All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Turquoise Coast Environment Fund- Turkey’in 2024 Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Turquoise Coast Environment Fund

The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) hibe programı, kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerinde; doğa, biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını finansal olarak desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonda hayata geçiriliyor. Fonun bu döneminde Doğu Akdeniz Araştırma Derneği’ne, Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı’na, Sucul Yaşam Derneği’ne ve Yolda Derneği’ne toplam 1.786.000 TL hibe desteği sağlayacağız. 

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Doğu Akdeniz Araştırma Derneği, (Yangın ve İklime Dirençli Adalar: Bozcaada ve Gökçeada Projesi, 441.000 TL), Antalya
Doğu Akdeniz Araştırma Derneği, biyolojik çeşitliliğin korunması, ekolojik sorunlara çözümler geliştirilmesi ve ekolojik ilkelerle şekillenmiş yaşamın yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Hibe desteğimizle Yangın ve İklim Dirençli Adalar: Bozcaada ve Gökçeada projesini hayata geçirecek olan dernek; proje kapsamında Bozcaada ve Gökçeada’da bitki ve vejetasyon yapıları sınıflandırıp, haritalandıracak. Aynı zamanda bu yapıların iklim krizi ve yangınlara karşı kapasitesini belirleyerek, adaların ekosistemlerinin korunması ve restorasyonu için doğa temelli çözüm önerileri geliştirecek. 

Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), (Deniz ve Kıyıların Korunması Konusunda Kilit Paydaşların Hukuki  Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi, 450.000 TL), İzmir
HUDOTO doğa, çevre ve insan haklarının korunması; ekolojik, sürdürülebilir ekonomi ve kalkınmanın uygulanması ve geliştirilmesi amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Hibe desteğimizle Deniz ve Kıyıların Korunması Konusunda Kilit Paydaşların Hukuki Kapasitesinin Güçlendirilmesi projesini hayata geçirecek olan HUDOTO; proje kapsamında deniz ve kıyı alanlarının korunmasına ilişkin yasal çerçeve hakkında sivil toplum kuruluşları (STK), avukatlar, savunucular, sahil güvenlik memurları gibi kilit paydaşların kapasitelerini güçlendirmek amacıyla Balıkesir, İzmir ve Muğla’da çevrimiçi ve yüz yüze eğitimler düzenleyecek. 

Sucul Yaşam Derneği, (Muğla’da Doğa Koruyan Bir Jenerasyon Projesi, 445.000 TL), Muğla
Sucul Yaşam Derneği, sucul ekosistem araştırmalarına, sucul yaşam/balıkçılık eğitimi ile toplumun bilinçlendirilmesine ve sucul çevre ile kıyı zonu’nun korunmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Hibe desteğimizle Muğla’da Doğa Koruyan Bir Jenerasyon projesini hayata geçirecek olan dernek; proje kapsamında oluşturacağı Yaban Hayatı İzleme ve Doğa Koruma Eğitim Modülü ile Muğla’nın beş farklı bölgesinde yaşayan 750 gence yönelik doğa koruma ve yaban hayatı izleme eğitimleri verecek. Projenin görünürlüğünün artırılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması hedefiyle; yapılan eğitim ve etkinliklerden derlenen tanıtım videosu hazırlanacak. 

Yolda Derneği(Denizler ve Toplumlar Arasında Köprü Kurmak: Saros Körfezi Koruma ve Restorasyon Planlama Projesi, 450.000 TL), Ankara
Yolda Derneği (Yolda Girişimi), biyolojik çeşitliliğin korunmak ve iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sunmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Dernek aynı zamanda göçebe hayvancılık başta olmak üzere geleneksel üretim biçimlerine odaklanıyor. Hibe desteğimizle Denizler ve Toplumlar Arasında Köprü Kurmak: Saros Körfezi Koruma ve Restorasyon Planlama projesini hayata geçirecek olan Yolda Derneği; proje kapsamında Saros Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki ve çevresindeki deniz alanları için Koruma ve Restorasyon Eylem Planı geliştirecektir. Bu amaçla, dernek; küçük ölçekli balıkçılık kooperatifleri, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, karar vericiler, Birleşmiş Milletler temsilcileri, bağışçılar, özel sektör ve diğer ilgili paydaşların katılımıyla bir çalıştay düzenleyecektir. Çalıştayda, Eylem Planı’nın kapsamı ve vizyonu belirlenerek, kısa, orta ve uzun vadeli hedefler ile göstergeler oluşturulacaktır. Ayrıca, ekolojik, kültürel ve sosyo-ekonomik hedeflerin ve amaçların birbirine nasıl bağlanacağı üzerinde durularak, bütüncül bir yaklaşım benimsenecektir. 

 

Gelecek için Dayanışma Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Gelecek için Dayanışma Fonu

6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından, depremlerden etkilenen ergenlerin ve gençlerin iyi olma haline katkıda bulunan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda, Paribu iş birliğiyle hayata geçirilen Gelecek için Dayanışma Fonu’nun 2024 dönemi başvuruları açıldı.  

Fonun bu dönemine yapılan başvuruların odağında, depremlerden etkilenen ergenlerin ve gençlerin iyi olma halini desteklemeye yönelik aşağıda yer alan yaklaşımlardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  • Eğitim hakkına erişimin artırılması ve okul terkinin önlenmesi, 
  • Gençlerin istihdama katılımının desteklenmesi, 
  • Sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesi, 
  • Güvenli barınma imkanlarına ulaşımın sağlanması, 
  • Kültür-sanat faaliyetlerine katılımın artırılması, 
  • Spor faaliyetlerine erişimin kolaylaştırılması,
  • Sosyal hayata katılımın güçlendirilmesi. 

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, ​​kâr amacı gütmeyen kooperatifler ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar,
  • Proje faaliyetlerinin çıkıtları ile doğrudan ergenleri ve gençleri hedefleyen kuruluşlar
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar,
  • Fon kapsamında karşılıklı belirlenecek ihtiyaç alanları üzerinden kapasite güçlendirme çalışmalarına katılmayı taahhüt eden kuruluşlar

Gelecek için Dayanışma Fonu’nun 2024 dönemi kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı 2.400.000 TL’dir. Başvuru yapan STK, hibe programından en fazla 600.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 12 Eylül Perşembe günü saat 18.00’e kadar göndermeleri gerekir.

Gelecek için Dayanışma Fonu hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Her Yaşta Fonu’nun 2024 Dönemi Tanıtım Toplantısına Davetlisiniz

By | Her Yaşta Fonu

Yaşlılık ve yaşlanma alanlarıyla kadın, sağlık, eğitim gibi bu alanı çevreleyen konularda faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek ve paydaşlarla işbirliklerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2024 döneminin 14 Ağustos Çarşamba günü saat 14:00 – 16:00 saatleri arasında gerçekleşecek olan çevrimiçi tanıtım toplantısına davetlisiniz.

Tanıtım toplantısında fonun öncelikleri, başvuru koşulları ve değerlendirme kriterleri gibi konularda bilgi paylaşımının yanı sıra katılımcıların fon ve başvuru süreci hakkındaki sorularına yanıt verilecek bir soru-cevap oturumu da düzenlenecektir.

Toplantıya katılmak isteyenlerin kayıt formunu doldurmasını rica ederiz. Toplantının katılım bağlantısı yalnızca kayıt yaptıran kişilere e-posta yoluyla iletilecektir.

Her Yaşta Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Her Yaşta Fonu

Yaşlılık ve yaşlanma alanlarıyla kadın, sağlık, eğitim gibi bu alanı çevreleyen konularda faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek ve paydaşlarla işbirliklerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2024 dönemini başvuruları açıldı. 

Yaşlanma Alanında Ortaklıklar ve Ağlar temasıyla kurguladığımız fonun bu döneminde, STK’ların yaşlılık alanındaki çalışmalarının güçlenmesine ve STK’lar, kamu kurumları, yerel yönetimler gibi farklı paydaşlarla işbirliği modelleri geliştirmelerine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda fona başvuracak kuruluşların en az bir eş başvuran ile ortak başvuru yapması bekleniyor. Eş başvuru sahibinin projenin tasarlanması, uygulanması ve raporlanması süreçlerinde ortak sorumluluk alması bekleniyor.

Öncelikli Proje Konuları:

Fonun bu döneminde aşağıdaki unsurlara sahip projeler önceliklendirilecektir: 

  • Eş Başvuran Katkısı: Ayni destek seviyesine sahip bir ortaklıktan ziyade eş başvuranın proje tasarımı, uygulaması ve raporlanması gibi tüm süreçlerde ortak sorumluluk alması beklenir.  
  • Kesişimsellik: Yaşlanma alanı ile farklı alanlardaki uzmanlık ve deneyimleri birleştiren proje fikirlerine öncelik verilecektir.

Yapılan başvuruların odağında, yaşlılık ve yaşlanma alanlarını desteklemeye yönelik aşağıda yer alan yaklaşımlardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  • Hizmetlere erişim çerçevesinde teknoloji, finans, vb. alanlarda üretilen ürün ve hizmetlerden eşit yurttaşlık temelinde yararlanılmasını sağlamaya yönelik savunuculuk, işbirliği ve uygulama projeleri,
  • Yaşlıların günlük hayatta karşılaştığı izolasyon, ayrımcılık ve istihdam gibi temel konularda yaşanılan problemlerin çözümlerini teşvik eden, uygulayan ve model haline getirme potansiyeli bulunan çalışmalar,
  • Yaşlılara ve yaşlılığa dair ayrımcı yaklaşımları değiştirmeyi hedefleyen çalışmalar ve kampanyalar,
  • Yaşlılara yönelik oluşturulan dil temelli ayrımcılıkla mücadele eden projeler,
  • Sivil toplum, özel sektör, kamu kurumları ve yerel yönetimlerin işbirliği kapsamında kurumların yaşlıların lehine ortak ve kalıcı çözümler üretmelerini destekleyen faaliyetler,
  • Kamusal hayata katılımı geliştirme temelinde yaşlıları güçlendiren projeler,
  • Yaşlılık alanıyla sivil toplumun toplumsal cinsiyet eşitliği, insan hakları, engellilik, gençlik gibi diğer alanlarının diyaloğunu ve iş birliğini sağlayarak sivil alan paydaşlarının arasındaki sinerjiyi geliştirme ve yaşlılık alanını genişletme perspektifiyle uygulanan diyalog ve işbirliği projeleri,
  • Yaş dostu şehirler başta olmak üzere yaşlılarla yaşam alanlarının bağını güçlendirme odaklı çalışmalar,
  • Daha iyi yaşlanma konusunu gündem haline getirecek, başta üst orta yaş grubu (ve onların kadınlar, engelliler gibi alt kırılımında yer alan gruplar) olmak üzere toplumun diğer kesimlerinin yaşlılığa hazırlanmasını ve yaşlanma perspektifini desteklemeye yönelik çalışmalar,
  • Yaşlı yoksulluğu konusuna odaklanan çalışmalar,
  • Türkiye’deki yaşlı haklarını geliştirici politikaların ve yasal altyapının oluşması ve gelişmesine yönelik yapılacak savunuculuk faaliyetleri.

Başvuru Kriterleri:

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar,
  • Yaşlılık alanında çalışmalar yapan ya da toplumsal cinsiyet, sağlık, engellilik, eğitim gibi alanlarda biriktirmiş olduğu tecrübeyi çalıştığı hedef kitle nezdinde yaşlılarla genişletmeyi hedefleyen kuruluşlar,
  • 2022 yılı gelirleri 4.000 TL – 4.000.000 TL arasında olan kuruluşlar (2023 yılı ve sonrasında kurulan kuruluşlar için bir bütçe kısıtı bulunmamaktadır.)
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar,
  • Başvuran kuruluşların en az bir eş başvuran ile ortak başvuru yapması gerekmektedir.

Her Yaşta Fonu’nun 2024 dönemi kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı 1.250.000 TL’dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 1.250.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 13 Eylül 2024 Cuma günü saat 18:00’a kadar göndermeleri gerekir.

Her Yaşta Fonu hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz. 

Yüksek Öğrenimde Rehberliği Tanıtma ve Rehber Yetiştirme Vakfı ile Afet Sonrası Yaşlılık Çalışmaları Projesini Hakkında Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu

Yüksek Öğrenimde Rehberliği Tanıtma ve Rehber Yetiştirme Vakfı (Yöret Vakfı) toplumun her kesimine yönelik eğitim ve hizmet projeleri hayata geçiren Yöret, toplumun yaşam kalitesini artırmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor.  AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2023 döneminde hibe desteği sağladığımız Yöret Vakfı, Yarenlik Yolu Platformu ortaklığında Afet Sonrası Yaşlılık Çalışmaları projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında afetlerden etkilenen yaşlıların iyi olma halini desteklemek ve yaşanacak afetlerde yaşlılara yönelik hizmetlerde kullanılabilecek Afet ve Sonrası Yaşlılık kılavuzunu hazırlandı. 

Yöret Vakfı ve Yarenlik Yolu Platformu ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje kapsamında yürütülen çalışmalar, afetler sonrası yaşlılara yönelik psikososyal desteklerin önemi, hazırladıkları kılavuzun alana sağladığı katkılar ve gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

Yöret Vakfı olarak, toplumun her kesimine yönelik eğitim ve hizmet projeleri yürütüyorsunuz. Çalışma alanınızın mevcut durumu hakkında neler söylersiniz ve burada nasıl bir boşluğu dolduruyorsunuz? 

1972 yılında kurulan Yöret Vakfı, o tarihten bu yana gençlere, çocuklara ve topluma katkı sağlamak amacıyla çeşitli projeler düzenliyor. Yarenlik Yolu Platformu ile birlikte, toplumun her kesimine yönelik eğitim ve hizmet projelerini harekete geçirerek çalışmalarını sürdürüyor. Üniversite gençlerine, çocuklarla çalışan eğitimciler ve uzmanlara, topluma katkı sağlamak amacını güdüyor, farkındalık kazandırmayı ve fark yaratarak sonuç elde etmeyi hedefliyor. Çocuk hakları, gençlik kapasitesini güçlendirme, kuşaklar arası iletişim gibi konularda farkındalık artırıcı çalışmalar yapılıyor. Bunun yanı sıra, barışçıl iletişim atölyeleri ve çocuklarla oynanan Vurma! Konuş. kutu oyunu gibi etkinliklerle toplumda sağlıklı iletişimi teşvik eden çalışmalar yürütüyoruz. Kendi Projeni Kendin Yap programı ile gençlerin kendi projelerini hayata geçirmeleri ve afet sonrası güçlendirme projeleri de vakfın öncelikleri arasında bulunuyor. Yarenlik Yolu Platformu ise yaşlıların iyi yaşlanmasını sağlamak ve yaş ayrımcılığına karşı mücadele etmek için çeşitli projeler yürütüyoruz. Bu projeler arasında gündüzlü yaşlı evlerinin açılması, afet sonrası yaşlı çalışmaları ve dijital okuryazarlık gibi konular yer alıyor.

Her Yaşta  Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Afet Sonrası Yaşlılık Çalışmaları (AFYAŞ) projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Projemiz, Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen 65 yaş üstü bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek, sağlık, sosyal ve psikolojik destek meslek elemanlarını bilgilendirerek ve “destek verene destek” anlayışı ile geliştirilmiş yönergelerle depremden etkilenen yaşlı yetişkinlere ve bundan sonraki afetlerde zarar görecek yaşlılara yönelik hizmetlerde rehberlik sağlamak amacıyla hayata geçirildi. AFYAŞ projesi, bölgede yaşlı yetişkinlere hizmet veren profesyonellerinin gereksinimlerine kulak vererek, afet bölgesinde destek sağlamak ve birlikte güçlenmek amacıyla uygulandı. Proje kapsamında yapılan saha çalışmaları ve odak grup çalışmaları, yaşlı yetişkinlerin yaşadıkları zorlukları ve ihtiyaçlarını belirlemeyi hedefledik. AFYAŞ projesinin yürütücüsü Uzman Psikoterapist Refika Yazgaç liderliğindeki eğitim programı, afet bölgesinde yaşayan ve depremlerden etkilenen yaşlıların ihtiyaçlarını belirlemek için yapılan saha çalışmasıyla başladı. Alan profesyonellerine yönelik eğitim programı ve süpervizyon süreciyle devam etti. Eğitim programı ve süpervizyon toplantıları, katılımcıların deprem döneminde yaşlılarla çalışmaya dair yaklaşım ve yöntemlerini geliştirmeyi amaçladı. Ayrıca, Hatay depremi birinci yıl anma etkinlikleri kapsamında uzman söyleşiler ve canlı yayınlar düzenlendi. 

Afet sonrası yaşlıların psikolojik destek ihtiyaçlarına yönelik ne tür bir strateji önerilebilir?

Bu proje ile deprem bölgesinde yaşayan yaşlı bireylerin biyopsikososyal ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçların giderilmesine yönelik hazırlanacak eğitimlerle alanda çalışanların afetlerde yaşlılara yönelik hizmetleri planlamaları ve yürütmeleri böylece iyilik hallerinin artırılması hedefleniyor.

Son 30 yılda Türkiye nüfusu hızla yaşlanmakta olduğu ve afetlerin arttığı göz önüne alındığında tüm sağlık çalışanlarının;

  • Yaşlılık ve yaşlı bireylerle iletişim becerilerinin güçlenmesi gerektiği, 
  • Yaşlılarla çalışırken karşılaşılabilecekleri sorunlara çözüm bulma konusundaki becerilerinin gelişmesi,
  • Kendine yardım becerilerinin gelişmesi ve tükenmişlikle ilgili sorunlarının azalmasına yönelik kendine yardım konusunda bilgilenmeleri,
  • Yaşlılık konusunda bilgilerinin ve yaşlılık konusunda farkındalıklarının artırılması,
  • Yaşlılarla çalışmaya dair motivasyonlarının gelişmesi, aralarında dayanışma ve iş birliğinin desteklenmesi stratejileri öneriliyor.

Hazırlanan Afet ve Sonrası Yaşlılık kılavuzunun sivil toplum kuruluşlarına ve diğer paydaşlara yönelik kullanımı nasıl planlanıyor ve bu kılavuzun topluma sağlayacağı katkılar neler olabilir?

Yaşlılara hizmet götüren tüm profesyonel ve gönüllülerin yaşlılık dönemi ile ilgili algılarının pozitif yönde değişmesini sağlamak, bu olumlu sürecin bir sonucu olarak da yaş almış bireylerin de kendileri ile algılarının pozitif anlamda değişmesi öngörülüyor. Proje sürecinde yaşlıların depremler sırasında ve sonrasında süreçten nasıl etkilendiklerini ortaya koymak için yaşlıların iyilik halinin artması ve süpervizyon çalışmalarıyla çalışanların farkındalıklarının artması bekleniyor. Edinilen bilgi ve deneyimi araştırmalarla destekleyerek, afetler sırasında ve sonrasında yaşlılık dijital kılavuzu hazırlanıp alanda çalışan uzman ve gönüllülerin erişimi sağlanacak. Toplumda yaşlı yetişkinlere yönelik negatif algı ve tutumları (ageism) hak temelli yaklaşımla yaşlı savunuculuğu konusunda duyarlılığın artırılacağını bekliyoruz.

Projede edinilen bilgi ve tecrübeler e-rehber olarak hem internet sitelerimizde hem sosyal medya vb. tüm iletişim kanallarıyla STK’lara, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na ve AFAD gibi kamu kurumlarına iletilecek.

Yöret Vakfı ve Yarenlik Yolu Platformu olarak,  gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Gelecekteki projelerimiz, yaşlı haklarını ve yaş dostu, hak temelli iletişimi toplumda yaygınlaştırmak ve yaş ayrımcılığını ortadan kaldırmak. Her Yaşta Fonu kapsamında sağladığınız destekle hayata geçirdiğimiz AFYAŞ projesi, hızla yaşlanan toplumumuzda doğal afetlerin yanında demografik bir deprem gibi hazırlıksız olduğumuz toplumumuzun yaşlandığı gerçeği konusunda da farkındalık geliştireceğini umuyoruz. Deprem bölgesinde çalışan gönüllü ve profesyonellerle proje bitiminden sonra da geliştirdiğimiz iş birlikleri sayesinde yeni projeler ve çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Bu projede yer alan tüm katılımcıları desteklemeye devam etmek istiyoruz ve yaşlılıkla ilgili, resmi ve STK’larla işbirliği geliştirmeyi amaçlıyoruz.

 

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürüttükleri Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği (HSO), Hatay ve çevresinde kültür ve sanat alanında bir dönüşüm yaratmak amacıyla çeşitli konserler, projeler ve eğitim atölyeleri gerçekleştiriyor.  Bcause Foundation, Dalyan Foundation, Fondation de France, Karl Kahane Foundation, Kreuzberger Initiative gegen Antisemitismus (KIgA), Turkey Mozaik Foundation, WNS (Holdings) Limited işbirliğiyle ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2023 dönemi kapsamında desteklediğimiz HSO, kaynak çeşitliliğini artırmak ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çalışmalar yürütüyor. Bu amaç doğrultusunda iki tam zamanlı çalışan istihdam edecek olan HSO aynı zamanda hibe desteğiyle idari giderleri karşılayacak.

HSO ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin faaliyetleri, Kahramanmaraş depremleri sonrası bölgedeki kültür-sanat faaliyetleri, hibe kapsamında yürütülen kapasite güçlendirme çalışmaları hakkında konuştuk. 

Okuyucularımızın Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği’ni daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Hatay, Hitit ve Roma medeniyetlerinin yanı sıra Osmanlı hükümdarlığı ve Fransız işgaline de tanıklık etmiş, tarihi izlerle dolu bir şehirdir. Şehrin zengin kültürel geçmişi, çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması ve günümüzde devam eden farklı kültürlerin birlikte yaşam dinamiği, Türkiye fotoğrafı bağlamında düşündüğümüzde, Hatay’a özel bir yer kazandırıyor. Ancak, bu zengin geçmişe rağmen Hatay’ın kültür-sanat alanında hak ettiği yerde olmadığını gözlemliyoruz.

Bu eşsiz konum, bir taşra kentinin karşılaştığı yoksunlukları Hatay’ın da paylaşmasının önüne geçememiş. Özellikle kültür merkezi, konser salonu veya sanat merkezi gibi önemli altyapıların eksikliği dikkat çekiyor. Bu durum, gençlerin yeteneklerini geliştirmelerini ve potansiyellerini keşfetmelerini zorlaştırıyor. Kültür-sanatın bir parçası olmak, onunla karşılaşmak ve bu alanı bir yaşam seçeneği olarak görmek önemli bir farkındalık gerektirir. Türkiye’deki taşra kentlerinde bu imkanlara erişmekle ilgili yaşanan zorluklar, yeni nesillerin kültür ve sanat alanındaki gelişimini yavaşlatıyor ve hatta köreltiyor. 

İşte biz bu bağlamda Hatay Akademi Senfoni Orkestrası’nın üyeleri olarak 2019’da müzik öğretmenleri, konservatuar mezunları ve öğrencilerinden oluşan bir ekiple Hatay’ın ilk ve tek bağımsız senfonik orkestrasını kurduk. Kuruluş motivasyonumuz ise kentimizin sahip olduğu tarihi ve kültürel arka plandan güç alarak sanatla ve müziğimizle şehre bir dönüşüm getirmek oldu. Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği olarak, şehirdeki anlam arayışını ele alıyor, sanatın ve edebiyatın bu şehri güzel bir şekilde anlatabileceğine inanıyoruzBir akademi olarak, entelektüel üretimimizle tüm şehre ulaşmayı hedefliyoruz. Eğitimler ve paylaşımlar yaparak, yeni sanatsal ekollerin ortaya çıkmasına olanak tanıyor ve kültürü genişletme vizyonunu taşıyoruz. Bu sayede, Hatay’ın zengin kültürel mirasını daha geniş kitlelere ulaştırmayı ve sanatsal gelişimi desteklemeyi amaçlıyoruz. Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği olarak, sadece müzik yapmakla kalmayıp, aynı zamanda şehrin kültürel ve sanatsal zenginliklerini gelecek nesillere aktarmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, toplumsal bir hareketin öncüsü olma idealini taşıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2023 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kapasite güçlendirme başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurulduğumuz 2019 yılından bu yana sahip olduğumuz motivasyon ve özveri ile projelerimizi hayata geçiriyoruz. Dernek olarak kapasite güçlendirme desteği almadan önce de çeşitli konserler, eğitim faaliyetleri ve atölyeler gerçekleştiriyorduk. Bu projeler şehrimiz için son derece kıymetli adımlar olmakla beraber bu faaliyetlerimizin tamamına yakını, gönüllü emeği ile hayata geçiriliyordu. Bu da yolculuğumuz esnasında pek çok zorlukla karşılaşmamıza, vizyonumuzda yer alan hedeflerimizi, kaynak ve insan kaynağı yetersizliği ile ertelememize neden oldu. 

Kahramanmaraş depremleri ise bizim için yeni bir milat oldu ve hedefimiz şehrimizde yeni yaşamı örme ve şehrimizi sanatla iyileştirme misyonuna dönüştü. Bu süreçte bizler sahne aldığımız her yerde Hatay’ı anlatarak bölgeye dikkat çekmeye ve dayanışmanın bir parçası olmaya özen gösterdik. Tam bu aşamada sahip olduğumuz yeni misyon ile sistemli bir şekilde projeler geliştirerek şehrimizi ayağa kaldırmanın bir parçası olabilmek için bugüne kadar ortaya konan gönüllülük özverisinin ötesinde; kaynak geliştirme, insan kaynağı, profesyonel danışmanlık desteği ve iletişim çalışmaları en temel ihtiyaç kalemlerimiz olarak ortaya çıktı. Kurumsal Destek Fonu’nun yararlanıcıları arasında yer almamız biri olmamız bu ihtiyaçlarımıza bir yanıt oldu ve kuruluşumuzun sağlam temeller üzerine kapasitesini güçlendirmesine olanak yarattı. 

Kapasite güçlendirme desteği kapsamında Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği olarak 3 personel istihdam etmemiz mümkün oldu. Bu sayede derneğin genel koordinasyonu, kurumsal iletişim, sosyal medya çalışmaları ve kaynak geliştirme olmak üzere en temel ihtiyaçlarımıza yönelik düzenli çalışmalar yapmak ve onları takip edebilmemize olanak sağlayan ekip arkadaşları kazanma fırsatımız oldu. Yeni ekip arkadaşlarımızın aramıza katılmasının yanı sıra profesyonel sivil toplum danışmanlığı almamız da mümkün oldu. Buna paralel olarak Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından alanda uzman bir mentor ile buluşturularak sürecimizin geliştirilmesi ile kapasitemizin güçlenmesi de ivme kazandı.

Aldığımız bu destek sayesinde şu an sanata erişim hakkı kapsamında konteyner kentlerde konserler verdiğimiz 2 yeni projeyi daha hayata geçiriyor ve vizyonumuz doğrultusunda sistemli bir şekilde adım adım ilerleyerek yeni projelerimizi şekillendirerek toplumsal iyileşmenin adımlarını sanatla atıyoruz.

Deprem öncesinde çokkültürlülüğü ve kültürel çalışmalarla anılan Hatay’daki son durumdan bahser misiniz? Kültür-sanat faaliyetlerinin desteklenmesi ne tür desteklere ihtiyaç duyuyorsunuz?

Deprem öncesinde çokkültürlülüğü ve kültürel çalışmalarla anılan Hatay, sanat ve müzikle iç içe bir coğrafyaydı. Hatay halkı, sanat duyarlılığı yüksek, entelektüel ve okumuş insanlardan oluşan, çok kültürlü bir topluma sahipti. Özellikle Antakya’da aktif bir sanat hayatı vardı; canlı müzikler ve konserler bu şehri canlı tutuyordu. Hatay Akademi Senfoni Orkestrası ise Hatay’ın ilk ve tek profesyonel senfonik orkestrası olarak bu kültür hayatının önemli bir parçasıydı ve klasik müzik kitlesi oluşturmayı başarmıştı. Ancak, Hatay’da bir kültür merkezi, konser sahnesi veya büyük bir salon yoktu. Biz her konserimizde bu eksiklikten yakınıyorduk.

Kahramanmaraş depremleri sonrası, Hatay büyük bir yıkıma uğradı ve zorunlu göç eden müzisyenlerimizin büyük bir kısmı geri döndü. Ancak, prova salonlarımızın yıkılması nedeniyle müzisyenlerimiz, provalarını düzenli yapabilecekleri ve üretimlerini sergileyebilecekleri bir konser salonuna ihtiyaç duyuyor. Bu eksiklik, müzisyenlerimizin üretkenliğini ve motivasyonunu olumsuz etkiliyor. 

Kültür-sanat aktivitelerinin desteklenmesi için bazı önemli gelişmelere ihtiyaç var. Müzisyenlerimizin düzenli provalar yapabileceği ve üretimlerini sergileyebileceği mekanların inşa edilmesi, eksik enstrümanların temin edilmesi ve çocuklarımız için güvenli ve destekleyici bir ortam oluşturulması gerekiyor. Ayrıca, zorunlu göç eden müzisyenlerimizin Hatay’a geri dönüşünü teşvik edecek istihdam koşullarının sağlanması ve Hatay Akademi Senfoni Orkestrası’nın sanat yerleşkesi projesine destek verilmesi önemli. Bu adımlar, Hatay’ın kültürel ve sanatsal zenginliğini yeniden canlandırmak için kritik bir rol oynayacak.

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Bu destek sayesinde vizyonumuzda yer alan hayallerimizi somut şekilde gerçekleştirebilmek adına sistematik adımlar atabilmemiz mümkün oldu. Hedeflerimize yönelik projelendirmelerimizi yapıp tohumlarını bu süreçte ektik.  Ancak, Çocuk ve Gençlik Orkestramız ve Koromuz, deprem sonrası faaliyetlerine henüz başlayamadı. Gelecek hedeflerimiz içerisinde çocuklarımız için güvenli bir ortam sağlamak ve onların depremin getirdiği stres ve korku ortamında kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak, çocuk koro ve orkestrasını geliştirerek yeniden hayata geçirmek ilk adım olarak yer alıyor. 

En kapsamlı hedefimiz olarak ise, Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği olarak, sadece Hatay için değil, tüm kültür ve sanat dünyası için bir odak noktası olmasını hedefleyen bir sanat yerleşkesi inşa etmek. Bu yerleşke ile sanatın yaşandığı, üretildiği ve yayıldığı bir merkez olarak kültürel bir dönüşümü başlatmayı amaçlıyoruz. Şehirlerin canlılığını ve kimliğini belirleyen insanlar için anlamlı ve sürdürülebilir bir kültürel altyapı oluşturmak, Hatay’ın daha parlak bir geleceğine yol açacaktır. Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın desteği ile hedef projelerimizi gerçekleştirebilmek adına altyapımızı oluşturarak ivme kazandık.

Afet bölgesinde kültür-sanat alanında yapılan çalışmaların farklı bağışçılar tarafından desteklenmesi sizce neden önemli? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Kahramanmaraş depremleri, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde büyük yıkıma ve derin sosyal travmalara yol açtı. Bu felaketin ardından sadece fiziksel altyapının değil, aynı zamanda toplumsal yapının da yeniden inşasına ihtiyacımız var. Bu bağlamda kültür ve sanat, yeniden inşa sürecinde hayati bir rol oynuyor. Kültür-sanat, toplulukları bir araya getirir, travmayı işler ve iyileşme sürecini destekler. Depremlerin yarattığı derin izlerin silinmesi ve insanların yeniden umut ve dayanışma içinde yaşamlarını sürdürmesi için kültür-sanat alanında yapılan sivil toplum çalışmalarının desteklenmesi büyük önem taşıyor. Tiyatrolar, konserler, sergiler ve atölye çalışmaları, afetin etkilerini hafifletmek ve topluluk ruhunu yeniden canlandırmak için etkin bir araç.

Kültür ve sanatın bu dönemdeki önemi, farklı bağışçılar tarafından sağlanan desteklerle daha da belirgin hale gelir. Farklı kaynaklardan gelen maddi ve manevi yardımlar, sivil toplum kuruluşlarının daha geniş bir yelpazede faaliyet göstermesine olanak tanır. Bu destek, projelerin sürekliliğini sağlamak ve daha fazla insana ulaşmak için kıymetli.

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation gibi kuruluşlar, afet sonrası kültür ve sanat projelerine verdikleri destekle toplulukların yeniden inşa sürecine büyük katkıda bulunuyor. Sadece fiziksel değil, ruhsal iyileşmeyi de önemseyen bu yaklaşım, toplumların daha güçlü ve dirençli olmasına destek oluyor. Bu süreçte sağlanan destekler, geleceğin daha umutlu ve dayanışma içinde şekillenmesine katkıda bulunuyor. Destek olmanın yalnızca gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri sağlamaktan farklı yollar ile de mümkün olabileceğini göstermek adına öncü bir örnek oluyor. Hep birlikte, daha güçlü ve dayanıklı bir toplum inşa etmek için çalışmaya devam etmek dileğiyle.

Kadın Merkezi Eğitim, Üretim, Danışma ve Dayanışma Vakfı ile Dayanışma Yaşatır Projesini Konuştuk

By | Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

Diyarbakır’da faaliyet yürüten KAMER Kadın Merkezi Eğitim Üretim Danışma ve Dayanışma Vakfı (KAMER), cinsiyetçi değerlerin biçimlendirdiği kültür ve geleneklerin kadın ve çocuklara zarar veren uygulamalarını tespit etmek, alternatiflerini geliştirmek ve uygulanabilir olmalarına katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu kapsamında Dayanışma Yaşatır projesini hayata geçiren KAMER; Hatay’da  Engelli Kadın ve Çocuklara Destek Merkezi kurdu. Aynı zamanda Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya’da çadır kentlerde yer bulamayan ve sokakta barınmak zorunda kalan kadınların ve çocukların gıdaya ve hijyen ürünlerine erişimini destekledi. 

KAMER ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; vakfın faaliyetleri, afet dönemlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle çalışma yürütme prensipleri ve vakfın gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

KAMER, Yerel Güçlenmeye Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

KAMER olarak, Diyarbakır’da cinsiyetçi değerlerin biçimlendirdiği kültür ve geleneklerin kadın ve çocuklara zarar veren uygulamalarını tespit etmek, alternatiflerini geliştirmek ve uygulanabilir olmalarına katkı sağlamak amacıyla çalışmalarımızı yürütüyoruz. KAMER olarak amacımızı “yaşadığı şiddetten kurtulmayı başarmış, topluma etkin katılım sağlamış kadınların sayısını çoğaltmak” olarak tanımlayabiliriz. 

KAMER olarak 1997 yılında kurulduk. Her zaman ve her yerde olduğu gibi KAMER aleyhine de pek çok olumsuz yaklaşım söz konusuydu. Bu propagandaların en önemlisi “KAMER’in ve Türkiye’deki diğer kadın kuruluşlarının gizli hedefi Türkiye’deki kültürel yapıyı erozyona uğratmak. Onlar kadınları değiştirerek kültürümüze zarar vermeye, toplumu değiştirmeye çalışıyorlar.”şeklindeki yargılardı. Geliştirdiğimiz yöntemle hem bu tarz olumsuz propagandalar ile baş etmek hem katılımcılığı, kapsayıcılığı ve dolayısıyla toplumsallaşmayı sağladık.  

Bugüne kadar mücadele ettiğimiz alanlar kadınlarla beraber belirlendi. Kadınlar şiddetten yakındığı için şiddete karşı mücadele ettik. Ama elbette ilk çabamız şiddeti, olumsuz etkilerini, şiddetten kurtulmak için çıkarılmış yasaları, mevcut hizmetleri, hiç kimsenin hiçbir sebep ile şiddet uygulama hakkı olmadığı konusunda kadınların farkındalığını artırmak oldu. 

Başlık parası, kuma evliliği, kan bedeli evlilik, kayın evliliği, erken yaşta ve zorla evlilikler, eğitim hakkından yararlanmak ve buna benzer pek çok konu başlığı kadınlarla birlikte tespit edildi, kadınlarla birlikte çalışıldı ve çalışılmaya devam ediliyor. Kadınlar, kendilerine ve çocuklarına zarar veren uygulamaları tespit ediyorlar ve alternatifleri birlikte geliştiriyoruz. Daha sonrasında da uygulanabilir olmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Bunları yaparken insan haklarını ve Türkiye’nin de imza koyduğu sözleşmeleri baz alıyoruz.

Son iki yıldır ağırlıklı olarak çalıştığımız İklim Etkisi ve Toplumsal Cinsiyet Boyutu ya da Yerinden Yönetimin Önemi gibi çalışmalar da kadınların soruları, talepleri ile gündeme geldi. Kadınların belirlediği konular KAMER tarafından çalışılır, edinilen bilgiler kadınlarla paylaşılır, birlikte mücadele etme süreci başlar.

Hiç kimsenin, diline, inancına, kılık kıyafetine müdahale edilmez. KAMER’de çok dilli bir çalışma yürütüyoruz. Kültürel yapıyı bozmak için değil, kadın ve çocuklara zarar veren uygulamalara karşı mücadele ettiğimiz yıllar sonra anlaşıldı. Ayrıca KAMER toplumsallaşmayı başaran bir kadın kuruluşu oldu. Bu yöntemin etkisi önemli oldu. KAMER’i büyütüp geliştirenler kadınlar oldu. 

Hibe desteği ile Dayanışma Yaşatır projesini hayata geçiriyorsunuz. Projeniz tamamlanma aşamasındayken proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalar, çalışmanın çıktıları ve alana etkisi hakkında bilgi verir misiniz?

KAMER, Bingöl, Van ve Elazığ depremlerinden sonra yaşanan bina felaketlerinde, Batman sel felaketinde afetlerden etkilenenlerde beraber çalıştık. Bu nedenle Kahramanmaraş depremleri sonrası hızlıca aksiyon alabildik.

Depremler sonrası ilk aşamada ihtiyaçlar çok netti: Temel ihtiyaçlara erişim, temiz su, hijyen malzemeleri, kış ise ısınma sağlayacak giysiler vb. Bunlar ihtiyaç tespiti yapılmadan da tespit edilebilecek önceliklerdi. Ancak aradan birkaç ay geçtikten sonra ihtiyaçlar hızla değişti. Bu nedenle depremlerden etkilenenler için sağlanan hibe programlarının belirlenen planlarına ve bütçesine bağlı kalmak oldukça zordur. 

Dayanışma Yaşatır projemiz 2023 Haziran ortasında başladı. Adıyaman’da, Malatya’da, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta, Hatay’da çadır ve konteyner kentlerde çalıştık. Bu da ihtiyaçların yerinden, ihtiyaç sahiplerinden ve hızla belirlenmesini kolaylaştırdı. 

Dayanışma Yaşatır Projesi için öncelikle çok boyutlu yoksulluk yaşayan kadınlara ulaşmaya çalıştık. Daha önce gidilmediğini düşündüğümüz mahallelere ve köylere giderek ihtiyaçları tespit ettik. Projenin kaynakları, hızlı değişen ihtiyaçlar belirlenerek desteklere ulaşma imkanı sınırlı olan kadınlar için kullanıldı. 

Kadınlara yapılan ziyaretler sırasında ihtiyaçları kayıt altına almak üzere bir form kullandık. Bu formda yer alan sorulardan biri de daha önce herhangi bir kurum, kuruluş ya da sivil toplum kuruluşu (STK)  tarafından ziyaret edilip edilmediğini sorduk, ve % 62,8’si daha önce hiç kimse tarafından ziyaret edilmediğini belirtti. 

Sağlanan destekleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Dayanışma Yaşatır projesi kapsamında konteynerlar yaptırdık. Hatay’da Engelli Kadın ve Çocuklara Destek Merkezi olarak kullanılacak bir yerleşke hazırladık.
  • Kadınlara hukuki danışmanlık desteği sağladık. Bu destek sağlanırken iki farklı yöntem kullanıldı. Kadınların almak istediği danışmanlık konusu kendi yaşamlarıyla ilgili ise bireysel danışmanlık sağlandı. Ortaklaşılan konularda danışmanlık desteği gerekli ise grup danışmanlığı sağladık. Belirlenen bu iki yöntem kullanılarak 160 bireysel danışmanlık, 263 kişiye grup danışmanlığı desteği olmak üzere 423 danışmanlık desteği sağladık.
  • Depremlerden etkilenen her birey için 5 kere ile sınırlı olmak üzere, çok dilli çevrimiçi psikolojik danışmanlık desteği sağlandı. 372 kadın ile toplam 1860 görüşme yapıldı. 
  • 5580 kadın Psiko-eğitim gruplarına katıldı. Her biri ortalama 15 kişiden oluşan ve toplam 5 görüşme yapılan bu gruplarda kadınlarla dayanışarak, güçlenmelerine katkı sağlandı. 

Gerçekleştirilen bu çalışmaların elbette alana olumlu etkisi oldu. Proje tamamlandığı halde hem günlük temel ihtiyaçları hem de yasal ve psikolojik danışmanlık desteği için başvuran kadın sayısı oldukça fazla. Projenin kadınlar üzerinde çok belirgin bir etkisi oldu. Hem temel ihtiyaçlara ulaşabildiler hem de güçlendiler. 

Deprem bölgesinde kadınlara yönelik hem temel ihtiyaçlara erişim hem de psikososyal desteği kapsayan bir çalışma yaptınız. Bu ve benzeri çalışmalarda sizce dikkat edilmesi gereken hususlar neler?

Özellikle Dayanışma Yaşatır projesiyle fark ettiklerimizi anlatmaya çalışacağım. COVID-19 sonrası belirginleşen yoksulluk, Kahramanmaraş depremleri sonrası daha da derinleşti.  KAMER olarak hedef grubumuzu “çok boyutlu yoksulluk yaşayan, fırsatlardan, hizmetlerinden yararlanamayan” kadınlar olarak belirledik. Afet dönemlerinde de öncelikle bu hedef gruba ulaşmaya çalıştık. Bu kadınlara ulaştığımız zaman, bir kısmının tamamen durmuş olduğunu fark ettik. Artık ayağa kalkıp bir yudum su, bir lokma ekmek arayacak güçleri, yaşamak için hevesleri kalmamıştı. Bir kısmı ise açıkça şiddet yaşadığı halde bunu önemsemiyor, temel gıdaya erişebilmek için mücadele ediyordu. Zaten zor hayatlar yaşayan kadınlar depremlerle birlikte sahip oldukları her şeyi kaybetmişti. Günlük temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorlardı. Yoğun bir çaresizlik ya da öfke yaşıyorladı ve kendileriyle ilgili hiçbir ihtiyacı önemsemiyorlardı. Bu aileler tek tek tespit ettik. Hazırlanan gıda paketleri, hijyen malzemeleri, giysileri doğrudan ulaştırdık. Her aile için bu destekler belli aralıklarla devam etti. 

Bir süre sonra bu durumdaki kadınlarla iletişim kurabildik.

Öncelikle dikkate etmemiz gereken şey; “Kadınlar yaşadıkları kayıplar, zorluklar nedeniyle çaresiz hissediyorlar. Kendileri ile ilgili şiddet, sağlık sorunu gibi sorunları öteliyorlar.”

Sahada çalışan kadın kuruluşlarının bu aileler ile farklı tarzda çalışmaları, insani yardım ve hak temelli çalışmaları birlikte yürütmeleri gerekiyor. Tam bu noktada da dikkat etmemiz gereken şey iki çalışmanın iç içe geçmesini engellemektir. KAMER olarak bunu sağlayabilmek için insani yardım çalışmaları için çeşitli yöntemler geliştirdik. Herşey bir yana, en acil durumlarda bile mümkün olduğu kadar depremlerden etkilenenlerin destek almak için birbiri ile yarıştığı ortamlar yaratmaktan ve izdihama sebep olacak yöntemlerden kaçınmak gerekiyor.

KAMER’in gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Deprem bölgesi ilan edilen 11 ilin 8’inde örgütlüyüz. Yani aslında KAMER olarak bizler de depremlerden etkilendik. Yıkılan ofis binalarımız yerine konteyner ofisler kurduk. Buralarda çalışmaya devam ediyoruz.

Dayanışma Yaşatır projesinin sağladığı kaynak ile Hatay’da Engelli Kadın ve Çocuklara Destek Merkezi olarak kullanılacak bir yerleşke hazırlandık. Hatay’da depremler nedeniyle engelli olmuş kadınlara ve engelli kadınların bakımları ile ilgilenen kadınlara ulaşmaya, durumlarını tespit etmeye, seslerini duyurmaya ve gücümüz yettiğince ihtiyaçlarını karşılamaya çalışacağız.

Kadınların güçlenmesi alanında yapılan çalışmaların farklı bağışçılar tarafından desteklenmesi sizce neden önemli? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Kadınlar her şeye rağmen güçlenmeye devam ediyor. Kadınların güçlenmesi, şiddet ile baş etmeye başlaması, topluma etkin katılım sağlamak için çaba harcaması hem Türkiye için hem de dünya için umut yaratıyor.

Kadınların güçlenmesi, değişip dönüşmesi çocukların da değişmesini sağlıyor. Şiddetsiz, eşitlikçi, doğaya dayalı bir yaşam özlemi giderek büyüyor. Bunun devamını sağlamak gerekiyor. Bence bağışçılar bunu görmeli ve desteklemeli. Sağlanmakta olan güçlenme kesintiye uğramadan devam etmelidir. 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kapasite güçlendirme faaliyetlerini desteklemek amacıyla Bir Adım Var Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirilen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2024 dönemi başvuruları sona erdi.

Bu yıl fona teknik kriterlere uyan 101 STK başvuruda bulundu. Başvuruların türleri şu şekilde dağıldı:

  • 86 Dernek
  • 8 Kooperatif
  • 6 Vakıf
  • 1 Vakıf Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi

Fona Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Batman, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırıkkale, Manisa, Mardin, Mersin, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Şırnak ve Van olmak üzere 26 farklı ilden başvuru alındı.

2024 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 61.053.865 TL oldu.

Dem Derneği ile Sesimi Duyan Var Mı? Projesi Hakkında Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu, Her Yaşta Fonu

Toplumsal zıtlıklar arasında diyalog alanları yaratmayı ve bu alanlarda sürdürülebilir çözümler üretmeyi hedefleyen Dem Derneği (Dem), işiten toplum ile sağır toplum ve işitme engelliler arasında acıma duygusundan uzak ve istihdamı destekleyen diyalog alanları yaratmak amacıyla çalışmalar yapıyor.  AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’nun 2023 döneminde hibe desteği sağladığımız Dem, Sesimi Duyan Var Mı? projesini hayata geçirdi. Dem proje kapsamında Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta bulunan toplam 30 çadır kenti ziyaret ederek başta yaşlılar olmak üzere işitme kaybı yaşayan bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek, işitme cihazına erişimlerini destekledik. 

Dem Derneği ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneği faaliyetleri, hibe kapsamında yürüttükleri faaliyetler, afet dönemlerinde sağır ve işitme engelli bireylerin karşılaştıkları zorluklar hakkında konuştuk. 

Dem Derneği olarak, işiten toplum ile sağır toplum ve işitme engelliler arasında acıma duygusundan uzak diyalog alanları yaratmak için çalışmalar yapıyoruz. Bu alandaki mevcut durum hakkında neler söyleyebilirsiniz? Siz bu alanda nasıl bir boşluğu dolduruyorsunuz?

Evet, Dem Derneği olarak 2014 yılından bu yana işitme engelli ve sağır toplum ile işiten toplumun her alanda bir arada yaşamasını sağlamak için çalışıyoruz. Çalışmalarımıza başladığımız günden bu yana 10 yıl geçti ve bu süre zarfında alanda çok şey değişti ve gelişti. Bunlardan en belirgini, Türk İşaret Dili (TİD) farkındalığındaki artış ve TİD ile bilgiye ve hizmete erişimin yaygınlaşmasıdır. Biz de Dem Derneği olarak, bir arada yaşamı savunan ve gündem belirleyici bir rol oynayan bir sivil toplum aktörü olarak bu alanda önemli bir yer tutuyoruz.

Her Yaşta  Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Sesimi Duyan Var mı? projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sesimi Duyan Var Mı? projesinde, depremlerden etkilenen Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş illerinde, işitme kaybı yaşayan yaşlılar başta olmak üzere işitme kaybından etkilenen ve işitme cihazı ihtiyacı olan kişileri tespit etmeyi hedefledik. Bu doğrultuda, Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta 23 geçici yaşam alanını ziyaret ettik ve toplam 134 işitme kaybından etkilenen kişiyi tespit ettik.

Detaylara bakacak olursak:

  • Adıyaman’da 10 geçici yaşam alanını ziyaret ederek, toplam 44 işitme kaybından etkilenen kişiyle tanıştık ve bunların 39’unun işitme cihazı yoktu.
  • Gaziantep’te beş geçici yaşam alanını ziyaret ederek, toplam 32 işitme kaybından etkilenen kişiyle tanıştık ve bunların 29’unun işitme cihazı yoktu.
  • Kahramanmaraş’ta sekiz geçici yaşam alanını ziyaret ederek, toplam 58 işitme kaybından etkilenen kişiyle tanıştık ve bunların 56’sının işitme cihazı yoktu.

Tespit ettiğimiz 134 kişiden ikisine işitme cihazlarını ulaştırarak cihazlandırma sürecine başladık. Diğer cihazlar için yaklaşık 6.5 milyon TL fona ihtiyacımız var.

Deprem sonrası engelli bireylerin günlük yaşamlarında karşılaştıkları engelleri azaltmak ve erişilebilirliklerini artırmak için neler yapılabilir? Bunun sürdürülebilirliğini sağlamak için ne tür önerileriniz olur?

İşitme engelli bireyler ve sağır toplum ile çalışan bir sivil toplum kuruluşu (STK) olarak, olası bir deprem anı ve sonrasında gerekli olabilecek arama ve kurtarma çalışmalarına işitme engelli ve sağır bireyleri de kapsayacak şekilde hazırlık yapılmasını öneriyoruz. Projemizin adı olan ve arama kurtarma çalışmalarını hatırlatan “Sesimi Duyan Var Mı?” sorusu, işitme engelli ve sağır bireyler için bir anlam ifade etmiyor.

Diğer engel grupları için de kentlerin yeniden yapılandırılması sürecinde erişilebilir tasarımlar yapmak, sürdürülebilir ve kapsayıcı şehirler yaratmak açısından büyük önem taşıyor. Yeniden yapılandırılacak kentlerde eşit erişimi en baştan düşünmek, bu süreci bir fırsata dönüştürebilir.

Sesimi Duyan Var Mı? projesinin temel hedefleri nelerdir ve hangi ihtiyaçlara odaklanmayı planlıyorsunuz? Projeyi başlatmaya ne ilham verdi?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu projede deprem bölgesindeki işitme kaybı yaşayan yaşlılar başta olmak üzere, işitme kaybından etkilenen ve işitme cihazı ihtiyacı olan kişileri tespit etmeyi hedefledik. İşitme cihazı ihtiyacını karşılamaya odaklandık çünkü deprem sırasında kaybolan veya zaten daha önce de hiç alınamamış işitme cihazları pahalı olduğundan, devlet desteği yetersiz veya hiç olmadığından bu ihtiyaç önceliklendirilemiyor. Çift kulak işitme cihazı ihtiyacı olan bir kişi, yaklaşık 3 aylık emekli maaşını vererek bir çift cihaz satın alabilir. Kısaca, biz bu projeyle “böyle bir ihtiyaç da var” demek istedik.

İşitme engelli bireylerin topluma katılımı konusunda nasıl bir etki bekliyorsunuz?

İşitme kaybına erken tespit ve erken müdahale, yani cihazlandırma, toplumdaki bir aradalık halini destekler ve bir arada olabileceğimiz diyalog alanlarının sayısını artırır. Özellikle yaşa bağlı işitme kaybının erken teşhisi ve sürekli cihaz kullanımı, sadece duymayı değil, aynı zamanda aktif iletişimi ve sosyal bir yaşamı beraberinde getirir.

Örneğin; ilk cihazlandırdığımız 2 kişiden biri olan Cemile Teyze, hepsi şehir dışında olan çocukları ile ancak cihazı varken telefonda konuşabiliyor. Cemile Teyze sadece çocuklarının sesini duymuyor, aynı zamanda bu sayede ilişkilerini, iletişimini ve sosyal yaşamını de koruyor.

Bu şekilde, işitme engelli bireylerin erken müdahale ve cihaz kullanımıyla topluma daha aktif katılım sağlayabileceği ve sosyal yaşamda daha etkin olabileceği bir ortamın oluşacağını öngörüyoruz.

Dem Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Dernek olarak ilk hedeflerimizden biri kısa vadede bu proje kapsamında tespit ettiğimiz tüm işitme kaybı olan bireylere ihtiyaç duydukları cihazları ulaştırmak olacak. Ancak cihazlandırma özellikle yaşa bağlı işitme kayıplı bireylerde sadece deprem bölgesinde bir ihtiyaç değil. Türkiye genelinde pahalı olmasından ötürü önceliklendirilemiyor. Kurum olarak bunu gündemimize alacağız. 

Bağış kültürünün yeniden yapılanmaya başladığı bu dönemde bağışçılara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Bağışçıları hedef kitlesi ile birebirde iletişimde olan bizim gibi küçük ölçekli sivil toplum aktörleri ile de birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.  

 

Derin Yoksulluk Ağı ile İstanbul’da Afet Yoksulluğunun Verileştirilmesi ve Verilerin Paylaşımı Projesi Hakkında Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen Derin Yoksulluk Ağı (DYA), derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yürütüyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri bağışçılarla derin yoksulluk koşullarında kişileri temel ihtiyaç desteği sağlamak için bir araya getiriyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında desteklediğimiz DYA, proje kapsamında Kahramanmaraş depremleri sonrası İstanbul’a gelen ailelerin ve üniversite öğrencilerinin yaşadıkları yoksulluk durumunu takip etmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla çalışmalarını yürütecek. Bu amaç doğrultusunda İstanbul’un afet yoksulluğu haritasını çıkaracak olan DYA, yoksulluğun nasıl deneyimlendiği ve ihtiyaç duyulan destek türleri ile ilgili veri üretecek. Üretilen veriler alanda çalışan farklı paydaşlarla paylaşacak.

Derin Yoksulluk Ağı ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; yoksulluk kavramı, afetlerin yoksul bireyler üzerindeki etkisi ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Derin Yoksulluk Ağı’nın yoksullukla mücadelede benimsediği yaklaşımdan bahseder misiniz?

Derin Yoksulluk Ağı’nın yoksullukla mücadelede benimsediği yaklaşım, yoksulluğu çok boyutlu bir sorun olarak ele almayı ve bu soruna insan hakları perspektifinden yaklaşmayı içerir. Bu yaklaşım, yoksulluğun sadece ekonomik bir eksiklik olmadığını aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik haklara erişim engelleriyle bağlantılı olduğunu vurgular. Derin Yoksulluk Ağı, yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği ile sınırlı olmadığını, bunun yanında eğitim, sağlık, konut gibi temel yaşam standartlarına erişim eksikliklerini de içerdiğini kabul eder ve bu eksikliklerin insan hakları ihlalleri olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunur.

Derin Yoksulluk Ağı yoksullukla mücadele stratejilerini, saha çalışmaları ve toplumsal etkileşim üzerine kurar. Bu çalışmalar, yoksulluk koşullarında yaşayan bireylerin gerçek ihtiyaçlarını ve deneyimlerini doğrudan anlamayı amaçlar ve bu bilgilere dayanarak sürdürülebilir ve hak temelli çözümler geliştirmeyi hedefler. Özellikle kadın ve çocuklar gibi dezavantajlı grupların yaşadığı özel sorunlara odaklanarak, sosyal dışlanma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konularda politikalar geliştirilir.

Toplumsal farkındalığı artırmak ve politika yapıcıları etkilemek için yapılan lobi çalışmaları ve savunuculuk kampanyaları, Derin Yoksulluk Ağı’nın stratejilerinin merkezi unsurlarıdır. Bu yaklaşım, yoksulluğun sadece maddi yetersizliklerle değil, aynı zamanda geniş yoksunluk ve insan hakları sorunları olarak ele alınmasını sağlamak için kesişimsel ve çok yönlü çözümler sunar. Bu çerçevede, coğrafi bölge, etnik köken, göçmenlik statüsü gibi toplumsal kilit özellikler dikkate alınarak özel politikalar geliştirilir, bu da yoksulluğun her birey ve grup üzerinde farklı etkiler yaratabileceği gerçeğini göz önünde bulundurur.

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle İstanbul’da Afet Yoksulluğunun Verileştirilmesi ve Verilerin Paylaşımı projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

 İstanbul’da Afet Yoksulluğunun Verileştirilmesi ve Verilerin Paylaşımı projemiz, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler sonrasında İstanbul’a tahliye edilen aileler ve afetten dolayı kayıpları olan üniversite öğrencilerinin yaşadığı yoksulluk sorunlarını izlemek ve bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla tasarlandı. Proje kapsamında, depremden etkilenen bu grupların dağınık durumdaki verilerini toplamayı, bu verileri derinlemesine analiz etmeyi ve bir veri tabanına entegre etmeyi hedefliyoruz. Analiz sonuçlarının afet sonrası yoksulluğun coğrafi dağılımı, deneyimleme biçimleri, ulaşılan ve ihtiyaç duyulan destekler hakkında detaylı bilgiler sağlayacağını düşünüyoruz. Veri tabanı çalışmasında hane içini ve bireyi en iyi şekilde tanımlamaya dair soruların hazırlık aşaması tamamlandık ve yoksulluğun kesişimselliği üzerine birçok farklı kırılım başlıkları oluşturduk. Saha çalışmaları, hane ziyaretleri, bireysel mülakatlar aracılığı ile verileri bu sisteme yüklüyoruz. İhtiyaç Haritası geçmiş veri tabanı çalışmamızı güncelleyerek ve yeni eklemelerle bu konuda bizim yine en büyük destekçimiz oldu. 

Elde ettiğimiz bu verileri ve deneyimleri diğer sivil toplum kuruluşları (STK), yerel yönetimler ve ilgili aktörlerle paylaşacağız. Umuyoruz ki bu paylaşımlar, koordinasyonu artırarak daha etkili destek modellerinin geliştirilmesine olanak tanıyacak. Aynı zamanda, elde edilen verilerin görselleştirilmesi ve analizi için yapay zeka araçlarından yararlanılacak böylece verilerin anlamlandırılması kolaylaşacak ve daha geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından erişilebilir olacak.

Projenin uygulanması, sahada yürütülen ayni destek programı ile gerçekleştirilecek. Bu, araştırmaların saha ile olan ilişkileri güçlendirerek sürdürülebilir bir etki yaratmasını sağlayacak. Ayrıca, dijital dönüşüm ile veri toplama ve paylaşım süreçlerinin daha etkin yönetilmesini hedefliyoruz. Dijital platformların kullanımı sayesinde, projenin diğer aktörlerle olan iletişimi ve koordinasyonu güçlendirilecek böylece afet sonrası yoksullukla mücadelede daha kapsamlı bir yaklaşım benimsenecek. Bu çalışma sonucunda, afet bağlamında dezavantajlı gruplar için yürütülen destek ve savunuculuk çalışmaları bilgiye dayalı ve koordine bir şekilde ilerleyecek.

İstanbul’un afet yoksulluğu haritasını çıkarmak için nasıl bir metodoloji izliyorsunuz? Bu harita hangi bilgileri içerecek ve hangi amaçlarla kullanılacak?

İstanbul’un afet yoksulluğu haritasını çıkarmak için izlediğimiz metodoloji, kapsamlı ve çok yönlü bir veri toplama ve analiz sürecine dayanıyor. Bu süreçte, depremden etkilenen ve İstanbul’a tahliye edilen aileler ile İstanbul’daki üniversitelerde okuyan öğrencileri kapsayarak mevcut veri tabanımızı genişletiyoruz. Veri tabanımızı düzenli olarak güncelleyerek ve sürekli yenileyerek, dahil olan kişilerin aldıkları diğer destekleri ve destek kanallarını da ekliyoruz.

Yapılan görüşmelerde aşağıdaki bilgileri topluyoruz:

  • Genel Hane Bilgisi,
  • Beslenmeye dair bilgiler,
  • “Geçmişe göre daha mı iyi, daha mı kötü besleniyorsun?” gibi sorular,
  • Hanede engelli var mı?
  • Hanede varsa çocuk, yaş grupları?
  • Ayni ve nakdi destek durumu,
  • Borç/Kredi durumu,
  • Oturduğunuz evin depreme dayanıklı olup olmadığı,
  • Psikolojik desteğe ihtiyaç duyan ve yardım alan var mı?
  • Afette doğrudan sizi etkileyen bir kayıp oldu mu?
  • Acil ihtiyacınız nedir?

Öğrencilere yönelik sorular:

  • Bakmak zorunda olduğu hane halkı var mı?
  • İstediği okulda mı okuyor?
  • Okulda ne sıklıkla öğün atlıyor?
  • Okula devam edemezse bunun nedeni nedir?
  • Eğitiminde hangi malzemenin eksikliğini yaşıyor?
  • Spor yapabiliyor mu?
  • Kendi odası var mı?
  • Neler yaparak eğleniyor?
  • En son hangi eğlence için harcama yaptı?

Bu ve bunlara benzer sorularla hanenin ve bireyin yaşadığı yoksunlukları en doğru şekilde tanımlamaya çalışıyoruz. Aldığımız adres bilgileri ile oyun ve park alanlarına, kreş ve bakım merkezlerine, sağlık hizmetlerine, yeşil alana, toplu taşımalara erişebilme olanaklarını da yapay zeka çalışması ile raporlamayı hedefliyoruz. 

Afetlerin genellikle yoksul bireyleri daha fazla etkilediği gözlemleniyor. Bu durumun arkasındaki sebepleri ve bu kesimlerin afet sonrası nasıl desteklenmesi gerektiğini değerlendirir misiniz?

Afet sonrasında toparlanmak için destek mekanizmalarına sahip olmak oldukça önemli. İstanbul ve farklı illere tahliye olan ailelerin, akraba, arkadaş desteği ile hızlıca bölgeden ayrılabildiklerini gözlemledik. Yeni bir şehre yerleşmek, iş ve eğitim olanaklarından faydalanmak için güçlü bir sosyal ağınızın olması gerekli. Her hanenin böyle bir imkânı olmuyor. Yaşadığımız çoklu krizler çağında çalıştığımız hanelerin temel gıdaya, sağlık hizmetlerine, güvenli konuta, nitelikli eğitime erişimde yaşadıkları zorluklar afetlerde daha da derinleşiyor. 

Derin Yoksulluk Ağı’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Verilerin görselleştirilmesi projesi gelecekte çalışmak istediğimiz, ihtiyaç ve destek sistemlerinin bir harita üzerinde görselleştirilmesi çalışmasıyla oldukça paralel ilerliyor. Kentin imkanlarına ve diğer sosyal destek alanlarına erişebilirlik üzerinden doğrudan ve dolaylı şekilde gerçekleşen, özellikle kadın ve çocukların yaşadıkları ayrımcılık ve hak ihlallerini haritalamak istiyoruz. Yaşanılan semtteki gece aydınlatması, toplu taşıma pratikleri, yeşil alana uzaklık, kreş hakkı, istihdam olanakları gibi bölgenin sosyoekonomik yapısını anlamak ve görselleştirmek sonucunda da yerel ve kamu hizmetlerini bu alanlara yönlendirmek için savunu çalışmalarını hedefliyoruz. 

Bağış kültürünün yeniden yapılanmaya başladığı bu dönemde bağışçılara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Derneğimiz bu sene valilik onaylı yardım toplama iznini aldı. Bireysel kampanyalar, kermesler ve tiyatro-konser gelirleri gibi çeşitli alanlarda, özellikle koşu, yüzme ve bisiklet maratonları gibi etkinliklerle, bağışçılarımızla buluşma imkânımız arttı. Bu sene Adım Adım Platformu’nda da kampanyalarımızı başlattık. Gönüllü destekçilerimizin emeği ile oluşturulan dayanışma çemberleri modeli sayesinde bağışçılık kültürünün yaygınlaşacağına inanıyoruz. Sosyal medyanın gücünü kullanarak, özel günler ve savunu çalışmaları için fenomenlerden destek alıyoruz. Bağışçı haklarını koruyan Açık Açık Platformu’nun bir üyesiyiz. Bireysel ve kurumsal bağış alma oranlarımız oldukça iyi; çalışma ilkelerimiz olan hesap verebilirlik ve şeffaflığı her çalışmamızda önceliklendiriyoruz. Tüm bunlarla eş zamanlı olarak Dijital Dönüşüm Projesi kapsamında Kerem Çiftçioğlu’ndan mentor desteği almaya başladık. Bağışçılarla olan ilişkilerimizi, ayni bağışların kabul süreçlerini ve bağış kampanyalarını kurumsal bir çerçeve içinde ele alacağız.