 4 kadına sosyal medyayı etkin kullanma, marka bilinirliğini arttırma, sosyal medya istatistiklerini okuma, dijital pazarlama, Canva kullanımı gibi konular çerçevesinde 9 eğitim düzenledi. Aynı zamanda sosyal medya uzmanımızla beraber geliştirdiğimiz dijital iletişim stratejisi ve yürüttüğümüz çalışmalar satışlarımızın artmasını ve derneğimizin daha bilinir olmasını sağladı. 

Hibe kapsamında ayrıca tam zamanlı bir saha destek ve lojistik personeli (Pazarlama uzmanı) istihdam ettik. Bu kapsamda işe alınan personel altı ay boyunca köyler arası iletişim, dernek üyelerinin ihtiyaçları, dernek aracı ile ürünlerin köyler arasında taşınması ve kargolama süreçlerinin takibi, yerelde Olea Otel ile ortaklık görüşmesinin yürütülmesi, Yılbaşı Paketi sürecindeki bütün saha lojistiği gibi kritik görevleri üstlendi. 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında aldığınız bu desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Hibe desteği kapsamında istihdam ettiğimiz sosyal medya uzmanı ve pazarlama uzmanı sayesinde köyler arasında ve şehirle olan bağlantılarda yaşadığımız zorlukların üstesinden gelebildik. Aynı zamanda, operasyonel süreçlerimizi, yerel ve çevrimiçi pazarlama yöntemlerimizi yeniden kurgulayabildik. Ürünlerimizi Trendyol, HepsiBurada ve Good4Trust gibi çevrimiçi alışveriş siteleri üzerinden ürünlerimizi satmaya başladık. Öte yandan, sosyal medya platformları üzerinden yaptığımız düzenli paylaşımlar sayesinde sipariş sayılarımızda artış yaşadık. Satışlarda yaşanan artış kırsalda yaşayan biz kadınların maddi ve manevi güçlenmesini sağladı. Kendimiz, çocuklarımız ve ailelerimiz için daha iyi bir hayat kurma fikri ile çıktığımız bu yolda bize destek olduğunuz için çok teşekkür ederiz. 

Ravandalı Kadınlar Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Her geçen yıl hedeflerimiz daha da büyüyor. 2022 yılında daha fazla kadına ve çocuğa destek olmak istiyoruz. Özellikle kırsalda yaşayan kadınların maddi ve manevi olarak güçlenmesi için çeşitli faaliyetler yürütmeyi planlıyoruz.  Aynı zamanda, 2021 yılında yakaladığımız büyüme ivmesini 2022 yılında da devam ettirmeyi amaçlıyoruz. 2021 yılı bizim için Türkiye’deki satış ağımızı genişlettiğimiz ve güçlendirdiğimiz bir yıl oldu. 2022 yılında da aynı şekilde satış ağımızı büyütmek ve ürünlerimizi yurt dışına da satışa sunmak istiyoruz.

 

Kadın Balıkçılar Derneği ile Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Kadın Balıkçılar Derneği (KBD), denizlerin ekolojik dengesinin sürdürülmesini sağlamak, denizlerden ve deniz ürünlerinden sağlıklı ve etkin biçimde faydalanmak ve deniz ekosistemin kullanıcılarından biri olan kadın balıkçıların toplumsal, ekonomik ve mesleki olarak güçlenerek karar alma süreçlerinde yer almasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Kadın Balıkçılar Derneği, Mavi İşler Dijital Dönüşüm projesi kapsamında kurumsal kapasitesini arttırmak ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalarını yürüttü. KBD hibe kapsamında, aynı zamanda, dijital altyapısını güçlendirerek bilgisayar destekli gıda güvenlik uygulamalarını ve Mavi Pazaryeri e-ticaret platformunu hayata geçirdi.

Kadın Balıkçılar Derneği Mavi İşler Dijital Dönüşüm Proje Sorumlusu Aslı Olgunlar, Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Kübra Ceviz Sanalan ve Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Huriye Göncüoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; sualtı ekosistemini korumak ve sürdürülebilir balıkçılığı sağlamak amacıyla alınması gereken tedbirler, Mavi Büyüme ve Mavi Ekonomi kavramları, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Akdeniz Genel Balıkçılık Konseyi General Fisheries Commission for the Mediterranean – GFCM)’nin 2021 verisine göre Akdeniz balıkçılığının yıllık ekonomik değeri 8.8 milyar ABD doları. Böylesi büyük bir sektörde sualtı ekosistemini korumak ve sürdürülebilir balıkçılığı sağlamak amacıyla ne tür tedbirler alınması gerekiyor?

Sürdürülebilir denizler ve balıkçılık hem yerel hem de küresel anlamda bazı ciddi sorunlar yaşıyor ve zor zamanlar geçiriyor. Hem denizel kaynakların ve balıkçılık sektörünün sürdürülebilirliğini sağlayabilmek hem de denizlerin sağlığı için sürdürülebilirliği devam ettirebilmek için teşvik edici tedbirlere, politikalara ve uygulamalara ihtiyacımız var.  Türkiye’deki belli başlı sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Denizel Kaynakların ve Çeşitliliğin Azalması ile Mücadele

  • Çevre Kirliliği: Kıyı yerleşim yerlerindeki kontrolsüz nüfus artışı, denetimsiz ve bilinçsizce yapılan çevre planlama ve atık yönetimleri evsel ve endüstriyel çevre kirliliğinin artmasına neden olarak günümüz ve gelecek nesillerin deniz kaynaklarını ciddi şekilde tehdit ediyor.
  • Küresel Isınma/İklim Değişikliği: Aşırı endüstriyel büyüme ve sanayilerin kontrolsüzce atmosfere saldıkları gazların neden olduğu düşünülen sera etkisi dünyada kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasına ve iklimlerin değişmesine sebep oluyor. Bu kısa dönemde kontrol edilemeyen iklim değişiklikleri denizleri ve dolayısıyla deniz canlılarını ciddi şekilde olumsuz etkiliyor.
  • Ekolojik Dengenin Bozulması: Çevre kirliliği, küresel ısınma, yanlış avlanma gibi denizlerin aldığı tüm olumsuz etkiler dünya üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için gerekli olan doğal şartların bozulmasına neden oluyor. Bu durum, denizlerdeki yaşamın azalmasına ve hatta bölgesel olarak bitmesine sebep oluyor.
  • İstilacı Balık Türlerinde Artış: Deniz ve iç sulara çeşitli yollarla ulaşarak buradaki türlerin besin kaynaklarını ve habitatını olumsuz etkileyen bazı istilacı türler Türkiye’de son yıllarda gözlenen önemli bir problem.

2) Yasadışı, Kayıtdışı ve Kuraldışı (YKK) Balıkçılık ile Mücadele

  • Yasa Dışı Avcılık: Yer, zaman ve tür yasaklarına uyulmaması, kaçak trol avcılığının ve/veya hedef dışı türlerin avcılığının yapılması, hayalet avcılık ve denizlerin dip bölgesinin tahribatı gibi sınırsızca ve bilinçsizce yapılan yasa dışı deniz avcılığı balıkçılık sektörünün kanayan yarası olmaya devam ediyor. YKK balıkçılığın artması, denizlerimizin kısa vadede iyileşemeyecek zararlar görmesine neden oluyor. Ayrıca, onca emekle ve alın teriyle çalışan, vergi yükümlülüklerini yerine getiren balıkçılarımızın haksız rekabete maruz kalmasına sebep olup mesleki sürdürülebilirliklerini tehdit ediyor.
  • Aşırı Avlanma ve Avcılık Sonrası Balık İsrafı: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü‘ne göre 2010 ve 2014 yılları arasında küresel deniz balıkçılığından kaynaklanan yıllık ıskarta miktarı av miktarının %10,8’ini oluşturuyor. Türkiye ve çevresindeki denizlerde yapılan çalışmalara göre bu kayıplar %6 ila %45 arasında gerçekleşiyor.
  • Endüstriyel Balıkçılığın Aşırı Büyümesi: Aşırı kapasiteli endüstriyel balıkçılık filoları, hem denizlerimizdeki doğal kaynaklar üzerinde büyük baskı oluşturuyor hem de küçük ölçekli balıkçılık yapan geleneksel balıkçının mesleki ve finansal sürdürülebilirliğini zorluyor. Küçük ölçekli balıkçılık Türkiye’de balıkçılığın yaklaşık %90’ını oluşturmakta. Öte yandan, tutulan balığın sadece %10’u küçük ölçekli balıkçılar tarafından avlanıyor. Bu durum, küçük ölçekli balıkçının gelir düzeyinin az olmasına sebep olup sosyo-ekonomik durumlarını zayıflatıyor.
  • Amatör Balıkçıların Yasal Olmadığı Halde Tuttuğu Balığı Satması: Amatör balıkçıların, avladıkları miktar resmi rakamlara dahil edilmese de ticari balıkçılık üzerinde önemli bir av baskısı oluşturduğu düşünülüyor.
  • Yasa Dışı Zıpkınlı Balık Ticareti: Kıyı şeridinde zıpkın avcılığının balık yuvalarına zarar vermesi, zıpkın avcılığının gece ve tüple yapılması, ekonomik değeri yüksek olduğu için belirli balıklara odaklanılması bir bölgedeki demersal balık stoklarını birkaç günde çökertebilecek olumsuz ekosistemsel sonuçlara neden olabiliyor.

3) Sosyal, Kültürel ve Rekabet Koşullarının Yetersizliği

  • Türkiye’de Balık Tüketim Alışkanlıkları: Avlanan balıkların %31,7’lik kısmı taze olarak, geri kalan % 59,3’lük kısmı ise işlenmiş olarak tüketiliyor. Ancak Türkiye’de üretilen balığın %86,2’lik kısmı taze olarak tüketiliyor. İşlenmiş balıkların (dondurma, kurutma, tuzlanma, konserveleme ve tütsüleme, vb.) miktarı ise sadece %13,8 civarında. Türkiye’de balık tüketim alışkanlıklarının, sadece taze ve belirli av dönemlerinde tüketilmesi, avlanan balığın verimli tüketimini engellediği gibi, mevsimselliğe ve fiyat dalgalanmalarına neden oluyor. Avcılığın bol olduğu dönemlerde fiyatlar düşerken, avcılık azaldığında ise fiyatlar yükseliyor. Fiyatların aşırı düşmesi balıkçının kazancını, aşırı yükselmesi ise balık tüketimini olumsuz etkiliyor.
  • İşlenmiş Balık Kültürünün Azlığı: Teknolojinin ve yatırımların yetersiz olması nedeniyle; Türkiye’de balık işleme ve muhafaza etme yöntemlerinin uygulanmasında sorunlar bulunuyor. Örneğin; satılamayan veya ekonomik değeri düşük olduğu için avlanan balıklar çöpe atılarak israf ediliyor. Hal böyleyken, işlenmiş ürün yelpazesinin genişletilmesi, katma değeri yüksek ürünler üretilmesi ve pazarlaması konularında araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılması önem kazanıyor.
  • Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkiye’de aile balıkçılığının temelini kadınlar oluşturuyor. Ancak toplumumuzda, gerek balıkçılığın erkek mesleği olarak görülmesi gerekse kadının aile ve yurt ekonomisinde geri planda tutulması nedeniyle kadın balıkçılar ve balıkçılık sektöründeki kadınlar sosyal ve ekonomik anlamda zayıflatılıyor. Ayrıca, geçimini denizden sağlayan kadınların varlıkları ve kararları cinsiyet ayrımcılığı yüzünden sektörün politikalarına yansımıyor. Bu eşitsizliğin durdurulması, kadın haklarının gözetilmesi ve korunması hem Türkiye’deki kadınlara hem de ülke ekonomisine önemli derecede katma değer sağlayacaktır.
  • Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sosyo-ekonomik Düşüşü: Yukarıda belirttiğimiz tüm bu sebeplerden ötürü, tükenmekte olan denizlerimizdeki balık stokları ve sektördeki adil olmayan rekabet koşulları hem geleneksel küçük ölçekli balıkçının hem de geçimini balıkçılık sektöründen elde eden küçük esnafın üretkenliğine, verimliliğine, geliri ve mesleki sürdürülebilirliğine ciddi anlamda zarar veriyor.
  • Eğitimsizlik: Bilinçsizce ve farkında olmadan; kullanılan ve tüketilen denizel kaynaklar, yıpratılan ve kirletilen denizler küresel anlamda insanın yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Bu sebepten, denizlerin biyolojik dengesinin ve çeşitliliğinin sürdürülmesi amacıyla denizlerden ve deniz ürünlerinden sağlıklı ve elverişli bir biçimde faydalanmayı, adil, bilinçli, sağduyulu ve sürdürülebilir balık avcılığı ve tüketimi konusunda hem bireysel hem de kurumsal eğitimler gerçekleştirilerek, bireylerin farkındalıklarının arttırılması gerekiyor.

4) Devlet ve Örgüt Desteklerinin Yetersizliği

  • Tedbir, Denetim ve Mevzuat Yetersizlikleri: Yukarıda belirttiğimiz sorunlar ile ilgili olarak tedbirler ve denetimin arttırılması, gerekli alanlarda mevzuat eklemeleri ve/veya değişikliklerinin yapılması gerekiyor.
  • Yetersiz Örgütlenme ve Organizasyon: Yukarıda belirttiğimiz sorunların çözümlenmesi, denizlerinizin ve deniz canlılığının korunması için gerekli önlemlerin belirlenmesi, birey ve kurumların bilinçlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınıp uygulanması konularında balıkçılık sektöründe çalışan tüm insanların örgütlenmesi ve organize bir şekilde çalışması gerekiyor.

Son dönemlerde sıklıkla duyduğumuz Mavi Büyüme ve Mavi Ekonomi kavramları arasındaki fark nedir? Bu kavramların öneminden ve uygulanması için ulusal düzeyde yürütülen çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Kısaca ‘Mavi Büyüme’ bir strateji ve hedef; “Mavi Ekonomi” ise bu hedefin gerçekleştirilmesine olanak sağlayan bir kavram ve araçdiyebiliriz. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Avrupa Birliği’nin Sıfır Emisyon Stratejisi (Temiz Enerji) ve ekonomi hedefleri denizlerdeki tahribatın artması ile kalkınma ve doğa arasındaki dengenin kurulmasına odaklanıyor. Günümüzde balık stoklarının azalması, okyanusların hala asidik olması, deniz seviyesinin yükselmesi, deniz ürünlerinin toksitisesinin artması aynı zamanda ekonomik bir sorun. Özellikle denizel sektörlere bağımlı yaşayanları yoksullaştırıyor ve denizel kaynaklı gıdanın azalmasına yol açıyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar mavi ekonomi konusunu daha ciddiye alan çalışmalar yapmaya başladı.

Eylül 2012’de Brüksel’de Avrupa Komisyonu ‘Deniz ve Denizcilik Sektörleri için Sürdürülebilir Büyüme’ hakkında bir basın bülteni yayımlayarak Mavi Büyüme stratejisini ortaya attı: Mavi Büyüme, bir bütün olarak denizcilik ve denizcilik sektörlerinde sürdürülebilir büyümeyi desteklemek için uzun vadeli bir stratejidir. ‘Mavi Ekonomi’ kabaca 5,4 milyon işi temsil ediyor ve yalnızca Avrupa bölgesinde yılda yaklaşık 500 milyar Avro’luk brüt katma değer üretiyor. Strateji; kısmen Gunter Pauli’nin Mavi Ekonomi kavramına atıfta bulunularak benimsenmiştir. Mavi büyüme stratejisi, her ülke için gıda ve enerji güvenliğinin sağlandığı, aynı zamanda denizde veya denizde çalışmak isteyenler için sürdürülebilir işlerin olduğu sürdürülebilir bir gelecek için denizel ekonomiyi büyütmeye yönelik hedefler ortaya koyar. Dolayısıyla, aslında “mavi” suyu, “büyüme” ise ekonomiyi ifade eder. Mavi Büyüme, döngüsel ekonominin bir parçasıdır da diyebiliriz. Sadece balıkçılık sektörü için değil aynı zamanda denizel taşımacılık, kıyı turizmi, okyanus enerjisi, denizel araştırmaları da kapsar.

Kadın Balıkçılar Derneği olarak bu kavramların ve politikaların ülkemizde tanıtımı ve balıkçılık sektöründeki uygulamaların yaygınlaştırılması amacıyla çalışıyoruz. Mavi İşler Dijital Dönüşüm projemizin yanı sıra, bu kapsamda bugüne kadar yaptığımız çalışmalarımızı kısaca şöyle özetleyebiliriz;

  • Küçük ölçekli aile balıkçılarını desteklemek üzere mesleki sorunlarına yönelik güçlendirme ve farkındalık çalışmaları,
  • Balıkçılık sektöründe Mavi Büyüme için olmazsa olmaz olan cinsiyet eşitliği politikalarına yönelik savunuculuk faaliyetleri,
  • İlk projemiz olan “Mavi Gezegen Mavi İşler” projesi ile avcılık sonrası balık israfı ile ilgili farkındalığı arttırmak ve ülkemizde bu israfı azaltmak amacıyla balıkçılıkta ıskartaya çıkan balığın geleneksel yöntemlerle işlenmesi ve konservelenerek ekonomiye geri kazandırılması için faaliyetler yürüttük.

Ayrıca, Türkiye’de yine Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün desteklediği Pesca Turizm (balık sezonu dışında küçük ölçekli balıkçıların denizden gelir elde etmesini sağlayan turizm) ve deniz enerjisi yatırımları (uygulamaları), İzmir Kalkınma Ajansı’nın deniz teknolojisi projeleri takip edebildiğimiz mavi ekonomi çalışmalarıdır.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Kadın Balıkçılar Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mavi İşler Dijital Dönüşüm (MİDD) projemiz ile kurumsal verimliliğimizi ve sürdürülebilirliğimizi arttırmak üzere çalışmalar yaptık. Bu kapsamda kısaca faaliyetlerimizi şu şekilde sıralayabiliriz.

Derneğimiz bünyesinde;

  1. Bir dernek iktisadi işletmesi
  2. Fonzip ve PAYTR işbirliği ile bir dijital bağış sistemi,
  3. Kurduğumuz e-ticaret platformu (Mavi Pazaryeri) ile yeni kurulmuş ve kaynakları kısıtlı bir dernek olarak kurumsal kaynaklarımızı dijitalde arttırma çalışmaları gerçekleştirdik.

Ayrıca;

  • Yazılım ve donanım ihtiyaçlarımız belirlendi ve envanter listeleri oluşturuldu.
  • Yazılım ve donanım ihtiyaçlarımız doğrultusunda sivil toplum kuruluşları (STK) için var olan fırsatlar araştırıldı ve gerekli olanlar tespit edilerek yararlanıldı.
  • Proje ve görev yönetimi, ödeme ve bağış toplama sistemi temin edildi ve kullanılmaya başlandı.
  • Kurumun dijital güvenliği arttırma çalışmaları yapıldı.
  • Habitat Derneği ile gerçekleştirilen işbirliği sonucunda kadın balıkçılara yönelik dijital becerileri geliştirecek dijital okuryazarlık eğitimi gerçekleştirildi.
  • Ekip içi iletişimde kullanılan araçların verimliliği arttırıldı.
  • Paydaşlarla iletişimi güçlendirmek için gerekli altyapı iyileştirilmesi yapıldı.
  • İnternet sitemize içerik üretilerek güncel tutulmaya devam edildi.
  • Dijital mecralarda içerik paylaşabilmek için kurumun dijital üretim kapasitesi güçlendirildi.
  • Dijital olarak kullanılabilecek kaynak geliştirme araç ve platformları hakkında bilgi edinildi. Derneğimizin ihtiyacını karşılayabilecek araç ve platformları belirlenip yapımıza entegre edildi.
  • Derneğimizdeki tüm veriler düzenlenerek yedeklendi ve güvence altına alındı. Veri yönetiminin planlaması yapıldı.
  • Veri yönetimi ve bu konuyla ilgili yasal süreçleri (Kişisel Verileri Koruma Kanunu- KVKK) hakkında geliştirme çalışmaları yapıldı.

Kısaca, derneğimizin dijital altyapı kapasitesinin arttırılması için de gerekli yazılım, donanım, güvenlik, insan kaynağı, iletişim, arşivleme, marka, veri ve kaynak yönetimi gibi konular üzerinde iyileştirme çalışmaları yaptık.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Denizlerin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve denizel sektörlerde çalışan kadınların güçlendirilmesi amacıyla çalışmalarını yürüten yeni kurulmuşbir dernek olarak; pandemi koşullarına rağmen, dijitalde çalışmalarımıza devam edebilmiş üstüne üslük kurumsal kapasitemizi önemli ölçüde iyileştirerek derneğimizin sürdürülebilirliği için önemli bir sıçrama elde edebildik.

Dijital araçlara bakış açımız olumsuzdan olumluya bir dönüş yaşadı. Aynı zamanda, dijital araçları kullanımına çok daha hızlı adapte olabildik. Bünyemize kattığımız bu dijital araçlar sayesinde faaliyetlerimizi hızlandırarak daha güvenli ve verimli çalışmaların altyapısını da oluşturmuş olduk. Ayrıca, dijital ortamda sürdürülebilir kaynak geliştirme altyapıları edinerek derneğimizin sürdürebilirliği konusunda kısa bir dönem içinde büyük yol katettik.

Kadın Balıkçılar Derneği olarak, çalışmalarımız ülkemizin tümünü kapsıyor. Üyeler, çalışanlar, işbirlikçiler, destekçiler, gönüllülerimiz ve hedef kitlemiz bağlamında Türkiye’nin birçok ilinde yer alıyoruz. Bu sebepten, bir araya gelmek ve iletişim halinde kalmak faaliyetlerimizin devamlılığı ve verimi açısından çok önemli. Pandemi ile beraber bir araya gelmek neredeyse imkânsız hale gelmişti. Ancak, MİDD projemiz kapsamında yürüttüğümüz  çalışmalarımız sayesinde, bu büyük engeli büyük ölçüde aştığımızı söyleyebiliriz. Pandemi süresince, dijital araçları kullanarak (sosyal medya iletişimi, Zoom toplantıları ve etkinlikleri, Slack ve WhatSapp iletişimi, internet sitesi, vb.) faaliyetlerimize verimli bir şekilde devam edebilmenin mutluluğu içindeyiz. Ek olarak, bu süreçte dijitalde aktif olmanın etki alanımızı daha da genişlettiğini, ekip çalışmalarımızın verimini daha da arttırdığını ve kaynaklarımızın daha hızlı çoğaldığını gördük. Bu sebepten, pandemi sonrasında da dijital faaliyetlerimizi sürdürmeye ve geliştirmeye devam edeceğiz.

Son olarak; Fon kapsamında uygulanan Kapasite Gelişim Bileşeni faaliyetleri çerçevesinde aldığımız atölyeler, eğitimler ve mentörlük destekleri kapasite gelişim sürecimizi  kolaylaştırıp hızlandırdı. Aynı zamanda, kıymetli bilgi aktarımlarından da çok fazla faydalandığımızı önemle belirtmek isteriz. Sizinle çalışmak büyük zevkti!

Kadın Balıkçılar Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Yukarıda belirttiğimiz kurumsal öğrenimlerimizle beraber dijital çağa ayak uydurmayı ve MİDD projemizi bir programa dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu program kapsamında kısa ve orta vadede hedeflerimiz;

  • E-ticaret platformumuzu pazaryerleri, üreticiler ve ürünler kapsamında genişletmek,
  • Dijital eğitimler, atölyeler, seminerler, toplantılar ve etkinlikler gerçekleştirmek,
  • E-bağış sistemimizi genişleterek, aktif e-bağış kampanyaları yürütmek,
  • E-kitap, e-dergi gibi dijital yayınlarımızı çoğaltmak,
  • İnternet sitemizi güncel tutmak ve mavi ekonomi, mavi büyüme ve mavi sürdürülebilirlik için bir e-kütüphane oluşturmak,
  • Dijital altyapı çalışmalarımıza devam etmek (e-imza, e-muhasebe, KEP, vb.).